Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#300
Kosulsuz Sevginin Isik Iscileri'ne Davet


Merhaba Arkadaslar
Asagida linkini verdigim sitede ucretsiz kendi kendinize veya ilgili kisilerin yardimlariyla
cesitli enerji sistemlerinin uyumlamalari yapilmaktadir.Siteye uyelik serbest ve ucretsizdir.
Kendi kendinize ve dokümanlarini okuyarak alabileceğiniz uyumlamalar aşağıdadır:
http://grou.ps/kosulsuzsevgi2/home
 
DNA Şifası Reikisiİlahi Işıkdoc pdf
...Psisik Korunma Alevi BM. Mikael pdf doc

Altın Işık Güçlendirmesiİlahi Işık pdf

Melek Renkleri Saffet Güler (Danışın)pdf

Gümüş Mor Alev Saffet Güler (Danışın)pdf

Kan Şekeri Dengeleme uyumlamasıLinda White Dovepdf

Fusion (Kaynaşma) Reiki-pdf

Altın Ank Uyumlaması pdf

Çakra Haz Uyumlaması Linda White Dove pdf

Saf Kudret Enerjisi,Eterik Trager Sistemi,Geliştirilmiş Alerji Koruması,İlahi Kutsal Mekanlar,Optimal Kemik Yoğunluk Alanı,Titreşim Rezonans Şaktisi,Işık Miktarını Sürdürme,Geri Plan Realite Hizalanması,Finans Akış Hizmeti,Lavanta Bitkisi Şaktisi,Eterik KranioSakral Sistemi,Florit Güçlendirmesi,Ophanim Güçlendirmesi





Sevgili Saffet Güler'e, sevgili R.Tamer Çifter'e, sevgili Hakan Kahraman'a, sevgili Süleyman Kaya'a , özellikle gönüllülük içinde yaptıkları işlerinden dolay sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, gerçi mail gruplarında yayınlanan her mesajdan sonra, okuduktan sonra teşekütlerimi sunarım. Hiç tanışmamış olmamıza rağmen, Yüksek Benlik bağlantımız olduüğunu düşünürüm çoğu kez...Koşulsuz Sevgini Işık İşçilerine tekrar gönülden teşekür ederim, bu ve tüm diğer çalışmalarından dolayı..

Tiversonus

Moderator

#301
Udumbara : Üç bin yılda bir defa açan çiçek





BOLU'da yaşayan Fatih Gürer, marketten aldığı elmanın üzerindeki bitkiyi görünce, daha önce gazetelerde okuduğu 3 bin yılda bir açan Udumbara çiçeğini hatırlayarak, önce internette araştırma yapıp, sonra elmayı üniversiteye götürdü. Elmanın üzerindeki bitkiyi inceleyen Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsmail Eker, bitkinin Udumbara çiçeği olduğunu söyledi.


'Avatar' filminde mutluluğu yakalayanların üzerine konan ve üç bin yılda bir açtığı iddia edilen Udumbara çiçeği, bir elmanın üzerinde görüldü. Bir doğalgaz firmasında çalışan Fatih Gürer, dün sabah kahvaltıda elma yemek için marketten elma aldı. İşyerine geldiğinde elmanın üzerinde güçlükle görülen bir bitkiyi fark eden Fatih Gürer, daha önce gazetelerde okuduğu Udumbara çiçeğini hatırlayarak internette araştırma yaptı. İnternette bulduğu fotoğraflarla elmanın üzerindeki bitkiyi karşılaştıran Fatih Gürer, bitkinin Udumbara çiçeği olduğunu anladı.


Elmanın üzerindeki bitkiden emin olmak isteyen Fatih Gürer, elmayı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde görevli Yrd. Doç. Dr. İsmail Eker'e götürdü. Elmanın üzerindeki bitkiyi mikroskop altında inceleyen Eker ise bitkinin Udumbara çiçeği olduğuna inandığını söyledi. Eker, [maroon]"Bu bitkinin Udumbara çiçeği olduğuna inanıyorum. Fakat bu konuyla ilgili bilimsel bir altyapı yok. Çok nadir rastlanan bir çiçek olduğu söylenmesine rağmen, bugüne kadar üzerinde herhangi bir bilimsel araştırma yapılmamış gibi görünüyor. Bitkinin daha yaygın olduğu ama çok küçük boyutta olduğu için dikkat çekmediğini de düşünüyorum. Şu an bitkiyi bilimsel olarak inceleme altına aldık. İlerleyen günlerde bitkinin ne olduğuyla ilgili daha ayrıntılı bir bulguya ulaşma şansımız daha yüksek"[/maroon] dedi.


Fatih Gürer ise, "Elmanın üzerindeki bitkiyi görünce merak ederek araştırma yaptım. İnternetteki fotoğraflarla elmanın üzerindeki bitkiyi karşılaştırınca, bitkinin Udumbara çiçeği olduğunu gördüm. Emin olmak için üniversiteye götürdüm. Hocamız da ilk belirlemelere göre bitkinin Udumbara çiçeğini olduğunu söyledi. Bitki şu an inceleniyor" diye konuştu.



http://haber.gazetevatan.com/avatarin-efsane-cicegi-boluda-acti/333587/7/Yasam







Üç bin yılda bir defa açan çiçek 



 
Bu çiçeğin adı udumbara. 3 bin yılda bir çiçek açtığına inanılıyor.

Şimdiye kadar dünyada sadece 15 tane tespit edilen udumbara çiçeği bu defa açmak için oldukça ilginç bir yer seçti.


İŞTE 3 BİN YILDA BİR AÇAN O ÇİÇEK


Budizmin efsanelerinde yer alan dünyanın en nadir görülen çiçeği, Çin'de şans eseri ortaya çıktı. Çinliler şimdi efsanelerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini merak ediyor.


Budistlerin inandığı bir efsaneye göre, Youtan Poluo olarak bilinen Udumbara çiceği, 3 bin yılda bir çiçek veriyor. En eski Hint bölgesinin en eski dili Sankritçedeki anlamı "cenntten gelen hayır çiçeği" olan udumbara, Çin'de bir mucize eseri yeniden ortaya çıktı.


Şimdiye kadar dünyada sadece 15 tanesi tespit edilen çicek, 50 yaşındaki Miao Wei adlı kadının çamaşır makinesinin altında bulundu. Çinli yetkililer nadir rastlanan çiçeğin, sadece bir milimetre çapında olduğunu belirtti.


Udumbara çiçeği, Asya falcılık kültüründe kehanete işaret eden yan yana dizilmiş yumurtalara benziyor. Wei, bu yüzden çamaşır makinesinin altında gördüğü çiçeğin ilk önce kurtçukların bıraktığı yumurtalar olduğunu zannetmiş.


Wei'nin keşfettiği udumbara çiçeğinin kökleri, bir gün içinde tam 18 farklı çiçek açarak görenleri şaşkına çevirdi.



BULUNMASI ÇOK ZOR


Ağaçların dallarında parazit olarak yetişen Udumbara çiçeği, üzerinde yaşadığı ağacın meyvesi içinde yetiştiği için gözle fark edilmesi olanaksız oluyor. Üç bin yılda bir açtığı düşünülen ve gözlerden uzak yetişen udumbara çiçeği, bu nedenle Budist efsanesinde çok nadir olayların sembolü olarak kabul ediliyor.


Budizm'in üç ana kolundan biri olan Mahayana'nın Lotus Sutra metninde ve en eski Budist Okulu Theravada'da bahsi geçen udumbara, görülme olasılığı belki de en nadir olan çiçek. Bu yüzden, ortaya çıktığı zamanlarda bir kralın doğacağına ait inanış bile var.

 

ELEŞTİRİLER YOK DEĞİL



Her ne kadar 3 bin yılda bir açtığına inanılsa da, insanlık tarihinde bu inanışı gerçeğe dönüştürecek bir bilgi bulunmuyor. İşte bu yüzden, bazıları udumbara çiçeğinin düşünüldüğü kadar nadir olmadığına inanıyor. Hürriyetin haberine göre, Diğer yandan, boyutu bir kaç milimetreyi geçmeyen udumbara çiçeğini tespit etmek normal şartlarda da kolay değil. 




http://www.yazete.com/Uc-bin-yilda-bir-defa-acan-cicek--_40909.html
 

Moderator

#302
'UFO kehaneti' gerçekleşti iddiası



ABD'nin New York kentinde 13 Ekim günü gökyüzünü kaplayan gümüş renkli ve daire şeklindeki cisimler, kısa süreli paniğe neden oldu. Emekli pilot Stanley A. Fulham'ın "gökyüzünü UFO'lar kaplayacak" kehanetinin gerçekleştiği iddia edildi.


13 Ekim günü, New York'un Manhattan bölgesinde saat 13.30'da gökyüzünde, sayıları 10'u geçen parlak-gümüş renkli ve dev balona benzeyen cisimler belirdi. Panik yaşayan ABD'liler, New York Polis Teşkilatı (NYPD) ve Federal Havacılık İdaresi'ni (FAA) telefon yağmuruna tutarak gördükleri esrarengiz cisimleri ihbar etti.

 

FAA sözcüsü Jim Peters, "Bazı insanlar gördükleri cisimlerin etrafında sarı ve mavi ışıklar olduğunu belirtti" dedi. Peters, görülen cisimlerin hava balonu olduğunu düşünmediğini, kendilerine cisimlerin gökyüzünde görüldükleri saatte hiçbir hava balonunun uçurulacağı hakkında bilgi verilmediğini belirtti.

 

Gördüğü manzara karşısında şaşkına dönen ABD'lilerden 52 yaşındaki Daniel Calhoun, "Genel beklentimiz gördüklerimizin bir UFO değil ama uçak ya da hava balonu olması gerektiğini söylüyor. Ancak gördüğümüz şey her sokak ve her iki blok üzerinde sabit kaldı. Bu bildiğimiz her türlü uçaktan farklı" dedi.

 

Bir diğer görgü tanığı Pete Bryant ise, "Gökyüzünde beş-altı tane parlayan ışık gördüm. Gördüğüm şeylerin hava balonu olmadığına eminim. Garip bir durum söz konusuydu. Hava balonlarından ışığın bu şekilde yansıması mümkün değil" dedi. 28 yaşındaki Tim Powell, "Hayatımda gördüğüm en garip şeydi. Çeşitli ışıklardan oluşan deniz anasına benziyordu. Neredeyse uzaylıların Manhattan'a ineceğini zannettim" dedi.

 

ESKİ PİLOTUN KEHANETİ

ABD'li emekli bir pilot, yayımladığı kitabında 13 Ekim'de dünyanın dört bir yanını UFO'ların saracağı kehanetinde bulunmuştu. 

 

ABD'deki sayısız blog ve forumda yayılan kehanete göre, ABD Hava Kuvvetleri'nen emekli pilot Stanley A. Fulham, yayımladığı "Challenges of Challenge" kitabında, 13 Ekim 2010 tarihinde dünyanın büyük şehirlerinde gökyüzünü UFO'ların kaplayacağını iddia etti.

 

Fulham, o gün UFO'ların sadece gökyüzünde duracağını ve hiç temasa geçmeden yok olacaklarını yazdı. Yazara göre, uzaylılar, insanlığın varlıklarını kabul etmelerinden önce dünyaya bir mesaj yollamak isteyecekti. Bu iddiaya göre uzaylılar, küresel ısınmaya neden olan zehirli gazların atmosferden temizlenebilmesi için insanların onlarınsahip olduğu teknolojiye ihtiyaç duyduklarını anlamalarını istiyor. Fulham ayrıca, insanlığın 2015 yılına dek uzaylıların varlığınını kabul edeceklerini öne sürüyor.

 

Bu arada, internetteki çeşitli kaynaklar, 13 Ekim tarihinde Malezya'da UFO görüldüğü haberleri geçti.


http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16050040.asp?gid=373
 

Moderator

#303
İNGİLİZ HASTA

13.10.2010 Austrian Times





Hiç İngilizce bir kelime bile düşünmemiş olmasına rağmen, Sırbistanda bir okulda okuyan Dimitrije Mitroviç bir gün uyandığında sadece İngilizce konuşarak hem ailesini ve hem de öğretmenlerini şaşkınlığa uğrattı.


Anne Dragana onun bir sabah, Nisteki evlerinde her zamanki gibi yatağından kalktığını ancak aniden mükemmel bir İngilizce konuşmaya başladığını söylüyor.


Dimitri şimdi 11 yaşında ve mükemmel İngilizcesini ne ailesi, ne arkadaşları ve ne de öğretmenleri daha fazla anlayabiliyor.
"Bir gün daha üç yaşındayken yatağından indi ve benimle İngilizce konuşmaya başladı.Ben biraz İngilizce biliyordum ve ne dediğini bir parça anlayabilirdim, fakat o öyle güzel konuşuyordu ki onu anlayabilmek için gerçekten bir tercümana ihtiyacım vardı." Diye açıkladı annesi.


Aynı zamanda o beş yaşındayken, arkadaşlarına Harry Potter kitabını ezberden İngilizce olarak anlatıyordu ve nadiren ve çok gerekmedikçe de ana dilini konuşmuyordu."Ben İngilizce düş görüp, tepeden tırnağa, hatta Küfür dahil İngilizce konuşuyorum." Dedi Dimitrije.
Oldukça şaşkın olan doktorlar bunun doğuştan gelen bir yetenek olabileceğine inanıyor.


"O diğer bütün şeylerde kesinlikle normal ve çok tatlı bir çocuk.Kendisinin bir İngiliz olduğunu düşünür görünüyor." Diye söyledi anne Dragana.


Nis Üniversitesinden İngilizce dili uzmanı Profesör Tatjana Paunoviç şöyle bir açıklama yaptı; "O çok etkileyici.Biz onunla tam bir saat İngilizce konuştuk ve o İngilizceyi bizden daha iyi kullanıyordu, sanki onu konuşarak doğmuş gibi."


http://austriantimes.at/news/Around_the_World/2010-10-13/27459/English_Patie



Çn: Süleyman Kaya
Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...
 

Moderator

#304
VARLIK BİLİNCİ...

Doğru-Yanlış ve İyi-Kötü yoktur.Hepsi sadece ilk NEDEN' le birlikte VAR OLAN RUH'un VAROLUŞ'u deneyimlemek için almış olduğu formlar ve onlara yine Ruhun biçtiği ROL-lerdir.Bir ENERJİ BİLİNÇ olan Ruh Varlığı bu şekilde, sınırlı bir bilince sahip kıldığı Beşer İnsan Bedeni vb. çeşitli formlarla Sonsuz Varoluşu deneyimler.Bu nedenle Evrenlerde çeşitli yaşam formları vardır ve bu deneyimi ilk NEDEN'le bütünleşinceye kadar sürdüreceklerdir.Bundan dolayı sınırlı Beşer İnsan Bilinci VAR OLAN'ı bütünüyle kavramaya muktedir değildir ve o yalnızca sanılarla hareket eder ve Bedene yön verir.

Bütün İnanışlar ve DİN'ler de bu sanılar sonucu o "Sınırlı Beşer Bilinç"ce yaratılmıştır ve bilinmeyene karşı onun geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.Ve sonrasında bu mekanizma, Beşer Bedenler için, kendi doyumsuz nefsaniyetleri doğrultusunda Dünyaya hakim olan yüksek EGO'lu karanlığın savunucusu rolünü gerçekleştiren Varlıklarca
geliştirilerek, bir kulluk, kölelik düzeni ve sömürü aracı olarak kullanılagelmiştir.


Üçüncü Boyut Dünyalarındaki yaşam olasılıkları hemen hemen aynı ve bu görüş dahilindedir.Bu bir deneyim serüvenidir ve Varlığın bundan kurtuluşu ancak ve ancak bu OYUN'u anlayarak, OLAN'ı olduğu gibi kabul edip onunla bütünleşme, "Aydınlanma" yolunda yürüyerek,anlayış ve Bilincin bir üst boyutuna veya "ALGI" sına ulaşarak olabilecektir.Bunun sonucu ise bütün kapıların, yeni bir Varoluş Serüveni için, gerçekte "KİM" olduğu bilinci ile ona açılmasıdır...

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...



"suleyman kaya" <[email protected]>
[email protected], [email protected],  omega boyutu omega boyutu <[email protected]>
 

Alemtac

#305
4 OCAK YENİ AY GÜNEŞ TUTULMASI    

4 Ocak'ta Yeni Ay Güneş tutulması gerçekleşecek. Bu güneş tutulması 2011'de gerçekleşecek olan dört adet (kısmi) güneş tutulmasının ilkidir. Aynı yıl içinde dört adet kısmi tutulmanın gerçekleştiği yıl 2000 idi. 4 Ocak'ta Avrupa, Afrika ve Asya Güneşe eşsiz bir hilal şekli veren bu görsel fenomene şahit olacak.

 

Ocak ayı ayrıca başka güçlü astrolojik görünüşlere sahip olacak, 3 – 5 Ocak'ta Jüpiter ve Uranüs birbirlerine çok yakınlaşacak – bu hizalanma her 14 yılda bir gerçekleşiyor. Sonra Quadrantid meteor şovu var, 3 Ocak gece yarısı ve 4 Ocak arası zirve yapacak.



4 Ocak Kısmi Güneş Tutulması

 

2011'in ilk güneş tutulması doğu Yay burcunda Ayın yükselen düğümünde gerçekleşiyor. Kısmi tutulma Avrupa, Kuzey Afrika ve orta Asya'nın çoğunda görülebilecek. Gölgeli tutulma önce kuzey Cezayir'de 06:40:11 UT'de (Türkiye saati 08:40) Dünya'nın yüzeyine dokunuyor. Gölge doğuya yolculuk yaparken Batı Avrupa gündoğumunda kısmi tutulmayı görecek.

 

En büyük tutulma 08:50:35 UT'de (Türkiye saati 10:50) kuzey İsveç'te gerçekleşiyor. O anda Ayın gölgesinin ekseni Dünya'nın yüzeyinin 510 km üzerinden geçecek. Kuzey Afrika, Orta Asya ve Merkez Asya'nın çoğu gölgeli tutulmanın yolu üzerinde bulunuyor. Kahire, Kudüs, İstanbul ve Tahran geniş büyüklükte kısmi tutulmaya tanık olacak. Kısmi tutulma, gölgeli tutulma Dünya'yı 11:00:54 UT'de (Türkiye saati 13:00) terk ettiği zaman sona eriyor.



 

4 Ocak'ın Enerjisi & Astrolojisi

 

 - Yeni Ay – Güneş Tutulması - Quantranti Ateşi -

 

Hatırlayın: Tutulmalar Enerji Üreteçleridir: 

 

Yalnız & Toplu Olarak Meditasyon Yapma Zamanı


2011 için Niyet Oluşturma Zamanı – Yeni Yıl İçin Kararlar Alma Zamanı

 

4 Ocak Üçlü Yıldız Tutulmasıdır:

 

(1) Yeni Ay – Yeni Başlangıçlar, 'Tohumlar' Ekmek

(2) Quantranti Meteor Şovu: Gökyüzü – Ateşi Mini Kuyrukluyıldızlar vasıtasıyla Güçlenmiş Tezahür için Akaşa Bilinç Birimlerini Getiriyor

(3) Güneş Tutulması -  Dönüşüm, Vizyon & İçsel Arayış için Mega Enerji Patlaması

 

4 Ocak Güneş Tutulması Yeni Ayda ve Quantranti Meteor Şovunda gerçekleşiyor. Bu olayın enerji imzası, insanlığın son 21 günde yıkanmakta olduğu yoğunluğu hafifletecek. Yenilenme, uzun zamandır beklenen yeniden enerji yüklenme günü olacak. En gerçek anlamda, 4 Ocak (1 Ocak değil) 2011 'Yeni Yıl Kararlarınız' için en iyi gündür.

 

Ve bunun astrolojisi rahattır (değişim için!)... Yeni Ay her zaman yeniden doğum, yenilenme, 'tohumlar' ekme ile ilgilidir ve bu 4 Ocak'taki Yeni Ay güneş tutulmasının ve Meteor Şovunun gücü ile supra – yüklüdür. Güneş Tutulması kısmi olduğu için, sadece belirli bölgelerde görülebilir olduğu için, sadece Güneşin bir kısmını kapladığı için, bunun enerjisinin aşırı güçlü olmadığını düşünmeyin. Bu bir 'Mega Olay'dır, enerjiyle kaynamaktadır! Bu yüksek bir enerjidir ve aslında kullanılacak özel bir gündür!

 

Tüm tutulmaların, özellikle sonraki 24 ay içindeki tutulmaların zenginliği & etkisi çok güçlüdür. Bunlar ışık kodludur ve 144 – Kristal Izgaraya geçişi hızla değiştiriyor ve aynı zamanda Dünyayı & İnsanlığı değiştiriyor. İster kısmi olsun ister tam tutulma olsun, tutulmalar kendi bütünlüğünde gezegen ızgara sistemini etkiliyor ve oluşan enerji titreşimleri tüm gezegene eşit olarak dağılıyor.

 

Son zamanlarda 21 Aralık'ta Gündönümü – Dolunay Tam Ay Tutulmasında muazzam bir enerji dalgası deneyimlediniz, Merkür gerilemekteydi. Merkür 30 Aralık'ta şu andaki gerilemesini tamamlıyor ve tam 4 Ocak Güneş Tutulması, Yeni, Meteor Şovu zamanında ileri doğru gitmeye başlıyor.

 

Çok gerçek, çok amaçlı kurguda, 4 Ocak kodlanmış, bezenmiş Tutulma, 21 Aralık'ta başlayan enerjisel labirenti tamamlıyor. Bu, Tünelin sonundaki gerçek Işıktır. Bu enerji İnsanlığa sunuluyor ve yenilenme, vizyon ve niyetleri tezahür ettirmek için harika bir zamandır.

 

4 Ocak 2011 Güneş Tutulması 13 derece 39 dakika Yay burcundadır. Sabit yıldız Ascella'ya bitişiktir. İyi talih, iyimserlik dalgaları yansıtır ve neşe ve mutluluğa enerji kapılarını açar. Yeni Ay ile "Yeni etkili dostlar, değerli armağanlar ve İlahi Dişil enerjileri onurlandırma"ya astrolojik olarak programlanmıştır.

 

Ascella Yıldızının ortaya çıkan belirginliği 4 Ocak Tutulması sırasında önemlidir. Ascella Yay (Sagittarius) burcundadır, Kabalacılar onu "Aşıklar" tarot kartı ile ilişkilendirir. Muhtemelen onların üzerindeki Aşk tanrısının okçu gibi yayını ve okunu çekmesi nedeniyle. Sag sözcüğü "Aramak" anlamına gelir. Ve bu nedenle astrolojik olarak belki de bu yeni bir partner veya eş bulmanın enerjisi olacaktır. Elbette enerji dalgaları yeni başlangıçlara veya şu andaki ilişkilerin yenilenmesine olanak sağlayacaktır.

 

Yeni Ayın yaptığı tek gezegensel veçhe, Satürn ile kare oluşturmaktır. Kareye rağmen, yıldızların etkisi mutlu, talihli, iyimserdir ve Satürn etkisini durulmayı aramaya ve çok çalışmaya getirmekte. Bu, uyumun, yenilemenin, kopan bağların yeniden bağlanmasının, partnerliğin enerjisidir. İnsanlar bir araya çekilir, iletişim kapıları açılır ve birbirlerine güvenirler.

 

4 Ocak'ın en önemli kullanımı tohumlar ekmektir. Yeni kararlar almaktır. Kuyruklu yıldızların ve tutulmasının enerjisi 'bilinç birimlerini' veya 'Kristal Akaşayı', düşünce tezahürünün inşa edici bloklarını aktive eder ve sel gibi akar. Gündönümü Tutulmasında engelleri temizlediniz, şimdi 2011 için yeni amaçlar, yeni davranışlar tezahür ettirmenin ve dilediğiniz bolluğu ve olayları yaratmanın mükemmel zamanıdır.

 

Önemli bir şey, 4 Ocak Güneş Tutulmasının hemen dört saat sonrasında, üç adet Jüpiter – Uranüs Kavuşumunun sonuncusu var. Ayrıca 2010'daki gibi Neptün ve Şiron var. Ama şimdi bunların hepsi geriliyor ve geriye dönme etkisi altındalar. Bu kez o direkt ve tezahür için güzel enerjiler ekliyor.

 

Böylece 4 Ocak Güneş Tutulmasının 'Üçlü Yıldızı'nın enerjisi yenilenme ve büyük rahatlama enerjisidir. Zamanlama 2011 için plan yapma ve kararlar almak için mükemmeldir. Satürnden gelen kareyle zayıf taraflar veya tatsız duygusal dramalar olmayacak. Hisler, "olaylarla geçinmeye, anlaşmaya" ve berraklığa ve pratikliğe geri topraklanmaya zorlayacak. Önünüzdeki yılı organize edin. Gerçekçi tohumlar ekin. Arzu ettiğiniz ve planladığınız şekilde tezahür edecek ve büyüyecek tohumlar. Bu dramasız – sanrısız bir Tutulmadır. Tekrar iyi hissetme zamanı, kolları sıvayın ve sıfır noktasına geri dönün ve yenilenin.

 

2010'un Büyük Kardinal Haçının ve Mega Gündönümünün iniş çıkışlarından geçtiniz. Bu, 2011'in 2010'dan daha az güçlü olacağı anlamına gelmiyor, aslında vitesi bir diş yukarı alacak. 2011'in enerjilerinde başka 5 tutulma (2 ay tutulması ve 3 güneş tutulması) ve ekinokslar ve belki de en yücesi 11-11-11 Üçlü Tarih Portalı var. Ama 2010'un engelleyici gidişatından dolayı, daha kuvvetli büyüdünüz ve 2011'in güncellemelerini biraz daha kolay idare edeceksiniz. 2011'de temizliğe başlıyorsunuz! Bu enerjiyi kullanın. Günü Yakalayın!



www.earth-keeper.com

 

(Çeviri: Saffet Güler)
 

Alemtac

#306
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Gizemli 'Zaman Kuyusu' Keşfedildikten Sonra Dünya Liderleri Afganistan'a Akın Ediyor    

21 Aralık 2010

 

Sorcha Faal

 

Rusya'nın Dış İstihbarat Servisi (SVR) tarafından Başbakan Putin için hazırlanan özel bir rapor, Alman başbakanı Angela Merker'in bu ay Afganistan'a 'sürpriz bir ziyaret' yapan Batılı liderlerin sonuncusu olduğunu bildiriyor. Bu ziyaret, ABD Başkanı Obama (3 Aralık), İngiltere Başbakanı David Cameron (7 Aralık) ve Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy (8 Aralık) ziyaretlerinden sonraydı.

 

Bu rapor, sadece Sarkozy'nin yolculuğunun saklandığını söylüyor, çünkü o bir ABD ordu uçağı tarafından Afgan savaş bölgesine aceleyle götürüldüğünde, Hindistan'a bir ziyarette bulunmaktaydı.

 

Batı Dünyasının bu en güçlü liderlerinin Afganistan'a gitmek için ani koşuşturmalarına neden olan neydi? Bu rapor, bunun nedeninin ABD Askeri bilim adamlarının "Zaman Kuyusu"na hapsolmuş "Vimana" olarak tanımlanan şeyi keşfetmeleri olduğunu söylüyor. Bu zaman kuyusu en az 8 Amerikan askerinin tahminen 5,000 yıldır orada gizlenmekte olan Vimana'yı mağaradan çıkarmaya çalışırlarken ortadan kaybolmalarına neden olmuştu.

 

         

Sanskritçe epik Mahabbarata'da bulunan kadim hikayelerden, bir Vimana'nın çevresinin 12 cubit (eski bir uzunluk ölçüsü) ölçüldüğünü, dört adet güçlü tekeri olduğunu biliyoruz. "Ateşlenmiş füzelerinden" başka, Mahabbarata dairesel 'yansıtıcı' ile işleyen diğer ölümcül silahların kullanımını kaydediyor. Devreye sokulduğu zaman, bir 'ışık şaftı' üretiyor ve herhangi bir hedefe odaklandığında onu anında 'gücüyle yakıp yok ediyor.'

Vimana'yı çevreleyen "Zaman Kuyusu" ile ilgili olarak, bu rapor bunun elektromanyetik radyasyon – yerçekimi alanı olduğunu söylüyor. Elektromanyetik radyasyon – yerçekimi ilk kez Birleşik Alan Teorisi olarak Albert Einstein tarafından kabul edildi ve uzun zaman sonra bunun 1943 yılında Amerikan 2 nci Dünya Savaşı deneyinin arkasındaki şey olduğu konuşuldu, buna Philadelphia Deneyi adı verilmişti. Bugün Afganistan'daki askerlerin kaybolması gibi, ABD askerleri aniden ortadan kayboluyordu.

 

SVR raporu, bu gizemli "Zaman Kuyusu"nun bitmez tükenmez güç kaynağının Edward Leedskalnin'in teknolojisine dayalı olduğunun göründüğünü söylüyor. Edward Leedskalnin "kadim insanların Gizli Bilgisini" keşfettiğini iddia etmişti ve 1923 – 1951 de Coral Şatosu olarak bilinen Dünyanın en gizemli başarılarından birini yaratan bilinmeyen bir işlemle 1,100 ton mercan kayasını "tek başına ve gizlice" oymuştu.

 

Bu raporla ilgili en etkileyici şey, yanlızca bir Vimana'nın keşfedilmiş olması değil, aynı zamanda Vimana'nın keşfedildiği mağarada bulunan kadim yazılardır. Bu yazılar Vimana'nın "gerçek sahibinin" Zoroastrianizm adı verilen ve tüm zamanların en önemli dinlerinden birinin kurucusu olan kadim peygamber Zoroaster olduğunu iddia ediyor.

 

Bugün Dünya tarafından çok az bilinse de, Zoroaster'in dini felsefesinin insanlığın amacının, tüm diğer yaradılış gibi aša'yı (gerçek) sürdürmek olduğunu söyleyen tüm bilinen dinlerin temeline sahip olduğuna inanılmaktadır. O, insanlık için, bunun yaşama aktif katılım ve yapıcı düşüncelerin, sözlerin ve eylemlerin uygulanmasıyla gerçekleştiğini ifade etmişti.



Birinci yüzyılda yaşayan Romalı yazar, doğabilimci ve doğal filozof, ayrıca erken Roma İmparatorluğunun donanma ve ordu komutanı olan Pliny the Elder, Zoroaster'e "Sihirin mucidi" ismini verdi. Tarihçiler, MS 391'de Hristiyan Roma İmparatoru Theodosius I tarafından yok edilmesi emredilen Kadim İskenderiye Kraliyet Kütüphanesinde Zoroaster hakkında yazılan "iki milyondan fazla satır"a dayanarak bunu söylüyorlar.

 

 

Bugün, Zoroaster'in yaşamış ve ölmüş olduğu söylenen ve Marco Polo tarafından Dünya'nın "asil ve büyük şehirlerinden biri" olduğu iddia edilen Afganistan'ın Balkh şehrinde, yeni bir Küresel İmparatorluk, ABD, bu kadim Vimana'nın keşfiyle hem geçmişimizi hem de geleceğimizi kendi ellerinde tutuyor.

 

© 21 Aralık 2010 EU and US all rights reserved.

 

http://www.whatdoesitmean.com/index1432.htm

 

(Çeviri: Saffet)
 

Tgur

#307
Sevgili Alemtaç ,Balkh şehrinin Mevlananın doğduğu Belh diye anılan şehir olduğunu hatırladım ,şehirle ilgili detaylı bir alıntı,

-----------------------

AFGANİSTAN'A GİDİYORUM Evet yol gözüktü. Bu kez uzak diyarlara gidiyoruz. Afganistan'a gidiyoruz. Afganistan deyince aklımıza savaş, terör, kan, öüm, patlayan bombalar, Taliban ve Bin Ladin geliyor. Aslında Afganistan kültür tarihimizin temel taşlarından birisi. Anadolu'ya Türk İslam medeniyetin taşıyan Horasan Erenleri diyarı.. Gönül sultanlarının memleketi. Mevlana'nın doğduğu Belh şehrinin diyarı. Kaşgarlı Mahmut'tan sonra en büyük Türk Bilgini Ali Şir Nevai'inin doğduğu bölge. Ünlü Türk devlet adamı Timur'un torunu Hüseyin Baykara'nın devlet kurduğu coğrafya. Hindistan'a Türk İslam medeniyetin taşıyan Gazneli Mahmut'un ülkesi. Bugün 6 milyona yakın Türk nufusunun yaşadığı, nüfusunun tamamı müslüman olan kültür dünyamızın önemli coğrafyası. Asya'nın kandillerinin doğduğu Afganistan'a gidiyoruz. Horasan'ın başkenti Afganistan'da Horasan sözü hepimizin ağzındadır.acaba Horasan neresi? Horasan'ı İran'da bir yer olarak biliriz. Horasan bir yer değil bir bölge.horasan bugün Iran, Türkmenistan Özbekistan ve Afganistan bölgesinin bulunduğu coğrafyadır. Horasanın başkentide bugün Afganistan'ın Herat şehridir. Türk dünyasını tanıyabilmek için Afganistan'ı ve Horasan'ı yakından tanımak gerekiyor. Türk dünyası belgeseli için fırsat doğdu ve TV5 adına Kurban Bayramında Afganistan'da olacağım. Sizlerin de selamını Afganistan'a götürecek ve Afganistan'daki Türklerle konuşup belgesel çekecğiz.bu akşam Afganistan yolcusuyum. AFGANİSTAN BELGESELİ -1- Afganistan'a gitmek için Cumagünü yola çıktım. Heyecanla Havalimanına gittim. Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerinin bir yılda geldiği , atalarımız at sırtında aylarca ulaşmaya çalıştğı topraklara gitmek için yola çıkmıştık ki hava muhalefetiyle karşılaştık. Sisin azizliğine uğradık. Evet atalarımızın bir yılda aştığı mesafeyi biz uçağa binseydik saat 24.00 sularında Afganistan'da olacaktık. Ama dedikye sisin azizliğine uğredık. Uçuşlar ertelendi. Bizlerde neredeyse 23-24 saat havalimanında kaldık. Sis kalkıncaya kadar havalimanındaki kuru sandalyalerde uçaklarımızın kalkması için bekledik. Gecikmeli de olsa neyseki Afganistan'a vardık. Burada belgesel çekerek gördüklerimizi okurlarımızla paylaşacağız. MEVLANA'NIN DİYARI Bugünkü Afganistan toprakları olan Belh'e götürecek, Hz Mevlana'nın Anadolu topraklarına erme hikayesini birlikte okuyacağız, felsefeleriyle, eserleriyle yüzyıllar ötesine ışık tutan Allah aşıklarının örnek hayatlarına tanıklık edeceğiz... İbn-i Arabiler... Feridüttin-i Attar'lar... Şems-i Tebrizi'ler... ve Mevlana Celaleddin-i Rumi... Mevlana'nın "İnsan" düşüncesine yeni ufuklar açarak köklü bir kültürün nasıl mimarı olduğunu, İslam yolunda verdiği hizmeti göreceksiniz. "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" Çağlar ötesinden günümüze uzanan kutlu bir nida.. Sonsuz kavrayışın ve sonsuz aşkın yolcusu. Gönüllere taht kurmuş bir gönül sultanı. Kendi iç dünyasında derinleşip manevi bir yolculuğa çıkmak, kendini bilmek ve tanımak isteyenlerin rehberi. Yüzlerce yıldır karanlık gönüllere ışık saçan ve Peygamber yolundan ayrılmayan sevgi deryası. Hayatı boyunca sevgiliye kavuşmanın iştiyakıyla yanıp tutuşmuş bir sevda güneşi. Vefat ettiği günü Şeb-i Arus yani düğün gecesi, vuslat gecesi bilmiş, yaşamını hamdım piştim yandım sözleriyle özetleyen bir hak dostu. Mevlana Celaleddin-i Rumi.. Yüzyıllar geçmesine rağmen sözleri, hayatı ve eserleri dünyanın dört bir yanında gönüllerde yankı bulmaya devam ediyor. "İnsan yaratılmışların en şereflisidir" düsturuyla her dilden her dinden her renkten insanı kucaklayan hz. Mevlana, sevginin, kardeşliğin, barışın ve hoşgörünün sembolü olarak gönül tahtında yaşıyor. Büyük islam alimi, mutasavvıf, şair ve mütefekkir olan Mevlana Celaleddin Rumi, Anadolu'ya yedi ülkeyi aşarak çok uzun bir yolculuğun ardından geldi; babası, ailesi ve kalabalık bir toplulukla birlikte. Devri Alem, Işığını dünyaya Anadolu'dan yayan bu güneşin yörüngesini izlemek için yola koyuluyor. Göç sırasında geçtiği kentlerin, çöllerin, vadilerin, kültürlerin peşine düşüyor. Afganistan topraklarına uzanıyoruz. Hz. Mevlana'nın doğduğu coğrafya'ya.. Yüzyıllar boyunca insanlığa kılavuz olan yüce âlimler dergâhına.. Ahmet Yesevi'lerin, Hacı Bektaş-ı Veli'lerin, Tapduk Emre ile Yunus Emre'lerin ayak sürdüğü bereketli topraklara doğru yol alıyoruz. Belh şehrine gidiyoruz. Ve Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin hayata gözlerini açtığı mekanda başlıyoruz ilahi aşkın sembolü büyük gönül insanının hayat serüvenini takip etmeye. Ve Afganistan'ın kuzeyinde, geçmiş zamanların kavşak noktası Belh kentindeyiz. Burası Belh Şehri. Ortaçağda 'şehirlerin anası' diye ünlenen Belh, çok önemli bir ticaret kavşağıydı. Farklı dünyalar, farklı kültürler ve mallar bu şehirden geçerek alıcılarıyla buluşuyordu. Afganistan'ın en eski yerleşim yeridir aynı zamanda. 365 metre rakıma sahip, mevsimlik akan Belh Nehri'nin sağ kıyısından 12 km ileride, bugün çoğunlukla bir enkaz yığını. Kubbeleri çökmüş, duvarları göçmüş, kerpiç bir medrese harabesi...Diyorlar ki, Mevlana'nın babası burada ders verdi ve Mevlana bu köyde doğdu! Belh, bir zamanlar Horasan'ın önemli şehirlerinden birisiydi. Bugün Afganistan'ın kuzeyinde merkeze bağlı küçük bir şehir ve başkent Mezar-ı Şerif'in 20 km kuzeybatısında, Amu Derya'nın yaklaşık 74 km güneyinde yer alıyor. AFGAN LİDER RABBANİ İLE GÖRÜŞTÜK Afganistan belgeselini çekmeye ve Afganistan'ı gezmeye devam ediyoruz. Afganistan'ın başkenti Kabil'i gezip TİKA, Türk Yetkililer, Büyükelçilik ve Afganistan'ın eski Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani ile görüştük. Özel röportaj yaptığımız sayın Rabbani bizi iki defa kabul etti ve bize özel bir ilgi gösterdi. Burhaneddin Rabbani Birleşmiş Milletler arasında tanınan devlet başkanı. Rabbani, Politik hayatının ilk yıllarında Afganistan'da iktidarda bulunan Sovyetlerin laik polikalarına karşı mücadele etmiş,1992 yılında mücahit örgütleri tarafından devlet başkanı ilan edildi. Ancak 1996 yılında Taliban'ın başkent Kabil'i ele geçirmesi üzerine ülkenin kuzeyine kaçmak zorunda kalmıştı. Rabbani, Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle Tacikistan'a geçti Halen Kuzey İttiffakı'nı bir arada tutan politik lider olarak görev yapıyor AFGANİSTAN TÜRKİYE'DEN ÇOK ŞEY BEKLİYOR Kabil nehrinin kıyısında ve Hindukuş dağlarının güneyinden Hindistana giden yol üzerinde, kurulmuş olup milâttan önce 1500lü yıllardan itibaren varlığı bilin Afganistan'ın Başkenti Kabil, Pakistan sınır kapısı bulunan Hayber Geçidini kontrolü altında tutması stratejik önemini arttırıyor. Afganistan'da yaşayanların yarıdan fazlası Türkçe konuşuyor.burada insanlar Türkiye'yi ikinci vatan olarak görüyor ve Türkiye'den çok şey bekliyorlar. 20 yıldır devam eden savaşlarda 2 milyondan fazla insanın öldüğü Afganistan'da gezmeye devam ediyoruz Kabil'den Türkçe'yi sanat dili haline getiren Ali Şir Nevai, ünlü şair ve hükümdar Hüseyin Baykara, ile Fahrettin Razi gibi alimlerin memleketi Herat'a geçiyoruz. "Yeryüzünün göğsü Horasan'a başkentlik etmiş Herat"ı geziyoruz. Herat Cuma Cami, Hüseyin Baykara döneminden kalan cami ve medreseler, payidaht şehrinde belgesel çekiyoruz. Mevlana Hazretlerini anlatmaya devam ediyoruz. Yıllar boyunca insanlığın yolunu aydınlatan Mevlana Hazretleri Ahmet Yesevi, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi kültür ve medeniyet tarihimizin yapı taşlarından birisi... Mevlana da bu topraklarda kendisi gibi alim bir babadan dünyaya geldi. Kuran ve sünnet yolundan başka bir yol tanımayan, ilim ve irfan aşığı bir baba. SULTANÜL ULEMA diyorlardı ona. Alimlerin Sultanı Muhammed Bahaeddin Veled... Mevlana'nın babası Muhammed Bahaeddin Veled'dir. Bahaeddin Veled, babası Celaleddin Hüseyin el-Hatibi, Belh'te Hatib oğulları adını taşıyan bir aileye mensuptu. İlmi ile şöhret bulan bir ailenin mensubu olan Bahaeddin Veled'in annesi ise Harzemşahlar hanedanından. Devrinin parmakla gösterilen mutasavvıflarından olan Bahaeddin Veled Kuran-ı Kerim'e ve sünnete olan bağlılığını meşhur eseri olan Maarif adlı eserinde şöyle beyan eder: "Muhammed'in (sav) yürüyüşünden daha iyi bir yürüyüş ve yolundan daha doğru bir yol görmedim. Sen yokken ne havas vardı, ne nüvum. Ne felsefe vardı, ne hikmet." Sultanül Ulema büyük bir İslam âlimiydi. İslam'a zarar getirecek hurafe ve bid'atlara karşı en sert üslubunu takınırdı. Ebu Hureyre (ra)'ın rivayetiyle rasulullah (sav)'in buyurduğu: "Hıfzettiği bir ilim kendisine sorulup da onu gizleyen bir adam, kıyamet günü ateşten bir gem onun ağzına vurulmuş olduğu halde (mahşere) getirilir." Hadis-i şerifi istikametinde ilmin hakkını vererek amel etmek yolundaydı. Keramet sahibiydi. Öğle namazına kadar halka ders verir, ikindi namazından sonra arkadaşlarına ve hizmetinde bulunanlara ilahi bilgileri saçar, gerçekleri gösterirdi. Pazartesi ve cuma günleri ise bütün halka vaaz verirdi. Mevlana hem derslere, hem de vaazlara katılmış olmalı. Babasının Belh'te bir cuma vaazında söylediklerini bir dost meclisinde anlatmıştı: 'Tanrı erleri her yaratıkta yaratanı görür ve her zerrede hakikatler güneşini gözden geçirir.' VE MEVLANA DÜNYA'DA İşte böylesine bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi Mevlana. Belh semalarını nurlandıran, din, dil, ırk gözetmeksizin tüm insanlığı İslam sancağı altında kucaklayacak olan Mevlana Celaleddin-i Rumi varlığı ile yeryüzünü şereflendirdi. Bahaaddin Veled'in Allah'a ve onun kitabına olan sonsuz imanı ile sahip olduğu sağlam mümin karakteri daha sonra onun yerine geçip tebliğ ve irşat vazifesini devam ettirecek olan oğlu Mevlana'ya geçecekti. Türk ve İslam aleminin yetiştirdiği en büyük mutasavvıflardan olan Mevlana'nın dünyaya yayılacak olan irfan ve hikmet kaynağı, "gel, ne olursan ol yine gel" vecizesinde vücut bulan bir kuşatıcılık ile asırlarca insanlığa yol gösterecekti. Işığını Anadolu'dan tüm dünyaya yayan bu gönül insanın adı, mesnevinin mukaddimesinde de kaydedildiği üzere Muhammed'dir. Babası ile aynı adı taşıyan bu mübarek insan, Belh şehrinde 1207'de doğdu. Mevlana'ya saygıdan ötürü Hüdavendigarımız, şeyh, molla gibi birçok lakapla seslenilmiş efendimiz manasına gelen Mevlana ismi Celaleddin Muhammed ile birlikte özel isme dönüştü. Mevlana, Muhiddini Arabi'nin neşr ettiği Vahdet-i Vücûd felsefesiyle yoğruldu, şiiriyle, sûfiyane fikirleriyle Belh'ten, Anadolu'ya, Anadolu'dan bütün dünyaya yayılacak olan Mevlevi kültürünün temelini atacak, derin ilminden dolayı fetvasına başvurulan alim ve fazıl bir kişi olacaktı. Belh kentinde dolaşıyoruz. Sanki zaman duruyor, zamanda tarih dile geliyor. Barış ve Hoşgörü dini olan İslam'ın hüküm sürdüğü XIII. Yy'da Hz. Mevlana'nın doğduğu bu topraklar, Moğol saldırıları ile alt üst ediliyordu. Dönemin Sultanı Muhammed Harzemşah'ın sebep olduğu savaş, intikam peşinde koşan Cengiz Han'ın torunu Çağatay'ın akınlar sırasında öldürülmesi ile tarihçilerin bile kaleme alamadıkları dehşet verici saldırılara sebep olacak ve bu coğrafyayı kana bulayacaktı. 8. ve 9. asırlarda İslam'la şereflenen ve 13. yy'a değin nice Hak dostunu yetiştiren bu bölgedeki Harezm ve Horasan ahalisi şimdiye kadar benzeri görülmemiş bir intikamla taş taş üstünde bırakmamaya yemin eden Cengiz Han'ın dehşetli istilasına tanık oluyordu. Ve tek yapabildikleri şey bu toprakları terk edip batıya Anadoluya doğru yol almaktı. Büyük bir göç dalgası başlamıştı bu topraklardan Anadoluya doğru. Şiddeti dinmeyen Moğol baskısı nedeniyle İran ve Harezm'den göç edenler arasında çok değerli âlimler de vardı. Bu topraklarda dolaşırken erenlerin, alperenlerin hak dostlarının ayak seslerini duyar gibi oluyoruz. Ve Mevlana'nın hayatındaki en büyük dönüm noktası olan hicret başlıyor... Göçün sebeplerini, göç duraklarını izliyoruz. Mevlana'nın küçük yaşlarda nice değerli alim ile olan temaslarını araştırıyoruz. Göç başlamıştı. Göç edenler arasında Bahaaddin Velet ve oğluyla beraber erenler vardı. Mevlana'nın babası Sultanü-l Ulema, Harzemşah ve etrafındaki ilim adamlarının da rahatsız edici üslupları ve bir yandan da yaklaşan vahşi Moğol saldırıları tehlikesinden ötürü hicret etmişti. Belh'ten yola çıkarak Müritlerinden ve talebelerinden oluşan üç yüz kişi ile birlikte hareket ettiler. Biz de bu göç yolunu takip ediyoruz. Yurdundan ayrılmak Mevlana'yı derinden etkilemiş olmalı. Büyük dostlarından birinin rivayetine göre, göğsünü açarak feryat edip ahlar çekecek kadar. Fakat bunun en güçlü işareti Mevlana'nın başyapıtı kabul edilen, yüzyıllardır çeşitli dillere çevrilmiş Mesnevi'dir. Çünkü daha ilk dizeden 'ayrılıklar' ile başlar: 'Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor; ayrılıkları nasıl anlatıyor. 'Diyor ki: Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp inmemiştir, kadın da.' Tıpkı sırrını anlattığı ney gibi Mevlana da kökünden kesilmiş, toprağından sürülüp sonu gelmeyen yolları itilmişti. Kaynaklarımız göç sırasında Mevlana'nın yaşı hakkında farklı bilgiler veriyor. Eflaki, göç sırasında Mevlana'nın 5 yaşında olduğu hakkında bilgi veriyor ve buna göre de göç tarihi 1212 olarak belirtiliyor. Sultanül Ulema ve Belh'ten ayrılan ilim, hikmet ve irfan kervanı varmak üzere olduğu her şehirde, şehrin hükümdarı ve ileri gelenleri tarafından karşılanıyor, misafir ediliyorlardı. Ama Bahaeddin Veled kendine iltifat edilecek bir yer değil hakkı ve hakikati rahatça anlatabileceği, ilmini nesillere aktaracağı bir yurt arıyordu. "Yeryüzünün ruhu" Herat'tayız Evet Herat'ta gezmeye devam ediyoruz. İslamiyet ile cok eski zamanlarda şereflenen, Türklerin Anadolu'yu Türk ve İslam Yurdu yapan Horasan Erenlerinin Başkenti Herat'a bir saatlik bir yoldan geldik. Burada bulunan İslam Medeniyetini araştırıyoruz. Herat Afganistan'ın kuzeybatısında yer alan, İran'a ve Türkmenistan'a sınırı olan bir vilayet Tarihi antik çağlara dayanan bir şehir. Yunan tarihçi Heredot Herat'ın Orta Asya'nın buğday ambarı olduğunu yazdığı ve birr çok medeniyetin eline geçen, Sasaniler ( 226- 652) döneminde Ak Hun İmparatorluğu ile Sasaniler arasında geçen savaşlarındada stratejik bir öneme sahip olan Herat, 786- 809 yılları arasında Abbasiler tarafından yönetildi. kent 1000 yılında Gaznelilerin 1040 yılında ise Selçuklular'ın eline geçti. Daha sonra Harzemşahların bir parçası oldu. 1221 yılında Herat Cengiz Han tarafından yerle bir edildi. 1381 yılında da Timur tarafından tekrar inşaa edildi. 15. yüzyılda kent bir süre Karakoyunlulartarafından yönetildi. 1507 yılında Özbekler'in eline geçen kent 1510 yılında Şah İsmail tarafından Safevi Devleti'ne katıldı. 1750 yılında Herat, Ahmet Şah Durani'nin eline geçti. Herat 1860 yılında Dost Muhammed Han tarafından Afgan Devleti'nin bir parçası haline getirildi. 19. yüzyıl boyunca kent İngilizler, İranlılar ve Afganlar arasında bir çok savaşlara sahne oldu. Sovyet-Afgan Savaşı sırasında Herat Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. 10- 20 Mart 1979 tarihleri arasında kentte Sovyetlere karşı çıkan isyanı bastırmak üzere Sovyetler kenti bombalayarak 20.000 kişinin ölümüne neden oldular. Kent 1995 yılında Taliban'ın eline geçti. 2001 yılında ABD'nin Afganistan'a yaptığı müdahele sonucu Taliban kenti terketmek zorunda kaldı. Herat, Afganistan'ın en önemli şehirlerinden biri. Dünde söylediğimiz ünlü türk şair ve alimlerinin yeiştiği bir bölge. Kimleri yetiştirmemiş Horasan'ın başkenti Herat. Ünlü Türk matematikçi ve astronom Uluğ Bey, çağatay lehçesine edebi dil özelliği olmasını sağlayan ünlü Türk Şair Mutasavvıf Ali Şir Nevai, şair ve sultan Hüseyin Baykara, Baysungur Mirza, Babürşah bunların en ünlüleri. Evet Herat'ta Ali Şir Nevai'nin anlattığı şehri bulamıyoruz. Ama onun yaptırdığı Molla Cami, Hüseyin Baykara zamanında yapılmış medrese ve camiyi geziyoruz. Ancak cami dediysem minarelerden ibaret. Çoğu tarihi eser savaşlarda yıkılmış. Sovyet savaşları buraya çok zarar vermiş. Daha sonra Mimarisi ve süslemeleriyle bizi karşılayan Cami-i Kabir yani Herat Cuma Cami'yi geziyoruz. Kutsiye Cami ve Ali Şir Nevai türbesini ziyaret ediyoruz. Tarihte el sanatları merkezi olmakla ünlenen Herat'ta kumaş pazarı eski canlılığını korurken, bakırcılar çarşısında tenekeciler ve lastikçiler iş yapıyor. Herat kalesini geziyoruz. Ve görüyoruz ki, bir çok Türk'ün yaşadığı , önemli ir dini merkez olan bu şehir fakirliğe esir düşmüş. Pettularına sarılmış erkekler, burkalarının içinde hızla ilerleyen kadınlar, yalınayak çocuklar gösteriyorki "Baykara Meclisleri"nin yaşandığı, Babürşah'ın, Uluğbey'inAbdülkadir Maregi'nin, Ali Şir Nevai'nin yaşadığı kentten bir şey kalmamış. Payitaht şehri, "yeryüzünün ruhu"Herat'tan Mezar-ı Şerif'e yani Mevlana Hazretleinin doğduğu şehir Belh'e ilerliyoruz. Şimdi gelin Mevlana hazretlerinin hayatına kaldığımız yerden devam edelim ANADOLU'YA YOLCULUK Yolculuk Anadoluya doğruydu. Varış yeri Anadolu olacaktı bu yolculuğun. O zamanlar Türk İslam Kültür ve Medeniyet düşüncesinin vücut bulduğu geniş topraklar ve özellikle Anadolu toprakları karma bir nüfus yapısına sahipti. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Türkler İslam'ın hoşgörü bayrağı altında, o devirde birçok coğrafyada yaşanamayan saadete sahiplerdi. Bölge yöneticilerinin İran ile sağladıkları sıkı ilişkiler, dostluk bağları resmi dilin Farsça olmasını ve yönetimin Farisi etkisini apaçık ortaya koyuyordu. Büyük Selçuklu Devletinin hüküm sürdüğü devrin Sultan isimleri bile Keykavus, Keykubad, Keyhüsrev gibi İran kahramanlarının adlarını taşıyordu. Konya'yı Konya yapan Mevlana'nın hayatının büyük bölümünü geçireceği toprakların durumu ise Anadolu'nun geneli gibiydi. Her dinden, her ırktan insan birlik ve beraberlik içinde yaşıyordu. Rum'a gelen bu değerli âlimler arasında İbn-i Arabî, Şems-i Tebrizi, Evhadüddin Kirmani, Burhaneddin Tirmizi, Hacı Bektaş-i Veli gibi mübarek zatlar vardı. Dinlerin kaynaştığı ve kültürlerin harman olduğu Anadolu, o yıllarda Doğu ile Batı'nın buluştuğu bir merkezdi. Ne var ki, 13. asırda Selçukluların yurdu olan Anadolu haçlı saldırıları ile yağmalanmaya başlayacaktı. On binlerce Müslüman'ın şehit edilecek Haçlılar gerçek yüzlerini insanlığa gösterecekti. Korkunç bir katliam yaşanacaktı Anadolu topraklarında ve burada zulme uğrayan Müslüman halk kendi yaralarını henüz saramadan, bu sefer doğudan gelen büyük bir tehlikenin, Moğol tehlikesinin yaklaştığı haberini alacaktı. Anadolu'da Moğol istilasından nasibini alacaktı. Moğollar, kendi topraklarından çıkıp batıya doğru ilerlediler ve Anadolu'nun ortalarına kadar olan bütün ülkeleri istila ettiler. Tek amaçları verimli topraklara, otlaklara sahip olmak ve insanların ellerindeki servetleri ele geçirmek olan bu yağmacı grup, aralarında Harezm'de Necmüddin Kübra, Nişabur'da feriduddin Atar gibi ünlü şahsiyetlerin de bulunduğu kişileri katletti. Moğollar Konya kapılarına dayanıp Anadolu Selçukluyu da bozguna uğrattı. O dönemde Müslümanların elinde onlarla savaşacak hiçbir şey kalmadı, halkı Moğollara karşı savaşa yollamak, onları ölüme yollamak ile aynı anlama geliyordu. Kervan Tepsi kadar düz bir arazide su gibi akıyordu. İşte Sultanü-l Ulema'nın başını çektiği, Belh'le başlayan Nişabur ile devam eden Bağdat, Kufe ve Mekke'yle devam edecek olan göç haritasının ilk durağı, Feridüttin-i Attar memleketi, devrin en önemli ilim ve kültür merkezlerinden Nişâbur oluyor. Nişabur, İran'ın Horasan bölgesinde bir kent. Binalud dağının güney eteğindeki geniş ve verimli ovada kurulu olan şehir Hacı Bektaş-ı velinin doğduğu topraklar aynı zamanda. Son yıllarda ilk defa ziyaret ettiğimiz Nişabur, İran'ın doğusunda, Horasan bölgesinde, Türkmenistan yakınlarında, bağlık bahçelik geniş bir ovada kurulmuş; bugün yetmiş bini aşan nüfusu ile orta büyüklükte bir İran şehri. Sasani kralı I. ****'un kurduğu söylenen şehir adını da bu hükümdardan almış. 7. yy'da önemli ölçüde gerileyen bölge, 999'da sona eren sasani hanedanalarının yönetiminde yeniden önem kazandı. 1037'de Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey'in yerleşim merkezi olan Nişabur, 13. yy'daki Moğol istilası nedeniyle ve şiddetli depremlerle büyük oranda hasar gördü. Biz de göç haritasını izleyerek nişabura geliyoruz. Hicret kervanı Nişâbur'a ulaştığında buradaki önemli ilim adamları tarafından karşılanır. Buraya yetiştiklerinde Mevlana Bahaeddin'in ziyaretine İslam irfanının tanınmış meşhur şahsiyetlerinden şeyh feridüddin Attar gelir. Ve küçük yaştaki oğlu Mevlana'yı görür. Henüz küçük yaşta olan Mevlana Celaleddin'de derin kabiliyetler gören Attar "Esrarname" adlı eserini küçük Celaleddin'e hediye eder ve babasına şöyle der: "Çok zaman geçmeyecek ki, bu senin oğlun alemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır." Bu müjdeyle yola devam eden kervan çöllerde ayak izleri bırakmaktadır. BAYRAMA ATA YURDU BELH'TEYİZ Yeryüzünün ruhu Herat'tan bir saatlik zorlu bir yolculuktan sonra Hindikuş Dağları'ndan Kabil'e geldik. Kabil hava alanında bir buçuk saat bekledikten sonra Mevlana'nın doğduğu şehir Osmanlı'nın kurucuları Kayı Boyu'nun yurdu Belh'e gidiyoruz. 7-8 saatlik bir kara yolculuğundan sonra Belh'e vardık. Horasan'ın ikinci başkenti Belh'e, Hazreti Ali'nin mezarı bulunduğu için Mezar-ı Şerif de denilmektedir. Belh'de yoğun bir programımız bulunmakta. Kurban Bayramının burada geçirip, bayram namazını burada kılmayı planlıyoruz. Tüm Gebzelilerin Kurban Bayramını da kutluyoruz. Belh'de Hazreti Ali'nin türbesini ziyaret edip, Hazreti Mevlana'nın doğduğu köyü bulmaya çalışacağız. Afganistan'da ki yolculuğumuz biraz sıkıntılı olsa da her şeye değmekte. Devri alem yapmaya devam ediyoruz. Belgesel çekimlerimiz tüm güzelliğiyle devam ediyor. MEVLANA'YI ARAŞTIRACAĞIZ Belh, Afganistan'ın kuzeyinde, İran sınırında yer alan eski bir yerleşim yeri. Belh, bir zamanlar Horasan'ın önemli şehirlerinden birisiydi. Bir zamanlar dünyanın önemli bir şehriyken Moğollar tarafından tamamen yok edilmiştir. Buradan 74 km uzaklıkta ki Amu Derya'ya gidip belgesel çekimleri yapıp önemli araştırmalar yapmayı planlıyoruz. Biz Mevlana'nın doğduğu şehir Belh'de araştırmalarımızı sürdürüyoruz
 



Alemtac

#308
Önceleri, bu haberleri paylaşmamaya karar vermiştim. Şimdi ise herkesin seçimine bırakıyorum.
 

Alemtac

#309
Rusya Hava Felaketi, ABD Havaalaninin Kapatilmasinin Nedeni Kutup Degisimi

 

Sorcha Faal

 

Bugun Kremlin'de dolasan, Rusya Hava Kuvvetlerinin Baskomutani General Alexander Zelin tarafindan Cumhurbaskani Medvedev icin hazirlanan bir rapor, gecen hafta bati Sibirya kasabasi Surgut'tan Moskova'ya giderken dusen Kogalymavia Airline ucaginin, Yerkurenin manyetik kutuplarinin hizla degisen gecisini telafi edemeyen Tupolev – 154 elektronik havacilik sistemlerinin 'kritik aksamasi' nedeniyle dustugunu soyluyor.

 

Bu rapora gore, bir ucak havalanmadan once bircok kesin degiskenler kullanilarak "yakit – hava oraninin" hesaplanmasi zorunludur, buna ucak bilgisayarlarinin deniz seviyesine gore dogru yuksekligini bilmesini saglayan manyetik yeri de dahildir. Ancak, Kogalymavia Airline ucagi kalkmadan once, "rutin bakimin" parcasi olarak onun havacilik bilgisayarina bir "yazilim guncellestirilmesi" girildi.

 

Yerkurenin manyetik kutuplarinin surekli ve hizla degisen pozisyonunu "karsilamak" icin, yazilim guncellenmesinin kurulmasindan sonra havacilik bilgisayarlarinin son guncellenmesi manuel olarak tamamlanmaliydi (pilotlar veya teknisyenler tarafindan). Pilotlarin ve/veya teknisyenlerin bu manuel karsilamayi yapmakta aksamalari, ucak bilgisayarlarinin yuksekligin 5,000 metre yukaridaki Dzhugdzhur Daglarinda oldugunu hesaplamasina neden oldu, ama aslinda gercek yukseklik Surgut'ta 61 metre idi.

 

Bu rapor, Kogalymavia Airlines ucaginin Surgut'tan havalanma tesebbusunde, yakit hava oraninin dogru yukseklige dayanmadigini ve motorlarina epeyce yanici yakitin "muazzam selinin akmasina" neden oldugunu bildiriyor. 124 yolcu ve murettebattan sadece 3 kisinin olmesi mucize bir olaydi. Acil Durum hizmetleri sozcusu Vadim Grebennikov daha sonra guclu bir patlamanin Tu – 154 ucagini yok ettigini ve alevlerin 1000 metre kareye yayildigini ifade etti.

 

General Zelin'in raporunu alinca Medvedev tum Tupolev-154 ucaklarinin Rusya'daki kullanimini sorusturdu ve yeni raporlar ucaklarin ucustan men edilebilecegini soyluyor.

 

Rusya'nin havacilik gozlemcisi Rosaviatsia'nin gecen ay Tupolev-154 ucaklarini indirmekte basarisiz olmasini not etmek onemlidir, Dagistan'a gitmek uzere havalanan Dagistan Havayollari Tupolev-154 ucagi, Moskova'nin Vnukovo Havaalanindan kalkisindan birkac dakika sonra uc motoru bozuldugu icin acil inis yapmisti, Bu rapor buna havacilik bilgisayarinin Yerkurenin manyetik kutuplarinin degisen yerine dayali olarak yuksekligini dogru sekilde telafi etmekte basarisiz olmasinin neden oldugunu soyluyor.

 

Yerkurenin manyetik kutuplarinin degismesinden etkilenen sadece Rusya degil, ABD Tampa Bay Online haberden sunlari okuyabiliriz:

 

"Bilim insanlari manyetik kuzey kutbunun Rusya'ya dogru ilerledigini soyluyor – Tampa Uluslararasi Havaalani. Havaalani, Yerkurenin manyetik kuzey kutbunun yerinin degisiminin hesaplanmasi icin hizlanma pisti sinyal sistemlerindeki sayisal belirteclerin yenilenmesi icin 13 Ocak'a kadar ana pistini kapatti."

 

Amerikan halkina bildirilmemesine ragmen, Yerkuremizin manyetik kutuplarinin hizla degismesi ABD Uzay Iklim Hizmetleri Bolumu, NOAA Uzay Iklimi Tahmin Merkezi Baskani Dr. Rodney Viereck tarafindan son zamanlarda onaylandi. Gunesimizin artan istikrarsizliginin bu olayi daha da fazla hizlandirabilecegi uyarisinda bulundular.

 

31 Aralik 2010 raporumuzda, Gunesin artan istikrarsizliginin su andaki kuresel kaosa neden oldugunu yazmistik ve 10 Aralik raporumuzda, bunun su gunlerde Gunes Sistemimizde gerceklesen "bilinmeyen" faktorlerden dolayi oldugunu soylemistik.

 

Rusya, vatandaslarini su anda Dunyamizda gerceklesen bircok felaketlerden korumak icin hizli sekilde bomba siginaklari (yalnizca Moskova'da 5000) yapilmasini emrederken, Avrupa Birliginin, insanligin tekrar baslayabilmesi icin Kiyamet Tohum Kasasi denilen seyi stoklamaya devam etmesini not etmek ilginctir. ABD sadece bu gecen ay bilginin yayinlanmasina izin vermeye basladi. Space.com haber servisinin 1Aralik 2010 makalesinde sunlar yaziyor:

 

"Gunesimiz, gunes sisteminin kiyisindan kuyruklu yildizlarin duzenini bozan bir refakatciye sahip olabilir – Jupiter'in kutlesinin 4 kati kutleye sahip dev bir gezegen. Gecen yil firlatilan NASA uzay teleskobu, gunes sistemimizi milyarlarca buzlu nesneyle cevreleyen, kuyruklu yildizlari doguran Oort bulutunun uzak buzlu aleminde gercekten mevcut ise, gunesimize gizlice eslik eden boyle bir gezegeni yakinda belirleyebilir.

 

Arastirmacilar, potansiyel jumbo Jupiter gezegeninin muhtemelen cok soguk oldugunu, bu nedenle yerini belirlemenin zor oldugunu soylediler. Gunesimizden 30,000 astronomik birim mesafede olabilir. 1 Astronomik Birim, Dunya ve Gunes arasindaki mesafedir, yaklasik 150 milyon km."

 

Bu son haberin, tum Dunyadan kadim insanlarin Dunyamizin tarihi gecmisinden, bu "gizemli ziyaretciler"in geri donusu ile ilgili uyarmasini hatirlatmasi ilginc, her kulturde insanlik bu bilgiye sahip. Kadim Babil ismi Nibiru, 20 nci yuzyil ismi Gezegen X. Zecharia Sitchin'den Immanuel Velikovsky'nin yazalarina kadar, gelmekte olan seyin kaniti tartismanin otesindedir.

 

Dunyamiz Tufandan bu yana en buyuk krizleriyle yuzlesirken, bir kez daha belki de en fazla hazir olmayan ve hukumetleri tarafindan aldatilanlar Amerikalilardir. Bunun bircok nedeni var, ama en onemlisi ana gorus denen seyin curumus hukumetleri adina surekli olarak onlara yalan soylemesidir.

 

Bunun en buyuk ornegi gecen hafta ana gorus ABD medyasinin gezegenimizdeki yaban arilarinin ve bal arilarinin neredeyse hepsinin yok oldugunu bildirmesi, ama bu felaketin neden gerceklestigini Amerikan halkina aciklayamamasidir, bunun nedenini ana gorus medyasindan degil, Black Listed News isimli siteden okuyabiliriz:

 

"Colorado'lu bir ari yetistiricisi son zamanlarda ABD Cevre Koruma Ajansinin (EPA), populer bir tarim ilacinin bal arilarini oldurdugunu bildigini, ama yine de surekli olarak onaylayarak buna izin verdigini ortaya koyan bir dokumani ele gecirdi. Kendi bilim adamlarinin karsi cikmasina ragmen, EPA yetkilileri, 1993'te Bayer CropScience'in toksik tarim ilaci clothianidin'e, Bayer sirketinin kendi kusurlu guvenlik arastirmalarina dayanarak onay verdi. Ama simdi EPA'nin clothianidin'in tehlikelerini basindan beri bildigi ve bunlari gormezden gelmeye kadar verdigi ortaya cikti."

© 7 Ocak 2011 EU and US all rights reserved.

 

http://www.whatdoesitmean.com/index1436.htm

 

(Ceviri: Saffet Guler)

 

http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=868&Itemid=900
 

Alemtac

#310
DÜNYAYA ÇARPAN ZEHİRLİ UZAY BULUTLARI KİTLESEL KUŞ VE BALIK ÖLÜMLERİNE NEDEN OLUYOR    PDF    Yazdır    E-Posta

Sorcha Faal

 

Rusya'nın Olağandışı Durumlar Bakanlığı (MCHS) tarafından hazırlanan bir rapor, dünyamızın şu anda gezegenimizin üst atmosferine nüfuz eden "zehirli uzay bulutları"nın "saldırısı altında" olduğu uyarısını yapıyor. Bu uzay bulutlarının atmosfere sızmasının nedeni Yerkürenin manyetik kutuplarının "hızlanmış hareketi"dir ve bu bulutlar tüm dünyada bildirilen kitlesel hayvan ölümlerinden sorumludur.

 
     

 

Önceki raporumuzda, gezegenimizin kutuplarının değişiminin uçaklara nasıl zarar verdiğini anlatmıştık, şimdi MCHS raporu durumun daha da kötüleştiği uyarısını yapıyor.

 

Bu rapora göre, gezegenimizin kutuplarının hızlı değişimi, Yerkürenin manyetik alanını sarsan solar rüzgarın normal akımlarının alt atmosferimize saniyede yaklaşık 700 kilometre hızla girmesine izin veriyor. Solar rüzgar kendisiyle birlikte bu son birkaç yılda tüm dünyada büyük sayılarda "gizemli şekilde" ortaya çıkmakta olan ölümcül uzay bulutlarının parçalarını taşıyor.

 

Bu ölümcül uzay bulutlarına Batılı bilim insanları tarafından Noctilucent (Gece parlayan bulut) Bulutlar adı verildi ve belli belirsiz bulut benzeri fenomen olarak tanımlandı. Bunlar derin alacakaranlıkta görünür olan, üst atmosferdeki polar mezosferik bulutlar adı verilen çok daha parlak ve yayılmacı polar bulut katmanının düzensiz kenarı olarak tanımlandı.

 

Noctilucent Bulutlar Dünyamızda ilk kez 1885'te ortaya çıkmaya başladı, o tarihlerde dünyamız Endüstri Devrimini tam olarak kabul etmeye başladı.

 

Rapor, bu bulutların yalnızca gizemli olmadığını, ayrıca Hidrojen Siyanür zehirli gazından oluştuğundan ölümcül olduğunu söyleyerek devam ediyor. Hidrojen Siyanür bulutlara elektrik mavisine benzeyen bir renk veriyor.

 

Hidrojen Siyanür ilk kez çivit boyasından izole edildi, 1704'ten bu yana bilinmekteydi, ancak yapısı bilinmiyordu. Şimdi karmaşık bir yapısı olan düzenleşim polimer olduğu ve deneysel formülünün hidrate demir siyanür olduğu biliniyor.

 

1752'de Fransız kimyacı Pierre Macquer, koyu lacivertin demir oksit ve uçucu bir bileşene dönüştürebileceğini ve bunların boyayı yeniden yapılandırmak için kullanılabileceğini göstererek önemli bir adım attı. Yeni bileşen şu anda hidrojen siyanür olarak bildiğimiz şeydi.

 

Hidrojen Siyanürün ayrıca iki büyük yoldan biri vasıtasıyla yıldızlar arası bulutlarda oluştuğunu not etmek önemlidir: nötral – nötral tepkime ile  (CH2 + N #8594; HCN + H) ve çözülmeli yeniden birleşim ile (HCNH+ + e- #8594; HCN + H). Çözülmeli yeniden birleşim yolu %30 baskındır; ancak HCNH+ lineer formunda olmalıdır. Yapısal izomeri H2NC+ ile çözülmeli yeniden birleşim özellikle hidrojen izosiyanür (HNC) üretir.

 

Solar rüzgarın Yerküremizin manyetik alanına girmesiyle, bu zehirli Hidrojen Siyanür Noctilucent Bulutları alt atmosfere taşınır, burada yolu üzerindeki kuş sürülerini "saniyeler içinde" zehirler. Kendi başına bu rüzgarların kuvveti muazzam travmaya ve anında ölümlere neden olur.

 

Bu fenomenin neden olduğu kitlesel ölümlerin bir örneğini Londra'nın Daily Mail haber servisinin İtalya'daki trajik olaylarla ilgili haberinden okuyabiliriz:

 

"Tüm dünyada kitlesel hayvan ölümlerinin artan miktarında, bir İtalyan kasabasında binlerce ölü üveyik kuşu çatılara ve arabaların üzerine yağmur gibi yağdı. Faenza'da yaşayanlar kuşların gagalarında garip mavi lekelerle yere 'küçül Noel topları" gibi düştüğünü anlattılar. Kuşların 8000 tanesine yapılan ilk testler, mavi lekeye zehirin veya kanda oksijen eksikliğinin neden olmuş olabileceğini gösterdi."

 

Bu fenomen sadece kuşlarda kitlesel ölümlere neden olmayabilir, bu MCHS raporunun belirttiğine göre, bu zehirli uzay bulutları gezegenimizin sularına çarptığı zaman, sudaki yaratıklar da ölür ve bunun bir kanıtı olarak sadece bu geçen hafta ABD, Güney Amerika, İngiltere, Tayvan, İsveç ve Yeni Zelanda'da milyonlarca balık ve yengeç ölümleri bildirildi.




Önemli olan bir diğer konu şu: MCHS bu kitlesel ölümlerin '24 ve 58 Kuzey' ve '8 ile 24 Güney' arasındaki çok belirli enlem aralığı ile sınırlı olduğunu söylüyor; bu Yerküremizin üst atmosferinin iki ayrı ucunun bu zehirli uzay bulutu gazlarının alt atmosfere girmesine izin verdiğini gösteriyor.

 

MCHS raporu, Yerküremizin manyetik alanındaki bu yerlerin, bu zehirli uzay bulutlarının kitlesel ölümlere neden olmaya devam etmesine izin vererek ne kadar süre açık kalacağını söylemese de, bu fenomen bugünkü dünyamız için yeni olsa da, aynı şeyin kadim insanlar için söylenemeyeceğini not etmek yol göstericidir.

 

"Bu Dünyanın Tahtı İçin Savaş Başlıyor: Einherjar Savaşçılarının Dönüşü" kitabında, Sorcha Faal atalarımızın kadim mitlerinin bugün yaşadığımız dünyaya nasıl eşdeğer olduğunu anlatıyor. İnsanlar "tanrılar" olduklarını düşünürlerken, sadece kendilerinin değil, Dünya adını verdiğimiz bu gezegen üzerindeki tüm yaşam formlarının toptan yok oluşuna başlıyorlar.

 

Ve eğer bu kadim mitler doğru ise, o zaman bir kez daha, küstah insan ırkının "alabora olması" önümüzdedir, o zaman "denge" yeniden kurulur. Gelecekte bu zamanlar üzerine yazılacak olan tarih, ABD, Rusya ve Çin gibi ulusları, bizim bugün Atlantis, Mu ve Lemurya'yı huşu ve saygıyla anmamız gibi tanımlayabilir.

 

© 8 Ocak 2011 EU and US all rights reserved.

 

http://www.whatdoesitmean.com/index1437.htm

 

(Çeviri: Saffet Güler)
 

Alemtac

#311
Dev Gizli Gezegen Gunes Sisteminin Kenarindan Gelen Kuyruklu Yildiz Yagmurunu Aciklayabilir

 

Arastirmacilar "Gunesimizin, gunes sisteminin kiyisindan kuyruklu yildizlarin duzenini bozan bir refakatciye sahip olabilecegini" soyluyor – Jupiter'in kutlesinin 4 kati kutleye sahip dev bir gezegen.

 

Gecen yil firlatilan NASA uzay teleskobu, gunes sistemimizi milyarlarca buzlu nesneyle cevreleyen, kuyruklu yildizlari doguran Oort bulutunun uzak buzlu aleminde gercekten mevcut ise, gunesimize gizlice eslik eden boyle bir gezegeni yakinda belirleyebilir.

 

Arastirmacilar, potansiyel jumbo Jupiter gezegeninin muhtemelen cok soguk oldugunu, bu nedenle yerini belirlemenin zor oldugunu soylediler. Gunesimizden 30,000 astronomik birim mesafede olabilir. 1 Astronomik Birim, Dunya ve Gunes arasindaki mesafedir, yaklasik 150 milyon km."

 

Bizimki gibi gunesi olan cogu sistemler – bunlara G sinifi yildizlar deniyor – refakatcilere sahiptir.  Sistemlerin yalnizca ucte biri bizim gunes sistemimiz gibi tek yildizli sistemlerdir.

 

Bilim insanlari "Nemesis" adini verdikleri, gunesimizden bir isik yili kadar uzakta saklanabilen gizli bir yildizi ongormuslerdi. Onlar yorungesi sirasinda, bu kirmizi cuce veya kahverengi cuce yildizin duzenli olarak Oort bulutuna girdigini one suruyorlar. Bu yildiz orada bulunan cogu kuyruklu yildizin yorungesini itiyor ve bazilarinin Dunya'ya dogru dusmesine neden oluyor. Bu, Dunyadaki kitlesel yok olus dongusu olarak gorulen seyin aciklamasini saglayabilir.

 

Diger astronomlar son zamanlarda eger Nemesis var olsaydi, yorungesinin iddia edildigi gibi stabil olamayacagini buldular.

 

Simdi arastirmacilar gunesimizin farkli turde bir yoldasa sahip olabileceginin kanitina dikakti cekiyorlar.

 

Nemesis modeliyle karistirmaktan kacinmak icin, Louisiana Universitesinden astrofizikci John Matese ve Daniel Whitmire, kendi tahmini nesnelerine "Tyche" adini veriyorlar – Yunan mitolojisinde tanrica Nemesis'in kizkardesi. Arastirmacilar, eger bu yildiz var olsaydi, her seyi goren kizilotesi gozuyle Tyche'nin yerini belirme sansina sahip olan WISE gozlemevi olurdu, dediler.

 

Arastirmacilar ic gunes sistemine ucan cogu kuyruklu yildizlarin Oort bulutunun dis bolgesinden geldiginin gorundugunu not ettiler. Onlarin hesaplamalari bu bolgede, Jupiter'in kutlesinin 1 – 4 kati kutlesi olan bir gezegenin yercekimi etkisinin sorumlu olabilecegini one suruyor.

 

Matese, "Iki yuzyillik gozlem Tyche'nin varligini ileri suren anormalligi gosterdi" dedi. "Buna istatiksel bir sansin neden olabilecegi olasiligi cok kucuk kalmistir" diye ekledi.

 

Arastirmacilar eklediler, "Tyche'nin cekimi ayrica cuce gezegen Sedna'nin boyle olagandisi uzun yorungeye sahip olmasini da aciklayabilir."

 

Eger Tyche varolsaydi muhtemelen cok soguk olurdu, kabaca – 73 C . Bu onun uzun sure belirlenememesinin nedeni olabilir, onun soguk olmasi bilim insanlarinin kolayca yakalayabildigi herhangi bir isi yaymadigi anlamina geliyor ve herhangi bir yildiza olan mesafesi cok fazla isik yansitmadigi anlamina geliyor.

 

Matese, "Cogu gezegen bilimciler, en buyuk kesfedilmemis refakatci Neptun boyutunda veya daha kucuk olsaydi sasirmazlardi, ama Jupiter kutlesindeki bir nesne sasirtici olurdu" dedi.

 

Tyche gercekten orada mi?

 

Tyche'nin varoldugu gercegi sorgulanabilirdir, cunku dis Oort bulutunda gorulen model, ic Oort'ta gorulmuyor.

 

Matese, "Geleneksel bilgelik modellerin bagintili olmaya egilimli olmasi gerektigini soyluyor ve bunlar bagintili degiller" dedi.

 

Eger WISE ekibi sansli olsaydi, uzay gozlemin orijinal misyonu Ekim ayinda bitmeden once Tyche'nin kanitini iki kez yakalardi. Arastirmacilar WISE'in verilerini analiz ederken, bu birkac ay icinde nesnenin varligini dogrulamak icin yeterli olabilirdi. Ama eger WISE Tyche'in sinyallerini sadece bir kez belirleseydi (ya da hic belirlemeseydi), arastirmacilar diger teleskoplarin gunesin potansiyel refakatcisinin varligini onaylamak ya da reddetmek icin yillarca beklemek zorunda kalirlardi.

 

http://www.space.com/scienceastronomy/secret-giant-planet-sun-companion-1011201.html

 

(Ceviri: Saffet)
 

Alemtac

#312
Gizemli Nesne Dunya'ya Yakinlastiktan Sonra Buyuk Deprem Korkusu Artiyor

 

10 Aralik 2010

 

Sorcha Faal

 

Bu gun Kremlin'de dolasan, St. Petersburg's Pulkovo Astronomik Gozlemevinden Doktor – Bilimadami Alexander Stepanov tarafindan yazilan yeni bir rapor, gunes sistemimizin dis kenarinda gizlenen Jupiter boyutundaki muazzam karanlik nesnenin Dunyamiza dogru hareketini "hizlandirdigi" uyarisinda bulunuyor. Dr. Stepanov, bu hareket 20/21 Araliktaki Tam Ay Tutulmasi ile birlestiginde 11 Aralik – 8 Ocak tarihleri arasinda 8.0 veya daha buyuklukte bir depremin Dunyamizi sarsabilecegi olasiligi oldugunu ileri suruyor.

 

Bu raporda sozu edilen karanlik Jupiter boyutundaki nesne, Louisina Universitesinden gezegen bilimciler John Matese ve Daniel Whitmire'nin arastirmasiyla ortusuyor. Onlar 1999'da bu karanlik, Jupiter buyuklugundeki nesnenin Dunya'ya gelen buz ve toz parcalarindan sorumlu oldugunu one suruyorlar.

 

"100 den fazla kuyruklu yildizin yorungelerini inceledikten sonra, Matese ve Whitmire Oort Bulutunda dogan kuyruklu yildizlarin yuzde 80'inin galaksinin yercekimi tarafindan disa itildigi sonucuna vardilar. Ancak kalan yuzde 20 si icin Jupiter'in 1.4 kati buyuklugunde olan uzak bir nesnenin itelemesi gerekliydi."

 

Gunes Sistemimizde Dunya Gezegenimizdeki yasami etkileyen muazzam bir gezegensel nesnenin varligi, Orta Dogunun kadim Sami insanlarin onun varligini kapsamli sekilde yazmalarindan bu yana tartisilmaktadir ve bu gezegene "tanrilarin evi" denmektedir. Kadim Babilliler ona Nibiru ismini verdiler, modern zamanlarda "Gezegen X" olarak adlandiriliyor. Ispanyol bilim adamlari bu muazzam nesnenin Gunesimizin kahverengi cuce "karanlik refakatcisi" oldugunu one suruyorlar.

 

Gunes Sistemimiz ile ilgili Rus arastirma makaleleri hakkinda, onlarin hepsinin Elektriksel Evren Teorisi adi verilen seyle ayni fikirde olduklarini not etmek onemlidir. Ve Batililarin teorilerine karsidirlar.

 

Elektriksel Evrenin etkileri uzerine oncu arastirmacilardan biri olan Doktor – Bilimadami Habibullo Abdussamatov, 2009'da Dunyamizdaki iklim degisimlerinden sorumlu olan ana faktorun karbon dioksit degil, Gunesimiz oldugunu ifade eden bir makale yayinladi. Abdussamatov St. Petersburg's Pulkovo Astronomik Gozlemevinde uzay arastirmasinin baskanidir.

 

"Gunesin gozlemleri, sicakliktaki artistan karbon dioksitin sorumlu olmadigini gosteriyor. Onumuzdeki yillarda felaketsel bir isinma olmayacak, ama kuresel ve cok uzun suren bir sicaklik dususu olacak."

 

Potansiyel olarak Gezegenimiz icin daha kotusu, Cardiff Universitesinden Profesor Bill Napier'in yonettigi arastirmadir. Gecen yil, 13,000 yil once yasanan mini buzul cagina uzaydan gelen bir saat suren bir dolu firtinasinin neden oldugunu ifade ediyor. Dr. Stepanov'un arastirmasi ile birlestirildiginde, bu felaket olayin suclusu, Oort Bulutunun otesindeki yorungede dolanan muazzam boyuttaki gizemli nesne olarak gorunuyor.

 

Bu gizemli nesnenin varligindan direkt olarak soz etmese de, ABD NASA uzay organizasyonu, 2012 icin bir uyari yayinladi, Gunesimiz uzerindeki elektriksel etkilerin 1958 yilinin Solar Maksimumuna rakip olacagini ve teknoloji alt ust edebilecegini bildirdi.

Bu raporda Dr. Stepanov tarafindan ongorulen deprem tehlikesi bu gizemli nesnenin "ani hizlanmis hareketi" etrafinda merkezleniyor. Kuyruklu yildiz benzeri nesnelerin Gunesimize artan sayida firlatilmasi ve muazzam Gunes patlamalari nedeniyle Dunyamizin elektromanyetik kalkaninda "istikrarsizlik olusmasi" ve gezegenimizin onun gel – git kuvvetlerini etkisizlestirme yeteneginin azalmasi, bu gizemli nesnenin hareketinin hizlandiginin kanitidir.

 

Bu raporda Dr Stepanov'un bu gelmekte olan dev deprenin olasi isaretinin atmosfer basincini Dunyanin yuzeyine zorlayan muazzam alcak basinc sistemi olacagini ifade etmesini not etmek ilginctir.

 

Bu hafta sonu ABD'yi vuran, Guney Amerika ve Avustralya'da olumcul felakette yagmurlara neden olan, Ingiltere'yi yakalayan "hayatta bir kez gorulen" soguklara neden olan ve Avrupa'daki esi gorulmemis soguk ve kara neden olan bu "canavar firtina" olarak tanimlanan seye bakinca, belki de modern tarihte daha once Dunyamizi ayni anda vuran bu kadar buyuk iklim olayi olmamisti.

 

Bu raporun dev deprem uyarisini hemen bu buyuk iklimsel olaylarin izlemesiyle, depremin gerceklesip gerceklesmeyecegini bilmiyoruz. Ancak bildigimiz sey, hazirliksiz yakalanmamak icin her seye hazirlik olmanin iyi olacagidir.

 

© 10 Aralik 2010 EU ve US tum haklari saklidir. Orijinal kaynak belirtildigi surece bu raporun butunlugu ile kullanilmasina izin verilmektedir.

 

http://www.whatdoesitmean.com/index1429.htm

 

GUNCELLEME:  Japonya'da Deprem; 7.4 - 21 Aralik:  Guney Pasifik'te Deprem; 7.6 - 25 Aralik:  Arjantin'de Deprem; 7.0 – 1 Ocak:  Sili'de Deprem; 7.1 - 2 Ocak

 

(Ceviri: Saffet Guler)
 

Alemtac

#313
Hava durumu radari kuslarin dustugu zamanda olagan olmayan bir seyi gosteriyor

 

Hava durumu radar ekrani yalnizca iklimi gostermiyor. North Little Rock'taki Ulusal Hava Durumu Servisi radarda Yeni Yil Aksami yuzlerce kusun gokyuzunden dustugu ayni zamanda gorunen partikulu inceledi.

 

Bugun THV muhabiri Lauren Clark, Ulusal Hava Durumu Servisinden Bilim ve Operasyonlar Yetkilisi Chris Buonanno ile gorustu. Buonanno resimdeki partikulun kesinlikle yagis olmadigini soyluyor. "Yagis olmayan bir hedefi gordugumuzun bazi gostergeleri var."

 

Radardaki noktanin havada 1,300 – 1,400 feet arasinda oldugu tahmin ediliyor ve Buonanno onun bir bulut veya yagmur firtinasi gibi hareket etmedigini isaret ediyor.

 

http://www.disclose.tv/frameset.php?url=http://www.todaysthv.com/news/local/story.aspx%3Fstoryid%3D137071%26amp;provider%3Dtop
 

sirera

#314
Nobel Odullu biyolog DNA molekullerinin 'isinlanabildigini' iddia ediyor

 

John E Dunn

 

13 Ocak 2011

 

Nobel odullu biyolog bir parca DNA'nin kendisini test tupleri arasinda 'isinladigi' veya iz biraktigi gorunen bir deneyin ayrintilarini yayinladiktan sonra bir tartisma baslatti.

 

Luc Montagnier'in baskanlik yaptigi bir ekibe gore, biri minik bir parca bakteri DNA'si, digeri saf su iceren iki test tupu zayif bir (7 Hz) elektromanyetik alan ile cevrelendi.

 

Polimeraz zincir reaksiyonu kullanilarak DNA'nin kuvvetlendirildigi on sekiz saatten sonra, sanki sihirle olmus gibi DNA saf su iceren test tupunde saptandi.

 

Garip sekilde, orijinal DNA ornegi deneyin yapildigi sure icinde bircok kez seyreltilmek zorunda oldu, bu, fenomenin neden daha once belirlenmedigini aciklayabilir.

 

Fenomen, bazlarin bir yerden baska bir yere gitmek yerine, kendilerini uzayda yansitmalari veya iz birakmalari disinda, genel olarak 'isinlama' olarak tanimlanabilir.

 

Ihtiyatli olmak icin, Montagnier daha sonra sonuclari kontrol deneyleri ile karsilastirdi, bu kontrol deneylerinde zaman siniri azaltildi, elektromanyetik alan mevcut degildi veya daha dusuk frekanslarda mevcuttu ve her iki tup saf su iceriyordu. Bu deneylerin her birinde, hicbir sey elde edemedi.

 

Olasi kuantum etki – suda DNA'nin gorunen izi – kendi icinde deneyin en tartismali unsuru degildir, tartisma DNA'nin kendisini tezahur ettirdigi goreli olarak uzun zaman olcekleri ile ilgilidir. Kuantum fenomenlerin yuzlerini saniyeler, dakikalar ve saatler icinde degil, saniyenin algilanamayan kucuk kisimlarinda ve genelde mutlak sifira yaklasan cok dusuk sicakliklarda gosterdigi kabul edilir.

 

Biyolojinin, oda sicakliginda doganin 'kuantumlulugunu' sergileyebilmesi vasitasiyla bir islemin ortaya cikmasi cok sasirtici olurdu.

 

Montagnier'in deneyi, ciddiye alinma umuduyla baskalari tarafindan tekrarlanmak zorunda olacak. Simdiye dek, bazi bilim insanlari kuskulu oldular.

 

Bochum'daki Ruhr Universitesinden Klaus Gerwert, "Bilginin suyun icinde pikosaniyelerden daha uzun bir zaman olceginde nasil depolanabildigini anlamak zor" dedi.

 

Tum bunlar ne anlam geliyor? Daha onceki deneylerde ipuclarinin alinmis oldugu gibi, hayatin cogalmasi (uremesi), kendisini suptil sekillerde yansitmak icin gercekligin kuantum dogasini kullanmamizi mumkun kilabilir mi? Alternatif olarak, yasamin kendisi bu kuantum fenomenlerin karmasIk yansitmasi olabilir mi ve saptanmalari inanilmaz zor oldugu icin, henuz anlasilmayan sekillerde onlara (kuantum fenomenlere) tamamiyla bagli olabilir mi?

 

Kuramsal olarak (ve Montagnier ispatlanmamis herhangi bir seyi direkt olarak ileri surmuyor), su molekullerin kuantum ozellikleri cok az anlasilmis olabilir. Su, DNA'nin kuantum dolasikligi ve 'isinlanma'yi (bizim verdigimiz terim) cagristiran surecleri kullanarak kendisini kopyalayabildigi iyi bir ortam olabilir.

 

Montagnier'in raporu, 'kuantum alan teorisi'ni kullanarak hastaligin uremesini aciga cikardigini iddia eden fenomeni tartisarak devam ediyor.

 

http://news.techworld.com/personal-tech/3256631/dna-molecules-can-teleport-nobel-prize-winner-claims/

 

(Ceviri: Saffet Güler)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)