Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

masterphidias

#285
Bu Paskalya Adası heykellerini kimlerin , neden diktikleri konusunda Ra Bilgilerinde çok güzel açıklamalar vardı. Meraklısına...
 

Moderator

#286
Güneş'te yeni patlama görüntülendi

10 Eylül 2010 Cuma
Bilim adamları Güneş'te yaşanan yeni bir patlamayı tespit ettiklerini açıkladı. Önceki gün gerçekleşen patlamanın video görüntüsünü web sitesine koyan NASA, daha sonra patlamanın fotoğraflarını da servis yaptı.




Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi'nde (NASA) görevli bilim adamları Güneş'te yaşanan yeni bir patlamayı tespit ettiklerini açıkladı. Önceki gün gerçekleşen patlamanın video görüntüsünü web sitesine koyan NASA, daha sonra patlamanın fotoğraflarını da servis yaptı. Bilim adamları, aktif bölgenin patladıktan sonra ortaya olağanüstü bir görüntü çıktığını bildirdi. Sunspot 1105 (güneş lekesi) adı verilen güneş parlamasının ardından ortaya çıkan enerji, herhangi bir gezegene yönelmedi. Enerjinin uzayın boşluklarına doğru yöneldiği kaydedildi.


http://www.netgazete.com/News/724587/guneste_yeni_patlama_goruntulendi.aspx
 

Moderator

#287
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)[/size=3]


Salatanıza doğradığınız domatesin, domates dışında genlere de sahip olabileceğini hiç düşündünüz mü? Örneğin balık genine... Sadece domates yediğinizi düşünürken, aslında balık geni aktarılmış, gen mühendisleri tarafından yaratılmış, yepyeni bir ürün tüketiyor olabilirsiniz. Balık ve domates genleri arasındaki ilgiyi kuramadıysanız eğer, GDO yani genetiği değiştirilmiş organizmaların ne anlama geldiğini de bilmiyorsunuz demektir. Oysa GDO lu ürünler market raflarında ve mutfaklarımızdaki yerini çoktan almış durumda. Bugün dünyanın hemen her yerinde, GDO lara yönelik ciddi tartışmalar sürüyor.


Yeşil devrim olarak da adlandırılan bu süreci savunan ABD gibi ülkeler, GDO ların dünya açlığını önlemenin tek yolu olduğunu savunuyor. GDO lu ürünleri "frankeştayn gıda" olarak tanımlayan GDO ya karşıtları ise doğal yaşamın çok uluslu şirketlerce patent altına alınarak, güney ülkelerinin ve tarım nüfusunun sömürüye açık hale getirildiğini belirtiyorlar. Yasal prosedür yaşanan gelişmeleri aynı hızda takip edemese de, ülkemizde de genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların ekimi, satışı ve ithali konuları, GDO lu tohum ithal eden ve üretme talebinde bulunan şirketlerin, tarım bakanlığının, GDO ya hayır diyen sivil toplum kuruluşlarının ve akademisyenlerin gündeminde. GDO lu tarımın yüzde 99 u ABD de Genetik teknolojisi her geçen gün hızla ilerlemeye devam ediyor.



İnsan kopyalamanın bile mümkün olabileceğini bildiğimiz bir dönemde, canlı organizmalara, kendi doğasında bulunmayan başka bir karakter kazandırma yoluyla, farklı bir organizma elde etmek, pek çok insan tarafından normal karşılanabiliyor. Biyoteknolojik yöntemlerle, kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara genel olarak GDO ya da "transgenik ürünler" adı veriliyor. Transgenik bitkilerin tarla denemelerine ilk olarak 1985 yılında başlanmış olsa da, üretime geçilmesi 1996 yı bulmuş. Halen yapılmakta olan GDO lu tarımın yüzde 99 u ABD, Kanada, Arjantin ve Çin de gerçekleşiyor.



 GDO lu ürünlerin başında mısır, patates, soya, buğday, pamuk, domates, pirinç ve bazı balık türleri geliyor. Şu ana kadar, dünyada ekili alanların 67 milyon hektardan fazlasında GDO lu tarım yapılmış. GDO açlığa çözüm mü? ABDbaşta olmak üzere, GDO lu tarımın yaygınlaşmasını destekleyen ülkeler ve GDO lu tohum üretimi yapan uluslararası şirketler, transgenik tarımın dünyanın hızla artan nüfusunun açlık problemine çözüm olacağı gerekçesiyle savunuyor. Yeşil devrim olarak da adlandırılan bu süreci savunan ABD Başkanı George W. Bush "Dünyanın çok büyük bir kısmı açtır. Genetik olarak değiştirilmiş bitkiler; yüksek verimli, hastalıklara dayanıklı üretimi doğururlar. Dolayısıyla dünyanın açlığını önlemenin tek yolu, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların üretimini gerçekleştirmektir" sözleriyle, geleneksel tarımın olumsuzluklarına karşı, genetik tarımı destekliyor. GDO lu tohum üreten şirketlerse, genetik yapısıyla oynanarak oluşturulan yeni tohumların, her türlü böcek ve ot ilacına karşı dirençli hale getirildiğini, bu şekilde tarımda verimlilik artışı sağlanacağını söylüyorlar.



Çoğu çevrebilimci ise, üçüncü dünya ülkelerindeki açlık sorunun, üretim potansiyelindeki eksikliklerden değil, üretimin dağıtımının adil olmayışından kaynaklandığını vurguluyor. GDO ya karşı dünya çapında örgütlenen sivil toplum kuruluşları da, GDO nun açlığa çözüm olmadığı, aksine doğal yaşamın çok uluslu şirketlerce patent altına alınarak, güney ülkelerinin ve tarım nüfusunun sömürüye açık hale getirildiğini savunuyor. Frankeştayn gıdaların sağlığa zararı var mı? Farklı gen türlerinin karıştırılması yoluyla elde edilen yeni organizmalar, GDO karşıtlarınca, "frankeştayn gıda" olarak tanımlanıyor. GDO lar konusundaki en yoğun tartışmalardan biri de, genetik teknolojiyle üretilen gıdaların, insan sağlığı üzerindeki etkileri. Üretici firmalar bu konuda çok net konuşmasalar da, GDO karşıtları, GDO nun insan sağlığını tehdit ettiğine dair üç temel tez ortaya koyuyor: Bunların başında, GDO lu gıdaların, antibiyotiğe karşı önceden dirençli olarak geliştirilmiş olması geliyor. Gen teknolojisi sürecinde, her hangi bir canlı organizmanın içine, bir başka canlının gen yapısına yerleştirilme sürecinde, o genin korunması için antibiyotik kullanılıyor. Dolayısıyla, zincirdeki son halka olan insan, bunu yediği zaman ister istemez antibiyotik almış oluyor. Böylece, sonradan bir hastalıkla karşılaşan bünye, antibiyotiğe karşı bağışıklık kazanmış oluyor. Farklı organizmaların genlerinin birbirine eklendiği süreçte, alerjik etkiler de ortaya çıkabiliyor. Örneğin, fındığa karşı bir alerjisi olan bir metabolizma, farkında olmadan fındık geni aktarılmış patates yediği bir durumda, bünye alerjik reaksiyon gösteriyor.



GDO lu ürünlerin hemen hemen yüzde 70ine yakını, kuraklığa ve böceğe dayanıklılık sağlanması amacıyla, böcek ilacı içerdiğini belirten GDO karşıtları, böcek zehri aktarılmış bir mısırı yiyen bünyede toksik etkiler ortaya çıkabileceğini söylüyor. GDO savunucuları, GDO nun insan sağılığına yaptığı olumsuz etkileri kabul etmiyorlar ancak, kesinlikle zararsızdır gibi net bir ifade kullanmaktan da kaçınıyorlar.


 

Moderator

#288
KUCAKLAMAK VE SEVGİ...

"...(Beşer) İnsanlık bir anlayışa doğru ilerlerken, bunun olmasını hiç arzulamayanların direnci de öyle(sine) büyür.Bu konuda yanılgı olmasın. Birçokları var ki duydukları "Korku" ve "Dehşet" içinde, durmadan direnecek ve ellerinden geldiği kadar çok "Sorun" yaratacaklar(dır). Ve siz tamamen haklısınız; Değişimi yaratmanızın tek yolu,(onları) "Kucaklamak" ve "Sevgi" ifadesi olmayan her şeyin (bir) korku ifadesi olduğunu bilmektir.

"Güç" ve "Kudret" peşinde hırsla koşanlar, aslında güçsüz olduklarından korkmaktadırlar. (Bu) Dünyanın zenginliklerini isteyenler "Zengin" olmadıklarının korkusu ve dehşeti içindedirler. Ve sizi "Esir Almak" isteyenler, gerçekte "Esir Edilmek" ten korkanlardır. Böylece, hepsini kucaklamak gerek ve bu kucaklayış içinde siz "Değişimi" yaratacaksınız.
......
Siz Güvenli bir Evrende yaşadığınızı anladıkça, Egemen olduğunuzu, tek "Tutsakçı" nın gerçekte ancak "Kendiniz" olabileceğini fark ettikçe ve inandığınız şeyi "Kendinize Çektiğinizi" (Tezahür ettirdiğinizi) anladıkça, işte mevcudiyetinizin "Ortak-Yaratıcısı" olmanız böyle gerçekleşir. İşte İnsanların birbirlerini "Öğrenmeleri" bu yoldan gerçekleşir, çünki siz Güvenli bir Evrende yaşadığınızı, (ve) kendi Realitenizi mutlak surette kendiniz yarattığınızı ve Evrenlerin içindeki en büyük gücün "Sevgi" olduğunu ve gördüğünüz hiç kimseden, hiçbirşeyden "Ayrı" olmadığınızı ve "Bilinen" ve "Bilinmeyen Realitelerin", "Tüm Varolanın İfadeleri" olduğunu anladığınızda, o zaman siz, (bu) Dünyayı aydınlatan "Işık" olacaksınız ve hepinizin istediği değişimi yaratacaksınız...
......
Anlıyorsunuz ya, herşey size "Geri Döner" ve yapılacak bir şey yoktur. Sadece yapabileceğiniz hiç bir "Yanlış" bulunmadığını, olabileceğiniz hiçbirşeyin "Tanrısal İfade" dışında bulunmadığını bilerek, (sadece) OLMAK vardır. Ve siz kendinizi daha ve daha çok "Kabul ve Tasdik" eder hale geldikçe, öylece herşeyi de (olanı da) kabul ve tasdik edebileceksiniz. Buna "Egemenlik" denir, buna "Özgürlük" denir. Ve buna "Işığa Yönelmek" denir, buna "Yuvaya", Gerçek Kimliğinize" erişmek denir..."



P'taah-Pleiades Mesajları 1
Bölüm-2


Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...


Suleyman Kaya

kryonturkiye@, kirmizicember@, omegaboyutu@
 

Moderator

#289
Bütün köy 'Hayır'ciyi arıyor


Başbakan'ın ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu'nun akrabalarının yaşadığı 144 kişilik köy tek 'hayır' oyu atanı arıyor


14 Eylül 2010 Salı, 11:22:38



Kocaeli'de bir köyde referandumda 144 kişiden 143'u evet verdi, sadece 1 kişi hayır verdi. Köylü şimdi hayır verenin kim olduğunu bulmaya çalışıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu'nun akrabalarının da oturduğu Başisekele İlçesi'ne bağlı Servetiye Köyü'nde 12 Eylül'de yapılan referandumda 144 kişi oy kullandı.

Köylü, sandıkta ful evet beklerken, bir sürprizle karşılaştı. Sandıktan 143 evet ve 1 hayır çıktı. Köylüler şimdi 'hayır' oyu kullanan kişiyi merak ediyor. Herkes birbirine hayır oyunun kimin kullandığını soruyor.

Köylünün tek merakı, hayır oyunun kimin verdiği. Köylerinde hayır oyu çıkmasının sürpriz olduğunu belirten Halil Kahraman, hayır oyunu bir yaşlının yanlışlıkla vermiş olabileceğini düşünüyor.



http://www.haberturk.com/gundem/haber/551601-butun-koy-hayirciyi-ariyor




Yorum: :))...








Dev silah alımında sona gelindi



ABD'nin, Suudi Arabistan'a 60 milyar dolar tutarında silah satışını öngören anlaşmanın bu hafta ya da sonraki hafta ABD Kongresi'ne gelmesi bekleniyor.

13 Eylül 2010 Pazartesi, 18:07:05







Anlaşmanın Kongreden sorunsuz geçmesi durumunda, ABD'nin bugüne kadarki en büyük silah satışı gerçekleşmiş olacak.


Obama yönetimi, Suudi Arabistan ile savaş gemisi ve füze savunma sistemi modernizasyonu konusunda da görüşmelerini yürütüyor. ABD yönetimi, 60 milyar dolarlık paketin en az 75 bin kişiye istihdam sağlayacağını düşünürken, anlaşmayı, İran'a karşı yürütülen daha geniş bir politikanın parçası olarak da görüyor.


ABD ile Suudi Arabistan arasındaki görüşmeler aylardır biliniyor, ancak anlaşmanın birçok detayı yeni şekillenmeye başladı. Bu detaylara, anlaşmanın kaç uçağı kapsadığı ve modelleri de eklendi.


Kongreye bu hafta ya da gelecek hafta sunulacak anlaşmaya göre, silah anlaşması paketi, 84 yeni F-15 savaş uçağının yanı sıra üç farklı tipte helikopterin satın alınmasını içeriyor. Bunlar, 70 adet Apache, 72 adet Black Hawk ve 36 adet Little Bird taarruz helikopterleri.


Yetkililer, paketin istihdam yaratıcı özelliğinin Kongreden geçmesinde kolaylık sağlayacağını düşünüyorlar. F-15'ler ile Apache'leri üreten Boeing şirketi, Suudi Arabistan paketinin doğrudan veya dolaylı 77 bin kişiye istihdamı destekleyeceğini ifade ediyor.


2009'DA KÜRESEL BAZDA 57,5 MİLYAR DOLARLIK ANLAŞMA İMZALANDI


Washington yönetimi tarafından ABD Kongresi'ne sunulan bir rapor, geçen yıl küresel çapta 57,5 milyar dolarlık silah anlaşması gerçekleştiğini, bunun da 2008 ile kıyaslandığında yüzde 8,5'lik bir düşüşe denk geldiğini gözler önüne seriyor.


Yetkililer, 2009'da silah ticaretinde ciddi bir kayıp yaşandığını belirtiyor. ABD, 2008 yılında ise küresel silah piyasasında rakipleri güç kaybederken satışlarını artırmayı başarmıştı.


ABD, geçen yıl toplam 22,6 milyar dolarlık silah satış anlaşması imzaladı, bu da küresel piyasanın yüzde 39'una denk geliyor. ABD, 2008 yılında ise 38,1 milyar dolarlık silah anlaşması imzalamıştı.


Geçen yıl toplam 10,4 milyar dolarlık anlaşma imzalayan Rusya, ABD'den sonra en fazla silah satan ikinci ülke oldu. Rusya'yı, 7,4 milyar dolarla Fransa takip ederken Almanya, İtalya, Çin ve İngiltere, silah pazarındaki diğer lider ülkeler arasında yer aldı.


AA
http://www.haberturk.com/dunya/haber/551460-dev-silah-aliminda-sona-gelindi

Yorum; "Beşeriyet" ve "Kutsal" topraklar...   
 

Moderator

#290


FELAKET 5 SANİYEDE GELDİ       
 

New York'ta etkili olan şiddetli fırtına saniyelerle ifade edilen bir sürede şehrin altını üstüne getirdi. Fırtınada çok sayıda ağaç devrilirken, binlerce kişi de elektriksiz kaldı. Üzerine ağaç düşen otomobilde bulunan 1 kişi ise öldü. Queens mahallesindeki 26 binden fazla kişinin yanı sıra Staten Adası'ndaki 5 bin kişi elektriksiz kaldı. (İhsan DÖRTKARDEŞ - Galip ERAYDIN / DHA)
 
http://webtv.hurriyet.com.tr/2/9785/15814632/1/felaket-5-saniyede-geldi.aspx

 
Yorum : Şu "5 sn içinde geldiği" yorumuna farklı bakıyorum...
 

masterphidias

#291
videoyu haber websitelerinde seyrettim, hiç de öyle 5 snde gelmiş gibi görünmüyor, 5 dk olduğu bile meçhul bence...olsa olsa fırtına aniden esmeye başlamış olabilir ama o da 5 sn filan olamaz diye düşünüyorum...
 

Moderator

#292
ABD tarihinin en büyük silah satışı ne amaçlıyor?





Geçtiğimiz hafta içinde ABD'nin Körfez ülkesi Suudi Arabistan'a 60 milyar dolarlık silah satışı yapması kesinleşti. Böylece, ABD hükümetinin tarihindeki en büyük silah satışı olacak anlaşma yürürlüğe girmiş oldu. Ancak ekonomik boyutunun yanı sıra, Ortadoğu'daki dengelerin sağlanması ve İran ile İsrail ilişkilerindeki yeri açısından anlaşmanın önemi çok büyük.


Wall Street Journal'ın (WSJ) verdiği bilgiye göre,  anlaşma kapsamında Suudi Arabistan'a Boeing yapımı 84 adet yeni F-15 savaş uçağı satılacak ve 70 tanesi modernize edilecek. Ayrıca 72 adet Kara Şahin, 70 Apache ve 36 Little Bird modeli helikopter teslim edilecek. Hava Kuvvetleri'ne yapılacak bu satışın ardından, anlaşmanın Kara Kuvvetleri'ni kapsayan 30 milyar dolarlık ek satışla genişletilmesi bekleniyor.

 

WSJ, Kongre'de bir ay süreyle değerlendirilecek ve hiçbir itirazla karşılaşmaması beklenen anlaşmanın, üretici firmalar Boeing ve United Techologies'de 75 bin kişiye iş imkânı vereceğine dikkat çekti.

 

ANLAŞMANIN ESAS NOKTALARI

Ekonomik boyutunun yanında, anlaşma birçok önemli detay içeriyor. ABD Dış İlişkiler Konseyi Ortadoğu uzmanı Thomas Lipmann, anlaşmanın öncelikli olarak iki şeyi gözler önüne serdiğini belirtti. Bunlardan ilki, İsrail'in Suudi Arabistan'ı artık bir tehdit olarak kabul etmediği, ikincisi ise ABD'nin de bu ülkeyi İran'ı muhafaza altında tutmak için önemli bir müttefik olarak gördüğü.

 

Lipmman, "Bu İranlılara bir uyarı olacak. Eğer nükleer programlarını sürdürmek konusunda ısrar etmeye devam ederlerse, bölgedeki rakipleri güçlendirilecek ve Tahran bölgedeki konumunu kaybedecek" dedi.

 

ABD, İran'a yönelik baskısını artırdığı gibi, Suudi Arabistan ile ilişkilerini de geliştirdi. Christian Science Monitor'e konuşan Lippman, "11 Eylül saldırıları sonrasında Suudi Arabistan El Kaide ve terörizm ile eş anlamlıydı. Ancak George Bush döneminden sonra Washington ile Riyad arasında ilişkiler düzeldi. Yapılacak satış için Bush iki defa Riyad'da temaslarda bulundu" ifadesini kullandı.

 

İSRAİL'İN İTİRAZI YOK


ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin düzelmesine olanak veren en önemli föktör, 1980'lerde ABD'nin Ürdün ve Suudi Arabistan'a yapmak istediği silah satışlarına itiraz eden İsrail'in bu sefer sesini çıkarmaması.

 

ABD'li yetkililerin yapılan anlaşma hakkında endişelerini giderdiği İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Reuters'a Suudilere satılacak savaş uçaklarının uzun menzilli silah sistemine sahip olmayacağını ve İsrail Hava Kuvvetleri'nin sahip olduğu aynı tip savaş uçaklarının daha gelişmiş bir model olduğunu belirtti.

 

İsrail'in Jerusalem Post gazetesi ise, bu konuda yayımladığı başyazısında 1980'lere kıyasla bugün İran'ın nükleer silah sahibi olmasından endişe duyan İsrail, ABD ve Suudi Arabistan'ın aynı çizgide olduklarını belirtti.

 

ANLAŞMA HENÜZ İLK BASAMAK

Guardian yazarı Ian Black, Suudi Arabistan'ın Körfez Arap Ülkelerinin İşbirliği Konseyi ülkeleriyle birlikte İran'ın nükleer programına karşı diplomatik çözümü desteklediklerini ancak bu konuda kaygılı olduğuna dikkat çekti. Suudiler, aynı kaygıları taşıyan ABD ile stratejik çıkarlar, silah sanayisinin oluşturduğu baskı ve ekonomik kriz nedeniyle yakınlaştı. İki ülke, ilişkilerini geliştirdikleri süreçte 2001'den 2008'e kadar 59 milyar dolarlık silah ticareti yaptı.

 

Geçmişte Suudilerin gelişmiş silah teknolojileri elde etmesine karşı çıkan İsrail'in son anlaşmada tatmin edilmesiyle, ABD-Suudi Arabistan arasındaki silah anlaşmaları rekor düzeye ulaştı.

 

Dahası, ABD sadece 60 milyar dolarlık anlaşmayla yetinecekmiş gibi gözükmüyor. Analistler, ABD'nin bu anlaşmayı gelecek senelerde küçük ordularını modernize etmek isteyen diğer Körfez ülkelerine yapacağı silah satışları için bir ilk adım olarak planladığını belirtiyor. Asıl amaç ise birkaç sene içinde Körfez'deki altı ülkeye 100 milyar dolarlık silah satışı yapmak.

 

Analistlere göre, Körfez ülkelerinin silah tedarikçisi haline gelecek ABD iki önemli stratejik başarı daha elde etti. Bölgede yatırımlarını güçlendiremeyen Avrupalı savunma müteahhitlerinin açığını kapatan ABD,  Körfez ülkelerine yapılacak askeri takviye ile bölgedeki petrol ticaretinin de güven altına almayı başaracak gibi gözüküyor.



http://www.hurriyet.com.tr/planet/15814624.asp?gid=373


Yorum ; realitemizi gözlemlemek açısından; ilişkileri, politikaları v.s. ilginç bir haber...

Bir fikrim var. "Katı" Realiteyi GÖRMEK acaba ne gibi fonksiyonlara sebep oluyor? Evreni bir kuantum alanı olarak düşünelim. Buraya bilinçli zihnimizin algısının ötesinde olan bir bağlantımız olabilir, belki buna bilinçaltı bağlantımız denilebilir veya Tanrı denilen külli bilinç ile elektro düşünsel bir lan ağı. İşte bir şekilde GÖRMEK sadece Görmek ile bilinçli ya da bilinçdışı bir sinyale sebep oluyor olabiliriz. Burada önemli gördğüm şey şu; gözlemler iken bunu mümkün mertebe kutupluluk içinde değil de daha çok tarafsız ya da açık bir zihin ile yapmak, belki bu bakışa takılıp kalınılıyor genelde ve şunlara da dikkat edilebilir; Beklentisizlik içinde görmek, ama görmek, bazı şeyleri yüklemeden görmek ama görmek, tıpkı ünlü schrendinger kedisi deneyinde olduğu gibi. Yani zaten bir şekilde bizler kuantum alanı ile çok boyutlu varlıklarız, bir LAN ağına sahibiz ama işte frekansların önemi ile bilinçli bir net bağlantıyı yapabiliyor olabiliriz...Bu neden ile GERÇEĞİN İFŞAASI dahi bulunduğumuz "katı" realiteyi değiştiriyor olabilir. tÜM eVREN BİR ŞEKİLDE BİRBİRİNE BAĞLI tEKİL YAPIDA, 3b zihnimizin anlaması da çok zor bunu. Bu birazda şu kanımca, "sihirin olması için sizin için çok da önemli olmaması" benzeri bir titreşimdeki; genişlemiş şuur hali ile ya da açılmış, genişlemiş bir bilinç bakışı ile olayları gözlemlemek durumu olabilir. Veya kısaca en bilimsel olan bir gözlemcinin teknik ten başka olmayan bir objektif bakış durumu...Tanrısal bakış ya da...Ya da "Bir'in Yasası" na olabildiğince "dengelenmiş" bir bakış açısı ile...
 

Moderator

#293
Sanat galerilerine 'içki' saldırısı



Beyoğlu Tophane semtinde, dün akşam toplu açılışları yapılan sanat galerilerine saldırı yapıldı. Yaklaşık yirmi kişilik bir grubun saldırısı sonucu 5 kişi yaralanırken, sanat galerilerinde maddi hasar meydana geldi. Polise ifade veren sanatçılar, olayı bir linç girişimi olarak nitelerken, sanatçı Bedri Baykam, "Olay 17 yıl sonra bir yarı Madımak özelliği taşıyor" dedi.

Habip ATAM-Eray EROLLU-Serhat ALAATTİNOĞLU/ AHT

Beyoğlu Tophane, Boğazkesen'de toplu olarak açılışlarını yapan altı sanat galerisine dün akşam saat 21:00 sularında yirmi kişilik bir grup tarafından saldırıda bulunuldu. Edinilen bilgiye göre, ortak açılış törenlerini yapan sanat galerilerine, coplarla ve şişelerle saldıran yirmi kişilik grup, 5 kişinin yaralanmasına neden oldu. Yaralananlardan Nazım Diktaş ve Şevket Kaan, Taksim İlk Yardım Hastanesi'nde tedavi edilirken, diğer üç yaralının durumunun da iyi olduğu öğrenildi. İddialara göre, galeri açılışı sırasında sokakta içki içilmesi, saldırının nedenleri arasında. Polis, 21 kişinin ifadesine başvurdu.

LİNÇ OLABİLİRDİ

Olayın görgü tanıklarından sanatçı, Antonio Cosentino, Habertürk'e "Art Work projesi kapsamında sokaktaki bütün galeriler aynı gün açılış düzenledi. Bu akşam, Pi, Outlet, Non ve diğer galerilere saldırdılar. Galericiler kepenkleri acilen indirmeseydi bu linç gibi bir şeydi. Daha önce tasarlanmış, bugün seçilmiş, bugün orada açılış yapılacağı biliniyordu. Biber gazı atıldı, coplarla dövdüler insanları Yüzlerine şişe sokmaya çalıştılar. Ondan sonra aynı grup benim de içinde bulunduğum Outlet Galeri'ye geldi. Biz kapıda mücadele verdik. Camları kırdılar, galerici kepenkleri indirdiği için biz kurtulduk" dedi.

BAYKAM: YARI MADIMAK

Karakolda bulunan bir diğer sanatçı Bedri Baykam ise ifadesinde olayın 17 yıl sonra yarı Madımak özelliği taşıdığını söyledi. Baykam, Habertürk'e "Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği başkanı olarak olayı öğrenir öğrenmez Tophane'ye gittim. Arkadaşlarım ifade vermek üzere Beyoğlu Ağacami Karakolu'na geldi. Arkadaşlarım ifade veriyor. Olayın faillerinin yapılması için polise müraccaat yapıyorum" dedi.







"Alkol yerine meyve yiyin"



Dünya Sağlık Örgütü tarafından ödüllendiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, alkol yerine meyve önerdi.

20 Temmuz 2010 / 08:58


Sigarayla mücadelesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından ödüllendiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, alkol yerine meyve önerdi. Erdoğan, sigaranın zararlarını anlatırken, "Bu işin sulusu da, kurusu da zarar. Bu alkol nereden elde ediliyor? Meyvelerden filan elde edilmiyor mu bunlar? Üzümden elde etmiyor musun, ediyorsun. Onları ye" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Sağlık Örgütü'nün sigara ile mücadele ödül töreninde yaptığı konuşmada, sigara içilmesinin zararlarını anlatırken, alkol konusuna da değindi. Erdoğan, alkolün de meyveden elde edildiğine dikkat çekerek, alkol içilmesi yerine meyve yenilmesini önerdi. Sigaraya ile mücadelesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından "Küresel Sigara ile Mücadele 2010 Yılı Özel Ödülü"ne layık görülen Başbakan Erdoğan, alkol ile ilgili şunları söyledi:

Sulusu da, kurusu da zarar

Şimdi alkol kullanımı yasak olmamakla beraber, başkalarının hayatlarına zarar vermemek adına, alkollü olarak araç kullanmak yasak. Yasak mı? Yasak, müsaade ediyor muyuz, etmiyoruz. Aynı şekilde içtiğiniz sigaranın başkalarına zarar vermemesi için duyarlı olmak zorundasınız. Ama diyor 'efendim ben alkollü değilim ki. Canım kardeşim sen alkollü değilsin ama karşındaki alkollü araç kullanıyor. Sen dikkatlisin ama o adam geliyor sana bindiriyor. Ne olacak onun için de direksiyonda alkollü olmayacaksın. Alkollü olarak bir başkasının hayatına. Birisi pasif kullanıcı öbürü aktif kullanıcı. Bu işin sulusu da kurusu da zarar.

İnadına 'faydalı' diyen var

Ben bugüne kadar objektif bakan hiç bir tıp dünyasının temsilcisinden bir defa bu işte bu faydalıdır diyeni görmedim. Bazen inadına 'belli bir miktar da alırsa faydalıdır' diyenler var. Arkadaş, bütün bu meyveleri, sebzeleri biz nereden yiyoruz? Veya bu alkolü siz nereden elde ediyorsun? Meyvelerden filan elde edilmiyor mu bunlar? Üzümden elde etmiyor musun? Ediyorsun. Diğer meyvelerde belli oranda yok mu? Var, onları ye. Oradan vücudun için gerekli olan yeterli olan zaten her şey orada var. Bunu da bize doktorlar anlatıyor, sağlıklı düşününler anlatıyor.

Halkımı seviyorum

Ben halkımı seviyorum, insanımı seviyorum onun da sağlıklı yaşam içerisinde olmasını istiyorum. Benim derdim bu. Bunu başka yerlere çekmenin hiç bir anlamı yok. Çünkü hiç kimsenin bir başkasının sağlık hakkını elinden alması, bu hakkı gasp etmesi söz konusu olamaz. Keza Avrupa ülkelerinde bu yöndeki uygulamalara karşı mahkemelere yapılan başvuruların da aynı gerekçeyle çoğu zaman da reddedildiğini görüyoruz. Ülkemizde de Anayasa Mahkemesi'ndeki sürecin ben bu saikle değerlendirileceğine ve bu başvuruda bu hususun dikkate alınacağına bütün samimiyetimle inanıyorum.

Türkiye 3 seçkin ülkeden biri

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi Direktörü Zsuzsanna Jakab, Türkiye'nin, tütün kontrol tedbirlerini ülke seviyesinde kararlı ve sürekli biçimde uyguladığını belirterek, "Türkiye, çalışmalar neticesinde artık DSÖ Avrupa Bölgesi'nde halka açık, kapalı alanlarını yüzde 100 dumansız hale getirmiş 3 seçkin ülkeden biridir" dedi.

Benim senden fazla derdim var

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi Direktörü Zsuzsanna Jakab tarafından ödülü takdim edilen Başbakan Tayyip Erdoğan, sigaraya ve tütün bağımlılığa karşı mücadeleyi sürdüreceklerini vurgularken, şu noktalara dikkat çekti: "Bakıyorum ki fakir, üzerinde doğru dürüst giyecek, elbisesi yok, evinin hali perişan ama şu cebinin içerisinde bir paket sigara. Cevap hazır, 'kederden, dertten.' Tamam da benim senden çok daha fazla derdim var. Ben 73 milyon insanın derdiyle dertleniyorum. Ama ben derdimin çaresini sigara içmekle değil sizinle dertleşmekte buluyorum. Çocuk-larına ayakkabı, elbise alama-yan, hatta kimi zaman ekmek dahi alamayan aile reislerinin ne yazık ki duman olup havaya karışan sigaraya bütçe ayırabil-diğinin görülüyor."

Sigara içenler elinde silahla sağa sola saldıranlara benziyor

Konuşmasında "İntiharın özgürlüğü olmaz" diyen Tayyip Erdoğan, sigara kullanma özgürlüğünü özgürlükler tanımında yorumlanamayacağını savundu. "Elinde silahla, elinde öldürücü sağa sola saldıran insan ne ise, bana göre bir aktif içici olarak, pasif içici durumunda olan bizlerin de o tür ortamlardaki hali odur" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Ben mecbur muyum canım senin içtiğin sigaranın dumanı ile zehirlenmeye? Sen bana bunu yapamazsın. Sigara terörden daha fazla kayıp verdiriyor."

http://www.haber3.com/alkol-yerine-meyve-yiyin-592449h.htm




Yorum: Komşu ülkeyi "bombalamak" için hava sahasını açmaya çalışmamak için, farklı düşüneneleri katletmeyi, yoketmeyi, aşağılamayı düşünmemek için hangi "yiyecekler ve içecekleri" tüketmeliyiz? İlginç değil mi? Ya da sevgili Mevlana'nın dile getirdiği gibi "Ruhunu dönder" mi yapmalıyız?...Yiyecekler ve İçcekler'in "günahı" ne? Bir bıçak caninin elinde bir cinayet aracı olurken, bir cerrahın elinde hayat kurtaran olabiliyor. Meta odaklı bilinç yerine Ruh odaklı bilinç olmak bir gelişmedir. Önemli olan Ruh'tur.




ŞEYH BİR MEYHANEYE GİRER


Şeyhin biri meyhaneye girer diyerek,
"Ben oruç tutuyordum. İçecek birşey verin,.
Zorunluk bunu gerektirir."

Bir bardak getirdiler ona, ve o dedi ki,
"Bakın ! Bu şarap değildir."

Güzel, baldı o, altın renkli.
Yoktur bardaklar böyle Bir kişi için
şekille dolmuş. Hepsi kaynaktan gelir.

Işık, hayvan tersinin üstünde parlayan,
hayvan tersinin bir parçası değildir.

Sordu birine öğrencilerinden,
"Git şarap getir bana şarap mahzeninden,"
ve öğrenci gitti ve tadına baktı.
Balla doluydu her bir fıçı.

"Sarhoşlar, bu içtiğiniz nedir
sizlerin?"

"Şeyhim, herşey tatlılığa dönüştü
sen geldiğinden beri.

Değiştir ruhlarımızı bizim
biz de sana benzeyelim."

Bütün dünya oluşmuştur hayvan tersinden
ve kandan ve şeytan sidiğinden
ve gene de tuttuğu zaman onu kendi çıkarını düşünmeyen biri,
tatlı kaynak suyuna benzer lezzeti.



Mevlâna


Mesnevi (II, 3410-3423)

Çeviren: Vehbi Taşar
 

Tiversonus

#294
Yorum : Bu saldırganlar "ne yemiş ve içmişler" de saldırgan olmuşlar? Kanımca, "yemek ve içmek bahane, saldırmak şahane olmuş"...Herşey Bilincin Evrimi ile ilgili...Her şey.

Moderator

#295
Yeni Veriler Yerküre'nin Kabuğunun Eridiğini Onaylıyor 


Mitch Battros - Earth Changes Media

 
Bir jeofizikçi ekibi, bu bölgede sıcaklık 4200 Kelvin'e eriştiği zaman kabuğun kısmi füzyonun (eriyip birleşme) olası olduğunu onayladı. Bu, derin magma okyanusunun var olduğu hipotezini destekliyor. Bu ayrıca yeni bilimsel bulguların Yerkürenin manyetik kutup değişimi süreci ile ilişkili olabileceğini ileri sürüyor.   

 

'The Institut de minéralogie et de physique des milieux condensés'nin (UPMC/Université Paris Diderot/Institut de Physique du Globe/CNRS/IRD) bilim insanları tarafından gerçekleştirilen bu çalışmanın özgünlüğü Avrupa Synchrotron (hızlandırıcı) Radyasyon Tesislerindeki X – ışını kırılımında yatıyor. Sonuçlar gezegenimizin derinliklerinin dinamikleri, kompozisyonu ve oluşumunun anlayışında etkili olacak.





Bu konuyu inceleyen sismologlar sismik dalgaların hızının beklenmedik azalmasını doğruladılar, dalgaların hızı bu sınıra yakın olduğunda %30'a ulaşıyor. Bu gerçek bilim adamlarının, son 15 yıldır Yerkürenin kabuğunun bu kabuk – çekirdek sınırı seviyesinde kısmi olarak eridiği hipotezini formüle etmelerine yol açtı. Bugün bu onaylanmakta.   




Yerkürenin kabuğu ve çekirdeği ayaklarımızın 2900 km altındaki gizemli bir bölgede karışıyor. Sıvı demirden oluşan Yerkürenin çekirdeğinin üzerinde, başlıca magnezyum oksitler, demir ve silikondan oluşan katı kabuk uzanmaktadır. Ayaklarımızın 2900 km altında bulunan çekirdek ve kabuk arasındaki sınır jeofizikçiler için epeyce ilgi çekici. Atmosfer basıncından 1.4 milyon kat olan basıncı ve 4000 Kelvin'den daha fazla olan sıcaklığı ile bu bölge hala bilinmeyen kimyasal reaksiyonların ve maddenin hallerindeki değişimlerin yuvasıdır.

 




*Kelvin (sembol: K) birim sıcaklık artışıdır ve yedi SI temel birimden biridir. Kelvin ölçeği mutlak sıfıra, tüm ısısal enerjinin yokluğuna referans edilen termodinamik (mutlak) sıcaklık ölçeğidir. Tanım gereği, mutlak sıfırda olan bir maddenin sıcaklığı sıfır kelvin'dir (0 K). Kelvin ölçeğinde ikincil referans noktası, suyun üçlü buluşma noktasıdır (0.01 derece Celsius). Kelvin ölçeği bu iki referans noktası arasındaki farktır.   

 




Yerküre'nin derinliklerine ulaşmak için, bilim insanları sadece sismik imgeleri kullanmadılar, aynı zamanda değerli bir deney tekniği kullandılar: bir ısıtma tabakası bağlanmış elmas örs hücreleri. Bu cihaz Yerküre'nin içindeki aynı basınç ve sıcaklık koşullarını birkaç mikronluk örneklerde yeniden yaratmayı sağlıyor. Bu, 'the Institut de minéralogie et de physique des milieux condensés'nin araştırmacılarının, yerküre kabuğunun temsilcileri olan doğal örnekler üzerinde kullandığı tekniktir. Bunlar 140 gigapascal (veya atmosfer basıncının 1.4 milyon katı) ve 5000 Kelvin'den fazla sıcaklıklara maruz bırakıldılar.




Bu araştırmaya yeni bir yaklaşım, Avrupa synchroton ESRF'de X – ışını kırılımının kullanılması oldu. Bu, bilim insanlarının hangi minerallerin önce eridiğini belirlemelerini sağladı ve onlar ayrıca ekstrapolasyon (dışdeğerleme) olmadan derin Yerküre kabuğunun erime eğrilerini oluşturdular, örneğin katı halden kısmen sıvı hale geçişin karakterizasyonu. Onların gözlemleri kabuğun kısmi erimesinin, sıcaklık 4200 Kelvin'e yaklaştığı zaman mümkün olduğunu gösteriyor. 
 
Bu deneyler ayrıca bu kısmi erime sırasında üretilen sıvının yoğun olduğunu ve çoklu kimyasal elementleri taşıyabileceğini kanıtlıyor, bu elementlerin arasında Yerküre kabuğunun dinamiklerinin önemli göstergeleri vardır. Bu çalışmalar jeofizikçilerin ve jeokimyacıların yerkürenin farklılaşma mekanizmalarının daha derin bilgisine ve onun oluşumunun tarihine ulaşmalarını sağlayacak.
 
(Çeviri: Saffet)

 



 

Moderator

#296
DÜNYA DIŞI UZAY GEMİLERİ DÜZENLİ OLARAK YERYÜZÜNE İNİYOR VE BAZEN DE ÇARPIYOR

18.08.2010 Pravda.ru




Bazı araştırmacılar, UFO ların Yeryüzünde belirlenmiş bazı özel yerlere düzenli bir iniş yaptıklarına inanıyorlar. Sıklıkla bu yabancılar  "uzay üsleri" ni, dağların yüksekliklerine veya içlerine kuruyor. Bu gizil yerlerden biri de Bolivyadaki El-Taire dağındadır.

"Buradaki dağlar, komşu Ülkelerdekiler gibi zengin Mineral depolarıdır" diyor, Pravda.Ru dan Yuri Suprunenko. "Bunlar, Kalay, Tungsten, Çinko, Kurşun, Antimon, Gümüş vb.çok değerli maden yataklarıdır."




"Fakat, öyle oldu ki yüzlerce madenci bu ender rastlanılan metallerin Gökyüzünden düştüğüne şahit oldu.Sadece ender bulunanların değil, ancak olağanüstü ve eşi benzeri olmayan metal alaşımlarının da! Ama bunlar Meteor değillerdi. Bu olaylar, Mayıs 1978 de, Bolivyada, El-Taire dağı eteklerine yakın bir köy olan La Mamoruda vuku buldu."




O gün, Yuri Suprunenkoya göre, yerel yerleşimciler alışılmadık bazı şeyler gördüler.Gökyüzünde, ön tarafı Koni şeklinde olan silindirik bir şekil görünmüştü.Ve o kabaca, 6 metre uzunluğunda ve 4 mt.çapındaydı. Onun kanatları ve ne de bir kapı veya penceresi yoktu. Alt tarafından mavimsi bir alev çıkıyordu. Yerden nesneye 100 metreden daha fazla olmayan bir "Islık" sesi çıkarıyor ve saatte 300-400 km.lik bir hızla yere doğru iniyordu.




Bazı görgü tanıklarına göre, benzer ikinci bir cisim de, birincisinden hemen sonra uçarak geldi. Bu arada, birincisi, hızını düşürmeksizin, El-Taire dağının içine doğru düştü.Ve dağ içinden, 150 km. yarıçapındaki bir alanı aydınlatan çok parlak bir ışık parıldaması görünüp, müthiş bir gümbürtü duyuldu. Yer sarsıntısı, komşu Arjantinden bile hissedildi. Basınç dalgası, 70 km.yarıçaplı bir alan içindeki evlerin camlarını patlattı. Bu müthiş patlama dağda, 1.500 mt uzunluğunda, 500 mt genişliğinde ve 400 mt.derinliğinde bir krater yaratmıştı.




Yerel yetkililer bu patlamaya dair her hangi bir açıklama yapmadılar ve derhal Askeri birlikler ile El-Taire dağını bir kordon altına alarak orayı "Yasak Bölge" olarak ilan ettiler. Yine de yerel halk, turistler ve araştırmacılar, oraya bir UFO düştüğü savını ileri sürdüler.




Tesadüfen, kanıtları ile bu tür tanımlanamayan uçan cisimler olduğu ileri sürülen düşmeler, geçmişte de meydana gelmişti. Örneğin, 1957 yılında Brezilya Sao Pauloda yüksek hızda uçan parlak bir disk gözlemlenmişti. Ve Tanıkların gözü önünde o, aniden düşmeye başlamış, sonra durmuş, sarsılmış ve patlayarak binlerce küçük parçaya ayrılmıştı.




Bir gün, bulutsuz bir havada gökyüzünde, çok yükseklerde ışıklar saçan havai fişekler uçuşmuştu.Ve bunlardan düşen enkaz parçaları yerel sakinler tarafından toplanmıştı. Kaba bir yüzeye sahip bu Metaller bir kağıt kadar hafifti. Ve muhtelif Brezilya laboratuvarları, bu metallerin tayfsal analizlerini yürüttü.Bu analizler, Dünya üzerinde sağlanması olanaksız olan Kristal bir yapıdaki Magnezyumun mevcudiyetini göstermişti. Metalografik ve Mikroskobik analizler, çevrim içinde, genellikle Magnezyumla bir kombinasyonu olmayan Strontiumun önemli bir içeriğini açığa çıkarmıştı.




"Bu Brezilya olayı, genelde doğruluğu kanıtlanmamış olayları baskıya sokmayan Britanika Ansiklopedisine kaydedildi. Savaş sonrası yıllarda, Dünyanın farklı bölgelerinde, birkaç düzine benzer olay daha kaydedilmişti!"  dedi Yuri Suprunenko."70 binin üzerinde UFO fotoğrafı çekildi ve 120 adet video klibi kaydedildi.




Bu gün, bu dökümantel kanıtların bir çoğu halka sunulabilir. Ancak bu güne kadar bu bilgiler, "Çok Gizli" ve "Yalnızca Görülebilir" vb.bir şekilde sınıflandırıldı. Bu olağanüstü gizliliğin ana nedeni, silah alanında Ülkelerin arasındaki rekabettir.




El-Taire dağı yamacındaki patlama da, "Gizli" statüsünü almıştı.Askeri birliklerin dağı kordon altına almasından sonra, bu olayın nedenlerini kovuşturmak için  özel bir komisyon tahsis edilmişti.




El-Taire dağı yamacında, bozulmuş gövdeli, silindirik şekilli bir cisim bulundu. Ardından bir açıklama gelmedi; bu ya patlamış bir cisimdi ya da ikinci birisi dağ eteğinde bulunmuştu. Cisim bu güçlü patlamaya neden olmuş, fakat her nasılsa bu patlamadan kurtulmuştu. Bu patlamanın doğasına dair  kurtulma ve sonuçları asla açığa vurulmadı."




"El-Taire dağı yamacındaki Madencilik kasabasında yaşayan İnsanlar tam olarak, bu bozulmuş gövdeli UFO nun bir Helikopterle Bolivya hava alanına götürüldüğünü, oradan da ABD ye ait bir Askeri Nakliye Uçağı ile ABD ye nakledildiğine dair bir söylenti işitmişlerdi."




"Belki, zamanla biz, bu El-Tairedeki kazaya dair daha fazla bir şeyler öğrenebileceğiz" dedi Yuri Suprunenko.




Margarita Troitsyna

Pravda.Ru




http://english.pravda.ru/science/mysteries/18-08-2010/114645-extraterrestrial_spaceships-0/




Çn: Süleyman Kaya




Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...



[email protected], [email protected],  omega boyutu omega boyutu <[email protected]>
 

Moderator

#297
MEGA JEOMANYETİK FIRTINA; İNTERNETİN SONUMU?



23.09.2010 PRAVDA.RU

 

Maksimum Güneş olarak bilinen, 11 yıllık devresel Güneşsel patlama, devasa bir Güneş fırtınası olarak bu yakınlarda  başladı.Bilim İnsanları, 19.yüzyılda telgraf hatlarını yakan bu çok güçlü Radyasyon Fırtınasının yine aynı şeyi tekrar edebileceğinden korkmaktadırlar.Bunun yakın bir gelecekte İnternetin sonu olacağı söylenebilirmi?


Şu anda, son olarak 2000 yılında kaydedilmiş olan 11 yıllık bu döngüsel patlama hareketliliği, yeni bir Güneşsel dalganın ilk safhasını başlatmak üzere, büyümesini düşürdü.

 

Bu Güneşsel Radyasyonun, bütün kısa dalga haberleşmeleri, Uydu Aktarımlarını ve cep telefonu iletişimlerini, GPS , TV, ve Rayo alıcılarını ve hatta bütün elektriksel güç hatlarını etkileyip bozabileceği bir söylenti değil, ancak bir gerçektir.2003 patlaması çok güçlüydü.O, Ekim 1989 dan bu yana, Güneş üzerindeki Güneş Lekelerini bir araya getiren Manyetik alan içinde bir patlama nedenselliği olarak kaydedilen en büyük patlamaydı.

 

Uluslararası Uzay İstasyonundaki mürettebat için, Radyasyon fırtınasının içinden geçinceye kadar çok kaygılandırıcı bir zaman vardı ve Kontrol Merkezi onlara, normalde uyudukları bölmelerden daha uzakta bir bölme içinde uyumaları için talimat verdi.

 

Yeni Bilim İnsanı Dergisi, bunun son on yıl içindeki en büyük güneş patlaması olduğunu iddia eden, konunun  önde gelen uzmanlarından bir alıntı yaptı ve, Güneşin yüzeyinden devasa bir patlamayla korona diye adlandırılan Güneş Atmosferinin en dıştaki tabakasından uzaya fırlayarak ortaya çıkan bu türbülansın iletişimleri keseceğini onayladı. Şimdi Bilim İnsanları, 2011/2012 yıllarını Güneşsel en yüksek alevlenme başlaması olarak ve Güneşten devasa bir alev patlamasının yayılmaya başladığını kabul ediyorlar. Yerküre boyunca, çeşitli zamanlarda parçalı bulutlar, her saat başı bir milyon milin üzerinde dışarı doğru ani bir fırtına olarak patlar ve Yerkürenin Manyetosferine şiddetle çarpar.

 

Şu ana kadar bu gün ne olduğu, sadece Güneşsel Aktivitenin başladığıdır, ki o, her 11 yılda bir en yüksek noktaya ulaşır.2006 yılına bir geri dönüş yaparsak, Bilim İnsanları zaten, araştırmaların da gösterdiği gibi, 2011 yılında şiddetli Güneşsel Aktivasyonun, "Navigasyon ve GPS uydu Navigasyon Sistemleri haberleşmesini bozacağını bildirip, bu Aktivitenin yeni bir dalgasını öngörmüşlerdi. Bir çalışma, Küresel Pozisyonlandırma Sistem Alıcılarının, Güneş Atmosferi içindeki patlamalar ile yaratılmış Güneş Alevleri tarafından üretilen, yüksek sesteki radyo gütültülerine karşı beklenmedik bir şekilde savunmasız kaldıklarını açığa çıkarmıştır." (Yeni Bilim İnsanı, Eylül,29,2006).

 

Güneşsel Aktivasyonun doruk noktasının 2011 ve 2012 yılları içinde olacağı bekleniyor ve Bilim İnsanları, ATC (Hava Trafik Kontrolu) için, uçakların GPS sinyalleri kullanmalarından bu yana, Ani Tehlike Durum Sistemleri ve havacılık endüstrisinin geniş bir şekilde kesintiye uğrayabileceğini kabul etmişlerdir.

 

Timofei BELOV

 

PRAVDA.Ru

http://english.pravda.ru/science/earth/23-09-2010/115057-solar_flare-0/

 

Çn: Süleyman Kaya,

 

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...
 



[email protected], [email protected],  omega boyutu omega boyutu <[email protected]>
 

Moderator

#298
''Uzaylılar, ABD ve İngiltere üzerinde uçuyor''






Amerikalı bir grup kıdemli eski askeri pilot, uzaylıların 1948'den beri İngiltere ve ABD'nin nükleer füze üsleri üzerinde uçtuklarını ve silahları tesirsiz hale getirdiklerini iddia etti.

Pilot Robert Salas ile sessizliklerini bozmaya karar veren 6 eski ABD hava kuvvetleri subayının, üsler üzerinde uçan UFO'lar hakkında bugün, Amerikan hükümetinin gizli belgelerini de içeren ayrıntılı açıklama yapmaları bekleniyor.

Daily Mail'in haberine göre Salas, 16 Mart 1967'de, Montana'daki Malstrom hava üssünde ilk elden böyle bir olaya tanık olduğunu, görevdeyken bir uçan nesnenin üs üzerinde dolaştığını gördüğünü ve bunun üzerine 10 nükleer füzenin devre dışı kaldığını anlattı.

Bundan bir hafta sonra aynı olayın bir başka üste tekrarlandığını belirten Salas, ABD ordusunun nükleer üsler üzerinde uçan bu nesneler hakkında yalan söylediğini, bunu kanıtlayabileceklerini iddia etti.

Albay Charles Halt da, İngiltere'de nükleer silah bulunduran birkaç üsten biri olan, İpswich yakınlarındaki RAF Bentwaters'da 30 sene evvel UFO gördüğünü söyledi. Halt, uçan nesnelerin üsse ışın huzmeleri yaydığını, daha sonra askeri radyoda uzaylıların nükleer depoya indiğini duyurduğunu belirtti.

Halt, "ABD ve İngiltere gizli servislerinin, gerek o zaman gerekse şimdi, herkesin iyi bildiği dezenformasyon yöntemlerini kullanarak, RAF Bentwaters'da olanların önemini azaltmaya çalıştıklarına inandığını" söyledi.

Pilotlar, 2003 gibi yakın bir tarihte de olan uzaylı müdahalesiyle ilgili 120 eski askeri personelin tanıklığını kanıt olarak göstereceklerini ve yetkililerden uzaylıların dünyayı ziyaret ettiğini artık kamuoyuna açıklamalarını isteyeceklerini belirttiler.

Dün, Birleşmiş Milletler'in, Dünya'yı ziyaret etmeleri durumunda uzaylılarla ilk teması sağlayacak özel bir elçi atayacağı açıklanmıştı. BM'nin pek az bilinen Dış Uzay İşleri ofisinin Başkanı Malezyalı astrofizikçi Mazlan Otman'ın gelecek hafta düzenlenecek bir bilimsel konferansta bu göreve getirildiğinin açıklanması bekleniyor.

AA


http://www.haberturk.com/dunya/haber/555784-uzaylilar-abd-ve-ingiltere-uzerinde-ucuyor


Yorum: "Birleşmiş Milletler'in, Dünya'yı ziyaret etmeleri durumunda uzaylılarla ilk teması sağlayacak özel bir elçi atayacağı" açıklaması, bir hazırlığa mı işaret ediyor, bu kadar resmi bir kurum tarafından bunun yapılması dikkate alınmalı. Veya alternatif bir plan mı bu tür şeyler...Konsorsiyum resmen Kendine Hizmet planları ile ve bilgisiz bıraktığı insanlar ile alay ediyor...Ve aklıma Pleiades Öğretileri / "Bringers of the Dawn by Barbara Marciniak" eserindeki bu konu ile ilgili bilgiler aklıma geliyor...Bu konuda bilgi açığı bulunan meraklı kişilere bu eseri okumalarını tavsiye ediyorum..(sitemixde bu eseri arama kısmından aratarak okuyabilirsiniz)....
 

Moderator

#299
Gül ve Erdoğan üç çocuk istedi![/size=3]



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti eski Erzincan milletvekili Tevhit Karakaya'nın kızının nikah şahitliğini yaptı. Gül ve Erdoğan çiftin üç çocuk sahibi olması temennisinde bulundu.
     

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in kıydığı tören, Sheraton Otel'de düzenlendi.

Gökçek, Rıdvan Günel ve Hatice Karakaya'nın birbirleri ile evlenmek istediklerine dair başvuruda bulunduklarını belirterek, yapılan araştırmada evliliğe mani olacak bir durumun olmadığının anlaşıldığını söyledi.

Günel ve Karakaya'dan isteklerini bir kez de şahitlerin huzurunda dile getirmelerini isteyen Gökçek, "evet" yanıtını aldıktan sonra, Cumhurbaşkanı Gül'e şahitlik edip etmediğini sordu. Bunun üzerine Gül de " Biz de hep beraber şahitiz burada. Hayırlı uğurlu olsun" temennisinde bulundu.

Başbakan Erdoğan'da "Şahit oldum, Allah'tan mutluluklar diliyorum" dedi.

Şahitlik yapan Massar Bayatlı'da mutluluk dileğinde bulundu.

Nikahı gerçekleştiren Melih Gökçek, çifte mutluluklar diledi ve "Sizlere Sayın Başbakanımızın dediği gibi en az üç tane evlat diliyorum" diye konuştu.

Gökçek'in, evlilik cüzdanını Cumhurbaşkanı Gül'ün takdim etmesini rica etmesi üzerine de Gül, "Hatice ile Rıdvan'ın bu mutlu gününde beraber olmaktan biz de mutluluk duyduk. Allah, ömür boyu saadet versin, mutlu olun. Sayın Başbakanımızın üç çocuk tavsiyesini ben de hatırlatacağım. Bu, bizim de tavsiyemiz. Katıldığımız bir tavsiye. Allah mesut, mutlu etsin" diyerek evlilik cüzdanını gelin Hatice Karakaya'ya teslim etti.

Törene, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yanı sıra çok sayıda milletvekili katıldı.


http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/10/03/gul.ve.erdogan.uc.cocuk.istedi/591756.0/index.html






Yorum :

http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=655

"Farkındalık ve Cinsellik" alıntısını okumanızı tavsiye ediyorum yorumu sizlere bırakıyorum...Ve "Mozaik Bakış" (lineer olmayan bknz. Kasyopya Celeseleri) ile GÖRMENİZİ, örneğin bu sayfadaki haberleri ilavae ederek (Güneş, yanardağ aktiviteleri v.b. v.b.)...Ve belki şu da ilave edilebilir: "Yukarda nasilsa asagida oyledir"...