BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fidelista

#75
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Sadece iyilik için var olmayı aklınızdan geçirdiniz mi hiç?

İyilik neye göre kime göre ? Bir şeyin iyi olup olmaması görece değilmi biraz ? Kişinin en üst düzeyden planlarını falan bilmeden bu iyi yada değil demek zor.
Örnek verecek olursak bir ormanda buldzerler ağaçları düm düz ediyor bu açıdan bakıldığında bir katliamdır ama oraya kimsesiz çocuklara yurt yapılacağını öğrenirsek ha o zaman iyi deriz,sonra bu inşaatın göstermelik olduğunu birinini kara para akladığını öğrenirsek iyice öfkeleneriz ..gibi

bozadi

#76
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista


İyilik neye göre kime göre ? Bir şeyin iyi olup olmaması görece değilmi biraz ? Kişinin en üst düzeyden planlarını falan bilmeden bu iyi yada değil demek zor.
Örnek verecek olursak bir ormanda buldzerler ağaçları düm düz ediyor bu açıdan bakıldığında bir katliamdır ama oraya kimsesiz çocuklara yurt yapılacağını öğrenirsek ha o zaman iyi deriz,sonra bu inşaatın göstermelik olduğunu birinini kara para akladığını öğrenirsek iyice öfkeleneriz ..gibi

Bazen gerçekten sadece "başkalarına iyilik" (başkalarına hizmet) kavramına odaklanmanın bizi BH'ye (çözüme) yaklaştıracağını düşünür ve hissederken, bazen de "kendimizi" iyi etmeye, iyi'leştirmeye odaklanmamız gerektiğini hissediyorum. Paylaştığım çeşitli mesajlara da yansımakta olduğu gibi, bu konuda bir gel-git içindeyim.

Bundan önceki son mesajımda bu konuda daha amaca uygun, daha dengeli bir çıkarım yaptığımı sanıyorum, kabaca da olsa. Oradan biraz daha açılım yapmaya çalışayım, üzerinde düşünülebilecek, belki tartışılabilecek bir yaklaşım olarak.

Kaba ama sanırım ki isabetli bir tanımla, amacımız varlığımızın (ve dolayısıyla tüm varlığın) özüne doğru ilerlemek. "Olumluluk" diyebileceğim iyilik halinin, bu yolculuk için doğal olarak çok elverişli ve BH'ye yönelen/yönelten bir tavır, tutum, tercih, inanç ve irade olduğunu algılıyorum. Bir bakıma, hayatta hiçbir şey olumluluktan daha önemli değildir. Hayat yolculuğu olumluluğumuzu giderek pekiştirme, derinleştirme, güçlendirme yolculuğu olarak da düşünülebilir, "ideal" olarak. Ve belki de sırf bu yüzden, insanların olumlu olmalarını engellemeye, imkansızlaştırmaya yönelik olarak kurulmuş bir düzen söz konusu, egemen KH güçlerince belirlendiği ölçüde. Egemen KH güçleri olmasaydı, insanlık tamamen kendi eğilimleriyle başbaşa olsaydı ve kalsaydı neler olurdu bilmiyorum. Sonuçta insanlık zaten sorunlu bir durumda olduğu için KH güçlerinin ağına düşmesine neden olan tercihler yapmış. Orası ayrı tartışma. Ama sonuçta egemen/sömürücü KH sistemi insanların ruhsal olumluluklarını engellemek, imkansızlaştırmak için çok yoğun bir mesai yapıyor. "Olumluluk" derken elbette "BH" bağlamında bir olumluluğu kastediyorum. Dünyayı çok çok aşan, tüm boyut ve yoğunluklarla, tüm varoluşla, mutlak teklikle ilintili ve uyumlu olumluluk. Varlığın bir bakıma "kendisi" olan olumluluk, iyilik. Olumlulukta artış, derinleşme, güçlenme, Varlıkta artış, derinleşme ve güçlenmedir. Bu hem kısmen "mutlak bilginin" kendisi, hem de dolaylı olarak dersler gereği alınması gereken tüm bilgilere erişimi ve bu bilgilerin sindirilmesini kolaylaştıran temel bir katalizör.

Hani farkına varmadan ne kadar çok dünyevileştiğimizden, materyalistleştiğimizden bahsediyorduk. İşte, şahsen şu sonuca varıyorum ki, hayatımızın temelinde olumluluğun/iyiliğin olmaması, dünyevileşmişliğimizin en temel, en somut ifadesi. Aslında belki de olumluluğun hayatımızın temelinde hiç olmadığını söylemek yanlış olur, hatta belki çok yanlış olur. Var, kısmen açık, daha çok örtülü biçimlerde. Ama bir türlü açık ve net ilan edilemiyor, egemen olamıyor. Görünüp kayboluyor, gelip gidiyor. Bir var oluyor, bir yok.

Dünyadaki egemen sosyo-ekonomik-askeri-dini düzende KH o kadar yaygın, o kadar geniş çaplı, o kadar egemen ki, "olumluluk"tan kastettiğim basit BH-tipi iyiliğin ortaya çıkmasını, yayılmasını imkansızlaştırıyor; insanların ezici çoğunluğunun KH düzeniyle olan uyumu, itaatkarlığı ve işbirliği nedeniyle.

Bizim basit olumluluğu bir din gibi sahiplenmemiz, benimsememiz gerekiyor gibi geliyor bana. Yani başkaları ne yaparsa yapsın, nereye gidiyor olurlarsa olsunlar, bizim basit ve evrensel iyiliğe-olumluluğa odaklanmamız, bunu temel varoluşsal inancımız, gerçeğimiz olarak benimsememiz gerekiyormuş gibi bir algıya sahibim. Ama "asimilasyon" faktörü var, toplumsal varlığımızın bir sonucu olarak. "Körle yatan şaşı kalkar" meselesi var. Hem bu hayatın, bu düzenin, şiddetli toplumsal yozlaşmışlığın bir parçası olup hem de basit evrensel/varoluşsal iyilik/olumluluk inancına bilinçli, güçlü, kopmaz bir şekilde bağlı olup bunu sürdürmek, giderek derinleştirmek kolay değil.

Her zaman olduğu gibi, görüşlerim sürekli değişime, düzeltilmeye, değiştirilmeye, güncellenmeye son derece açık. Sadece kafamı toparlama çabası ve bu bağlamda bir tartışma olasılığı olarak paylaşmayı gerekli ve faydalı buluyorum.

Şimdilik son olarak biraz daha pratiğe dönük birkaç önerimi paylaşayım:

"Olumlu olmak" anlamında iyi olmaktan, bu iyiliği giderek derinleştirmeye, güçlendirmeye çalışmaktan başka bir amacımız yok varoluş yolculuğumuzda. Bizi Tanrı'ya, yani özümüze, herşeyin özüne giderek yaklaştıracak olan budur. Bundan daha basit, güzel, daha doğru bir amaç olabilir mi? Bundan daha "tatlı" bir "görev" olabilir mi?

Dünyadaki kaos ve işkencenin bir parçası olmak kaçınılmaz. Bu kaosla ilgili çeşitli dünyevi görüşleri benimseyip bazılarına karşı çıkmak da kaçınılmaz, doğal ve hatta şu veya bu ölçüde gerekli. Ama hayatın, varoluşun aslında karmaşık olmayan özünü aradığınızda ve bulmakta, erişmekte zorlandığınızda, tavsiyem sadece olumluluğa odaklanmanızdır. Öncelikle kendi olumluluğunuza. Dünyadan, herşeyden, tüm kaostan, doğumdan, ölümden bağımsız ve öte. İçsel arayış anlamında sadece olumluluğa konsantre olun. İyilik, olumluluk gücünüzü, potansiyelinizi kullanın, bu başta ne kadar saçma veya imkansız veya karmaşık görünse de. Tüm ihtiyacınız iyilik. O iyiliği kendi kendinize verin. Kendinizi iyileştirin. Olumlu olun. Israrla olumluluğa yönelin, çok küçükten başlayarak onu güçlendirmeye çalışın, kendinize iyilik edin, kendinizi iyi edin. Dünyadaki sosyo-ekonomik hayat düzleminizde bunun bir karşılığı, etkisi olup olmadığını umursamayın; bırakın o hayat nasıl devam ediyorsa etsin; elbette orada da şartlarınızı iyileştirmek için mevcut bilgi ve deneyiminize göre mücadelenizi sürdüreceksiniz bir şekilde. Ama içsel (evrensel/varoluşsal) olarak kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, şimdi ve burada kendiniz için çok küçük adımlarla da başlamak zorunda olsanız, adım adım iyi hissedişe, iyiliğinizi artırmaya yönelmenizdir. Hayatınızın bundan başka bir amacı, yolu, yolculuğu yok. Bu kadar basit. İyiliğin özü Tanrı'dır, mutlak varlıktır. Yolunuz, yolculuğunuz O'na, yani kendi özünüze, herşeyin özünedir. Bundan başka bir referansa, rehberliğe ihtiyacınız yok.

bozadi

#77
Konuyla ilgili çelişkiler veya gelgitler içinde olduğumu belirtmiştim. Burada özet olarak değineceğim üç yaklaşım dışında farklı bazı yaklaşımlara dair algılarım da oluyor muhtemelen ama şu an zihnimde nispeten somutlaştırabildiğim üç bakış açısına değinmek istiyorum (tabi ki epeyce subjektiflik, eksiklik, yanlışlık potansiyeli içeren kendi anlayış, yorumlayış şeklimle).

Bazen sadece "Ben O'yum" fikri üzerinde odaklanmanın tek ihtiyaç duyduğumuz şey olduğunu algılıyorum. Aynen Maharaj'ın kitabında açıklandığı gibi. Tüm varoluşun özü ve aslında bütünü olan "yüce/saf varlık" bizzat biziz, tıpkı diğer herkes ve herşey gibi. Bunu hatırlamak, buna inanmak, güvenmek olağanüstü rahatlatıcı; zihinsel prangalardan, blokajlardan arındırıcı bir etki yapıyor. Ama dünyevi hayat düzeninin çarkları arasında ezilirken hatırlaması, hatırda tutması pek kolay olmayan bir yaklaşım.

Bazen sadece olumluluğa odaklanarak, ruhsal farkındalığımız ve irademizle olumluluğu kendi içimizde tezahür ettirerek güçlendirmenin ve yaymanın mümkün olduğunu seziyorum. Bu da tabi ki "Ben O'yum"la doğrudan değilse de dolaylı bir şekilde ilişkili, çünkü olumluluk ile tanrısallık arasında bence doğrudan bir bağ var. Tanrı varlıktır ve Tanrının/varlığın özünde olumsuzluk, ayrılık, acizlik, çelişki, sıkıntı yoktur. "Ben O'yum" yaklaşımında olduğu gibi, olumluluğa odaklanışta da dünyevi yaşam bilincinden bir süreliğine de olsa yalıtım, uzaklaşma gerekiyor. Sadece ve sadece olumluluğa, pozitifliğe odaklanma, yönelme, olma çabası var. Ama "Ben O'yum" kadar felsefi bir yaklaşım değil bu; daha pragmatik. Sadece olumluluğa odaklanıyor. Kendi bilincimizi tarama sırasında olumsuz düşünce kalıplarının farkına varır varmaz orada olumluluğu "dayatma" gibi bir prensip içeriyor. Olumsuzluk içeren düşünce kalıplarını incelemek, değerlendirmek, tartmak yerine sadece "olumsuzluğa yer yok" deyip onları adeta mekanik bir irade gücüyle temizleme, silme, defetme anlayışı var.

Üstte belirtilenlerden bağımsız bir madde olarak ele almak ne kadar isabetli, kesin emin olamasam da, "iyilik" üzerinde odaklanmanın bana çok ama çok ilham verici geldiği durumlar da oluyor. "Olumluluk" ile "iyilik" aynı şey olarak görülebilir ama yukarıda "olumluluğa odaklanış" derken, bunu özellikle kendi bireyselliğimizde tezahür ettirip güçlendirip yayma eğilimine değinmiştim. Dünyadan yalıtım gerektiriyor. Şimdi "iyilik" derken ise dünyevi hayattan aynı ölçüde yalıtım gerektirmeyen, hatta bir bakıma dünyevi koşulların farkındalığını özellikle içeren bir yaklaşım bu. Kendimiz ve sevdiklerimiz başta olmak üzere, iyiliğin anlam ve önemini bilen veya bilebilecek insanlarla birlikte bir varoluş felsefesi olarak yalnızca iyiliği esas alarak hareket etme anlayışı var. Tüm dertlerin, sorunların, iyiliği esas almayan yaşam şeklinden kaynaklandığının bilinciyle, şimdi ve bundan sonra sadece (mümkün olduğu ölçüde) mutlak iyiliği esas alarak yaşamak suretiyle, tüm dertlerin, sorunların giderek çözüleceğine inanma ve güvenme eğilimi söz konusu.

Bu saydığım üç yaklaşım arasında mutlaka önemli bağlar, ortaklıklar var ama yine de bunları bir şekilde birbirinden farklı bazı niteliklere sahip şeyler olarak deneyimledim, halen de deneyimliyorum. Ama zamanımın çoğunda deneyimlediğim şey dünyevi hayatın sıkıntıları, buna dair duyduğum üzüntü, acizlik, öfke ve korku vs. Şu an aklıma gelmeyen başka yaklaşımlarla birlikte bu yaklaşımlardan hangisine yoğunlaşma imkanı bulursam bir miktar faydası oluyor ama nispeten kısa sayılabilecek bir süre sonra konsantrasyonumu kaybediyorum.

O veya bu nedenle, şu an üçüncü madde olarak belirttiğim "iyilik" yaklaşımından daha fazla ilham alabildiğim bir durumdayım, artık bu ne kadar sürecekse. Hazır bu anlayışla biraz rezonansa girme imkanı bulmuşken, buna dair biraz daha ayrıntı paylaşmak istiyorum; hem inceleme ve tartışmaya açmak için, hem de unuttuktan sonra içeriğini hatırlamamı kolaylaştırması ümidiyle.

Bu başlık altında birkaç hafta önce "Sadece iyilik için var olmayı aklınızdan geçirdiniz mi hiç?" şeklinde bir soru ortaya atmıştım ve sonraki mesajda bundan neyi kastettiğime dair bir açıklama yapmaya başlamıştım ama o açıklamanın çok eksik kaldığını fark ettim. Daha doğrusu o yaklaşıma odağımı kaybettim sonradan. İşte şimdi o odağı nispeten tekrar yakalamışken biraz daha derinleştirmeye çalışayım.

Mevcut yaşam düzenimizi "temel" alan bir yaklaşım değil bu. Çünkü mevcut yaşam düzenimiz "iyiliği" temel almıyor. Mevcut sosyo-ekonomik-siyasi-dini-kültürel anlayışların tezgahından geçtikten sonra ortaya çıkan iyilik, son derece "dünyevi", eksik, çarpık bir iyilik olarak kalıyor. Fidelista "bize iyi gelenin başkasına iyi gelmeyebileceği", dolayısıyla sadece iyiliği esas alan bir yaşam anlayışının sorunlu olacağına değinmiş, böyle bir itirazda bulunmuştu, yanlış anlamadıysam.

Ben mevcut dünya insanlığının çoğunun anlayabileceği, ciddiye alabileceği, deneyebileceği birşeyden bahsetmiyorum "iyilik" derken. Kalbinde gerçekten iyiliğin derin (veya yüksek) anlamını bilen, yani BH yönünde az-çok güçlü bir kutuplaşma eğilimi olan, yani BH adayı olan veya olabilecek olan bireylerden bahsediyorum. Onların anlayabileceğini, hatırlayabileceğini ve yararlanabileceğini düşündüğüm birşeyden bahsediyorum. Buna Fidalista ve potansiyel olarak bu forumun tüm katılımcıları ve belki takipçilerinin birçoğu da dahildir, kendi algıladığım şekliyle.

İyilik derken gerçekten iyiliği kastediyorum. Karmakarışık ve hastalıklı dünyevi şartlarda neyin kime iyi gelip kime gelmeyeceğiyle ilgili bir tartışma değil bu. Kalbinde gerçek iyilik olan insanlar birbirleriyle "son derece" uyumlu olacaklardır. Yanlış hatırlamıyorsam, Ra 4Y BH ile ilgili bir tasvirinde, toplum içinde en ufak bir çatışma ve hatta "uyumsuzluğun" ihtimali dahi bulunmadığına dair birşey söylemişti. İşte ben öyle bir iyilikten bahsediyorum. Biz 4BH'de değiliz ama adayız veya olabiliriz. Ra'nın bahsettiği toplumsal şartların şimdi ve burada, yani teknik olarak halen 3KH içindeyken gerçekleşebileceğini düşünmüyorum ama bu şartlarda bile olsa, BH adayı olan bireylerin anlamayacağı, sezemeyeceği, isteyemeyeceği kadar da bizden kopuk bir realite değil bu. Belki bu şartlarda o realiteyi sezmeye, düşünmeye ve özellikle de "olmaya" çalışmanın doğal olmadığı, ters etki yapabileceği iddia edilebilir. Ben kendi bakış açımdan, bunu yapmaya çalışmanın yanlış olmadığına inanıyorum. Tabi "nasıl" yapıldığı da çok önemli. Belki savunduğum şey teorik olarak doğrudur veya faydalıdır ama benim bunu yapış ve/veya öneriş şeklimde sorunlar olabilir. O durumda bile, bu anlayış ve önerilerimi paylaşarak ve olası geribildirimlerin de yardımıyla bu tür olası sorunların farkına varıp giderme imkanı doğuyor diye düşünüyorum (hem kendim hem de belki başkaları için).

Sadece iyiliği esas alan bir toplumun, hayatın, gerçekliğin içinde olduğunuzu düşünün. "İyi" olmaz mıydı? Bu ihtimali konuşurken, tartışırken bile mevcut dünyevi yaşam şartlarımızın alışkanlıklarının etkisiyle, o gerçekliği mevcut toplumsal yaşam düzeni içinde gerçekleştirme düşüncesi (ve dolayısıyla bunun imkansızlığı) akla gelecektir muhtemelen. Ve yine, dünyevi, çarpık "iyilik" anlayışlarının etkisiyle, "sadece iyiliği" esas alan bir yaşam anlayışının veya felsefesinin, süper uyumlu bir toplumun temellerini atmaya yetmeyeceği ve bireysel anlayış, istek ve ihtiyaç farklılıkları nedeniyle evrensel olarak (tüm toplum evreni için) geçerli, etkili, verimli, sürdürülebilir bir iyilik felsefesinin, anlayışının olamayacağı sonucuna varılabilir. Bunlar fazla "dünyevileşmişliğimizin" meydana getirdiği düşünce sınırlılıklarıdır.

Mevcut egemen dünyevi yaşam şartlarından/gerçekliğinden kesinlikle "kopuk" olan ama kalbimizden, ruhumuzdan kesinlikle kopuk olmayan birşeyden bahsediyorum, hatırlatmaya çalışıyorum. Sadece ve sadece iyiliği esas alan bir yaşam, bir gerçeklik.

Mevcut şartlarda bunu kısavadede kitlesel olarak gerçekleştirmemizin imkansızlığının son derece farkındayım. Ama bunun "olasılığının" artması için de o gerçekliğin kalbimizdeki, ruhumuzun derinliklerindeki varlığının, gerçekliğinin hatırlanması gerektiğine inanıyorum. Şu iddia edilebilir: "Kıyamet süreci ilerledikçe hem kitlesel hem bireysel olarak pek çok acılar çekecek, şoklar yaşayacak olsak da, sonuçta kıyamet yıkımlarının meydana getireceği yeni koşullar iyi (BH) eğilimli bireylerin bu eğilimlerini iyice ortaya çıkarıp kendi aralarında birleşmelerini sağlayacaktır. Doğal ve gerekli olan süreç budur ve girmeyi umduğumuz BH aleminin temel niteliklerine dair önceden teorik tartışmalar yapmanın bu doğal sürece faydası değil sadece zararı olur." Bu bence kısmen de olsa doğruluğu olan, olabilecek bir düşünce. Ama bu durum, ideal olanın ne olduğuna dair teorik olarak görüş alışverişi yaparak farkındalığımızı derinleştirmeye engel teşkil etmediği gibi, kıyametin sağlamasını ümit ettiğimiz faydaların gerçekleşmesini kolaylaştıran çok önemli, gerekli bir katalizör de olabilir.

Kitlesel olarak yakın bir zamanda tamamen iyiliğe (BH'ye) dayalı bir yaşam modunu deneyimlememizin pek gerçekçi bir beklenti olmayacağı ortadadır. Ama zaten fazlasıyla çekilmekte ve çekilecek olan acılara, yıkımlara, kıyametlere direncimizi artırmak için, ruhumuzun özlem duyduğu BH realitesinin, şimdi ve burada, bu koşullarda bile kalbimizde bilgisi, sezgisi mevcut olan temel niteliklerini bilinçli olarak hatırlamaya çalışmanın, bu alemin gerçekliğine ve egemenliğine olan inancımızı, güvenimizi pekiştirmenin çok önemli olduğuna inanıyorum.

Sadece iyiliğin esas alındığı bir realitenin var olduğuna inanıyor musunuz? İnanabilir misiniz? İyilik derken elbette "başkalarına hizmet"i kastediyorum. Yani herkesin kendi şahsi çıkarından önce diğer herkesin (bütünün) çıkarını esas aldığı bir gerçeklik. İyi kelimesinin asıl anlamı bu.

Elimizdeki kaynaklar o alemin var olduğunu ve hatta gayet de "egemen" olduğunu söylüyorlar. Ve bizim de o aleme geçebileceğimizi söylüyorlar ve bizi buna davet ediyorlar, bunu gerçekleştirmemize yardımcı olmaya çalışıyorlar.

O realitenin, o alemin gerçekliğini hatırlamaya çalışalım. İnancımızı, güvenimizi pekiştirelim. Ve bizim kalbimizde yatan şeyin de o gerçekliğe geçmek olduğunu hatırlayalım, sezelim, doğrulayalım, onaylayalım.

Dünya hayatının hastalıklı karmaşıklığı, bize basit olanı unutturabiliyor, gözümüzden, gönlümüzden kaçırabiliyor. İşte o basit, doğru, güzel, iyi olanı hatırlamaya çalışmayı öneriyorum.


Qui-gon jinn

#78
Sevgili Bozadi, paylaşımların için teşekkürler, yazını okurken aklıma geçen hafta nazarımda vuku bulan ama paylaşmadığım bir düşünce süreci ve neticesinde çok sözü edilen bir olgunun tarafımca da gerçekliğine dair oluşmuş şahsi bir onaylama anı geldi. Müsaadenle burada kısaca paylaşmak isterim, ki yazında geçen kavramların, olayların kökeninde ne oduğuna dair faydalı bir çıkarım taşıyabileceğini de ayrıca hissediyorum.

Efendim kısaca söylersem şayet, şimdi tüm içeriğini tam olarak hatırlayamasam da (Ki gerekli de değil bence), oldukça uzun süren ve nihayetinde kendi kendime şu sözümle biten bir düşünce sürecinin neticesidir bu durum; "Öyle ise gerçekten herşey sadece derslerden ibaret..."

Yukarıdaki bu sözün bitişinde, içimde o an bu olgunun gerçekliğine dair tüm kalbimle öyle bir inanç, bir anlayış oluştu ki, artık o andan beridir baktığım her şeyin (nesne, kavram, olay vs.) kökenine dair bilimcim hep bu olgunun gerçekliğini gözlemleme ve onaylama eğiliminde bulunuyor. Artık K'ların dile getirdiği "Herşeyin sadece derslerden ibaret olduğu, herhangi bir şeyin varolmasının başka hiçbir sebebi olmadığına" dair içimde gerçekten çok kuvvetli bir inanç, bir anlayış taşıyorum. Bilmem ki bu neyi değiştirecek, neye yol açacaktır, bunu zaman gösterecektir elbet ama ben çok faydalı olabileceğini düşünüyorum, hissediyorum.

Velhasıl bu hissiyatimden haraketle, herşeyin kökenine bu gözle, bu anlayışla bakmaya odaklanmanın gerçekten sizilere de çok faydalar getireceğini hissederek nacizane tavsiyesinde bulunmak isterim. 

Bu arada hisediyorum demişken şunu da eklemeden geçmeyeyim, belki farketmişsinizdir, son zamanlarda ki yazılarımda sürekli hislerden, hissedişlerden bahsediyorum. Şahsen ben bu "His" mevzusuna çok önem veriyor ve yaşadığım bazı olaylar neticesinde de artık "hislerimin" ne söylediğine kulak vermeyi daima en ön planda tutmaya çabalıyor, gayret ediyorum. Yeri gelmişken bu konuda K'lardan bir alıtıyı da paylaşmak isterim;

S: (L) Enerji bakımından bu dalganın içeriği nedir?
C: His.

S: (L) Bu dalga bir his mi? Bir duygu dalgası mı?
C: Hiperkinetik duyumsayış.

S: (L) Bu ne anlama geliyor?
C: Herşey.

(3 Aralık 1994)

Sevgili Bozadi sana ve diğer bütün dostlara sevgileri sunarım.

bozadi

#79
Sana ilham veren şeyleri paylaştığın için teşekkürler Qui. Tüm doğru fikirler, düşünceler, ilhamlar arasında önemli bağlantılar var mutlaka ve bu süreçte bu bağlantıları da giderek çözeceğimizi, birleştireceğimizi tahmin ediyor ve umuyorum.

Qui-gon jinn

#80
Bilmukabele, bende öyle hissediyorum sevgili kardeşim, sağolasın. Velhasıl "bağlantılar" demişken, ilginçtir,  eklemeden geçmek istemem. Benim yazımda bahsettiğim sürecin başlangıç hareketi gecenin bir yarısı senin, benin ve sevgili memed kardeşimizin zamanında "Bilinmeyen" dergisi yayınları ile karşılaşma hikayelerini ve aralarındaki bazı paralellikleri hafiften düşünmeye başlaman neticesinde harekenlenmişti. Bu sürecin sonunda da "Herşey derslerden ibaret" anlayışında son bulan içsel bir onaylama anına varmış bulundum.

Tabii şimdi, başlangıcını verip, yine direkt sonuna atlıyorsun, peki nedir o süreç diye merak edilebilir, ki gerekli değildir dedik ama bilemiyorum belki de gerçektende en önemli kısımları bunlardır, yansılması gerekebilir. Lakin bunları ne kadar ortaya koyabilirim bilemiyorum açıkcası. Çünkü öncelikle dediğim gibi oldukça uzun olan o sürecin tüm içeriğini tam olarak hatırlayamıyorum, ki hatırlayıp yazsam bile bunlar size pek birşey ifade etmeyebilir de, ben şahsen bu sürecin oldukça kişisel bir durum olduğunu düşünüyorum. Benim geçirdiğin düşünce süreci ile başkasının geçireceği süreç apayrı olabilecektir diye hissediyorum ama bir yandan da varılan noktanın nihayetinde aynı noktada sonlanacağı kanaatindeyim, yani "Herşey dersler" noktasında.

Söylediğim gibi ben bu noktadayım yada en azından oldukça yakın bir noktada diyelim, içimde bir inanç taşıdığımı söylebilirim, ha ne kadar bunu bilinçli derinliği ile kavramış durumdayım bilmiyorum ama buna olan şiddetli inanıcım ile birlikte derinleşmeye çabalıyorum diyebilirim. İnanıyorum ki, şeylerin doğasının kökenine ilişkin dersler noktasında incelikli bir bakış,  o şekil bir "odaklanma" gayreti kişilerde bunu ortaya koymada oldukça faydalı olabilir. Bu çeşit kökene ilişkin sorgulayıcı bir odaklanmayı yeniden tavsiye etmek isterim. Ve bunlardan bahsetmişken önceki bir sayfada alıntıladığım bi celse alıntısını yeniden paylaşmak istiyorum. Sevgiler olsun kardeşim sana ve bu satırları okuyan diğer tüm dostlara...

C: Evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.

(Kasyopya celseleri- 9 Eylül 1995)

STT

#81
Kişinin kendi negatif yönleri üzerine eğilmesi ve bunları pozitife çevirmesi diğer insanlara da hizmet eder. Kendi karmaşasını giderememiş bir insan diğer insanlara ne derece yardım edebilir veya faydalı olabilir?

bozadi

#82
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen STT

Kişinin kendi negatif yönleri üzerine eğilmesi ve bunları pozitife çevirmesi diğer insanlara da hizmet eder. Kendi karmaşasını giderememiş bir insan diğer insanlara ne derece yardım edebilir veya faydalı olabilir?
Aynen STT. Maharaj üstat da "kendine yardımcı olamayan başkasına yardımcı olamaz" diye vurguluyor bunu.


bozadi

#83
Değindiğim farklı yaklaşımların birbirini dengeleyecek şekilde kullanımının hem doğal, hem de kaçınılmaz olduğunu tahmin ediyorum. Yani hepsinin "yeri" gelebiliyor diye düşünüyorum. Ama son günlerde bu yaklaşımlardan birinin uzunvadeli yönelim için biraz öne çıktığı sezgisi ağır basmaya başladı.

"Hayatın iyiliğe adanması" düşüncesi.

Her zaman bu zihniyette olamıyorum. Daha önce de değindiğim gibi, ruh halimin, moralimin durumuna göre farklı felsefi yaklaşımlar içine girip çıkıyorum ama "tamamen iyiliğe adanmanın" beni en çok rahatlatan, huzur veren, korku ve komplekslerin etkisini en çok azaltan yaklaşım olduğunu sezmeye başladım.

Dünyevi iyilik algılarımız, kavramlarımız tamamen yanlış değil tabi ki ama ben burada iyilik derken ille gündelik dünyevi hayatımızda falanca kişiye veya kişilere yapılacak somut iyilik davranışlarını kastetmiyorum. Bizler halen teknik olarak KH varlıklarıyız ve yaşam biçimimizin, düzenimizin doğası belirli bir miktarda KH frekansını şart koşuyor adeta. Ama KH kutbiyetinin epeyce güçlü olduğu olağan dünya hayatına uyum sağlamaya adanmanın BH kutbiyetimizi artırması da pek muhtemel değil diye düşünüyorum. Dolayısıyla, dünyevi hayatımızın olağan seyri içinde insanlarla iletişim ve etkileşim biçimimizde hemen veya ani davranış değişikliklerine yönelmeyi savunmuyorum, bunu akışına bırakmakta fayda var sanırım. İçten geldiği gibi davranmakta fayda var. Bu hususta önemli olan, hemen kalıcı devrimsel değişiklikler olmayacağını bilmek, kendimizden ve başkalarından yanlış, aşırı beklentiler içine girmemek.

Ama evet, yaşam anlayışımızda değişiklikler yapmamız gerektiğine inanıyorum. Varlığımızın anlam ve önemi, işlevi, görevi, sorumluluğu, aslı, asaleti, onuru konusunda.

Tüm varlık tamamen iyiliğe adanmalı nihayetinde. Başkalarının buna uyum sağlayıp sağlamaması, iştirak edip etmemesi çok önemli değil; daha doğrusu en önemli şey değil. Bu bizim dünyayla değil, varoluşla aramızdaki bir mesele, bir hukuk, bir hatırlayış temelde.

İyiliğe adanmayan bir hayatın meyvesi iyilik olabilir mi? Hele ki epeyce "KH'ye çekecek" şekilde tezgahtan geçirilen bir düzende, hayatta, iyilik yönünde güçlü, çok güçlü bir farkındalık ve adanma olmadan uzunvadede varoluş deneyimimizin iyilik, güzellik, doğruluk yönünde ilerlemesi mümkün mü? Bence değil. Hayat, varlık iyiliğe adanmalı, her zerresiyle. Bu bir anda anlaşılacak, bir anda kalıcı bir şekilde uygulamaya konabilecek birşey değil bence, en azından kendi deneyimlerimden aldığım sonuçlara göre. Gitgeller, çelişmeler, çatışmalar olacaktır. Ama nihayatinde başka bir yol olduğunu sanmıyorum. Bilinçli bir şekilde ve potansiyel olarak en küçük zerresine kadar tamamen iyiliğe adanmayan bir hayat gerçek, kalıcı iyiliğe, esenliğe götüremez.

Bu iyiliğin spesifik olarak "ne" veya "nasıl" olacağı, olması gerektiği gibi sorular çok anlamlı değil. Önemli olan niyet olarak iyiliğe tamamen adanmak. "Ben sadece iyilik için varım." diyebilmek. Kalbinizi, yolunuzu belirlemek, "iradenizi koymak." Dünyevi hayatın sosyo-ekonomik-siyasi-dini herhangi bir meselesinin, herhangi bir "davasının" nasıl sonuçlanacağının nihayette zerre kadar bir önemi olduğunu sanmıyorum. Dünyada iyilik olup olmadığı, dünyada iyiliğin egemen olup olmayacağının da nihai, mutlak bir önemi yok. Varoluşta iyilik var. Sizin, hepimizin kaderini, durumunu belirleyecek olan öncelikli şey dünyayla aramızdaki ilişki veya hukuk değil, varoluşla aramızdaki ilişki ve hukuktur. İyiliğe imkan ve hatta bir anlamda zorunluluk doğuran şey de buradan geliyor: Varlıktan. Mutlak varlık. Merkezi, bütünsel ve tek olan varlık. İyilik varlığın birliğinin doğal bir neticesidir. Varlık kendine neden kötü davransın ki? Ama işte "özgür irade" denen şey özellikle 3Y'de BH-KH kutbiyetleri arası gri bölgelerde epeyce hastalık, epeyce psikopati üretebiliyor gibi görünüyor, dünya hayatı örneğinde olduğu gibi.

Yani yapılan, olunan, yönelinilen, özdeşleşilen iyiliğin dünyada kendi hayatımız da dahil olmak üzere başkalarının hayatlarını, davalarını dünyevi bakış açısından ne ölçüde, ne şekilde etkileyeceğinin, neyi değiştireceğinin nihai bir önemi yoktur. Varoluşta iyilik, esenlik alemi (BH alemi) vardır ve önemli olan bizim o aleme yönelip yönelmediğimizdir. Böyle bir irademiz olup olmadığıdır. Biz öncelikle dünyada birşeyleri değiştirmekten ziyade kendi yolumuzu değiştirmeli veya belirlemeli, bilinçli olarak seçip adanmalıyız. Dünyada ne olup bittiği, neyin nasıl sonuçlandığı birinci derecede önemli değil. Biz iyilikle özdeşleşiyor muyuz, özdeşleşmiyor muyuz... BH'ye yöneliyor muyuz, yönelmiyor muyuz... Önemli olan bu sanırım. Dediğim gibi, bu bugünden yarına oturtulacak, netleştirilebilecek bir mesele değil. Kendimizden ve başkalarından aşırı beklentiler içine girmek zararlı olabilir. Ama üzerinde durmaya değer bir konu olduğuna inandığım için, görüşlerimde epeyce dalgalanmalar, git-geller olmasına rağmen bu husus üzerinde odaklanmaya çalışacağım.



bozadi

#84
Öncelikle kendi aklımızda, gönlümüzde, iyilikten başka, yani iyiliğe tamamen adanmaktan daha doğru, daha güzel bir yol olmadığını, olamayacağını hatırlamamız, inanmamız, güvenmemiz gerekiyor.

İyilik yoluna girerken en başta ve en çok kendimize iyilik yapmamız gerekiyor; o da yukarıda belirttiğim inancı aklımızda, gönlümüzde pekiştirme, bundan şüphe duymayacak hale gelme "iyiliğidir". Bu inanç, bu bilgi, bu farkındalık pekiştikçe, başkalarına yapılan hizmetin kalitesi, saflığı artacaktır diye düşünüyorum.

Ben burada iyilikten, iyilik yoluna girmekten bahsederken, günlük hayat biçimimizde ani ve radikal bir değişiklik yapmayı kastetmiyorum. O yavaşça, kendiliğinden olmalıdır, kendimizi zorlayarak değil. Yani benim kastettiğim şekliyle iyilik yoluna giriş, hemen somut ve kalıcı bir şekilde "başkalarına hizmet" moduna girmek anlamına gelmiyor. Bu önce tamamen bizim kendi içimizdeki bir sorgulama, deneme, hatırlama, onaylama süreci olacaktır. Bu süreçte olağan dış dünya hayatımızda birşeyleri olağan akışı dışına çıkmaya zorlamaya gerek olmadığını düşünüyorum. Doğru algı, doğru inanç yerleştikçe, pekiştikçe, dış dünyadaki eylemler özel bir zorlama gerekmeksizin, eforsuzca, kendiliğinden akacaktır.

Herşey aslında "düşünce" düzleminde olup bitiyor. Gerçekte düşünceden, bilinçten başka birşey yok. İyilik yapmak, başkalarına hizmet etmek de aslında öncelikle ve esasen düşüncede, bilinçte olan birşeydir. İyilik düşüncededir, bilinçtedir, inançtadır, iradededir.

Dünya hayatının alışkanlıklarının gözünden bakınca, bu biraz tuhaf, hatta saçma ve belki imkansız görünecektir. Ama hayatımızı iyiliğe adayabiliriz. Ve adamalıyız. Yapılacak bundan daha "iyi" birşey yok. Ve bu en başta kendimizi iyi etmeyi gerektiriyor. Kendine yardımcı olamayan başkalarına da olamaz. Öncelikle bizim iyiliğin anlam ve önemini hatırlamamız, tamamen emin olmamız gerekiyor.

Biz ona yönelsek de, yönelmesek de iyilik mevcuttur, BH mevcuttur. İyilik alemi mevcuttur ve aslında gayet de güçlü, egemendir. Bizim o alemin varlığını hatırlamamız, sezmemiz ve onunla birleşmeyi istememiz gerekiyor. Bataklık niteliğindeki dünya hayatı ilüzyonu/filmi, arzularıyla ve korkularıyla öylesine aklımızı başımızdan aldı ve alıyor ki, çok basit ve çok evrensel/varoluşsal birşeyleri kaçırıyor olabiliriz. Sezgi, sorgulama, bilinç artırma ve pekiştirme, inanç ve irade yoluyla KH batağından çıkmada işbirliği yapabiliriz.

bozadi

#85
İyilik yoluyla uyumlu hale gelme veya birleşme anlamında yapılabilecek şeylerden birinin şu olduğunu düşünüyorum: Aklımıza geldikçe ve istedikçe, kalbimizde iyilikten başka hiçbir şeyin (hiçbir olumsuz duygu ve düşüncenin) olmadığı birkaç saniye geçirmeye çalışmak.

bozadi

#86
İyilik zaten var. Sevgi zaten var. Bütün mesele, biz neden orada değiliz? Biz neden iyilik değiliz? Sevgi değiliz?

Dünya hayatının egemen koşulları bizi sonsuz mağdurluklar, suçluluklar, nefretler, acizlikler içinde bırakıyor. Arzu ve korku bombardımanlarıyla aklımızı başımızdan alıyor.

Hayat deneyimimizde çok, çok fazla olumsuzluk var. Sevgimiz, sevincimiz, pozitifliğimiz bu şiddetli olumsuzluk bataklığıyla etkin mücadele için yetersiz kalıyor. Dış alemden önce veya ziyade iç alemi, aklımızdaki, gönlümüzdeki durumu kastediyorum. Şiddetli sevgisizlikten, sevinçsizlikten, umutsuzluktan muzdaribiz, hastayız.

BH aleminde / deneyiminde sonsuz sevgi, sevinç, bilinç, huzur var.

İşte bizde olması gereken de bu. Olmamız gereken bu.

bozadi

#87
Terazinin bir kefesinde dünyevi varoluş hikayenizle ilgili tüm olumsuzluklar olsun, bilinçli olarak farkında olduğunuz ve olmadığınız. Diğer kefesinde sonsuz sevgi, sonsuz kudret.

Sonsuz sevgiyi, kudreti bilir, olursanız, dünya ilüzyonundaki hiç bir olumsuzluk miktarı sizi korkutamaz, KH'leştiremez.

Bütün mesele terazinin hangi kefesiyle özdeşleştiğiniz.

bozadi

#88
Tabi bu ve benzer görüşlerin olası pozitif ilhamıyla tüm korkularımızdan, dertlerimizden bir anda ve kalıcı olarak kurtulmayı beklememeliyiz. Doğru inancı/bilgiyi kaybedip tekrar bulacağız, tekrar kaybedip tekrar bulacağız, eğer bulmak istersek. Ve yeterince istersek, bu inanç, bu bilgi kalıcı hale de gelebilir.

bozadi

#89
Hayatını, varlığını iyiliğe adamanın iyi bir fikir olduğuyla ilgili ilhamlar almaya devam ediyorum bazen. Başka birşey için yaşamanın bir anlamı olmadığını algılıyorum o zaman.

Kastettiğim manasıyla iyilik anlayışıyla veya frekansıyla bağlantımı ciddi oranda yitirdiğimde, ki bu çok sık oluyor, onunla tekrar bağlantı kurmada en çok işime yaradığını keşfettiğim şeylerden biri, başka herşeyi geçici olarak da olsa bir kenara atarak, hatta bir bakıma silerek, unutarak varlığımı sadece ve sadece iyiliğe adama niyetini aklımdan, gönlümden geçirmeye çalışmak oluyor. Birazdan "olağan" hayatıma devam edecek olsam da, geçici olarak da olsa mekanik bir şekilde kendimi programlamaya çalışıyormuşum gibi, "ben %100, tamamen, sadece ve sadece iyilik için varım" gibi bir niyetlenme, iyilikle özdeşleşme hali. 

Varoluşumuzu düşünceler yönetiyor, belirliyor. Durduğumuz yerden düşünce yoluyla yapamayacağımız hiçbirşey olmadığını hissediyorum. Koşullarımızın karmaşıklığı ve yoğun olumsuz içerikleri nedeniyle bu göründüğü kadar basit birşey değil elbette ama yine de temel olarak çok, çok doğru. Bunun doğruluğunu algılayınca, güvenince "acizlik" duygusunda (programlamasında) bir zayıflama oluyor. "Ben Tanrı'yım" (En Yüce'nin bir parçası ve kendisiyim) fikriyle yakından bağlantılı bu. Ama bu fikrin iyilik felsefesiyle birleştirilmesi gerektiğini algılıyorum. Tanrı dediğimiz şey "varlık." Ve iyilik dediğimiz şey de aslında varlıkla ve dolayısıyla Tanrı'yla, tanrısallıkla çok doğrudan bağlantılı. İyilik varlıktır.

"Ortak İyiliğe" mutlak şekilde adanmak... Başka hiçbir şeyin bundan daha anlamlı ve önemli olmadığının farkına varmak... Buna niyet etmek... Bunun dünyevi hayatımızda hemen somut, spesifik bazı iyilik davranışlarına dönüşmesi gerekmiyor. Öncelikle epeyce negatiflikle, epeyce yalanla, sahtelikle dolu olan bilincimizi ve gönlümüzü bu bilinçle tekrar tekrar yıkamak, temizlemek gerekiyor. Başkalarına karşı somut iyilik davranışları içten, kendiliğinden geldiği ölçüde zaten gerçekleşecektir ve bu konuda bir beklenti, saplantı, endişe duymaya gerek yok. Mükemmellik beklentisi içinde olmaya, buna dair stres ve kaygı duymaya gerek yok. Mutlak iyiliğe yönelmenin mutlak varlığa yönelmekle, ona dönüşle aynı şey olduğunu gördüğünüzde, hatalar, günahlar, yanlışlıklarla ilgili endişeler giderek kayboluyor. Hiçbir sorunun çözümsüz olmadığını algılıyorsunuz. İyiliğin, varlığın özü böyle birşey.

Tanrı'ya, öze yönelmek, onunla birleşmek, iyiliğe yönelmektir, onunla birleşmektir. Herşeyin tekliğini hatırlamak, bilmektir. Her türlü kötülüğe, hastalığa karşı da en etkili mücadeledir.