Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#390
"Kendini iyi hissetmek" sorusu ile ilgili olarak,

Burada aklıma "mutlu insan bireyseldir ,mutsuz ise evrensel" kalıbı geldi ,
ne kadar doğru bir tanım mı diyeceğiz..Hayır ,inceleyeceğiz,

Bir kere, kendini iyi hissetmeyen Başkalarına nasıl hizmet edecek,hizmet edecek gücü olmaz herşeyden evvel,

Diğer yandan ,hakiki görev yapacak kişi ezada da ,cefada da görevini sürdürür tanımlamaları zihnime takılıyor,doğru olabilir ,kendimi irdeliyorum ,ne kadar stres altında olsam da bana evrensel konularda safiyane soru soranı cevapsız bırakmam ve alabildiğine anlatırım ve sonunda (burası enteresan)sonunda kendimi çok iyi hissederim,
Şimdi bu iyi hissetme şeklini hangi kalıba sokacağız..

Ayrıca başkalarına hizmetin ne olduğunu analiz etmeliyiz ,

Mesela ben kapıma gelen dilenciye para vermem ,hatta yaptığı işin aşağılayıcı v.s şeklinde izahları da ilave ederim ve bu benim için başkalarına hizmettir ,zira bu yaptığım, kolay yol olan dilencilik yerine çalışarak kazanmayı benimsetmektir.

Başkalarına hizmet, karşındakini sırtında taşımak değildir ,bu gibi davranış maruz kalanın evrimine mani olmaktır.
Başkalarına hizmet ,bilgiyi tokatlayarak da vermemektir ,kesiklik yaratır ,ancak bazı ufak şoklar kişiyi bilgi yoluna itebilir ,örnekleri görüldü.

Ayrıca başkalarına hizmet ,günün ,bu günde yaşayan insan bilincinin geldiği veya gelemediği özelliğe göre değişkenlik de arzediyor,
K.ların cevap tarzları ,yüksek kanal bilgilerindeki nezaket ve sevgi dolu ifadelerle hitap,anlaşılması güç çetrefilli dolambaçlı yollarla sözü söyleyen diğer yüksek kanal bilgileri ve özellikle son zamanlarda, ki K.lar da bu yolu önermeye başladılar ,nefes egzersizleri ,danslar v. s. gibi kolay olan öneriler.

Netice olarak ,
Böyle çeşitli yolların sergilenebildiği başkalarına hizmet kavramı, kendini iyi hissetme saplantısına kapılmış kitlelerin pek tasvip etmediği kaçtığı bir yoldur ve bir ego imparatorluğu yaşantısını yaşam olarak kabul etmiş ABD bireylerinin düşünsel sisteminden kolayca atılabilecek birşey değildir, bu yönden K.lardaki sorgucuların ne kadar mutena insan olduklarını bilmemize rağmen verilen cevaplarını yorumlarını bu kriterler altında yapmalıyız derim ,

Sevgiler..


Tiversonus

#391
"cevapsız bırakmam ve alabildiğine anlatırım ve sonunda (burası enteresan)sonunda kendimi çok iyi hissederim,"

Sevgili Tgur, bir önceki soruyu yazdıktan sonra, üzerinde düşünmeye ve keşif olayıma başladığımda; aynen bu sonucu kendi tecrübelerimde gördüm. Benzer kelimeler ile sizin yukarıdaki cümlenizdeki anlamı seslendirdim ve çok önemli bir sonuç olarak algıladım: "Evet, herhangi bir şekilde kendimizi berbat hissettiğimizde/hissettiğimde, bu berbatlık sırasında herşeye boşvererek herşeyden uzak durmak, kabuğuma çekilmek, karşı bir duruş sergileyerek paylaşımıma ara vermek ve hatta cezai bir karşılık olarak netten uzak durmak benzeri zihinsel ya da egosal düşüncelerimiz içerisinde dolanırken; beni rahatlatan ve ateşleyen, rahat hissedişe götüren şey; paylaşmaya başladığım o an'ın hemen sonrası an' idi." diyorum. Bunu yaparken kendimi hafıza kaydımdan incelediğimde ise, bu kadar zor zihinsel önermelerin içerisinde hangi düşünce ile paylaşıma başladım diye araştırdığımda ise bunun bir düşünsel temelde olmadığını sadece "sezgisel" bir an'lık ateşleme olduğunu gözlemledim. Sanırım bu Ruh'sal yanımızdan gelen bir bilgi idi.

Benzer bir gözlemin, benzer durumlardaki arkadaşlarla paylaşmanın hizmeti amacı ile bu noktaya vurgu olsun diye bu deneyimi paylaşmak istedim.

Sonuç olarak tavsiyem(tavsiyemiz); kendinizi kötü hissettiğiniz de beklentisiz "paylaşım ya da hizmet" durumuna geçmenizdir, diye önerebiliyorum.

Kanal olmanın genel yapısından dolayı, sevgili Kasyopya'yı aktarım noktası olarak kullanan 6. Yoğunluk Bilinci Toplumsal Bellek Bileşimi olan ve Sonsuz ve Tek Olan Bir'in parçaları olan ve bir bakış açısı ile "yüksek bilinç hallerimiz" olan ve "gelecekteki yüksek bilinç hallerimiz" olan, kısaca sevgili K'yalı dostların bilgi paylaşımlarının, kanal olan insan bedenindeki ruhların sosyal, kültürel ve elbette ekonomik toplum yapılarının gelen bilgilerin hem alanını ve hemde niteliğini etkilediğini düşünüyorum. Batı kültürünün, doğu kültüründen objektif olarak geri ve ileri yanları olduğunu (her ikisi de) düşünüyorum. Bilgiler çözülmesi gereken bir "bulmaca yapısı" sunuyorlar diye de düşünüyorum...Bu neden önemli? Bu bilgileri aşmaya çalışmak ile ilgili, aşmak yok saymak değil ancak bireysel keşif süreci ile de ilgili...

Başkalarına Hizmet bilinci ile (bizden yüksek bilinç yapısındalar ve alt bilinç olarak anladığını söylemek eksiklik olur) hareket eden K'lar paylaşırlar: BH yada KH ayırımı yapmadan...Bu paylaşılanların, paylaşılmasını isterler, kanalın yapısında en-alt limitte bir barajı  BH olmaları ile sağlamaya çalışırlar. İşte bu barajı oluşturan çıta en-alt limitte de olabilir en üste yakın limitte de, kısaca bu kısım kanalın insan tarafındaki unsurları ile ilgili. Aslında doğaldır bu.Ama herşeye rağmen doğu diyebileceğimiz bölgeden bu bilgileri  daha az bozulma/kırılma ile bekleyemeyeceğimizi de düşünüyorum. Bu biraz şu zamanlarda medeniyetin dümen gemisinde batının ve batı ülkelerinin olması ile de ilgili olabilir diye düşünüyorum...Düşünün bizler genetik bağlı olduğumuz bu bölgede "öldüğüm gün doğum günümdür" diyebilen bir Ruhsal duruşu zaten tanıyoruz, ya da "özgürlük benim karakterimdir" bilgisine yabancı değiliz. Batı sol beyin yarım küresinin sembolü ise bence tarvma en fazla o bölgede olabilecektir. Dolayısı ile o bölgenin şifalanması çok daha öncelik arz edebilir ya da dünya dengesinin kurulması açısından. Tüm anlattıklarımın tam anlatamadığım yani yazıya dökmekte zorlandığım kavramlar olduğunu düşünüyorum.

Ama batıdaki insanın sol beyin yapısı ile doğudaki insanların sağ beyin yapısı arasında bir birleşme ya da dengeleme için farklı ama yine de mesafe alınacak engelleri taşımaları ortaklığı olduğunu düşünüyorum. Ve bence en-uygun sapma yine batı genetiğinden gelecektir. Hatırlayalın Cumhuriyet kavramı Fransa'dan Osmanlı'ya gelmiştir elbette Gazi ve arkadaşlarının önderliğinde.

Sonuç olarak, arkasında ölüm-fermanı ile Anadolu'ya Cumhuriyet için çıkan Gazi'nin Beşiktaş^taki bir evde Paşalar ile yaptığı toplantı aklıma geliyor, bu sezgi ile yeni bilince koşan, akıl ile de bağları sağlam bir Ruh'un, her türlü ortamda, hatta bir çok kimsenin kendisini iyi-hissedemeyeceği bir ortamda, kendini iyi hissetmenin aşılması olayıdır diyorum. Yeni bilinci yakalayanlar için görünmez (Zeki Enerji) yardımı -ki bizler bilinç olarak yükseğimizdeki bilinci tam anlayamayız, yardımı da tam kavrayamayız ama tam yardım vardır- ile hizme odaklı, iyi yada kötü hissetmenin ötesinde bir Ruhsal...(bu cümleyi tamamlayamadım, bırakıyorum)

"Pislik" kavramı görecelidir dememiş mi sevgili Mevlana: "leş akbaba için bal, börektir" işte burada olduğu gibi, kendini iyi hissetme de "göreceli" bir kavramdır diye belki tam uyumlu olmayan ancak bildiğimiz bir anlatım ile anlatmak istedim. Yanlış şeylere dokunduysam affola ya da anlamını aşan şeylere vurgu yaptıysam.

Selamlar, Sevgiler...




Tiversonus

#392
Neskafemi dolduruken aklıma şu geldi, ifade etmekte zorlandığım kavram: Hizmet varlığı, ruhsal titreşimi ile harekete geçen, bir ölçüde enerji merkezleri dengeli olabilen ve kendini iyi ya da kötü hissetmenin ötesine geçebilmiş ancak; sıkıntıları ve ruhsal hazzı değişik bir faz aralığında yaşayan bir varlık profilindedir, bunu diyebiliriz sanırım. Yani elbette sıkıntıları yaşar ancak hizmeti yaparken de farklı bir titreşimi de yaşar. Ve Başkalarına Hizmet ederek kendine hizmeti deneyimler...

Sevgili Mevlana'nı dillendirdiği gibi; "bir dalganın üstünde diğer dalganın altında", bazen bilgi platosuna ulaşana kadar bir rahatlık modunda, sonra bir zorluk ve kazanım ve sonra v.b..Dengeli katalizörü bozan ise sanırım fasit bir daire üzerinde dans etmek olabilir:))

Tiversonus

#393
31 Aralik 2009'da MAVI AY, AY TUTULMASI  "!!!"[/size=3]

Mavi Ay


80'li yıllarda, sadece TRT'nin hüküm sürdüğü TV'lerinin karşısında olanlar, hatırlarlar Mavi Ay dizisini... Sürekli atışan Bruce Willis ve Cybill Shepherd, heyecan, eğlence ve de gizliden aşk dolu bir dedektiflik bürosu işletirlerdi. Willis'in müstehzi gülüşü, Shepherd'in sarı saçlarını atışı ve Avrupa Yakası'nın Mabule'si kıvamındaki muhteşem sekreterleri Bayan Topesto'yla birlikte...

Tabii ki konumuz bu değil... Sadece isim benzerliği, ne yazık ki. Hayat da bu kadar kolay değil. Büyüdükçe renklense de, gerçekler ekranda değil, bizimle birlikte...

Mavi Ay hem astronomik, hem de astrolojik bir kavramdır. Adı romantik olsa da içeriği oldukça gerçekçidir.

Zaman zaman Ay gerçekte olduğundan daha parlak ve mavi görülür. Bunun birçok sebebi vardır. Büyük orman yangınları, volkanik patlamalar sebebiyle atmosferdeki kül miktarının artması, uzun süren ve uzun yol kat eden kum fırtınaları ya da değişik şartlarla havada normalden fazla oluşan nem yükü bu olayı tetikler. Yoğunlaşan su damlacıkları Ay'ın ışığını mavi bir filtreden geçirirmiş gibi kırar. Bu zorlu koşullara örnek verirsek; 1883'de Endonezya'da meydana gelen büyük volkanik patlama, 1927'de Hindistan'daki şiddetli muson fırtınası, 1951'de Kanada'daki büyük orman yangını gibi bazı olaylar, uzun zaman boyunca Ay'ın böylesine mavi görünmesine yol açmıştır.

Mavi Ay'ı, yani Blue Moon'u bir de astrolojik olarak açıklamadan önce, ay kavramlarını gözden geçirelim: Aslında biliyoruz ki, gökyüzündeki Ay'ın oluşturduğu takvimle, bizim kullandığımız takvim birebirinden farklıdır.

Gökyüzündeki Ay'ın yaklaşık 29,5 gün süren bir turu vardır. Kameri ya da hicri denilen takvimin esasını oluşturan, Ay'ın bir hilalden, bir hilale gelişine göre hazırlanan takvimde yıl 354 günde tamamlanır.

Güneş kaynaklı, miladi takvime göre ise, ay ortalama 30 gün, yıl ise 365 gündür.

İşte, İslami kaynaklarda ve ibadette kullanılan kameri takvime göre, Ramazan ayı,  her sene 11 gün önceye denk gelir.

Bu iki ayrı ay kavramı, yani zaman farklıkları Mavi Ay'a sebep olur. Şöyle ki, yaklaşık 30 gün süren, bazı aylarda iki kez Dolunay olabilir. Bu ikinci Dolunay'a, Mavi Ay denilir. 28 günlük kısa Şubat ayı Mavi Ay için otomatikman imkansız hale gelir. Yıl olarak bakarsak bazı yıllar 12 Dolunay yaşanırken bazı yıllar 13, hatta 14 Dolunay görülür.

Bizim kültürümüzde önemli olan Yeniay'ken, Amerikan kültüründe, özellikle çiftçiler açısından Dolunay önem kazanmaktadır. İlk kez 1829'daki almanaklarında yer verdikleri bu kavrama göre doğayı kullanmışlardır. Hatta her Dolunay'a bir isim verdikleri için 13. Dolunay Mavi Ay yani "Blue Moon", daha da ender olarak oluşan 14. Dolunay'a da, az rastlanan Mavi Ay anlamında "once in a Blue Moon" adı verilmiştir. Buna şimdilik aramızda anlaşmak için Masmavi Ay desek doğru olur sanırım?

Hint Astrolojisi'nde de benzer bir Mavi Ay tanımı vardır. Hatta Ay'ın renginin, kutsal flütçü olarak saygı gösterilen Tanrı Krishna'nın deri renginden kaynaklandığı düşünülmektedir. Kutsal görülen Mavi Ay'a özel tören, dua, meditasyon yapılır ve sunularla kutlanır.

Tahmin ettiğiniz gibi Mavi Ay pek nadir gerçekleşir. 32 ayda bir, yani 2,7 yılda bir Mavi Ay oluşur. Her yüzyılda sadece 41 kez gerçekleşir.

19 yılda bir de, bu kez senede 2 kez Mavi Ay oluşur. Bu da her yüzyılda en fazla 4 ya da 5 kez gerçekleşir. Yani bizim deyişimizle Masmavi Ay oluşur.

Hepsinden çok daha ender olmakla birlikte, bu Mavi Ay ya da Masmavi Ay'larda bir de Ay Tutulması da yaşanabilir.

Astrolojik anlamına bakıldığında Mavi Ay'lar üzüntü, yalnızlık ve melankoliyi anlatır. Ancak Dolunay'ın gergin enerjisinin söndüğünü sanmak yanlış olur. Olsa olsa, bir ay içinde, nasırınıza ikinci kez basılmasının acısını, kırgınlığını, tepkiyi içine saklayıp diş sıkan kızgınlığını anlatır. Daha hırçın bir enerjidir. Mavi Ay'lara tutulma eklendiğinde ise, bu nasır acısının sadece o ayla kalmayıp, zaten önceden kendisini hissettirdiğini ve bu etkinin o seneye de yayılacağını anlatır.

Yakın dönemde gelmiş ve gelecek bu etkileri listelersek,

2 Ocak 1999
 Dolunay
 31 Ocak 1999
 Mavi Ay ve Ay Tutulması
 
2 Nisan1999
 Dolunay
 31 Nisan 1999 
 Masmavi Ay
 
1 Kasım 2001
 Dolunay
 30 Kasım 2001
 Mavi Ay
 
2 Temmuz 2004
 Dolunay
 31 Temmuz 2004
 Mavi Ay
 
1 Haziran 2007
 Dolunay
 30 Haziran 2007
 Mavi Ay
 
[maroon]2 Aralık 2009
 Dolunay
 31 Aralık 2009
[/maroon] Mavi Ay ve Ay Tutulması
 
2 Ağustos 2012
 Dolunay
 31 Ağustos 2012
 Mavi Ay
 
2 Temmuz 2015
 Dolunay
 31 Temmuz 2015
 Mavi Ay
 
2 Ocak 2018
 Dolunay
 31 Ocak 2018
 Mavi Ay ve Ay Tutulması
 
2 Mart 2018
 Dolunay
 31 Mart 2018
 Masmavi Ay
 
1 Ekim 2020
 Dolunay
 31 Ekim 2020
 Mavi Ay
 

Bu ayın 31'inde yani, senenin son gününde bir Mavi Ay'la birlikte Ay Tutulması yaşayacağız. Anlayacağınız gibi 2 Aralık civarlarındaki ilk Dolunay'da yaşadığımız olayların, bir kez daha üstesinden gelmek durumunda kalacağız. Tutulmayla olayların etkisi de artacaktır, ne yazık ki...


Tutulmaları daha iyi anlamak için, ek bir konu aralayalım. Bunun için 18 yıl 11 ayda bir tekrarlayan Saros döngülerine göz atmak gerekir. Birbiriyle aynı döngüde olan tutulmalar, benzer etkiler ortaya koyarlar. 31 Aralık 2009 tutulması 21 Aralık 1991 tarihindeki tutulmayla aynı döngüdedir. Hatta devamında, yılbaşından sonra 15 Ocak 2010'daki gerçekleşecek olan Güneş Tutulması da, geçmişteki 15 Ocak 1992'deki tutulmayla aynı döngüdedir.

Kişisel hayatınızda bu tarihlere geri dönüp baktığınızda, vurgu yapan olayları dikkate almak durumunda olduğunuzu anlayabilirsiniz. Ayrıca 25 Aralık ile 6 Ocak arası doğan Oğlak'lar, 28 Haziran ile 8 Temmuz arası doğan Yengeç'ler, 25 Mart ile 6 Nisan arası doğan Koç'lar ve 28 Eylül ile 8 Ekim arasında doğan Terazi'ler ve yükselenleri bu burçlarda olanlar en fazla etkiyi alabilirler.

Kişiler olduğu gibi, ülkeler de doğum haritalarında geçmişe bakıp, ipuçları yakalayabilirler. O yıllara geri döndüğümüzde, bugünkü gibi, çok da iç açıcı bir süreçte olmadığımızı hatırlayabiliriz. Terörün kol gezdiği zamanlar tekrarlanmakta sanki...

Hatta tutulma yakınlarındaki olaylara bakınca benim tüylerim ürperdi: 25 Aralık 1991'de İstanbul Bakırköy'de bulunan Çetinkaya Mağazası'na molotof kokteylleri atılmış, 25 Ocak 1991'de İstanbul'da Galleria İş Merkezi ve Kapalıçarşı'ya bombalı saldırılar düzenlenmiş, her iki olayda da ölümler, kayıplar yaşanmıştı.

Astroloji canınızı sıkmak için değil, olayları anlamak, önlemler almak için, bize zamanın kalitesini anlatır. Şimdi milletçe birbirimize sarılıp, olayları daha derinden anlamak, mümkün olduğunca sağduyulu olmak durumundayız.

Şimdi, yıllar sonra, Mavi Ay'la tanıdığımız o romantik Bruce Willis, geride kaldı. Willis yeni yüzyıl felaket senaryolarından Armegeddon filminde, dünyaya doğru gelen göktaşını yok etmeye niyetlenen, bir cengâver olarak karşımızda çıktığında bizi ürkütmüştü. Hatta daha filmin sonuna varmadan kendini feda etmiş; ama dünyayı, kızını, geleceği kurtarmıştı. Biz de, hem de kimseyi feda etmeden, tecrübelerimizden yararlanırsak, yapabiliriz. Kendimizi, geleceğimizi, ülkemizi koruyabiliriz.

Unutmayalım, iyi ve kötünün savaşı hangi boyutta olursa olsun, sadece barış kazanmakta...

Esenliklerle...

 

Asude Argun

www.astrolojiuzmani.com


Tiversonus

#394
AY TAKVİMİ

Arabada 240 km üst-hız rakamı var ve 90 km/saat gitme(en fazla bazı yerdede 85 km/saat ile trafik sınırlayıcı kuralı var...Kısaca araba fabrikalarına bir "kural" koyulsa ve mühendislik olarak araçlar 120'yi geçemeseler:))))

"cEHALET mUTLULUKTUR"

Ay takvimi yerine şimdi kullanılan takvimin yürürlükte olması "bilgiden koparılma" bilinçli planlamasıdır. Neden?

* Kadınların mestürasyon dönemi ay takvimi ile ilgilidir,
* Hamilelik süresi ay takvimi ile ilgilidir,
* Fizyolofik Bedenler ay takvimi ile ilgilidir.
v.s. v.s. v.s.

Diyelimki Ay takvimini insanlar kullansalar bakın ne olurdu: 29 km lik bir yolu düşünelim, yolda bazı bölümler çok virajlı, bazı bölümler yokuş yukarı, bazı bölümler yokuş aşağı ve bazı bölümlerde nisbeten rahat ya da genişçe ve düz...İşte yol haritasını ya da yolu bilirse insan oğlu bazı yerlerde "dikkatli" bazı bölümlerde "çok-dikkatli" ve bazı bölümlerde ise nisbeten "daha rahat" bir araba sürüşü yaparlardı...

Bilgi "uygulanınca" korur, uygulanmayınca "farkındalık" yaratır; "cehalet ise mutluluktur"...

Sizce bugün (30 aralık ve sonrasında bir süre) ARABAYI NASIL SÜRMELİYİZ?

Bu zamanda meditasyon ve dua ya da imajinasyon önerisinde bulunuyorum, besin alımında azlatma da olabilir, kısaca içsel denge için çalışmak ve kuantum yaratımı için imajinasyon faydalı olabilir...Birşey olmazsa beni döversiniz:)))Olursa zaten ödül yok ta:(((

Alemtac

#395
Sevgili Tiversonus; bakın benim söylediklerimi anlatıyorlar :))

http://www.facebook.com/home.php?ref=home#/video/video.php?v=1209392792568&ref=mf

Sevinçle paylaşmak istedim :)
 

Tiversonus

#396
hemen bakıyorum.. :))

Tiversonus

#397
http://rapidshare.com/files/328148839/Hologram.mp4

Teşekürler, videoyu burada da  paylaşmak istedim ve linki yukarıda...
Aklıma gelen ise şu oldu: "Bilinç herşeydir, herşey bilinçtir" ama işte bilinç ile "inanmak/inanç" ilişkisi...

Arkadaşlar da izlesinler, belki yarın üzerine fikir paylaşırız... Ve deneyimleyen aslında "Tek" bilinç...Enerji olayını da "ses" olarak düşünebilirizsanırım...

Alemtac

#398
Bence hiç ayrılmadık ve başlangıçta ne isek hala oyuz. Hala bezelye tanesinin içindeyiz...Tek bir bilincin kendini deneyimlediği benleriz.

Tümden gelim, tüme varım kavramları arasında düşünelim:

Herbirimiz, ayrı ayrı bireyleriz. Ben, sen, o, biz kavramları arasında önem verdiğimiz tek bir tanesi ki o da bendir. Ben dediğimiz, gözlemlenemeyen ve birinden diğerine akan noktacıklardır. Bildiğimiz herşeyin yapısında olan bu noktacık dediğim kuantlar, bitkiler, hayvanlar, insanlar, taş, masa, cam, hava...nereye bakarsanız, neyi düşünürseniz oradadır. Beni diğerlerinden ayrı gibi görmemiz ise benin hayalidir. Daha önce de dediğim gibi, eğer bu söylediklerimi canlandırabilirseniz, ayrı gördüğümüz herşeyin aslında bir bütün olduğunu anlarız. Kocaman, erişilmez sandığımız evren, gitmediğimiz, görmediğimiz, bilmediğimiz her yer de dahil olmak üzere, herşey bizimle birdir. Bende olan, evrenin erişilmez köşesinde de aynı şekilde vardır. Yeterince uzaklaşabilirsek ki bu bize imkansız gelir, o zaman herşeyin bir olduğunu anlarız. Resim kağıdına, ince uçlu bir kalemle yanyana ve düzgün kısa aralıklarla noktalar konduralım, uzaktan baktığımızda tek leke görmemiz gibi...Bu tüme varım.

Bilimin açıkladığına göre başlangıçta bezelye tanesi kadar olan evren büyük patlamayla ayrılmış ve giderek genişliyor. Bence buda bir hayal...video da deniliyor ki, dünyalar arasındaki boşluğu kaldırırsak tüm evren bezelye tanesinin içine sığacak hale gelir ve bizler birbirine enerji olarak bağlanan bir bütünüz. Yani Bir'den geldik ve Bir'e ulaşma illuzyonu içinde deneyimliyoruz. Tümden gelim.

Aklımıza gelen her bir düşünce, yarattığımız her kötü/iyi fikir bir paralel evren yaratır ve bu düşünceyi paralel bir evrende deneyimleriz. O kadar fazla paralel evren yaratmışız dır ki, ince bir ipin üzerinde binlerce noktacık kadar deney demektir bu. Yarattığımız paralel evrendeki benlerin mi bizim düşüncelerimizi oluşturduğu, yoksa bizlerin mi...bence karşılıklı akışla meydana geliyor. Tıpkı birbirimize akan kunatlar benzetmesinde olduğu gibi. Aslında bir illizyonun içindeyiz ve herbirimiz kendi illizyonumuzu yaratıyoruz. Hayatı deneyimlemek için neye gereksinim duyuyorsak yarattığımız hayal içinde onu yaşıyoruz.

Ama yinede bunu bilmek, yaptığımızın bilincine varmakla yarattığımız bu illizyondan kurtulamıyoruz. Bunu gerçek anlamda duyumsayabilseydik, ne hastalıklar, ne fakirlik, ne yemek yeme nede giyinme ihtiyacı hissederdik, acılar kalmazdı. Videonun sonunda şöyle deniyor: "Hepimiz kendini öznesel olarak deneyimleyen tek bir bilinciz. Ölüm diye bir şey yoktur. Yaşam sadece bir rüyadır ve biz kendimizin hayaliyiz."

Her birimize farkındalıklara kavuşacağımız, neşe ve huzur dolu bir yıl diliyorum :)

Sevgiler:)
 

Tiversonus

#399
"Gerçek" bu videoda anlatılan gibi ise; buradaki bilim insanlarının söyledikleri gibi ise; bu bilgiyi bilincimizde tutacak -en azından kabul edilebilir bir aralıkta şekilde realitemize yansıtıyor olmak, gerçeğimize uygun davranıyor olmamız demek olacaktır. Diğer türlü davranışlar içinde olmak ise; gerçeğimizden ayrı yaşıyor, ilüzyona kapılmış yaşıyor olmamız demektir.

Doğu felsefeleri benzer şeyleri söylemişlerdi, sufizm de keza, aslında yeni keşfedilmiş gibi sunulan "eski" nin de bir ilüzyon olduğuna bir örnek olabilir.

Aklıma gelenler var bu videoyu seyrettikten sonra, gerçi bu videoyu ben aklımda zaten kurgulamıştım. Aklıma gelenler ise şunlar: Alaycı bir kahkaha ile güleyim bari neredeyse kendinin altıncı yoğunluk olduğunu söyleyeceksin diyen demek ilüzyona tutulmuş bir bilinç birimi imiş...Sitede aktardığım eski bir rüyamda, birer kıvılcım benzeri mavi-beyaz ışık kıvılcımlarının bir labaravatuarın masasındaki bir deney kabındaki kıpırdayışları, hatta havaya yükselişleri, bu aklıma geldi...Baraka filmi aklıma geldi...Bir sitede bir üyenin; Tek kişilik bir filmin başrol oyuncusuyuz, fiziksel ölüm ile oyunun-filmin devam edeceğini mi sanıyorsunuz, cümlesi aklıma geldi...Evdeki ince ebatlı bilgisayar monitörleri gibi, realite gösteren ekranlardan, onlarcası, hatta yüzlercesine aynı an'da anlayarak bakarken; bunların giderek azaldığını ve sonra ben ve karşımdaki monitör ile sadece iki adet kaldığını ve karşımdaki monitörde ise gülümseyen bir yüzü, harika bir resmi ve sonra da o resmin de kaybolarak sadece Tek bir bilinci ifade eden bir bilincin kaldığını beynimde gördüğüm algımı, bilinç algımı hatırladım...

Tiversonus

#400
Ve fikirlerimi ya da fikirleşmemeiş ham düşüncelerimi paylaşmak istiyorum: Bir uçurumdasın, fazlaca ilerledin düşersin görüşünü dile getiren bilinçlerde aklıma geldi, bu düşünceleri ile bu bilimsel insanların hazırladıkları görsel bilgiyi değerlendirsinler...Bir başka aklıma gelen ise resim ile "hakikat" konusunu işleyen Vahdet-i Vucut anlayışı ki, bı sırra ere'enler olarak -elbette sapmaları olabilecektir- ülkemizde temsilcileri olmaları büyük bir kazanç, en azından bu benim sapmam değil ise..

Ama esas zihnimi meşgul eden başka bir durum: Bu ilüzyonik/hologramik/sanal oyunun içerisindeki Ben bilincim ile yani taşıdığım "bireysel bilincim" ile diğer "bilinçlerin" etkileşimi:

Daha basit sorunu ortaya koymaya çalışayım ki; çözüm ya da çıkarsamalar net olabilsinler. Şimdi burada şu alternatif davranışları gözlemliyorum:

1. Her şey bir ilüzyondur diye başlayıp, tüp diğer bilinçler ile (toplum ile) bağları kesen bir anlayış. Burada da şu sorularım var:

a.) Dünya küresinin bilincini etkileyebilmek açısından tek başına hareket etmek doğrumudur, sonuç alır mı?
b.) Tümden ya da Herşeyin Bir' olduğu bir Bir'likten aşağı doğru bilinç birimleri oluşmlarının yani titreşimsel benzerlikteki bilinç birimlerini oluşturmak, yani üst bilincin deneyimi için gerekmez mi? Elbette bu titreşime gelmiş olanların doğallığı temelinde?

2. Tüm herşeyin birer ilüzyon olması gerçeği ile şu an'da deneyimlediğimiz ilüzyonun aşılması işleminin, ancak bulunduğumuz ilüzyondaki çalışma ve gayret içinde olması doğru mudur? Yani ne kadar ilüzyon olursa olsun bunun titreşimsel olarak aşılması geren bir alt-çalışma olduğu doğru mudur? Aşılma sözü yine doğallık içerisnde kullanılmıştır.

3. İlüzyon içinde ilüzyon içerisinde bulunuyor isek, zamansal olarak değil ama Tümleşik yapılar bakımından bu bireysel duruma "düşme" işlemimizde karar veren Tümleşik bir "geçmişimiz" olmalı değil mi? Asıl varlığımızın geldiği bir -hiyerarşi değil ama bir gerçek kimlik silsilemiz olmalı...İşte bu irtibatı nasıl sağlamalıyız?

4. Burada isek (3. yoğunluk bilinç deneyimi realitesinde); aynı an'da yüksek bilinç (birleşmiş yapımız ile) farklı üst realitelerde ve yatay paralel gerçeklik realitelerinde bulunan parçalarımız olmalı... Elbette son bilinç olarak Tek Bir kimlik olsa da tüm bu sanki çözünme gibi algılanabilecek yumağın aynen tekrar toplumsallaşarak (ki toplumlaşma daha geniş bilinç anlamında) o gelinen toplu Ruh yapısına dönüşmeli miyiz?

5. Kısaca alt-biliç yapısı ile anladığımız söylediğimiz üst bilinç yapısı ve bu bilinç yapısına ulaşacak çalışmalarda anlama ve kavrama ve hatta çalışma hataları yapma şansımızın çok yüksek olduğunu; bilinç farklılıkları bakımından altta olmamıza dayanrak söylemek mümkün müdür? Üstten yardım şart mıdır?

6. Bakın bu şık/madde çok önemli: İlüzyonu anlamış ve bir şekilde kuantum yaratımını yapabilen bir bilinç birimine "sen seçilmişsin" demek aynen "sen uçurumun kenarındasın" demek kadar aşağılayıcıdır, elbette bu seçilmenin seçicisi "sadece Biz" olduğumuzda iş değişir...Yani sadece biz seçeriz... Ve "ikircikli" bir konuma düşen/düşürülen bir yapıyı/durumu ortaya sermemek gerekir. Bu "bak ben seni kendimden ve kendimin ne olduğundan farklı görüyor, ben kendimi daha aşağı görüyorum" ya da "ayrılık ilüztyonundayım" benzeri bir yaklaşımdır. Bu konu önemli, çok sert/yumuşak yazacak kadar :))

Tiversonus

#401
7. Burasının -üçüncü yoğunluk bilinç deneyim alanının- bir "oyun alanı" olduğunu bilmek, bir ilüzyondan ibaret olduğunu bilmek; tıpkı bir futbol sahasında ya da bir basket sahasında olduğu gibi, oyunu oynamamak değil, ancak bu değil; oyunu çok daha bilerek oynamamızı gerktirmez mi? Bu bir "gerçeğe uygun" davranış olabilir mi, keşiflerimizi de olaya katarak, oyunu bilerek oynamak??

Oynamak mı? Oynamamak mı? Eğer unutma örtüsü dışında, unutmamış yanımız ile karar veme-miş olsaydık, burada olmazdık. Buna gerçeği bilerek oynamalıyız denilebilinir mi?

Oynamayacak isek, burada işimiz ne? Oynamak demek, gelişmek, öğrenmek, deneyimlemek, yargılamamak, sevmek, yemeden sevmek, yiyerek deneyimleyip yememeye geçmek:)) olabilir mi? Ya da sadec şu:

bu oyunu gerçeğe uygun oynayanlar olacak, gerçeğine ermemiş bilinçler olacak, arada dolaşan olacak ve sadece "öneri ve tavsiye" dışında bir zorlama yapmamak ve benzerlerimiz ile toplumsallaşabilmek, bunu yaparken de gerçeğe uygun hareket etmeyenler ile uygun/kabul edilebilir bir denge de etkileşim. Bu etkileşim bizim ve diğerlerinin bir dengesini kuracak şekilde olmalı olabilir mi? Bana uygun olan bir başkasına uygun olmayabilir diyebilir miyiz. bunu söyler iken, kendimizi ve başkalarını ve başkalarını ve kendimizi nasıl bir etkileşimde tutabilmeliyiz?


Gerçeğini bilmeyen bilinçlerin zaten tavırları Dünya'da ve çevremizde biliniyor,bilinmesi, öğrenilmesi gereken ise gerçeğe uygun oyun nasıl oynanır?

Tiversonus

#402
Soru: "Neşe ve yolculuğun keyfini çıkart" düşüncesini; yolculuğun, gerçeğimize uygun bir yaklaşımın temelindeki öğrenme yolculuğumuzun, ilüzyonu aşma yolculuğumuzun temelinde uygulaması ne olabilir? Sevgili yüksek Bilinç hallerimizin "yolculuğun keyfini çıkart" dedikleri yaklaşımları bu tarz bir şey olabilir mi? Öğrenmek, gelişmek keyifli değil midir?

Özetle ; eğlenmek, keyif almak işi sadece üçüncü yoğunluk bilinç deneyimi realitesinin bir konusu mudur?

Tiversonus

#403
Carlos Castena'da ile bir bakış ile "murşidi" olan Don Juan Matus bir lokantada, cam kenarında yemek yemektedirler. Dışarıda, camın kenarında perişan haldeki bir çouğu gören Castena'da, çocuğa acıdığını ve ona bir şeyler vermek isteğini söyler...Don Juan Matus'un tepkisi sert olur ve o çocuğun bir deneyimde "Avatar"  (peygamber benzeri) bir deneyim yaşayacağını söyler...

Burada iki bakış açısı dikkatimizi çekmekte. Birinci bakış açısına göre "acımak" ve "kurban" durumunda bir varlığın algılanması. Diğer bakış açısı ise bu yoğunluğun ötesinde bir kavraışı yansıtır. Doğru ve yanlışın olamayacağı bir bakış açısı ile; realite deneyiminin bir keşif amacı ya da öğrenme amacını taşıdığını kavramış bir bakış açısı yakalamak ile sadece bulunduğu bilinç deneyim realitesinin kavramlarına hapsolmuş bakış açısı arasında; doğru ya da yanlışın nitelendirilmesinin ötesinde "gerçeğe" yakın bakış açısını ifade etmek önemlimidir? Eğer bilinçler kendi kapasiteleri kadar "gerçeğinin" deneyimliyor ise bu deneyimleyen için yeterli olacak mıdır? Deneyimin yapısı ile ilgili sanırım bu durum. Biraz irdelemek ile neler keşfebileceğimize bir bakalım istiyorum.

Deneyim içerisindeki bir bilinç, başka bir bilinçten yardım isteyebilir. Bu bilgi, fikir, gizemin paylaşımı olabilir. Tüm bu yardımlar, deneyimin çerçevesi içinde yer alırlar kanımca. Bilgi, fikir, görüş alınmış olabilir ancak bunun uygulanması ya da kabul edilmesi alanın insiyatifindedir. Yani deneyimi bozan bir şey yok burada. Özgür iradesi ile enerjisini "bilgi" arayışında geçiren bilinç için bu sadece bir çabanın sonucu da sayılabilir. Peki talep etmeyene karşı, bilgiyi, gizemin paylaşımını, fikirlerin paylaşımını talep etmeyene karşı; bir çaba gösrmenin anlamı ve olası anlamları neler olabilir? Yemek talebinde bulunan bir çocuk ile bulunmayan arasında bir farka benzer mi bilgi paylaşımı isteyen ile istemeyenin durumu?

Başka bir incelenmesi gereken durum ise; Ruhsallığın irdelendiği forumlarda yaşanan olası durum ile ilgili. Amaç bilgi paylaşımı, gizemin paylaşımı, fikirlerin paylaşımı ancak bunu Ruhsal ama genel olarak bilgi paylaşımı olarakta düşünebiliriz. Bilgi fiziksel değildir, daha çok kavramsaldır. Matematiğin fiziksel olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bir örnek olsun bizlere...

Tiversonus

#404
Genel olarak bilinci geliştirmek için; hem kendiiz ve hem de başkaları için ve aynı zamanda bir sinerji yaratabilmek içısından faliyet gösteren forumlar hakkında konuşmak istiyorum. Bu foruma üye olanların, bilinç olarak gelişme eğiliminde olduklarını düşünebiliriz. Peki bu güçlü bir oranda (kabul edilebilirliliğin ötesinde fazlaca) doğru mudur? Diyelim ki genel olarak durum bu olsun, ancak forumlar, internetin özelliği sayesinde ulaşılması çok kolay deyim yerinde ise; hertürlü arayışları içersinde genele açık bir ortamdır...Bu durumun sonuçları neler olabilir?

Bilgi ve bilinç gelişimi amacı ile üye olanların durumları; kayıpları varmıdır? Bence en fazla özgür iradeleri zarar görenler bu tür üyelerdir. Elbette özgür iradelerine vurgusunu tekrarlayarak, zararı kullanıyorum. Peki etkileşim içerisnde bulunmayacak mıyız, bilinçlerini yükseltme gayretleri olmayanlar ile? Elbette bulunacağız, bu farklı bir şey...