Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#375
Ve şu ruh hem kimya ile hem zihin ile mücadele edecek...Ama zihnime bravo diyorum, kendi boktanlığını bile gece açıkça söylüyor, dile getiriyor..ve bakın sonra inanın saflaşma başlıyor, kim ne derse (tersini) yalan söyler: "Bu ilüzyondan çıkış çok acılı bir süreçtir"...

Kimse konuşmaz, "yaratıcı" ya da "şifacı" akıl/beden/ruh bileşimlerinin genel olarak sexüel kimyalarının ortalamanın üstünde olduğunu düşünürüm ve gözlemlerim. Neden? Çünkü o seks gücü bir hayat yaratır, yaratma gücü taşır, bu kadarbasit ve şifacı olmak için, spiritüel olmak için, artık bunun kısılması gerekir, bunu bastırmak demek daha fazla sapmaların çıkmasına yol açar. Bu hem erkek ve hem de kadınlar için geçerlidir. Ve ülkede böyle bir kadın iseniz yandınız, ben erkek olarak çok daha rahat dengeledim...Hayat bbu, bu hayatın kendisi...Ve İlhi yaratıcı enerji ne eril ne de dişil dir. O dengelenmiştir. Ama kadın ve erkek olmak dengenin tam bozumudur. Dinginlik ise dengeli hale gelip(ortalama) ve dengeli eşit frekanstaki karşıtın ile tek beden, tek ruh olmaktır. Hastayız, hastayız ya da sapmalıyız...Tamlaşmış, ikiz alevi yakmış ve eril ise dişilini, dişil ise eril ini bularak iki Bir olduğunda ise çok muazzam bir yaratım makinası" olunulur. İşte o zaman Dünya bilincine yapılacak olan şey muazzam olur. Evet elmanın yarıları zaten doğal olarak "yarm" lar...Bakın Mevlana'nın ızdırabına, bunlar ayıp değil, hiç bir şeyi halının altına atamazsın, kokar, kokuşur...Kim böyle bir dinginliği(ruhsal) istemez kİ??? Sizce ben bun istemeyecek kadar kafasız birimiyim?

Tiversonus

#376
Ve hemen lafları duyuyorum: çok istememelisin, tutkulu olmamalısın v.b. Ben de diyorum ki; umurumda değil, umurumda değil...Siz hiç yaşamamışsınız demek ki? Tutkusuz yaşamışınız, egosuz yaşamışsınız, isteksiz yaşamışsınız...Ne demek bu? Bu bu kavramları aşmak demek bunları deneyimlemek değil midir? Deneyimlemediğin şeyi nasıl aşarsın ki?...sonra "inanç" deniliyor, ee Pleiades lile "tutku ile aslımaya bağlı eski paradigmanın yıkımı" diyorlar...Demek istediğim şu kendine odaklı olmak gerekiyor. Ben çok tutkuluyumdur ama neye, ben egoluyumdur ama yüzde yüz mü? Ben bir haftadır "kendini sevmek" düşüncesine asılıyorum, kendimdeki sapmalara uğraşıyorum...Yani ne diyeyim benim gibi olmamış insanın karşısında OL muş olsa, o Ol muş sadece susar hepsi bu...Ve kavramlarında içine etmişiz, bakın nasıl:

1. x kare eşittir 25

2. y eksi x eşittir 10

şimdi her ikisi doğru.sadec ikinci doğruyu alıp, diğerini "gözardı" ettiğinde bakın neler oluyor:

y=20
x=1o

evet sadece ikincisini doğru alıp, diğer bilgileri "pas" geçtiğimizde çıkan sonuçlar, varımlar, fikir üretimleri doğru olur lar mı???Asla olmazlar..

çünkü x=10 olsa x karesi 25 olmuyor....

Bilmem anlatabildim mi?

Yani çok verili ve çokça kavramı yan-yana koyup bir doğruyu bulmalı insan ve inanın ki:

TEK YOL yok, ilüzyondan ÇIKIŞ için....

Tiversonus

#377
Ve bu ilüzyonda "huzur ancak tadımlık" bulunur, tıpkı sevgi gibi ve diğer ruhsal ihtiyaçlar gibi...Neden?

Burası "düşülen yer" dir. Burası dualite yeridir. Bırakmazlar. Burası ancak bazı şeyleri tadımlık taddığımız yerdir...Yapı böyle, beden yapısından tutunda, dualik yapısına ve hatta tüketime dayalı fizikselliğine kadar...

Burası "düşülen yer" dir ve ancak Ruh'un özgürlüğü yukarıda başlar...

Ve tam saf niyetle tüm kirlenmişliklerime rağmen burayı aşmaya tutkuluyum,ışığa tutkuluyum, sevgiye tutkuluyum, herşey ile Bir olmaya tutkuluyum...

Tiversonus

#378
Ve ben diyelim ki:

Birinci olasılık: 1. Hata yapıyorum

İkinc Olasılık: 2. Kendimce doğru yapıyorum.


Ve bana birinci şıkta eleştiri getiren ise ya 1.olmuştur ya 2. olmamıştır

Her iki drumda da bu "öneri ve tavsiye" sınırında bir eleştiriyi geçemez, geçiyor ise bu nedir? Bu nedir? Gerçi olmuşun olmamışa hediyesidir de, neyse:))

Kısaca yargılamayalım, bana verilen ışığa, sevgiye hayır demiyorum, beni vecd edecek herşeye açığım ama tüketecek şeye ...

Tiversonus

#379
Evet ben kızsam da çabuk sakinleşen ve tüm tanıdıklarımı seven(içi dolu), bazen onlara kızan ve seven(içi dolu), bazen de bağıran ve seven(içi dou), yani bir şekilde "Herşeye Bir'in gözü ile bakma" sonucuna gelen sapmalı, KH dünyası varlığıyım ve ben inanın sizin fazlaca tanımadığınız şekilde sevebilen birisiyim, herşeye rağmen ama yetmez, yetmeyeceğini biliyorum...İnsanlğı deneyen bir Ruh'um kısaca...

Tiversonus

#380
Belki de bu KH olupta herşeyi bırakmaya ve saf BH olmaya hazır, meyilli bir BH adayı profilidir, kendimi de bırakmaya hazırım...

Tiversonus

#381
24 Temmuz 1999

S: (A) Her daim şüpheci durumdayım. Evimizin önünde sürekli duran bir araba var. Ve ben bir şeyler yapıyor olduklarından şüpheleniyorum; bize bir tür ışın ya da frekans gönderdiklerinden. Şüphelerimde haklı mıyım ?
C: Detayları inceleyerek kendin yanıtla. Nasıl bir araçtı bu ? Ne yapmaktaydı ? İçindekiler nasıl görünüyorlardı ? vs.. Gözlem farkındalığın yakın dostudur.


S: (L) Bu olayın tuhaf yanı, tam da o dönem Ark çok hastalandı. Midesi iyiden iyiye kafayı yedi, ve bir kaç gün boyunca süt ve ekmek dışında bir şey yiyemedi. Bunun bu olayla ilgisi var mıydı ?
C: Sıraladığımız sorulara verdiğiniz yanıtları henüz duyamadık.


S: (L) Eh, bu olay üç kez gerçekleşti. Bir kezinde dışarıda bekleyen araç bir taksiysi, bir keresinde sıradan kırmızı bir arabaydı ve diğerinde de yeni bir kamyonetti. Bunlardan bir tanesinde arabadaki adam sadece oraya park etmiş ve bir şeyler yiyiyor gibi gözüküyordu. Taksideki adamın ne yaptığını göremedim. (A) Aslında bir şey yapmıyordu, sadece orada oturmaktaydı...(L) Ve bir de kamyonet var. Durdu ve içinden biri indi ve bir şeyler yapmaya başladı. Ben bunun bir tür ölçüm cihazı, sayaç olduğunu düşünmüştüm. Ama o sırada bir kadın gördüm. Kamyonetin arkasına gidiyordu. Ve bu alışık olduğumuz su ya da elektrik işletmesine ait kamyonetlere benzemiyordu.
C: İleride, bunlar gibi şüpheli durumlarla karşılaştığınızda bunu kaydedin. Hatta gerekirse, dostça bir tarzda duran araca yaklaşın. Onlara; o çevrede yaşayan komşular arası bir tür asayiş kontrol ekibinin üyeleri olduğunuzu ve bu yüzden çevrede olan biteni araştırmakla yükümlü olduğunuzu söyleyin. Bu sırada da ortamdaki havadaki frekanssal anormallikleri gözlemlemeye çalışın. Tetikte ve savunmaya hazır olun.


S: (A) Şiddetli ve uzun süren mide problemime ne sebep oldu, bunu öğrenmek istiyorum. Benim bir hatam mıydı ? (L) Hindiden mi kaynaklanıyordu, ya da vitaminlerden, ya da başka bir şeyden ?
C: Sizlerin durumunda, gıda zehirlenmesi olasılığı büyük oranda artmış bir farkındalığı gerektirir. Hatırlayın, bu, saldırı için mükemmel bir yöntemdir. Ellerinizi sık sık yıkayın, ne yediğinize her zaman çok dikkat edin.



1. "bunlar gibi şüpheli durumlarla karşılaştığınızda bunu kaydedin"

2. "Hatta gerekirse, dostça bir tarzda duran araca yaklaşın. Onlara; o çevrede yaşayan komşular arası bir tür asayiş kontrol ekibinin üyeleri olduğunuzu ve bu yüzden çevrede olan biteni araştırmakla yükümlü olduğunuzu söyleyin."

3. "Bu sırada da ortamdaki havadaki frekanssal anormallikleri gözlemlemeye çalışın."


Şimdi diyelim ki; biz benzer bir durum ile karşı karşıyayız, ne yaparız? Pencereden bakarak, durumu gözlemler ve bildiğimizi farkettirmeyiz değil mi? Genel olarak durumun böyle olduğunu düşünüyorum ve zaten sevgili Laura ve Ark'da benzer bir tutum izlemişler sanırım...Sevgili 6. Yoğunluk Bilgi, Işık, Sevgi varlıklarının "arabalarına yaklaşın ve sakince sorun" önerisini ben çok değerli buluyorum. Ama merkata ediyorum doğrusu...








Soru: Böyle bir KH olayında, KH'nin onu farkettiğimizi bilmesini sağlayacak bir dikkatli eylemimizin faydası ne olabilir, bildiğimizi, "farkettiğimizi belli etmenin pozitif sonuçları" neden "bildiğimizi, farkında olduğumuzu belli etme-meden" üstün olabilir?

Tiversonus

#382
Denge nedir?

denge   
a. 1. Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, muvazene, balans. 2. Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar: Ruhsal denge. 3. Siyasi güçlerin, yetkilerin birbirini sınırlayacak biçimde dağıtılması: "Dünyadaki bütün dengeler değişti. Artık ne Sovyetler var, ne komünizm tehlikesi." -A. Ümit. 4. Ekonomik hayatın uyumlu düzeni. 5. fiz. Birbirini ortadan kaldıran güçlerin sonucu olan durma hâli.

 Güncel Türkçe Sözlük


denge   İng. balance
Vücudun en küçük dayanak yüzey ya da yüzeylerinde düşmeden durması. Bu, vücudun ağırlık merkezinden geçen bir düzey çizgisinin her zaman dayanak yüzeyi içinde kalması, böylece ağırlığın dayanak noktasının iki yanına denk olarak yüklenmesiyle sağlanır



denge   İng. equilibrium
1. Bir nesneye etkiyen kuvvetlerin birleşkelerinin sıfır olduğu durum. 2. Isıldirik bilgisinde, kapalı bir dizgenin en son ulaştığı, zamanla değişmeyen durum.

 BSTS / Fizik Terimleri Sözlüğü 1983



denge   İng. equilibrium
Karşıt etkilerin birbirine eşdeğer olduğu durum.

 BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü 1981



denge   İng. equilibrium
İki ya da daha çok gücün eşitleşmesinin, başka deyişle aralarındaki etkileşmenin ürünü olan göreli bir durgunluk durumu.

 BSTS / Toplumbilim Terimleri 1975



denge   Alm. Gleichgewkht
1. Karşıt kişilerin yenişememesi. 2. Sahnedeki kişilerin duruşlarıyla ortaya çıkan fiziksel ve estetik denge.

 BSTS / Tiyatro Terimleri Sözlüğü 1966




"Denge" kelimesinin kullanımı ile "karşıtları" kullanmış oluyoruz, başka bir ifade ile karşıt kuvvetler var ise denge den bahsetmek mümkün oluyor.

Bir kişiye "dengesiz" demenin anlamını düşünüyorum: Bu herzaman negatif olabilir mi? Daha da önemlisi "dengesiz" hükmünü koyan bilincin kendi dengesinin durumu, koyduğu hükme etki eder mi? Örneğin bir varlık kendisinin dengeli ya da dengesiz olduğunu hiç düşünmeden, bu sanki kendini etkilemeyen yok türünden bir şey miş gibi davranarak, başkası için denge var ya da yok hükmünü koymasında bir"denge" var mı?

Bunlar genel olarak düşündüğüm kavramlar. Sanırım anlamına istediğimiz şeyleri yükleme serbestisi de bir dengesizlik durumu.

Hızlanan kozmos ve Kendine Hizmet manipülasyonu olarak Frekansların kullanımı ve DENGE'li kalmanın yükseliş süreci için önemi! Bence üzerinde henüz düşünmemişler için önemli, düşünenler açısından önemsiz değil.

Anlamını bilmediğimiz bir kavramı hayata geçirme şansımız ne olabilir? İşte en azından kendi iç keşfimizde bu "DENGE" kavramını pratik olarak anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Tüm fikir ve bilgi paylaşımlarımızın ötesinde, yine de bu öz-keşif süreci olacaktır...Neden? Şu şekilde izah etmeye çalışayım: Hedef olarak "denge" kelimesini varlığımız için kullandığımızda; varlığımızda "negatif" niteleyebileceğimiz unsurlarımızı otomatik olarak kabul etmiş olmuyor muyuz? Bunun farkında olmamamız sonucu değiştirmiyor. Başka bir örnek ise; kendimizde "denge" ile ilgili bir gereksinim hissetmiyor isek; "bu benim ile ilgili bir şey değil" dediğimiz de; acaba dengeli olduğumuzu otomatik olarak kabul mu etmiş oluyoruz, hiç üzerinde çalışmamış olmamıza rağmen ya da "denge" kavramının varlığını "yoktur bu kavram" türünden bir çıkarsama ile hiç kullanmamış mı oluyoruz??? Denge varlık için var mıdır, yok mudur?


Soru: Denge kelimesini kullanan için; sözkonusu olay için "saf pozitiflik" yüklemesi ya da beklentisi, gerçeğe ne kadar uygundur? Spiritüel anlamda "Denge" ne anlama gelmektedir?

Tgur

#383

Şu dörtlükle cevap versem tekrarın bu yoğunluktaki oluşturduğu sıkıntıyı doğurur mu,bilemiyorum..

Maksimalde sonsuzluk varsa minimalde de vardır,
Yaşam, bunu ortada bağlayandır
Dengede olmak ise,
Maksimaldekini alkışladığın gibi, minimaldekini yargılamamaktır

Tiversonus

#384
Bir katil ya da tecavüzcü ya da işte toplumun en "aşağılık" dediği türden bir karakter düşünelim...İşi daha da karışıklaştıralım; bir tecavüzcünün tecavür ederek kötü muamele yaptığı bir karakteri düşünelim; bir katilin öldürdüğü masumane görünen bir karakteri düşünelim; "aşağılık" nitelikli bir kişinin aşağılını uyguladığı bir karakteri düşünelim: Tıpkı bir sinema filminde olduğu gibi.


Tarafsız kalmak çok zor değil mi? Masumane karakterdeki kişinin yaşadığını kendimiz yaşamış ya da yakınımız yaşamış gibi hissederiz ve "yargılama" eylemi yaparız muhtemelen. Belki de aşağılık karakteri "yok etmek" gibi bir uygulamayı düşünür ya da onaylarız.

Peki gerçekte neler olmaktadır? Dünya denilen arenada, okuldaki bilgiler, tüm geröeğin bilgilerimidir? Başı olmayanın sonu olmayacağını duymuşuzdur, duyduğumuzu bu olaylar ile birlikte kullanalım, anlamaya çalışalım.

Basit bir örnek olsun, Hitler sergilediği canilikler nedeni ile bir süre 5. yoğunluk(Ruhsal Yuva) ta bir süre kaldıktan sonra; Hitler olarak -ki özgür iradesi ile seöimler yapmıştı- diğer "özü" taşıyanları ölçtüğü ölçü ile ölçülecektir. Buna bir heyet karar vermiyor (çünkü gerek yok) kendi özgür seçimleri ile bir şeyler seçiyor. Belki bu yaşamda bu seçimlerini göremese bile bir şekilde bir sonraki yaşamda seçtiği ölçüyü deneyimlemeyi görecektir.

Hitler bir sonraki hayat deneyiminde sapmalarını deneyimlemek üzere, masum bir insan rolünde bir şeyi deneyimleyecektir. Ve biz sadece tiyatronun bir bölümünü görebildiğimiz için buradaki bilgileri herşey sanabiliyoruz. Masum bir insan zulum görmeyi, bir önceki yaşamında zulm yaparak özgür iradesi ile seçmiştir diyemiyoruz. Bunu kavramak ve kabul etmek çok zorlayıcı, zor. Zor olan ise genel olarak insanların uzak durduğu türden olaylardır.

Avatarlar, yüksek titreşimli Ruh'lar bir zor olaydan bahsetmişlerdir: Affetmek...İşte bilgi gerekiyor burada, affederek bir ölçü yaratıyor Ruh, ve o ölçü evrensel karmik-kadersek şekilde kendine dönüyor. İşgal ettiğimiz Tanrısal uzayda bu tamamen "otomatik" bir sürece bağlanmış ise; tamamen kendi seçimlerimizi önümüze getirecek şekilde bir serilmiş düzen var ise; yani realitemizi biz belirliyor isek; neyi, ne için, neden yargılayacağız???

Bilgisiz bir çok insan, "ceza verici" bir güç tanımı ile benzer ama işleyişi çok farklı -temelden farklı- şeyleri söylemişlerdi...Realitemizi biz belirleriz.

Zor bir kavram; yargılamayacağız ancak bize yapılanları da kendi özgür irademizle kurban şeklinde kabul etmeyeceğiz. Zor değil mi? Hayır zor değil, tam teslimiyet olan kafasına silah dayanmış<bir insan, bu düzenin Işıüın koruyucuları tarafından gerekirse zaman sıçraması ile bu olayı yaşamayacaktır. Kim ne olacağını bilebilir? Olanı bilebilir miyiz? Hafıza kayıtları ile bildiğimizi sanırız. Sonuçta çok karmaşık şekiller olsa dahi şu önemli: Realitemizi biz(herkes) ölçüleri ile yaratır...Ve ikiden fazla kişinin yaşadığı ortak olaylada da bu geçerli aöa çok daha karışıktır.

Evrensel Zeka, herşeyin bir çözümünü sunar, bu tek yollu bir çözüm değildir. O bir şeyi aşabilmeyi ve bir şeye ulaşabilmeyi hedefler türden çok alttan (çoğu zaman varlığını hissetmez insanlar) içten, çevreden ve heryerden bizi sarmıştır. Her parçaya işlemiş,sarmış Zeki Enerji'den bahsediyorum ve O enerjinin otomatik işleyen bir yapısı vardır. Olasılıklar o kadar fazladır ki artık buna tesadüf diyerek sıyrılma kolaylığı yüklenilir. Fazla sayıda ihtimal neden tesadüf olsun, o bir seçim çokluğu için var olamaz mı?


Micro hayatlarımızda saf-inanç ile sevgiye doğru yolculuk ettiğimiz bilgisine varır insan. Şimdi bunu varlık kaldırabileceği kadar deneyimler, sevgiye yol alır. Belki kademeli olması OLMak ve deneyimlemek ile ilgilidir. En azındaan yüzde 51 den bagsedilir burası üniversite ise lisansüstü deneyimleme için. Bu ödülde değildir, sadece deneyimlerin sonucunda, attığımız her adımdda, her an'da seçerek sadece OLmak olabilir. Olunca karşılığı bir "ödül" olmuyor demekki, karşılık sadece seçimlerimizin otomatik karşılığı. Hertürlü ödül ya da başka benzeri şeyden bağımsız bir şey bu. Bir başkası için "melek" olmak ödül gibi görünse de "melek" için iş acaba nasıl algılanır? Çok basit bir olma eylemi olabilir mi?

Yargıladığımızda kendimizi yargılarız; ya bu realitede ya da tekrarında. Yargılamaz isek, yargılamayın ne olduğunu bilemeyiz. Yargılama eylemi sadec bir seçimdir. Sadece hangi seçimlerimizin hangi yasalara bağlı olduğunu bildiğimiz sürece pek bir önemi yok. Aslınad bunu da yaşam geri katalizör olaylar ile öğretir. Çoklu davranış şekilleri içindeki her bir seçimin bize aynı ölçü ile döneceği bir Zeki Plazma içinde yaşadığımız bilgisini paylaşıyorum. Bunu gözlemleyebilirsiniz. Dolayısı ile ben ancak kendisi için en-doğru öğrenme yolunu seçebilir. Ve en-doğru lar her bene göre farklı olduğunda ise, çok doğru ortaya çıkar ki; bu da şu sonucu üretir:Doğru yok, seçimler ve karşılıkları var...Durum böyle olunca da "yargılama eylemi aynlıştır" ya da "doğrudur" un hiç bir anlamı kalmaz...

Çok insanlı deneyim olaylarında; diyelim ki biz feci şekilde yqargılıyoruz, yargılayanın getirisini biliyor isek, onun getirisinden pay almak için ya da pay almamak için çoklu davranış şanslarına sahip olduğunu bilmek yeter. İşte o zaman akkan İlahi/Zeki enerji içinde Bilinçli Dokumacı oluruz, Sevgi denilen (derinleşerek anlamlanan) dansı en azından yüzde 52 lik zararsızlık durumuna geçerek yapabiliriz. Bilinçli Yaratım artık sözkonusu olur.

Ve çoklu kişilerin olaylarında ise, bir üst yoğunluğu kendiliğinden olmuş açısında ise artık "zamanın" olmadığı bir bilinç deneyimi başlar ki; işte garip bir durum var. Zamanın olmadığı yerde olmayanı beklemek kaç saniye sürer?


Tiversonus

#385
Sadece şu karışık olayda bir üst aşama olarak şu söylenebilir: Gizemi, bilgiyi, deneyimlerimizi palaşabiliriz ve realitemizi kendimiz yaratırız. Bunu yüzde 51 ile uyguladığımızda belki sevgi durumuna geçemeyeceğimiz insanlar da olabilecektir. İşte yüzde "51 zararsızlık" bizim için bir sıçrama olacak burada, bazıları için ise çoktan aşılmış bir bilinç durumu..."zararsızlık" ilşe "sevgi" durumunu bir lineer kavram gibi düşünsek, nasıl bir anlam kazanmış olur acaba: "zararsızlık" ve "sevgi"...

Alemtac

#386
Bence tamamiyle haklısınız Sevgili Tiversonus, bu yaşamda en karşı olduğumuz ve hatta nefret ettiğimiz davranışı yada karakteri bizim bir önceki yaşamımızda oynamadığımız ne malum. Burası bir okul, her türlü duyguyu denediğimiz ve yaşadığımız bir okul.

Şimdi bir sahne canlandıralım gözümüzde, iki ışık varlığının konuşması olsun ve biri ki daha parlak beyaz ışık yayan olsun diyelim, öbürüne "sen bu yaşamında katil olmayı deneyimlemeye nedersin?" desin, diğerinin kabulune kalmış ama biliyor ki eninde sonunda deneyecek. Demek ki dengesizle sınıflandırmakta bir yargılama. Amaç ne peki, her türlü duyguyu yaşayarak "Kamil" olmak, yani Allah'la yada işte herne ise bir olmak. Tüm varlıklar tekrar Bir'e ulaşıncaya kadar sürecek bir oyun bu. Diyeceksiniz ki saf olan ruh zaten biliyor ama kendini denemedi ki henüz.

Affetmek kavramına gelince, ne kadar 5 duyu ötesinde algılarımız açıksa o kadar af kavramına sahibiyiz dir. Yine bunu deneylerimizle ediniriz. Hep bizim suçumuz yoktur, daima başkaları suçludur. Herne kadar unutma perdesi nedeniyle önceki yaşamlarımızı hatırlamasakta gerekli dersleri aldığımızdan olsa gerek bazı durumlarda affetmeyi biliriz ama önce kendimizi affetmeyi ancak sona ulaştığımızda öğreniriz.

Sonsuz sayıda seçenek içinden öğrendiklerimizden yola çıkarak yeni bir dersle karşılaşırız, yapacağımız seçimle yeni bir ders...kolay değildir aslında ve zor da değilidir çünkü her sorun gibi gördüğümüz olayın çözümü de vardır.

Mikroda değil makroda olabilmek gerekir sonsuz seçenekleri seçebilmek için. Yani kuantum düşünmek...her birimiz kuantlardan oluşuyoruz, cisimler de öyle. Hayal edelim, herbirimizin aslında renkli noktacıklardan oluştuğumuzu. Buna her türlü düşüncelerimiz ve duygularımızda dahil olsun. Buraya yazarken oluşan düşüncelerim bile birer kuanttır. Bunca renkli noktacık içinde kimin kim olduğunu ayırt edebilir miyiz? Bu anlamda kimin suçlu kimin melek olduğunun anlamı kalır mı? Hemde ufacık noktalar birbirimize akarken. Yaptığımız her bir eylemdeki hareketlerimiz gibi, oluşturduğumuz her bir düşünce de birimizden diğerine geçiyor çünkü bizler asıl olarak kuantlaran ibaretiz. Bunca yoğun nokta arasında kendimizi bile seçemeyiz. Uzaktan baktığımızda ise bir bütünün içinde kıpırdayan sonsuz denebilecek sayıda çok noktanayı görürüz. İyice uzaklaşırsak noktacıkların oluşturduğu tek bir rengi, ışığı görürüz, beyaz... 

Demek ki başlıngaçtan beri biriz. Sadece deneyimliyoruz.

Bunlar benim hislerim sadece ve paylaşmak istedim :)
 

Tiversonus

#387
Müthiş bir güzel bakış açısı ile anlatmışsınız, teşekürler...Başka bir şeyi unutmamak adına paylaşmak istiyorum, gerçi sevgili Sirera bahsetmişti birara...Şunu düşünün "domuz gribi aşısı korkusu yayma işi" biraz duraldı değil mi? Nasıl oldu bu? Kuantum sıçraması ile ilgisi ne. Evet Dünya'da spiritüel-bilgi sahibi olan bir çok Ruh aynı anda aynı şeyleri düşündüğünde "zihinsel blokaj" benzeri bir şey oluyor, ya da imajinasyon ile...Yaratan ile Bir'iz...İşte yaratımı bilinçli dokuma adına şu sitedeki her birey müthiş potansiyelde, her katılım üssel artış demek. Yani on birimi sağlayan yüz kişiye yüzbirinci olarak katılan on birimi yirmiye çıkarabiliyor...Ve 11 eylül planı ile yapılmaya çalışılan da bir şekilde bu az sayıdaki Ruh tarafından kuvvetsizleştirildi..Kuantum var burada...Ve bir bakıyorsunuz konuştuğumuz konu telepatik olarak ortalardada dolaşan bir gazete yazarı tarafından gündeme alınabiliyor...Artı bir demek katlama demek...Elbette göksel dizilimin ya da Evrensel enerjinin uygunluğu çok önemli faktör...Ancak DUYGULAR da önemli...Kendine Hizmet menfaatçileri toplu seks yaparak ya da kurban törenleri ile bu kuantum yaratımına etkiyi yıllardır yapıyorlardı...Bizim en önemli duygusal frekansımız "koşulsuz sevgi" ya da işte kabul edilebilir bir oranı...Sanki koca bir bilgisayarın tuşuna basmak gibi...Realitemizi sınırlayan (insanlık olarak) eski paradigma için sanırım yılbaşı sonrası bu sıçramayı yapabileceğimiz uygun şartlar olabilecek, belki ortak bir "dans" ile...Bu tıpkı bir köprüden az sayıda ama aynı ritimde yürümenin sonuçları gibi olacak, bekleyip göreceğiz...Ancak aşmışlar için değil, aşması muhtemel olmayanlar için de değil, ortalarda dolaşan Ruh'lar için bir seçme dengesi yaratılabilinir, eski paradigmanın en önemli unsuru "Dünya Ekonomik" sistemidir..Bakın bizim hit/top sanayicilere, reklama çıkacak kadar "halkçı" oldular:::İşaretler...

Neden yazdım, mail gruplarında öğretmen olduklarını düşündüğüm bazı üyeler artık çok haberler izlediklerinden ya da çok gazete okuduklarından bir frekans tuzağındalar. Söyledikleri amacın tersine hizmet eden bir frekans durumu bu...Etkili olanı ise yukarıda bir seçenek olarak sunmaya çalışmak istedim. Umarım bir saf ruh seçimi ile katlanırız:))

Tiversonus

#388
Soru: "Kendini iyi hissetmek" amacı ile yapılan hizmetin Başkalarına Hizmet olmadığını söyleyen Kasyopya'lı dostların bu fikrine katılır mısınız? Başka bir bakış açısı ile Başkalarına Hizmet adayının, kendini iyi hissetmeyeceği koşullarda da hizmet etmesi ne anlama gelir?

Tiversonus

#389
Soru: Deneyimlemediği bir şeyin ya da olayın hakkında "korkunçluk" olduğunu söyleyen bir kişi gerçeğe ne kadar yakındır? Örneğin; hayatında "Bungee jumping" ya da "Uçurum Paraşütü" deneyimi olmayan bir kişinin bunun bir "felaket" olduğunu söylemesinde alınacak dersler nelerdir?