Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#420
Bilinç ve bilincin fiziksel araçları ile ve de duyumsama araçlarımız ile gerçekliğimizi ne kadar belirleyebiliyoruz. Başka bir bakış ile; duyumsama ve zihinsel algılarımız gerçekliğimizi belirliyor iseler; duyumsamalarımızın bir sınırda hareket ettiğini düşünerek; gerçekliğin sadece algılarımız ve kavramlarımız sınırlarında olduğunu söyleyebilmek doğru mudur?

Basit bir örnek ile açıklamaya çalışayım: Fiziksel ve zihinsel araçlarımız var. Uzayda, Dünya üzerinde seyahat ediyoruz, Dünya bir araç gibi olsun. Işığın veya ölçemediğimiz veya ölçülerimizin sınırlarında olan (örneğin nötrinolar) parçacıklar; bir kritik birikim ile fiziksel algılarımızı değiştiriyor olsun ya da DNA lerimizi...Bu duyumsama araçlarımızdaki değişiklikler duyumsamamızı yükseltiyor olarak ta düşünebiliriz. Ve duyumsamalarımıza göre "eski fizik kanunları" değişmiş olmaz mı? Fizik kanunlarının Dünya bilinç birimlerinin çoğu tarafından "ortak" kabul sınırları normal olmaz mı?

Daha basit bir örnek vermeye çalışayım: Halisünasyonlar...Halisinasyomlar klasik tıpta tedavi edilmesi gereken bir sapmadır. Bunun nörölojik, kimyasali manyetik v.b. bir çok nedeni vardır ve normal olarak karşılanmazlar...Ve bir gün Dünya insanlığının ezici çoğunluğu benzer şekilde halisinasyonlar görmeye başalasınlar, yukarıdaki sebeplerden dolayı...Ve artık normal dışı kabul edilen bir şey "normal" sayılmazlar mı? Belki de artık halisinasyon görmeyenlerin sapmalı kabul edilip tedavi edilmeleri istenebilir...

Katı gerçeklik olarak algıladığımız 3. yoğunluk bilinç realitemizde bu durumu sağlayan; duyumsama organlarımız ve zihnimizdir ve bilincin bir bölümünü oluştururlar. Bilincin fiziksel olmayan yanını da vardır...İşte bu katı gerçekliğe değişik bir bakış açısı ile bakmaya çalışalım: Tüm evler, katı gözüken dağlar, ormanlar ve denizler v.s. bu tüm gerçekçi resmi birazcık transparan yapalım zihnimizde ve o transparan görüntünün arkasına küçük-küçük çan eğrileri ya da sinüs eğrileri şeklinde "ses dalgaları" ekleyelim. Fiziksel görüntü ve ses dalgaları...

Şimdi herşeyin bilinç ve bilincin herşey olduğunu düşünelim. Ve realiteyi var eden kritik bilinç sayısıdır. Bunu bilinçli zihnin ötesinde çalışan bir şey diye düşünüyorum. Burada DNA'nin fiziksel aygıtımız için önemli olduğunu düşünüyorum. DNA duyumsama fazlarını değiştiriyor ve DNA yi değiştiren ise tıpkı bir çaydanlığın yavaş yavaş ısınıp bir yerde kaynama noktasına ulaşması gibi; merkezi güneşlerden gelen ışınlar(aslında bu fiziksel yansıması) olduğu söylenebilir.

Ve duyumsama faz aralığımızın değişmesi ile birlikte büyük bir bilinç okyanusunda yer değiştiriyoruz. Bir gün; tüm fizik kanunlarımız değişiyor, etkileri ise yıllarca önce başlamış bir şey bu...Herşeyin bilince göre gerçekliğinin olduğu bir durumda; benzer bir arılıkta bilinçler biraraya toplanıyorlar ve işte bu da gerçekliğin normal şartlarını oluşturan sınırları koyuyor. Tüm bu durumda; bir şeye iyi ya da kötü demenin anlamı ancak bilince göre olabilir. Bilinç yükselimi kaynamaya çok az kalmış; kuantum (dalga) sıçramasına çok az kalmış çaydanlık örneğine çok benziyor, Dünya'mızın durumu...

Aynı gemide bulunan bilinçlerin birbirlerine çekilmeleri bu nedenle önemlidir. Eğer ki yüksek titreşimli bilince geçemeyenler var ise bu da yanlış değildir, bir şekilde bilinç aşağı, yukarı seyreder ancak asla yokolmaz.


Soru: Bilinç yükselimi neden daha fazla bireysel bilinc biriminin biraraya gelişi olarak ifade edilir? Daha fazla bireysel-bilinç-birimini kapsayan davranış tarzları (benzerleri ve daha az benzeyenleri arasında) neler olabilir?

Soru: Yüksek Bilinç durumunda mı veya düşük Bilinç durumunda görece "duyumsama" fazladır?

Soru: Küçük iplikçikler olarak simgeleştirebileceğimiz bireysel-bilinç-birimleri'nin birleşerek daha Yüksek Bilinç birimlerine dönüşmesi işlemini; matematiksel bir işlem gibi düşünerek; böylece en-az titreşim kaybına neden olabilecek hareket tarzlarını bulmak için matematik kullanılabilir mi? Matematiksel olarak; bilinç okyanusunda kümeleşme kaç farklı çeşitte olabilir? Hangisi en-fazla enerji ile en-fazla yol alımına neden olur? Bunu bir metematik hareket tarzı olarak düşünsek ve çıkarsak; bu hareket tarzına direnen hangi unsurlarımız (kimya, zihin, beden, duygular v.b.) devrededir?





Tiversonus

#421
"En-az enerji ile en-fazla" bilinç yolu OLARAK DÜZELTİYORUM...

Tiversonus

#422
Bilgi Bilinçaltında da Çalışır Ve Ya Düşer Ya da Yükseliriz Bilinçtede

Neden tek başıma yazıyorum? Evren'de hiç bir şey düz çizgi olarak sembolize edilemez: An'lar yanyana bulunurlar ve ya düşer ya yükselirsiniz. Bunun belirli bir aralık değerinde korunması için bazı aksiyonlara gereksinim vardır. Bilincin bilgiye ulaşım hatlarınızı askıya almak demek, bilinçte düşüşe ivme vermek demektir. İşte an'dan bahsediyoruz ve sonsuza/ebediye açılan an'dan...Bilinçte 1. yoğunluğa kadar düşüleceğini çok kesin olarak sezgisel biliriz, bunu insanlar bilirler ancak fazlaca dillendirmezler ama bu doğrumudur? Eğer ki; bir parçamız üst yoğunlukta olmasa doğrudur, bu her bilinçte böyle midir? Örneğin yemek olarak tükettiğimiz bilinçler nereden gelmektedirler. Gerçekten bu 1. ve 2. yoğunluk bilinçler nereden gelmektedirler... Bence açıkça ruhun ölümü vardır. Söylenmeme sebepleri olsa da (korku v.s) bunda yanlış ya da doğru gibi "nitelik" yüklemenin anlamsızlığını düşünüyorum: Ortada özgür iradeleri ile yapılan bir seçim var ise buna saygılı olmanın çok daha önemli olduğunu düşünürüm. Aksi bir davranış, buna aykırı şekilde dar bilincimiz ile varoluşun yüksek bilinç hallerimizin "yanlış" yaptığını söylemek demek olabilir. Yüksek bilinçler ile düşük bilinçlerin dengelendiği bir yer 3. yoğunluk bilin realitesi...Eğer ki; pozitif ve negatif akıma izin verilen bu realite de herşeyin tam bir pozitiflik içerisinde verildiği bir kaynak var diyorsanız bu genel olarak yanlıştır. Yüzde yetmişleri geçecek bir kaynak bulmak zordur, nedeni ise (artı 20 nin) dengeleme için çok fazla negatif kaynağın varlığı dolayısıdır. Ve öğrenme özgürlüğü nedeni ile boş bırakılan bilgi boşluklarını da hesaba katmanız gerekir.


Bilgi bir bilinc ile birleştiğinde ya yukarı hareket için çalışır ya da aşağı...Bilgi bilinçaltında da çalışır çünkü, bu ya aksiyon ile oluşa geçmek zorundadır ya da o bilginin altında suçluluk veya kendini beğenmeme v.b. düşük titreşimlere yol açanbir duruma yol açar. Bilgi bir kez bilininize girdiğinde bunu artık gözardı edemezsiniz. İşte bu yüzden yazıyorum, kendim için, gelşimim için. Ve asla hata yapmaktan korkmuyuorum, saf niyet ile gelişimim için irdeliyorum ve yazıyorum. Hatırlayın burada bir günlüğüm vardı. SONUÇTA ÖĞRENİYORUM.....

Şu yazdıklarımdan; örneğin Ruh'un ölmesi var mı, yok mu üzerine bilinçaltım bir dikkat kesildi, açıkçası bu böyle. Yani bir şekilde bir akit ile belirli bir düşüşün altına inmemizi engelliyor muyuz, engelleyemiyor muyuz? Bunun üzerinde çalışan bir bilinçaltım oluştu enazından bu yazdıklarımdan sonra...İlginç değil mi? Yanlış söylemeden doğruyu direkt söyleyebilmek çok iyi olabilir, ancak açık fikirli olduktan sonra bu da düzeltilebilinir...

Ve Kasyopya'dan aktarım yapan bilinçler "isim" kullanırlar, dikkatinizdedir ve neden? İşte bir benzerlik olsun diye bu yoğunluğa. Peki tersi durum nedir? Yani işte belkide farklı farklı 200 den fazla isim ama okuyunca "tek bir bilinç" izlenimimiz kaybolmuyor. Burası ilginç, üst yoğunluk bilincine geçmiş bireysel bilinç birimleri, olaya bilinç olarak baktıklarında; bilinçler arasında fark azalmakta. Bu ne demek; daha az çelişki daha çok Bir'lik demek! Ve farketmez demek!!!!


Tgur

#423
En son paragrafınızla yaptığınız yorumu başka bir şekilde şu benzetmeye sokabiliriz,

Bilinç bütünlüğünü bir kap dolusu bal olarak kabul ediniz ,(ortak koordinata gelmiş bilinçler artık bireyselliğin hazmını çoktan halletmiş bilinçler ,tel tel ayrı gibi gözüken hallerini çoktan unutmuş kaybetmiş ,tadından yenmeye doyulmayacak o birliği temsil etmekteler , o durum için "bilinçler" kavramını kullanmak bile adeta bir hata olmakta),
3B deki bir bilinç ,bu kaba aşağıdan bir delik açıp bir hortum koyup balı çekmeye başlar ,bir başkası aynı şekilde ve diğer başkaları da ,

Çekilen bal aynı özellikte olmasına rağmen bu balı yiyenlerin damak özellikleri ayrı olduğundan ,(bireyselliğin varyasyonu) ,yani kimi sigara içer tadı başka alır,diğeri içmez başka tatdadır, bir başkasının gribal durumu vardır hiç tat almaz ,

Şimdi bahsettiğiniz 200 kadar ismin tek bir bilinç manzarası verme benzetmesini bu mantıkla özdeşleştirin ,

Ve problemin yukarıdaki balda değil ,aşağıdaki heterojen yapının, birliği anlama sancısında olduğunu ,ancak aşağıdaki bal yiyenlerin çoğalması yani bilinç yüksekliğine gelmişlerin sayısal çokluğu, balın tadını tarif etmedeki benzerliği, birlikteliği daha kolay sağlayacağından, birliğe uzanma hadisesinin, çoklukla olduğunda daha aktif olduğunu da izah eder sanırım..


Tiversonus

#424
Ve sanırım bir süre yazmayacağım bu öğrenme yolculuğum süresince...

Tiversonus

#425
Pleiades Öğretileri, yazarlarının verdikleri orjinal ismi "Bringers of The Dawn" olan bu "bilgi" kaynağı, hayat dersleri için bir çok "değerli" önerileri "okuyucusuna" sunmaktadır. Kasyopya Celseleri'nde bu kitabın "okunması" önerilmişti -ki genel bir yaklaşım ile, kadim Özgür İrade Yasası'na uygun davranan Kasyopyalıların, başka hiç bir "spiritüel kaynak" olarak- başka bir spiritüel kitabı "kaynak" olarak önerdiklerini hatırlamıyorum. Burada "Özgür İrade Yasası" ve "öneri" birlikte ele alınmalıdır.

Bu eserin on-yıllarca "zaman birimi önce" önerdiği bir çok şeyi, yeniden görebiliyoruz güncel spiritüel kaynakların bir çoğunda. Ve bir kaçgün içerisinde yayınlanan spiritüel mesajlarda da benzeri şekilde bu durum dikkatimi çekti. Kasyopya Celseleri'nin son güncel olanlarında da bunu gözlemliyorum.

Özellikle -tırnak içerisine alınmış- önemi görece biraz daha fazla olan ve sadece kitabın bir bölümünü tarayarak çıkardığım bazı bölümleri paylaşmak istedim. Hayat dersleri için, Ruhsal gelişim için ve daha bir çok şey için önerilerden seçmeler şunlar:


* "pekala" diyebilecek, "Eğer Pleiades'liler size bunu gösterdiyse çok iyi yapmışlar. Size yol gösterdiler. Bırakın sizi daha ileri götürelim."


* Bir kez bedeninize aldığınızda bir daha durduramazsınız. "Işık ekibini terk ediyorum. Işık Ailesi'nin üyesi olarak tanınmak istemiyorum." diyemezsiniz.


* "bizler özgür ruhlarınız. Gidelim, geri alalım tasarıyı ve görelim bakalım olması gereken hale getirebilir miyiz. Yıkıntıları yeniden ayağa kal dıracak, bir araya getireceğiz."


* "Ne işim var ki burada yine? Buralı değilim ben!"


* "Aman ne hoş! Bak yine geldi. Ne öğrenebilirim bundan?"


* "Hızı ben belirlerim. Burada hızın ölçüsü ise ışık ve bilgi, artık karanlıkta olmamaktır"


* "Bütün diğer benliklerimin bu yolculukta beraber olmasını ve onlar için de ışık istiyorum"


* "Bu korkuyu dönüştüreceğim. Planın parçası olduğunu anlayacağım. Bana hizmet edebileceğini anlayacağım."


* "hayatta kal, dakik ol, sessiz ol, işe git"


* "Dünyamı ifade ettiğime inanıyorum. Varoluşumu tanımlamak için bu kimlik belgelerine gereksinmediğime inanıyorum. Kendi içimde eşsiz, bağımsız olabilirim."


* "Şu sıra bir çocuk sahibi olmaya hazır değilim"
"Bir çocuğu kabul durumundayım"


* "Bu konuda ne yapacağız? Bizim kapımıza geliyor, bizse bu kapıyı kontrol altında tutmak istiyoruz. Bu enerjiyi nasıl kullanabileceğiz? Bu bir özgür irade evreni, istediğimizi yapabiliriz"


* "Kimliğim ne benim? Bu nasıl olabilir? Onun içindeki ben kimdir?"


* "Burada çeşitli şekillerde 247 kez bulundum, bir zamanlar bedenimi yükseltebiliyordum. Şunu, şunu, şunu yaptım. Bir sistem bozma oyununun planı için gidecek olursam anılarımı tazeleyebileceğime, ortaya çıkaracağıma, yasalara meydan okuyacağıma ve görevi yerine getireceğime eminim."


* "Ben ne istiyorum?" deyin "Kişisel evrimimi hızlandırmak istiyorum. Ruhun artan bir kapasite için bana yardım etmesini istiyorum. Bedenimin kendi kendisini iyileştirmesini istiyorum. Sağlık dolu olmak istiyorum. Zorluktan vazgeçmeyi, böylece insanlığın ne olacağının canlı bir örneği olmayı arzu ediyorum."


* "İlginç değil mi? Sürekli böyle yapıyorum. Yarattığımı sahiplenmek istemiyorum. Hoşuma gitmezse başkasını suçluyorum. Bakalım bu davranışı daha ne kadar sürdürecek ve başka bir davranış biçimi geliştirmek için bir çözüm bulma iznimi kendime ne zaman vereceğim."


* "İlişkili olduğum her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Bana olan her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Başıma gelenden hoşlanmıyorsam kendime hoşuma gitmeyen şeyleri neden yarattığımı soracağım. Belki de bunun nedeni, değiştirebilmemi sağlamak üzere benim için gerçekten yolunda olmadığını göremediğim bir şeye dikkatimi çekmektir."


* Çalışmak, yapmak değildir. Çalışmak sözcüğünü her kullanışınızda ortaya hiçbir şey çıkarmayacaksınız demektir, çünkü çalışmak bir özürdür. "Yapmaya çalıştım. Çalıştım. Çalıştım." Kendi yaşamınızda "yaratıyorum", "yapıyorum", "ortaya çıkarıyorum", "niyet ediyorum" ve "oluşturuyorum" sözcüklerini kullanın. "Çalışıyorum"u unutun.


* "Dinleyin, işe yarıyor. Ben bunu başarabildim. Siz de yapabilirsiniz"


* "Tuğlaları nasıl taşıyorsunuz?" diye sorduk. "Birer birer", diye yanıtladı hepsi. "Bunu yapacak başka birini tutmak hiçbirinizin aklına gelmedi mi?" dedik.


* "İlişkili olduğum her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Bana olan her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Başıma gelenden hoşlanmıyorsam kendime hoşuma gitmeyen şeyleri neden yarattığımı soracağım. Belki de bunun nedeni, değiştirebilmemi sağlamak üzere benim için gerçekten yolunda olmadığını göremediğim bir şeye dikkatimi çekmektir."


* "geçmek yasak"


* "Özgür ruhlu Işık Ailesi üyesi. Sistem çökertici. Özgür irade evreni sınırları içinde bilinç sistemlerini değiştirme alanında çalışmaya hazır."


* "Kendini bil!"blue][/font=Comic Sans MS]


[navy]* Gelecek zamanlarda hayatta kalmak için düşüncenin belirmesi ya da süper bilinç fikrini benimsemek şarttır. Süper bilinç sizin için şu anda bir sözcükten ibaret. Henüz içinizde yer etmiş bir kavram değil çünkü henüz varoluşu uyum içinde ve bu kadar bilgiyle dolmuş bir şekilde kavrayamıyorsunuz.


* Gelecek ya da geçmişte yaşamaya son verin, şimdinizde yaşayın.
 
[/font=Courier New][/navy]


Bu "kaynağın" ya da kitabın en fazla fayda sağlanacak şekillerde, pek de klasik olmayan bir özel -ki her bireyin yapısındaki farklılıkları da gözardı etmeden- "okuma teknikleri" ile okunması gerekir, bu da anlamak için bir keşif yolculuğu anlamına gelebilir. Ben'liğin kendi-keşif yolculuğu...

Tiversonus

#426
Soru: "Düşük" titreşim frekansları taşıyarak, herşeye rağmen "pozitif amaçları" olan bir yaratım içinde olmak, sonuçları açısından doğru mudur? Bu bize amaçlananı getirir mi?

Tiversonus

#427
Zaman ve Hız ve "Kaynağı Yok"

Albert Einstein teorik fizikçi olarak şunu söylemişti: Evren'de ne kadar hızlı hareket ettiğimize göre "zaman" değişkendir. "Zaman" mutlak bir değere sahip değildir. "Zaman" görecelidir.

Nasıl olurda Evren'in heryanında farklı oluyor bu zaman? Zaman, Evren'in içindeki hareket halindeki maddenin; hızlarına göre, hızlarındaki farklılığa göre, her bir hız için farklı farklı olabiliyor. Evet Einstein'in söylediği özetle bunlardı?

Einstein bunları söylediği ilk "zaman" larda:) onun bu kuramı için, diğer fizikçiler tarafından şu sorulmuştu: "kaynağı nedir?" ve fizikçiler şu cevabı veriyorlardı, "kaynağı yok'" ....

Einstein devrinde kaynağı olmayan şeyler mi söylemişti? Gerçekten durum bu mu? Kaynak olarak görülemeyen ama "kaynak" olarak iş yapan bir şeyler mi var? Bu "Kaynak" işi gerçekten garip. Ya insan kendisi bir "kaynak" ise?

Neyse "Kuantum Fiziği" ile bazı şeyleri daha fazla anlayabildik, buna Einstein'ın muhalefeti oldu diye yazılsa bile. Acaba Einstein'in "kaynağı" neden kuantum konusunda da "kaynak" lamadı? İlginç değil mi? Sanırım "Bilinç" ile ilgili olmalı bu durum. Yani algılayıcının bilinci ile. Hayatı algılayan bilinç birimleri olarak, değişkenlik içerisinde olduğumuzu unutuyoruz sanırım. Durum böyle olmasaydı; nasıl olurda bilinçte genişlemek ve yükselmek olabilir di?


Ve birbirlerinin etrafında dönen parçalar konusu. Büyük parçanın etrafında dönen küçük parçalar...En dıştaki parça ve en içteki parça, sizce hangisi daha hızlı döner?

Dönmeyen parçalara Evren'de rastlayabilir miyiz?

İşte "fiziki" paröalar Evren'de değişken hızlarda dönüyorlar, dolayısı ile zamanları mutlak değil. Peki bu kadar "fiziki" olan parçaları bir arada zamk gibi tatan şey nedir? Gözükmeyen, dokunulamayan, ancak varlığı herşeye nufus etmiş bir şey, bu ne? Bu herşeyin dağılmadan bir arada durmasını sağlayan, direkt ölçülemeyen ancak etkileri bakımından varlığı çok açık olan bir şey.

Şu olabilir mi? Aslında fiziksel parçalar, o direkt olarak gözlemlenemeyenin bir yansıması? Düşünün fiziksel olan gezegenler ya da yıldızları, tüm bu fiziksel objelerin büyüklükleri ve hızları farklı ve ışığı büküyorlar, kendilerine göre yaklaştırarak eyip büküyorlar. Işık parçacıklı davrandığında bunu yapıyor olmalılar.

Peki şu söylenebilir mi? O direkt gözkemlenemeyen gücün, Evren'de bir "şekil" oluşturduğunu. Şekil oluşturuyor ancak direkt gözlemlenemiyor. Bu kuvvet ya da enerji geometrik formlar içinde akıyor, bu olabilir mi?

Geometri içinde bir enerji, ama fiziksel alemin "altında" akan bir enerji ve bu enerji Evren'nin geometrik bir yapıda olduğunun işareti...Geometri bence önemli, örneğin üçgen, tetrahedron v.b.

Zihinsel imgelerimizde kullanmak üzere bir tetrahedron resmi:







Şu amaçla bu yazıyı yazdım: Hathor'ların önerdiği geometrik şekilleri ile yapılan meditasyon ya da imgelemenin gerçekten "değerli" şeyler olduğunu ve bu önemin nereden kaynaklandığına, aklımın erdiği kadar anlatabilmek, paylaşabilmek için.

Tiversonus

#428
Geometrik şekiller, feng-sui öğretisi, piramitler v.b. şeyler, işte bunlar hakkında sorular sorunca bakalım hangi kapılar aralanacak?

Basit bir deneme yapabiliriz: Köşeli olmasına rağmen odalarımızın geometrik şekilleri, işte odanın değişik yerlerine konulacak bitkiler incelenebilir, ışık v.s etkenler sabit bırakılarak ya da büyükçe bir odanın tam ortasında meditasyon yaparak ya da uyuyarak...Siz hiç "dikdörtgen" şeklinde bir yıldız gördünüz mü? Bu dikdörtgen aşkımız nereden geliyor? Paradan mı?

Tiversonus

#429
Umursamamak ve Endişe...

Endişenin köklerine baktığımızda korku vardır. fizikselliğe düşkünlük vardır bu yoğunluktan dolayı veya ilüzyondan dolayı...Kısaca bütün bunların temelinde "bilgisizlik" yatar. Yani bilginin yokluğu korkudur denilebilir, endişe keza öyle, beklenti bir şekilde, "inançsızlık" ta bilgi ile alakalı...Kısaca ben bilgisizlik yerine inançsızlığı kullanmayı tercih ediyorum. Bu bir tercih.


Soru 1: Umursamamak ve İnançsızlık. Bazı durumlarda "umursamamak" bir erdem sayılabilir mi?... Bazı durumlarda "inançsızlık" bir erdem sayılabilir mi?

İnanaç testi için bugün yayınlanan "yatak ta ters uyanmak" olayı ve cevabına "inanç" için güzel bir test sorusu:

Soru 2: Bugün yayınlanan Kasyopya Celsesinde konusu geçen "yatakta ters uyanmak" olayı ile ilgili verilen cevaba inanıyor musunuz? Diğelim ki bunu ben mail ile sordum ve bu cevap verildi. Bunu Ben yaşadım dediğim de hiç bir "garip" lik titreşimi yaymadan bana bakışınız değişir mi? Bakışınız değişir mi, değiş mez mi? Garip olarak zihinlerde ele alınır mıyım alınmaz mıyım? Bu geçmişte oldu mu?

Tiversonus

#430
Yukarıdaki son soru için ne düşündüğümü açıklamak istiyorum. Okuduğumuz eserlerde geçen konuları, bunları okurken onaylarız ya da onaylamayız veya bunu daha sonra ele almak bir kenara yazarız. Sorun şu -ki herkes için bu olabiliyor, elbette benim içinde sözkonusu- ; örneğin "onaylama" verdiğimiz kavramın ya da olayın benzerini günlük yaşama alanında yaşadığımızda, eğer zihinsel, duygusal, fikirsel, sözlü v.b. olarak bir uyum içinde bir tepki veriyor muyuz?...Evet sanırım bu herzaman olmuyor. Bu bir şeyi okurken "onaylamak" yetmiyor demektir, o onaylamanın, zihni ve tüm veçhelerimizi sarması, bunun ile "çelişkisiz" titreşmek ile ilgili bir durum gerekiyor demektir.

Basit bir örnek ile izah edelim: bir yazı da "kıskançlığın yanlış olduğu" nu okuyalım ve okurken "onaylama" verdiğimizi düşünelim. Olan bu olsun. Hayatın içerisinde, günlük olayların akışında bu onaylamanın içselleşmediğini görebiliriz. Burada kendimizi gözlemlemeliyiz ve onaylamalarımız ile özellikle zihinsel (akli) bir süreç yaşamalıyız ve böylece Ruh'u ve bedeni saran bir titreşim gerçekleşebilir. Bu Benliğin öz-keşif yolculuğu ile olabilir ancak ve farkındalık haline olabildiğince geçmek ile. Ra bilgilerinde öfkenin dengelenmesi için sunulan uygulamayı bu "kıskançlık" ve benzeri şeyler içinde uygulanabilir.

Sanırım hepimiz için şu belirli ölçülerde doğru: "İnsanlar uyumaktadırlar, bunun farkında dahi değillerdir".


Aslında başka bir konuyu düşünüyordum bir süredir ve bunu paylaşmak istiyordum:




"Kendine Hizmet Olmaz İse Başkalarına Hizmet Olmaz" ın Anlamı ve Sonuçları


En basit şekliyle Evrenimizin "dualite" yeri olduğunu duymuşuzdur. Üst yoğunluk varlıkları başlıktaki cümleyi söylemişlerdi. Çok özet ile bunun olası sonuçlarını irdeliyordum epydir ve çıkarımlarım ya da düşüncelerim şunlar.

6. Bilinç Yoğunluğu varlıkları eğer "KH olmaz ise BH olmaz" diyorlar ise; birinci sonuç şu -ki en önemlisi aslında- kesinlikle KH'nin yok-olmasını, ortadan tamamen silinmesini istemezler ya da KH çalışmasına karışmazlar. Cümlelerindeki olay tıpkı matematik denklemi gibi; eğer KH yok olur ise kendileri de yok olacaklardır; yani Başkalarına Hizmet olmayacaktır.

KH varlığı = BH varlığı -----> denklem bu aslında.

Birinci çıkarımım bu.

Peki, bir varlığın "korunma" taleplerini yerine getirirken, bunu belirli bir oranda mı bırakacaklar? Yani yüzde 50 gibi bir duruma kadar mı yardım edecekler? Sonra bırakacaklar mı? İşte burda akıl yürütme yapmamız gerekiyor, çünkü çok açık bir bilgi yok.


Düşünceme göre, İnsan kimliğinde dualite ile öğreniyoruz, dualite çözüm için çalışıyor: Hem KH ve hem de BH çözüm için varlar. Elbette çözüm her zaman olamayabilir ve diğer hayata, hayatlara sarkabilir. Karma burada devreye giriyor kanımca.

Görüşüme göre; Başkalarına Hizmet üst yoğunluğundan yardım aldıkça, Başkalarına Hizmet'in temel kurallarına uydukça bir frekans değişimi deneyimler insan. Ve işte bu aşama da Kendine Hizmet'in çalışması durmuyor, ancak bizim onun ile etkileşimimiz değişiyor. Değişen bu kanımca ve taşınılan frekanstan dolayı da pek verimli bir tepki vermediğimizden Kendine Hizmet'in etkisi bizlerde az oluyor. Kısaca, Kendine Hizmet!in etkisini belirleyebiliyoruz, vereceğimiz, olacağımız ya da taşıdığımız frekanslar ile.

Bu şekilde dualite Evreninde, kendimiz için KH'nin etkisini kaldırabiliyoruz, böylece dualite etkisi OLAN için azalıyor diyebiliriz. Dualite kişi için fazla etkili olmaktan çıkabiliyor diye düşünüyorum. Elbette, dikkatli, ve tireşimimizi korumak önemli, boş bulunulup tepkilerimizi veya gardımızı düşürdüğümüz de ise bu ortadan kalkar. Çünkü herşeye izin var. Ama etkileşimi biz belirleyebiliriz. Bu elbette, bazen bazı ortamlardan uzak durmak ile ilgili, bazen tepkilerimizin kontrolü ile ilgili ve elbette BH güçleri ile devamlı bir etkileşim ile de ilgili olabilir.

Hiç bir şey düz bir çizgi izlemediğinden dikkati elden bırakmamak esastır. Devamlı dikkatli olmak, ve OLMAK.


Burada şu soru sorulabilir: "peki yüksek bir BH titreşimi durumuna geldik, gelecek KH akımı olduğumuz BH titreşiminin seviyesinde mi olacak???" Bence bu önemli....

Eğer bu oluyor ise gerçekten dengeli bir şey yaşayacağız demektir; kanımca OLDUKÇA, yüksek titreşimi belirli bir aralıkta korudukça veya karmik yasalara ve özgür irade yasasına uydukça farketmez. Ve önemli olanın KH ile etkileşimimizde bir çözüm olarak Başkalarına Hizmet ve onun frekansını yakalamak olduğunu bilmeliyiz. Çözümün Bh ayağı bu sanırım. Dikkat ve farkındalık ve kendini tanıma yolculuğu da bununla ilgili.

Kısaca KH için "yemek" olmamak ancak bizim elimizde. Ve KH bizim olmamız için çalışıyor, tıpkı bir sporcunun geçtiği engeller de olduğu gibi. Kanımca istikrarlı bir BH frekansı ile "cazip" olmaktan çıkabilir kişi. Bunu ancak biz seçeriz ve yapabiliriz ve elbette BH yardımı da alabiliriz.

Peki BH yardımı eşit bir denge kuruluncaya kadar mı verir. Sanmıyorum, "isteyin verilecektir" dolayısı ile BH ile etkileşimimizde ki sınırıda belirleyen yine bizleriz. BH2nin bu eşit dengeye geldi bırakalım yardımı demeyecektir ama işte KH müdahalesine de karışmayacaktır ki BH yardımı ile de bunu aşabiliriz. Kısaca her iki taraf birbirlerine karışmadan, yapmaya işlerini yapmaya devam edeceklerdir. Kişisel düşüncem bu.

Peki bu KH nin kaynağı nedir? Yani üst yoğunluk kendisi mi bunu oluşturyor yoksa bu yolu seçenler kendileri mi varlar...Derler ya "Tanrı dualite ile öğretir"...Bence nereden kaynaklandığı pek önemli değil; önemli olanın bu KH nin kaynağı ne olursa olsun VAR olduğudur. Bu var ise kaynağı pek de önemli değil. Yan, dengelemek için Lusifer bilinci var. Hepsi bu, var ise önemli olanın bununla nasıl etkileşeceğimiz konusudur. Böylece bilincin evrimi yolunda ilerleriz. Çözüme hizmeti olumsuz kanattan olsa da iş yapıyor böylece.


Üst yoğunlukların ister BH olanı ile ister KH olanı ile etkileşimini, miktarını şiddetini belirleyen bizlerizi önemli olan bu. Dolayısı ile; üst yoğunluk BH varlıkları için KH ancak "dengelenebilir" ve bunun da gezegensel ölçekte olduğunu ve bireysel ölçekte ise bunun ağırlık olarak BH'ye çekilebileceğini, bunu da ancak kişinin; Bilgi, farkındalık, OLMA ile yapabileceğini düşünüyorum. Ve bu dinamik bir süreç olduğundan, kritik bir OLMA durumunda nisbi bir rahatlamayı hayata geçirebileceğimizi düşünüyorum. Elbette; OLMAK ile...

Tiversonus

#431
Soru: Dünya gezegeninde KH yok mu olacak yoksa dengelenecek mi?

Soru: Gezegende KH'nin lehine bir dengeszilik var ise; gezegensel bazda BH akımı artacak mıdır?

Soru: Gezegensel bazda diyelim ki KH ve BH eşit kuvvette olsunlar; bu ortamda bir kişi dualiteyi nasıl deneyimleyebilir? Kişinin dualite dengesi ile gezegensel dualite dengesi farklı farklı olabilir mi?

Tiversonus

#432
Soru:  Sonsuza açılan "an" ya da ebedi "an" kavramı ile Sonsuzdan açılan "an" arasındaki ilişki nedir? [/font=Courier New]

Tiversonus

#433
:)))

Neden gülüyorum???

Youtube adresime mozillafirox internet tarayıcısı ile (youtube/tiversonus01) giriyorum ve bugün ikinci kez oluyor bu:)) "Hitler sever" bir sayfa çıkıyor:)) Ve sadece Hitler videoları var başka da bir şey yok zaten...Bu çağda hala bu şeyler var demek ki, yani neler oluyor şaşırıyorum...Niye benim başıma geliyor ki bunlar? Yani niye ben????Garip, gerçekten garip ve istersem silme yetkim de var gözüküyor ve kapamadım bu sayfayı hala açık ve soruyorum:

http://img69.imageshack.us/img69/4610/bscap0003dz.jpg
http://img22.imageshack.us/img22/9776/bscap0002id.jpg
http://img109.imageshack.us/img109/687/bscap0001xg.jpg
http://img690.imageshack.us/img690/5577/bscap0000rx.jpg
http://img705.imageshack.us/img705/463/bscap0004b.jpg
http://img4.imageshack.us/img4/4664/bscap0006li.jpg


Soru: Bu sayfadaki videoları silmeli miyim? Bu olayın benim başıma gelmesi bir "tesadüf" mü? Kendine Hizmet üst yoğunluğunun 4 KH nin, parmağı var mı? :)))

Soru: 4 KH nin nasıl bir kafa karışıklıkları peşinde olduğunun bir uygulaması mı? Yani silsem bir türlü, özgür irade yasası, meydan okuma desem işte buyurun, sileyim mi, bu youtube sayfama girerken açılan Hitler videolarını, faşist videoları ??

Tiversonus

#434
http://www.youtube.com/Informiaful100

Evet bu adres çıkıyor ama bugün ikinci kez çıktı şimdi baktım tekrar çıkmadı.