Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İlahi Nizam ve Kainat Bilgileri Hakkında

Başlatan Süvari, 16 Mayıs 2015, 20:40:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
Foruma tekrar tekrar hoşgeldin Neron / Lir / Ağaçkakan. Bu sefer kuş adı almamışsın, Neron adı ilginç bir seçim, bana bir gönderme mi, yoksa kendi duygularını ifade tmek için mi? Neyse, gittiği yere kadar diyelim, hayırlı olsun.

Neron

#46
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Foruma tekrar tekrar hoşgeldin Neron / Lir / Ağaçkakan. Bu sefer kuş adı almamışsın, Neron adı ilginç bir seçim, bana bir gönderme mi, yoksa kendi duygularını ifade tmek için mi? Neyse, gittiği yere kadar diyelim, hayırlı olsun.


:)
 

bigsenfoni

#47
Noooli la burda ;D
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

n/a

#48
Sevgili Neron; öyle anlaşılıyor olabilir haklısın fakat burada cennet ve cehennem. Buraya inmen cennetin de olabilir sana bağlı. Ben örneklememi diğer metafordan yana kullandım.
Söyler misin...örneğin; kadınlara, erkeklere, hayvanlara, çocuklara hatta ve hatta öz çocuğuna tacizde bulunan mahlukatlar var bu planette. Bunların gideceği yer cayır cayır bir cehennem bulamazsın. Bunlar odun olup ateş olup yanan olup buraya geri geldiklerinde ( veya mecvut enkarne bedenlerinde ve yaşamlarında da ne yaşayacaklarını bilemeyiz. İlahi plan ölümüne dek borcunu tahsil edebilir de) işte o zaman cehennemlerini yaşarlar. Çünkü yeni enkarnasyon planları zamanında mağdur ettikleri üzerine kurulu olacaktır. Mağdur olmanın nasıl bir şey olduğunu yaşayarak görecekler. Empatiyi bilmeyenin ruhununa bu defalarca, anlayana kadar öğretilir. Keza başkalarına hizmet boyutuna yönelip bencilce kendine hizmet boyutunda kalmazsan da ona uygun bir tekamül çerçevesinde rol alırsın. Burada kısasa kısas şeklinde de düşünmemek lazım. Biliyoruz ki çok üst boyutlardan, insanlara fedakarlık ve üstadlık adına inen çok sayıda rehber ruh var. Onların aramızda çekecekleri acı ve üzüntü onların da bu acıyı hak ettikleri anlamına gelmiyor. Onlar bu acı ve fedakarlıkla mutlak gücün iradesi ile daha fazla bütünleşiyorlar.

Akıldan çıkarılmaması gereken tek şey bilincin tekamülü. Okuduğunu da bu doğrultuda ürkütücü veya öğretici ve yine / veya şifreli algılayabilirsin. Bilim dinle hep ayrıymış gibi görüldü. Oysa rakamları, notaları, besteleri bize sunan aynı havuzun zerreleri değil mi. Bırakın maddeye tapıp realitesini 3B dünya ile ilişkilendirenler yollarına devam etsinler. Öğrenci hazır olduğunda öğretmen belirir derler...öğrenci olduğunu kabul etmeyenlerle de oyalanmak ve irtibatta olmak tamamen zarardır. Sıfatı ve kimliği ne olursa olsun hayvani dürtülerinden arınamamış ve maneviyata kapalı gözleri bir yere kadar ışığa çağırabilirsiniz. Onların karanlığı aydınlanamayacak kadar derin ve kördür. Sadece etki tepki yasasıyla insan olabilme şansları vardır. Oda artık kaç yüzyılların kaybı olur...
 

n/a

#49
Ben de cansız varlıkken öldüm, yetişip gelişen bitki oldum; bitkiyken öldüm, hayvan biçiminde tezahür ettim. Hayvanlıktan geçip öldüm, insan oldum; öyleyse ölmekten korkmak niye? Hiç daha kötüye dönüştüğüm, alçaldığım görüldü mü? (Mevlana Celaleddin Rumi)
"Ete kemiğe büründüm,Yunus olarak göründüm  Her dem yeni doğarız,bizden kim usanası."(Yunus Emre)

Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi
Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni
Nesimi
 

n/a

#50
İNVK' da imajinasyonlar anlatılmıştır Spatyom' da. Aynı bilgileri diğer pek çok kaynakta bulabiliriz. Tibet' in Ölüler Kitabı keza. Sonuçta hangi dil ve kültüre hizmet ettikleri önemli değil. Ortak bilgi: imajinasyonlarımızdır. Hayvanlarda da otomatizasyon. Yani içimiz ne ile dolu ise hatta gizlediklerimiz(sandığımız), üstünü örtmeye çalıştıklarımız...vs karşımıza işte o imajinasyon aşamasında tek tek çıkarlar. Ruhun empati yeteneği verdiği acıyı ve ızdırabı hissederek zorlanır. Çok sevdiğim bir sözü vardır Mevlana' nın HER ŞEY NEYE LAYIK SA ONA DÖNÜŞÜR!!!!!
 

Neron

#51
Sevgili n/a, bu cevaplarınıza teşekkürler. Bu yazdıklarınız çok daha açıklayıcı oldu.

Bu konuda aklıma gelen ve sormak istediğim bir şey var. Suç, günah, kötülük daha çok bizim gibi nispeten daha gelişmiş toplumlara özgü. İlkel ortaklaşmacı kabile toplumlarında suç da, günah da, kötülük de çok daha az ve naif tarzda. Yani bizim toplumdakilere göre çocuksu kalır. Bu ilkel toplumların insanları bu durumda pek de tekamül edememiş mi oluyor? Üstelik bu ilkel toplumlar yeryüzünde yüzbinlerce yıl hakim unsur olarak kalmışlar.

Yine hayvan ve bitki yoğunluklarındaki tekamül konusu da soru işareti olarak kalıyor aklımın bir köşesinde.

Bir de bana cevaben yazdığınız 2. mesajınızdaki Mevlana'ya ait o cümle nereden? Bu çok anlamlıymış.

Aynı şekilde Nesimi'nin o güzel deyişini daha önce duymuştum ama, salak kafam, hiç bu anlamda düşünmemiştim! :) Oysa açık biçimde kendini belli ediyor. Ama ben daha yeni bu konularla ilgilenen birisi olduğum için aradaki bağlantıyı kuramamışım.

Son olarak da bozadi'yle aranızdaki tartışmanız sonucu mesajlarınızı silmenize değinmek istiyorum. Bozadi'nin size karşı yargılayıcı davranışını (bana daha da beterini yaptı, hem de birkaç kez) eleştirmekle haklısınız ama mesajlarınızı silmeniz foruma ve forum üyelerine karşı haksızlık olmuş. Böyle yapmamalıydınız.

Ruhsal konularda gelişmiş ve yetkin biri olduğunuzu görüyorum. Ama ilk gerilimde mesajlarınızı ve üyeliğinizi silmek, sildirmeye çalışmak bana göre yeterince olgun bir davranış değil ve bir eksikliği gösteriyor. Bilmiyorum, aranızdaki tartışmanızı yeterince takip edememiş olabilirim. Çok az ve kısıtlı bir biçimde bakıyordum ve mesaj da yazamıyordum o sırada. Sadece sizin bozadi'yi kategorize eden, yargılayan yaklaşımı nedeniyle eleştirdiğiniz yazınızı okudum ve sonra baktığımda da siz mesajlarınızı siliyordunuz.

Umarım dönersiniz ve merak ettiğim konulara cevap verirsiniz. Tabii bu cevabı diğer forum üyeleri de bana verebilir. Memnun olurum.
 

Eriugena

#52
Uzun zamandan beri dinler, mitolojiler ve mistik felsefelere ilgim vardı ancak "kanal bilgileri" konusuyla son üç - dört yıldır ilgilenmeye başladım. Daha önce pek ciddiye almazdım bu konuyu ancak "büyük resim"i gösterme ve büyük sorulara yanıt verme açısından çeşitli kanal bilgilerinin sanırım pek bir rakibi yok. Her neyse, asıl konuya geleyim: 1959 yılında yazılan "İlahi Nizam ve Kainat" kitabı benim görebildiğim kadarıyla, çeşitli konularda diğer kanal bilgilerinden çok çok daha derine iniyor. Örneğin uykunun, rüyanın ve ölümün işlevi çok güzel anlatılmış: Kitaba göre uyku ve rüyanın işlevi, günlük yaşamda edinilen tecrübeleri (her türlü ince tecrübeyi) şuur altına aktarabilmektir. Varlık bunu, ancak dışarıdan gelen uyarıcılar belli seviyelerde kesilirse yapabilir böylece rahat çalışan varlık, her uykuda şuur altına deneyim aktarımı yapar.

Ölümde ise bir yaşam boyunca şuur altında toplanmış bütün deneyimler, çeşitli muhasebe aşamalarından sonra, adeta konsantre öz bilgi haline getirilir. İşte ruh da ancak bu öz bilgi hammadesiyle tekamül edebilir. Ölümden sonra spatyom denilen bir aleme geçilir ancak bu spatyom kitabın deyişiyle "cennet" ya da "cehennem" değildir. Spatyom, varlığın rahat çalışarak deneyimleri, ruhun tekamülü için, öz bilgi haline getirme mekanıdır. Bunun için varlığa vazifeliler tarafından gönderilen bütün tesirler kesilir ve varlık yapayalnız kalır. Böylece varlık, rahatça deneyimleri öz bilgi haline getirebilme imkanı bulur. Varlık, muhasebe işlemini bitirip öz bilgi üretince ve ruha tekamül malzemesi sağlayınca yoluna başka bir hayatla devam eder.

Bu örnekte olduğu gibi, "İlahi Nizam ve Kainat" kitabında pek çok konuda verilen bilgileri muazzam olarak görüyorum. Örneğin hiçbir kanal bilgisi kitabında (ya da herhangi bir kaynakta) ölümün ve uykunun işlevinin ya da "kıyamet" sembolünün, ruhun maddeyle ilişkisi konusunun, ruhun maddelere tesir mekanizmasının, kötülük sorununa ilişkin mantık yürütmelerin bu kadar detaylı olarak anlatıldığını (henüz) görmedim. tabi ki bu konuda (kanal bilgileri konusunda) deneyimli arkadaşların önerdiği kaynaklarda belki vardır ve kim bilir, belki de henüz benim görüş alanıma girmemiştir. :)

Yalnız İlahi Nizam ve Kainat kitabındaki birkaç detay benim düşünce yapıma uymuyor daha doğrusu binlerce yıllık mistik felsefelerde ve neredeyse bütün kanal bilgilerinde verilen bazı temel anlatımlarla uymuyor: bunlardan biri "birlik" konusu, yani kaynak ile yahut Tanrı ile (adına ne dersek diyelim) özde birliğimiz. Kitap, Vahdet'i Vücud kavramını, ruhların birbirleriyle ya da ruhların kaynak ile / Tanrı ile bir olduğu anlayışını kesin bir dille ve birkaç kere reddediyor. Hatta "böyle düşünmek bütün faydalı sezgilerinizi siler süpürür, çok tehlikelidir" diyecek kadar da ileri gidiyor eleştiride. Fransız ekolü Spiritizmin öncüsü Allan Kardec de Panteizm ve türevlerini reddederdi. İNK'nın(İlahi Nizam ve Kainat) bu konuyu reddetmesinde bunun bir etkisi var mıdır acaba? Peki bu konularda araştırmış arkadaşlar, siz İlahi Nizam ve Kainat'ın neredeyse bütün kanal bilgileriyle bu önemli konuda ters düşmesini nasıl değerlendirirsiniz? Hatalı olan İNK kitabı mıdır yoksa diğer kanal bilgileri midir acaba sizce?
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

Neron

#53
Ne tesadüf, yoksa değil mi, ben de şu aralar bu kitabı internetten okumaya çalışıyorum ve dün tam da sizin verdiğiniz uyku ve rüyanın işlevi ile spatyum kısmını okudum. Hatta spatyumda bir tür inzivaya çekilip derin düşünme ve muhasebe yapılacağı ve dünyadaki hayatımızda yaptığımız hatalar ve kötülükler nedeniyle acı çekeceğimiz anlatılıyordu.

Kitap yer yer sıkıcı ve zor anlaşılır. Ama bu kısımlar çok iyi anlatılmış. Bu nedenle daha bir ilgiyle okumaya başladım.

Sizin sözünü ettiğiniz vahded-i vücut yaklaşımının zararlı ve yanlış olduğu kısım kaçıncı sayfalarda acaba?
 

bozadi

#54
Foruma hoşgeldin Eriugena :) Evet, İlahi Nizam ve Kainat kitabı gerçekten spiritüalizmin belli başlı bazı konularını oldukça ayrıntılı bir şekilde ele almış. Özellikle varoluş seviyeleri arasındaki tekamül/yükseliş sürecinin çeşitli ayrıntıları anlamında. Ama genel olarak evrenin/varoluşun işleyiş biçimi konusunda Ra ve Kasyopya bilgileri kadar ayrıntılı, açık ve net bilgiler içerdiğini düşünmüyorum şahsen.

İNK'de rüya konusundaki açıklamalar gayet faydalı, açıklayıcı olmakla birlikte sanırım "devrimsel" denebilecek nitelikte bilgiler değil. Spatyom konusunda ise, Ruh ve Madde Yayınlarının çevirip yayınladığı, Michael Newton'un "Ruhların Yolculuğu" ve "Ruhların Kaderi" adlı kitaplarında, hayatımda gördüğüm en ayrıntılı ve/veya açıklayıcı bilgileri görmüş oldum. Ayrıca Kasyopya bilgilerinde "5. yoğunluk" (spatyom) konusunda verilen bilgilerin de son derece değerli ve kısmen eşsiz olduğunu düşünüyorum.

Özellikle Ruhselman öncülüğünde Türk spiritüalizminin gerçekten çok zor koşullarda çok önemli bazı işlevleri yerine getirdiğine inanıyorum. Yani varoluşun aslı-esası konusunda, ruhsal tekamül, özellikle reenkarnasyon realitesi hakkında.

Ama Ra, Pleyades ve Kasyopya bilgileri gibi kanal bilgileri olmasaydı, sadece Türk spiritüalizmi veya bu akımın Batılı öncülerinin veya kardeşlerinin verdiği bazı bilgileri asla şu anda olduğu gibi bir büyük resim içinde konumlandıramazdım. Kısacası, çok yetersiz kalırdı. Özellikle Ra'nın ve Kasyopyalıların verdikleri bilgi çeşitliliği, derinliği ve netliğinin sağladığı ışığın, hayatımda gördüğüm en güçlü ışık olduğunu söyleyebilirim "kendi adıma". Elbette Ra ve Kasyopya bilgileri de tamamen mükemmel veya hatasız değil, her ikisinin de kısmen sapmış bilgiler içerdiğine şüphe yok, ki Kasyopyalılar Kasyopya celselerinde %30 civarında sapmış bilgi olduğunu kendileri söylemişlerdi (buna kendileri neden olmuyor, alıcı taraftaki sorunlardan kaynaklanıyor). Ama yine de "en güçlü ışık" görüşümü değiştirmiyor bu durum. Bununla birlikte, tüm kaynakların ışığının çok değerli olduğu, birbirlerini tamamladığı görüşümü de ifade etmiş olayım (bulmacanın parçaları misali).

İNK kitabında "Yaratıcı ile yaratılan" arasındaki vurgulanan mutlak ayrılık fikrinin bende ciddi şüphe oluşturduğunu bu başlıkta daha önce ifade etmiştim ve sen de bu konuda benzer bir izlenime sahip görünüyorsun. Dilerim bu konuda birlikte zaman içinde bir netlik sağlayabiliriz. Yani gerçekten bu bilgi/iddia yanlış mı veya sorunlu mu, yoksa biz mi birşeyi çok yanlış anlıyoruz? Tabi bu biraz kaba bir ifade. Mesele çok muhtemel olarak bu kadar siyah-beyaz değil. Örneğin, eğer Ra ve Kasyopya bilgilerini esas alarak Yaratıcı ile Yaratılanın özdeş/bir olduğunu ve dolayısıyla Ruhselman'ın bu konuda yanlış bir bilgi verdiğini veya yanlış bir bilgiye aracılık ettiğini düşünecek olursak, bunun da kendi içinde incelenmesi gerekiyor. Acaba Ruhselman olası dini baskı ve tehditlerden çekindiği için böyle bir görüşe eğilimli hale gelmiş veya bu görüşü (mutlak ikilik) "stratejik" olarak kullanmış olabilir mi? Bahsettiğim baskı veya tehdit örneğin İslamcı bazı çevrelerden kaynaklı olabilir. Veya o yönde çok abartılacak bir tehdit olmadığı halde, kendi etkilendiği yerli veya yabancı bazı spiritüalistlerin o yöndeki bazı fikirlerinden etkilenmiş olabilir. Veya belki bu etkilenme varsa da, boyutu çok derin olmadığı halde, Ruhselman'ın yüksek alemlerle kurduğu bağlantılara KH güçleri tarafından yapılan bir müdahale sonucu bu konudaki yanlış bir algı derinleştirilerek somutlaştırılmış olabilir.

Tabi tüm bu bahsettiğim olasılıklar, Ruhselman'ın bu "mutlak ikilik" beyanının "yanlış" olduğu varsayımına dayalıdır, ki ben öyle varsayıyorum. Ruhselman'ın bu en temel konuda verdiği veya aracılık ettiği bilgi yanlıştır veya en hafif ifadeyle "sorunludur". Tüm varoluş özü itibariyle mutlak şekilde birdir. Varlık birdir. Birbirinden mutlak şekilde ayrı iki farklı özü veya çehresi yoktur. Evet, örneğin bizim bu forumda esas aldığımız kanal bilgilerinde de BH-KH düalitesi çok temeldir ama özü itibariyle bu ikisi bile birdir.

Yunus, Cennet ödülünü elinin tersiyle itip "Bana seni gerek seni" derken de bence mutlak birlik realitesine işaret etmiştir. Ne kadar ilginç. Normalde Tanrı-Kul ayrılığı en çok dinlerin, örneğin klasik İslami yorumun güçlü bir özelliği olduğu halde ve spiritüalizm klasik din ve örneğin klasik İslam anlayışıyla ciddi şekilde zıtlaşan bazı evrensel gerçekleri (başta reenkarnasyon realitesi olmak üzere) cesurca savunduğu halde, yani bir gericiliğe karşı bir ilericiliği savunduğu halde, Tanrı-İnsan veya Tanrı-Evren veya Ruh-Madde birliği gibi varoluşun en temel gerçeği konusunda spiritüalizm (Ruhselman'ın bu beyanı örneğinde) neredeyse gerici bir role düşerken, tasavvuf gibi İslam bünyesinden türemiş bir akım, spiritüalizmin bu konudaki gericiliği karşısında "devrimci" bir ışık yayıyor adeta.

Eriugena

#55
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Neron

Ne tesadüf, yoksa değil mi, ben de şu aralar bu kitabı internetten okumaya çalışıyorum ve dün tam da sizin verdiğiniz uyku ve rüyanın işlevi ile spatyum kısmını okudum. Hatta spatyumda bir tür inzivaya çekilip derin düşünme ve muhasebe yapılacağı ve dünyadaki hayatımızda yaptığımız hatalar ve kötülükler nedeniyle acı çekeceğimiz anlatılıyordu.

Kitap yer yer sıkıcı ve zor anlaşılır. Ama bu kısımlar çok iyi anlatılmış. Bu nedenle daha bir ilgiyle okumaya başladım.

Sizin sözünü ettiğiniz vahded-i vücut yaklaşımının zararlı ve yanlış olduğu kısım kaçıncı sayfalarda acaba?



Evet sevgili Neron, kitabın başları biraz ağır ve sıkıcı gibi ama aslında o kısımlarda bile her cümlede derin bir anlam yatıyor. Örneğin kitapta geçen şunun gibi ifadeler üzerine başlı başına bir kitap dahi yazılabileceğini düşünüyorum: "Madde olarak sonsuz hareketlerle, bileşimlerle, şekillerle ve hâllerle bir varlıkta meydana gelen her türlü sevgi, düşünce, vicdan gibi ruhsal denilen yüksek görünümler, aslında ruhun kendi planında var olan, bilmediğimiz sonsuz davranışlarının evrende madde olanaklarına göre düşünsel, duygusal ve yaşamsal biçimlerle çevirisi yapılmış karşılıklarıdır."

Kitapta Vahdeti Vücud karşıtı ifadeler pek çok yerde geçiyor. Kitabı fiziksel olarak birkaç kere okuyup bitirmiştim, notlar almıştım ancak şu anda sadece net ortamında okuyorum ben de. ilahi nizam ve kainat sitesinde terimler sözlüğü var. Orada kitaptaki ifadeler aynen tekrarlanmış. Paranez içinde de sayfa numaraları belirtilmiş:

Büyük bir yanılgıya düşülmemesi için şu noktayı önemle belirtmek gerekir: Aslî Kudret ışığı konisi denilen sembolik tasvirde ışık konisinin tepesi Aslî Prensibin kendisi değildir; O'nun bütün kâinatlara değil, sadece kâinatımıza mahsus bir kudretidir. (195) Aynı şekilde, ruhların davranışları da ruhların kendileri değildir ve bütün kâinatlara değil, ancak madde kâinatına ilişkin ihtiyaçlarının tecellisidir. (195) Dolayısıyla burada Ünite'yi Aslî Prensibin, maddenin ve ruhların birleşmiş olduğu bir durum olarak düşünmek hataların en büyüğü olur. (195) Burada vahdet-i vücut teorisinden söz edilmemektedir; 'yüksek prensipler' ile ruhların ve kâinatların tek bir varlık hâline girebileceği düşüncesi, insanı burada anlatılmak istenilen hakikatlerden tamamen zıt bir yöne doğru yöneltir ve bütün yüksek sezgilerini silip süpürür. (29, 245) Bu yazıları iyi anlayanlar, burada böyle bir kavramın kastedilmediğini bilirler. (29)

http://www.ilahinizamvekainat.com/Terimler-Sozlugu.php?kelime=Ünite
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

bigsenfoni

#56
Eriugena:Hatalı olan İNK kitabı mıdır yoksa diğer kanal bilgileri midir acaba sizce?

Hosgeldin Eriugena :) Bence hata falan yok,o zamanin kosullari bunu yazmasina yada bu sekilde anlatmasina sebeb olmustur.Bazi bilgiler toplum ,önyargilar,siyaser,dinsel ideolojiler...dolayi direk aciklanamiyor.Nostaradamus durumu oglu sezara yazdigi mekzupta söyle anlatiyor;

Dörtlüklerimin anlaşılmasını sağlamak yerine, yasakları ve bazı gerçek dışı eleştirileri göze alarak anlamlarını saklamak zorunda kaldım. Bunu sadece bu mektubu yazdığım bu an için değil, gelecekteki olaylar için de yaptım. Devletler için yaptığım kehanetleri yazılı olarak dahi ortaya koymadım. Aynı şeyi dine karşı olacak gerçekler için de yaptım. Olacakları açıklamış olsaydım, devlet yöneticileri, din yetkilileri ve çeşitli inançlara sahip olanlar çok şey öğrenmiş olurlar, yazdıklarımı reddederler, eserimin yayınına ve yayılmasına engel olurlardı!(http://www.bilinmeyen.com/node/230)

Toplumdan en kücük bir örnek;10-15 sene önce Istanbul'da' barda calisan bir kisi sadece vücudunda Allah (Yaradan) dögmesini yaptirdigi icin silahla vurulup öldürülmüstü...

Bence hangi eser olursa olsun, önemli olan büyük resme -özünde ne demek istedigine odaklanmak/kavramaya calismak en iyisidir.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Eriugena

#57
Hoşbuldum; teşekkür ederim sevgili Bozadi. :)

Aslında vahdeti vücud karşıtlığını Ruhselman'ın ilk kitaplarında da görmek mümkün. (Yani İNK kitabından önceki kitaplarında). Kendisinin iddiası şu: Pek çok insan, varlıklarındaki parıltıyla direkt olarak karşı karşıya kalınca onu "Ahh işte bu Tanrı'dır, ben de O'yum" sanmışlar. Halbuki, kendisine göre işin doğrusu şu: Vahdet yani "birlik" sadece ünite birliğidir. Ünite de idrak birliğidir. Bu noktaya kadar gelmiş, noktadaki bütün varlıklar adeta "tek bir beden" olur. Ancak bu nokta, asla vahdeti vücud ya da onu andıran bir şey değildir. Yani su damlasının suya karışması gibi bir "birleşme" değildir burası. İdrakler, tesirler, icaplar, davranışlar, ihtiyaçlar (ruhların kendileri değil) burada %100 bir uyuma kavuşur ve "adeta" tek bir nokta gibi olur. Bu noktada ayrı ayrı varlıklar değil tek bir varlık vardır. Ancak bu nokta, Tanrı değildir ya da "asli ilke" değildir, ruhlar da değildir, ruhların birleşmesi de değildir. Asli ilkenin sonsuzluk çarpı sonsuzluk içinde sonsuz evrenler ve varlıklar içinde sadece bizim evrenimizle alakalı ufacık bile demenin imkansız olduğu bir güç merkezidir. Bu ünite birliği, işte bizim evrenimizin sonudur. Binlerce yıl boyunca "vahdeti Vücud" tan bahsedenler aslında bu Ünite'yi anlatmak istemişler ama onu "bir son" olarak hatta Tanrı olarak düşünmüşler. Belki de Bedri Ruhselman tamamen haklıdır ve çeşitli kültürlerde mistik metinlerdeki panenteizm gibi görünen öğretiler, Allah ya da Tanrı'nın kendisinden ziyade Ünite'yi tanımlamaktadırlar. Örneğin, mistik metinlerin en eskileri olan Upanişad'larda, belki "Atman" denilen kavram yerine göre ya İNK'daki "varlık" kavramını ya da "Ünite" kavramını karşılıyordur. "Brahman" kavramı da İNK'da evrenimizde her zerrede bulunan, Ünite'den gelen külli ışığı ve Ünite'yi simgeliyordur belki. Yani "her şey Brahman'dır" denirken belki de her şeyin Allah'ın ya da Tanrı'nın kendisi olmasından ziyade Ünite'nin kendisinin ışığı olduğu söyleniyordur. Aynı şekilde "Sen O'sun" ("Tat tvam asi") derken ya da "Enel Hak" derken ya İNK'da evrende hem bir noktada hem de her yerde olduğu söylenen varlık kavramı kastediliyordur ya da her şeyin Ünite'nin / evrenin bir parçası olduğu söyleniyordur belki.

İkinci ihtimal de dedğin gibi Ruhselman'ın geleneksel çizgiden ayrılamaması. Ruhselman'ın bilgileri sadece bizim evrenimizin ünite bilgileri olduğundan, belki de eksiktir.

İlahi nizam ve Kainat kitabının geldiği yer yani "Önder planı" zaten kitabın dediğine göre bizim ünitemiz...( Bizim kainatımızın ünitesi) Daha "yukarısı" zaten kapsanmıyor. Belki de bu nedenle daha yüksek bir vahdet bilgisi verilmemiştir ve bu yüzden de üstad Ruhselman, daha önceki kanaatlerinin de etkisiyle, "yok öyle şey" demiştir kafa karıştırmamak için. Belki de daha yukarı bilgilerin insanlığa şu anda hiçbir faydası olamayacağını düşünmüştür.

Ancak bence daha yüksek bir vahdet bilgisi şart: Bütün evrenlerin ünitelerinin ya da ünite enerjilerinin birleştiği bir yer yok mu peki? Bu ünitelerin birbirleriyle bağlantısı nedir? Bütün kainatların ayrı ayrı ünitelerinin varolmasının anlamı nedir ve nihai noktada bu üniteler nereye doğru tekamül etmekteler?" İşte bu soruların yanıtı malesef kitapta yoktur. "Sizin sezgi gücünüz bile yetmez" iması vardır bu tip sorulara karşılık. Peki ya kainatların bu ünitelerinin / enerji bedenlerinin enerjisinin ve olanaklarının birleştiği yer de Tanrı denilen sonsuz enerjiyse? Başka bir deyişle, madem bir ünite bir evrenin enerji bedeni, bütün ünitelerin toplamının enerji bedeni neden Tanrı olmasın? Ya işte "Vahdet-i Vücud" görüşü gerçekte bu ise ve gerçekten de nihai gerçeklik ise? Ve her şeyin, bütün bunların nedeni, Tanrı denilen sonsuz enerjinin kendisine ayna olması, kendisini bilerek gerçekleştirmesi, deneyim silsileleri yoluyla bizzat kendisinin de tekamül etmesi ise? Böyle bir yorum çok çok daha kapsayıcı ve binlerce yıllık mistik öğretilerle de uyumlu olmaz mıydı? Bence olurdu ancak ne yazık ki bu tip görüşler neo spiritüelizme göre neredeyse "küfür"dür. Halbuki böyle kapsayıcı yorumların sanırım kimseye zararı olmaz. :)

\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

Eriugena

#58
Hoşbuldum arkadaşlar. Bu arada, acemilikten, mesajımı editleyeyim derken alıntılar karıştı, iç içe geçti, iki defa silmek zorunda kaldım yeniden yolladım mesajımı. Umarım fazla karışıklık yaratmamıştır. :)

Bir de İlahi Nizam ve Kainat'ın kendine has "birlik" anlayışı olan yukarıda yazdığım "Ünite" kavramı ilginç, iyice incelenmesi gereken derin bi kavram olduğunu düşünüyorum.
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

gerçek tosun paşa

#59
Foruma hoş geldin Eriugena. Konuyu ele alış şeklini sevdim. Çok sevgili Doktor Bedri Ruhselmanın kitabına sahibim. Daha önce bu konuda konuştuk forumda. Ben bu kitabın çok değerli ve önemli örnek bir eser olduğunu düşünüyorum fakat Kas. ve RA celseleriyle elbette kıyaslamam. Tarz ve anlatım dili son derece farklı. Benzer noktaları da son derece fazla ama bir takım farklı noktaların olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Bu eserin önemi konusunda belirttiğin görüşünden hoşlandım fakat ruh,madde ve rüyalarla ilgili bu kitapta yer alandan daha fazla bilgiye sahip olduğumuz kaynaklar mevcut. Ben kıyamet sembolizmini kabul etmiyorum. Rüyaların bilinç işlemesi açısından önemi olduğunu kabul etsem bile rüyalara gerektiğinden fazla mana yüklenmesini gereksiz buluyorum. Elbette Ruhselmanın çalışmalarında dualite gereği ve kendi tutumlarından ötürü bazı ön yargıların sebep olduğu kaymalar mevcuttur. Bunlar gibi farklı celse çalışmaları bize bunları algılamak için bile fırsat sunuyor.

Birlik konusunda fikrim kesindir. Fikirden öte bir his, bir varoluş biçimi halindedir. Birliğin reddi tüm felsefenin çökmesine neden olacaktır.
Ben konunun geçtiği yerde (senin paylaştığın kısım) birliğin reddiyle ilgili bir algıya kapılmadım.

" Aynı şekilde, ruhların davranışları da ruhların kendileri değildir ve bütün kâinatlara değil, ancak madde kâinatına ilişkin ihtiyaçlarının tecellisidir. "

Bu konuyla ilgili defalarca konuştuk bu konuda algı ve farkındalık için kitaplık bölümünü incelemeni öneririm. M. Newton u incelersen konuyu çok detayla ele alabilirsin ayrıca KAS. celselerinde de bu konuyla ilgili çok referans var.


"Aslî Kudret ışığı konisi denilen sembolik tasvirde ışık konisinin tepesi Aslî Prensibin kendisi değildir; O'nun bütün kâinatlara değil, sadece kâinatımıza mahsus bir kudretidir."

Evet yaratanın kaynağı 7. boyutla sınırlandırılamaz ve tek kaynak bu boyuttan doğmamış yaratılmamıştır. Burası da net.

"Dolayısıyla burada Ünite'yi Aslî Prensibin, maddenin ve ruhların birleşmiş olduğu bir durum olarak düşünmek hataların en büyüğü olur. "

7. boyutla bir birleşme şu an söz konusu değil. Şu an birlikten öte kendimizle ilgilenmemiz gereken bir noktadayız. KH dezanformasyonu BH ı her zaman bireysellikten uzakta ve kişiliğin kaybedilmesi olarak lanse eder. Bu bir aldatmaca olarak nitelendirilmiştir.

" Burada vahdet-i vücut teorisinden söz edilmemektedir; 'yüksek prensipler' ile ruhların ve kâinatların tek bir varlık hâline girebileceği düşüncesi, insanı burada anlatılmak istenilen hakikatlerden tamamen zıt bir yöne doğru yöneltir ve bütün yüksek sezgilerini silip süpürür."

Finalde olmasa bile 3. boyut için bu söylenen bence doğru. Anti-new age bir açıklama olmuş. Çokta yerinde.

Şimdi konuyu tartışmadan önce her zaman söylediğim gibi kafada oturtmamız gereken noktalar oluyor. Bu yaptığımız okumalardan öte kendimizle ilgili bir şey. Bilinç ve farkındalığın şekillenmesi.

Burada yer alan sıkıntı hiç bir zaman KH realitesinin yeterince ele alınmamasıdır. (Kas. Celselerini çok değerli görme sebeplerimden biri budur) KH realitesini anlamak çok çok önemli.

Vahdet-i vücud kavramı bile bu konuda yetersiz kalmaktadır. Birlik konusu cümlelerle kolay anlatılabilir ama kolay anlaşılamaz.

Öncelikle unutulmaması gereken dualite evreninin ne olduğudur. Kavramların sevgi dahil asla ve asla kötü veya iyi olarak nitelendirelemeyeceği alınan derslerle bu kavramların ve dualitenin gerekeliliklerinin anlaşılması sonucu oturabileceğidir.
Evren sapmalarından ve yasalarından RA ders verircesine mükemmel bir anlatımla bahsetmiştir. Herkesin defalarca okumasını tavsiye ederim. RA çoğu kez ruhsal gelişim için en önemli ve ilk aşamanın "kendini tanımak" olduğundan bahsetti.

Kendine eleştirel bakamayan, ön yargılarını yıkamayan ve denge için çalışmayan birinin elinde olan bilgi kesinlikle sapacaktır, anlaşılamayacak ve anlamı bozulacaktır.
Bence bu gelişimin nasıl kullanılacağı önemlidir.
Yapabilmek en zor şeydir. Yapabilecek seviyeye gelenin nasıl devam edeceği değil nasıl yaptığı önemlidir.