BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Qui-gon jinn

#45
Şunuda eklemeliyim ki, sizde farkındasınızdır, Kasyopya celselerindde sadece bu konuda değil elbet, nice hususta çelikli görülebilecek tersi yönde ifadeler mevcut oluyor hep. Hatta çok spesifik denilebilecek bilgilerde bile zaman zaman böyle olabiliyor. Örneğiyle 19 milyon, 119 milyon meselesi gibi. Sorulduğunda verilen "her ikiside" cevabına yapılan, "her iksiside olmaz" itirazına ise "Her şey algılayıcıya göre değişir." diyerek karşılık veriliyor. Varoluşun, gerçekliğin akışkan ve herşeyi herzaman var ve münkün kılan çok boyutlu doğası gereği bir parça anlayabiliyorum bunları ama 3.yoğunluk zamana bağlı bir birey olarak her zaman kafamın karıştığını ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamakta çok zorlandığımıda itiraf etmeden geçemeyeceğim maalesef.Sanırım bazı şeylerin gerçek mahiyetini anlamada daha üst bir düzey düzlemde bulunmak elzem gibi, bu seviyede bu kadar sanırım...

bozadi

#46
Anlayabildiğim kadarıyla, "Kendiyle ilgilenmeme" cevapları, "nasıl BH'leşilir?" gibi bir soruya verilmiş yanıtlar değil. BH profiline (%51 veya üstü BH'ye) ulaştıktan "sonra" içinde bulunulan halin veya tavrın bir tanımlaması gibi. Elbette ille %51 BH'ye ulaşmadan önce de, tüm BH kutbiyeti artışlarının neticesinde "başkalarına" hizmet düzeyi artıyor olacaktır. Dolayısıyla "kendiyle ilgilenmenin azalması" faktörü %51 düzeyinin altındaki BH artışları için de geçerli olacaktır ama sonuçta teknik olarak halen KH sınırları dahilinde olunacaktır ve kendiyle ilgilenmek son derece doğal ve gerekli olacaktır.

Bizim durumumuzda "kendiyle ilgilenmek" son derece doğal, kaçınılmaz ve hatta gerekli görünüyor. Ama "kendiyle ilgilenişlerin" bazıları KH kutbiyetini artırırken bazıları BH kutbiyetini artıracaktır. İşte sanıyorum K'ların "kendi üzerinde çalışma" dedikleri şey de aslında kişide BH'leşmeyi bloke eden düşünce ve inanç kalıplarının farkına vararak onlardan kurtulmayı ifade ediyor bir şekilde. Yani kendinle ilgileniyorsun, kendini daha sağlıklı, daha bilinçli, daha vicdanlı hale getiren düşünce ve/veya inanç değişiklikleri yapıyorsun ve böylece BH kutbiyetinde artış meydana geliyor. "Kendi üzerinde çalışma", KH kutbiyetinin azalıp %51 BH'ye doğru ilerleyiş süreci için bir tavsiye. Ama %51'in altındayken de, üstündeyken de, BH kutbiyeti arttığı sürece kendi çıkarlarından/ihtiyaçlarından ziyade başkalarının çıkarlarına/ihtiyaçlarına hizmet eğilimi artıyor olacak.

Eckhart Tolle'ün vb. ego konusundaki çalışmaları, önerileri de "kendi üzerinde çalışma" örnekleri olarak görülebilir ve bu anlamda çok faydalı yönleri olduğunu düşünüyorum.

Egoyu tanıyıp ondan arınma süreci anlamında "kendi üzerinde çalışma", BH'leşme için doğal ve gerekli bir çaba gibi görünüyor bizim durumumuzda.


K'lar önümüzdeki süreç için "kaosun" tırmanacağı uyarısında bulunuyorlar. Yani zaten yeterince zor ve sıkıntılı olan süreç daha da zorlaşacak, daha büyük sıkıntılar meydana gelecek muhtemelen ama bizim egomuzu tanıma ve ondan arınma anlamında, sanal bir platform üzerinden de olsa tartışma, fikir yürütme, çözüm arayışı çabalarımızın giderek yoğunlaşarak hepimize derin faydalar sağlamasını dilerim.

Qui-gon jinn

#47
Bende bunu benzer mahiyette düşünüyorum evet. "Kendin ile hiç ilgilenmemeyi" olmuş olan, "kendi üzerinde çalışmayı" ise o olmuş olan hale giden yol gibi algılıyorum ama yinede emin değilim açıkcası. Varoluşun doğası gereği acaba diyorum illede belirli bir süreci geçirmek gerekiyor mu? Bir anda bir atlama gerçekleşmesi durumu olabilir mi? Böyle değişik olasılıklarda geliyor aklıma. Bu bağlamda, Eckhart Tolle demişken ilginç oldu, üstadın kendi anlattığı aydınlanma hadisesi geldi aklıma. Üstat kendisi hiç bu spritüel konulardan bi haber durumda iken, bir gece ansızın uyanıyor ve çok kısa denilebilecek bir düşünce sürecinden sonra (evet burda bir süreç var yinede :) Tak diye nirvana ulaşıyor. Başkaları bu yollda nice bilgilerle haşır neşir olup, ömrünün büyük bölümünü harcarken, üstat başına ne geldiğini anlamıyor bile ve ancak yıllar boyu spritüel bilgilerle tanışıp, öğrendikten sonra, nicelerinin peşinde olduğu şeyin kendi başına geldiğini anlıyor. Çok enteresan gerçekten. Neyse, Tam BH ile ilgili celsede de benzer bir hal var gibi gibi ama yine emin değilim, bilemiyorum, hiç net değil kafamdaki düşünceler ama dedikleri gibi sınırsız olasılıklarla da düşünmeye çalışıyoruz işte. Neyse artık, selamlar, sevgiler diyelim yine ve başta kendim dahil herkese daha fazla anlayış dolu bir yıl dileyerek bitirelim...

C: Şimdi sizin için bir blok-yıkıcı: Tam BH profiline ulaşan 3'üncü yoğunluk varlıkları otomatik olarak anında 4'üncü seviyeye geçer!

S:(TR) Bir anda yok mu olurlar? Bunu yapan insanlar oldu mu?
C: Evet.

S:(F) Evet, bunu duymuştum. (TR) Her zaman bir sürü insan kayboluyor. (L) Ama bunun o kadar çok olduğunu sanmıyorum... (F) Ama olmuş. (J) Bazen insanlar kayboluyor ve bir daha onlardan hiçbir haber alamıyorsun. (F) Ani bir ışığın gelmesiyle insanların aniden ortadan kaybolması gibi olaylar var; aniden bir ışık ortaya çıkıyor ve puf! (TR) Kendi kendine yanma olayları gibi... (F) Hayır... (J) Kendi kendine yanma gibi değil çünkü o durumda beden kalıntıları duruyor. (F) Bir grup insan birlikte otururken aniden çok şiddetli bir ışık meydana geliyor ve kişilerden biri kayboluyor. (L) Bir daha ortaya çıkmıyor mu? (F) Hiç! (TR) Bunu sormak istiyorum, daha önce sorulduysa biri beni durdursun, tam BH profili nedir? (L) Kendine tamamen ilgisizlik.
C: Evet.

S:(L) Yani kendin için, kendini tatmin için hiçbir yapmıyor ve düşünmüyorsun. Bunu sürekli olarak başkaları için yapıyorsun. (TR) Lanet olsun, o zaman daha çok işim var... (Koro) Hepimizin var!

Gaia

#48
Kendiyle ilgilenmemek demek 'ben' ile ilgilenmemek demektir. Sahipli, arzulu düşünmeyi bırakmaktır. Benci'liği bırakma olayıdır. Bu da gayet bh leşme hareketidir. Eckhard ın ego çalışması bununla ilgili.

bozadi

#49
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

 Varoluşun doğası gereği acaba diyorum illede belirli bir süreci geçirmek gerekiyor mu? Bir anda bir atlama gerçekleşmesi durumu olabilir mi? Böyle değişik olasılıklarda geliyor aklıma. Bu bağlamda, Eckhart Tolle demişken ilginç oldu, üstadın kendi anlattığı aydınlanma hadisesi geldi aklıma. Üstat kendisi hiç bu spritüel konulardan bi haber durumda iken, bir gece ansızın uyanıyor ve çok kısa denilebilecek bir düşünce sürecinden sonra (evet burda bir süreç var yinede :) Tak diye nirvana ulaşıyor. Başkaları bu yollda nice bilgilerle haşır neşir olup, ömrünün büyük bölümünü harcarken, üstat başına ne geldiğini anlamıyor bile ve ancak yıllar boyu spritüel bilgilerle tanışıp, öğrendikten sonra, nicelerinin peşinde olduğu şeyin kendi başına geldiğini anlıyor.
Maharaj da üstadından aldığı altın tavsiye ("en yüce olansın" düşüncesine odaklan) üzerinde, yanlış hatırlamıyorsam 3 yıl kadar odaklandıktan sonra meşhur aydınlanmasını yaşamış.

K'lar "farkındalıkta bir kuantum sıçraması" gibi birşeyden bahsetmişti. Belki bununla bağlantılıdır, belki değildir; bilmiyorum.

Bu tür "hızlı (ve kalıcı) uyanış" olayları yaşayan kişilerin önceki enkarnasyonlarından yapılmış ciddi yatırımlar olduğunu tahmin ediyorum. Hepsi değilse de çoğunluğunun böyle olduğunu varsayıyorum.

Ama kendi adıma (şimdilik) şundan eminim ki, ne Maharaj ne Eckhart ne de başka biri (belki adını bildiğimiz veya bilmediğimiz birkaç istisna dışında) ne kadar "uyanmış", aşmış, nirvanaya varmış gibi görünseler de BH kutbiyetleri %51 veya üzerinde değildi. İnsanlığın genelinde BH kutbiyeti o kadar düşük ki, ortalamanın çok üzerine çıkanlar sanki Tanrı'yla (mutlak) birleşmenin eşiğine gelmiş gibi algılanıyor belki de; bu algının yanlış olduğunu düşünüyorum. %51 BH düzeyindeki bir 4. yoğunluk varlığıyla karşılaşsak, bize "Tanrı" gibi görünebilir belki, örneğin. Tasavvufta fenafillah/bekabillah gibi isimlerle anıldığını sandığım durumların da %51 BH düzeyinin altında (ama ortalama insanın BH düzeyinin epeyce üzerinde) olduğunu düşünüyorum.

Son alıntı için teşekkürler, aradığım açıklamalardan biriydi.


<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Orjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Kendiyle ilgilenmemek demek 'ben' ile ilgilenmemek demektir. Sahipli, arzulu düşünmeyi bırakmaktır. Benci'liği bırakma olayıdır. Bu da gayet bh leşme hareketidir. Eckhard ın ego çalışması bununla ilgili. [/quote] Evet. "Çelişki mi, değil mi?" diye tartıştığımız husus için bu da bir açıklayıcı yanıt olabilir.



Qui-gon jinn

#50
Evet, geçmiş enkarnasyonlar olasılığını bende düşünüyorum, başkada nasıl olur bilemiyorum. Son enkarnasyonunda olsa bile dışarıya hiç yansımayan bilinçaltı, üstü en azından bir süreç mutlaka işlemiştir diye düşünüyorum. Evren bir okul, herşey derslerden ibaret ise eğer ruhsal "tekamül" gereği böylede olmalıdır sanırım.

Velhasıl böyle diyoruz ama birde olasılıkların sınırsız olduğu gerçeği var tabii. Aşağıya beni benden alan Kasyopya aktarımlarından birini yazacağım. Şimdi düşünüyorum, bir kişi gelip sadece orada yazanın gerçek mahiyetini anlasa, söylendiği gibi; "sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilecek" mi yani?

C: Evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
 
(Kasyopya celseleri- 9 Eylül 1995)



Vay be! (Cem Yılmaz'ın söyleyişi ile) Bu kadar kolay mı yaaa!...:) Hadi bakalım öyleyse, sevgiler.

bozadi

#51
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Velhasıl böyle diyoruz ama birde olasılıkların sınırsız olduğu gerçeği var tabii. Aşağıya beni benden alan Kasyopya aktarımlarından birini yazacağım. Şimdi düşünüyorum, bir kişi gelip sadece orada yazanın gerçek mahiyetini anlasa, söylendiği gibi; "sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilecek" mi yani?

C: Evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
 
(Kasyopya celseleri- 9 Eylül 1995)



Vay be! (Cem Yılmaz'ın söyleyişi ile) Bu kadar kolay mı yaaa!...:) Hadi bakalım öyleyse, sevgiler.
"Herşey 7. yoğunluk" şeklindeki diğer bir açıklamayı da çağrıştıran vurucu bir açıklama gerçekten.


bozadi

#52
İyiliğe, şifaya odaklı bir yaşam tarzına evrilme niyetiyle bazı çabalarımı ve önerilerimi paylaşıyorum. Bunu yapmak istememin nedenlerinden biri de, bu çabamı şu veya bu ölçüde şeffalaştırmak ve eleştiriye, yoruma açmak. Yani muhtemel sorunlu yanlarının tespitini ve geliştirilmesini sağlamak. Dolayısıyla her ne kadar elimizdeki kaynakları mümkün olduğunca göz önünde bulundurarak hareket etmeye çalışsam da, önerilerim tamamen deneyseldir, zaman içinde ciddi değişimler gösterebilir.

İyilik ve şifa üzerinde yoğunlaşmaktan bahsetsem de, bu yöndeki bizzat kendi çabalarım bile kesinlikle gün boyu sürmüyor. Çok zıt yönler, duygular, davranışlar arasında gidip geliyorum genellikle.

Hatta, daha önce eleştiriler paylaşan arkadaşların dikkat çektiği bir hususa benzettiğim şöyle bir durumla da karşılaşıyorum: Bu çaba, yayı belirli bir yöne zorlamaya benziyor biraz. Yay serbest kaldığında zıt yöne doğru hızlı bir savrulma meydana gelebiliyor ve bu da insanı afallatıyor. Yani normallerinizi belirli bir yönde değiştirme anlamında zorladığınızda ve belirli bir mesafe katettiğinizde, bir süre sonra hiç beklemediğiniz bir şekilde ters yönde savrulmalar yaşanabiliyor. Çeşitli nedenleri olabilecek bu durum, söz konusu çabanın ille de zararlı veya faydasız olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Kondisyon anlamında "ham" olmayla ilgili olabiliyor örneğin. "Normallerinizin" ne kadar köklü olduğuna bağlı olarak, o normallerin gerçekten değişmesi, gelişmesi gerektiğinden emin olsanız bile, konfor, alışkanlık, değişimle ilgili belirsizlik, endişe, korkular vs., teşebbüste "ikircikliliğe" neden olabiliyor. İkircikli veya şüphede olmasanız bile eski ve köklü normaller insanı kolayca geri çekebiliyor ve hatta hafiften cezalandırır gibi ters yöne savurabiliyor. Dediğim gibi, bu biraz karmaşık bir durum. Zaman içinde keşfedebileceğimiz çeşitli nedenleri olabilir. Dolayısıyla bu ters "yaylanma" etkisi bizi hemen caydırmamalı, yıldırmamalı; önemli olan değişim, gelişim kararınızın samimiyeti ve gücü. Sık sık örnek verildiği gibi, başarı için bazen epeyce deneme yapmanız gerekiyor. Başlarda çok hayalkırıklığı yaratacak kadar yetersiz sonuç aldığınız, yol katedemiyor gibi göründüğünüz bir durumda, zaman içinde değişim gerekliliğiyle girişilen denemelerle birlikte farkındalık artışı oluyor, yeni denemeleri daha bilinçli yapma imkanları doğuyor yavaşça da olsa. Bu bahsettiğim çabanın ilhamını ve bu ilhama dayalı kararları yıllardır kim bilir kaç defa alıp sonra vazgeçmişimdir ama değişimin zorunluluğunu tekrar tekrar hissettiren durumlar karşısında tekrar tekrar denedikçe, zaman içinde bir deneyim birikimi oluyor. Dediğim gibi, hala gün içinde defalarca bu girişimin bilincinden uzaklaşsam, çok alakasız frekanslar içinde debelenip dursam da, bir yandan da motivasyonumda giderek bir derinleşme ve bilinç artışı da oluyor. Dünya insanlığı realitesindeki kıyametimsi gelişmelerdeki ürkütücü tırmanışlar da "motivasyonumu" yükseltici etki yapıyor :) (bazen tüm motivasyonumu tamamen kaybeder gibi olduğum zamanlar yaşasam da).

Bu "hayatını iyiliğe, şifaya adama" düşüncesini böyle alelade paylaşıyor gibi görünsem de, bu aslında öyle hemen başkalarına ilan edilmesini tavsiye edebileceğim birşey değil. Bu bir tür düşünsel tohum aşaması yalnızca. Dış dünyada başkalarına karşı davranış şeklimiz hemen kalıcı bir şekilde meleksi bir değişim gösterecek değil. Hayatımız özellikle olağan toplumsal şartlarda eskisi gibi devam edecektir. Ben bugünden yarına yaşam şeklimizde zoraki değişimler yapmayı önermiyorum. Kendi içimizde, yavaş bir düşünsel yaşam tarzı değişikliğinin imkanını sorguluyorum. Bununla ilgili deneyler yapmaya çalışıyorum. Eğer söz konusu çabalar kendi içimizde kök salmaya başlarsa, dış dünyaya yönelik tavır ve davranış şekillerindeki değişimler büyük ölçüde "kendiliğinden" meydana gelecektir. Dolayısıyla özellikle dış dünyada (kendi benliğimizin, iç dünyamızın dışında) herhangi bir somut davranış değişikliği gibi bir zorlamaya hiç gerek olmadığını düşünüyorum. Çok çok içerde, deneme amacıyla yapılan bir tohumlama çalışması.

Tamamen iyiliğe, tamamen şifaya dayalı bir yaşam tarzı benimsenebilir mi? Başkalarına Hizmet varlıklarının tamamen iyiliğe dayalı bir yaşam/varoluş şekli olduğu anlaşılıyor. Bizim  içinde bulunduğumuz ortam ve şartlar böyle birşeyi çok desteklemediği gibi, aksi yönde şiddetli baskılar olduğu söylenebilir. Ama bu durum bizi çıkmazlara sokuyor gibi geliyor. Ne KH ne de BH doğrultusunda kutuplaşamama, ilerleyememe gibi bir durum. Tabi kıyamet süreci çok enteresan gelişmelere gebe. Yıkıcı, zorlayıcı, şok edici, travmaya uğratıcı şeyler arttıkça bu durum hiç beklenmedik BH kutuplaşması imkanları da doğurabilir (bunun şekli, şemali, nasılı çok belirsiz olsa da). Ama rüzgarlara, fırtınlara hazırlıksız yakalanmak, var olan BH kutbiyetinde ciddi kayıplar yaşanmasına da neden olabilir. Dolayısıyla, kendi adıma, şiddetli fırtınaları, yıkımları beklemeden (ki aslında bu süreçler zaten çoktandır başlamış durumda; tırmanışta), K'ların "kendi üzerinde çalışma" dedikleri şeyle ilgili olduğunu düşündüğüm, psikolojik, ruhsal, varoluşsal sorgulama ve öze dönüş, sahte kişilikten arınıp gerçek benliği ortaya çıkarış çabalarının gerekli, faydalı olacağını düşünüyorum.

Elbette algılarımın, önerilerimin, henüz paylaşma imkanı bulamadığım pek çok ayrıntısı var.

bozadi

#53
Tek bir şey üzerinde yoğunlaşmanın önemini fark ediyorum sık sık. Hani, bir büyüteçle güneş ışığını iyice odakladığınızda, o ışık "yakıcı" etki göstermeye başlar. İşte, iradenin tek bir noktaya odaklanmasının da böyle güçlendirici bir etkisi olduğunu algılıyorum, ki bu zaten beklenmedik veya şaşırtıcı birşey değil ama bunun önemini sıkça gözardı ettiğimin farkına vardığım için not alma, vurgulama, paylaşma ihtiyacı duydum.

İki insan arasında aşk oluştuğunda da buna benzer birşey olmaz mı? Tüm dikkat bunun üzerinde odaklanır, adeta gözler başka birşey görmez. Akılda ve gönülde başka şey kalmaz. Sevilen, aşık olunan kişi veya bu iki kişi arasında oluşan durumdan başka. Bu anlamda aşkın veya güçlü sevginin "birleştirici" bir etkisi olduğu düşünülebilir sanırım. Bazen aşk değil nefret veya başka herhangi bir yoğun duygu da insanın gözünün kararmasına, odaklanılan şey dışında hiçbir şey görmemesine neden olabilir. Obsesyon veya takıntı denen şeyde de buna benzer bir yoğunlaşma, dikkatin tek bir şey üzerinde odaklanması faktörü var. Dolayısıyla "birleşme, tekleşme" bazen olumsuz bir çağrışıma veya anlama da gelebilir ama elbette benim burada kastettiğim şey gayet pozitif manada bir birleşme, tekleşmedir. İradenin gerçekten olumlu birşey üzerinde yoğunlaşması, güçlü, yol katettirici, sonuç alıcı bir duruma gelmesi. Bu konu bana bir de bilgisayar harddisklerinde yapılan "defrag" (defragmantasyon) adlı bir işlemi hatırlattı. Harddiskte çok dağınık bir şekilde yayılmış  (ve bu nedenle veri erişiminde gecikmelere neden olan) verilerin daha derli toplu bir hale getirilmesi, böylece veri erişiminin daha hızlı ve istikrarlı hale getirilmesi.

Fragmantasyon ve defragmantasyon yanlış bilmiyorsam psikoloji (akıl/ruh sağlığı) alanında da kullanılan terimler. Kişinin benliğininin sorunlu bir şekilde dağılmış olan parçalarının tekrar bütünleştirilmesi anlamına geldiğini sanıyorum, kabaca.

İşte, dikkatin, bilincin, iradenin belirli birşey üzerinde yoğunlaştırılmasının da, psikolojik anlamda defragmante edici (dağılmış parçaları birleştirici) bir etki yapacağı sonucunu çıkarmak yanlış olmaz sanırım. Bilincimizin parçalarının orantısız, çelişkili, çatışmalı, uyumsuz biçimlerde çok dağınık hale gelmesi, özellikle zaman içinde ruh sağlığını çok olumsuz etkileyebiliyor. Hem fiziksel hem de psikolojik anlamda gücü ve direnci düşürücü ve dolayısıyla stresi artırıcı etkiler. Zincirleme olarak pek çok başka olumsuz sonuçlarla da bağlantılı.

Meditasyonun sağladığı veya sağlayabileceği en önemli faydalardan birinin de, kişinin dış dünyadaki sayısız (ve sorunlu) uyaranlarla bölünen, zayıflayan dikkatini kendi üzerinde yoğunlaştırma imkanı olduğu kabul edilebilir sanırım. Aynı şekilde, derin bir uykunun da çoğu zaman böyle bir etkisi olduğunu biliyoruz.

İşte, hayatımızı aşağı-yukarı (mümkün olduğunca) tek bir şey üzerinde odaklama fikrinin ve önerimin altında yatan faktörlerden birinin de bu "bilinci, iradeyi toparlama, böylece güçlenme ve somut bir şekilde yol kateder hale gelme" ihtiyacıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.

Hayatımızı üzerinde odaklamaya değer bir amaç olarak da, "başkalarına hizmet" kavramının yanlış olmayacağını düşünüyorum. Tabi bu kavramdan ne anlaşıldığı da önemli. Önceki birçok mesajımda da görülebileceği gibi, ben şu anda bu kavramı daha çok "iyilik/şifa" olarak yorumlayarak ifade edegeldim. Kendi fikir yürütmelerim ve sizlerin olası öneri ve eleştirilerine bağlı olarak birçok düzeltme, güncelleme yapmam gerekebilir.


bozadi

#54
Tüm sorunumuzun ego olduğu söylenebilir, bir bakış açısıyla.

En büyük, en derin mutluluğunuzu, huzurunuzu, güveninizi, şimdi ve burada koşulsuz-kayıtsız deneyimleyebilmeniz, egonun tersidir bana göre. Ego bunun yapılamamasıdır. Varoluşla bağlantılı en temel, koşulsuz, şartsız, doğal, kendiliğinden olan huzurun, güvenin, sevincin kaybıdır; bunların dünyevi oyunumuzdaki/ilüzyonumuzdaki bir takım şartlara bağlanması, bir tür ebedi erteleme sürecine sokulması ve bunlardan (gerçek iyiden, huzurdan, güvenden) sürekli uzaklaşılmasıdır.

Şimdi ve burada, dünyayla ilgili herşeyden (herhangi birşeyle ilgili herşeyden) bağımsız olarak huzur, güven, sevgi, sevinç duyumsayabiliyor, deneyimleyebiliyor olmamız gerekir(di). Bunlar tüm deneyimlerin ayrılmaz bir parçası olabilir; bunlar gerçek "ben"in (varlığın) ayrılmaz birer parçası, kendisi muhtemelen.
 
Dünya hayatı aklımızı (vicdanımız, sağduyumuz dahil) başımızdan alıyor sanırım. Elbette dünya hayatı bizi etkiliyor, onunla etkileşiyoruz; bu çok normal. Ama varoluşumuzla bağlantılı en temel huzuru, güveni, sevinci, sevgiyi neredeyse kesintisiz bir şekilde kaybedecek kadar mı? Burada ciddi bir sorun var. Burada bir akıl veya ruh hastalığı söz konusu muhtemelen. Dünya hayatının ortalama şartları açısından düşünülecek olursa çok anormal değil belki; çünkü o şartlar açısından bakılırsa, mutsuzluk, nefret, hastalık... o kadar sıradan, o kadar normal ki...

Büyük, çok derin (en derin!) rahatlama ve doygunluk... Şimdi ve burada. Dünyadan, herhangi belirli bir şeyden, şeylerden bağımsız. Dünyevi yaşam şartlarımızla ilgili arzu ve korkular, bu basit ama çok önemli deneyimden uzaklaşmamıza, aradaki mesafeyi açmamıza neden oluyor. Sonuç olarak stresler, üzüntüler, korkular, nefretler, hastalıklar artıyor.

Bir kez daha, kendim düzenli bir uygulayıcısı olmadığım halde, meditasyonun (ve benzer başka uygulamaların) bu bağlamdaki önemine dikkat çekmek istiyorum. Zihnini (dünyevi arzu ve korkuların zihni şiddetli bir şekilde meşgul etme gücünü) boşaltmak, sakinleşmek, rahatlamak, gevşemek, durulmak... Farkına varmadan kendi kendimize yapmakta olduğumuz işkenceleri gevşetmek anlamına geliyor bu.

İnsanın tek başına, durduğu yerde, az-çok bir sessizlik içinde, arayıp arayabileceği, bulup bulabileceği tüm (veya en, veya bol) evrensel/varoluşsal huzura, sevince kavuşması kulağa biraz garip geliyor, değil mi? Tabi bunu söylerken insanın her zaman tek başına, başkalarından ve genel olarak hayattan/faaliyetten yalıtık olması gerektiği anlamında söylemiyorum. Ama bu yalıtık görünümlü durumda elde edilebilecek (hatırlanabilecek, tekrar bağlantı kurulabilecek, tekrar özdeşleşilebilecek) olan huzur ve güvenin, "hayata" (dünya hayatı ilüzyonuna) dönüldüğünde mümkün olduğunca kaybedilmemesi, azaldığında tazelenmesi, giderek güçlendirilmesi, derinleştirilmesi gerektiği anlamında söylüyorum.

Egodan sıkça "sahte benlik" olarak bahsedildiğini duydum. Ne kadar doğru! Gafil benlik, ahmak benlik, cehennem benliği, işkence benliği gibi isimlendirmeler de yapılabilir belki. Mevcut yaşam şartlarımız bakımından adeta kaçınılmaz olsa da, bu sahte, berbat benlik hepimiz için en temel sorun veya sorunlardan biri.

BH'leşmeyle ilgili bu başlık altında, BH konusuna, BH'leşmeye çeşitli yönlerden yaklaşmaya çalışıyorum ve şimdi bir kez daha "ego" konusunun da bu amaçla ele alınmasının ne kadar gerekli, faydalı olduğunu anlıyor, hatırlıyorum. Önerdiğim diğer yaklaşımlar ve bundan sonra ben veya herhangi bir katılımcının önerebileceği yaklaşımlar da büyük resmin önemli bir parçası olabilir. Ama odağımı kaybetmezsem, bir süre daha ego konusu üzerinde durmaya, derinleşmeye çalışacağım.

bozadi

#55
İyiliğin ne demek olduğunu doğru anlamamız, doğru hatırlamamız gerekiyor. Dünyanın, hayatın, varoluşun en basit şeyi bu aslında, ama içsel ve dışsal şiddetli egosal şartlar nedeniyle aynı zamanda "en zor" olanı.

İşin özü, tüm varlıkların (daha doğrusu "varlıkçıkların") aslında tek varlığın parçaları ve kendisi olmalarıyla ilgili. Eğer varlık tekse, birse, ve tüm varlıkçıklar aynı ve tek olan varlığın (aynı ağacın) uzantılarıysa, o zaman herhangi bir varlıkçığın herhangi bir başka varlıkçığa kötülük yapması (bencilce zarar vermesi) aslında dolaylı olarak o varlıkçığın kendi kendine zarar vermesidir. Varlıkçığın Varlık'ın bir parçası ve kendisi olduğu (Varlık'ın tek olduğu, ondan başka birşey olmadığı) bilincine sahip olmaması (veya bunun tersi yönde bir bilince sahip olması) sonucunda meydana gelen bir durum veya sapma, ego.

İyilik güdüsü, bu birlik/teklik hakikatinin farkındalığından, sezgisinden kaynaklanan bir durum sanırım.

Biz melek değiliz, hatta biraz da yaşam şartlarımızın mecbur kılmasıyla, gayet ego temelli hayatlar yaşıyoruz. Ama 4y'nin eşiğinde sayılabileceğimiz şu dönemde ve "kıyamet" dediğimiz giderek tırmanan yıkım/dönüşümü de dikkate aldığımızda, belirli bazı bilgi kaynaklarına dayalı bu sanal tartışma ortamı yoluyla birbirimize sunabileceğimiz en önemli desteklerden, yardımlardan birinin, içimizdeki BH potansiyelini açığa çıkarmaya yönelik niyet ve odaklanma çabaları olabileceğini düşünüyorum. Yakın sayılabilecek geçmiş celselerden birinde "yaşam tarzı değişiklikleri" önerilmişti, yanlış hatırlamıyorsam. "Kendi üzerinde çalışma" faktörü de birkaç kez vurgulandı. Ve bir de, gerçek benliğin, kalbin ortaya çıkması için sahte benliğin sona ermesi gerektiğine dair birşeyler söylenmişti.

İşte, iyilik kavramının aslına dair farkındalık artırma ve özdeşleşme çabalarının, sahte benliği (egoyu) zayıflatıcı, BH eğilimini güçlendirici bir desteği olacağını düşünüyorum ve bu yöndeki kendi çabalarımı hem istikrarlı pozitif sonuç alma durumuna göre bir öneri olarak, hem de belirsiz ve şüpheli yönleri bağlamında bir eleştiri/tartışma konusu olarak gündeme getirmeye çalışıyorum.

Şöyle bir sezgim ve iddiam var: İyiliğin aslında ne demek olduğunu gerçekten hatırlamaya, sezmeye ve onunla birleşmeye, özdeşleşmeye başladığınızda, sahte benliğinizden (egonuzdan) arınmaya başlıyorsunuz. Herşeye, hayata, varoluşa bakışınızda önemli, temelli bir değişim meydana gelmeye başlıyor. Kendimde en çok dikkatimi çeken değişim "korku" duygusunda çok hızlı bir azalma olması. Yani, meditasyonel denebilecek (odaklanmış) bir bilinç modunda iyilikle özdeşleşmem (tüm varoluşumu tamamen iyiliğe adamam, buna samimiyetle niyet etmem) ölçüsünde, az önce içinde olduğum şiddetli ve derin korkuların hızla eriyip yok olduğunu gördüm. Bir kabustan uyanışa da benzetilebilir bu. Ama o bilinç modundan çıktığımda ve büyük ölçüde egosallığa dayalı olağan yaşam akışına döndüğümde, kısa süre içinde endişeler, korkular, nefretler yine tırmandı.

İyilikle birleşmeye, özdeşleşmeye yönelik niyet yoğunlaştırma çabalarımda yararlandığım yöntemlerden biri, normal benliğimi geçici olarak da olsa tamamen geride bırakmak; iyiliğe, şifaya dayalı yepyeni bir yaşam veya varoluş biçimini test etmek, yoklamak. Örneğin, gerçekçilikten biraz uzak olsa da, o anda az-çok sessizlik, sükunet içinde oturduğum o yerden sanki hiç kalkmayacakmışım, fiziksel olarak sonsuza kadar orada öylece duracakmışım gibi varsayıyorum bazen. Bu ilk bakışta saçma olmanın ötesinde biraz korkutucu, klostrofobik bir düşünce gibi görünebilir ama aslında bana müthiş huzur veren bir yönü var. Çünkü özgürüm. Müdahale yok. Olağan yaşamın açık veya örtülü biçimde şiddetli egosallığa dayalı kargaşası,endişesi yok. Tüm deneyimlerin aslında bilinçte, düşüncede yaşandığını bildiğim için, bu konuda bir endişem olmadığı için, en azından bilincimi ve varlığımı optimal bir düzeyde toparlayana kadar bu hayattan tamamen çekilmek kötü bir seçenek gibi görünmüyor o anda bana. Ama bu pek mümkün değil. Zaten öyle "bi oturuşta" bilincimle, varlığımla ilgili tüm meseleleri çözümlemem de mümkün değil. Çok, olağanüstü derecede zorlayıcı bir dış faktör olsa, belki o durumun itkisiyle, motivasyonuyla bir kerede, bir yoğunlaşmada epeyce bilinçsel ilerleme kaydetmek mümkün olabilir, bir ihtimal, ama öyle bir itici, kamçılayıcı etki de yoksa, olağan yaşama dönüp, sonra mümkün ve müsait durumlarda tekrar tekrar o pozitif niyete yoğunlaşmak, daha dengeli, daha doğal, daha sağlıklı bir gelişim, değişim sağlayacaktır diye düşünüyorum. Zor ama kesinlikle imkansız değil.

İyilikle birleşmek, iyi'leşmek aslında varlıkla birleşmek, var'laşmak, varlığını artırmak demek. Gerçek, evrensel/tümsel varlığın eylemi iyiliktir. Bu aslında özünde "başkasına" değil, "kendine" yönelik bir iyiliktir. Çünkü varlık birdir, tektir. Kötülük, şiddetli bencillik dediğimiz yolun en nihai sonu yokoluştur.

Ve öyle seziyor veya sanıyorum ki, iyiliğin bu basit evrensel/varoluşsal özünü hatırlayıp onunla hemhal oldukça, birleştikçe, başta belki Yüksek Benliğimiz dahil olmak üzere BH varlıklarıyla irtibatımız güçlenmeye başlıyor. BH alemiyle etkileşimimiz artıyor. KH alemiyle olan bağlarımız zayıflarken BH alemiyle olan bağlarımız güçleniyor. Kısacası "alem değiştirmeye" başlıyorsunuz. Artık bu dünyaya "ait" olmamaya başlıyorsunuz. "Bu dünya" derken tabi, şiddetli KH'ye dayalı, işkenceli bir bataklık olan malum dünya düzenini kastediyorum. Artık ona ait olmamaya, ondan bağımsızlaşmaya başlıyorsunuz. Bataklıktan çıkıyorsunuz ve bataklıkla ilişkili tüm korku ve endişeler de hızla kayboluyor.

Mesele şu ki, bu farkındalığı, bu özgürleşmeyi kaybetmek zorundasınız, olağan hayata, karmaşaya, kargaşaya, bataklığa dönmek zorunda olduğunuz için. Öyle bi kerede veya birkaç kerede bataklıktan ve ilişkili korku ve endişelerden tamamen bağımsızlaşma gibi bir imkan olmadığını veya ciddiye alınamayacak kadar istisnai durumlarda mümkün olabileceğini tahmin ediyorum. En azından kendi durumumda öyle bir imkan olmadığını biliyorum; şimdiye kadarki deneyimlerim itibariyle. Yolumuzu bulup bulup kaybedeceğiz ama bu kaybediş ve tekrar buluşlarda, iyilik niyetimiz yeterince samimi ve güçlü olmaya, giderek güçlenmeye devam ettikçe, yolumuzu kaybetmelerin giderek azaldığı, yolumuzu, aidiyetimizi buluşumuzun giderek sıklaştığı, güçlendiği, kaybedilmez hale geldiği bir duruma doğru ilerleyeceğimize inanıyorum.


bozadi

#56
Pozitif deneyime, iyileşme/şifa deneyimine odaklanmaya çalışırken, bu dünyayla olan bağlarımızı bir süreliğine de olsa tamamen devredışı bırakmanın faydasını, hatta gerekliliğini gözlemliyorum bazen.

Bu dünya hayatının o kadar çok yönü o kadar çok negativite bağlantısı ve çağrışımı içeriyor ki, güçlü, derin ve istikrarlı bir pozitiflik (iyilik/iyileşme) deneyimi için dünyadan, dünya hayatından mümkün olduğunca bağımsızlaşmak çok faydalı olabilir.

Hatta, pozitifleşme çalışmalarının, yani buna yönelik zihinsel/bilinçsel pratiklerin bazılarında "başkalarına yönelik iyilik/şifa" niyeti bile pozitifleşme amacıyla ters düşebilir. Çünkü "başkaları" da bir şekilde bu dünya hayatıyla/düzeniyle olan bağımızı çağrıştırır, buna dair açık ve örtülü bir sürü olumsuz duygu ve düşünceler zihni işgal etmeye başlayabilir.

Kendimizi yeterince pozitifleştirmedikçe, yani pozitiflikte yeterince güçlenmedikçe, başkalarına yönelik iyilik/şifa niyetlerimiz de yeterince istikrarlı, samimi ve güçlü olamayacaktır. Ve işte, bana öyle geliyor ki, kendimizi pozitifleştirmede veya bu sürecin bazı ön adımlarında "başkaları" da dahil olmak üzere tüm dünyayı (hatta pozitifleşme niyetimizin ve deneyimimizin kendisi dışında herşeyi) yok saymak, amaca uygun olabilir. "Alternatif gerçeklik" kavramıyla bir alakası olabileceğini tahmin ediyorum burada anlatmaya çalıştığım şeyin.

Dünyada egemen olan toplumsal gerçeklik (veya bu gerçekliğin çoğu boyutları / alt-gerçeklikleri) negatiflikle öylesine yoğun bir şekilde sarmaşdolaş ki, zihninizde bunları işlemeniz, doğrudan veya dolaylı, sinsi bir şekilde bilincinizin (pozitifleşme niyetinizin) sapmasına, olumsuz duygu ve düşüncelerin labirentlerine sürüklenmesine neden olabilir. Her zaman böyle olmayabilir elbette; ben olduğu zamanları kastediyorum ve en azından kendi deneyimime dayalı olarak, bunun sanılandan çok daha sık gerçekleştiğini tahmin ediyorum.

Meditasyon tarzı yöntemlerde zihni "boşaltma" pratikleri yapılmasının en önemli nedenlerinden birinin de bu olduğunu tahmin ediyorum. Dünya hayatına dair tüm duygu ve düşüncelerin zihindeki egemenliğini zayıflatmak, durdurmak için bir sürü telkinde bulunuluyor, öyle değil mi? Alternatif bir gerçeklik deneyimleme imkanı doğabilmesi için, zihinde egemen olan (ve çok fazla negativiteye boğulmuş olan) gerçeklik algısının/yorumunun beslenmesinin durdurulması, zayıflatılması, devredışı bırakılması öneriliyor.

Alternatif gerçeklik elbette çok tartışma gerektirebilecek bir kavram. Dünyadan, diğer insanlardan, toplumsal yaşamdan, "nesnel/objektif gerçeklik" denen ortak toplumsal kabullerden aşırı bir kopuşla da ilişkili olabilir ve o durumda olumsuz anlamlara gelebilir. Benim bu bağlamda alternatif gerçeklik kavramından tek kastım ve niyetim, elimizdeki kaynakların özellikle kendi aralarında uzlaşmalı bir şekilde yaptıkları varoluşsal gerçeklik açıklamalarıyla uyumlu bir şekilde, istikrarlı ve güçlü bir pozitiflik (iyilik, iyileşme) deneyimleme imkanıdır.

Meditatif bir zihin modunda kendimi pozitifleştirmeye niyet ettiğim girişimlerimin pek çoğunda, dünyayla, dünya hayatıyla, düzeniyle ilgili duygu ve düşünceleri, arzu ve korkuları zihnimde işledikçe kendimi kolayca olumsuzluğa çekiliyor halde buluyorum. "Yahu, pozitifliğe odaklanmak istediğim zaman sadece pozitifliğe erişmek istiyorum! Bu neden bu kadar zor!?" diye biraz sinirli ve ümitsiz bir şekilde durumu tekrar tekrar değerlendirmeye çalıştıkça, şu an için en son vardığım sonuç bu oldu: Gerçekten, güçlü ve istikrarlı bir şekilde pozitifleşmek istiyorsan, tüm dünyevi arzu ve korkuları, hatta daha da basitçesi, tüm dünyayı tamamen sil at aklından, zihninden, bilincinden. Kendi benliğini bile! Çünkü "kendi benliğim" dediğin şey de büyük ölçüde "dünyevi" olarak şekillenmiş bir kavram. O da kolayca ve adeta engellenemez bir şekilde dünyayı, dünyadaki insanları, olayları, durumları, duygu-düşünceleri, arzu-korkuları çağrıştırıyor ve böylece pozitifleşme niyetini ve çabasını giderek boğuyor, felç ediyor!

"Pozitifleşme, iyileşme" kavramı bile açık veya örtülü biçimlerde son derece "dünyevi" çağrışımlarla, bağlantılarla dopdolu olabilir; hatta kaçınılmaz olarak pek çok durumda öyle olacaktır!!! Ve dolayısıyla yine pek çok olumsuzluğu bilince davet edecek ve hatta o olumsuzluğun egemenliği karşısında ezilmeyle, bunalmayla sonuçlanacaktır. "Saflaştırma" gerekiyor. Pozitifliğin mümkün olduğunca daha saf biçimlerine erişmek gerekiyor. Dünyayla ilgili hiçbir şeyin engel olamayacağı, saptıramayacağı derecede güçlü, nüfuz edici biçimleri gerekiyor. Gerçekten, güçlü, derin ve istikrarlı bir şekilde pozitifleşmeye çalışırken dünyayla ilgili herşeyden, hatta pozitifliğin kendisi dışında herşeyden mümkün olduğunca arınmak gerekiyor, onları bırakmak, yok saymak gerekiyor bu durumda. Elbette geçici olarak. Sonuçta dünya hayatına devam ediyoruz ve orada egemen olan gerçeklik neyse, onun farkında ve onun büyük ölçüde negatiflik dayatan kurallarına ister istemez, şu veya bu oranda itaat ederek yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu noktada K'ların "Kurallara uyarsanız hayatta kalamazsınız" gibisinden söylediği şey geliyor aklıma. Burada kastedilen "kuralların", dünyevi hayatımızda malum dünyevi ve dünyadışı güçlerin egemen kılmaya çalıştığı "KH'leştirici" kurallar olduğunu sanıyorum. Özellikle toplumsal yaşamda ve genel olarak dünya hayatının hemen her boyutunda, farkına vararak veya varmadan, bu "KH'leştirici" (ve/veya BH'leşmeyi bloke edici) yasalar, kurallar altında eziliyor, yamuluyoruz. Bu artık çoğu zaman görmeden, yani farkına varmadan, umursamadan teneffüs ettiğimiz hava gibi engellenemez, karşı konamaz birşey adeta. O kadar sinsi ve güçlü bir dayatma var hayatımızda, KH'leşme (veya BH'leşememe) doğrultusunda.

Birçok meditasyonun veya başka pozitifleşme, iyileşme, iyileştirme çabalarının umulandan çok daha düşük dozlarda etkili olmasının başlıca nedeni de bununla yakından bağlantılı.

Negatiflikle etkili mücadele için pozitiflik niyetinin saflık (bir bakıma "gerçeklik") düzeyini artırmak gerekiyor demek ki.

Bilincimi/varlığımı pozitifleştirme çabalarım sürecinde ister istemez zihnime bir sürü şey geliyor ve bunlarla etkileşime giriyorum. "Nasılsa şu anda tamamen pozitifleşme niyetiyle hareket ediyorum." diye düşünerek, aklıma gelen düşüncelerle zararsızca ilgilenebileceğimi, niyetimi tek tek bu duygu ve düşünceler üzerinden gerçekleştirmeye çalışabileceğimi sanıyorum. Ama kendimden emin bir şekilde peşine takıldığım tüm düşünceler o veya bu şekilde beni pozitifleşme irademden uzaklaştırıyor en sonunda! Kendimi aptal gibi hissediyorum!

Gerçek pozitifleşme ile dünya (dünyevi hayat/düzen, her türlü dünyevi arzu ve korku) arasında ters orantı var sanki! Dolayısıyla, gerçek pozitifleşme için dünyadan tamamen bağımsızlaşmak, onu geride bırakmak, onu bir süreliğine tamamen yok saymak en iyisi, gibi geliyor bana şimdi. Dünyayla o kadar özdeşleşmişiz ki, ondan (dünyevi arzu ve korkulardan) bağımsız düşünmek göründüğünden çok, çok, çok daha zormuş, sonucuna varıyorum.

Pozitifleşmek istiyorsan sadece pozitifliğe odaklan, diye bir çıkarıma varıyorum. Dünyaya değil, pozitifliğe! Elbette sonuçta dünyaya dönüyoruz ve ne kadar gerçekten pozitifleşmiş olursak, kendimiz ve etkileştiğimiz insanlar arasında sarf edebileceğimiz o kadar çok pozitifliğimiz olmuş olur. Dünyadan, insanlıktan tamamen (kesin, kalıcı, temelli) bir kopmayı savunmuyorum. Ama gerçekten pozitifleşme için, mevcut dünyadan, insanlıktan vs. bunlarla ilgili tüm arzu ve korkulardan gerçekten, tamamen bağımsızlaşmak gerekiyor sanki. Başta kendimizin ve etkileştiğimiz insanların iyiliği için yapılması gereken bu sanki. Yani, elbette kendi dünyevi varlığımızın, sevdiklerimizin, sevebileceklerimizin iyiliği, şifası için niyet edeceğiz, birşeyler yapmaya çalışacağız; bu son derece kaçınılmaz, doğal ve gerekli birşey. Ama bu konuda ustalaşmak için dünyadan bağımsızlaşma da gerekiyor. Gerçek pozitifleşme, iyileşme için odaklanılması gereken tek şey pozitifliğin, iyiliğin kendisi. Hani, "Düşünme, yap!" derler ya... Buna benzer bir motivasyon, kararlılık gerekiyor. Veya, "Düşünme, ol!" Burada "düşünme!" derken, "endişeyi, tereddüdü bırak!" anlamında daha ziyade.

Alternatif bir gerçekliğe geçme kararlılığıyla, cesaretiyle ilgili bu. Sadece gerçekten ihtiyacınız olanı almaya gittiğiniz/geçtiğiniz bir alternatif gerçeklik. Bana kalırsa (ileride fikrim değişebilecek olsa da), "dünyanın", daha doğrusu dünyaya dair hiçbir şeyin olmadığı bir alternatif gerçeklik olması daha iyi olur.

Alternatif gerçekliğin bu dünyadan bağımsız, ayrı veya "kopuk" olması, oradaki deneyimlerimizin olağan dünya hayatı gerçekliğindeki deneyimlerimizle bir bağı, etkisi, etkileşimi olmayacağı anlamına gelmez kesinlikle. Özne değişmiyor. Öznenin tüm deneyimleri birbiriyle o veya bu şekilde bağlantılı, etkileşimlidir, doğal ve kaçınılmaz olarak.

Zihninizde/bilincinizde alternatif bir gerçeklik veya boyut yaratma kavramı üzerinde çok durmanıza da gerek yok bence. Siz sadece gerçekten ihtiyacınız olan şeye yöneliyorsunuz. Onun adının/tanımının "alternatif gerçeklik" olup olmamasının hiçbir önemi yok. Önemi olan tek şey sizin gerçekten ihtiyacınız olan şeyi yapmanız, ihtiyacınız olan şeye erişmeniz, onunla özdeşleşmeniz, birleşmeniz, olmanız. İyilik. İyilik varlıktandır, varlıktır. Olmamız gereken (eğer istiyorsak tabi) tek şey bu: Varlık. Gerçek varlığın eli, ayağı, eylemi iyiliktir. Varlığın kendi kendisiyle olan ilişkisidir bu aslında. Ve siz de varlığın bir parçası ve kendisisiniz. İyileşme/şifa ihtiyacı çok doğal ve hayati öneme sahip. İyilikle, iyileşmeyle etkileşim Varlık'la, kendi öz varlığımızla, ihtiyaç duyup duyabileceğimiz tüm bilinçle ve kudretle (kendimizle) olan etkileşimdir.



ogenezis

#57
Bozadi cok huzel yazilar paylasmissin oncelikli olarak kendi adima tesekkurler ediyorum.yani bu yazdiklarinda ufuk cizgisi yok.:)) sonsuz dusünce paradokslarinin icine heran dalabiliriz..

Etrafta bu kadar negatif durum ve insanlar varken pozitif kalmayi nasil basaracahiz ?:))
Bazi insanlar dogustan negatif surekli sikayet ederler diger insanlarldisirler dorun uretirler....yani senin bir aydir yaptigin meditasyonu bir gunfe yok ederler
 

ogenezis

Ben nacizane dusuncelerimi aktarmak istiyorum..bu konuyla alakali olarak..
Bh olabilmek icin önemli olan uzun vadede pozitif dusunebilmek.hatalardan ders cikarabilmek etraf negatif insanlarla dolu olsadapozitif kalabilmek
Yani bence nasil ruhumuzu negatiflikten arindiriyorsak cevremizi ve cevremizdeki kisileride arindirmaliyiz.etrafimizdaki insanlari kendimiz secebiliriz kimlerle vakit gecirmek istedigimizi.ailemizden kimlerle gorusmek istedigimizibelirleyebiliriz.kendimizi
 

ogenezis

Kendinizi olumsuz kh insanlarla birlikte takiliyorken buluyorsaniz etrafinizinegatif bu tur insanlardan arindirmalisiniz.sizkh yi istediginiz kadar bh e cekmeye calisin bir sure sonra bir bakmissiniz siz ona uyum saglamissiniz.matematik kurali (_) ile (+) nin toplami (_) dir..
Ortamda kh kendini hemen belli eder neteryslist ve bencildir
.oz farkindaliktan yoksun.
Ben kh ler ile basa cikmanin yolu olarak
K dalga gecmeyi buldum.size yasattigi olunsuz durum ve veya kisiyle basetmenin yolu