İlahi Nizam ve Kainat Bilgileri Hakkında

Başlatan Süvari, 16 Mayıs 2015, 20:40:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Son yaptığım alıntıda verilen misal şu:

Alıntı YapEklenti:
Dünyada en güç yenilen ve birçok safhalara derecesi nisbetinde şümullenebilen, birçok imtihanların, birçok ilerlemelerin, birçok gerilemelerin amili olan cinsiyet hodkamlığını ele alalım. Bir adam sırf etinin, sinirlerinin arzularını yerine getirmek için bir kadını sevmektedir. Ve bu yoldan o, maddi hodkamlığını atlatma durumundadır. Sevdiği kadın bir gün ondan bıkar, bir başkasını sever. İşte bu epröv karşısında bu adam sevgilisini öldürecek kadar nefsaniyetine mağlup olur. Onun böylece göstereceği reaksiyonlar derece derece safhanın sonuna kadar değişerek gider. Şimdi, vicdanın az çok ilerlemiş safhasında aynı durumdaki başka bir adamı alalım. Sevgilisi onu terk etmiştir. Ve bir başkasını sevmeye başlamıştır. Vicdan safhasının yukarılarına doğru ilerlemekte bulunan bu adam buna kırılmadan muvafakat edecek ve belki de o kadına bu hususta elinden gelen yardımı yapmaktan da çekinmeyecektir. İşte burada bir cinayetle bir faziletin, bir hodkamlıkla diğerkamlığın kıyası karşı karşıyadır. Cinayeti işleyen adam, bu kıyasın bilgisine eğer kendi idrakiyle varacak durumda değilse (ki mademki bu cinayeti işledi, değilmiş demektir) o zaman dış müdahalelerin yardımı ona gelmeye başlayacaktır. Ta ki o, bu kıyasın idrakine varabilsin. Ve ancak bu kıyas bilgisiyledir ki netice hasıl olacak ve o adam hodkamlık nefsaniyetini yenmek için lüzumlu olan cehit ve gayreti gösterebilecektir. Şöyle ki: O, cinayetini bir bıçakla işlemiş olsun. Cinayeti müteakip bir hapishaneye kapatılacaktır. Burada kıyas eprövlerinin bir zincirini sıralamak istiyoruz. Bu adam evvela hapishanede, cinsi arzularını ve zevklerini tatmin edememek ıstırabıyla zoraki bir kıyasa girecektir. Ateş karşısında eli yanan bir çocuk gibi, gene ateşe benzeyen ihtiraslarının ilk acı neticelerini bu şekilde duymaya başlayacaktır. Böylece ıstıraplarına sebep olan amilin ne olduğunu kendisine öğreten bir kıyasla karşılaşacaktır. Bu onu uslandırmadı diyelim. Mahkûm hapishanede yaşlanacak. Hormonları, iktidarı, cinsi faaliyetleri zayıflayacak ve cinsiyet fonksiyonunu yapmaktan aciz kalacak. Bu duruma gelince, bu adam artık sırf etine ve sinirlerine münhasır olan hodkamlığını duymayacak ve ancak onu imajine edecektir. Eğer evvelki derslerden kafi derecede ibret almadıysa, hadiselerin verdiği bilgilerden lüzumu kadar faydalanamadıysa o zaman bu mahkûmu bir kavgada başka bir mahkûm bıçaklayacak veyahut o öyle bir kaza geçirecek ki bıçak gibi sivri bir cisim onun vücuduna saplanacak. Ve bundan şiddetli bir maddi ıstırap duyacak. Burada, misalimizin süjesi gayet tabii olarak zorlu bir kıyasa girecektir. Cinsiyetten mahrum olduğu için doğrudan doğruya etinin esiri değildir. Artık o realiteden zaruri olarak geçmiştir. Üstelik bir katil eprövünün hatırasını kıyasen yaşatacak bir de kaza atlatmıştır. Artık bu durum karşısında bu varlığın bir ders almaması ve lüzumlu bilgileri kazanmak için cehit ve gayret göstermek teşebbüsüne girişmemesi mümkün olmaz.

Şimdi bir de yukarıdaki misalin objektif bir müşahedesini veriyoruz: Orta yaşlı zengin bir adam, seviştiği ve oynaştığı genç bir kızın, kendisinden bıkıp yüz çevirmesi üzerine tekrar iltifatını kazanabilmek için yaptığı bütün teşebbüslerin boşuna gittiğini görünce işi zorbalığa döktü, kızın yolunu beklemeye başladı ve yakalayınca da bir bıçak ile vücudunun 25-30 yerinden delik deşik ederek onu yere yıktı. Cinayetini müteakip, idamdan kurtulan bu adam bir tımarhanede cani deliler kısmına ayrılmış olan yere kapatıldı ve on iki sene orada kapalı kaldı. Bir gün aynı kısımda oturan ve kendisi ile çok iyi anlaşan azgın bir delinin geçirdiği ruhi bir kriz esnasında, hücumuna maruz kaldı ve deli, elindeki bir bahçe çapasıyla onun vücudunu 25-30 yerinden çapalayarak parça parça etti ve yere yıktı.

Bu müşahede de gene bütün kıyasların sıralanışlarını gösteriyor. Elbette, gerek ateşte eli yanan çocuğun, gerek sevgililerini ihtirasları yüzünden öldüren ve birisi hapishanede, diğeri tımarhanede, evvelce yapmış oldukları cinayetlerin misilleriyle mukabele görerek can veren bu delikanlıların derece derece çektikleri ve çekecekleri ıstıraplar ve acılar, onları kuvvetli birer kıyas bilgisine sokacak ve bu bilgi de yukarıda şemasını çizdiğimiz yoldan onların -ileri kademelere ulaşabilmeleri için lüzumlu olan- öz bilgilerini ve idraklerini hazırlayacaktır.

Tabi, daha önce de belirttiğim gibi, Ruhselman veya ona bu bilgileri veren varlıklar, zaten özgür iradesini BH yolunda kullanarak evrim geçirecek bir varlığı esas alarak örnek veriyorlar gibi görünüyor. Yani, ne kadar KH sapmaları gösterseler ve nefslerine uysalar ve bu nedenle çevrelerindeki çeşitli bireylere veya topluma ciddi zararlar verseler bile, sanki her birey yine de özgür iradesini BH yönünde kullanıp o yönde tekamül geçirecekmiş gibi bir varsayım hakim bu kitapta verilen örneklerde. Ben bu varsayımın eksik ve/veya yanlış olduğunu düşünüyorum, çünkü elimizdeki diğer kaynaklarda vurgulu ve tekrarlı bir şekilde ifade edildiği gibi, özgür iradesini özellikle KH yönünde kullanan, o yolda tekamül etme kararı alan bireyler de mevcut ve bu kitapta anlatılan pek çok önerme veya örnekler bu olasılığı görmezden geliyor bence. Dilerim kitabın ilerleyen kısımlarında, bu "eksiklik/yanlışlık" algımın aslında isabetli olmadığına dair ikna edici açıklamalar yapılır veya ben fikir yürütmelerim ve parçaları birleştirme yoluyla aslında Ruhselman'ın (veya onun üzerinden bilgi aktaranların) yaptıkları açıklamaların veya izledikleri yolun eksik, yanlış veya sorunlu olmadığını anlayabilecek duruma gelirim.

blossom_bonnie

#16
Bende henüz kitabı bitirmiş değilim ama bana belli bir sayfadan sonrası okumam tavsiye edildi. Beden varlık ruh üçlemesindeki varlığı ben astral beden olarak algılıyorum. Ruh algıladığımız bu dünyada yer alamaz. Ruh yani yüksek benlik farklı bir mekana ait. Ben okuduğum kısımlardan böyle algıladım.
Facebook hesabınız varsa özellikle bu kitap için Alparslan Salt hocayı takip etmenizi öneririm.
En derin sevgilerimle...
Merak kediyi öldürdü, tatmin duygusu onu diriltti

bozadi

#17
Senin de bu kitabı okuyor olmana sevindim bb. Uzunca bir süredir incelemelerime ara vermiştim, inşallah en kısa zamanda devam edebilirim.

Bu kitaptaki beden-varlık-ruh üçlemesindeki varlık kavramı astral beden denen şey olabilir elbette. Ama "astral beden" kavramından kastedilen şeyin ne olduğunu da henüz tam oturtamadım zihnimde. 3. yoğunluğa enkarne durumdaki "ruh uzantısı" anlamındaysa, evet ben de kitaptaki varlık kavramının buna tekabül ettiğini düşünürüm. Bu, varlığın ruha hizmet eden bir tür organik uzantı olması fikriyle de örtüşüyor, yani örneğin Ra'da veya Kasyopya bilgilerinde anlatılanlarla önemli bir örtüşüm var denebilir bence.

Yalnız, Ra'da ve K'da yoğunluk seviyeleri arasındaki bir birliğe (7. yoğunluk / birlik realitesi nedeniyle) derin ve tekrarlı bir şekilde vurgu yapılıyor. "Kainat" teriminde fiziksel kainat kastediliyor gibi anlıyorum. Kitapta ruhun kainat içinde yer almadığına ısrarla vurgu yapılıyor ve bunu biraz abartılı ve hatta yanlış buluyorum. Gerçi bu "mutlak ayrım" imasını yumuşatan bazı yorumlar da var arada ama bu kadar çok ayrım vurgusu yapma gereği neden duyulmuş anlamadım, bu bana biraz sorunlu geldi doğrusu, veya şu anda öyle görüyorum. Yani ruhlar alemi ile fiziksel kainat arasında katı bir hiyerarşi ve adeta bir uçurum yaratılmış. 3. yoğunluktaki ruh uzantısı denebilecek olan "varlık" ruhtan sayılmıyor neredeyse ve bu bana yeterince doğru bir yaklaşım gibi gelmiyor. Varlık denen şey bizzat ruhun bir uzantısı diye anlıyorum. Ruh derken de, 5. yoğunluktaki bireysel varlık merkezi ve/veya ona rehberlik eden 6. yoğunuk yüksek benliğin kastedildiğini varsayıyorum. 5. yoğunluktaki bireysel varlık merkezi kendini 3. yoğunluğa proje ettiğinde, yapay bir araç projekte etmiyor, bizzat kendini (veya kendisinin bir parçasını) projekte ediyor aslında. Dolayısıyla kitapta "varlık" diye belirtilen şeyin Ruh'tan bağımsız/ayrı bir şey olması anlamsız. K'lar bu konuda "Ruh = bilinç" gibi bir açıklama yapıyorlar.

Mevcut 3. yoğunluk deneyimimizde, dünyadaki insanların çoğunluğunun yaşayış tarzında ciddi bir bilinç eksikliği olduğu için, evet, insanların pek ruhsal (bilinçli) bir hayat yaşamadıkları anlaşılıyor ama bu genel geçer bir kural değil. Herkes ruhsuz değil veya herkes ruhsuz bir hayat yaşamıyor.

Benim ruhla ilgili kabaca da olsa bir algım / sezgim varsa, tartışıyorsam, araştırıyorsam, bu benim azımsanamayacak bir bilincim olduğu anlamına gelir. Evet, bu bilince sahip olmamız bizi 6. yoğunluğa veya 5. yoğunluğa çıkarmıyor, burada ne kadar bilince ihtiyacımız varsa ona ulaştırıyor veya yaklaştırıyor, önemli olan da bu. Bir bebekle yetişkini karşılaştıralım. Bebekle yetişkinin bilinç düzeyleri veya derinlikleri arasında "dünya kadar fark vardır" ama bu onları iki farklı cins varlık yapmaz, birbirinden koparmaz, yalıtmaz. İkisi arasında en saf sevgi/bilgi paylaşımları olabilir. Aynen bu şekilde, İ.N.K. kitabında "ruh" ve "varlık" arasında şu ana kadar çizildiğini gördüğüm uçurum da bu nedenle bana çok abartılı geliyor doğrusu. Ben ruhum, bilincim. Tüm varoluşta varılıp varılabilecek ne varsa, özetlenmiş / kaba ve/veya geçici de olsa ben onu şimdi ve burada ihtiyacım olan miktarda deneyimleyebilirim. K'ların deyişiyle "sızıntılarını" deneyimleyebilirim. Ra ve K'lar tüm varoluşun bir olduğuna dikkat çekiyorlar. Yani kainat da varlıktan var oluyor, yabancı/suni bir madde değil ki. Herşey tanrı. Sadece tanrının değişik bilinç seviyeleri var, mesele bu. Ruh ile kainat/madde arasında mutlak bir ayrım ve uçurum çizilmesi yanlış olur bence. Hele ki ruhun maddesel bir bedene enkarne olmuş uzantısının ruhtan sayılmaması doğru ve faydalı bir yaklaşım değil gibi geliyor bana. Bu bir "bebeğin" "insandan" sayılmaması gibi birşey anlamına gelir.

Neyse ilerleyen bölümlerde ne gibi açıklamalarla karşılaşacağıma bakıp ona göre yorumlarımı netleştirmeye, gerekirse düzeltmeye çalışacağım.

Tgur

#18
Bozadi dostum olan biteni yani varoluş tılsımını anlatırken bebek ve yetişkin benzetmesi çok isabetli olmuş ,
Genelde ayırımı çağrıştıran her bilgi kimden gelirse gelsin Negatif kokuları veriyor,

Konunun özetinde sorgulayıcı araştırıcı her varlığın istekleri doğrultusunda kanalın karakteri sınırlayıcı ve negatifleşmeye yatkın hale gelmekte..

Bunu K.lar bir soruya karşılık olarak vermişlerdi yani biz de o hale gelebiliriz demişlerdi.
Aslında arada gelip geçmiş gibi gelen bu bilgi çok önemli, hadiseye bakan bilince kuş bakışı bir bakışla değerlendirme özelliği veriyor.

blossom_bonnie

#19
bozadi ve Tgur kitapta çok ilerlememiş olmamama rağmen ruh ile beden-varlık ayrımı beni pek rahatsız etmedi. Nedeni sanırım ruh dediğimiz yada yüksek benlik dediğimiz kavram sanırım maddesel dünyaya ters düşüyor gibi geliyor. Şuan ruhun ihtiyacı olduğu tesirleri yaşıyoruz. Sonuçta evet ruhtan ayrı değiliz çünkü direkt tesirindeyiz ama ruhun oluşumu maddi dünyaya ters gibi geliyor. Bilemiyorum okuyup daha iyi anlamakta fayda var. Ben de Hanok/Anok ile ilgili okuduğum iki kitabı okuduktan sonra İNK'e geri döneceğim ve bunu sizlerle daha uzun tartışmayı çok isterim.
Yuvaya Yolculuk kitabını okudunuz mu? O kitabı İNK'ten önce okumuştum. Sanırım ruhun/yüksek benliğin bu dünyada yer alamayacağını o nedenle düşünüyor olabilirim.
En derin sevgilerimle.
Merak kediyi öldürdü, tatmin duygusu onu diriltti

bozadi

#20
Tgur, evet, sonuçta Ruhselman da olsa, Laura ve ekibi de olsa, kimsenin görüşlerini mutlak/sorgulanmaz gerçek olarak kabul etmemek gerekiyor. Yani Ruhselman da bir kanal olarak aktarımına aracılık ettiği bilgiler üzerinde bazı sapmalara neden olmuş olabilir kendi önyargıları nedeniyle veya başka nedenlerle. İNK kitabının her ayrıntısıyla mutlak doğru olduğunu düşünmek, kutsallaştırmak doğru bir yaklaşım olmayabilir.

Açıkçası bu konuda K'ların şu görüşünü sıcak buluyorum: "Baş yaratıcı sizsiniz." Benim felsefem, idealim, görüşüm, inancım bu açıkçası. Yani ruhtu, maddeydi, esas mesele bu değil. Özünde mutlak nitelikli bir birlikten bahsediliyor. Ruh ve madde arasında mutlak bir ayrım olduğunu düşünmek, "mutlak birlik" düşüncesiyle ters düşüyor gibi görünüyor bana. Madde dediğimiz şey de ruhun/bilincin ayrılmaz bir parçası, sadece frekansı düşük. 1. yoğunluktaki şeyle 7. yoğunluktaki şey öz itibariyle farklı değil, aynı ve tek olan varlığın farklı bilinç düzeyleri yalnızca. Dolayısıyla mutlak ayrım, varoluşun birliğinin reddi gibi bir anlama gelebilir. Mutlaktan ziyade, "nispi" bir ayrım/fark var yalnızca, şu andaki algım bu. Bakalım kitabın ilerleyen bölümlerinde (veya genelinde) bu konudaki algılarımıza ışık tutabilecek şeyler bulabilecek miyiz.

bb, Yuvaya Yolculuk'u okumadım. Sen okuduysan, kısa bir özetini paylaşırsan sevinirim.

blossom_bonnie

#21
bozadi okumanızı tavsiye ederim. Çok etkilenmiştim ben okurken. O yüzden okumak isteyen olursa diye çok kısa açıklamak isterim. Kendi evinde saldırıya uğrayıp ağır yaralanan bir adamın yüksek benliğine farklı bir boyutta yaptığı yolculuğu anlatıyor. Betimlemeler o kadar iyi ki ve af etmek, tekamül etmek o kadar yol gösterici anlatılmış ki sizi uzun süre etkisi altına alacağına eminim. Umarım bu kadarı yeterli olur sevgili bozadi :)
Çok kitap okudum, tam bir kitap kurduyum. Sırada bekleyen bir sürü kitabım var. Hanok'tan sonra İNK var, sonra Levh-i Mahfuz kitabını okuyacağım.
En derin sevgilerimle.
Merak kediyi öldürdü, tatmin duygusu onu diriltti

bozadi

#22
Yuvaya Yolculuk'la ilgili bilgiler için teşekkür ederim bb. İlginç görünüyor, öncelikle internet kaynaklarından hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi edinmeye çalışacağım.

Levh-i Mahfuz Burak Özdemir'in kitabı sanırım. Sitesindeki tanıtımlara gözatmıştım ve çeşitli internet kaynaklarında hakkında olumlu-olumsuz çeşitli eleştiriler okudum. Genel itibariyle olumlu izlenimler edindiğimi belirtmeliyim. İslami hayat anlayışında devrimsel bazı bakış açısı değişiklikleri yapmaya çalışıyor gibi algılamıştım ve olumlu bulmuştum. Daha ayrıntılı ele alma şansımız olur inşallah forumda.

blossom_bonnie

#23
Sevgili bozadi rica ederim, umarım okursunuz. Dediğim gibi çok etkileyici bir anlatım.
Levh-i Mahfuz önemli bir kitap diye düşünüyorum, okuduğum vakit paylaşımda bulunacağım inşallah.
Merak kediyi öldürdü, tatmin duygusu onu diriltti

n/a

#24
Varlık yeryüzüne ceza çekmeye gelmez, gelişip 'yükselmek' için gelir. Allah dünya yaşamını, yapılmış kaba hataların intikamını almak için değil, varlıkların gelişip yükselmelerine, henüz güzelliğini ve iyiliğini tahmin bile edemeyeceğimiz çok parlak ışıklı ortamlara doğru 'uçup gitmesine' bir araç olarak yaratmıştır. Bedri Ruhselman

Bedri Ruhselman / İlahi Nizam Ve Kainat:

"Evren bir bütündür. Bu bütün dünyalar, sistemler, alemler dediğimiz birbirinden farklı birtakım parçalardan oluşmuştur. Evrende her alemin kendine özgü bir özelliği vardır. Ve bu özellikler ruhların tekamül ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır." (S. 11)

"Ruhların tekâmüllerine matuf olarak asli prensipten gelen icaplar, kâinatımızın üst hududundan içeri girerek kâinatta tesir şeklinde tecelli ederler ve kâinatın bilmediğimiz üst hudutlarında, ileride gene bahsedilecek olan üniteden süzülerek madde kombinezonlarının namütenahi inkişaf ve kabiliyet imkânlarına göre onları ve kendilerini çeşitli formasyonlara ve deformasyonlara uğrata uğrata üstten itibaren aşağılara doğru yayılarak, dağılarak inerler ve varacakları noktalara ulaşarak orada ruhların ihtiyaçlarına göre tezahürlerini göstermek suretiyle ruh-cevher arasındaki endirekt alışveriş fonksiyonlarını neticelendirirler...Ruhun tekâmülünün ebediyetini kabul etmek bir zarurettir." (S. 31)

"Ruhların ebedi tekâmülünü zaruri kılan amil de ruhların asli prensibe hiçbir zaman erişemeyecekleri hakikatinin bir zaruretidir. Ruhların asli prensibe erişememelerini zaruri kılan amil ise her şeyin üstünde ve bütünlerin bütünü olan her şeyle en ufak bir münasebeti dahi bahis mevzuu olmayan, akıllara, hayallere, hislere girmeyen, hiçbir isimle ifadesi mümkün olmayan, yalnız -burada büyük zaruret içinde- ancak bir defaya mahsus olmak üzere, hiçbir delaletini düşünmeden, bir dünya kelimesi ile yad edeceğimiz "Allah"ın; erişilmezliklerin erişilmezliği zaruretidir. Bu hakikati tereddüt etmeden ve münakaşa mevzuu yapmadan böylece olduğu gibi kabul etmek de zaruretlerin en büyüğü ve selamet yolunun tek istikametidir."(Sayfa 31)

"Hulasa, ruh bir madde ile iştirak eder. Beden denilen şuurlu madde halini husule getirir. Ondan sonra ruh artık tamamen o bedenin şartlarına bağlanır." (s. 35)

"Âlemlerin birbiri içine girmiş, birbirinden büyük ve merkezleri müşterek otuz-kırk küreye benzeterek kâinatın kabaca bir sembolünü yapalım. Bunların en kaba ve iptidai olanı en ortada bulunan, en küçük küredir ki buna amorf ilk madde safhası demiştik.
 

bozadi

#25
Foruma hoşgeldin n/a :)

Bayağıdır ihmal ettiğim bir konuda ilk mesajını paylaşmış olmana sevindim. İNVK kitabının son bölümlerinde kıyamet diye tanımlanan süreç hakkında oldukça ilginç ve bir kısmı oldukça ürkütücü bilgiler vardı hatırladığım kadarıyla. İnşallah onları da ele alacak fırsatımız olur. Hatta dünyada hem aşırı sıcakların hem de aşırı soğukların aynı süreçte yaşanmasıyla ilgili bazı kehanetler vardı ki, bu kehanet şu içinde bulunduğumuz dönem için oldukça isabetli görünüyor.

Elbette sadece bu yüzden değil, kitap evrenin işleyiş biçimi, ruhların tekamül düzeniyle ilgili çok değerli bilgiler içeriyor bence.

Yalnız, kitapta benim Ra ve Kasyopya kaynaklarında verilen bilgilerle uzlaştıramadığım bir vurgu yapıldığını düşünüyorum ki, o vurgulardan biri senin alıntılarından birinde de geçmiş: "ruhların asli prensibe hiçbir zaman erişemeyecekleri hakikati". Bu görüşle ilgili bazı eleştirel düşüncelerimi paylaşmıştım bu sayfadaki mesajlarımdan birinde, görmüşsündür sanırım. Bu konuda ne düşünüyorsun merak ediyorum doğrusu. Ben Ra ve Kasyopya bilgileri ve muhtemelen başka bazı kaynakların da etkisiyle, "ruhların asli prensibe asla ulaşamayacak olması" beyanını biraz sorunlu buluyorum. Bu beyan "mutlak birlik" anlayışına ters düşüyormuş, mutlak bir ikilik, ayrılık, birleşmezlik algısı yaratıyormuş gibi geliyor bana nedense. Şu olasılık aklıma geliyor; mutlak gerçeğin seviyesinde (Ra'ya ve K'lara göre 7. yoğunluk) bireyler söz konusu değil anladığım kadarıyla. Yani en azından o big-bang aşaması denen, bireyin tüm varoluşla mutlak şekilde birleştiği noktada artık bireysellik (başka bireylerden ayrılık) diye birşey tamamen ortadan kalkmış oluyor. Acaba diyorum üstat Ruhselman ruhlar (bireyler) asli ilkeye (7. yoğunluğa) asla ulaşamayacak derken, bunun "bireysel" bir şekilde yapılamayacağını mı kastediyor acaba? Ama kastettiği o bile olsa, her bireyin özünün zaten 7. yoğunluk olduğu, yani tüm varlıkların zaten mutlak varlıktan türediği ve sonunda tekrar mutlak özüne döndüğü düşünüldüğünde, Ruhselman'ın veya ona söz konusu bilgiyi ilham edenlerin bu noktada bir çarpıtmaya neden olduklarını veya çarpıtmaya engel olamadıklarını düşünme eğilimindeyim.

n/a

#26
Selam Ademoğlu,
Nam-ı diğer Junior Adem,
Sana söylememiş olabilirler.
Uzun zaman önce o yedi yıldızlı cennetten çıktık biz.
Oralar iyiymiş, yediğin önünde yemediğin arkandaymış, öyle deniyor.
Geldiğimiz yeri görüyorsun.
Burası böyle bir yer.
Burada tatsızlıklar her zaman olacak.
Güllük gülistanlık olsa da en iyi ihtimal yaş 80 dendiğinde,
90 dendiğinde tık diye bir bahaneyle sona erecek herşey.
Burası böyle, bilgin olsun.
Mercedes de var, kalaşnikof da.
Sanayinin bacaları bir kere tütmeye başladı mı, durduramıyorsun.
Buranın daha iyi bir yer olması için elinden geleni yap.
Ama ne yaparsan yap,
buranın yedi yıldızlı bir tatil köyü olmadığını,
buranın dünya olduğunu unutma.
Burada bütün zevkler sınırlı, bütün heyecanlar kısıtlanmış olacak.
'Birinin' işler yolundayken, yoluna hep taş koyduğunu hissedeceksin.
Sen ne dersin bilemem, ona Tanrı diyoruz biz.
Buraya kazık çakmaya çalışma.
Dünyaya çaktığın kazıklar vodoo iğneleri olur
vücuduna batar, canını yakar.
Ölümlüsün.
Öleceksin.
Doğduğun kadar gerçek bir hakikat bu.
Pek farkındaymış gibi görünmüyorsun,
Her ölüm haberinde sıranın sana geleceği korkusuyla,
kendini oradan oraya atmandan anlaşılıyor.
Sevgili Junior Adem,
Çok kitap, gazete, site, blog, twit vs. okuyorsun.
Herşeyi biliyorsun.
Bir tek buraya neden geldiğini bilmiyorsun.
Bu soruya cevap bulamadıktan sonra ne anladın onca eğitimden?
Boşlukta yüzmeyi özgürlük,
kitap denizinde kaybolmayı aydınlanmak zannedebiliyorsun.
Neden geldiğini bilmiyorsun bu nedenle nereye gideceğinden de haberin yok.
O yüzden ölüm dendi mi tir tir titremeye başlıyorsun.
Modern bir arkadaşımızsın.
Elin yüzün düzgün.
Eğitimin iyi (asıl öğrenmen gerekeni öğrenmemiş olsan da)
Gel gelelim ölümlü olmayı kabul edemiyorsun.
Ortalama ömür 1000 yıl olsa,
900 yaşında ölene gencecik yaşta gitti diyeceksin.
Her ölüm zamansız olmaya devam edecek.
İsterse yüzbin yıl olsun, sonsuzluğun dışında hiçbir zaman sana yetmedi, yetmeyecek.
Sen dünyaya kazık çakmaya çalıştıkça,
ölümsüz gibi hareket etmeye çalıştıkça
kolay hedef oluyorsun eli silahlılara.
Bir tane suratsız, eline soğuk metalden yapılma mertsizlik borusunu aldı mı
Dünyan yıkılıyor.
Çünkü sen dünyayı kalıcı zannettikçe,
yıkıcı olanların yaptıkları sansasyon oluyor.
Yarın yine yapacak bunu.
Çünkü bugün çok 'iyi' geri dönüş aldı.
'Bizi yıkamayacaksınııız' diye twitler atıyorsun ya,
aklında olsun gülüyorlar.
Çünkü korku paçalarından damlıyor, görüyorlar.
Bin oluruz yine geliriz diyenlerin,
genellikle askere gitmemek için ne taklalar attığını
onlar bilmiyor mu zannediyorsun?
Bu kahramanlık salvolarına hiç gerek yok.
Lanetleye lanetleye lanet bırakmadın ülkede.
Okuldaki kötü çocukları hatırla.
Bir şeye gıcık olduğunu, sinirlendiğini, ondan korktuğunu bir görmesinler.
Burnundan getirirlerdi.
Bunlar da böyle.
Dünyaya neden geldiğin ve dünyadan neden gideceğin konusundaki entelektüel cehaletindir
ateşli/barutlu ilkel etkinlikleri bu kadar etkili kılan.
Atatürk'ün bizi yıkamayacaksınız diyen tweetleri var mı ben hatırlamıyorum.
Tek hatırladığım korkusuz, sağduyulu ve çözüm içeren sözleri.
'Gerektiğinde ölürüz koç, sıkma sen canını' mesajını çok iyi veriyor
düşmanına.
Böyle bir adama terör olmaz.
Ama sana oluyor.
Seni bilgisayar başındaki bu korkulu halinle,
cephede düşünemiyorum.
Daha otobüste korkudan gidebilirsin.
Junior Adem,
bizden önce dedelerimiz neler neler gördüler hatırlamaya çalış.
Bunlar ne ki?
Sakin...
Neredesin bir anla önce.
Nerede öleceğinin ayırdına bir var ki,
neler yaşayacağının kalitesini en üst seviyeye çıkarabilesin.
Cevaplar neden doğduğun sorusunda, felsefede.
Bununla ilgili bir kitap var takır takır anlatıyor, merakın varsa bakarsın.
Ama onun dışında sakin ol şampiyon.
Ölümsüzlüğüne meydan okuma.
Meydan okuma hakkını yanlış giden ve düzeltilebilir konulardan yana kullan.
Çünkü ne kadar kapsamlı bir sağlık sigortası yaptırırsan yaptır dünyadan göçeceksin.
Ölüm aynı zamanda bu dünyadaki en adaletli şey bunu unutma.
Çünkü herkese uğrayacak.
Bunları yapanlara da.
Şu kısacık vakte neler sığdırabileceğine odaklan sen.
Saate bakmaktan ders çalışamayan çocuklar gibisin.
Saati boşver, teneffüs zili nasılsa çalar, sen yapacaklarına odaklan.
Zil çaldığında şaşırma yeter.
İyi insan ol.
Kendi için yaşayan insan olma.
Zevk-ü sefa için yaşayan bir Junior Adem hiç olma.
Bunun için yanlış yerdesin.
Varlığınla, varoluşunla, varedeninle savaştıkça
acı çekmeye devam edeceksin.
Yaşamak güzel.
Ne kadar sürdüğünün hiçbir önemi yok.
Hepsi göz açıp kapama kadar süren bir göz boyama.
Ömür kutusunun içine bulabildiğin kadar çok iyilik ve güzellik sığdır.
Yanında götürebileceğin tek kutu o.
BURAK ÖZDEMİR
 

n/a

#27
Teşekkürler. En kısa süre içerisinde yazacağım...yoğun bir zaman aralığındayım.
 

n/a

#28
Yalnız şunu hemen vurgulayabilirim ki; alınan her bilgide mutlaka negatif neşriyatın izleri ...0,5 mg olsa bile sapma ve/ veya düşünce katalizörü anlam karışıklıkları mevcuttur.
 

bozadi

#29
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Teşekkürler. En kısa süre içerisinde yazacağım...yoğun bir zaman aralığındayım.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen n/a

Yalnız şunu hemen vurgulayabilirim ki; alınan her bilgide mutlaka negatif neşriyatın izleri ...0,5 mg olsa bile sapma ve/ veya düşünce katalizörü anlam karışıklıkları mevcuttur.
Katılıyorum. Ve, tabi ki, ne zaman müsait olursan :)