Realitelerimizdeki sorumluluk payımız

Başlatan Gülay, 02 Nisan 2009, 01:58:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gülay

#45
En son okuduğum kitap Elif Şafak-Aşk Kitabıydı...
Tebrizli Şems'in tasavvuf bilgeliğini akıcı bir şekilde dillendiren bu kitaptaki 40 kuralı aktarıyorum, kitabı herkeze tavsiye ediyorum ayrıca romanla ilgili kritiği öneriler bölümüne koyacağım:)))

 Elif Şafak'tan Aşk'ın 40 kuralı
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.
Karşınızda Elif Şafak'ın "Aşk" romanında bahsedilen "40 kural". Sizce kırk kuralın bu kadar özel olmasının, bizi kalbimizden vurmasının sebebi nedir?

Benim zeminimde bunun karşılığı, kendi içimizde özümüze yaptığımız yolculukta karanlıkta kaldığımız anlarda bize ışık tutan kurallar olduğudur. Duygularımızın iki tane ucu varsa biri korku ise diğeri sevgidir. 40 kural içimizdeki Öz'le birleşme, hakikati bulma yolculuğumu karşımızsa çıkan Aşk'ın kurallarıdır.

O en uç noktada öyle büyük bir sevgi vardır ki, olsa olsa adı ilahi sevgi olur. İşte bu ilahi sevginin bir diğer adı da her yerde aradığımız, özellikle karşı cinste buluruz sandığımız "AŞK''tır. Hayat ne ironik değil mi? Dışarda sandığımız şeyler, aslında içimizde durmakta ve bizim onların farkına varmamızı beklemekte.

40 KURAL

Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

İkinci Kural: Hak Yolu'nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahire manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninın batınisıdır. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayesiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. 'Aman sakın kendini' diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: 'bırak kendini, ko gitsin!'
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Altıncı Kural: Şu dünyada çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Dokuzuncu Kural: Sabretmek öyle durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney -çıktığın her yolculuğun içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.
On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "Sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

On Dördüncü Kural: Hakk'ın karşısına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın." Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir "diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On Beşinci Kural: "Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, attığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler."

On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...

Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeye başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı bir laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş zihinlerimiz kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatini yaşar.

Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten" ne yapalım kaderimiz böyle " deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamı değil sadece yol ayırımlarını verir. Güzergah bellidir ama dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Otuz Birinci Kural: Hakk'a yaklaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker; kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yakut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Otuz Dördüncü Kural: Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri san tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı'da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O'nun bilgisi dışında yaprak bile kımıldamaz. Sen sadece buna inan!

Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölme zamanı.

Otuz Sekizinci Kural: 'Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?' diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile tıpatıp aynıysa yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden bir hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her Sufi için Yeni bir Sufi daha doğar.

Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalı, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.

Bu kuralların sadece ekranda okuduğunuz yazıdan ibaret olmamasını, hayatınızın içinde yer almasını ve karanlık noktalarınızı aydınlatan ışık olmasını dilerim.

Sevgiyle yazdım,
Saba Deniz
Yaşam Koçu
 

Gülay

#46
PARA VE BİLİNÇALTI
BOLLUK ÇALIŞMASI


 

Eğer hayatımızda para ile ilgili bir kısır döngü varsa, ilk önce dönüp kendi içimize bakmalıyız. Bu sorunu hayatımıza neden çektiğimiz üzerinde önemle durmalıyız.


 YÖNTEM

Bunu yapabilmek için basit bir yöntem sunacağım.

1. Öncelikle çocuklukta para ve yaşam kalitesi ile ilgili duyduğunuz cümleleri bir kağıda listeleyin.


2. Bu cümleler ile hayatınızda tekrar edip duran parasal sorun arasındaki paralelliği tesbit edin ve bunu da yazın.


3. Bu cümlelerin kendi inanç sisteminizden kaynaklanmadığını, başkalarının inancı olduğunu, sadece size istem dışı olarak empoze edildiğini fark edin.


4. Ve en önemlisi, sizi, bolluk ve bereket yokluğuna getiren kok korkunuza inmeye çalışın.


5. Kök korkuyu bulduktan sonra, onunla ilgili çalışma yapılması gerek. Bu çoğunlukla bir uzmanla birlikte çalışmayı gerektirir, ama yine de aşağıda vereceğim örnekle, sizlere ışık tutmaya çalışacağım.


Diyelim ki, belli bir miktarın üzerinde para kazandığımızda, muhakkak harcayacak bir yol buluyoruz, ve hiç para biriktiremiyoruz.

1. Bu kişi çocukluğunda ?Para insanın elinin kiridir. Paradan çok daha önemli şeyler vardır. Zenginler kötüdür, insanlara yardım etmezler, zalimdirler. Fazla param olmasın ama gönlüm zengin olsun? gibi kalıplarla yetiştirilmiş olsun.


2. Kişi artık, belli bir miktarın üzerinde para sahibi olmaya başladığında, zihnen çeşitli bahaneler bularak harcamaya başlar. Diyelim ki, bilinçaltında babasına kendisini sevdirmek istiyordur. Babası, zenginlerin zalim olduğuna inanmıştır ve bunu oğluna da empoze etmiştir. Ama bilinç bunu hatırlayamaz. Sadece davranış modeli olarak ortaya koyar.

3. Bu kişide para harcarken değil, biriktirirken, belli bir huzursuzluk gözlenir. Bunun sebebi asla su yüzüne çıkmaz. Zihin bunu başarıyla kamufle eder. Harcayacak yerler bulur. Bahaneler yaratır. Demek ki ilk yola çıkılacak duygu,

 Para biriktirirken huzursuzluk

Bunun kökenine inildiğinde,

 Çok parayla başa çıkamama korkusu ya da
 Zenginlik korkusu, Zengin olduğunda kimse tarafından sevilmeme korkusu

Bu duyguların da kökenine inildiğinde,

 Başkalarından onay bekleme ihtiyacı
 Sevilmeme korkusu

Bu duygunun da kökeninde
 
 Değersizlik duygusu bulunuyordur.


Bu örnekteki KÖK duygu, değersizlik duygusudur. İnsanlarda temel olarak bir kaç kök korku vardır. Bunlar, değersizlik, hayatta kalma, yüzleşme, kaybetme gibi korkulardır. Bu korkular bize acı verdiği için, yüzleşmemek adına, zihin her türlü yola sapar. Değersizlik duygumuzla başa çıkıp, kendimizi sevmek yerine, para harcayarak yaşamayı tercih eder.


Yukarıdaki kalıpların kişinin kendisine değil, babasına ait olduğunu tespit edip kendisini bundan ayrı tutmayı öğrenmesi ile birlikte KÖK duyguya inilmeli ve değersizlik duygusunu tedavi etmek üzere bir uzman ile  çalışılmalıdır.

Hayatımızda öğrenmemiz gereken en temel şey, kendimizi sevmektir.

Hiç değişmeden, olduğumuz gibi de olsak, kendimizi sevip kabul edebilmemiz gerekir. Sadece para bolluk ve iyi bir yaşam değil, en güzel eşi, aşkı, evladı, işi, tam sağlığı, istediklerimizi elde edebilmeyi hak ettiğimizi bilmemiz gereklidir.

Pek çoğumuz, farkında bile olmadan, parayı hak etmediğimizi düşünüp, kendimizi cezalandırıyoruz. Kimimiz ölesiye çalıştığı halde bir türlü takdir görmüyor. Demek ki bu kişiler, ilk önce kendi kendilerini takdir edebilmeyi öğrenmeliler.

Kimimiz kuru kuru takdir görüyoruz ama bunun karşılığı olan parayı alamıyoruz. Bu kişiler, para kazanmayı ve bolluğu hak ettiklerini bilmek ve kendilerinin gerçekten zengin bir yaşam sürmeye layık görmeyi öğrenmeliler.

Kimimiz ise, para kazansak bile bunu tutamiyoruz. Bu kisiler de, parayi sevmeyi, bunun, bizi yasamda gercekten özgür kılacak bir araç olduğunu öğrenmelidir.

Tüm bunları yaparken, kendimizi sevmek, en temel hakkımızdır. Bu bencillik degildir. Eger ilk önce kendimizi sevip özgür kılabilirsek, başkalarina akıtacak sevgiyi ve yardım edecek gücü bulabiliriz. Aksi taktirde, hep başkalarına verip kendimizi ihmal edersek, yaşam enerjimizden çalariz. Sürekli mutsuz, halsiz ve depresif bir ruh haliyle yaşarız. Mutluluk kaynaklarımız yavaş yavaş kurur, elimizden uçar gider.

Hepinize bolluk ve bereket dolu bir ömür diliyorum

Seda diker
 

Gülay

#47
Arkadaşlar,

Kendi değişim ve dönüşüm çalışmalarıma 'kozmik enerji' şifalanması  ile devam ettiğimi sizlere aktarmıştım...
12 seansın sonlarındayım ve hayatım allak bullak oldu, eşzamanlılıklarımla, mesut mutlu terapilerimle, trafik,vs.bilmemne ile uğraşmadan yorulmadan stres olmadan ve damla dışında kimseyle sorun yaşamayan ben;
şimdi her yerde kıldan-tüyden herşeyle sorun yaşıyorum ve diplerde ne kadar karanlığım varsa hepsi hortladılar ve bağırıp- çağırıp kabul veriyorum sinirlerime EFT yapıyorum, onu bile yapmak canım istemiyor ama Allahtan farkındalığı iyi oturtmuşum içimde yoksa öyle bir savruldumki sormayın:(((((

Bunları yaşamam normal ama arınmanın her çeşidini kendi duygusal sorunlarıma bu kadar uygulamış biri olarak isyanlardayım açıkçası[:(!][:(!]


 

Tsunami

#48
Emf Dengeleme Teknigi(EMF Balancing) deniyor, bunu mu yapiyorsun Gülay? Kozmik kafesle uyum (Universal Calibration Lattice) sifasi da deniyor, 13 seans sürüyordu bildigim kadariyla.
 

Pınar

#49
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gülay[/i]

Arkadaşlar,

Kendi değişim ve dönüşüm çalışmalarıma 'kozmik enerji' şifalanması  ile devam ettiğimi sizlere aktarmıştım...
12 seansın sonlarındayım ve hayatım allak bullak oldu, eşzamanlılıklarımla, mesut mutlu terapilerimle, trafik,vs.bilmemne ile uğraşmadan yorulmadan stres olmadan ve damla dışında kimseyle sorun yaşamayan ben;
şimdi her yerde kıldan-tüyden herşeyle sorun yaşıyorum ve diplerde ne kadar karanlığım varsa hepsi hortladılar ve bağırıp- çağırıp kabul veriyorum sinirlerime EFT yapıyorum, onu bile yapmak canım istemiyor ama Allahtan farkındalığı iyi oturtmuşum içimde yoksa öyle bir savruldumki sormayın:(((((

Bunları yaşamam normal ama arınmanın her çeşidini kendi duygusal sorunlarıma bu kadar uygulamış biri olarak isyanlardayım açıkçası[:(!][:(!]



hahahahahahahahha!Kolay gelsin Gülaycım! [:o)] Güzel, güzel, gelişimin harika gidiyor bence...

Bugün bana kazıkazandan 5 lira çıktı, onu da kardeşimle kendimize dondurma ısmarlayarak ve kaynağa teşekkür ederek sevinçle harcadık...hahahaha! Para blokajımı çalışırken dibe vurduğum zamanı hatırladım senin yazını okurken, sana güç olsun diye yazdım bu güzel olayı da.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Gülay

#50
Sevgili pınar ve tsunami

Yazdıklarınızı şimdi okudum, sağol pınarcım bu işin sonunda akpak olacam herhalde:)))

tsunamicim,

EMF balancıng değil, kozmik enerji olarak geçiyor, bu sayfada yukarılarda genel bir bilgi vermiştim, haftasonu eğitimine katılıyorum detayları bilahare aktarırım..:)))
 

Pınar

#51
Aşağıdaki olumlamayı hayal ablamın forumundan çaldım, dilerim beni affeder.:)İnanılmaz hoşuma gitti ve sizinle paylaşmak istedim.:) Salıverelim arkadaşlar, bu dünya Sultan Süleyman'a kalmamış bize mi kalacak.ehi ehi!!!!

SALIVERME
---------------

* İnsan dünya üzerindeki deneyimin evren yasaları ile uyumu gereği zamanı var ve lineer algılama halindedir. bu zaman varlığı ve lineer algısı, eşzamanlı evren yasalarını geçmiş – şimdi – gelecek olarak yaşama hissini getirir.
Her bir insan ayrımsız görece geçmişten özgür olmayı hak ediyordur. geçmişten özgür olma çalışması salıverme/affetme – dir.

salıverme olumlaması...

BEN BENİM
BU ANA KADAR YAŞADIĞIM TÜM DENEYİMLERİMDE ANLARIN KESİŞTİĞİ TÜM İNSANLARA ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM
ONLARIN EŞLİĞİ İLE YAŞADIĞIM DENEYİLER İLE BİLGE OLUYORUM
BU BİLGELİĞİ YANSITIYORUM, PAYLAŞIYORUM
BU ANA KADAR BİLGELİK YOLUNDA BİRLİKTE GİTTİĞİM ANNEM BABAM BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM İNSANLARI AFFEDİYORUM VE
SALIVERİYORUM
GÖRECE GEÇMİŞTEN ÖZGÜRÜM
GÖRECE GELECEKTEN ÖZGÜRÜM
ANDA
MERKEZDE
ODAKLI
DENGEDEYİM
SALIVERİYORUM
ÖZGÜRÜM
ÖZGÜRÜM
ANDAYIM
OLUYORUM.

www.hayalayaz.com dan alıntılanmıştır.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#52
Küçük Bir Gezegende Nasıl Büyük Yaşamalı?

--------------------------------------------------------------------------------

1.Açık olun. Her şeye açık olun. Her ne vuku bulursa , ona açık olun.

2. Bir şeylere tutunmaya çalışmayın. Bırakın giden gitsin , gelen gelsin.

3. Kalbinizde kalın. Her ne olursa olsun gerçek hislerinize sadık kalın.

4. Hayatımızdaki insanlar değişecek. Bunun olmasına izin verin ve sürece güvenin. Amaçlarına hizmet etmiş ve artık derinleşip gelişmeyen ilişkilere tutunmak zorunda değiliz.

5. Evinizi , yaşadığınız yeri değiştirmekten korkmayın . Eğer hislerimize karşı gerçekten açıksak , doğru yerlere yönlendirileceğiz.

6. Yapmakta olduğunuz ya da eğitimini aldığınız işlere saplanıp kalmayın. Kendinize gerçekten ne yapmak istediğinizi sorun. Sizi hangi iş gerçekten mutlu ederdi ?

7. Hayatta sevinci arayın. Her ne pahasına olursa olsun. Sizi mutlu eden şeyi bulun ve onu yapın. Her gün. Her zaman.

8. Düzenli bir biçimde kendinize sessiz kalacağınız bir zaman ayırın ve DİNLEMEYİ öğrenin. Hislerinizi dinleyin , sizi neyin mutlu ettiğine kulak verin , sezginizin size söylemeye çalıştığı şeyi dinleyin.

9. SEVMEYE cüret edin! Her nerede bulunuyorsanız bulunun , kiminle birlikte bulunuyorsanız bulunun , her ne yapıyor olursanız olun sevecen bir varlık olun. Kalbinizi açın ve onu açık tutun. Bu sahip olduğumuz en büyük korumadır.

10. Mümkün olduğunca çok yükümlülüğünüzü tamamlayıp bitirin. Buna dünyevi yükümlülükler , ailevi yükümlülükler , mali yükümlülükler , spiritüel yükümlülükler dahildir. Bitirdiğimiz her yükümlülük bizi özgürleştirir.

11. Kişisel olarak artık gereksinim duymadığınız her şeyi bırakın ya da başkasına verin. Dolaplarınızı , kitaplarınızı , malınızı - mülkünüzü , ilişkilerinizi , taahhütlerinizi , sorumluluklarınızı gözden geçirin ve Öz Benliğiniz ile uyum içinde olmayan her şeyden kurtulun. Bunu ölçüp tartmanın bir yolu da , bir şeyin size bir hafiflik ve sevinç mi , yoksa sıkıntılı bir ağırlık mı verdiğini hissetmektir. Bırakmak harika bir duygu verir ve Yeninin yaşamınıza girebilmesi için boşluk yaratır.

12. Dürüst olun. Kastettiğiniz şeyi söyleyin ve söylediğiniz şeyi kastedin.

13. Birbirinize saygı gösterin. Hepimiz muhteşem kozmik varlıklarız. Her birimiz. Sadece , bazılarımız muhteşem kozmik varlıklarımızı çok iyi tebdili - kıyafetlerle gizliyoruz. Kendimize ve birbirimize dürüstlük , saygı ve sevgi ile davranalım. Bu yapabileceğimiz en kökten dönüşüm geçiren şeylerden biridir.

14. Kendimizi tümüyle sevip kabullenmemizin zamanı gelmiştir. Gelin , tüm kendimizden kuşkularımızı , öz saygısından yoksunluğumuzu , kendimizi aşağılayıp yargılamalarımızı bir kerede ve tümüyle bırakalım. İyi , cesur , sevecen nazik ve akıllı varlıklar oluşumuza saygı gösterelim.

15. Güçlü olmaktan korkmayın : Hepimiz güçlüyüz. Hepimiz müthiş yeteneklere sahip son derece muktedir varlıklarız. Hepimizin içinde derin sevgi ve iyilik hazineleri var. Artık gücümüzden korkmamız gerekmiyor. Güçlü olmamız gerekiyor. Açık , berrak olmamız gerekiyor. Ve kendimize ve yeteneklerimize güvenmemiz gerekiyor.

16. Bilinmeyene atlamaktan korkmayın. Orada ne bulunduğu konusunda bir ipucuna sahip olmamamıza rağmen. Doğru , yeni bir yere ulaşmamızın tek yolu , önümüzde ne bulunduğunu göremediğimizde bile , ilerlemeye devam etmektir.

17. Bağışlama özgürlüğün anahtarıdır. Biraz zaman ayırıp , hayatınızdan geçmiş herkesi bağışlayın. Tüm geçmiş deneyimlerinizi bağışlayın. Kendinizi bağışlayın. Hepsini kendi benzersiz yolculuğunuzun , size tam da gelişmek , dönüşüm geçirmek ve özgürleşmek için ihtiyacınız olan şeyi veren bir parçası olarak görün.

18. Her şey için şükran duyun. Kimseniz o olduğunuz için şükran duyun. Yaşamınızın tüm unsurları için şükran duyun. Tüm deneyimleriniz , ilişkileriniz , çevrenizdeki her türlü güzellik için şükran duyun. Karşılaştığınız her iyi davranış , yaşadığınız her sevgi anı , her türlü beslenişiniz için , doğanın verdiği ilham için şükran duyun. Her an , en karanlık anlarımızda bile şükran duyacak o kadar çok şeye sahibiz ki.

19. Her nerede yapabiliyorsanız , orada güzellik yaratın. Her Sevgi ifadesi gibi , güzel olan her şey tüm gezegenin rezonansını yükseltir.

www.hayalayaz.com sitesinden alıntılanmıştır.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Gülay

#53
KİLO VERMEK İSTEYENLER İÇİN


Hepinize Merhaba,

 

Son dönemde tam 3 tane hanımda ortak bir özellik keşfettim. Bir tanesi aşırı çalışmaktan, diğeri mutsuz bir aşktan, öteki de sorunlu bir evliliğin içinde kaybolup gitmekten şikayetçiydi. Ama asıl önemlisi kilo almışlardı. Öyle aşırı falan değildi. Sadece 2-3 kilo kadar. Ama istenmeyen bir bölgelere yerleşmiş bu kilolara söz geçirilemiyordu. Artık kronikleşmişlerdi. Her ay balında rejime başlıyorlar, henüz 2 kilo verdiklerinde vücutları itiraz ediyor, bir şekilde kendilerini buzdolabının başında buluyorlardı.

 

1 yıl önce kendim de böyle bir deneyimden geçmiş ve soluğu bana regresyon uygulayabilecek bir terapistte almıştım aslında. Ve o dönemde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmıştım. Şişman sayılmazdım ama isyankar bir iki kilo fazlam vardı. Regresyonda çok derin ve çeşitli geçmiş yaşam öykülerim çıktı. Bu öyküleri forumda yeniden okuyabilirsiniz. O dönemde rahatlıkla ve kendiliğimden verdiğim 2 kilomu bu sene yeniden edindim. Tabi bu hiç de hoşuma gitmedi. Hani regresyon yapmıştım? Hani artık geri dönüşü olmayacaktı bu fazlalıkların?

 

Oysa ki çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmıştım. Bilinçaltımdan nasıl bir hikaye çıkarsa çıksındı. Önemli olan, o hikayeden çıkartılan ana fikir olmalıydı. Benim hikayemde de bedenimin etrafındaki enerji alanımın incelmiş olduğu dönemde kilo almış olduğum ortaya çıkmıştı.

 

Tam 1 yıl sonra, bu 3 hanımla birlikte çalışmaya başladığımda, bir kitap geçti elime. Enerji alanı hakkında ve bu alanın aslında fiziksel bedenimizi nasıl etkilediğini, bu etkilerin mekaniğini anlatıyordu. Çok ilgimi çekti. Bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim ki, bizden seans alamayan hanımların da işine yarasın ve evde zayıflamaya uğraşanlar daha başarılı olsunlar.

 

Fiziksel bedeninizin etrafında yumurta şeklinde bir koza vardır. Bu kozayı oluşturan enerji, aslında kuantum fiziği konusunda bahsettiğimiz FOTON larınızdan oluşur. Ve fotonlarınızı hareket ettiren güç, duygularınız ve bilinçaltınızdaki inançlarınızdır.

 

Yumurta şeklindeki bu enerji kozası, insanlar arasında iletişim kurar. Bazen bir insana bakar ve ilk bakışta sebepsizce onu sevip sevmediğimizi anlarız. Ya da bazen birisiyle aynı mekanda bulunmak bile içimizde büyük bir sıkıntı yaratır. Bazı insanlarla uzun sohbetler ederiz, günün sonunda o çok mutlu ayrılır, biz ise kendimizi bütün kanımız canımız çekilmiş gibi hissederiz.

 

Ne oluyor biliyor musunuz? Enerji alanları arasında akışlar başlıyor. Sevdiğimiz, duygusal bağ kurduğumuz kişilerle aramızda enerjiler gidip geliyor. Sadece gözlerimizle fark edemiyoruz o kadar. Ama artık bu akış, bilimsel deneylerle kanıtlanmış, ölçülebilmiş bir özellik.

 

Enerji vampirlerinden bahsederken, size olumsuz duygular yükleyen insanlardan kaçınmanızı önermiştim. Çünkü bu kişiler sizde suçluluk, korku, endişe, acınma, mutsuzluk, çaresizlik, öfke gibi duygular yüklediğinde, enerjinizin olumlu duyguları barındıran kısımları onun alanına akıyor. Onlar bunu, size bağırarak, korkutarak, küserek, sessiz kalarak, aşağılayarak yapıyor. Kısacası sizi mutsuz ediyorlar.

 

Ya da?

 

Ya da, hayatınızda eğer kötü giden olaylar varsa, ve siz bu olaylar hakkında hiçbir şey yapamıyorsanız?

 

Ya da, kendinizi mutlu edecek hiçbir şey yapmamış, sadece başkalarına bir şeyler vermişseniz? Ve bunu düzeltecek hiçbir şey yapmıyorsanız?

 

Hayatınızdaki kişilerin onayı, sizin paşa gönlünüzün ne istediğinden daha önemliyse?

 

Kendinize yeterince zaman ayırmamış, ruhen, entelektüel olarak ya da duygusal olarak besleyememişseniz?

 

İşte o zaman, enerji alanınız hızla azalmaya, incelmeye başlıyor. İlk etapta, can sıkıntısı başlıyor. Canınızın neden sıkıldığını anlayamıyorsunuz bile. Daha ileri safhalarında, günlük işlerinizi yapmak bile istemiyorsunuz. Biraz daha inceldiğinde artık kendi bedeninizin şeklini almaya başlıyor ki, bu çok tehlikeli, çünkü o dönemde artık evden dışarı çıkmak istemiyorsunuz. Devamlı gecelikle dolaşıyor, hafta sonunu arkadaşlarınızla geçirmektense, uyumayı tercih ediyorsunuz. Hem de uzun saatler.

 

Enerji bedeniniz çok kıymetli. Çünkü eğer bu alan küçülmeye başlarsa, fiziksel bedeni de etkiliyor. Duygularınız nasıl etkileniyorsa, vücudunuzda da pek çok rahatsızlık başlayabiliyor. Her insanın verdiği tepki farklı oluyor. Kimileri, kanser, tümör, kistler, parazitler ile uğraşıyor, bazıları mide rahatsızlıkları, el titremeleri, panik atak gibi sorunlarla karşılaşabiliyor. Kimileri de, kilo alıyor.

 

Çünkü vücut, kendisini korumaya almak istiyor. Eğer enerji alanınız incelmişse, vücut dengesini fiziksel bedende yağ depolayarak bulmaya çalışıyor. Muhakkak fark etmişsinizdir. Eğer çok mutlu değilseniz, rejim yapmanız iki misli zorlaşır. Hatta zayıflamayı çok da istemezsiniz. Zihniniz kilo veriyorum diye avunurken, içten içe yağlarınızı depolarsınız.  Çünkü direnciniz azalmıştır. Enerji alanı incelen kişilerin bağışıklık sistemleri de zayıflar. Bu yüzden vücut tepki gösterir. Kilolar bi,r nevi koruma kalkanı oluştururlar.

 

Rejim yaparken fark etmiş olacağınız bir başka ilişki, mutsuz olduğunuzda daha fazla yemek yeme ihtiyacı duymanızdır. Özellikle de duygusal problemleri yemek yiyerek çözmeyi öğrenmiş kişiler için geçerlidir.

 

Şimdi..

 

Eğer rejimdeyseniz, enerji alanınızı tamamen besleyerek yeniden yumurta kozası halini almasını sağlamalısınız. İşte benim unuttuğum nokta buydu. 1 yıl önce zayıflamış olabilirim, ama daha sonra kendimi mutsuz ettiğim için, enerji alanımı yeniden yıktım, ve o tuhaf 3 kiloyu yeniden almam kolaylaştı.

 

Rejim yapanlar? Lütfen öncelikle bir kağıdı alın ve hayatınızda ayıklamanız gereken şeylerin birer listesini yapın. Sizi EN ÇOK mutsuz eden şeyleri listeleyin. Listeyi açık yüreklilikle yapın ve kimseye göstermeyin. Bunlar, sizi mutsuz eden arkadaşlıklar, artık miyadı dolmuş ilişkiler, aldatan kocalar, kadınlığınızı ve dişiliğinizi hiçe sayan erkekler, sizden para talep eden erkekler (çünkü para erkek tarafından kadına verilmelidir.) hiç mutlu olmadan her gün gitmek zorunda olduğunuz işiniz, ofisteki patronunuz, 1 yıl boyunca hiç elinizi sürmediğiniz kıyafetleriniz, evinizde sağda solda hediye alınmış ama pek de hoşlanmadığınız hatır için tuttuğunuz biblolar, istemeyerek yaptığınız angaryalar bile olabilir?

 

Yukarıdaki listeden elimine etmek istediğiniz her şeyi bırakın. Artık yapmayın. Yapabileceklerinizi en azından?

 

Daha sonra bir başka liste açın. Buraya, yapmayı çok sevdiğiniz, ama bir türlü fırsat bulamadığınız şeyleri yazın. Daha sonra bir başka liste açarak, sizi en çok mutlu eden, coşku verecek şeyleri yazın. Zamanınızı ona göre planlayın. Örneğin, fazla mesaiden dolayı spora gidemiyorsanız, bu önemli bir sorundur. Ya da en yakın kız arkadaşınızı görmek için zaman ayıramıyorsanız?

 

Ya da hayatınızdaki erkeğin sizinle yeterince ilgilenmediğini, sevmediğini güvenilir olmadığını düşünüyorsanız? İşte o zaman her şeyi bırakın. Onun sizin için ne düşündüğünü, ne yaparsanız onu daha çok kazanacağınızı hesaplamayı bırakın. Hayatınızda sizden daha önemli kimse yok, bunu unutmayın. Çocuklarınızdan başka? O da eğer küçük iseler?

 

Evde size sürekli kötü sözler söyleyen, eleştiren bir eşiniz varsa, ona kendinizi kanıtlamaya çalışmak yerine, kendinizi daha mutlu nasıl edebileceğinize odaklanın ve ona tamamen boş verin. Kendinize ve mutluluğunuza yatırım yapın. Aynaya baktığınızda kendinizi sevecek şekilde olmanız için elinizden gelen tüm değişiklikleri yapın.

 

Rejiminiz çok daha kolay olacak. Bundan emin olabilirsiniz. Kilolar çok daha hızlı gidecek.

 

Bir yandan da korkularınızı temizlemeyi unutmayın.

 

Sevgilerimle

 

Seda Diker

 

Alemtac

#54
Paylaşım için çok teşekkür ediyorum Sevgili Gülay. Denedim, hem enerji alanımı besledim hemde listemde ayıklanmamış ne varsa temizledim, gerçekten etkili :))
 

Tiversonus

#55
C.G.Jung'ı bilgisizce eleştirme çabasına girdiğimin (eskiden bir ara) farkındayım. Jung'ı okuyunca bilgi adına yaptığı hizmeti çok daha iyi algıladım. Elbette henüz Buda'nın sözünü ettiği Galaktik İnsan belleğine dokunmamıştır. Ama hizmeti bence büyük. Bunu öneren arkadaşımıza teşekür ederim.

Ama EFT hakkındaki epey eski düşüncemin (fiziksellik içinde oyalanma taktiği) yerli yerinde olduğunu, herkes için değil ancak 3. yoğunluk ta devam etmek isteyenler için uygun olduğunu düşünüyorum.

Hep birbirimizden öğreniyoruz ve bazen de hata yaparak. Neyse Jung'ı öneren arkadaşımıza teşekür ederim...

Gülay

#56
sevgili tiver

jung u önerenlerden birisi olarak merhaba diyeyeyim, epeydir yazamıyorum ama yazılanları takip ediyorum...:)))

eft için ise siz dahil herbirimiz halihazırda 3. yogunlukta uğraşanlar olarak duygularımızla yaşadığımız için ihtiyaç hissettiğimizde dengelenmek için kullanmayı öneriyorum, reiki gibi yani...

tabiki kasyopyalılar hernekadar önermedilerselerde, zaman zaman bazı verdikleri bilgilerde kafa karışıklığı yarattıklarını düşünüyorum,
kimbilir belkide körü körüne inanmayıp ayırt etmemizi aktive etmek içindir:)))
 

Alemtac

#57
*İnsan,kendisinin en büyük düşmanıdır.
*
*-Kendini yönetme bilimi, bilinçaltını doğru kullanım alanlarına yönlendirme sanatıdır.
*
*-Kişi kendisiyle ilgili inandığı, hayal ettiği, güvenle beklediği şeyleri mutlaka yaşayacaktır.
*
*-Evrenin kendine ait bir düzeni ve yasaları vardır. Hayatın her alanı yasalarla yönetilir. Hiçbir şey, çevreye veya şansa bağlı değildir.
*
*-Anahtar Psikojenez'dir; yani her şey düşüncede başlar.
*
*-Kişinin bilinçli olarak düşündüğü her şey bilinçaltını etkiler ve bu düşünce, içerdiği arzu ve güce göre gerçekleşir.
*
*-Kendimizi hayattan ayrı düşünebiliriz, fakat aslında okyanustaki bir damlanın denizin parçası olduğu kadar biz de bir "düşünce"nin parçalarıyız.
*
*-Dünya ve içerdiği her şey düşüncenin ürünüdür. İster hoşlanalım ister hoşlanmayalım yaşadığımız dünya zihinsel bir dünyadır. Kullandığımız otomobil, yaşadığımız ev, oturduğumuz sandalye, önceleri bir düşünceden ibaretti. Hepsi önce "düşünce"de oluşturuldu ve "düşünce"nin yaratıcı
sürecinin ürünü olarak gerçekleşti.
*
*-Düşüncenin insan beyni ile sınırlı olduğunu düşünmek yanıltır bizi. İnsan beyni "düşünce"nin bir aracıdır yalnızca.
*
*-Heinrich Heine'ye göre:"Işık gök gürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir."
*
*-Bilinçaltı, bedenin yapıcısı olarak bilinir. İster uyuyor olalım, ister uyanık; büyük istem dışı hayat sürer.
*
*-Bilinç emirleri verir, bilinçaltı da uygular.
*
*-İnsanlar gereksiz sınırlamaları kabul ederek kendilerini hipnotize ederler.
*
*-Kuralları insan koyar, bilinçaltı bunları uygulamakla görevlidir.


KENDİNİ YÖNETME
*
*Kendinize aşağıdaki telkinlerde bulunun!
*
*Düşüncelerimi seçme hakkım olduğunu idrak ettim
*
*Başkalarının benimle ilgili düşünceleri beni bağlamaz.
*
*Ben izin vermedikçe, kimse benim düşüncelerimi biçimlendiremez.
*
*Kendim için sağlık, mutluluk, refah, sevgi ve anlayış düşüncelerini seçiyorum.
*
*Korku ve nefrete düşüncelerimde yer yok. Bu andan itibaren hayatımın hakimi benim. *
*
*-İste ve sahip ol-Düşünce ek, eylem biç.
*
*-Ekilen her zihinsel tohumun bir gün meyve vermesi, hayatın yasalarından biridir.
*
*-Her güçlüğün üstesinden gelmenin bir yolu vardır.*


*PARLAK BİR YAŞAM İÇİN KENDİNİ YÖNETME
*
*(Kendinize aşağıdaki telkinlerde bulununuz)

Bu hayatımın dönüm noktası.
*
*Geçmişi siliyorum. Gelecek ise seçimimi yapmamı bekliyor.
*
*İşte bu anda yarınlarıma yön veriyorum.
*
*Geçmişte yaptığım tüm hatalar için kendimi bağışlıyorum.
*
*Geçmişi unutarak yeni bir hayata başlıyorum.
*
*Kendim için yalnızca deney imlemek istediğim şeyleri seçiyorum.
*
*Seçtiklerim:(Kendiniz seçin: Sağlık, zenginlik, bolluk, mutluluk, arkadaşlık, başarı... v.s.
*
*Bilinçaltı istediğiniz şeyi size sunmak için gerekeni yapacaktır.

-Kendiniz olma cesaretini gösterin.
*
*-Shekespeare Hamlet'te diyor ki:"Hepsinden önemlisi kendine karşı dürüst olmandır.
*
*Gece gündüz bu doğruluğu izlersen
*
*Kimseye karşı yanlış olmazsın."
*
*-Bir güzel konuşma öğretmeni sınıfında ders veriyor:"Konuşurken yüz ifadeniz,sözlerinizle uyum içinde olsun.Örneğin,eğer cennetten söz
ediyorsanız,gözleriniz parlamalı,yüzünüz ışık saçmalı.Eğer cehennem hakkında konuşuyorsanız.....Şey,sadece günlük ifadenizi takının yeter."diyor.Günlük ifadeniz nedir?Kendisini kabullenmeyen,kendisini tümüyle yadsıyan bir insanın ifadesi mi?
*
*-"Evrenin en vazgeçilmez varlığı sizsiniz.Nerede olduğunuz,ne olduğunuz,hayatınızın ne denli büyük yada küçük olduğu önemli değil;kendi
dünyanızın merkezi sizsiniz ve daima öyle olacaksınız."diyor Frances Wilshire.,"Sen" adlı kitabında.
*
*-İnsan kendisini küçümseme eğilimindedir.
*
*-Evren sınır koymaz; biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi.
*
*-Bir insan kendini arıyorsa, kaybettiği yere bakmalıdır. Acaba hiç tanımış mıdır kendisini?
*
*-Korkunun bir sürü çocuğu vardır: Kıskançlık, kin, nefret ve şimdiye kadar söz edilen tüm olumsuz düşünceler korkunun çocuklarıdır.
*
*-Yaratıcımız bizi koşulsuz bir sevgiyle sever. Kim olduğumuza, nerede yaşadığımıza, hayattaki pozisyonumuza bağlı değildir bu sevgi.
*
*-Emerson diyor ki:"Taklit intihardır."
*
*-İnsan kendisini reddettiği zaman, Hayat'ı reddediyor demektir. İnsan kendisini suçladığında Hayat'ı suçlamaktadır aslında.
*
*-Hepimiz aynı kaynaktan geliyoruz. Hata yapabiliriz, ama ne fark eder! Hata, herhangi bir kimsenin bir şeyi nasıl yapılması gerektiği konusundaki
fikrinden başka nedir ki? Doğruyu kim bilebilir ki?Kendiniz olursanız hata yapmazsınız.

-Emerson:"Tüm insanlar ortak bir bilince sahiptir. Düşüncenin üstünlüğünü kabul eden insan, özgürlüğünü kazanır" diyor.
*
*-Napoleon Hill ise şunları söylüyor:"Kendi düşüncelerini yönetemeyen kişi, başka hiçbir şeyi yönetemez."
*
*-Uzayın ölçülebilir oluşu, yalnızca insanın zannıdır. Bu ölçü tümüyle görecelidir. Düşünce evrenseldir, sınırsızdır. Hiçbir şey düşünceyi
kuşatamaz.
*
*-Tüm insanlık ortak bir bilince sahiptir; bu Evren'in Yaratıcı Bilinci'dir.
*
*-Bilinç sadece uyanık olduğumuz zaman iş başındadır; ama düşüncenin bilinçaltı kullanımı yirmi dört saat sürer.
*
*-Hayatımıza hakim olmanın yolu, bilincimizi kullanmaktan geçer. Bir şeyi düşündüğümüz zaman, tıpkı toprağa ekilen tohumun meyve veren ağaca dönüşmesi gibi, bu düşünce de gelişmeye başlar.
*
*-Bilinçaltına düşüncenin toprağı denir; bildiği tek şey, verilen tohum düşüncelere cevap vermektir. Her türlü hastalık ve düzensizlik bilinçaltının
çalışma sistemini anlayamamamızdan kaynaklanır.*


*KENDİNİ YÖNETME

-Şu anda aklımı, fikirleri almak üzere açıyorum. Biliyorum ki sonsuz bilgi ve daha önce denenmemiş yaratıcı fikirlerle dolu bir kaynağa sahibim. Tek
Bilinç'i kullanmak için gereken her şeyi içgüdüsel olarak biliyorum. Yaşamımı olumlu biçimde etkileyerek seçimler yapmak için yönetiliyor ve
yönlendiriliyorum. Tüm korku ve endişelerimden arınıyorum. İçimdeki beni yaratıcı eylemlere ulaştıracak Sonsuz Zekâ'ya güveniyorum. Sessizlik ve
güven içinde güç kazanıyorum. Beni mutlu kılacak fikir ve ilhamlara açığım.(Bu telkini kendinize yapabilirsiniz.)

Başarıya ulaşmak için beş basamak:
1-Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin.
2-Çaba göstermeden yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz.
3-Düşüncelerinizi kendinize saklayın.
4-Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın.
5-Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarım bırakmayın.

-Emile Zola, otobiyografisinde üç amacından söz eder: *

*1-Bir çocuk sahibi olmak *

*2-Bir kitap yazmak*

* 3-Bir ağaç dikmek.


 *-Robert Browning diyor ki "İnsan, elinin uzanabileceğinden daha ötesini amaçlamalı."
*
*-İnanç çalışmakla kusursuzlaştırılır.
*
*-Bir ağacın amacı dimdik kalabilmektir, ama rüzgâra göre eğilebilmesi de gerekir.    *
*  *
*-Esnek olmayan bir amaç, ne kadar ulaşılabilir olsa da süreç içinde bize zarar verebilir.
*
*-Bütün zamanınızı başınıza gelmesini istemediğiniz şeyleri düşünerek geçirirseniz, ters yöne koşan bir futbolcudan farkınız yok demektir.


KENDİNİ YÖNETME
1-Amaçlarınızı yazın.
2-Amaçlarınızı dikkatle değerlendirin. Onları gerçekten elde etmek istiyor musunuz?
3-Amaçlarınız benimseyiniz.
4-Amaçladığınız dünyada yaşadığınızı hayal edin.
5-Amaçladığınızın tersini asla düşünmeyin. Gözlerinizi hedeften ayırmayın.
6-Amaçlarınızı günlük olarak kabul edin; onları gerçekleştirme yolunda her gün size sunulan adımları atın ve amacınıza ulaşın.
*
*-John Locke diyor ki "Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler, çoğunlukla en değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdır; çünkü nadiren tekrar
gelirler."


Yaratıcılığı Geliştirmek İçin Dört Kural:
1.Düşüncelerinizi bir noktada yoğunlaştırın.
2-Derinlemesine düşünmek aceleye gelmez.
3-Fikirler geldiğinde yakalamaya hazır olun.
4-Fikirlerinizi kullanın.


-Sevginin sesini dinlemesini öğrenirseniz sorularınıza yanıt bulabilmek için ondan ona koşmaya, endişelenmeye son verebilirsiniz.


KENDİNİ YÖNETME
 
-Ben de evrenin sırlarına ulaşabilirim. Sonsuz bir Kaynak'la ilişkideyim. Şimdi aklımı(şu konudaki) cevapları almak üzere açıyorum.(Burada o anki
sorularınızı, ihtiyacınızı belirtin)Sükûnet içinde dinliyorum, açığım, almağa hazırım. İlham fışkırıyor. İhtiyacım olan fikirleri ve onları
gerçekleştirmek için gereken gücü alıyorum.(Bu telkini kendinize veriniz.)


-Kendiniz hakkında ne düşünüyorsanız O'sunuz.
*
*-Düş kurmaktan korkmayın. Hayat düşlerden yaratılır; ancak düşlerinizin gerçekleşeceğine gönülden inanın ve onları gözünüzde çoktan gerçekleşmiş
gibi canlandırın.


KENDİNİ YÖNETME

***Kendimi harika hissediyorum! Güçlü ve sağlıklıyım ve bunun tadını çıkarıyorum.
*
**Yaptığımı iyi yapıyorum ve doğal olarak da hep iyi sonuçlar alırım.
*Deneyimlerimi harika insanlarla paylaşıyorum.
*
**İhtiyaç duyduklarım ve bana ihtiyacı olanlar kapıma gelir.
*
**Düş gücümü yapıcı olarak kullanıyorum ve arzuladığım hayatı gözümde canlandırıyorum.
*
**Bütün düşlerim harika bir şekilde gerçekleşiyor.*
(Bu telkinleri kendinize veriniz.)


BEN-GÜVENİ İÇİN KENDİNİ YÖNETME
*
*"Başarısızlıktan korkmaya son verdim. Artık hayatı saf hazzı için yaşıyorum.
*
*—İçimdeki yaratıcı Güç'e inanıyor ve güveniyorum.
*
*—Sadece benim değil herkesin içindeki Tanrı'ya güveniyorum.
*
*-Kimse beni reddedemez, çünkü tüm Hayat'la bütünleştim.
*
*-Hayatı neşe ve sevgiyle dolu olarak görüyorum.
*
*-Şu anda Hayat tarafından kabul edildim.
*
*-İçimdeki Ruh her zaman bana destek oluyor, huzur ve güven veriyor.
*
*-Nerede olursam olayım, ne iş yaparsam yapayım, Sonsuz Varlık benimle birlikte, benim içimde mükemmel haliyle yaşıyor."*
*
*(Bu telkinleri kendinize veriniz.)


-Thomas Wilson der ki:"Düşüncelerine hakim olamayanlar, kısa zaman sonra davranışlarına da hakim olamazlar."
*
*-Kesin kararlar vermeyi öğrenmeliyiz. İnsana seçme hakkı verilmiştir. Kullanıp kullanmamak kendisine bağlıdır. Yanlış seçim yapmaktan korktuğumuz
için seçim yapmağa çekinirsek bilinçaltının eli kolu bağlanır, çıkmaza girer ve hiçbir şey başaramaz.*
**
*-Ella Wheek Wilcox:

KARAR VERME KONUSUNDA KENDİNİ YÖNETME

"Ben kararlı bir insanım. İçimdeki Bilgelik sayesinde akıllıca seçimler yapabilirim. İçimdeki zekâ benim için doğru olanı bilir ve seçim yapmamda
bana yol gösterir. Bilinçaltım Evrensel Akıl'la bütünleşmiş durumda, o yüzden tüm hayatın benimle çalıştığından eminim. Evrensel Akıl'da benim için
mükemmel bir plan var, almak için aklımı açarsam bana verilecek. Şu anda içimden gelen kusursuz cevabı kabul ediyorum. İçimdeki Bilgelik benim için
karar veriyor. Bu kararlara güveniyorum. Doğru yolda sakin ve güvenle ilerliyorum." (Bu telkinleri kendinize veriniz.)


Gerçek Refahın Beş Temel İlkesi:


1-Tanrı'nın bize duyduğu sevgi; kişiye, yere, şarta ve ortama bağlı değildir.
2-Kendi kendimize koyduğumuz sınırlamaları ortadan kaldırıp Sonsuz'un bizde hüküm sürmesine izin vermek yine kendi elimizdedir.
3-Her insan Sonsuzluğu kendi sözleriyle bireyleştirir.
4-Kural şudur: Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşecektir.
5-Verdiğiniz ölçüde Hayat'tan geri alabilirsiniz; Hayat'la bir bütünsünüz.*


**
*Yazarı:Jack Ensign Addington *


 

Gülay

#58
Geçmiş yaşamlarını merak eden arkadaşlara duyurulur:))))



Geçmiş Yaşamlardan Bugüne Natsag Lkhagvajav

29-31 Ekim tarihleri arasında Natsag Lkhagvajav ile bireyselşifa terapileri başlamıştır.

Geçmişimize yönelik iç temizlik yapmadan geleceğimizi yapılandırmamız kolay olmuyor. Geçmişte oluşturduğumuz olumsuz inançlar, yaşadığımız travmatik olaylar, başarısızlığımız, hayal kırıklığımız, kaybımız ... gibi çektiğimiz tüm acılar ve yaşadığımız tüm negatif olaylar bizim enerji alanımızda kayıtlı olarak durmaktadır. Negatif enerji alanı adeta ayağımıza takılı ağır bir zincir gibidir, negatif akaşık kayıtlar ve karmik blokajlar da buna dâhildir. Siz bütün bunlardan ne zaman enerji alanınızda enerji dönüştürmesi yapmayı başarırsanız o zaman bu olayların etkisinden ve bu negatif enerjilerden kurtulursunuz, özgürleşirsiniz. Böylelikle ruhunuz daha hafif, bedeniniz daha sağlıklı, dinç bir zihinle geleceğinizi daha ümitle bakabileceksiniz, çekim gücünüzü daha da arttırmış olacaksınız, böylelikle yaşam akışınızın hızlanmasını sağlayabilirsiniz ve endişe, korkularınızdan kurtulabilirsiniz.

Bu enerji çalışmasında bütün bunlar yapılmaktadır. Ayrıca bedensel ağrılarınızdan da kurtulacaksınız, seans sırasında ağrı ve hastalığınıza neden olan duygusal ve zihinsel blokajları ortaya çıkartarak enerji dönüşümü sağlayacak, aynı zamanda ruh, beden, zihin dengelenmesi için terapistimiz size yaşam koçluğu ve yol arkadaşlığı yapacaktır. Belki de siz belirli yere kadar kendi iç temizliğinizi yapmış olabilirsiniz, ancak bir yerde takılı kalmış da olabilirsiniz. Bu durumda da terapistimiz yardımcı olarak en ağır blokajın bile çözümlenmesini sağlamaktadır. Böylelikle sizin iç temizliğinize yardımcı olacak, kendi deneyimlerini sizinle paylaşacaktır.

Bu enerji çalışması ile oldukça derin bir temizlik gerçekleştirilmektedir. Terapistimiz terapi sonrasında batı felsefesi ve doğu felsefesi sentezi ile duygusal ve ruhsal halinizi, düşünce kalıbınızı sizinle değerlendirecek ve farklı bir bakış açısı ile farkındalık konumunuzu arttıracaktır. Bunun için sizinle bir söyleyiş gerçekleştirmektedir. Aynı zamanda bilinçaltı çalışmaları ile terapinin etkisini arttırmaktadır. Ayrıca danışanlarının çözümlemesini kendi kendine nasıl başarabilmesi ve kendi kendisinin terapisti olabilme konusunda da destek olmaktadır. Kişide her bir sorunun bütünlükten bakmasını sağlayarak çözüm bulmasında ve kendi gücüne ulaşmaları için bir kılavuzluk etmektedir. Bu terapi sırasında düşünceleriniz masaya yatırılacaktır ve dönüşümünün sağlanması gerçekleştirilecektir.       

Terapistimiz Türkiye'de ilk önce uzman doktorlarla çalışmaya başlamıştır. Bunun içinde kadın doğum, dahiliye, psikiyatri uzmanları, tıp fakültesinden profesörler ve kendi hocaları, onların çevresindeki akademik kişilerle enerji çalışmasına başlamıştır. Ardından çeşitli ruhsal, fiziksel ve zihinsel rahatsızlığı olan insanlarla çalışmaya devam etmiştir.  Hastalığın adı önemli değil aslında, her ne hastalıksa ona neden olan duygusal ve zihinsel nedenlerini bulup çıkardınız mı hastalık iyileşme sürecine girmekte ve ruh hafiflemektedir. İyileşme daima enerji ve ruhsal alanda başlamaktadır. Bu çalışmada bütün bunlar ele alınmaktadır.

Hastalığın duygusal ve zihinsel nedenleri, negatif olaylara bakış açımızı pozitife dönüştürmesi, düşünce gücümüz, çekim gücümüz ve enerji alanımız gibi konuları tv programı ile izleyicilerle paylaşmaktadır. Aynı zamanda kuantum yaşam koçu, NLP practitioner olan enerji terapistimiz hayatın diğer alanlarda da çarpıcı çalışmalara imza atmaya devam etmektedir. Bunun içinde Türkçe-Moğolca 25 000 kelimelik sözlük, çevri kitapları, bilimsel konularda patent çalışmaları ve kalite yönetim danışmanlığı ile hayatına renk katmaktadır. Renkli kişiliği ile size farklı bakış açısı sunabilir. Sizi daima geleceğe taşımakta yol arkadaşlık yapacak olan terapistimiz "insan ne isterse onu yapabilecek güçte" ve "gücünüzün farkına varmak ve onu kullanmak mümkün" diyor.

Bayan Natsag Lkhagvajav, Moğolistanda Bulgan şehrinde dünyaya gelir. Çocukluğundan beri kendi ülkenin Budist ve Şaman kültüründen etkilenir ve evrenin yasası, kuantum felsefesi, doğu ve batı felsefesine ilgi duyar. Türkiyede 2005 yılından beri Ege Üniversitesinde doktora eğitimini devam eden Natsag Lkhagvajav yoga, plates ve meditasyon düzenli yapmaktadır. Terapistin şifacılık özelliği doğuştan gelmektedir.

İletişim: BİLGİ  PAYLAŞIM 
Mete Caddesi, Park Apt. No:24/5 Taksim
Tel: 0532 612 85 17       
www.bilgipaylasim.org 

[email protected]

 

Gülay

#59
SEVGİNİN ÜÇ TANIMI

Masumi Toyotome adlı bir Japon yazmış.
"Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.
"Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor musunuz" diye soruyor.
Sonra anlatmaya başlıyor: " Sevgi üç türlüdür.

*** Birincisinin adı -Eğer- türü sevgi." Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. örnekler veriyor:
"Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer başarıları ve önemli bir kişi olursan, seni severim.
Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim."

Toyotome, " en çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.
"Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türü budur" diyor.
"Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."

Yazara göre, evliliklerin pek çoğu -Eğer- türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile -Eğer- türüne rastlanıyor.

Yazar bir örnek veriyor: "Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlık kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor.

Eve döndüğünde babası öfkeyle -sınavları kazanamadın, Bir de utanmadan Hakone-ye gittin- diye bağırıyor.

Delikanlı: -Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın- diyor.

Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor, yazar.

"Delikanlı, babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar, -Eğer- türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabiliyor" diyor, Masumi Toyotome. İlginç değil mi?


*** İkinci türe geçiyoruz: -Çünkü- türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, onun sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi?
Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (yakışıklısın).
Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.
Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.
Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki."

Yazar, -Çünkü- türü sevginin -Eğer- türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor: " -Eğer- türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa, zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir, egomuzu okşar.

Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün -Eğer- türünden temelde pek farkı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de yükler getirir insana. İnsanlar, hep daha çok insanlar tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar.

Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama, sonsuz sevgi ve kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kızı, yeni doğan bebeğe içerler.
Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler.
Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.
Üstü açık BMW-si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile geçene içerler.
O zaman bu tür sevgide, güven duygusu bulunabilir mi ?" diye soruyor Toyotome.
" -Çünkü- türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor. "Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var:

Birincisi, acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. (Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar.)

İkincisi de: Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Japonya-da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı, aynı kentte oturan anne ve babası hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan, bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca, sevgi de kalmamış. Kız birçok ay sonra kahrından ölmüş...".

Japon yazar "toplumdaki sevgilerin çoğu -Çünkü- türündedir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor.

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?

*** "Ve işte sevgilerin en gerçeği, üçüncü tür sevgi, benim -Rağmen- diye adlandırdığım türdür" diyor yazar. "Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için, -Eğer- türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanmayıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için -Çünkü- türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir." Güzelliğe bakar mısınız? -Rağmen sevgi-. Esmeralda, Quasimodo-yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda-ya çingene olmasına rağmen tapar.

Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabi bu, sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar "yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma cevap verin" diyor. "kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamanın ne yararı var diye sormaz mıydınız?"

Devam ediyor Toyotome: "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınıza yıkılmaz mıydı? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?" diye soruyor ve yanıtlıyor: "Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. "

Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor -Rağmen- sevgiyi. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni -Rağmen- türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok." diye açıklıyor. Anlatıyor: " Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? "

Yazara göre, "açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım, sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? hepsi o." Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.

"DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR."