İlahi Nizam ve Kainat Bilgileri Hakkında

Başlatan Süvari, 16 Mayıs 2015, 20:40:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eriugena

#60
Teşekkür ederim gerçek tosun paşa, hoşbuldum. Anladığım kadarıyla nihai gerçeklikte Tanrı ile (Pleiades terminolojisiyle: "Prime creator") birlik olma halini ya da nihai bakış açısıyla öyle olduğumuzu kabul ediyorsun ancak İNK'daki bu bölümü, nihai gerçeklikten değil de yani "final"den değil de, daha kısa vadede, bizi ilgilendiren "pratik" kısmından bahsediyor olarak yorumluyorsun? Umarım doğru anlamışımdır. :)
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

bozadi

#61
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Eriugena

Ancak bence daha yüksek bir vahdet bilgisi şart: Bütün evrenlerin ünitelerinin ya da ünite enerjilerinin birleştiği bir yer yok mu peki? Bu ünitelerin birbirleriyle bağlantısı nedir? Bütün kainatların ayrı ayrı ünitelerinin varolmasının anlamı nedir ve nihai noktada bu üniteler nereye doğru tekamül etmekteler?" İşte bu soruların yanıtı malesef kitapta yoktur. "Sizin sezgi gücünüz bile yetmez" iması vardır bu tip sorulara karşılık. Peki ya kainatların bu ünitelerinin / enerji bedenlerinin enerjisinin ve olanaklarının birleştiği yer de Tanrı denilen sonsuz enerjiyse? Başka bir deyişle, madem bir ünite bir evrenin enerji bedeni, bütün ünitelerin toplamının enerji bedeni neden Tanrı olmasın? Ya işte "Vahdet-i Vücud" görüşü gerçekte bu ise ve gerçekten de nihai gerçeklik ise? Ve her şeyin, bütün bunların nedeni, Tanrı denilen sonsuz enerjinin kendisine ayna olması, kendisini bilerek gerçekleştirmesi, deneyim silsileleri yoluyla bizzat kendisinin de tekamül etmesi ise? Böyle bir yorum çok çok daha kapsayıcı ve binlerce yıllık mistik öğretilerle de uyumlu olmaz mıydı? Bence olurdu ancak ne yazık ki bu tip görüşler neo spiritüelizme göre neredeyse "küfür"dür. Halbuki böyle kapsayıcı yorumların sanırım kimseye zararı olmaz. :)
Katılıyorum. "Allah'ına kadar" vahdet-i vücutçuyum ;)

Yalnız, GTP arkadaşımızın dikkat çektiği "New Age" sorununa da şu veya bu ölçüde hak veriyorum. Bu anlamda "new age" derken, insanların içinde bulundukları "lokal realitenin" bazı temel özelliklerine ve bu realite içinde insanlığın içinde bulunduğu büyük zorluklara ve acılara körlük taslaması, faşist güçlere karşı herhangi güçlü bir tepki göstermekten sakınması gibi bazı sorunları kastediyorum. Polyannacılık oynamak, hayali ve özü itibariyle bencilce bir mutluluk balonu içinde yaşamaya çalışmak vs. Ya da belki şu şekilde ifade etmek gerek bu sorunu: "Madem herşey bir, madem herşey mükemmel bir dengeye dayalı, madem özü itibariyle evrende bir sorun yok, o zaman neden herhangi birşey için kendimi üzeyim, kendimi sıkıntılı hak-hukuk mücadelelerinin içine atayım, herhangi birşey için üzüleyim?" Fakat, Vahdet-i Vücut (Tanrı-Birey özdeşliği) fikrinin bu anlamdaki sorunlu bir "new age" anlayışına güçlü bir "mazeret" teşkil edebileceğini sanmıyorum. Aksine, varlığın birliğine inanan bir kişi her ne kadar öz itibariyle derin bir güven ve sevinç duygusuna belki daha kolay sahip olabilecek olmakla birlikte, ille de hak-hukuk mücadeleleri konusunda duyarsız olma eğiliminde olacağı varsayılamaz bence. Hatta muhtemelen tam tersini varsaymak için sebep olabilir. İstisnalar olabilir elbette ama tüm varoluşun birliğini anlayan bir kişinin insanlığın çektiği işkencelerin azalmasına yönelik hak-hukuk mücadelesine meyletmesi gayet muhtemel olabilir.

Aslında, Ruhselman'ın tartıştığımız bu görüşü üzerinde düşünmeye devam ederken, yani neden böylesine tartışmaya açık bir görüşü (ikilik) adeta tartışmaya kapatacak kadar katı ve "sorunlu" bir tavır sergilediğini anlamaya çalışırken aklıma gelen olasılıklardan bir diğeri, insanların pek çoğunun "mutlak birlik" kavramını "kaldırmakta" zorluk çekebilecek olmasıdır. Şöyle ki, tekamülün bir bakıma bir "sonu" olduğu düşüncesi insanlara çok korktucu gelebilir, ki nitekim ben de yıllar önce bu konuda fikir yürütmeye çalışırken oldukça ciddi stresler yaşamıştım. Örneğin Kasyopyalılara göre 7. yoğunluktan öte bir yoğunluk veya deneyim seviyesi yok, herşey 7 yoğunluk içinde cereyan ediyor. Bu da sanki 7. yoğunluk bir tür "ruhsal/varoluşsal ölümü", bir tür "yokoluşu" temsil ediyormuş gibi bir korkuya veya komplekse neden olabilir, bir olasılık olarak. Hatta daha önce başka bir başlıkta bu konuda zna adlı bir arkadaşımızla aramda şu mesajlaşma geçmişti:

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen zna

bilemiyorum sizlere göre çok sığ bir yaklaşım mı olacak, ancak yine de paylaşmak istiyorum.
şu 7. yoğunluğun big bang olarak tanımlanması bile bana kıyamet olarak görünüyor. henüz islamiyet ile ilgili bir celse notuna ulaşmadım, en baştan tekrar okuyorum. ancak benim çıkarabildiğim fikir, 7. yoğunluk ışıksa, biri geçtiğinde herkes geçiyorsa, bir nevi big bang ile örneklendirilebiliyorsa, ve yine celsenin birinde bahsedildiği üzere 7. yoğunluktan sonra her şey 1. yoğunluğa dönecekse bu nuh tufanı vb arkasında insan bırakan afet değil gerçek bir kıyamet kopması olarak algılanabileceği. 7. yoğunluğa ulaşıldığı zaman ne biz kalacağız ne kertişler ne de kasyopyalılar.
4bh dönüşümü ya da geçişi ya da her nasıl tabir ediliyorsa, bunun bir kıyamet kopması olmayacağını düşünüyorum. zira canavar sembollü visa, mesihin yeniden gelişi gibi olaylarda 144000 kişilik bir güruhtan bahsediliyor. bu güruh eğer hayatta kalacak, 4bh olacak ya da başka bir gezegene götürülecek ya da oturup nefilimlerle savaşacaksa bu yokoluş olamaz. bu insan aklının alamayacağı bir mucize deniyor, ancak zamanında ne mucizeler olmuş toplumda ve bunlar sadece tanıklık edenleri etkisi altına almış. dilden dile anlatıldıkça etkisini korumuş denebilir ancak koruyamamış ta. genelde ne deniyor? "hadi be oradan öyle şey mi olur, gözümle görmesem inanmam" ve bununla ilgili Kuran-ı Kerim'de bir ayet vardı. Yanlış aktarmak istemiyorum ancak "biz size mucize versek ne olacak sizden öncekilere verdik gözleriyle gördüler ama sizler tanık olmadığınız için inanmadınız" şeklinde bir ibareydi diye anımsıyorum.



Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

7. yoğunluktaki deneyim... Forumda çeşitli zamanlarda çeşitli şekillerde ele almaya gayret ettiğim bir konudur zna. Ele alması en zorlu konulardan biridir ama bence aynı zamanda tüm kötülüklere ve zararlara karşı en büyük korunmayı ve arınmayı sağlayan gerçekliği de içeriyor.

Kasyopyalıların verdiği bilgiye göre 7. yoğunluğa ulaşan herşey sadece 1. yoğunluğa dönmüyor, tüm varoluşa dağılıyor. Ve evet, bu düşünmesi şu anda bize çok nahoş gelebilen birşey. Çünkü yok olmayı veya yok edilmeyi çağrıştırıyor. Varlığın ve özgür iradenin anlamına tecavüz eden birşeyi çağrıştırıyor, öyle değil mi? Tasavvur edilebilecek en büyük kötülükle bile kıyas kabul etmeyen mutlak bir anlamsızlık duygusunu çağrıştırabilir, eğer konu hakkıyla ele alınamazsa.

Evet, benim elimizdeki bilgi kaynaklarından anladığım kadarıyla, 7. yoğunlukta şu andaki bildiğimiz manasıyla bir bireysel/şahsi varlığımız kalmayacak. İnsanın düşünüp düşünebileceği en dehşet verici gerçeklik iddiasına/tanımlamasına benziyor, öyle değil mi? Ama acaba öyle mi gerçekten?

Fırsat buldukça bu konudaki görüşlerimi burada veya forumun ilgili başka yerlerinde paylaşmaya devam etmek istiyorum. Tabi bahsi geçen diğer konu başlıklarıyla ilgili olarak da.


Yani tüm varoluşun yalnızca 7 temel tekamül seviyesinden oluştuğu fikri insana "sonluluğu" çağrıştırabiliyor ve bu nedenle ürkütücü gelebiliyor. İşte, düşünüyorum da, Ruhselman da böyle bir komplekse kapılmış veya başkalarının bu komplekse kapılabileceğini düşünerek Tanrısal Merkeze (yani 7. yoğunluğa) asla ulaşılamayacağı şeklinde bir görüş bildirerek "yolculuğun sonsuzluğunu" vurgulamaya çalışmış olabilir gibi göründü bana.

Ama ben bu görüşe katılmıyorum. K'ların ifadesiyle (aslında Ra da aynı şeyi söylüyor ama biraz kafa karıştırıcı ifadeleri de var bu konuda) 7 temel varoluş seviyesi olması ve herşeyin yalnızca bu 7 seviye içinde cereyan etmesi sonluluk veya mahpusluk anlamına gelmez kesinlikle. Bu konudaki korkular, kaygılar bizim kendi lokal gerçekliğimiz içinde zaten varolan bazı korku ve komplekslerimizden kaynaklanan bir yanlış fikir projeksiyonundan ibaret bence. Ama konunun ayrıntılarında açıklayamadığım şeyler var, umarım birlikte daha fazla ışık tutabiliriz konuya.

bozadi

#62
Bu arada, zna arkadaşımızdan yaptığım alıntıda, kendisi, 7. yoğunluğa ulaşan bir ruhun 1. yoğunluk seviyesinden, yani sıfırdan herşeye yeni baştan başlayacağı şeklinde bir kısırdöngü olduğu fikri edinmiş. Aslında Kasyopyalılar 7. yoğunluğa ulaşan bir ruhun 1. yoğunluğa döneceği şeklinde birşey söylemiyorlar, varlığının 1. yoğunluk dahil tüm varoluşa dağılacağını söylüyorlar ve nitekim Ra da buna benzer bir ifade kullanıyor.

Ama, hani "yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal" derler ya, her iki türlüsü de insana korkutucu görünebiliyor. Yani 7. yoğunluğa ulaşan bir ruhun 1. yoğunlukta herşeye baştan başlaması şeklindeki düşünce de ürkütücü görünüyor (bkz. kısırdöngü; bkz. attan inip eşşeğe binmek, hatta attan karpuz gibi yere düşmek), diğer yandan 7. yoğunluğa ulaşan bir ruhun varlığının big-bang'la paramparça olarak tüm varoluşla tamamen bütünleşmesi fikri de bir tür intihar bombacılığını çağrıştırıyor.

Bence burada 3. yoğunluk KH realitesi içindeki sınırlı, marazi düşünce kalıplarımızın tuzağına düşüyoruz. Çok önemli ve aslında son derece basit bazı gerçeklikleri gözden kaçırıyoruz. 7. yoğunluğa ulaşmak için önce 6. yoğunluğa ulaşmak gerek, tabi onun için 5'e, onun için 4'e. Tüm bu yoğunluk/tekamül seviyeleri içinde ilerlerken, varlık pek çok şey öğreniyor, daha doğrusu belki de "hatırlıyor". Hatırlanan, öğrenilen, farkına varılan en önemli gerçek ise tüm varoluşun zaten bizim öz be öz kendi varlığımız olduğu gerçeğidir. 6. yoğunluktaki varlıklar "tekil" bile takılmıyorlar, büyük bir uyum içinde, adeta yek-vücut olmuş sayısız melek halindeler. Tüm varlığın zaten bir ve tek varlık olduğunu apaçık görüyorlar. Biz ta burda, 3. yoğunluk KH'deyken bile bu gerçeğe dair şeyler sezebildiğimiz oluyor. Bir de 6BH'yi düşünün! Yani 7. yoğunluğa ulaşan varlığın big-beng'lenmesi, yani varlığının tüm varoluşla birleşerek bireyselliğinin tamamen erimesi, bize sanki bir "varlığın yokoluşu" gibi görünüyor. Ama bu çok komik ve aslında tamamen saçma bir fikir. Tüm varlık 1 diyoruz, aynı diyoruz, tek diyoruz. Ve o tek olan, bir olan varlıkla bütünleşince nasıl yok olmaktan bahsedebiliriz? Biz 7'de olduğumuzda, 1'de, 2'de, 3'te, 4'te, 5'te ve 6'da başka varlıklar (tek varlığın uzantıları) tıpkı bir zamanlar bizim yaptığımız gibi öğreniyor ve ilerliyor olacaklar. O varlıkların hepsi biziz, benim, sensin. Birden fazla varlık yok ki! Ama bununla yüzleşmek, bunu anlamak, bunu düşünmek 3KH'de hiç kolay değil, ama bence bizler bunu düşünebilecek, bu konuda fikir ve sezgi yürütebilecek cesarete, zekaya sahibiz veya oluyoruz veya olmalıyız.

Eriugena

#63
7. yoğunluktan sonrası konusunu binlerce yıl önce Hint'te Upanişadlarda söylenmiş çeşitli ayetlerle ilişkilendiriyorum. Upanişadlar der ki "Nasıl ki akarsular okyanusa karıştıklarında artık 'ben şu akarsuyum, ben bu akarsuyum' demezler, aydınlanmış kişi de öyle... Akarsuların okyanusa kavuştuklarında isim ve şekillerini (bireyselliklerini) kaybetmeleri gibi, aydınlanmış ruh da ad ve biçimini terk ederek Brahman'a (Tanrı'ya) karışır."

Bir akarsu okyanusa kavuştuğunda akarsu ismini yani bir nevi bireyselliğini kaybeder ama koskoca bir okyanus olur, onunla bir olur. Ama bu pek çok insan için "nihilizm" olarak anlaşılıyor. Ruhselman'ın da böyle düşünmüş olma olasılığı var tabi. Belki de en başından itibaren bu görüşünü bu nedenle böyle inşa etmiştir.
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

Eriugena

#64
Fakat, çeşitli kanal bilgilerinden bağımsız olarak, bunu yani sonsuza kadar tekamül fikrini savunan, Ruhselman'dan başka, modern spiritüeller de var: Mesela Timothy Freke gibi. Onların mantıkları da şunu der: Tanrı denilen sonsuz bir gizem olan varlık ötesi "şey"in kendisini deneyimlemesi de sonsuza kadar sürer. Yani o enerjinin "kendi içine bakma", "kendisini bilme", "kendisini deneyimleme" sürecindeki enstrümanları olan ve O'ndan ayrı olmayan bizler de işte tam da bu nedenle sonsuza kadar tekamül ederiz: Çünkü deneyimin sınırı yoktur. Yani TAnrı'nın kendisini deneyimlemesinin sonu yoktur. Bundan dolayı bunu yapmaktaki enstrümanları olan organizmalar da sonsuza kadar tekamül etmeye devam ederler. Bu görüş hakkında ne düşünürsünüz?
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

bozadi

#65
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Eriugena

Fakat, çeşitli kanal bilgilerinden bağımsız olarak, bunu yani sonsuza kadar tekamül fikrini savunan, Ruhselman'dan başka, modern spiritüeller de var: Mesela Timothy Freke gibi. Onların mantıkları da şunu der: Tanrı denilen sonsuz bir gizem olan varlık ötesi "şey"in kendisini deneyimlemesi de sonsuza kadar sürer. Yani o enerjinin "kendi içine bakma", "kendisini bilme", "kendisini deneyimleme" sürecindeki enstrümanları olan ve O'ndan ayrı olmayan bizler de işte tam da bu nedenle sonsuza kadar tekamül ederiz: Çünkü deneyimin sınırı yoktur. Yani TAnrı'nın kendisini deneyimlemesinin sonu yoktur. Bundan dolayı bunu yapmaktaki enstrümanları olan organizmalar da sonsuza kadar tekamül etmeye devam ederler. Bu görüş hakkında ne düşünürsünüz?
Bu konu kafamın bulanık olduğu konulardan biri ama eksiğiyle, yanlışıyla şu an için aklımda/sezgimde olanı ifade etmem gerekirse, varlığın tekamül eden bir yönü de var, etmeyen bir yönü de var. Yani "sonsuz tekamül" hem var, hem yok. Bu şunun gibi: Sen ve ben iki ayrı varlık mıyız, yoksa tek miyiz? Benzer pek çok soruya verilmek zorunda olan yanıt gibi, burada da yanıt: "Hem evet, hem hayır"dır. Ama bunun nedenlerini, nasıllarını keşfetmeyi çok istiyorum.

bozadi

#66
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Eriugena

7. yoğunluktan sonrası konusunu binlerce yıl önce Hint'te Upanişadlarda söylenmiş çeşitli ayetlerle ilişkilendiriyorum. Upanişadlar der ki "Nasıl ki akarsular okyanusa karıştıklarında artık 'ben şu akarsuyum, ben bu akarsuyum' demezler, aydınlanmış kişi de öyle... Akarsuların okyanusa kavuştuklarında isim ve şekillerini (bireyselliklerini) kaybetmeleri gibi, aydınlanmış ruh da ad ve biçimini terk ederek Brahman'a (Tanrı'ya) karışır."

Bir akarsu okyanusa kavuştuğunda akarsu ismini yani bir nevi bireyselliğini kaybeder ama koskoca bir okyanus olur, onunla bir olur. Ama bu pek çok insan için "nihilizm" olarak anlaşılıyor. Ruhselman'ın da böyle düşünmüş olma olasılığı var tabi. Belki de en başından itibaren bu görüşünü bu nedenle böyle inşa etmiştir.
Çok isabetli tanımlamalar. Upanişadlarınki de, senin buna dayalı olarak Ruhselman'la ilgili yaptığın olası "nihilizm endişesi" çıkarımı da.

gerçek tosun paşa

#67
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Eriugena

Teşekkür ederim gerçek tosun paşa, hoşbuldum. Anladığım kadarıyla nihai gerçeklikte Tanrı ile (Pleiades terminolojisiyle: "Prime creator") birlik olma halini ya da nihai bakış açısıyla öyle olduğumuzu kabul ediyorsun ancak İNK'daki bu bölümü, nihai gerçeklikten değil de yani "final"den değil de, daha kısa vadede, bizi ilgilendiren "pratik" kısmından bahsediyor olarak yorumluyorsun? Umarım doğru anlamışımdır. :)



Evet kesinlikle böyle düşünüyorum. Teşekkür ederim. :) Tabi DR. Ruhselman orada neden öyle bir ifade kullandı kesin olarak bilemeyiz. Söylediğim tüm sebeplerin bir karışımı da olabilir.

Tgur

#68
Zihnim bedenim ellerim
Bu dünyada onu gösteririm
Gözlerimle etrafa baktığımda
Yine hep onu seyrederim

Bu basit dörtlükle enel hak demekteyim görüldüğü gibi ,
Yeni dostumuza hoş geldin demekte gecikmek ayıp oluyor ama geç fark ettim hoş geldiniz..

Bahsi geçen konuda çok dil döktük ve ama her yeni katılan bilinç farkındalığımıza yeni kareler katmakta adeta tabiri caizse beslemekte. Onun için bir çok sanal konuşma ortamları içerisinde sitemizin bambaşka bir yeri vardır evrensel konuların yoğunluğu onu nadide bir çiçek gibi korunması ,diğer ferdi ihtiras ve o bildiğimiz basitlik ortamından ayrı tutulması özelliğini yaratmıştır.Sağ olsun dostlar bu görevlerini irticalen ve büyük bir nezaketle ilgiyle yerine getirmekteler.

Varoluşun bir nevi mekaniği ,monoteizmin panteizmin ne olduğu asırlardır insan zihnini oldukça meşgul etmiş ve en sonunda genetik bilimin evrensel niteliklerle yorumlanışı KH –BH uygulamalarının ne olduğunu çok değişik bir dille bize gösteren kıymetli Bozadinin de belirttiği gibi Pleiades-RAve Kasyopya bilgileri M.Newton hipnoza ve büyük araştırmalara dayalı kitapları ve şahsen maruz kaldığımız vizyon ve rüyalar bilgileri bize bazı netleşmeler sağlamıştır.

Pek tabiidir ki bunlar bizim şahsi kazanımlarımızdır, saçılan bilgi yumağında çok az yer tutar gibi olsalar da senelerce maruz kaldığımız dezenformatik KH bombardımanı altındaki zihnimizle çok şükür bu sağlam ve sığ kıyıya vasıl olduk..

Özetle en büyük dezenformasyon monoteizm dir ve o kadar mahirane işlenmiştir ki ,Sevgili Bigsenfoni dostumuzun da belirttiği gibi kahin Nostradamus ilavetenYunus Mevlana Hacıbektaş gibi sufiler ve bir çok diğerleri bu işlenmiş zararlı zihin sarmaşığını yok edememişler aralardan ışığın ara ara sızması gibi bir olmanın muhteşem görüntüsünü vermeye çalışmışlardır..

Uzatmadan ,şu aralar RA zerinde tekrarlardayım ondan konumuzla ilgili aktarımlar,
-----------------------------------
SORU:Bölmek gerekmez.Sadece sonsuz zekâ'nın (zekisonsuzluğun)tarifini yapmanız yeterli olacaktır.
RA: Şimdi çok daha basit ve daha az karışık oldu. Birlik vardır. Var olan tek şey "birlik"dir. Birliğin potansiyeli ve devinimi vardır. Potansiyel sonsuz zekâdır. Bu potansiyel kullanıldığı zaman "iş" doğar. Bu iş'e biz zeki enerji deriz.
Bu iş'in nasıl bir şey olacağı özgür irade sapmasına bağlıdır. Bu sapma ise birliğin (ya da her şeyin) potansiyelinin devimsel (kinetik) odağına ait belirli bir zeki enerjinin doğasında bulunur.
SORU: İş kavramını biraz genişletmek istiyorum.
Newton fiziğinde iş,kuvvet ile katedilen yolun bir ürünüdür. Ama sizin söylediğiniz "iş"in çok daha geniş kapsamlı bir terim olduğunu, büyük olasılıkla da bir bilinç çalışması olduğunu düşünüyorum. Doğru mu?

RA: Biz bu terimi evrensel uygulamasına uygun olarak kullandık. Sonsuz zekânın bir ritmi ya da akış şekli vardır. Sizin düşünebileceğiniz ve anlayabileceğiniz şekliyle bu, merkezdeki güneşten başlayan bir çeşit dev yürek atışına benzer; bu akış kutbiyetsiz, sonsuz bir varoluş gelgiti olarak kaçınılmazdır; muazzam ve sessiz, dışarı doğru, yürek gibi atar,atar, dışarıda ve içeride odaklanır, ta bütün odaklanmalar tamamlanana kadar bu sürer gider. Sonra odakların zekâsı ya da bilinci öyle bir noktaya erişir ki, artık onların ruhsal doğası ya da kütlesi onları içeriye dönmeye çağırır. İçeriye, içeriye dönerler, ta hepsi tekrar birleşip bir
oluncaya kadar... Bu sizin söz ettiğiniz gerçeğin ritmidir.

SORU: Burada önemli bir nokta ortaya çıkmış bulunuyor:
Sonsuz zekâda kutuplaşmamış iş bulunuyor, ya da potansiyel bir farkın var olması şart değil. Doğru mu?

RA: Birlik'te fark olmaz, ne potansiyel ne de devimsel.
Sonsuz zekânın temel ritimlerinde hiçbir sapma yoktur. Bu ritimler bir esrar perdesine bürünmüşlerdir, çünkü onlar Var'lığın kendisidirler.Bununla birlikte, bu saptırılmamış birlik'te, zeki enerjiyle ilgili bir potansiyel görünür.Bu açıdan, terimi bir çeşit iki-yönlü olarak görebilirsiniz. Bir yönüyle bu terim Var'lığı, "saptırılmamış birlik", "herhangi devimsel ya da potansiyel yönü olmayan" diye tanımlıyor. Ama öteki uygulamasında -ki biz bunu
başka terim bulunmadığı için aynen uyguluyoruz- terimi,
zeki enerji dediğimiz ve enerji odaklarının (ya da odaklaşmış enerjilerin) kendisinden güç aldığı muazzam potansiyel için de kullanıyoruz.
SORU:
Sonsuz zekânın ilk sapmasının özgür irade sapması olduğu anlaşılıyor. Bu sapmayı tarif edebilir misiniz?

RA: Bir'in Yasası'nın bu sapmasında, Yaratan'ın Kendisini tanıyacağı
(bileceği) bildiriliyor.
SORU: O zaman ben şöyle yorumlamakta haklı mıyım:
Bu "bilme"yi gerçekleştirecek yollarla ilgili olarak Yaratan, mutlak seçim özgürlüğü bahşediyor. Doğru mu?

RA: Tamamen doğrudur.

SORU:
O halde Bir'in Yasası'nın bu ilk sapmasının Sonsuz Zekâ Yasasıolduğunu ve yaratılışın tüm deneyimlerini oluşturan diğer bütün
sapmaların bu noktadan kaynaklandıklarını kabul ediyorum. Doğru mu?
RA: Hem doğru hem de değil.
Sizin illüzyonunuzda (madde aleminizde)bütün deneyimler Özgür İrade Yasası'ndan ya da Karışıklık Yolu'ndan kaynaklanırlar.
SORU:
Bunun üzerinde düşündükten sonra gelecek celsede yeniden sorular sormam gerekecek. Onun için şimdi, sizin verdiğiniz bilgiye göre,ikinci sapma olan Sevgi sapmasına geçiyorum. Sevgiyi, ikinci sapma olması açısından tanımlamanızı rica ediyorum.
RA: Bunu tanımlamak için, arkasındaki sonsuz zekâyı ya da birliği veya -ilk sapma olan özgür irade sapmasıyla-Tek Yaratan'ı bir arada göz önüne almak gerekir.
O zaman Sevgi terimini bir odak olarak, işe koyulma seçimi olarak, zeki enerjinin, sonsuz zekânın potansiyelinden filan şekilde- oluşmasına neden olan son derece yüksek bir enerji çeşidi olarak görmek mümkün olur. Bazılarınız bunu bir faaliyet değil de bir nesne (hedef) olarak görebilirler ve bütün Sevgiler'in kendisinden çıktığı Birlik ya da Bir'lik yerine, bu son derece güçlü enerji odağına, sanki Yaratan'mış gibi tapınabilirler.

SORU: Sevginin, titreşim adı verebileceğimiz bir tezahürü var mıdır?
RA: Burada yine dil açısından (anlamsal) zorlukla karşılaştık. Sevginin ya da idrakin titreşimi ya da yoğunluk derecesi dediğimizde, bu terimi ikinci sapma olan Sevgi yerine kullanmamak gerekir. Sevgi sapması,
CELSE 27 - 21 Şubat 1981
10
sonsuz zekâyı kullanarak çeşitli varlıkların (şeylerin) yaratılmasında,büyük faaliyete geçirici ve en temel birlikte-Yaratan'dır; halbuki sevgi titreşimi, "sevmek" adı verilen faaliyeti yapmayı öğrenmiş olanların, bunu belirgin bir çarpıtma olmadan yapabilecekleri ve bundan sonra da ışık ya da bilgeliğin yollarını arayacakları yoğunluk derecesidir (dördüncü yoğunluk derecesi). Böylece, titreşimsel olarak, sevgi -birliğin kendi özgür iradesini kullanarak yaptığı faaliyeti olarak- ışığa katılır.
Sevgi ışığı kullanır ve ışığı kendi sapmaları içinde yönetebilme gücüne sahiptir.Böylece, titreşimsel bileşimler yaratılışı tersine çevirerek Bir'liğe geri dönerler, ve bunun için de büyük bir kalp atışının özelliğine benzer bir ritim gösterirler. Böyle bir benzetme yapabiliriz.
SORU:
Dewey Larson'un fiziğinden aldığım bir ibareyi tekrarlayacağım.
Bu fizik kuramının açıklamaya çalıştığımız şeye yakın mı uzak mı
olduğunu tam olarak bilemiyorum.Larson'a göre her şey devinimden meydana gelir ki biz buna titreşim diyebiliriz. Ve bu titreşim saf titreşimdir,hiçbir yönüyle maddesel bir şey olmadığı gibi şekli ya da yoğunluğu da yoktur. Bu titreşimin ilk ürünü de bizim foton adını verdiğimiz ışık parçacığıdır. Bu fiziksel çözümle (açıklamayla) sevgi ve ışık kavramı arasında bir benzetme yapmaya çalışıyorum. Bu dediklerim Sevgi'nin ışığı yaratması kavramına yakın mıdır?
RA: Evet.

SORU: O halde bu kavramı biraz daha genişleteyim:
Sevgi' nin çeşitli frekanslarda ortaya çıkabilen sonsuz titreşimleri olduğunu kabul ediyorum.Yine, bu titreşimlerin tek bir ana frekanstan başladıklarını kabul ediyorum. Bunun bir anlamı var mı?
RA: İlk hareket ettiricilere (ana kuvvetlere) Sevgi adını veriyorsanız, her Sevgi tek ve aynı frekanstan gelir. Bu frekans ise birliktir. Biz bunu bir frekanstan çok bir güce benzetiriz, bu güç sonsuzdur; sonlu nitelikler ise bu (sevgi denen) aslî devinimin doğasına uygun olarak yine kendisince seçilmiştir.

SORU: O halde, saf devinimden ibaret olan bu titreşime saf sevgi denir;o henüz herhangi bir illüzyon yoğunluğu çeşidini (herhangi bir yoğunluk derecesini) oluşturacak şekilde yoğunlaşmamıştır. Sevgi daha sonra, bu titreşim süreci yoluyla foton dediğimiz şeyi yaratır ki bu da ışığın ana parçacığı, yapı taşıdır. Foton ise daha sonra, kendisine titreşimler ve dönme hareketinin eklenmesiyle, bizim deneyimlediğimiz yoğunluk derecelerine ait parçacıklar halinde yoğunlaşır. Dediğim doğru mudur?
RA.Doğrudur
--------------------------

bozadi

#69
Şiir, yorum ve Ra alıntıları için teşekkürler Tgur. Enel Hak realitesiyle bağlantılı olarak, ben de Ra'dan aynı paralelde bir alıntı yapmak istiyorum:


---------------

SORU: Bu kitabın okuyucularının genel gelişmeleri için, Bir'in Yasası'na doğru tekâmülü hızlandırmak için yapılması gereken alıştırmaların ya da
uygulamaların bazılarını bildirebilir misiniz?

RA: Birinci alıştırma: Bu sizin illüzyonunuz için en kullanışlı ve en gerekli olandır. Bunun içeriği sevgidir. Yaşanan an sevgi taşır. Bu illüzyonun ya
da bu yoğunluk katının dersi/hedefi budur. Alıştırma ise bu sevgiyi bilinçli olarak, farkındalık içinde görebilmek ve sapmaları idrak etmektir. Bu ilk çaba işin temel taşını oluşturur. Bir varlığın yaşam-deneyiminin geri kalan kısmı ise bu seçimin üzerine inşa edilir, bu seçime dayanır. İkinci adım ise her yaşanmakta olan anda sevgiyi aramaktan geçer, bu suretle eklenme başlar. Üçüncü arayış ikinciyi güçlendirir, dördüncü ise üçüncüyü güçlendirir ya da ikiye katlar. Daha önce söz edilen güçlendirme çeşidinde olduğu gibi, bu arayış içinde de samimiyetsizlik sapmasının yarattığı çatlaklar yüzünden güç kaybı olabilir. Ama benliğin benliğe bilinçli olarak sevgiyi aradığını bildirmesi öylesine belirgin ve merkezi bir irade tezahürüdür ki, bu sürtünmenin yarattığı güç kaybı önem taşımaz.

İkinci alıştırma: Evren tek bir varlıktır. Bir varlık başka bir varlığa baktığında Yaratan'ı görmelidir. Bu çok yararlı bir alıştırmadır. Üçüncü alıştırma: Bir aynaya bakın, Yaratan'ı görün. Dördüncü alıştırma: Çevrenizdeki yaratılmış şeylere bakın, Yaratan'ı görün.

Bu alıştırmaların ön koşulu ya da temeli, meditasyon diyebileceğimiz bir olaya ya da dua etmeye olan yatkınlıktır. Böyle bir tutum alınırsa bu alıştırmalar sürdürülebilir. Eğer bu tutum yoksa, bilgiler akıl ağacının köklerine erişip içine işleyemez ve bu suretle bedeni etkili kılıp yüceltemez ve ruhunuza dokunamaz.

---------------

Neron

#70
7. Yoğunluktan sonra başa dönüldüğü veya diğer yoğunluklara dağılındığı bilgisini 6. Yoğunlukta nasıl elde ediyoruz? Madem unutuluyor, madem bizler unuttuk, o halde yeniden başa dönüldüğü bilgisini 6 bh nereden ve nasıl biliyor? 6. Yoğunlukta unutma yok mu? Yahut 6. Yoğunukta olunca bilgiye erişim sonsuz mu oluyor? K'ler her sorunun cevabını nasıl bilebiliyor?
 

Eriugena

#71
İlahi Nizam ve Kainat ile ilgili beni en çok etkileyen bir başka konu ise, daha önce birkaç yerde daha dile getirdiğim, kitabın "olağanüstü" denilecek bazı tarihleri vermesi. Kitapta, doğaüstü kabul etmekten başka henüz bir açıklamasını bulamadığım bilgiler de var. Bu konuya girmeden önce İNK'daki "kıyamet" konusunu özetleyeyim:

İlahi Nizam ve Kainat kitabındaki en ilginç bölümlerden biri de kitabın sonlarında geniş yer bulan kıyamet öngörüleri. Buna göre bugüne kadar dünyada pek çok devre olup bitmiştir. Bir önceki devrede yaşanan, dinlerde "kıyamet" sözcüğüyle simgelenen bir dizi katastrofik olaylar neticesinde koskoca Mu kıtası batmış, o devirde yaşayan insanların çoğu ölmüş dünyanın coğrafi görünümü de baştan aşağı değişmişti. Her devrin sonunda yaşanan "kıyamet" olayları ile dünyanın çoğunun yok olması kitaba göre anlamlı, bir amaca hizmet eden bir olgudur. Bunun iki işlevi olduğu söylenebilir: Birincisi artık tekamüllerinin sonlarına gelmiş insanların yarı süptil aleme (cennete) uğurlanması, tam tersi geri varlıkların da ölemeyip yeni devreye başlamaları. İkincisi de başka gezegenlerdeki tekamüllerini tamamlayan pek çok varlığın dünyada en ilkel şekilde bedenlenme imkanına kavuşarak tekamüllerine devam etmeleri. İşte İNK'ya göre şu andaki devrenin de sonuna gelmiş bulunuyoruz ve kitaptaki imalardan çıkan bir hesaba göre de 2060'lı yıllarda içinde bulunduğumuz devir kapanacak.

Peki her devrin sonunda devri sona erdiren, "kıyamet" sembolüyle simgelenen katastrofik olaylara ne sebep olmaktadır? Dünyanın 400 katı büyüklüğünde olduğu söylenen ve yörüngesi on binlerce yılda bir dünyanın yakınları ile kesişen kaba bir gezegen. (Tabi ki bu gezegenin yörüngesi, amacı, dünyada kıyameti getirmesi...vs hepsi de vazifeli varlıkların kontrolünde, hepsi ayarlı ve amaçlı) Kitaba göre bu gezegen, burada ayrıntılarına hiç girmeyeceğim yollarla, dünyanın kutuplarını kaydırıyor hatta yerlerini değiştiriyor, iklim değişikliklerine, çok şiddetli depremlere, volkan patlamalarına, kilometrelerce yer yarılmalarına...vs neden oluyor ve nihayet öyle bir seviyeye geliyor ki çok şiddetlenerek birkaç günde dünyayı ve içindeki canlılar(ın çoğunu) adeta yutuveriyor.

Bilindiği gibi, Mu kıtası hakkında (modern jeoloji kabul etmez Mu kıtasını) en çok yazıp çizen şahıs James Churchward idi ve kendisi kitaplarında Mu'nun batış tarihi olarak "12 bin yıl" öncesini verirdi. "İlahi Nizam ve Kainat" eserinde ise Mu'nun batış tarihi olarak 70 bin yıl öncesi veriliyor. (google kitaplardan ve eski arşivlerden araştırabildiğim kadarıyla ruhselman'dan önce mu'nun batış tarihi konusunda 70 bin yıl önce gibi bir rakam dile getiren hiç yok, varsa yorumlarda belirtin lütfen) İNK kitabına göre işte 70 bin yıl öncesi, dediğim gibi bir dünya devrinin bittiği, dünyanın tabiri yerindeyse "resetlendiği" ve içindeki insanların pek çoğunun, çok ekstrem doğal afetlerle toplu halde öldüğü ("kıyamet", "nuh tufanı") tarih. Geriye kalan çok az sayıda insan ile yeni bir "devir" başlamıştı 70 bin yıl önce. (kitaba göre işte bu yeni başlayan devir de, tıpkı 70 bin yıl öncesinde olduğu gibi, 2060'lı yıllarda bitecek) kitaptaki bilgiler bu. Buraya kadar tamam. Geçen ay yabancı haber sitelerinde çok ilgimi çeken bir şey gördüm: 2005 yılında başlatılan çok kapsamlı bir genetik çalışmanın sonucu, "American Journal of Human Genetics"te yayınlanıyor. Araştırmanın sonucu şu: insan soyu 70 bin yıl önce "neredeyse" tükenmiş! Bunun da büyük ihtimalle ekstrem doğal afetlerle olduğu yazılmış, insan soylarının büyük ihtimalle bir araya gelerek yeniden çoğalmaya başladıklarından bahsedilmiş!
Link:

http://www.foxnews.com/story/2008/04/25/study-humans-almost-became-extinct-70000-years-ago.html

Bu bilimsel araştırmanın sonucu beni gerçekten etkiledi ve araştırmanın sonucunun "ilahi nizam ve kainat" kitabında yazılanlarla (hem tarih olarak hem de olaylar ve insan nüfusu olarak) bu kadar örtüşmesi "tesadüf" sınırlarını bence çok aşıyordu. Başlarda "Ruhselman bunu yazarken bir yerlerden kesin esinlenmiştir" diye düşünüp hemen işe koyuldum: yabancı eski gazetelerde ve 1959 öncesi yazılan kitaplarda, yapabildiğim kadar, araştırma yaptım, 1959 yılı öncesi yazılan makalelerde, yapabildiğim kadar, günlerce arama yaptım, hatta ruhselman iyi fransızca biliyor diye, "belki fransızca bir kaynakta görmüştür böyle bir tarih" diye ilgili ifadenin fransızcasını da yazıp aramalar yaptım, ancak bir türlü "70 bin yıl öncesinde, insanların çok çok az sayıda kaldığı" ile ilgili, hatta içinde "70 bin yıl önce"sine tarihlenen önemli bir olaya atıf yapan bir yazıya, kitaba, makaleye ya da bilgiye de ulaşamadım. (var olduğu konusunda bir bilgisi olan varsa yorumlara yazsın lütfen) peki Ruhselman nereden almıştı bu bilgiyi? Bence en "skeptic" / şüpheci insanı bile şaşırtabilen kavramlara ve çeşitli bilgilere sahip "ilahi nizam ve kainat".

Bu konuda görüşlerinizi merak ediyorum. Bunun doğaüstü yollarla alınmış bir bilgi olmadığı gösterilebilir mi? Gösterilebilirse nasıl gösterilir? Ayrıca bu bilgi neyi kanıtlar? Kitabın içindeki diğer bilgilerin de doğru olduğu sonunuca ulaştırır mı bizi? Kitabın içindeki bilgilerin bir kısmını alıp bir kısmını almama lüksümüz var mıdır bu tip bilgilerde?
\"Eğer algının kapıları temizlenseydi, her şey insana, gerçekte olduğu gibi görünürdü: Sonsuz olarak. Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti... Sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.\" William Blake

gerçek tosun paşa

#72
Neron peki 3. yoğunlukta nasıl elde ediyoruz ? Yani tüm sorduğun soruların cevabını. Bilginin kaynağı hiç bir zaman tek bir yerden dağalmıyor kas.lar da herşeyi bildiklerini söylemiyor fakat evrensel bilgi ağından bir çeşit bilgi çekme durumları var hatta bazı celselerde kas.lar şimdi internete bağlanıyorlar tarzında espriler geçiyordu. 6. yoğunlukta unutma yok unutma bedenlenmeye özel bu yoğunluk için olan bir durum yani ders alma sisteminin en işlevsel şekilde devam etmesi için unutturma gerçekleşiyor.

2. yoğunlukla 3. yoğunluk arasında olan fark kadar 4.yoğunlukla aramızda fark olduğunu düşünürsek 6. yoğunluğun düşünemeyeceğimiz bir bilgi alma verme ve evrene hizmet etme çeşitleri vardır.

bozadi

#73
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Eriugena

İlahi Nizam ve Kainat ile ilgili beni en çok etkileyen bir başka konu ise, daha önce birkaç yerde daha dile getirdiğim, kitabın "olağanüstü" denilecek bazı tarihleri vermesi. Kitapta, doğaüstü kabul etmekten başka henüz bir açıklamasını bulamadığım bilgiler de var. Bu konuya girmeden önce İNK'daki "kıyamet" konusunu özetleyeyim:

İlahi Nizam ve Kainat kitabındaki en ilginç bölümlerden biri de kitabın sonlarında geniş yer bulan kıyamet öngörüleri. Buna göre bugüne kadar dünyada pek çok devre olup bitmiştir. Bir önceki devrede yaşanan, dinlerde "kıyamet" sözcüğüyle simgelenen bir dizi katastrofik olaylar neticesinde koskoca Mu kıtası batmış, o devirde yaşayan insanların çoğu ölmüş dünyanın coğrafi görünümü de baştan aşağı değişmişti. Her devrin sonunda yaşanan "kıyamet" olayları ile dünyanın çoğunun yok olması kitaba göre anlamlı, bir amaca hizmet eden bir olgudur. Bunun iki işlevi olduğu söylenebilir: Birincisi artık tekamüllerinin sonlarına gelmiş insanların yarı süptil aleme (cennete) uğurlanması, tam tersi geri varlıkların da ölemeyip yeni devreye başlamaları. İkincisi de başka gezegenlerdeki tekamüllerini tamamlayan pek çok varlığın dünyada en ilkel şekilde bedenlenme imkanına kavuşarak tekamüllerine devam etmeleri. İşte İNK'ya göre şu andaki devrenin de sonuna gelmiş bulunuyoruz ve kitaptaki imalardan çıkan bir hesaba göre de 2060'lı yıllarda içinde bulunduğumuz devir kapanacak.

Peki her devrin sonunda devri sona erdiren, "kıyamet" sembolüyle simgelenen katastrofik olaylara ne sebep olmaktadır? Dünyanın 400 katı büyüklüğünde olduğu söylenen ve yörüngesi on binlerce yılda bir dünyanın yakınları ile kesişen kaba bir gezegen. (Tabi ki bu gezegenin yörüngesi, amacı, dünyada kıyameti getirmesi...vs hepsi de vazifeli varlıkların kontrolünde, hepsi ayarlı ve amaçlı) Kitaba göre bu gezegen, burada ayrıntılarına hiç girmeyeceğim yollarla, dünyanın kutuplarını kaydırıyor hatta yerlerini değiştiriyor, iklim değişikliklerine, çok şiddetli depremlere, volkan patlamalarına, kilometrelerce yer yarılmalarına...vs neden oluyor ve nihayet öyle bir seviyeye geliyor ki çok şiddetlenerek birkaç günde dünyayı ve içindeki canlılar(ın çoğunu) adeta yutuveriyor.

Bilindiği gibi, Mu kıtası hakkında (modern jeoloji kabul etmez Mu kıtasını) en çok yazıp çizen şahıs James Churchward idi ve kendisi kitaplarında Mu'nun batış tarihi olarak "12 bin yıl" öncesini verirdi. "İlahi Nizam ve Kainat" eserinde ise Mu'nun batış tarihi olarak 70 bin yıl öncesi veriliyor. (google kitaplardan ve eski arşivlerden araştırabildiğim kadarıyla ruhselman'dan önce mu'nun batış tarihi konusunda 70 bin yıl önce gibi bir rakam dile getiren hiç yok, varsa yorumlarda belirtin lütfen) İNK kitabına göre işte 70 bin yıl öncesi, dediğim gibi bir dünya devrinin bittiği, dünyanın tabiri yerindeyse "resetlendiği" ve içindeki insanların pek çoğunun, çok ekstrem doğal afetlerle toplu halde öldüğü ("kıyamet", "nuh tufanı") tarih. Geriye kalan çok az sayıda insan ile yeni bir "devir" başlamıştı 70 bin yıl önce. (kitaba göre işte bu yeni başlayan devir de, tıpkı 70 bin yıl öncesinde olduğu gibi, 2060'lı yıllarda bitecek) kitaptaki bilgiler bu. Buraya kadar tamam. Geçen ay yabancı haber sitelerinde çok ilgimi çeken bir şey gördüm: 2005 yılında başlatılan çok kapsamlı bir genetik çalışmanın sonucu, "American Journal of Human Genetics"te yayınlanıyor. Araştırmanın sonucu şu: insan soyu 70 bin yıl önce "neredeyse" tükenmiş! Bunun da büyük ihtimalle ekstrem doğal afetlerle olduğu yazılmış, insan soylarının büyük ihtimalle bir araya gelerek yeniden çoğalmaya başladıklarından bahsedilmiş!
Link:

http://www.foxnews.com/story/2008/04/25/study-humans-almost-became-extinct-70000-years-ago.html

Bu bilimsel araştırmanın sonucu beni gerçekten etkiledi ve araştırmanın sonucunun "ilahi nizam ve kainat" kitabında yazılanlarla (hem tarih olarak hem de olaylar ve insan nüfusu olarak) bu kadar örtüşmesi "tesadüf" sınırlarını bence çok aşıyordu. Başlarda "Ruhselman bunu yazarken bir yerlerden kesin esinlenmiştir" diye düşünüp hemen işe koyuldum: yabancı eski gazetelerde ve 1959 öncesi yazılan kitaplarda, yapabildiğim kadar, araştırma yaptım, 1959 yılı öncesi yazılan makalelerde, yapabildiğim kadar, günlerce arama yaptım, hatta ruhselman iyi fransızca biliyor diye, "belki fransızca bir kaynakta görmüştür böyle bir tarih" diye ilgili ifadenin fransızcasını da yazıp aramalar yaptım, ancak bir türlü "70 bin yıl öncesinde, insanların çok çok az sayıda kaldığı" ile ilgili, hatta içinde "70 bin yıl önce"sine tarihlenen önemli bir olaya atıf yapan bir yazıya, kitaba, makaleye ya da bilgiye de ulaşamadım. (var olduğu konusunda bir bilgisi olan varsa yorumlara yazsın lütfen) peki Ruhselman nereden almıştı bu bilgiyi? Bence en "skeptic" / şüpheci insanı bile şaşırtabilen kavramlara ve çeşitli bilgilere sahip "ilahi nizam ve kainat".

Bu konuda görüşlerinizi merak ediyorum. Bunun doğaüstü yollarla alınmış bir bilgi olmadığı gösterilebilir mi? Gösterilebilirse nasıl gösterilir? Ayrıca bu bilgi neyi kanıtlar? Kitabın içindeki diğer bilgilerin de doğru olduğu sonunuca ulaştırır mı bizi? Kitabın içindeki bilgilerin bir kısmını alıp bir kısmını almama lüksümüz var mıdır bu tip bilgilerde?


Ruhselman'ın üst boyutlardan varlıklarla temas kurup bilgi aktardığından şüphe duymuyorum şahsen ama bu yolla alınan her bilginin her ayrıntısıyla doğru olduğuna inanmak yanlış olur. Hem alıcının şartlarındaki bir sorun nedeniyle bazı bilgiler bir miktar çarpıtılmış olarak alınabileceği gibi, bazen de pozitif eğilimli bir varlıkla bağlantı kurulduğu sanılırken negatif varlıkların sinsi bir şekilde bu bilgi kanalını şu veya bu ölçüde, şu veya bu süreyle ele geçirmesi ve saptırıcı bilgiler vermesi olasılık dahilinde gibi anlıyorum.

İNK'nin sonlarındaki ayrıntılı kıyamet süreci tasvirleri benim de dikkatimi çekti, hatta bazı kısımlarını son derece dehşet verici buldum. Evet, dünya dönem dönem ciddi yıkım dönemlerinden geçiyor ve insanlık kitlesel bazı yokoluş durumlarıyla karşılaşıyor gibi görünüyor.

Örneğin şu anda 6. yokoluş denebilecek bir süreçte olabileceğimiz iddiaları sıkça dillendiriliyor: https://www.google.com.tr/search?q=6.+yokoluş

Ra, 25 bin yıllık ara devrelerden ve 3 adet ara devrenin toplamından oluşan 75 bin yıllık ana devrelerden bahsediyor. Ve hem Ra, hem de Kasyopyalılar bundan yaklaşık 70-80 bin yıl önce dünyada önemli olayların yaşandığına dair tasvirler yapıyorlar. Ama K'lar Mu'nun batışının 309.000 yıl önce gerçekleştiğini ve bunun aynı zamanda yaklaşık olarak insanlığın "cennetten düşüş" tarihi olduğuna değinmişlerdi. Tabi bunlar sadece üzerinde düşünülebilecek olasılıklar.

Fiziksel kıyamet çok fazla kafaya takılacak birşey değil aslında. İnsanın ölümü son derece basit, kolay ve sık gerçekleşen birşey. Asıl ruhsal yuvamız burası değil sonuçta, spatyom veya K'ların deyişiyle 5. yoğunluk düzeyi. Ama kıyamet süreçleri derslerin muhasebesi anlamında önemli dönemler tabi sonuçta.

Bu arada, Ruhselman'ın çok uzakta olan ama giderek yaklaşan ve Güneş sisteminde ciddi karışıklıklara yol açacağı söylenen dev gezegen, K'ların "ikiz güneş" (Güneş'imizin ikizi olduğu söylenen kahverengi cüce) ile ilgili anlattıklarını yakından çağrıştırıyor. K'lar bu diğer yıldızın şu anda Güneş'imize giderek yaklaştığını, bunun dünyanın manyetik kutup değişimleriyle ve pek çok başka ilginç olayla bağlantılı olduğunu söylüyorlar.

Neron

#74
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Neron peki 3. yoğunlukta nasıl elde ediyoruz ? Yani tüm sorduğun soruların cevabını. Bilginin kaynağı hiç bir zaman tek bir yerden dağalmıyor kas.lar da herşeyi bildiklerini söylemiyor fakat evrensel bilgi ağından bir çeşit bilgi çekme durumları var hatta bazı celselerde kas.lar şimdi internete bağlanıyorlar tarzında espriler geçiyordu. 6. yoğunlukta unutma yok unutma bedenlenmeye özel bu yoğunluk için olan bir durum yani ders alma sisteminin en işlevsel şekilde devam etmesi için unutturma gerçekleşiyor.

2. yoğunlukla 3. yoğunluk arasında olan fark kadar 4.yoğunlukla aramızda fark olduğunu düşünürsek 6. yoğunluğun düşünemeyeceğimiz bir bilgi alma verme ve evrene hizmet etme çeşitleri vardır.

Biz 3. Yoğunlukta bilgiyi deneyle ve düşünerek elde ediyoruz. Oysa K'ler her soruya anında cevap verebiliyor. Hatta ölçülmesi ve hesaplanması çok zaman alacak sorulara bile hemen, küsurata varana dek net cevaplar verebiliyorlar.

Bilginin kaynağı tek bir yer değilse, bu durum, ilahi nizam ve kainat kitabı ile ra, pleiades ve kasyopya bilgileri arasındaki bazı farkların sebebi olabilir mi?