"Donanımsal" Empatiklik

Başlatan Tiversonus, 04 Mayıs 2010, 14:46:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Kasyopya Celselerini takip edenler bileceklerdir. "Hiç başkası için sızlıyor mu?" cümlesini. Bunu epeydir bir gözlem aracı olarak çevremde kullanıyorum. Örneğin ufak erkek kardeşim, çocukluğundan beri hayvanlar ile çok ilgilidir. Bir büyüğü ise çok değil. Hatta küçük kardeşim, kurbağaları elinde dolaştırır ve insanlardan bir "iğğğğ" tonlamasını çıkartırırdı:) Ve aslında ilginç ama bir gün ölmüş bir fareyi kuyruğundan  tuttuğunu çok iyi hatırlıyorum ve bu tonlama benden de çıkmıştı:) Ben ise, daha çok "eylemsel" hayvanlar ile ilgili oldum hep. Yani bilgi ile onları doyurmak, onlar ile ilgilenmek ve kısaca biraz titizlik vardı küçükken. Ama içimde bazen bıçak darbeleri yemiş gibi bir acı olurdu, garip ama birinci çakramda da sızı:) Yani işte böyle. Ortanca kardeşim ise; bir gün "abi benim çakram dönmez, elimde değil çok kıskanırım" diyordu. İşte burada bir farklılık var. Şöyle ki; genetik kodlar ile "ayna nöronlar" bağlantısını irdelediğimde bir şeyler görmeye çalışıyorum. Açıkçası işleyişi anlamaya çalışıyorum.



Tiversonus

#1
ve, işte ön loblarda "ayna nöron" denilen hücrelerden bahsedildi, solucan gibi büyük beyin hücrelerinden. Anladığım kadarı ile, karşıdaki birisi kendine iğne batırdığında bunu kendine batırılmış gibi hissettiren donanaımsal şeyler:)...Evet etraftan saklamam rağmen bu aşırı derecede hep bende oldu, bir şekilde duygu bastırması empoze edildiğinden dünya da ve ülkemizde bunu saklamak için yöntemlerde geliştirmiştim. Şimdi bunarı düşünmüyorum, epeydir bir arınma sürecimin parçası olan şeyler.


İşte ortanca kardeşimde bunu diğer kardeşime göre neden az görebildiğimi anlamaya çalışıyorum. DNA farklılışması bir ölçüde olabilir. Diğer iki kardeş olarak çok benzeriz. Yani on kilometre gidip bir hayvanı karşıdan karşıya geçirip işimize dönebiliriz. Ama ortanca kardeşim bunu zannetmiyorum yapsın.


Ayna nöronlar artırılabilinir mi? Ya da hangi yöntemler ile artıyor, bence bu daha doğru bir soru olur, yani elbette artıyordur. İşte etrafımızı gözlemlediğimde bu "vicdan" ya da "empatiklik" ya da ayna nöron işlerine dikkate almaya çalışıyorum. Yani işaretleri okumaya çalışıyorum. Farketmesi çok zor. Çünkü, duyguların bastırılması hep öğretildi bizlere ve topluma. Zihin anlatır, anlatır, ben, sen, şu filan diye. Yılların tecrübesine göre bence detaylar insanların gerçek karakterini çok daha gerçekçi ortaya koyabiliyor. Etrafımızda hayvanlar ya da çocuklar ile ya da çevre ile ilişkiler anlamında izleme yaptığımızda bu çok daha fark edilir oluyor. Diğeri birer maske gibi şeyler. Ben buyum, şuyum, aliyim, veliyim işleri pek bir şey ifade etmiyor. İşte forumlarda bu gözükmez yeterince ancak yakın çevrede bunu görebiliriz.


Tüm bunların yanında, parçalanmış Ruh ya da kişilik durumları da devrede olabilir. İşte vicdan eziyeti durumları çokçadır etrafımda. Gözlemlerim etrafımı. Aileyi hatta sülaleyi. Elbette çok yanlış işler ve haksızlıklar yapanların da bir şekilde programlar sayesinde bunu yaptıklarına şahit oldum. İşte orada resme bir bütün olarak baktığımda çok olasılıklı durumlar çıkabiliyor. Bir defasında bir film önerisi yorumunda belirtmiştim. Empati yeteneği olan insanlar da, bir çok şeyin etkisi ile insan öldürebilirler. Ama işte orada da "vicdan azabı" gözlemlenebiliyor.

Tiversonus

#2
Diğer arkadaşlar da bu konu ile ilgili hayat deneyimlerini paylaşabilirler bu başlıkta...

Tiversonus

#3
Düşüncem şu yönde: tek bir olay ya da tek bir alan ile ilgili bir değerlendirme için, empati yeteneğini gözlemlemek çok yanıltıcı olabiliyor. Yani aynı olayı veren insanların başka bir olayda çok farklı davrandıklarını çevremde gözlemledim. Herşeye rağmen, ayna nöron gözlemi faydasız da diyemiyorum, yani bu bir şekilde var gözüktü hep gözlemlerimde...Belki de uzun süreli ve çokça olay ve alanın verileri ile bir sonuca gidilebilir. Yani etkili ama ne kadar şiddetle bilmiyorum...


Acaba diyorum, duygusal dengelenme ya da Kamil olma durumu, yaşadığımız toplumda, farklı ayna nöron sahiplerine karşı, nisbi olarak ayna nöronu fazla olanların, bir ölçüde mağdur olmamaları için mi? yani bunun için mi eski üstatlar ve kanal bilgilerinde öneriliyor?...Düşünün ülkemizde "vicdan sömürüsü" olayını...İşte o kişiyi detaylı olarak hayatlarında incelediğimizde siyaset sahnesinde "gözüktükleri" gibi olmadıklarını tesbit edebiliriz, herhalde edebiliriz. Hangi çiçeği seviyor, hangi kuruma ne kadar yardım yapıyor, komşunun köpeği havladığında, uykusundan uyandığında köpeğe küfür ediyor mu?...Yani çok ince detay şeyler ile bir ölçüde tesbit yapmak mümkün...Aklıma tavuk besleyen Cumhurbaşkanı geldi ya da bir çocuk ile büyükmüş gibi konuşan Büyük Bir Adam...

Tiversonus

#4
Sadece Sevgi ile yürüyemezsiniz, yolunuzda Bilgelik ile yürüyün, önerisi acaba bu tür şeyler için mi? Sevgi ve Bilgelik...

Tiversonus

#5
Eş "zamanlı" üç adet benzer cümle:

"Çabuk olun, ama nazik ve akıllı olun. Şu anda yapılacak çok daha fazla şey var, o yüzden NEŞE ile ilerleyin."

"Sadece Sevgi ile yürüyemezsiniz, yolunuzda Bilgelik ile yürüyün"

"Ve sevginin hissedilmemesi mümkün değildir."

bu üçüncüsünü kimin yazdığını biliyor muyum? :)




Ve öyledir.

sirera

#6
Ayna nöronlar motor komuta nöronları olarak 50 yıldır bilinen nöronların bir alt kümesi oluyırlarmış
İtalyan araştırmacı Giacomo Rizzolatti anlamlandırmış
İnsan basit bir hareket yaptığında motor komuta nöronlarımız uyarılıyor ardından uzanır kendimize çekersek farklı nöron grubu.
Bu hareketi bir diğer kişi yaptığında ise motor nöronlarının %20sini oluşturan alt kümelerindeki nöronlar hareket ediyorlar.
Size ait bir nöron başka birisinin bakış açısını benimsiyor olarak tanımlanması da ilginç.
Verilere göre beyin hacimsel büyüklüğüne ulaştıktan çok sonra birşey oluyor ve insanlar alet yapmaya ateşi kullanmaya vs.başlıyorar.
Ayna nöronların o zaman mı aktif olmuş olabileceği  sorusunu getirmiş.
Hareket konusunda durum buyken dokunma konusunda ise durum daha ilginç.
Biri elinize dokunduğunda somatosensor korteksteki nöronları uyarılıyor
başka birinin eline dokunulduğunu gördüğünüzde bu nöronların bir alt kümesindeki ayna nöronlarınız uyarılıyor
sizin dokunma duyusunu hissetmeme nedeni olarak, dokunulan kişiyle sizi ayıran tek şey kalıyor geriye, deriniz.
Derinizdeki reseptörler beyninize giden dokunma ve ağrı reseptörleriniz merak edilecek birşey yok sana dokunulmuyor mesajını iletiyorlar.
Eğer eliniz uyuşturulursa dokunma duygusunu hissetmeniz mümkün hale geliyor, eğer kolunuz kesildiyse ve kesik olan kolunuz kaşınıyorsa yanınızdaki kişinin kolunu kaşıyarak kaşıntınızı giderebiliyorsunuz.
Ayna nöronları ilk duyduğumda dizi izleyerek bir ömür geçiren kişileri düşünmüştüm.
Ayna nöronların bir başkasını yargılama, yanlış anlama ve eleştiri konusunda hangi şekil değiştirici etkileri olabileceği sorusu sonra.
Bunlara ait olan beyindeki bölüm ise sağ kulağınızın üzerinde ve arkasında olan sağ temporo-pariyetal kavşak denen alanmış.(RTPJ)
Anlamaya çalışırken bu alanı kullanıyoruz. (mantık sorunları çözülmeyen alan)
Yani büyücek bir halk dizi izleyerek o mu suçlu öteki mi diyip yargılamalarını yaptıkça bu bölümde bir faaliyet oluyor.
Beynin bu bölgesindeki hareket az ise yargı masum olduğuna dair inanca daha az dikkat ediliyor ve suçlayıcı olunabiliyor
daha hareketli bölgelere sahip ise suçsuz olduğuna dair inanca dikkat ediliyor.
Tras-Kraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) isimli beynin küçük bil bölgesine sinyal göndermeye yarayan bir alet ile beynin bu bölgesine sinyal gönderildiğinde nöronların fonksiyonu bozuluyor ve karar verme konusunda farklı sonuçlar alınabilinme ihtimali konuşuluyor.
Ayna nöronlarla hareket ve dokunma konusunda özdeşilirken RTPJ nin hareketlerine göre de yargıya varılıyor.
Bu bir sistemin minik sistemleri hareket ettirmesi ve sürü halinde hareket ediyor olmanın da bir açıklaması olması gibi birimizin herkese derman olabileceği mesajını da taşıyor.
Bende de olduğunu bildiğim-inandığım ama aktif etmemiş olduğum aktif etmiş, olmuş olanlarla aynı düşe sahip olmanın aktif etmeye bir adım yaklaşılabildiği sonucunu da getirebiliyor. Aktif olanın düşü yargı kalmamalı sorumluluğunu taşıyor
Eğer umutsuz bir kişiye çare olamayacaksa bu bilgilere sahip olmanın bir önemi de yok. Bilincin genişlediği ve hızlanmanın gittikçe arttığı dönemde tüm bu bileşkeler birbiriyle bir ağ kurup tanımlandıkça o zaman herbirimizin içinde zihinden ötede olan bir yolda olduğumuz ve orada bir dünya kurulabileceği mümkün olamaz mı?
Şu andaki yargıya odaklanmışlıkla oluşturduğumuz bakış açımızla herkesi yanlış anlamak dışında yapabileceğimiz birşey yok. Düş ve ardından sezgi ile macera dolu hayatımızı oluşturmak ve yaşamak yanlış anlasak da biz kusursuz olanız.
 Aşkla baktığımızda duyulan şefkat -bir kişiye olan değil-de bu her an oluşan ağa olduğunda, bu inancın tamlığı ile kendimizden geçip kendimize döndüğümüz bir anda kavranıp daha net bir anlayışa sahip olacağız sanırım.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#7
O kadar çok ve çok çok kelimeler ve kelime örgüleri ile a?k\'tan bahsedilir ki; ben ?a??r?r?m: Zihnin misafir olmad??? yeri zihin ne güzel de anlat?r:) T?pk? avc?lar?n ava giderken yar? yolda oturup ta av maceralar?n? anlatmalar? gibi:)

Tiversonus

#8
yalnış anlaşılmasın bu Size değil ama tüm spiritüel aleme...Ve bir de şundan bahsedilir; şu şu koşullarda, şöyle olumalı, şöyle olmalı ki, böyle yapma, nırak, tut, yakala v.s. v.s. ile  "koşulsuz sevgi" tanımı olan cümleler...garip..bence hepsi zihinsel örgüler...yani, "koşulsuz sevgi şu koşullarda koşulsuz sevgi olur" açıklamaları...örneğin kafanı yaranı sevecen tanımı bile bir koşul kanımca:))

Tiversonus

#9
koşulsuz sevgi, ancak kimyasal ya da duygusal olan bir şeyin ötesinde varolabilir ya da kurulabilir, bu felsefi, bilgisel, hizmetsel ayırımsızlık olabilir ancak..örneğin Güneş doğar ve ışığını verir, demez ki, şu bana saygılı, şu saygısız,şu KH,şu BH,yani sadece veirir, ayırımsız...düşünceler sadece veya neyse işte:) işte ben bile tanım ile koşulladım:)...bence adamın kafasını yarmamak ilk hedef olmalı, yani önce zararsızlık, ve artan bir süreçle hizmet ve sonsuzluk ile buluşana kadar hep koşulludur, düşünün 6. yoğunluk bile ancak koşulsuza en yakındır ama tam koşulsuz değilidr, böyle düşünüyorum...bence önce zararsızlık...ve hizmet etmek yani ekmek, bilgi ne olursa...

Tiversonus

#10
"200 liraya koşulsuz sevgi dersleri" vermeyi düşünüyorum, yakındaaa:))

sirera

#11
Aşk olmasa bu yolun içinde olmazdınız, bilgiyi toplarsınız hayatınızda kendiniz için uygularsınız, bir başkasının rahat yaşaması için de önerirsiniz, iş öyle bir noktaya gelir ki sadece sizin yaptıklarınız vardır. Körler için bir okul yapmaya başlarsınız niyetiniz çocuklardaki kullanılamaz optik lenslerin değiştirilmesidir. Öyle bir noktaya gelinir ki görme işlevi konusundaki bilgilerinizle bir robot yapmaya başlamışsınızdır. Eğer siz sadece kendinize ait bilgilerle bunu başardığınıza inanırsanız yaptığınız robottan bir farkınız kalmayabilir. Dünyanın diğer ucundaki hiç tanımadığınız kişilerin de bu işte katılımcı olduklarını bildiğinizde bir kişiye umut kazandırmanın önemini anlarsınız. Siz bu konuda kendi kimliğinizden sıyrılmış ortak bir bilincin bir uzvu halinde yaşamanızı sürdürüyorsunuzdur. Başkalarıyla yaşadığınız çelişkiyi en aza indirgemişsinizdir. Etik başlamıştır. Aslında bu bilgiler sonrasında Ahuela için ve hayatın gerçekten anlamsız olduğunu düşünmeye başlayanlar için de herşey olunda ve iyiye gidiyoruz mesajını vermekti. Ve sanırım yazdıkça da anlamsızlaşıyor çoğu şey. Pekii o zaman. İyi günler.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#12
Bilseydim daha önce sizi kızdırırdım, kızınca benim (bu bence ama) anlayabileceğim şekilde net, okunaklı cümlelerinizi okudum, bu bence diyorum.


Öncelikle yukarıdaki yazı New Age akımı için yazılmıştı ki asla sizin için değil. Belki şu söylenebilir "aşk, sevgi yakalaşımı" kavramlarınızda biraz farklı düşünüyorum, bunu inkar edemem.


Sizin müthiş şekilde "Hizmet" işinde ve "gönüllülük" ile çalıştığınızı, biraz internet araştırmam sayesinde ve birazda sezgim ile biliyorum. Bu takdire değer, çok güzel gönüllülük işleri kanımca.


Sevgili Sirera, ben doğu felsefelerine oldukça yabancıyım, bu konuda bilgisiz/cahil olduğumu söyleyebilirim rahatlıkla, sizin daha bilgili olduğunuzu düşünüyorum. Ben hep söylüyorum -ki bu tek yol olmayabilir- üçleme dediğim eserleri ve parelelindeki eserleri ilham alıyorum. Elbette bende olanın hatırlatması olabilir ancak bu. Neden farklı bakış açılarımız olabileceğinin ana sebepleri buralardan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Buna bir yargım da asla olmaz. Ben Bir'in sesi içinde belki sadece bir ses olarak, bu kaynakları elimden geldiğince okuyor ve kendime yakın hatta benden olduğunu görüyorum. Sonsuz Everen'de sonsuz üst yoğunluk ve felsefi Evren görüşlerinin olduğunu büyük bir sezgi ile seziyorum. Kısaca hepsi farklı olsa da Sonsuz Evren'in güzelliklerinden olmalı. Kısaca tek bir doğru yerine benden olan, bana yakın olan ve Evren bilgisine güvebdiğim bu kaynaklar da olanın, doğu felsefesindekilerle bazen çeliştiğine şahit oluyorum. Tüm bunlara tam uyamadığım şeylerinde olduğunu biliyorum. Kısaca bir zamanlar "ben bir pisliktim" demeye de utanmıyorum. Bu kaynaklardan aldığım şey şu; Bilgi sevgidir.


Ve "Bilgelik ve Bilgi korur" kavramlarını anlamlı buluyorum. Ve gözlemliyorum çevreyi bu kavramlar işliyor...


Bence harika işler yapıyorsunuz, bu Işık/bilgi/sevgi adına büyük işler diye de bazen seziyorum. Ve değerli bir dostsunuz, bunun da farkındayım. Yapıcı, birleştirici, aksiyoner...Kelimelerin ötesinde takdire değer bir yaşam tarzınız olduğunu seziyorum...İşte her bir ruh farklı ben belki sizin gibi o alanlarda fazla da bulunamıyorum. Her bir Işık Feneri farklı alanlarda  farklı farklı işler yapabilirler. Evet yaptıklarınızı sevgi ile karşılıyorum. Farklı işleri de başkaları yapıyordur, farklı olsa da o işlerde önemlidir ve kıyaslamıyorum. Çalışmalarınızdan dolayı teşekürlerimi sunuyorum, bir gezegen ferdi olarak. Ve sevgilerimi sunuyorum.

Tiversonus

#13
birbirlerimize bir şeyleri dayatmak yerine -ki bunun çok faydalı olmayacağı aşikar-, birbirlerimizi dengeleyici, bütünleyici, özelliklerimiz ile birbirlerimizi bilinçte besleyici olacağımızı düşünüyorum...mükemmel dengeler çıkabilir, ama işte bunun ön koşulu düşüncelerimizi dayatmamak, ben böyle düşünüyorum diyebilmek...bunu yapmaya gayret ediyorum ve biliyorum ki sizden öğrenebileceğim şeyler ya da ilhamlar da var. bu, siteye üye olan her eşsiz ruh için söylenebilecek bir kavram...günlük kaosumuz içinde, stres ve gerilim içinde olabiliyoruz şu zamanlarda bunu da göz önüne almak gerekiyor..Işık ailesi eşsiz ruhlardan kurulu ve bu bence zenginleştirici, hayatın bir rengi...Işık ailesinin en önemli karakteristiği sadece ben böyle düşünüyorum diyebilmek, zorlamamak, dayatmamak...bu ben ve herkes için geçerli olan bir şey...bazen durulmak için molalar veremediğimizden olabiliyor bir çok şey...bedenli olmak ruh için müthiş rahatsızlık verici...

bilinç düz bir çizgi izlemiyor, aynı kalmıyor, bu durum, bilinçte birbirlerimizi beslemek ve desteklemek için fırsatları önümüze koyuyor.