BH Kutuplaşmasına Yönelik Bir Çalışma Pratiği

Başlatan bozadi, 05 Mayıs 2012, 15:07:23

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Bu çalışma giderek geliştirilecek olan bir çalışmadır ve bu geliştirme sürecinde kendi içinde bir evrim/dönüşüm/gelişim geçireceğine de şüphe yoktur.

Çalışmanın ayrıntıları da çalışmanın tanımlanma çabası sırasında giderek daha fazla ortaya çıkacak, giderek daha derli-toplu hale gelecek ve böylece anlaşılma ve uygulanma derecesi giderek artacaktır.

Katılımlara, geliştirmelere, eleştirilere açıktır.

İç ve dış dünya arasında bir ayrımla başlama gereği duyuyorum. Bu çalışmanın şu anda en belirgin yönü bu, yani iç dünya ile dış dünya arasında bilinçli bir ayrım koyarak iç dünyada istenen durumu yaratma ve bu durumu koruma/geliştirme imkanını artırmak.

Bu çalışmanın herkese göre olmayabileceği de açıktır. Eğer bu pratiğe odaklanırken çok fazla ve sürekli stres ve sıkıntıya uğruyorsanız, elbette bu şekilde bir odaklanmayı bırakmayı düşünmeniz gerekir.

İç dünya sizin kendinizle (nispeten) başbaşa olduğunuz dünyadır. Kendinizle kendiniz arasındaki dünya.

Bize bu gezegen üzerindeki yaşam düzeneğimiz içinde negatif eğilimli gruplarca yapılmaya çalışılan başlıca şeylerden biri, dış dünyadaki yaşam koşullarının iç dünyamızdaki durumumuzu tamamen belirleyici bir güce sahip olacağı bir durum yaratılmasıydı. Yani dışsal deneyimin içsel deneyimi tamamen belirleyici bir güce kavuşması. Yani eğer dış koşullar baskın olarak negatifse, içsel deneyimimizin de negatifleşmesi. Bunun yasalaşması.

Günlük yaşamımızda ne kadar ama ne kadar çok şeyin/koşulun olumsuz, hatta şiddetli şekilde negatif olduğuna dikkat edelim. Bu durumda, eğer dış koşullar tarafından belirlenmeyi kabulleniyorsak, cehennemde olacağımızın/kalacağımızın garantisi demektir bu.

Hatırlayalım, bu sitenin temel aldığı bilgi kaynaklarına göre, insanlık (en azından bir kısmı) kesin negatiflik ile kesin pozitiflik arasında karar vermesi gereken bir evrededir. Evreni/hayatı/varlığı bütünsel olarak sevip sevmediğine karar vermesi gereken bir evre.

Ve yine hatırlayalım ki, o kararın verilmiş olduğu 4. varoluş seviyesindeki hem pozitif, hem de negatif bazı varlık grupları, bizlerin bu seçim sürecine kendi anlayışlarına göre müdahil olmaktadırlar.

Bizimle ilgilenen 4. seviye negatif varlık grupları, insanlığın geçmişindeki çeşitli olumsuz durumlar/seçimler nedeniyle yaşam koşullarımız üzerinde çok daha fazla belirleyici olma şansı yakaladılar ve halen bu şansın tadını çıkarıyorlar. Bu nedenle yaşam koşullarımızda fazlasıyla olumsuzluk mevcut.

Ve işte, eğer dış yaşam koşullarının içsel deneyimimiz üzerinde tamamen belirleyici olmasına izin vermemiz durumunda "cehennem" diye tabir edebileceğimiz negatif bir deneyim modunda kalmamızın son derece muhtemel olmasının nedeni de bu. Çünkü dış koşullar ciddi şekilde negatif olarak belirlenebilen (ve belirlenen) bir durumda.

Daha kötüsü, hipnotik bazı koşullar nedeniyle, dış koşulların inatçı olumsuzluğunu ve buna sürekli maruz kalıyor olmanın tehlikelerini görmezden gelme eğilimleri taşıyoruz hepimiz.

Bu çalışmanın amacı da bu durumun farkındalığını artırarak, tüm dış olumsuzluklara rağmen (ve hatta o negatiflikleri birer katalizör olarak kullanarak) iç dünyada olumluluğu, yani iyiliği, doğruluğu, güzelliği, huzuru, güveni artırmak, pozitif şekilde kutuplaşmayı sürdürmek. Yani negatif varlıkların üzerimizdeki planlarını boşa çıkarmak.

Negatif varlıklar, dış olumsuz koşulların içsel deneyimimizi belirlemesine izin vermemizi, buna boyun eğmemizi istiyor.

Bu durumla baş edebilmenin ve durumu dengelemenin ve hatta pozitife yönelik bir ilerletici/katalizör olarak kullanabilmenin bir gereği olarak, iç dünya ile dış dünya arasında bir ayrım koymak gerekiyor. Bunu hemen, çok kısa bir süre içinde başarmamız gerekmiyor. Bu çalışmayı geliştirme sürecinde, bunu birlikte yavaşça ve etkili bir şekilde yapmayı deneyebiliriz. İsteyenler bu süreçte yaşadıkları sıkıntıları paylaşabilir, görüşlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi birbirimize sunabiliriz.

bozadi

#1
Bu çalışmanın temelindeki fikir şu:

Ne hissettiğiniz, nasıl hissettiğiniz ve ne deneyimlediğiniz üzerinde sandığınızdan çok daha büyük bir belirleyiciliğiniz olabilir ve bu belirleyiciliği pozitif yönde ("HER" anlamda) çok ama çok verimli bir şekilde kullanabilirsiniz. Belki hemen değil ama giderek.

Bu forumda birbirimize etkili bir şekilde yardımcı olmanın son derece güzel bir yolu olabileceğine de inanıyorum bunun.

Parça parça somutlaşacak nasıl birşeyden bahsettiğim ve inşallah sizlerin de katkısıyla derli-toplu, düzenli, ve etkili bir duruma ulaşacak.

maskesiz'le daima bunun pratiğini yapmaya, geliştirmeye, konsantrasyonumuzu artırmaya çalışıyoruz. Deneyimlerimizi, çıkarımlarımızı paylaşıyor olacağız elbette.

Niyet ettiğim şey, forum üyeleri olarak somut birşey (bir çalışma) üzerinde odaklanabilmemizdir. Bu yeni şekillenen çalışmanın bu tür bir fırsat olması güzel olur bence. Deneyelim.

Gayet iyi tahmin edebileceğiniz gibi, "iç/özel dünyamızda" istediğimiz gibi, güzel, istikrarlı, güçlü, pozitif bir bilinç ortamı oluşturmaya dönük bir çalışma bu. Hemen mümkün olmasını beklememek lazım. Hatta bu süreçte pek çok zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmak da mümkündür, muhtemeldir. Ama yardımlaşarak, birbirimize destek olarak bu süreci gerçekleştirebileceğimize inanıyorum.

İç dünyamızda deneyimlemeye ve geliştirmeye niyet ettiğimiz huzur, güven, sevinç, olumluluk nereden/neyden kaynaklanıyor veya kaynaklanacak? Burada "inanç" faktörü devreye giriyor. Çünkü pek çok üstat veya bilgi kaynağı, sevincin, mutluluğun, huzurun, bereketin kaynağının varlığın ta kendisi olduğuna işaret ediyor. Burada "varlık" derken, hem bireysel varlığımızın özü, hem de tüm evrenin, tüm hayatın, tüm varoluşun varlığının özünden ve bütünlüğünden bahsediyoruz.

Bilinçli, bütüncül bir organizma olarak hayattan bahsediyoruz. Hem bizi ve bizim deneyim ortamımızı/alemimizi, hem de tüm varoluştaki diğer tüm varlıkları ve onların çeşitli deneyim boyutlarını kapsayan, "HAYAT."

BH ve KH temelde Hayat'a karşı takınılan iki temel tavır. Hayat'ı sevmek veya sevmemek. Her ne kadar arada kaçınılmaz bir organik bir bağlantı olsa da, burada en az iki tür hayattan bahsedilebilir. Bir uçta, 3. yoğunluk dünya ortamındaki sosyoekonomik düzen içinde geçirmekte olduğumuz ve zaman/mekan kavramlarıyla son derece bağlantılı olan "günlük hayat" realitesi, ve diğer uçta zaman/mekanın ötesinde, ilahi ve dinamik bir sabite olan, belki kısmen de gizemli olarak nitelenebilecek mutlak/bütünsel (tüm varoluşu içeren) hayat. Yani bireysel olmayan hayat. İkisi arasında çok çeşitli hayat tanımları/türleri/seviyeleri de tespit edilebilir.

İnanç kavramı temelde o "tümsel" hayatın niteliği hakkında birşey. Yani pozitif-negatif tüm küçük parçaların bağlı olduğu ana/temel platformun ne/nasıl olduğunu düşündüğümüz hakkında.

Bu durumda pozitif/BH dediğimiz şey, o tümsel hayatla sevinçli bir birlik/bütünlük/özdeşlik hissine, algısına veya bilgisine dayalı. Negatif/KH dediğimiz şey ise, o tümsel/temel hayatla veya varlıkla özdeşleşmeye karşı bir direnç, isteksizlik, ve hatta ona karşı bir tiksinti veya nefret duymayla ilgili.

(Not: Yaptığım tanımlar hem kendimin hem de sizlerin katkılarıyla zaman içinde değişebilir, düzeltilebilir, düzenlenebilir. İçinde bulunduğum anda ortalama bir çabayla erişebildiğim en iyi bilgi ve sezgilere dayalı konuşuyorum, bir yerlerden başlayabilmek için, irili ufaklı her türlü hata/sapma olasılıklarının farkında olarak.)

Şimdi, eğer biz bireysel varlığımızın o tümsel iyi/güzel/sevgili varlığın bir parçası, ve hatta kendisi olduğuna inanabiliyorsak, bu durumda mutluluk, sevinç, huzur, güven için ayrıca bir mazerete, sebebe ihtiyacımız yoktur. Tam şimdi ve burada, ve sonsuza kadar kutlayabileceğimiz birşeyimiz var ve hatta biz o şeyin ta kendisiyiz. Elbette özgür irade yasası ve ayrıca sevginin/hayatın ifade bulması için negatiflik potansiyelinin de var olması ve özgür iradeyle seçilebiliyor olması gibi bir durum var. Dolayısıyla bizim burada bahsettiğimiz şey bir "seçim" aynı zamanda. Mutlaka herkes tarafından seçilmesi gereken, kaçınılamayacak bir kadersellik değil. Bir seçenek ve biz de bu seçeneği seçmekten bahsediyoruz.

Bireysel varlığımızla ve o bireysel varlığın ve diğer tüm bireysel ve kitlesel varlıkların bağlı olduğu büyük varlıkla ilgili bu kadar güzel, sonsuz, iyi bir gerçek (onun ve (yani) hayatın sevgiye dayalı olduğu, sevginin ta kendisi olduğu gerçeği) varken hayatlarımızda bu kadar çok negatiflik olması ne kadar büyük bir terslik değil mi? İşte, bizlerin (insanlığın) toplumsal özgür iradesini belirli bir geçmişten itibaren kullanım biçiminin doğal ve adil bir neticesi bu durum. Bunu forumda çeşitli mesajlarda paylaştık, tartıştık ve konuşmaya, hatırlamaya, daha derinlemesine keşfetmeye de devam edeceğiz (cennetten [BH'den] düşüş).

Şimdi amacımız, tüm bireysel ve toplumsal psişik kirliliğimize ve bunun her anlamdaki sonuçlarına rağmen, kendimizi tekrar saflığa, bütüncüllüğe, istikrara, huzura, dengeye, sevince, sevgiye ulaştırma konusunda işbirliği yapmak. Bunun için sermayemiz varlığımızın derinliklerinde hala sonsuz şekilde mevcut olan, o büyük hayatın sonsuz sevgisinden, huzurundan, coşkusundan, bilgisinden başka birşey değildir. İçimizde de, dışımızda da sonsuz şekilde mevcuttur. Sadece antenlerimizi uygun şekilde, dikkatle, dengeyle, sabırla buna uyarlamaya ve bu konuda işbirliği ve destekleşmeye ihtiyacımız var.

"Günlük yaşam" dediğimiz realitede kadim zamanlardan beri çevremiz (ve içimiz) pek çok olumsuzlukla, korkuyla, endişeyle, baskıyla, stresle doldu. Bu neredeyse olağan gerçekliğimiz haline geldi. Şimdi dikkatli bir çalışmayla, yavaş yavaş, içinde bulunduğumuz berbat düzenin etkilerinden kendimizi giderek arındırabileceğimiz ve mutlak/gerçek hayatın sonsuz güzelliğinden ilham, yardım ve şifa alarak, onun sonsuz zenginliğinin kendisi olduğumuz gerçeğiyle tekrar doğrulabileceğimiz bir sürece girmeye niyet edelim.

Bu çalışmayı, bu çalışmanın bilgisini, farkındalığını, bilinçli sevincini günlük hayat realitesi içindeki hipnotik/olumsuz realitemiz içine giderek daha fazla sızdırabileceğimiz pratikler geliştiriyor olacağız birlikte.

bozadi

#2
Hem mevcut forum üyelerine, hem de foruma bundan sonra üye olacak arkadaşlara bir ricada bulunmak istiyorum: Lütfen bu başlık altında yürütülmeye çalışılan ortak çaba niyeti ve pratiği belirli bir olgunluğa erişine kadar diğer forum bölümlerinde faaliyetlerimizi durduralım veya sınırlayalım. Elbette herkes bu mesajı okumuyor şu anda veya farkına varmayabilecek pek çok kişi olabilir. Bu nedenle de ben bu ricayı gerektiğinde ilgili her başlık altında, ilgili herkese tekrarlayacağım. Bu forumda gerçekten verimli bir ortak faaliyetimiz olabilmesi için bu önlemi mazur görmeniz dileğiyle.

bozadi

#3
Hatırlayalım. İçinde bulunduğumuz tekamül seviyesi bakımından, bu dünyadaki amacımız BH ve KH yollarından birini seçmemiz ve o yolun doğasıyla bütünleşmemizdir. Bu bağlamda, her gün pek çok olumlu ve olumsuz (aslında olumsuzlar pek çok zaman daha baskın oluyor, öyle değil mi?) duygu/düşünce/deneyim içinde olan bizlerin, henüz bu yollardan herhangi biriyle bütünleşmediği açıktır. Gerçek bir BH varlığı olduğumuzda artık negatif duygu/düşünce/deneyimler geride kalmış olacaktır. Benzer şekilde, gerçek bir KH varlığı olduğumuzda, pozitif duygu/düşünce/deneyimler geride kalmış olacaktır (her ne kadar KH'ler kendi tekamülleri sürecinde sonradan BH'ye geçebiliyor olsalar da).

Bu tanımı yapma nedenim, BH veya KH olmanın ne demek olduğu konusunda bir netleştirme sağlamaktır. Yani, bu yollardan birinin doğasıyla kesin bir bütünleşme sağlanana kadar, gerçek manada BH veya KH olmuş olmaktan bahsedilemez. Yine aynı bağlamda, 3. yoğunluğun üyesi olan bir varlık henüz ne BH ne de KH varlığı değildir. Kısadalga döngüsünde 3. yoğunluktaki KH niteliği biraz da doğaldır. Bu tıpkı varlıklsal olarak bebeklik evresi gibidir. Bir bebeğin zamanın çoğunda "vermekten" ziyade "alma" modunda olması gibi. Bebek ancak erişkinlğe yaklaşıp erişince almaya mı yoksa vermeye mi odaklı bir birey olmayı seçeceği giderek belirginleşecektir. Bu seçim 4. yoğunluğa mezuniyetle birlikte kesinleşir. Bizler henüz 4. yoğunluk varlığı olmadığımıza göre, gerçek manada BH veya KH varlığı olduğumuzu söylemek mümkün değildir. Elbette bu yollardan birine çok daha uygun bir deneyim hali içinde olunabilir veya bu yollardan birine etkin ve güçlü bir kutuplaşma halinde bulunulabilir. Nitekim, 3. yoğunluk ölçütleri içinde hepimiz halen teknik olarak KH varlığı statüsündeyiz. Zamanımızın çoğunda veya genelinde veya ortalamasında, duygu ve deneyimlerimizin çoğunluğunun o veya bu düzeyde negatif frekanslarda olması da bir doğrulayıcıdır. Hem bireysel, hem de özellikle kitlesel olarak geçerli bir durumdur bu. Elbette azımsanamayacak kadar insan yine de KH güdülerini hızla azaltmakta, BH güdülerini giderek güçlendirmekte ve yoğunlaştırmaktadır.

4. yoğunluğun sınırına yaklaşıldığında, varlıkların 4'e mezun olması için BH veya KH yollarından biriyle bütünleşmesi gerekir. BH yoluyla bütünleşmek, varoluşun sevgisinden, adaletinden, güzelliğinden, makbullüğünden hiçbir şüphe duymayacak bir hale ulaşmak, tüm varoluşa karşı bütüncül, kesintisiz ve kesin bir sevgi/saygı/sevinç/şükran hali içinde olmaktır. Yani kızgınlık, güceniklik, huzursuzluk, şüphe, endişe, korku "tamamen" geride kalmış olacaktır. KH için ise tam tersi geçerlidir.

Bir yanda 4KH, diğer yanda 4BH varlıkları biz 3KH modundaki insanlık kitlesinin kutbiyet seçimi üzerinde çeşitli yatırımlar yapıyorlar. İnsanlığın geçmişindeki şiddetli bazı egosal sapmalar nedeniyle (Atlantis), 4KH gruplarının insanlığın genel yaşam düzeni üzerindeki etki oranı çok tırmanmıştır. Ve halen sosyo-ekonomik-askeri olarak son derece faşizan bir şekilde yönetilen bir dünyada ve koşullarda yaşıyoruz. Örneğin bkz özellikle ABD ve İsrail derin-devletleri ve onların tüm dünyadaki uzantıları, NATO, IMF, kapitalizm, emperyalizm, yoksulluk, baskı, işkenceler, beyin yıkama, aşağılama, savaşlar, katliamlar, zehirli hava/çevre/besin öğeleri vs vs vs.

Üzerimizde yürütülen tüm negatif baskıların amacı ne? Bizleri KH'leştirmek, kutbiyet seçimi olarak KH'yi seçmemiz, 4KH'ye sevk edilmek. Kendi yönetimleri altında tabi.

KH'leşmek deyince ne anlayabiliriz: Varoluşu, evreni, yani Hayat'ı adaletsiz, nefret edilesi, yok edilesi birşey olarak görmek denebilir bir yönüyle.

Ve çevremizi çepeçevre saran ve bazıları veya bazen feci şekilde şiddetlenen tüm olumsuz koşulları düşünün. Tüm bunları deneyimlediğimiz zaman içimizde olan biteni düşünün. Bizi parçalamaya çalışıyorlar. Bizi kendimizden, başkalarından, evrenden, hayattan nefret ettirmeye çalışıyorlar. Hayatın kötü, adaletsiz, sevgisiz, anlamsız, berbat birşey olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar. Yani kendi algılarını bize projekte ediyorlar ve onların yoluna, onların hizmetine girmemizi, onların köle-askeri olmamızı istiyorlar. Ve bunun için de, bizi KH bakış açısına sevk etmek üzere çevremizi feci şekilde yoğun KH katalizörleriyle çevrelemeyi başardılar uzak bir geçmişten beri.

Onlara bu konuda en büyük başarı avantajını sağlayan faktör ne biliyor musunuz: Tüm bu koşulları "doğal" birşeymiş gibi algılamamız. Hayatımıza kurulan düzeni, yani mevcut sosyo-ekonomik-askeri düzeni "fark etmememiz" ve onu "hayat sanmamız" ve dolayısıyla da ona büyük oranda boyun eğmemiz.

Boyun eğmenin zıddı olarak, "boyun eğmeme" kavramından ne anlaşılabileceği konusunda bir açıklama yapmak gerekiyor bu noktada:

Boyun eğmemek temelde olan bitenin farkında olup, sevk edilmeye çalışıldığımız şiddetli KH frekanslarına kaymayı kabul etmemek, ısrarla (eğer istiyorsak tabi) BH frekanslarına yönelmek, BH frekanslarıyla etkileşmek ve bunu paylaşmaktır.

İşte, iç dünya – dış dünya arasında bir ayrım yapmaktan bahsederken de, aslında "dış dünyayı" bir bütün olarak kötü birşey olarak görmekten ziyade, dış dünyamızda çok büyük ve derin bir yere sahip olan "KH'ye güdücü düzen"in etkilerini fark edip bu etkilere karşı mümkün olduğunca dikkatli ve dengeleyici tutumlar içinde olmak, alternatifin varlığını hatırlamak, BH'nin varlığını hatırlamak, ona odaklanmak, ona yönelmek, onu tatmak, onu paylaşmaktır. Hem de halen KH'ye güdücü düzenin içinde yaşamaktayken. Ve hatta o düzenin sahipleri tarafından giderek daha fazla psişik baskı altına alınmaya çalışılacak olmaya rağmen. BH frekanslarına erişildikçe, dış baskılar ne kadar artarsa artsın, uzunvadede ancak BH'ye daha etkili ilerleyiş için birer katalizör teşkil ederler.

Bu bağlamda, "iç dünya – dış dünya" dualitesinde "iç dünya" derken, sizin (buna elbette ben de dahilim) gerçekten ne/nasıl hissettiğiniz, ne/nasıl duyumsadığınız, ne/nasıl düşündüğünüz, ne/nasıl deneyimlediğinizle ilgili öznel/subjektif deneyiminizden bahsediyoruz. Bu "ne/nasıllar" daima iki kutbiyetten birine çeker: BH veya KH. Başka bir seçenek, üçüncü bir alternatif vs yoktur, buna ihtiyaç da yoktur, doğal da olmaz.

Dış koşullarımızda çok miktarda KH'ye güdücü koşul/faktör/katalizör mevcut, her ne kadar dış dünya veya dış koşullar diğer herşeyi de (BH koşulları/faktörleri dahil) kapsar. Ama hayatın kendisiyle karıştırma eğiliminde olduğumuz "düzensel" dış koşullar, etkileşim halinde olduğumuz dış koşullarımızın o kadar büyük veya derin bir bölümünü kapsıyor ki, dış koşullarımızın çoğu için "KH'ye güdücü" tanımını yapmak bu nedenle önemli bir isabetlilik arzediyor. Bu negatife sevk edici koşul ve faktörlerin hepimiz için ortak/genel olanlarını inceleyip temel bir listesini de çıkarmaya çalışabiliriz.

İşte, mesele, bu KH'ye güdücü dış koşulların, kendimizin ve birlikte yaşadığımız insanların içsel deneyimini ne ölçüde belirlediğinin farkına varmak ve bunun 3. yoğunlukta içinde bulunduğumuz seçim gerekliliğini ne şekilde etkilediğini, dolayısıyla bizler için ne gibi deneyimler meydana getirdiğini anlamak, bu konuda bilincimizi giderek artırarak BH motivasyonlarımızı tüm olumsuz koşullara rağmen geliştirme konusunda irade ve işbirliği geliştirebilmektir.

Burada niyet edilen çalışma, pek çok çeşitli çalışmaları/pratikleri kapsayacaktır doğal olarak. Bunları giderek somutlaştırmaya çalışıyor olacağız.

Ama bu somutlaşmanın meydana gelebilmesi için, meselelerin ardındaki etki-tepki mekanizmalarının, yani hikayemizin de bilinmesi gerekiyor ve bu nedenle de bağlamsal bilgileri araya dizmek gerekiyor.

Madem bu mesajda bu kadar bağlamsal bilgi veya bilgi olasılığı gündeme geldi, bir sonrakinde örneğin iç-dış dünya algısına/tespitine dayalı pratik bir gözlem, BH-KH ayrımı ve BH potansiyelinin etkileştirilmesine dayalı bir pratik üretmeyi deneyelim.

Her türlü katılım, eleştiri, zenginleştirmeye açıktır. Yeter ki samimi, doğrudan ve konuyla alakalı olsun. Saygılar, sevgiler.

bozadi

#4
Genel bir prensip olarak, negatif duygular içindeyken "cehennemi" deneyimliyoruz. Pozitif duygular içindeyken ise "cenneti" deneyimliyoruz.

Temelde bundan başka cennet veya cehennem yok belki de.

Peki kötü duygular içinde mi, yoksa iyi duygular içinde mi olduğumuzu "belirleyen" nedir? Elbette çeşitli dış koşulların bu konuda hiç azımsanamayacak bir belirleyiciliği vardır. Ama benimsediğim bilgi kaynaklarına dayalı olarak, bu konuda, en az %51 potansiyel belirleyiciliğimiz olduğuna inanıyorum. Yani bu konudaki seçimimiz üzerindeki kendi belirleyicilik oranımız, başka herhangi bir varlığın/durumun bu seçimimiz üzerindeki belirleyiciliğinden fazla. Yani cennette mi, yoksa cehennemde mi olacağımıza temelde kendimiz karar veriyoruz.

Sebebi, mazereti ne olursa olsun, insan kötü duyguları benimseme/seçme/deneyimleme durumunu sürdürdüğünde, cehennemde olmayı/kalmayı (ve belki bunda derinleşmeyi) seçiyor oluyor.

Aynı şekilde, sebebi, mazereti ne olursa olsun, insan iyi duyguları benimseme/seçme/deneyimleme durumunu sürdürdüğünde, cennette olmayı/kalmayı (ve belki bunda derinleşmeyi) seçiyor oluyor.

Bu noktada, tüm iyi duyguların ve tüm kötü duyguların "kökeni" nedir? Bu, evrenin, hayatın iyi, anlamlı, güvenilir, adil, sevilir birşey mi, yoksa kötü, anlamsız, güvenilmez, adaletsiz, nefret edilir birşey mi olduğu konusundaki şahsi inanca/seçime bağlı görünüyor.

İnsanlar bu konuda "bazen" pozitif algı ve yorumlar içinde olurken, "bazen de" negatif algı ve yorumlar içinde oluyor. BH veya KH varlığı dediğimiz (4. seviye ve üstü) varlıklar ise bu konuda "bazen" değil "sürekli/kesintisiz" bir algı ve yorum içindeler.

Topolojik olarak 4. yoğunluğa yakın birer 3. yoğunluk varlığı olarak, evrenin bizden beklediği şey de bu konudaki kararımızı vermek.

Hayat dediğimiz yaşantımız içinde çevremizi saran şeyler içinde, bizi "negatif duygulara" sevk eden, hatta bizi negatif duygulara mıhlamaya çalışan ne kadar çok faktörle karşı karşıya, hatta iç içe olduğumuzu düşünün.

Bunun arkasında 4KH varlıkları var temel olarak. Kendileri hayata, evrene ve tabi temelde kendilerine karşı "negatif duyguları" kesin olarak benimsemiş varlıklar ve bizim de onlarla aynı negatif realitenin bir parçası olmamızı istiyorlar. Elbette bunu açık açık söylemiyorlar bize. Bize ciddi kötü yönleri olan bir mal satmaya çalışan birinin, malın bu kötü yönlerini ifade etmek istemeyeceği gibi.

Ra'nın da ifade ettiği gibi, çevremizi saran negatif koşullar aslında birer "promosyon" ürünü. Birer "reklam." Evren, hayat, varlık (ve şahsi varlığımız!) hakkında kötü duyguları benimsetmeye çalışan varlıkların çoğunlukla "subliminal" reklam mesajları.

Elbette pozitif varlıklar da BH'nin reklamını yapıyorlar ellerinden geldiğince. Ama BH'ler birşeyi zorla benimsetme merakında değil. Sadece bu seçeneğin varlığını haber vermek ve bu yöndeki iradeyi desteklemek şeklinde.

Her iki durumda da, seçim gerçekten yapıldığında artık bir "promosyon/satış"tan ziyade, bir realitenin paylaşımı söz konusu. BH veya KH realitesi.

Mevcut koşullarımız itibariyle "bir anda ve tamamen" tüm negatif duygularımızdan kurtulamayız ve bunun mümkün veya sağlıklı olacağını da sanmıyorum.

Ama hayata ve kendimize bu perspektifle bakma konusuna bir şans tanıyabiliriz istersek.

Bundan ala pratik de olmaz sanırım.

Pratiğimiz, gün (günlerimiz) içinde, "negatif duygu" ve "pozitif duygu" deneyimlerimizi elimizden geldiğince gözlemlemek, belirli bir süre içinde bunun temel/basit bir istatistiğini çıkarmak olabilir başlangıç olarak. Ve elbette "duygu" derken neyi kastediyor olabileceğimizi ve "duygu" ile "bilinç/irade/deneyim" arasındaki ilişkileri de inceleriz.

Mesele şu, madem sebebi/mazereti ne olursa olsun, negatif duygular içinde "kalmak", cehennemde olmak veya cehennemi seçmek anlamına geliyor ve madem, aynı şekilde, sebebi/mazereti ne olursa olsun, pozitif duygular içinde olmak cennette olmak veya cenneti seçmek anlamına geliyor, o zaman biz, negatif baskın çevresel koşulların da etkisiyle ciddi oranda "cehennemde olmayı SEÇİYOR" olabiliriz.

Burada samimiyete, dürüstlüğe de ihtiyacımız olacağı açık. Yani "gerçekten ne hissettiğimizi", "nasıl hissettiğimizi" dürüstçe gözlemleyebilmeli, bu konuda kendimize ve birbirimize karşı elimizden geldiğince (ve giderek daha fazla) dürüst olmalıyız.

En küçük/basit negatif duygu ile en büyük cehennem deneyimi arasında bir doğru bağlantı olabilir. Ve en küçük/basit pozitif duygu ile en büyük cennet deneyimi arasında bir doğru bağlantı olabilir.

Burada kavramları ciddi bir "genelleme" içinde kullandığımız da açık, her ne kadar temel bir geçerlilik durumu söz konusu olduğunu düşünsem de. İçsel ve dışsal olarak KH baskın koşullarda, algılarımızın ve ifadelerimizin sapma olasılığı ciddi olsa gerek. O yüzden buradaki pek çok genellemenin çeşitli ayrıntılarının ve olası istisnalarının da tartışılması gerekir.

Bu genel pratik başlığı üzerinde yoğunlaşmaya çalışmaya devam edeceğim. Elden geldiğince ciddiyet ve samimiyet dahilinde, katılıma, her tür eleştiriye açıktır. Diğer bir başlıkta belirttiğim gibi, forumun bu bölümündeki konunun olgunlaşma olasılığı artsın diye başka bölümlerinde farklı konularda yazmaya ara verme şeklindeki talebimin bir geçerliliği yoktur (uzun süreli yazısız süreçlere aşinayız hepimiz bir yandan da)

believer planet

#5
Bu güzel yazı dizisi için sana teşekkür ederim sevgili bozadi. Bence çok önemli bir konu. kaç zamandır cevap yazmak istediğim, ama bir türlü kafamdakileri toparlayamadığım gibi, zaman da  bulamadığım bir konu. ama artık burdayım ve bunları yazıyorum; nerden başlayacağımıda tam kestiremesem de.:) çünkü altından birsürü kişisel durumlar ve hayata dair düşüncelerin,hesaplaşmaların,uygulamalaların çıkacağı karmaşık bir konu bu. özellikle bu konuya  "düşünce kavramının içinde "negatif düşünce" ,"pozitif düşünce", bunlar nedir ,kontrol altında tutulabilirmi gibi sorulara cevap arayışı içinde başlamak isterim. özellikle diğer boyutlardan bizlere gönderilen negatif düşünce formları (psişik saldırı yöntemleri) gerçeği bu konunun özünü oluşturacak, çünkü bu sürekli deneyimlediğimiz birşey.

hayattaki herşey düşüncenin bir sonucu. düşünceyle var olup düşünceyle devam ediyoruz tekamüle. ve yine düşünerek bizde yaratıyoruz özellikle farklı gerçekliklerde. bu konuyla ilgili kendi tecrübelerimden yola çıkarak söyleyeceğim birşey varki, oda bizi etkileyen ,inanç sistemimizi değiştiren , davranışlarımızı yönlendiren, yani kısacası bizi ikna eden bir düşüncelerin, özellikle bazı düşüncelerin bizden olmadığı durumu...bu ne demek?  benim küçük yaşlardan beri özellikle çeşitli inançlarım doğrultusunda düşündüğüm şey ,aklımızda var olan düşünce formlarının gerçekten bize ait olup olmadığı... ilginçtir, bu düşünce formlarının bazıları bizi esir alsa da, bazılarını hiçe sayıp aklımızın bir köşesine domine etsek de, ciddi anlamda zihnimizi , beyin kimyamızı,hormonlarımızı, kısacası bedenimizi etkileyen yapıları var. elbette bunun negatif tarafıyla dövünsek de ,pozitif tarafıyla da gayet günümüzü gün edebiliyoruz. peki bu bukadar sığ ve kolaymı.

bilim insanı yaşadığımız evreni bir kaos evreni olarak görüyor. ama biz öğrendiğimiz farkındalıklarla biliyoruzki, buna sadece özgür irade evreni diyebiliyoruz. zor yanları yokmu , elbette çok. kendimden örnek verecek olursam hayatım boyunca zihnimde yoğun sızıların olduğu günlerim oldu. ne lazımki takıntılı bir zihin yapısına, hormonal dengesizliklere,ve herzaman diğerlerinden daha depresif düşüncelere sahip oldum. "panik bozukluğu" olan biri olarak bu konu beni herkezden daha meşgul etti diyebilirim . çünkü diğer insanlara nazaran daha savunmasız kalınabiliyo. çözüm arayışı içinde olsam da pek bişey bulmuş değilim, ama gözden kaçırdığım şey sürekli bişeyleri öğrendiğim.. hepimizin bu hayatta bu fizikselliğin içinde spesifik olarak deneyimlediği şeyler var. fiziksellik diyorum olaya sadece ruhsal açıdan da bakamıyorum, çünkü yaşamak da olduğumuz bedenimizin birazda konforuyla ilgili bu durum. bir celsede (kasyopyaydı sanırım) bazı insan bedenlerinin (genlerin) negatif şeylere daha yatkın olduğu, 4kh güçleri tarafından vakti gelindiğinde   patlamaya hazır bir bomba gibi kullanılacağı gibi birşey yazıyordu. negatif düşüncelere eğilimli bir bedende onları kontrol etmek her zamankinden daha zor oluyor demek istediğim sadece bu. peki hiçmi gelişim yok, hiçmi ilerlemedim , hiçmi bi farkındalığım olmadı. elbette oldu..en azından ne olduğunu biliyorum.. özellikle son yıllarda yaptığım şey kafamda olan herhangi bir negatif düşünceye karşı çıkmak..evet bu tekniklerimden biri..çok ilginç ama canlı birer varlık gibi..küçük bir çocuk gibi negatif düşünce. gitmiyor.sizi engellemeye hedefinizden saptırmaya çalışıyor..silahları o kadar fazlaki.. bazen bunu sadece kafanıza girerek yapar.. bazen hormonlarınızı ele geçirir (sebepsiz evhamlılık,endişe) sonra kafanıza girer..iki koldan saldırır..o anki çevrenizde negatif öğreleriniz de varsa etti size üç :)..ama çok zekice yapar bunu...kimin yaptığını elbete biliyoruz..psişik saldırı lafını ilk duyduğumda kafamda bişeyler belirmişti zaten. yaşadığımız evrende (3. yoğunluk)% 100 güllük gülistanlık bir yaşamımız olmayacak bunu biliyoruz. özellikle içinde bulunduğum konforsuz bedenimle ben böyle düşünüyorum.ha bu durum evrene , yaşama ve bir illüzyon olan bu dünyaya sadece öğrenme süreci,geçici bir görev gibi baktığımızda bizim için pek olumsuz bir tarafı olmuyo.ama biz burdayız ve bu duyguları deneyimliyoruz ve canımız yanıyor. bu gerçek.mesela hayatımda en çok hissetiğim ,deneyimlediğim negatif duygularımdan örnek verecek olursam.. aşırı utanç hissi( sebepsiz çok utangaçım)... ve suçluluk hissi... birde aşırı yoğun sebepsiz korku...bunlar beni hedefimden yada ilerde olması gereken bir başarımdan saptıracak yegane silahlar...en vahimide sanki hayatımda hiç olmamış bir negatif durumun olmuş gibi simülasyonunu yaşamak...ve inanın gerçeğinden daha gerçek.. belki gerçeği olsa bu kadar korkmam bilmiyorum...bunu yapan herkimse, bu saldırıyı her kim düzenliyorsa bazen çok başarılı oluyor...ve bir türlü buna bir çözüm bulamadım ...son yıllarda psikoloji üzerine okuduğum kitaplar edindiğim bilgiler geçmişte gittiğim doktorlar bunlara bi çözüm bulmamı sağlayamadı...ve sanırım sağlamayacak da,ama çok ilginç bir şey dikkatimi çekti..buna şartlanmışız ...yani negatif duygu yaşamak istemiyorum diyelim..ee ne olcak ! peki..herşeyi bırak birgün sadece pozitif duygular yaşamakdan sıkılacağımdan eminim:D kimbilir..hayatın çeşitliliğizaten burda...negatif duygular hep olacak , bu bir öğrenme süreci..bizim istediğimiz sadece bizi gereğinden fazla ele geçirmemesi ( en azından benim istediğim bu) çünkü bazen çok sıkıntı yaratabiliyor..küçücük bir duruma saatlerce üzülebiliyorum mesela..bir hafta sonra düşündüğümde ne saçma ve aptalca geliyor..ama neden o an üzülüyorum ... asıl soru bu...bunu hazırlayan ve bu denli beni ele geçiren ne? ..
tabiki buna mukavemetimizi nasıl geliştireceğiz sorusuda var . bir negatif düşünceyi kaale almak,  ya da almamak...bazen cidden bedenimizi sarsabiliyo..kafamızın içinde depremler bedenimizde sarsıntılar ,hertürlü olumsuz duruma maruz kalabiliyoruz bir düşünceyle..ama bunu en aza nasıl indireceğiz..bunu pratiği üstünede bende son bikaç senedir çalışıyorum ..ama çokda ilerleme sağlamış değilim..çok etkilemese de bu şekil yaşamayı öğrendim fakat herşeyden " yaşamdan" kaçıyorum sürekli.. bu biraz acı veriyor..

konunun dışına çıktımmı çıkmadımmı bilmiyorum ama ,sanırım bu konuyla ilgili anladıklarım ve anlatabileceklerim ilk olarak bunlar..tabi herkezin ekledikleriyle güzel bir tartışma ortamı ve nitelikli bir kanal çalışması güzel olur ,hepimiz için. burda bilgi paylaşımı yapıyoruz ve bunun önemini biliyoruz.bilgi herşeydir.herşey bilgidir.

bozadiye bu konu için tekrar teşekkürlerimi sunar ve siz değerli üstadlardan da gelecek düşünce formlarınızı merak etmekteyim:) ve bu  şekil sıkıntılarınızı ve önerileriniz dinlemekte beni ayrıca mutlu edecektir inanın kendi adıma konuşacak olursam. çünkü dertler sıkıntılar paylaştıkça küçülüyor.

yaşadığımız hayatın olumsuzlukları cidden fazla..bu hipnozda  algılayamasak da.

herşey mümkün

bozadi

#6
believer_planet, yazdığına çok sevindim. Paylaştığın duygu ve düşüncelerin derinliğine ve samimiyetine ise özellikle sevindim. Ve yazdıklarının, buradaki konularla son derece yakından ilgili olduğunu çok iyi biliyorum. Özellikle de varmaya niyet ettiğimiz şeyler açısından. Şimdi, yazdıkların içinde dikkatimi çeken bazı hususları işaretleyip kendi duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bu sürecin, geliştirmek istediğimiz pratikler için son derece anlamlı ve önemli olduğuna inanıyorum. 

Alıntı Yap"negatif düşünce" ,"pozitif düşünce", bunlar nedir ,kontrol altında tutulabilirmi gibi sorulara cevap arayışı içinde başlamak isterim.

Çok güzel. Yakın bir zamanda bir arkadaşımla derinlemesine üzerinde tartıştığımız, kavramaya çalıştığımız, sorguladığımız bir konu. Pozitif-negatif düşünce (iyilik-kötülük) nedir? Bizim bunlara erişimimizi belirleyen nedir? Bu soruların cevaplarına yeterince vakıf görmüyorum henüz kendimi. Keyifle ve merakla sorgulamaya devam ediyorum. Şimdiye kadarki sorgulamalarımdan edindiğim güçlü bazı izlenimler, fikirler var: Pozitif ve negatif düşünce, evreni/hayatı anlamlı, güzel, sevilebilir bulup bulmadığımız, onunla birlik hissedip hissetmediğimize dayalı en temelde. Bu kısmen inanç seviyesinde olan bir bilgi bizler için. İnançsal değişiklikler, bu bilginin açıkça kabulü ve reddiyle ilgili sonuçlar, istikrar veya istikrarsızlıklar meydana getiriyor. İnançta değişiklik, evreni/hayatı güvenilir, adil, güzel bulup bulmadığımız, onu sevip sevmediğimiz, onunla birlik hissedip hissetmediğimiz arasındaki gidiş gelişler. Sebebi/mazereti ne olursa olsun, herhangi belirgin bir pozitif duygu/düşünce deneyimlediğimizde, o anda evrene/hayata bir güven, sevinç ve birlik hissi içinde oluyoruz. Kendi varlığımızla evrenin/hayatın varlığı arasında uyumlu ve sevgili bir ilişki, bir birlik duyumsuyoruz. Yine sebebi/mazereti ne olursa olsun herhangi belirgin bir negatif duygu/düşünce deneyimlediğimizde ise, evrene/hayata karşı bir güvensizlik, bir korku ve bir kızgınlık/nefret duyumsuyoruz bir şekilde, her zaman açıkça farkına varmasak da; Karşımızdaki bir kişiye, bir duruma, bir varlığa, hatta bir cisme karşı duyduğumuzu sandığımız pozitif veya negatif bir duygu/düşünce/inancı aslında üstü örtülü bir şekilde tüm evrene, tüm hayata, tüm varlığa karşı (kaçınılmaz olarak kendi varlığımıza karşı da) duyuyoruz. Kendi varlığımıza karşı duyduğumuzu evrene/hayata, evrene/hayata karşı duyduğumuzu da kendimize karşı duymak kaçınılmazdır. Çünkü bizim varlığımızın hayatın varlığından bağımsız bir varlığı yok. Bu tüm varlıklar için de geçerli. Herkes ve herşey hayatın bir parçası ve kendisi bir şekilde.

Alıntı Yaphayattaki herşey düşüncenin bir sonucu. düşünceyle var olup düşünceyle devam ediyoruz tekamüle. ve yine düşünerek bizde yaratıyoruz özellikle farklı gerçekliklerde. bu konuyla ilgili kendi tecrübelerimden yola çıkarak söyleyeceğim birşey varki, oda bizi etkileyen ,inanç sistemimizi değiştiren , davranışlarımızı yönlendiren, yani kısacası bizi ikna eden bir düşüncelerin, özellikle bazı düşüncelerin bizden olmadığı durumu...

Düşüncenin ne olduğuyla ilgili fikirlerini paylaşıyorum. Aynı fikirdeyim. Düşünce bu kadar temel, düşünce bu kadar önemli ve belirleyici.

Bazı, hatta pek çok düşüncemizin bize dışarıdan aşılanmış ve/veya aşılanıyor olduğu fikri de aynı derece katıldığım ve önemli olduğunu düşündüğüm bir husus. Ve insan bunu bildiğinde, içsel ve dışsal negatif düşünce/duygu/inançları ayırt etme, sorgulama ve pasifleştirme konusunda çok önemli bir avantaj ediniyor diye düşünüyorum. Tabi burada bir karşılaştırma da yapılması gerekiyor. Negatif düşünce/duygu/inanç ile pozitif düşünce/duygu/inanç arasında karşılaştırma ve kendimiz için hangisini seçtiğimiz farkındalığı. Yani kaynağı ne olursa olsun, hem içimizde, hem de dışımızda bol miktarda negatif düşünce/duygu/inanç bulunduğunu bilerek, bunların her farkına varışta, o negatif düşüncenin dayalı olduğu inancı gözden geçirip, o inancı pozitif versiyonuyla değiştirebilmek, eğer inancımız, irademiz bu doğrultudaysa.


Alıntı Yapbir celsede (kasyopyaydı sanırım) bazı insan bedenlerinin (genlerin) negatif şeylere daha yatkın olduğu, 4kh güçleri tarafından vakti gelindiğinde patlamaya hazır bir bomba gibi kullanılacağı gibi birşey yazıyordu. negatif düşüncelere eğilimli bir bedende onları kontrol etmek her zamankinden daha zor oluyor demek istediğim sadece bu. peki hiçmi gelişim yok, hiçmi ilerlemedim , hiçmi bi farkındalığım olmadı. elbette oldu..en azından ne olduğunu biliyorum.. özellikle son yıllarda yaptığım şey kafamda olan herhangi bir negatif düşünceye karşı çıkmak..evet bu tekniklerimden biri..çok ilginç ama canlı birer varlık gibi..küçük bir çocuk gibi negatif düşünce. gitmiyor.sizi engellemeye hedefinizden saptırmaya çalışıyor..silahları o kadar fazlaki..

Sanırım içimizde hem pozitif hem de negatif yönde işleyen programlar var. Ve sanırım senin de işaret ettiğin şekliyle, zamanla tetiklenmeyi bekleyen programlamalar/görevsellikler de. Bölünmüşlük durumumuz, zaman zaman negatif programlamalara açık hale getirirken bizi, bazen de pozitif programlamalara elverişli hale getiriyor. Pozitif programlama için "planlama/karar" terimleri daha açıklayıcı olabilir bazı durumlarda.

Hepimizin kabul etmesi gereken bir durum bu: İçimizde evrene/hayata güvenen, onu seven, onunla birlik hissi içinde olan parçalar (düşünce, duygu, inançlar) olduğu gibi, evrene/hayata güvenmeyen, ondan korkan, ona kızan, onunla ayrılık durumunda olan parçalar da var. Bazen ikisi arasındaki gidiş-gelişler öylesine yıpratıcı olabiliyor ki, ikisine de yaklaşmaktan çekinen, kutupsuz/niteliksiz bir duruma boyun eğebiliyoruz. Çeşitli yönleriyle tartışılabilecek şeyler tabi bunlar. 

Alıntı Yapmesela hayatımda en çok hissetiğim ,deneyimlediğim negatif duygularımdan örnek verecek olursam.. aşırı utanç hissi( sebepsiz çok utangaçım)... ve suçluluk hissi... birde aşırı yoğun sebepsiz korku...bunlar beni hedefimden yada ilerde olması gereken bir başarımdan saptıracak yegane silahlar...en vahimide sanki hayatımda hiç olmamış bir negatif durumun olmuş gibi simülasyonunu yaşamak...
Aşırı utanç ve suçluluk hissi hayatım boyunca benim yakamdan da düşmedi. Her ne kadar son yıllarda bu yangını önemli ölçülerde kontrol altına aldığım alanlarım artsa da, üç-beş günde bu tür kompleksleri tamamen geride bırakabileceğimi sanmıyorum.

"Simülasyon" diye tanımladığın husus da özellikle son birkaç yılda dikkatimi yoğunlaştırdığım şeylerden biri. Yani, Kasyopyalılar negatif varlıkların "geçmişimize müdahale ettiklerine" değindiğinden beri dikkatimi daha ilginç bir şekilde çeken bir husus. Aşağılık ve suçluluk kompleksleri insanın hem geçmişine, hem bugününe, hem de geleceğine objektif bir şekilde bakmasını çok zorlaştırıyor. Özellikle geçmişi olduğundan çok daha karanlık görme eğilimi olabiliyor. Ve sanki negatif varlıklar da bu tür paranoya da içeren komplekslerimizi sömürerek, geçmişimize ait bazı koşulları olduğundan daha negatif bir duruma getirebiliyor, daha doğrusu bizi daha kötü bir geçmiş senaryoya ikna edebiliyor bazen. Biz buna yeterince ikna olduğumuzda ise geçmişimiz "resmen" değişmiş oluyor. Tabi bu parça parça, adım adım, dikkatle ilerletilen bir durum. Bir anda çok büyük bir değişiklik fazlasıyla dikkat çekici olup objektif bir uyanış ve karşı müdahaleyi tetikleyebilir. Ve sanıyorum, geçmişin pozitif şekilde değiştirilmesi de mümkün olabilir. Kısaca bu konu, insanın aynı koşullara iyimser ve karamsar bakış açısı arasında meydana gelebilen son derece ciddi sonuç farklılıklarıyla ilgili bir konu. Duruma göre bu konu üzerinde derinleşebiliriz de.

Alıntı Yapherşeyi bırak birgün sadece pozitif duygular yaşamakdan sıkılacağımdan eminim:D kimbilir.
Hiç sanmıyorum. Tartışırız ;-)

Şimdi, sevgili believer_planet ve tüm forum takipçileri, üzerinde birlikte düşünmemizi tavsiye ettiğim bir "pratiğimsi" paylaşmak istiyorum. Bütünlükten uzak henüz. Sadece bir olasılığı keşif ve geliştirme amaçlı, kendim ve dileyen herkes için.

Şimdi ve burada koşulsuz, bilinçli, dengeli, ve son derece haklı bir mutluluk, huzur, sevinç, güven, sevgi...

Şimdi ve burada, sizinle ilgili herşeyin (en çözümsüz görünen çıkmazlarınızın açılma olasılığı dahil) giderek daha iyi olmasına niyet edin. Sırf bunu istediniz diye, sırf bunu düşünebildiniz ve inanabildiniz diye bunun hafif ölçekte de olsa gerçekleşmeye "başladığını" hissedin, bilin, sevinin. Çünkü öyle. Başka türlü nasıl düze çıkabilirdiniz ki? Birşeyi, yani iyileşmeyi, kabuslardan, çukurlardan, sahteliklerden, kısırdöngülerden çıkmayı istemeden, bunun olması nasıl mümkün olabilir? Dikkat edin; "birşeyi" derken aslında hiçbir "belirli şey"i kastetmiyoruz. "HERŞEYİ" kastediyoruz. Tümsel durumdan bahsediyoruz. Hiçbir belirli şeyin olumluluğunun da, olumsuzluğunun da sizin tümsel iyiliğe, çözüme, arınışa gidiş iradeniz üzerinde tek başına bağlayıcı/belirleyici olamadığı bir "yoldan" bahsediyoruz.

believer planet

#7
öncelikle teşekkür ederim bozadi. bu tür konularda en büyük sıkıntı genelde kendini ifade etmek olur.bunu sanırım iyi yapmışımki yazılanlar içimi okşadı.ve burda büyük farkındalıklar doğuracak...

her nedense pozitif ve negatif kavramlarını daha yakın geçmişe kadar birbirine karıştırırdım.bunları sadece bu düzende insanlar için olduğunu sanırdım. yada 3. boyut varlıkları için ( o zamanlar boyut kavramı bilgim tabiki de yoktu) . ama öğrendiklerimle söyleyebilirim ki pozitif  ya da negatif olayı bütün evreni oluşturan birşey. küçükken hiç unutmuyorum anneme tanrının iyi mi yoksa kötümü olduğunu sormuştum. oda hafif sitemkar bir sesle "tabikide iyi , ne biçim soru bu " demişti. dediğim gibi iyilik ya da kötülüğün (pozitif ya da negatifliğin)  sadece insanlar için olduğunu sandım belli bir süre.  bu yüzden bu düşüncelerim yüzünden belliki kendi özümden ve birlik bilincinden epey bir kopuk yaşamıştım.

 
Alıntı Yapherşeyi bırak birgün sadece pozitif duygular yaşamakdan sıkılacağımdan eminim:D kimbilir.
burda anlatmak istediğimde sadece yaşadığımız bu dünya koşullarında ,bazı arzulu düşünce durumlarının  insanı bazı şeylere karşı güdülediği ve eğlenceli yanlarının bulunduğunu kastetmiştim. ama elbette hiç birşeye ihtiyaç duymadan sonsuz sevgi güvenin bulunduğu pozitif (evrensel anlamda pozitif ) bir yaşam ortamı ne kadar da güzel olurdu:)...şuda bir gerçek ,evrensel anlamda pozitliğin yani pozitif olmanın gerçek manasını tam anlamıyla (şu anlık) algılayamasam da, çünkü tam olarak algılayabilseydim üst yoğunlukların birin de BH varlığı olma ihtimalim yüksekti sanırım :))( ama bir parçamda oralardadır sanırım :) ama hepimiz bu yoldayız. bu yüzden negatif düşünce kalıplarıyla sürekli mücadele içindeyim. ve nedense zihnimde  BH kalıbı düşünceleri barındırdığımda bu varlıkların  benle daha çok ilgilendiklerini görüyorum. daha çok can sıkıcı durumlar , düşünceler , hisler veriyorlar. ve o zaman anlıyorum ki doğru yoldayım . evet.
Alıntı YapSadece bir olasılığı keşif ve geliştirme amaçlı, kendim ve dileyen herkes için.

Şimdi ve burada koşulsuz, bilinçli, dengeli, ve son derece haklı bir mutluluk, huzur, sevinç, güven, sevgi...

Şimdi ve burada, sizinle ilgili herşeyin (en çözümsüz görünen çıkmazlarınızın açılma olasılığı dahil) giderek daha iyi olmasına niyet edin. Sırf bunu istediniz diye, sırf bunu düşünebildiniz ve inanabildiniz diye bunun hafif ölçekte de olsa gerçekleşmeye "başladığını" hissedin, bilin, sevinin. Çünkü öyle. Başka türlü nasıl düze çıkabilirdiniz ki? Birşeyi, yani iyileşmeyi, kabuslardan, çukurlardan, sahteliklerden, kısırdöngülerden çıkmayı istemeden, bunun olması nasıl mümkün olabilir? Dikkat edin; "birşeyi" derken aslında hiçbir "belirli şey"i kastetmiyoruz. "HERŞEYİ" kastediyoruz. Tümsel durumdan bahsediyoruz. Hiçbir belirli şeyin olumluluğunun da, olumsuzluğunun da sizin tümsel iyiliğe, çözüme, arınışa gidiş iradeniz üzerinde tek başına bağlayıcı/belirleyici olamadığı bir "yoldan" bahsediyoruz.

sanırım gözden kaçırdığım herşey burda gizli... nedense başımıza gelen negatif olaylar ve düşüncelerde daha çok yakınmakla, daha da olumsuz düşünce kalıpları üretmekle uğraşıyoruz.özellikle bizde bulunan bu çeşit programları aştıkça yada ilginçtir ,olayın farkına varınca (çünkü bazen içinde bulunduğmuz negatif  durum alışılmışın durumdadır) sanırım psişik anlamda bi artı elde ediyoruz.ya program dağılıyor.ya da düğüm çözülüyor ..eminim bunlardan biri...mesela geçen gün kardeşimle tartıştım .çok alakasız alevlendi ortam. kendimi kaybetmişken içimden dedim bu çok anormal, daha önce böyle olmamıştım.hemen toparladım durumu alttan almalar ve sonuç tatlıya bağlandı..devam etseydim sanırım çok kötü olabilirdi:) negatifler saldırıyı ondan başlatmıştı..banada yaptılar ama farkına son anda vardım.......neyse

negatif düşünce kalıplar her daim bi mermi gibi zihnimize sokuluyor. farkındalıkla ayık olmak, ve önemlisi bu tür durumlardan çıkmak için istenen niyet. bazen birilerinin biz istemeden bizi kurtarmasını bekliyoruz:)..ama özgür irade evreni..oyunun kuralı(öğrenme süreci)  niyetini belli etmek... istemeden kim bilecek .. ki kesin bilinir elbette.... ama çabam ve niyetim yoksa negatifliğe açık bir kurbandan farksız oluyorum sanırım:)
herşey mümkün

bozadi

#8
Alıntı Yapburda anlatmak istediğimde sadece yaşadığımız bu dünya koşullarında ,bazı arzulu düşünce durumlarının insanı bazı şeylere karşı güdülediği ve eğlenceli yanlarının bulunduğunu kastetmiştim. ama elbette hiç birşeye ihtiyaç duymadan sonsuz sevgi güvenin bulunduğu pozitif (evrensel anlamda pozitif ) bir yaşam ortamı ne kadar da güzel olurdu:)...şuda bir gerçek ,evrensel anlamda pozitliğin yani pozitif olmanın gerçek manasını tam anlamıyla (şu anlık) algılayamasam da, çünkü tam olarak algılayabilseydim üst yoğunlukların birin de BH varlığı olma ihtimalim yüksekti sanırım :))( ama bir parçamda oralardadır sanırım :) ama hepimiz bu yoldayız.

Dünyevi manada, aşina olduğumuz düzen içinde bir sözde pozitiflik bunaltıcı olurdu bir süre sonra, evet. Gerçek pozitiflikte ise sıkılmak diye birşeyin söz konusu olamayacağını biraz varsayımsal da olsa tasavvur edebiliyorum. En azından, gerçek pozitiflikte öğrenmeye ve bu yolla içimizdeki (ve tüm varoluştaki) sonsuz kudrete (7. yoğunluk) erişme isteği nedeniyle sıkılmaya imkan kalmayacağını düşünüyorum. Özellikle de evrenin, yani hayatın sonsuz derecede zeki, bilge, eğlendirici, zengin olduğunu düşününce; bunu her zaman düşünmüyorum, düşünemiyorum tabi : )

Alıntı Yapbu yüzden negatif düşünce kalıplarıyla sürekli mücadele içindeyim. ve nedense zihnimde BH kalıbı düşünceleri barındırdığımda bu varlıkların benle daha çok ilgilendiklerini görüyorum. daha çok can sıkıcı durumlar , düşünceler , hisler veriyorlar. ve o zaman anlıyorum ki doğru yoldayım . evet.

BH düşünce kalıpları üzerinde yoğunlaştığımızda, kısa sayılabilecek bir süre içinde adeta yaylanma etkisiyle şiddetli KH düşünce kalıplarıyla çevrilme durumunu çok deneyimledim ben de. Elbette bunun her zaman böyle olmak zorunda olduğunu düşünmüyorum, ama bende bu kalıp çok aşina. Bunun olası nedenlerinden biri şu olabilir: Ortalaması her halükarda KH olan bir düzen içinde yaşıyoruz. Böyle bir durumda BH düşünce kalıpları üzerinde odaklandığımızda, baskın KH düzenine adeta meydan okumuş oluyoruz. Karşı etki/müdahale/saldırı çekiyor yani. Ama bu saldırıların da yapıcı etkileri olabilir. Yani bu saldırılar da BH'ye odaklanma, kesintisiz BH'ye (yani 4BH'ye) doğru ilerleme konusunda birer katalizör olarak kullanılabilir kanaatindeyim.

Saldırılar her zaman en etkili olabilecekleri şekilde, yani en zayıf noktalarımızdan yapılır. Bu elbette pek çok zaman insanı fena afallatır, moralini bozar, inancını sarsar vs. Ama aynı zamanda büyük bir hizmettir: Zayıf yönlerimizin, yani bilinçsel/bilgisel olarak kritik açıklarımızın olduğu konuların/durumların farkına varmamızı sağlar. Ayağımıza takılı olduğu halde farkına varmadığımız prangaları fark etmemizi, durumu düzeltmemizi sağlar. Uzun süre ilgilenmediğimiz, görmezden geldiğimiz zayıf/problemli yanlarımızın, yani dersimize iyi çalışmadığımız konuların farkına varmamızı ve açıklarımızı kapatmamızı teşvik eder, bazen çok hoyratça da olsa. Ama buradaki temel hoyratlık bile bizim kendi kendimize olan hoyratlığımızın, duyarsızlığımızın, boşvermişliğimizin doğal sonucudur. Eğer bizim niyetimiz iyiyse, kötülerin bize müdaheleleri kendimizi en gerekli şekilde geliştirmek için fırsatlar yaratıyor.

Kötüye, kötülüğe maruz kalmanın, zayıf yanlarımızdan saldırıya uğrayarak sarsılmamızın diğer bir nimeti ise bunun insanı çok önemli (hatta biz 3. yoğunluk varlıkları için belki de en önemli) konuda karar vermeye zorlamasıdır. BH eğilimi evrene/hayata mutlak bir güven içindedir. KH içindeki BH adayı varlık ise henüz evrene/hayata karşı kesintisiz bir güven içinde değildir. Hepimiz çocukluğumuzdan beri (belki de 3. yoğunluk enkarnasyonlarımızın her birinde) hayatın adaletine, bize karşı sevgisine dair çok ciddi şüphe duymamıza, hatta hayatın bizi sevmediği, bizden nefret ettiğini düşünmemize, buna inanmamıza neden olan şeyler yaşamışızdır. Ve yaşamaya devam da edebiliriz. Zannımca, BH adayı bir varlığın yaşadığı her ciddi zorluk, maruz kaldığı her büyük darbe, yani hayata, evrene ve doğal olarak kendi varlığının özüne karşı sevgi mi yoksa korku ve nefret mi duyacağına karar verme sürecinde onu korku ve nefrete savuran her etki, onun inancını, iradesini test etmeye yönelik birer sınav olarak görülebilir. Yani BH adayı varlık bunu böyle görebilir, muhtemelen görür ve belki görmelidir de. Eğer sadece herşey yolunda ve iyi gittiği zaman evrenin/hayatın iyi olduğuna inanacaksak, eğer işler yolunda gitmediğinde evrenin/hayatın bizi sevmediğini, bizden nefret ettiğini düşünüp ona güvenimizi yitireceksek, onun adaletsiz veya anlamsız veya kötü birşey olduğu sonucuna varacaksak, o zaman burada sağlam bir inançtan bahsetmek zor olur.

Bir de, BH'ye odaklandığımız zaman bir takım güçlü veya en hafif ifadeyle "belirgin" KH enerjilerini çekmemizle ilgili diğer bir açıklayıcı husus şu olabilir: Bu mutlaka saldırı şeklini almak zorunda değil (her ne kadar hemen her durumda öyle olsa da). Yukarıdaki açıklama girişimiyle de bağlantılı olarak, bu son derece doğal ve sağlıklı bir şekilde/anlamda da meydana geliyor olabilir. Çünkü insan BH'ye odaklandığında ve kesintisiz BH'ye doğru ilerleme iradesi gösterdiğinde, aslında bu aynı zamanda kendimizde kesintisiz BH'ye erişmeyi bloke eden veya yavaşlatan veya zorlaştıran şeylerin farkına varma isteğini ifade etmektir. Yani biz hayata "Sevgili Hayat, ben BH olmak, yani kesintisiz BH'ye erişmek istiyorum, bana yardımcı ol!" dediğimizde, belki de hayatın bize yaptığı en güzel yardımlardan "bir tanesi" de, kendimizde BH'ye ilermeyi zorlaştıran, bloke eden şeyleri bize göstermesidir. Ve BH'ye yönelme irademizi ne kadar güçlü bir şekilde ifade ediyorsak, bizi en çok bloke eden, KH'de tutan zayıf yanlarımızın farkına da o kadar güçlü bir şekilde varmak zorunda kalıyoruz belki de.