İlahi Nizam ve Kainat Bilgileri Hakkında

Başlatan Süvari, 16 Mayıs 2015, 20:40:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

n/a

#30
Ürkütücü kelimen dikkatimi çekti. Bu bilgiler insanı ürkütmek için değil bilinçlendirmek için. Kendine karşı ve insanlara karşı ürkütücü şeyler yapmıyorsan böyle hissetmemelisin. Yapıyorsan evet ürk...ürkeceksen de kendi içinin tanrısı vicdanından ürk.
Ürkmüyorsan pozitif kutbiyettesindir. Seni korkutan karmik yasalar mı... sen yönetmensin ve nasıl yaşarsan imajinasyonun da öyle olur. Bundan kaçış yok evet. Zeki enerjinin ilahi mekanizması tam olarak budur. Yaptığın sana dönmeden ve sen yaşamadan o enerjiyi dengeleyemezsin.
Patron sensin...onlar yapımcı.
 

n/a

#31
Ebedi tekamülden kurtulmak, sonsuzluğu sonlu hale getirmektir. Sonsuzluk ebediyet ve ebedi tekamüldür.Nihai son bekleyen 3B insan zihni bu durumda devreye girip tüm okuduklarını mutlu sona bağlamak ister. Sonsuzluk mutlu veya mutsuz bir sonu hak etmez. Ebediyet sadece varoluştur...tekamül üzerine sonsuz kare kurulu varoluş...
 

bozadi

#32
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Ürkütücü kelimen dikkatimi çekti. Bu bilgiler insanı ürkütmek için değil bilinçlendirmek için.
"İnsana ürkütücü gelen herşey negatiftir veya negatif amaçlıdır" gibi bir varsayımla söylemedim onu. Ben İNVK kitabını genel itibariyle gayet pozitif amaçlı bir kaynak olarak görüyorum ama belirttiğim kısımlarda bence gerçekten gayet ürkütücü tasvirler vardı. Tasvirler ürkütücü olsun veya olmasın, objektiflik anlamında (kehanetin doğruluğu veya makullüğü anlamında) doğru olabilir veya olmayabilir ve kehanet ifade edilmesi gereken optimal bir şekilde ifade edilmiş olabilir veya olmayabilir. Ama belirttiğim gibi, durum ne olursa olsun, kaynağın genel anlamda gayet pozitif olduğuna inanıyorum.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Kendine karşı ve insanlara karşı ürkütücü şeyler yapmıyorsan böyle hissetmemelisin. Yapıyorsan evet ürk...ürkeceksen de kendi içinin tanrısı vicdanından ürk. Ürkmüyorsan pozitif kutbiyettesindir. Seni korkutan karmik yasalar mı... sen yönetmensin ve nasıl yaşarsan imajinasyonun da öyle olur. Bundan kaçış yok evet. Zeki enerjinin ilahi mekanizması tam olarak budur. Yaptığın sana dönmeden ve sen yaşamadan o enerjiyi dengeleyemezsin.
Patron sensin...onlar yapımcı.
Bu "pozitif kutbiyette olmak" meselesi bu forumda doğrudan veya dolaylı olarak en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Ra ve K celselerinde kullanılan temel bazı kavramlara az-çok aşina olduğunu varsayarak, K'ların deyişiyle biz de kesinlikle dahil olmak üzere henüz insanlığın gerçek manada BH kutbiyetinde (yani pozitif kutbiyette) olmadığı görüşümü/inancımı paylaşmam gerek. Örneğin sen "pozitif kutbiyetteyim" diyor musun? Ve bundan genel olarak ne anlıyorsun?

bozadi

#33
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Ebedi tekamülden kurtulmak, sonsuzluğu sonlu hale getirmektir.
Söz konusu beyan hakkında Ruhselman'ın görüşüne veya daha doğrusu aracılık ettiği görüşe katılmadığım gibi, senin bu konudaki açıklaman da bana pek açıklayıcı veya ikna edici gelmedi doğrusu. Ben varoluşun özdeki "mutlak" birliğine inanıyorum ve bu inancım bana varoluşun özünde bir yerde "hiç ulaşılamayacak/erişilemeyecek asli bir prensip olduğu" fikrinin hatalı olduğunu düşündürüyor. K'ların monoteizmle ilgili yaptığı uyarının konusuna giriyor bence bu erişilemezlik/ikilik görüşü bence. Monoteizm her ne kadar isminin ima ettiği gibi bir teklikten (Tanrı'nın tekliği) bahsetse de, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam başta olmak üzere belli başlı monoteist dinler Tanrı ile insan arasına doldurulmaz bir uçurum koyar ve Tanrı-İnsan (veya Tanrı-Birey) özdeşliğini reddeder. Bu da "Yüksek Tanrı - Alçak Kul" gibi bir denklemin yaratılmasına aracılık eder ve özü itibariyle sahte olan bu Yükseklik-Alçaklık düalitesi, birilerinin o kutsiyetin esir ediciliğini kullanarak insanların çeşitli yollarla köleleştirilmesine yardımcı olur.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Sonsuzluk ebediyet ve ebedi tekamüldür.
Bu bir yandan gayet doğru görünen bir beyan olmakla birlikte, nasıl yaklaşıldığına, en özde ne anlaşıldığına bağlı olarak son derece yanlış, saptırıcı ve sınırlayıcı bir kavram olabilir gibi geliyor bana. "Sonsuzluk" ve "tekamül" kavramları aynı cümle içinde birbirini olumlayıcı şekillerde kullanılabilecek olmakla birlikte, bu iki kavramın birbirine taban tabana zıt ve ters yönleri de vardır. Tekamül zamana dayalı bir kavramdır, zamanın muhatabıdır, zamandan bağımsız olamaz. Halbuki sonsuzluk, elbette yine nasıl yaklaşıldığına da bağlı olmakla birlikte, "zamansızlık" ifade eden, zamandan bağımsızlığa işaret eden bir terimdir. Tüm tekamül özü itibariyle ilüzyondur, zamana dayalıdır, geçicidir, değişkendir. Zamansız, sonsuz, mutlak gerçekte ise asla zamana göre bir değişiklik, görecelilik, evrim yoktur.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Nihai son bekleyen 3B insan zihni bu durumda devreye girip tüm okuduklarını mutlu sona bağlamak ister.
Eğer Tanrıyla, yani saf varlık özüyle birleşmeyi "mutlu son" olarak tanımlayacak olursak, sen bunun doğru olmadığını mı düşünüyorsun? Mutlak yaratıcı kaynağa asla erişemeyecek şekilde sonsuz bir tekamülün varlığına mı inanıyorsun?

n/a

#34
Selam...eklenti kullanmadan sırayla yazayım...şimdi yukardan aşağı doğru inelim. Örneğin sen "pozitif kutbiyetteyim" diyor musun? Ve bundan genel olarak ne anlıyorsun?soruna cevaben aynen seninle aynı görüşü paylaşarak insanlığın bir kutbiyetinin olmadığını söyleyebilirim...ama anlatmak istediğim ayçiçeği misali güneşe veya karanlığa yüzümüzü çevirdiğimiz yöndür. İstikamet belirleriz. Bazıları karanlıktan hoşlanmaz bazılarının da ışıktan gözleri kamaşır...o hesap. Taşıdığın enerji yük de önemli.
Yükseklik ve alçaklık dualitesine gelecek olursak; zamandan ve mekandan münezzeh alışılmış tabiriile veya kadir-i mutlak mekansız ve her zerrenin hücresinde olduğu için var olan bir şeyle halihazırda bütün haldeyken nasıl olur da birleşmeyi düşünebiliriz.Seni çok ama çok iyi anladım...burada bir nihai kavuşma heplik ve hiçlik karışımı olmuşluk...ÖYD örneğin Dolores Canon veya Michael Newton kitaplarında da çok net geri bildirimini alacağın hiçlik ve heplik deneyimleri mevcut. Ben kesinlikle bunun sonsuz bir döngü olduğuna inanıyorum. Kelimelerle çok net ifade edemediğim şey şu...tamamı bir vücut gibi gör lütfen. Yani yaşayan vücuttan farkı sınırları olmayıp sonsuzluğa uzanan bir enerji formunun zerreleriyiz. Vücuttan ayrılamazsın ve aynı zamanda bir parçasıyken birleşemezsin. Zaten birleşik haldeyiz. Tekamülle dualite duvarları incele incele en son duvarsız şeffaf hale geliyoruz o başka.
 

n/a

#35
Son sorunun cevabı şu: ZATEN MUTLAK YARATICI KAYNAĞA %100 erişim halindesin...dualite kalınken farketmiyorsun incelince diyorsun ki -NU MAN O TO
 

n/a

#36
Eğer yanıtı çok açık uçlu bulduysan uçları kapatayım: mutluluk sonsuz bir duygudur. Dünyada kısıtlanır. Mutluluğun sonu yoktur o yüzden mutlu sona inanmıyorum. Mutlak yaratıcı kaynağa asla erişemeyecek şekilde sonsuz bir tekamülün varlığından öte; Mutlak yaratıcıyla birleşmeyi düşünen ve sonsuzluktan beri birleşik halde yaşayan insanoğlunun bunu ısrarla fark etmek istememesine ve işleri zora sokup karma üstüne karma yaratıyor olmasına inanıyorum. İnsanın önündeki en büyük engel korkudur. Korkuyla ve özgür iradesine sahip çıkamaması ile insan battıkça daha çok batıyor. Gece yanında yatan insanın kim olacağına sen karar vereceksin...akşam ne yiyeceğine sen karar vereceksin...kıyafetlerinin rengini...dinleyeceğin müziği...gezeceğin mekanı...yaşayacağınyeri ve mesleğini sen seçeceksin. Mecburiyetlerinden mümkün olduğunca çok arınacaksın. Özgür iradeni asla ve asla hele hele batıni karakterlere asla teslim etmeyeceksin...insanlığın halletmesi gereken en önemli iki problem bu.Bu ikisini halletmeden insan özünü farkedemez. Hep iradesini ve kararlarını başka kişilere yükleyerek tek hücreli canlılar gibi yaşar gider.
 

bozadi

#37
Cevaplar, açıklamalar için teşekkür ederim n/a.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Son sorunun cevabı şu: ZATEN MUTLAK YARATICI KAYNAĞA %100 erişim halindesin...
Ruhselman'ın açıklamalarını savunduğuna göre, tıpkı Ra ve K bilgilerinde olduğu gibi, Ruhselman'ın aktardığı bilgilerde de varoluşta bazı tekamül seviyelerinin varlığına referansta bulunulduğunu biliyorsundur. Zaten İNVK'de de bu nispeten hiyerarşik denebilecek farklı bilinç düzeylerinin varlığına açıkça göndermeler var. Şimdi, ben daha çok Ra ve Kasyopya bilgilerini esas alageldiğim için, varoluşta 7 temel bilinç düzeyi olduğunu bizlerin de şu anda 3. düzeyde olduğumuzu düşünüyorum. Ruhselman'da ille böyle rakamsal bir sıralama olmasa bile benzer denebilecek seviyelerden bahsedildiğini gördüm. Hatta şu görüşlerimi paylaşımışım bu başlıkta daha önce bu konuda:


Alıntı Yap1, 2, 3, 4. yoğunluk deneyimlerinin birbirinden farkıyla ve birbirleriyle bağlantılarına dair önemli bazı bilgiler verilmiş. Tabi tanımlama biçimi bu şekilde (falanca yoğunluk veya boyut) ifade edilmemiş ama maddesel, bitkisel/hayvani ve insani deneyim seviyesi derken 1, 2 ve 3'ün kastedildiği kolayca anlaşılıyor. Sonra insan deneyimi (3. yoğunluk) sonrası "arasat planı", "sevgi planı", "yarı süptil plan" olarak tanımlanan bir seviyeden bahsediliyor ki, bunun 4. yoğunluk seviyesini ifade ettiği bence yine kolayca anlaşılıyor. Aslında hala ayrıntılı bir inceleme yapmadığım için şu anda yaptığım yorumlarda bazı hatalar olabilir, ama yine de şu an için anladığım şekilde bunları kısaca bu şekilde betimlemek istiyorum. Özellikle "yarı-süptil" terimi dikkatimi çekti, çünkü K'lar da 4. yoğunluk için "yarı eterik" seviye tanımlamasını yapıyorlar hatırlayacak olursanız. Ve Ra'nın 4. yoğunluğu "sevgi seviyesi" olarak tanımladığını da hatırlamak gerek.

O seviyeden/plandan sonra ise bir "vazife planına" geçişten bahsediliyor ki ben bunun 5. yoğunluğa tekabül ettiğini düşünüyorum.
Şimdi eğer böyle bir durum varsa, "ZATEN MUTLAK YARATICI KAYNAĞA %100 erişim halindesin" şeklindeki açıklamanı düşündüğümüz zaman, sence hangi bilinç veya varoluş seviyesinde olduğumuzdan bağımsız olarak mutlak yaratıcı kaynağa %100 erişim halinde miyiz? Eğer öyleyse, sence bir ruhsal kattan diğerine değişen şey nedir?

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

dualite kalınken farketmiyorsun incelince diyorsun ki -NU MAN O TO
Burada düaliteyle veya düalitenin kalınlığıyla ilgili söylediğin şeyi, üstteki soruma yönelik bir yanıt olarak kabul edebilir miyim? Ve "NUMAN OTO" tavsiye ettiğin bir otomobil satış/tamir şirketi midir? Bu kısım şakaydı elbette. İlk kez duyuyorum, araştıracağım.

Bir de, senin konuyu son getirdiğin yer, tartışmanın başındaki konudan biraz zamansızca uzaklaştı gibi geliyor bana. İlk ve bence esas tartışma konusu, senin de ilk mesajında alıntılamış olduğun, Ruhselman'ın şu açıklamasıyla ilgiliydi:

Alıntı YapEklenti:
Ruhların ebedi tekâmülünü zaruri kılan amil de ruhların asli prensibe hiçbir zaman erişemeyecekleri hakikatinin bir zaruretidir. Ruhların asli prensibe erişememelerini zaruri kılan amil ise her şeyin üstünde ve bütünlerin bütünü olan her şeyle en ufak bir münasebeti dahi bahis mevzuu olmayan, akıllara, hayallere, hislere girmeyen, hiçbir isimle ifadesi mümkün olmayan, yalnız -burada büyük zaruret içinde- ancak bir defaya mahsus olmak üzere, hiçbir delaletini düşünmeden, bir dünya kelimesi ile yad edeceğimiz "Allah"ın; erişilmezliklerin erişilmezliği zaruretidir. Bu hakikati tereddüt etmeden ve münakaşa mevzuu yapmadan böylece olduğu gibi kabul etmek de zaruretlerin en büyüğü ve selamet yolunun tek istikametidir.
Şimdi sen bir yandan Ruhselman'ın bu açıklamasını gayet kendinden emin bir şekilde savundun gibi algıladım ama bu son mesajındaki "ZATEN MUTLAK YARATICI KAYNAĞA %100 erişim halindesin" şeklindeki açıklaman, Ruhselman'ın açıklamasıyla hiç uyuşmuyor gibi göründü bana. Yanılıyor muyum?

bozadi

#38
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Eğer yanıtı çok açık uçlu bulduysan uçları kapatayım: mutluluk sonsuz bir duygudur. Dünyada kısıtlanır. Mutluluğun sonu yoktur o yüzden mutlu sona inanmıyorum. Mutlak yaratıcı kaynağa asla erişemeyecek şekilde sonsuz bir tekamülün varlığından öte; Mutlak yaratıcıyla birleşmeyi düşünen ve sonsuzluktan beri birleşik halde yaşayan insanoğlunun bunu ısrarla fark etmek istememesine ve işleri zora sokup karma üstüne karma yaratıyor olmasına inanıyorum. İnsanın önündeki en büyük engel korkudur. Korkuyla ve özgür iradesine sahip çıkamaması ile insan battıkça daha çok batıyor. Gece yanında yatan insanın kim olacağına sen karar vereceksin...akşam ne yiyeceğine sen karar vereceksin...kıyafetlerinin rengini...dinleyeceğin müziği...gezeceğin mekanı...yaşayacağınyeri ve mesleğini sen seçeceksin. Mecburiyetlerinden mümkün olduğunca çok arınacaksın. Özgür iradeni asla ve asla hele hele batıni karakterlere asla teslim etmeyeceksin...insanlığın halletmesi gereken en önemli iki problem bu.Bu ikisini halletmeden insan özünü farkedemez. Hep iradesini ve kararlarını başka kişilere yükleyerek tek hücreli canlılar gibi yaşar gider.
Bu mesajını şimdi gördüm, okuyorum.

bozadi

#39
Son mesajında yaptığın açıklama, benim için şu ana kadar yaptığın en makbul açıklama, açıkçası. Bu açıklamada söylediğin herşeylerin belki de tümüne katılıyorum şu veya bu şekilde. Her ne kadar "yoğunluk seviyelerinin" varlığından şüphe duymasam da, mutlak yaratıcı merkezle zaten bir şekilde bir olduğumuza, bütün sorunun bunun farkındalığını çarpıtıp çarpıtmamakla ilgili olduğuna inanıyorum. 3. yoğunluktayken 7. yoğunluğa mutlak manada %100 düzeyinde bir erişimimiz/kullanımımız olabileceğini sanmıyorum açıkçası ama öyle birşeye ihtiyacımız olacağını da sanmıyorum. 3. yoğunluk seviyesinde ne kadarına ihtiyaç duyabileceksek ve ne kadarını kaldırabileceksek, o kadarına zaten erişim sahibi olduğumuza veya olabileceğimize inanıyorum. Yani bana göre, tıpkı senin ima ettiğin gibi, şimdi ve burada mutlak varlıkla o veya bu şekilde zaten biriz ama aynı zamanda bireysellik deneyiminin belirli bir aşamasında olduğumuz için, 3. seviyedeyken, 7. seviyedeki mutlak varlıkla mutlak manada %100'lük bir birliğimiz olamaz, çünkü o zaman bireysel varlığımız ortadan kalkar ve devam edemezdi. Yani bu bireysel varlığımız için "kaldırılabilir" birşey olmazdı, çünkü benim anlayışıma, kavrayışıma ve inancıma göre 7. yoğunluk seviyesinde "bireyler" yok ve olamaz da. Orası istisnasız, mutlak şekilde tüm varoluşun mutlak manada 1 olduğu seviye. Oradan bakılınca bireyler yok, sadece pür-i pak varlık var. Şimdi bize göre, egomuzun da etkisiyle, bizler mutlak varlıktan adeta tamamen bağımsız, ayrı bireyler gibi görünüyoruz ama bu doğru değil. Herşey gerçekten bir ve bu gerçeğe ancak 7. seviyede tam olarak erilebiliyor. İşte bana göre bir yoğunluk seviyesinden bir diğerine farklı olan şey de budur. Her üst veya daha derin seviyeye ulaştığında, varlığın birliğini daha iyi anlamış oluyorsun (bu aslında KH değil BH kutbiyeti için geçerli bir tasvir ama sanırım). 3. yoğunluk düzeyi adeta çocuksu bir seviye ve özellikle KH faktöründen dolayı burada "ego" faktörü çok güçlü ve bu da ayrılık ilüzyonunu çok tırmandırıyor.

bozadi

#40
Ve şimdilik iyi geceler herkese.

n/a

#41
Bir şeyi daha düzeltebilir miyim nacizane...7. yoğunluk derecesi kelimesi de bilgileri bir kaynağa özellikle ra yagöre kısıtlamak demek. Kryon, ramptha, Neale Donald, Bedri Ruhselman Buddha, Deepak Chopra, Mevlana, Yunus Emre, Hallac-ı Mansur, Ra, Kasyopya, Michale Newton, Burak Özdemir...vs ne okursa okusun; insanın her zaman tek kaynağın verdiği sıfatlara takılmaması; bilgileri objektij okuyup içine sindirdiklerini kabul etmesi en doğrusu. Hepsinin anlatmak istediği aynı değil mi. Namaz kelimesi veya meditasyon kelimesi; dua veya enerji; yüzü nurlu veya aurası aydınlık; kalbi temiz veya ruhu aydınlık; oruç veya detoks; nirvana veya arş-ı alem...hepsinin özü aynı. Kelimelerin, şekilciliğin, dar görüşlülüğün esiri insanlık.
Sen boyutu falan unut bence...hepimiz unutalım. Sayılara takılmayalım. Şu an hırsızlığın, pisliğin, karanlığın tacizin, tecavüzün kol gezdiği hayvandan daha alt seviyede gezinen insanımsıların gezegeniyken boyut sıralamalı tartışmalar yapmak bana çok lüks geliyor. İçim el vermiyor...konuşasım gelmiyor. Sayısını önemsemiyorum. Varoluş mekanizması ile yetiniyorum. Kendi tekamülümle ve iletişimde bulunmak istediğim insanların tekamülüyle ilgileniyorum. Beni aşağı çekecek, değişimde ayak direten, sığ fikirli, madde odaklı, dünyevi yoğunluğu fazla kişilerden uzak duruyorum. Yakınlaşamazsın çünkü insanlar kendileri istemediği müddetçe onları pislikten kurtaramazsın. Sen karanlıklaşırsın. Bunu da engellemek durumundasın. ne denmişti incilde inciler ve domuzlarla ilgili olarak...bu insan küçümsemek değil. Bu sadece yerini muhafaza etmek. Hem kendinin hem de bilginin
 

n/a

#42
ve evrenin ruhu adalettir...her ne kadar zamansızlık kavramını unutarak geç tecelli ettiği kanaatine varsak da önemli olan tecelli edeceğidir. Bu da BİR' in sonsuz adil döngüsüdür işte. Birleşmişliktir. Adaleti sağlayan bu BİRliktir. OLMASI BEKLENMEYEN & ANDAKİ BİRLİK- varolan ve hep böyle olmuş olan BİRLEŞİM. İçerde sessizce onunla konuşmanı bekler. Vicdan insanın içindeki BEN dir. İşte yaptıklarından ötürü çekeceğin azap kendi vicdanına karşı ayakta duramayışın olacaktır. Tekamülün gereği yeniden yolunu çizecek ve hasarı tamir etmek; yaptıklarını dengelemek adına yeniden sahnelere döneceksin. ama bu sefer önceki senaryonda mağdur bıraktığın, öldürdüğün veya hırsızlık yaptığın vsvsvsvsvsvs kişilerin rolünde...biz buna etki- tepki yasası diyoruz ya...sonsuz olmanın adaleti bu işte.

ONDÖRTBİN YIL GEZDİM PERVANELİKTE
SITKI İSMİN DUYDUM DİVANELİKTE
İÇTİM ŞARABINI MESTANELİKTE
GÜRUH-U NACİYE ÖZÜMÜ KATTIM
ADEM SIFATINDAN ÇOK GELDİM GİTTİM
BÜLBÜL OLDUM FİRDEVS BAĞINDA ÖTTÜM
BİR ZAMAN GÜL İÇİN ZARA DÜŞ OLDUM
 

n/a

#43
Kaynağa% 100 erişim halindesin derken tabii şu an kaynak sana erişebiliyor sen farkında değilsin( olanları tenzih edelim) senin de
erişim kabiliyet dereceni boyut olarak nitelendiriyoruz. Eeeee hani zaman yoktu. İşte şimdi birleştirelim. Zamansızlık (ŞU AN / şimdiki an) halinde her şey oluyordur olmuştur olacaktır...özetle kaynağa % 100 erişim kabiliyetindeyiz. Ama kullanabilirsin ama kullanmazsın. Özgür irade planetindeyiz.

Ne yaparsan yap istersen dalından yaprak kopar. Her şey sana dönecek...kaçış yok! Yaptığın her şeyin içine koşulsuz sevgi ve iyilik katarsan kaçacak bir şey de yok.Ürkmek vicdanını dinlemekten aciz dünyayı maddi oyuncaklarla oynayarak geçiren ruhların kaçınılmazıdır. Seni korkutacak bir şey olduğu için korkmazsın...sana sen ve yaptıkların yeter. O yüzden şeytan bir metafordur. Ben ne şeytanlar tanıyorum...insandan alasını arama bulamazsın.
Vicdanının sana göstereceği karelerdir cehennem. Ve buraya yeniden inmen cehennemin olacaktır. Hepsi metafor...öze indiğinde gerçek de BİR.Ne demişler...ayı işaret ettiğim parmağa bakmayın aya bakın.
 

Neron

#44
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a
Vicdanının sana göstereceği karelerdir cehennem. Ve buraya yeniden inmen cehennemin olacaktır.


İlk cümlene yüzde yüz katılıyorum ve bu konular hakkında hiç bir bilgiye sahip değilken de aynen böyle düşünüyordum.

İkinci cümlene ise katılmamam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü buraya yeniden inmemi fazla kategorize etmiş oluyor bu cümlen.

"Buraya yeniden inersem cehennem, inmezsem cennet" şeklinde bir kategorizasyon; her yeniden inişimin benim evrimim için gerekli olduğu yaklaşımıyla uyumsuz göründü gözüme.