Realitelerimizdeki sorumluluk payımız

Başlatan Gülay, 02 Nisan 2009, 01:58:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 11 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gülay

#30
Binlerce yıllık insanlık birikimin, Kur'an-ı Kerim'den, kişisel gelişime yönelik (bazı) notlar:

İsra   37:                    Kibirli olma, alçak gönüllü davran.
 
Müddesir 1-5:          Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27:            Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
 
Bakara 156:             Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
 
Beled 5-6:                 Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
 
Hucurat 10:             Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
 
Muhammed 7:       İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21:                    Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87:            Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
 
Bakara 263:             Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
 
Furkan 63:                Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3:               Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
 
Maun 4-5:                Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
 
Mücadele 7:           Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
 
Rahman 7-9:           Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2:             Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
 
Tevbe 40:                 En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
 
Fatır 19-22:               Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
 
Fecr 27-28:               En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
 
Hakka 33-35:           Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
 
Haşr 10:                     Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
 
Kalem 1-2:                Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
 
Münafıkun 4:           Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
 
Saff 2:                        Yalandan uzak dur.

Ankebut 41:            İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92:          İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
 
En'am 50:                 Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.
 
En'am 60:                 Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5:                  Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
 
Hacc 46:                  Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
 
İbrahim 42:              Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
 
İsra 23:                      Anne ve babana 'off' bile deme.

Nisa 149:                  Kendini sürekli övmekten uzak dur.
 
Yunus 12:                 Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
 
Enfal 56:                   Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43:                Heveslerini kendine ilah edinme.
 
Necm 3:                   İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58:                     Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme
 

Gülay

#31
Yeni Bilinçte İlişkilere Bakış

İlişkiler bizim kendimizle olan ilişkimizi, kendi benliğimizi anlayabilmemizin harika araçlarıdır.

Tüm ilişkiler bize kendimizle olan ilişkimizin bir göstergesidir. BEN dediğimiz, çok boyutludur ve çevremizdeki her insanla, doğayla, hayvanlarla ve tüm varlıklarla olan ilişkimiz bize kendimizle olan ilişkimizin bir veçhesini gösterir. Yani tüm olanla ilişkim, kendimle olan ilişkimdir.



Benim anne/baba /kardeşimle ilişkim, eşimle, sevgilimle, çocuğumla, patronumla, iş arkadaşlarımla, arkadaşlarımla, diğer insanlarla ve doğayla, hayvanlarla, diğer canlılarla ilişkim. 

Göstermektedir derken, bu çoğu kez yanlış anlaşılır ve birebir kelime anlamıyla algılanır.

Yeniçağ bilgilerinde ve modern psikolojide bu konu genellikle bu şekilde işlenir ki biz burada Yeni Bilinçte bunun ötesine geçmekteyiz ve SİZ de seçerseniz şu anda bunun ötesine geçebilirsiniz.

Gösterir demek karşımdaki birebir beni bir ayna gibi bana gösteriyor demek değildir.

Bu ayna ve aynalık kavramı Yeni Bilinçte ötesine geçmekte olduğumuz bir kavram.



Eskide en çok kullanılan araç -anlayış şuydu

Örneğin;

"Agresif patronum benim aynam, demek ki ben kendimi o olarak algılayacağım ve böyle tanımlayacağım ve,  hmm benim içimde de böyle agresif bir yön var ki bu şekilde karşıma çıkıyor, demek ki bu benim "bakış açısını edineceğim ve ilişkimizi, kendimi bu şekilde değerlendireceğim.

Hiç te değil, siz bu eski yöntemle kendinize baktığınızda yaptığınız aslında olan şudur.

Size hiç ait olmayan bir özelliği aldınız ve anında sahiplendiniz onu aslında hiç gerekmediği bir şekilde, zihninizde, kalbinizde, ruhunuzda ve hatta çoğu zaman bedeninizde işlemeye başladınız, bu da sizi uzun, meydan okuyucu, dolambaçlı bir yolculuğa çıkarır.

Burada önemli olan Neyin size ait olduğunu, neyin ait olmadığını çok iyi ayırabilmektir.

Tabi ben burada anlaşılması için bunu bu şekilde yazıyorum, aslında tüm bunlar siz hiç fark etmeden otomatik olarak başlamıştır ve siz kendinizi bir dizi tatsız deneyimin içinde buluverirsiniz.

Sonra da bu labirentten çıkmanın yollarını kendinizce arar, hatta bunun için başkalarına gidersiniz. Başkalarına gitmekte uygun olmayan bir şey yoktur elbette, ancak çoğu kez o kişide aldığı eski bilince ait eğitimler, toplumsal eğitim, toplu bilinç inanç sistemleri vs dolayısıyla konuya bu bakış açısıyla yaklaşmaktadır.

Geçmişten gelen pek çok kadim öğreti hep bunun üstüne yapılandırılmıştır.

Buradaki bakış açısı ve farkındalık noktaları şunlar olmalıdır ki bu işlem otomatik olarak başlamasın.

Bu ilişkimde ben nasıl davranıyorum?

Kendimden ne kadar ödün veriyorum, ya da vermiyorum?

Ne kadar kendim oluyorum, ne kadar açık ve dürüstüm?

İfade etmek istediklerimi, istediğim şekilde ifade ediyor muyum?

Bu kişiyle gerçekten istediğim için mi beraberim? Yoksa onunla olmama sebep ihtiyaçlarım, yalnızlık korkum, hayatta tek başına olma korkum ya da bunun gibi sebepler mi?

Ne kadar maskeliyim?

Bu ben gerçek ben miyim?

Bu ilişkide deneyimlemekte olduklarımın ne kadarı gerçekten bana, özüme ait, seçimim bu mu, bu oyuna devam etmek istiyor muyum?

Dualite benim içimde mi, gerçekten bunun bir parçası olmaya devam etmeyi seçiyor muyum?

Yoksa özgürleştirici, güzel, neşe ve sevgi-şefkate dayalı ilişkileri mi seçiyorum?

Bunun gibi size ait diğer sorular...

Ve bu farkındalık yaşamınızdan size ait olmayan tüm ilişkileri silip süpürecek bir temizliğin başlangıcı olur.

Seçiminize ait olan ilişkiler dönüşürler, dönüşmesi mümkün olmayanlar da yaşamınızdan çıkıp gideceklerdir.

Bu noktada korkmayın, cesur olun, çünkü bazen bazı noktalarda size hiçbir şey kalmamış gibi görünecektir.

Sevgililer, arkadaşlar hatta aile üyeleri yaşamınızdan gidebilir.

İzin verin...

Ve onların yerine sizin Özünüzden ilişki kurma seçiminize uyan yeni insanlar, yeni ilişkiler gelecektir size.

Ve bu yeni ilişkilerde hiç çabalamanız gerekmediğini şaşkınlıkla izleyeceksiniz. İlişkinin her ayağındaki kişiler için uygun eşzamanlılık siz ve evren tarafından birlikte yaratılacaktır.

Pek çok kulağa imkansız gelebilir ama ÖZ'ümüze ait ilişki. 

Her günün, her anın yeniden ve bilinçli seçimle, yani kalbimizde gerçekten o kişiyle olma isteğiyle sürdürülen, kalbimize şarkı söyleten, neşenin, eğlencenin, özgürlüğün paylaşıldığı, bizi genişleten, ilham veren, yaratıcılığımızı arttıran ilişkilerdir.

Dünyada henüz Yeni Bilinci ve yeni yolları anlamış ve uygulamaya başlamış çok fazla sayıda insan bulunmamaktadır.

Bu bizlerin, ilk grup olarak buna adım atanların bile ilk kez yürüdüğümüz bir yoldur.

Yeni Bilinçteki bakış açısı bize şu araçları sunmaktadır.

Karşımıza ilişkilerle ilgili bir meydan okuma çıktığında, eski yöntemlerle ele almamak, karşımızdakini bizim aynamız olarak görmek yerine bize yeni bir farkındalık kazandıracak bir bakış açısı.



Öncelikle en önemli nokta şudur;

"Ben Şimdi Anında Kim Olmayı Seçiyorsam Oyum!"

Geçmişte kim olduğunuz, neyi nasıl yaptığınız, ilişkilerinizi nasıl yaşadığınız ŞİMDİ anında hiç önemli değildir.

Yeni bilinçte bu çok çok önemli ve hayatidir, kendinizi geçmişe çapalamazsınız.

Geçmiş sadece anılarınızdır ve aslında acı-tatlı nasıl deneyimlenmiş olursa olsun onun şimdi anınızı tanımlamasına izin vermemeyi seçebilirsiniz.

Gelecek ise henüz sizin tarafınızdan yaratılmamıştır, o şimdi anında kim olmayı seçmenizle ilgili olarak yaratılacak ve değişebilecektir.

Eğer bir insan bu yaşamını Uyanış Yaşamı olarak seçtiyse ilişkiler Uyanış Sürecinden geçene kadar o kişiye Özünü, gerçekte kim olduğunu, gerçek sevgi ve şefkati hatırlamasına yardımcı olan araçlar olarak hizmet eder.

Eğer insan bu yaşamını uyanış yaşamı olarak seçmemişse bu tüm yaşamı boyunca sürer.

Eğer Bu yaşamını Uyanış Yaşamı olarak seçtiyse, uyanış sürecinde ilişkiler ile olan deneyimler daha da meydan okuyucu hale gelebilir ki çoğunlukla gelmektedir.

Ancak bu süreç bittiğinde kişi çok farklı yepyeni bir deneyim alanına adım atar, ilişkiler artık ona kim olduğunu, özünü hatırlatan araçlar değildir.

Özün, gerçek sevgi ve şefkatin koşulsuzca paylaşıldığı harika deneyimlere dönüşmüşlerdir ki bu da uyanmış insanın en büyük ve güzel armağanlarından biridir.

Sonsuz ve tanımsız sevgimle yazılmıştır.


EKİN DUMAN
 
İNDİGO DERGİSİ-MAYIS 2009



(YAZI HAKKINDAKİ YORUMUMDUR)

Sevgili ekin duman

İlişkilerle ilgili tespitlerinize yorumda bulunma ihtiyacı hissediyorum, ve konunun önemine binaen yazıyorum umarım değerlendirirsiniz....

..................

""Örneğin;
"Agresif patronum benim aynam, demek ki ben kendimi o olarak algılayacağım ve böyle tanımlayacağım ve, hmm benim içimde de böyle agresif bir yön var ki bu şekilde karşıma çıkıyor, demek ki bu benim "bakış açısını edineceğim ve ilişkimizi, kendimi bu şekilde değerlendireceğim.
Hiç te değil, siz bu eski yöntemle kendinize baktığınızda yaptığınız aslında olan şudur.
Size hiç ait olmayan bir özelliği aldınız ve anında sahiplendiniz onu aslında hiç gerekmediği bir şekilde, zihninizde, kalbinizde, ruhunuzda ve hatta çoğu zaman bedeninizde işlemeye başladınız, bu da sizi uzun, meydan okuyucu, dolambaçlı bir yolculuğa çıkarır.
Burada önemli olan Neyin size ait olduğunu, neyin ait olmadığını çok iyi ayırabilmektir.
Tabi ben burada anlaşılması için bunu bu şekilde yazıyorum, aslında tüm bunlar siz hiç fark etmeden otomatik olarak başlamıştır ve siz kendinizi bir dizi tatsız deneyimin içinde buluverirsiniz. '''

böyle demişsiniz...

Sevgili ekin,
Bu olayı böyle algıladığınıza inanamıyorum, bu öğretilerin içinde olupta bu şekilde insanlara aktarmanız kanımca yeterli bilince gelemeyenler için aldatıcı olacaktır...

Gölge benlik ve aynalık prensibi kişinin başka insanlarda gördüğü ve yargıladığı ve kendinde reddettiği ve ben asal böyle değilim dediği davranışlarla karşılaştığı anda o kişiye karşı içinde uyanan kızgınlık-kırgınlık-alınganlık vs duygularını bilinçli bir şekilde fark edip dönüştürmesidir ki bunun yolları yazınızın diğer kısmında açıkladığınız yöntemler ve uygulamalarla yapılır zaten...

Kişi eski enerji bilgisi ile aynalık yaptığı kişinin ağresif yanlarını kopyalar ve dolambaçlı yollara girer ve kendini o sanır tespitiniz carl jung un kemiklerini sızlatmıştır herhalde...

Ayrıca duygusal arınma yaptığımız ve yaptırdığımız danışanlarımız sizin açıklamaya çalıştığınız bilinçte değillerki, ve ayna ve gölge prensibini örneklediğimizde içinde oldukları illizyonu fark edebiliyorlar, benim tespitim bu yönde...

Bence yazınızda aynalık prensibini keskin bir şekilde reddedeceğinize, aynalık yönteminin, kişilerin negatif olarak yarattıkları blokajların kendi bilinçlerinde taşıdıkları canlı bir enerji olduğu ve bu enerjinin kendisini gösterebilmek için form aradığını ve çekim yasasıyla birlikte kişinin çevresindeki kişilere yansıyarak kendini forma büründürdüğünü, ve içimizde barındırdığımız bu negatif enerjinin farkına varılıp dönüştürüldükten sonra kişinin negatif duygusallıktan özgürleşip bilinçli bir seçim yapabileceğini açıklamalıydınız...

Yani sizin deyiminizle kişi agresif patronuna bakar bu benim yansımam der ve otomatik olarak kişi tatsız deneyimlerin içine giriverir, bu böyle midir???

Bence güzel bir konuya temas etmek isterken her iki öğretinin birbirini tamamladığını, aynalık prensibini bilmeden ve anlamadan bilinçli seçime gidemiyeceğimizi, gölge yanlarımızın aynalık prensibiyle açığa çıkarılıp yeni enerjiyle bilincimizi genişletebileceğimizi ve neyi seçeceğimize bilinçli karar vererek yazınızda belirttiğiniz sorularla yönümüzü tayin edebileceğimizi belirterek yazınıza devam etmeniz kanımca daha doğru olacaktı ....
Umarım önerilerimi dikkate alır ve yeni bilinçlenmeye başlayan kişilerin yanlış anlamalarına meydan vermemek adına yazınızda telafi yoluna gidersiniz..

Sevgilerimle...

Gülay şeker



 

Tiversonus

#32
Sevgili Gülay,

Jung'ı tibetlilerden aşırdığını düşündüğüm fikirlerini henüz okuyorum. Yardımını istiyorum. "Realitelerimizdeki sorumluluk payımız" başlığı ile ilişkisi bakımından, toplumsal yapı daki payımız ve toplumun bizim üzerimizdeki payı açılardan, akıl sağlığında dünya sonuncusu olan güzel/deli ülkemizin neden buraya geldiğini ve kurtuluşunun ne olabileceğini jung açısından söyleyebilir misiniz?

Yani "Toplumsal realitenin kişisel realitemizdeki payı" nedir? Yani ben de mi "deli" olacağım yok sa oldum mu?

Gülay

#33
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

Sevgili Gülay,

Jung'ı tibetlilerden aşırdığını düşündüğüm fikirlerini henüz okuyorum. Yardımını istiyorum. "Realitelerimizdeki sorumluluk payımız" başlığı ile ilişkisi bakımından, toplumsal yapı daki payımız ve toplumun bizim üzerimizdeki payı açılardan, akıl sağlığında dünya sonuncusu olan güzel/deli ülkemizin neden buraya geldiğini ve kurtuluşunun ne olabileceğini jung açısından söyleyebilir misiniz?

Yani "Toplumsal realitenin kişisel realitemizdeki payı" nedir? Yani ben de mi "deli" olacağım yok sa oldum mu?

Sevgili Tiversonus

Jung ve felsefesini okumana sevindim, sanırım bunda benimde payım var:)))

Ancak sorduğun soruları biraz daha açıklayıcı hale getirmek için jung ile ilgili bilgilendirme ihtiyacı duydum...

Carl Gustav Jung.
analitik psikolojinin kurucusu.

26 Temmuz 1875 tarihinde doğdu. İsviçreli bir papazın oğludur. 1895 yılında Basel'de tıp eğitimi almaya başladı ve 1900 yılında Eugen Bleuler'in asistanı olarak Burghölzli'de psikiyatrist olarak hizmet verdi. Doktorasını 1902 yılında tamamladı. Konu okult (gizli, görünmeyen) fenomenler (etkiler) ve onların Psikoloji ve Patolojiyle bağlantıları. Paris'de 6 ay Pierre Janet ile bilgilerini derinleştirdi. 1903 yılında Emma Rauschenbach ile evlendi. 6 Haziran 1961 tarihinde Zürih'te vefat etti.

Etkisi

Carl Gustav Jung sadece psikoterapi bilim dalını değil, aynı zamanda psikoloji, teoloji, etnografi , edebiyat ve güzel sanatları da etkiledi. Psikoloji bilim dalında kendisi tarafından bulunan ve yapılan kavramlar geniş şekilde kabul gördü. Örneğin; kompleks, introversion ve ekstraversion, gölge, arketipler (enerjikompleksler), kolektif (toplumsal) bilinçaltı, anima, animus.
Gölge bilinç altı bir komplekstir. Şuur ve benliğin karşıtı, tersi dir. Istenilmeyen kabul görünülmeyen tüm kişisel özelikler gölge kompleksinde dahil oluyorlar. Örnek olarak biri kendini nazik ve kibar olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katıdır. Acımasız birinin gölgesi çok naziktir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişilerin gölgeleri güzel olmaktadır.

Gölge ne zaruri iyi ne de zaruri kötüdür. Jung gölge dokunun varlığını bilinçaltından şuura kavuşturmanın önemini vurgulamaktadır. Bu yapılmadıkça kendi gölge kompleksimizi projeksiyon yaparak iletişim bozukluğuna ve ruhta derin yaralara yol açarız....
PSİŞE

Psişe der Jung insan zihnine.Psişenin içerisine bilinç biliçdışı tüm katmanlar girer. Bu katmanlar birbirlerinden farklı çalışan ancak , yinede birbirleriyle uyumlu yapılardır. Psişe şu katmanlardan oluşur: Bilinç, kişisel bilinçdışı, kollektif bilinçdışı ve bilinçdışının bilince asla çıkartılamayacak bölümü.


BİLİNÇ

Bizim farkında olduğumuz bölümdür. Yaşamın ilk dönemlerinde ,hatta belkide doğum öncesinde başlar. Çevreden gelen uyaranlarla beslenir gittikçe genişler. Junga göre bilincin dört temel boyutu vardır bunlar: Düşünme , duyumsama, hissetme ve sezgidir. Kalıtım ve çevre koşulları ,bireyin hangi boyutta bu zihinsel gelişimi göstereceğini belirler. Bilincin bu boyutlarının her biri, içe ve dışa dönük diye ikiye ayrılır. Yani bu dört boyutun hem içe dönük, hemde dışa dönük tipi mevcuttur. Bu boyutlar tek başına kişiliği belirlemezler, kişilik daha çok hepsinin bir dialektiğidir.

EGO

Psişe içinde bilincin bir örgütüdür. Bilinç düzeyinde algılanan tüm duygu ve düşüncelerden oluşur. Ego psişe içerisinde küçük bir yer tutar. Gündelik yaşantımızı sürdürebilmemiz için içriden ve dışarıdan gelen uyaranları, bilgileri filtre eder. Aksi halde biz yaşananla yaşanmakta olanı, düş ile gerçeği ayıt edemeyiz.







KİŞİSEL BİLİNÇDIŞI

Burada yaşadığımız tüm anılar depo edilir. Hayatımızda yaşanmış hiç birşey unutulmaz, bilince en yakın katman olan kişisel bilinçdışında muhafaza edilir. Bizim bunları hatırlayamayışımız, ya bu anıların çok zayıf, ya da bastırılmış olmalarındandır.Kompleksler bu katmanda bulunur. Burası aynı zamanda rüyalarımızın depolarından biridir.




KOMPLEKSLER

Kişisel bilinçdışında bastırılan düşüncelerin bir araya gelmesi ile oluşur. Kompleksler kişiye hakimiyeti altına alarak, adım adım yaşamına egemen olur ,yaşam enerjisini emerler. Jung kişisel bilinçdışını aydınlatmada, kelime çağrışım tekniğini kullanmıştır.Komplekslerin kendilerine uygun kelimeleri mıknatıs gibi çektiğini gözlemlemiştir. Bu yolla bireyi bilinçdışı içerikler konusunda aydınlatmayı hedefler. Bilinçdışı komplekslerini keşfeden , bunların kölesi olduğunu farkeden birey ,bu zincirleri kırıp köleliğinden kurtulabilirse, özgür bir birey olarak , yeni bir varoluşsal sürece girer.

KOLLEKTİF BİLİNÇDIŞI

Junga göre zihni, yine onun evrimi meydana getirmiştir. İnorganik maddeden en karmaşık yapı olan insana kadar evrim tarihi, insanı yontarken, keski izlerinide zihnine bırakmıştır. Bu izler tarih boyunca atalarımızın yaşadığı sevinç, korku, hüzün gibi duyguların yanısıra, ortak bazı semboller ve olaylar içerir. Adeta atalarımızın tüm yaşamlaarı zihnimizde, bilinçdışının derinliklerinde gizlidir. Jungun psikolojiye yaptığı en büyük katkı psişeyi evrim tarihine yerleştirmek olmuştur. Jung telepati ve yeniden doğuş gibi zihinde beliren fenomenlerin , bu bilinç katmanından gelen bilgiler olabileceğini ileri sürer. Şunu hemen belitmekte fayda var ki ,Jung bu fenomenleri kabul veya red noktasından hareket etmez, bilimsel bir tekninklerle araştırmaya çalışır.

ARKETİPLER

Junga göre arketipler doğuştan getirilen evrensel imgelerdir. İlkel bir toplumda doğan çocukta da , gelişmiş bir toplumda doğan çocukta da aynıdır. Bunların içeriğini ise öznel yaşantılar belirler. Bunun sebebi ise evrim tarihinin biyolojimizi kültürümüzden çok daha önceleri yontmuş olmasındandır.


PERSONA

Çağdaş yaşam içerisinde varolabilmek, uyum sağlayabilmek için çeşitli maskeler takarız. Örneğin bir yönetici çalışanları ile ilişkileri için bir maske takar , arkadaş ilişkileri için bir başkasını, amirleri ile olan ilişkileri içinse, daha başka bir make takmak zorundadır. Ancak benim burada önemli bir tespitim olacak. Günümüz dünyasında çağdaş yaşama uyum sağlamak için takılan bu maskelerin, kişiliğimizi gittikçe işkal ettiklerini, bireylerin ise giderek öz benliklerinden uzaklaştıklarını düşünüyorum. İşin kötüsü bu maskeler tarafından işkal edilen bireyler bunun farkında da değiller. Çağımız hastalığının, özüne ,benliğine yabancılaşan, dar bir bilinç alanında dönüp duran isanın, köle insanın acısı olduğunu düşünüyorum.

ANİMA-ANİMUS

Nasıl ki persona bizim dışa dönük yüzümüz ise anima animus da , içe dönük yüzümüzdür. Erkekler için anima psişenin kadın yönünü ,kadınlar için animussa psişenin erkek yönünü oluşturur. Bu arketipler iki cinsin birbirleri ile olan uyumu için gereklidir. Yani animası gelişmiş bir erkek kadınlarla iyi ve dengeli bir ilişki kurabilir. Eşiyle kavga aden ve bugüne kadar hayatına girmiş tüm kadınlarla sorun yaşamış bir erkek, aslında içindeki animayla kavga ediyordur.Tabii aynı şey kadınlar içinde geçerli.


....................................................


Hepimiz toplumu oluşturan bireyleriz ve bireysel yaratımlarımızla kendimizi ve toplumu geliştirir veya geriletiriz...

Realitelerimizi yaratıyorken şu anda içinde bulunduğumuz toplumun delilik kriteri bana göre jung ekolunde önemli yer tutan Kollektif bilinçaltının şu anda anadolu topraklarında yaşanmış binlerce medeniyetin 'gölgelerinin' yaşanıyor olmasıyla ilgilidir diye düşünüyorum...

Bana göre bu topraklarda yaşayan ve bizim gibi aydınlanma yolunda olan herkez toplumsal gölgeleri dönüştürmekle de vazifeli..

Bir süre önce solaranın bir aktarımında anadoluda yaşamış likya uygarlığının pozitif enerjisinin aktive edildiğini ve  okuduğumda beş dakika boyunca tüm hücrelerim taranmıştı....

Atatürk anadolu topraklarında en son değişim- dönüşümü başlatan vazifeli bir varlıktı bizlerde onun takipçileriyiz hepimiz...

   
 

Alemtac

#34
Denge ve Hareket

Evrensel yasalar her zaman hareket halindedir ve her zaman bizi yanitlarlar. Uygunluguna inandigimiz zaman cercevesinde istedigimiz sonuclari alamayinca hicbir sey olmuyormus gibi gorunebilir. Fakat, bu hicbir aktivite olmadigi anlamina gelmez. Evrensel yasalar bizlerin dengeli bir enerji durumunda olmamizi isterler, yani enerjimiz gerceklestirmek istedigimiz sey ile hizalanmalidir. . Hareketi gorebilmemiz icin, calismayi yapmamizi, kendimizi dengeye getirmemizi beklerler.

Evren her zaman buyuk resmi gorur ve bizim icin olabilecek olan tum secenek ve firsatlarin farkindadir. Evrensel kanunlar enerjinin hareketini yonettiklerinden dolayi, enerji titresimimizin gerceklestirmeyi arzu ettigimiz sey ile hizalanmis olup olmadigina gore cevap verirler. Hizalanma oldugunda, gerceklesme kolaylikla meydana gelir. Hizalanma olmadiginda, gerceklesme zor olur, meydan okuyucu olur ve umdugumuzu ya hic bulamayiz ya da cok uzagindayizdir. Hareket eksikligi bir seylerin denge disinda oldugunun gostergesidir ve enerjiyi istedigimiz yone dogru hareket ettirebilmemiz icin nelerin degismesi gerektigi bizlere gosterilecektir. Denge disi oldugumuz zaman, Evrensel kanunlar bu durumlari daha da guclendirerek onlarin neler olduklarini farketmemizi sagliyor gibiler.

Korkuyla, ihtiyacla, umitsizlikle veya gucsuzlukle istemek, dengesizligi artirir. Bunun ne zaman ve nerelerde gerceklestigini nasil farkedecegiz? Ne zaman ki, yasantimiza nese, baris, bolluk, ve kosulsuz sevgi akmiyor, iste o zaman sikismis hissederiz ve denge disiyizdir. Mutsuz, memnuniyetsiz, veya cani sıkılmıs oldugumuz her durumda ruhumuzun amaciyla hizalanmamisiz demektir ve yeni maceralar icin hazir oldugumuza dair nazik bir hatirlatmadir. Tereddutte bulundugumuz hersey korkularimizin bir gostergesidir. Acaba onlara egilebilir miyiz, boylelikle belki enerji biraz harekete gecer? Evren cok sabirlidir. Kendimizi dengeye getirip, enerjik titresimlerimizi gerceklestirmek istedigimiz sey ile hizaya getirmemizi bekleyecek ve oyle harekete gececektir.

Evrenin her daim bize cevap verdigini hatirlamak onemlidir. O, hicbir seyi baslatmaz. Direk olarak bizim enerjimize ve hizalanma derecemize cevap verir. Her zaman enerjik olarak nerede oldugumuzu ve arzularimizi gerceklestirmeye ne kadar yakin ya da ne kadar uzak oldugumuzu, enerjinin hayatimizda nasil hareket ettigine bakarak gorebiliriz. Tamamen korkusuz, guvenli, ve inancli oldugumuzda, enerjimiz dengelenir ve Evren bize arzularimizi sunmak uzere harekete gecer. Korkularimiza, bagimliliklarimiza, pismanliklarimiza, ve acilarimiza teslim olmaya istekli oldugumuz zaman, Evren bize istedigimizden daha fazlasini vererek odullendirir. Ve, hayatimizdaki enerji akisi devamli ve caba gerektirmeyen yaratimlara donusecek ve bizlerin realitesi/gercekligi olacaktir

Jennifer Hoffman
Tercume:Humeyra Kanca
 

Gülay

#35
Şifacı her zaman kendini şifalandıramıyabilir, ve terzi kendi söküğünü dikemez misali çok güzel bir yazı herkezin okumasını isterim, ancak blog linkini verebiliyorum...

http://blog.milliyet.com.tr/kwanyin

Kişisel gelişim bölümünde yazılmış, diğer yazılarıda güzel sık kullanılanlara eklemeniz tavsiye edilir:)))
 

Gülay

#36
KENDİMİ KONUŞUYORUM da,

ben kendi adıma  edebi ve süslü cümlelerle konuşmayı sevmiyorum ...
benim bu hayattan anladığım şey basit çünkü,
yani kısaca ben ve gölgelerim...
ve içimde beliren öfke ve korkuyu dönüştürdüğüm her seferinde daha çok korkusuz olup kendim oluyorum...
Bu sabah kızımla tartıştık ve  dediki bana 'beni kontrol etmenden bıktım'
o sözü söylediği anda ona kızgınlığım bitti,
çünkü evet onun iyiliği adına güya,
kızımın hata yapmasına izin vermiyorum
ve kendi haklılığımı ona dayatıyorum,
bu ne kadar uygunsuz bir davranış
bunu benim annem bana yapsa bende tepkisel olurum
ve kızımın hata yapmasından korkan anne yanım nasılda anneliği kullanarak egoya hizmet ediyor...

buna rağmen gölgelerimin azaldığını görüyorum,
tepkisel olduğum anlarda eskisi gibi öfke krizi içinde olmuyorum,
Bazen sadece o tepkiyi sadece alıştığım kalıp olarak verirken kendimi yakalıyorum, içi boş yani,
genelde daha sakinim,
hasetlik,kıskançlık zaten yoktu, belki imrenme olmuştur hayatımda..
ve bilgiyi paylaşmaktan zevk alıyorum,
tutkuyla işimi yapıyorum,
insanları uyandırmaya çalışıyorum
insanların bilincine tohum ekmek, ve onun yeşerdiğini görmek
harika bir tatmin duygusu veriyor bana,
benim ücretim önce sevgi, sonra para
ve çok zenginim gerçekten,
sezgisel olarak hissedişim mükemmel
vizyon, duruişiti,veya renkli ışıklar görmüyorum,
sadece hissediyorum, ve iyki öyle
çünkü sezgisel olmak 'ayırt etme' gücümü ortaya çıkardı,
genelde safımdır, (çok bilmiş görünürüm halbuki)
şimdi sezgilerimle haraket ediyorum ve güvendeyim:))
tali yollarda çok vakit kaybettim,
kim ne yaparsa kendine yapıyor arkadaşlar,
ve neden şikayet ediyorsak önce kendimize dönüp bakalım,
ben öyle yapıyorum
bazen önce kızıp bağırsamda(damlaya)
gerçekten kızıma yaptıklarımı biri bana yapsa bende kızarım valla...
o yüzden damlanın asiliğini kabullendiğim her seferinde,
kendi isyanlarımı kabulleniyorum,
bunun farkında olmak, her seferinde bana çok iyi geliyor,
kendimi daha huzurlu hissediyorum,
yeni temiz sayfalar açmaya gerek duymuyorum bu yüzden,
damlacım seni seviyorum..
her ne kadar bu formu okumasanda:)))

 

Gülay

#37
Kozmik şifa enerjisi değişik zamanlarda hep önüme çıkan ama bir türlü inceliyemediğim bir enerji frekansıydı...
Cuma günü ilk şifa seansına girdim, hocamız Şehnaz hanımı çok beğendim ve kendisi bu enerjiye bilgi birikimi ve uygulayıcısı olarak emek vermiş olduğunu sonuna kadar hissettirdi..( çünkü bu çeşit şifa uygulamalarına senelerdir girmiyordum ve çok huysuzumdur bu konuda) Ayrıca emeğinin maddi karşılığıda son derece uygundu, böyle hocaların çoğalmasını tüm kalbimle diliyorum...
11 seansa daha gireceğim ve aşağıda bilgilerini aktardığım konularda enerji ve fizik bedenlerinde geçmiş-şimdi ve gelecek olarak ana ve baba sülalelerinden genler vasıtasıyla gelen bütün karmik ve genetik negatif blokajlarda şifalandırma gerçekleşiyor..

Kendi üzerimdeki değişimleri sizlerle paylaşacağım:)))


KOZMİK ENERJİ


KOZMİK ENERJİNİN KISA TARİHÇESİ
 
Kozmik enerji dünyadaki en güçlü ve etkili şifa tekniklerinden biridir. İlk olarak 400 yıl önce eski Tibetli rahipler tarafından şifa vermek üzere kullanıldığı bilinmektedir. Bu kadim bilgi bir sır olarak küçük gruplar arasında kalmıştır ve günümüzde bir tıp doktoru olan V.A.Petrov'a 1984 yılında bilgi olarak indirilmiştir.
 
KOZMİK ENERJİ NEDİR VE NASIL ETKİ EDER?

Kozmik enerji sistemindeki 42 frekans 'kanal' olarak adlandırılır. Bu kanalların her biri değişik titreşim ve özelliklere sahiptir ve çok çeşitli hastalık ve problemler üzerinde etkilidir. Sadece şifa vermekle kalmaz, aynı zamanda her insanın enerjetik bedeninde bulunan negatif etkileri de temizler. Kişinin hayatında olumsuzluk yaratan nazar, büyü, düşük seviyeli parazit varlıklar gibi negatiflikleri ortadan kaldırır, bunun sonucunda ise kişi hayatının her alanında büyük değişim ve dönüşüm yaşar.

Kozmik enerji kanalları vücuttaki kas, sinir sistemi, kan sistemi üriner ve üro-genital sistem,kemik sistemi üzerinde çalışır. Psikolojik rahatsızlıklar, stres, depresyon, migren, mide problemleri, romatizma, artrit,osteoporoz, fıtık, tansiyon, şeker, tiroid problemleri, metabolizma düzensizlikleri, cilt problemleri, sadece üzerinde çalıştığı hastalıkların birkaç tanesidir...
 
Etkili olduğu alanlar sınırsızdır. Rusya'da kozmik enerji terapisinin adı kozmik enerji tıbbı olarak değiştirilmek istenmektedir.

Bedendeki 7 çakra hayat enerjisinin vücuda alınıp organlara dağıtıldığı ve enerjinin işlendiği merkezlerdir. Bu çakralar bağlı bulunduğu organlardan ve aynı zamanda iç salgı bezlerimizden sorumludur. Kozmik enerji terapisiyle çakralar temizlenir, düzgün çalışmaları sağlanır, dolayısıyla bağlı bulundukları bütün organlar ve hormon sistemi de şifalanır.
Kozmik enerji seansı yaklaşık 45-50 dak.kadar sürer. Kişi seans boyunca gözleri kapalı olarak bekler Seans tek kişiyle olabileceği gibi birkaç kişiyle birlikte de yapılabilir. En yüksek etki bir kür sonucu alınır, bu da yaklaşık 12 seanstır.Seansların düzenli olarak alınması büyük önem taşır.



 
 

Gülay

#38
Dört Anlaşmayı yeniden koyuyorum, tekrar okumak bile iyi geliyor...

   
DÖRT ANLAŞMA


Kendinizle, baska insanlarla, Tanriyla, toplumla, anne ve babanizla, esinizle, cocuklarinizla, yasam ruyaniz ile binlerce anlasma yaptiniz. Bu hayata gelirken ve geldikten sonra.. Ama bunlarin icindeki en onemli anlasmalar, kendinizle yaptiginiz anlasmalardir. Bu anlasmalarda kendinize kim oldugunuzu, ne hissettiginizi, neye inandiginizi ve nasil davranacaginizi belirlediniz. Sonuca kisiliginiz diyorsunuz.

 

Bu anlasmalarda sunlari soyluyorsunuz: "Ben buyum. Bunlara inaniyorum. Bazi seyleri yapabilirim, bazi seyleri yapamam. Bu gercek, bu fantazi. Bu mumkun, bu imkansiz".

 

Tek bir anlasma buyuk bir problem yaratmaz, ama bizim aci cekmemize, yasamda basarisiz olmamiza neden olan bir cok anlasmamiz var.(binlerce) Bu anlasmalarin cogunu buyurken farkinda olmadan toplumsal ve aile icindeki sartlanmalarla yaptik. Hepsinin tek tek farkina varabilmek ve teker teker degistirebilmek zor ve cok uzun bir surec. Ama genel olarak bu anlasmalari dort temelde toplayabiliriz. Ve onlarin yerine gececek olan dort yeni anlasmayi kendimizle yapabilirsek degisim baslar. Eger olumlu ve haz dolu bir yasam surmek istiyorsaniz, korku temelli anlasmalarinizi feshetmek ve ve sevgi temelli anlasmalari hayatiniza yerlestirmek zorundasiniz. Bireysel gucunuze sahip cikabilmenin yolu buradan geciyor. Korku temelli anlasmalar sizin enerjinizi tuketmekle mesgulken, bireysel gucunuze sahip cikabilmeniz, hatta anlasmalari fark edip degistirebilmeniz bile mumkun degil. Bu dort sevgi temelli anlasmayi yapabilirseniz bireysel gucunuze sahip cikabilirsiniz.

 


Kullandığınız Sözcükleri Özenle Seçin

 


En temel ve en zor anlasma budur. Kullandiginiz sozcuklerde kusursuz olabilmek. Sozlerimiz ari, kusursuz, eksIksiz olmalidir.

 

Sozler sizin yaratma gucunuzdur. Sozleriniz, size dogrudan Tanridan gelen armaganlardir.

 

Bir tek soz ile savaslar cikabilir, gonuller kirilabilir veya kalpler fethedilebilir. Insan zihni surekli tohumlarin ekildigi verimli topraklar gibidir. Tohumlar dusunceler, fikirler ve kavramlardir. Soz tohum gibidir. Bu verimli topraklara korku tohumlari ekmeyin ve ekilmesine izin vermeyin!

 

Gunah, kendi dogana karsi yaptigin herseydir. Kendi varligina karsi hissettigin, inandigin ya da soyledigin her sey gunahtir. Herhangi birsey icin kendini yargiladiginda veya sucladiginda kendine karsi olmus olursun. Gunahsiz olmak bunun tam karsitidir. Saflik, arilik, kendine dusmanca davranmamaktir. Gunahsiz olmak, davranislarinin sorumlulugunu ustlenmek ama kendini yargilamamak ve suclamamak anlamina gelir. Bu bakis acisiyla gunah kavrami ahlaki ve dinsel bir sey olmaktan cikar, sagduyunun sesine donusur. Gunah kavrami kendini reddedis ile ortaya cikar. Bu insani olume goturur ve gunahsiz olmak ise yasama yoneliktir. Kendimizi sevmek, yaptigimiz her seyi kendimiz adina onaylamak, kendimiz hakkinda yargilarda bulunmamak gunahsizligi ve safligi getirir.

 

Baskalarina karsi onlarin kendilerini yargilamalarina neden olmayacak sozleri kullanmak, kendimiz icin gunahsiz sozler kullanmak demektir. Onlarinda bana karsi sozleri ayni sekilde olacaktir. Enerjinizi sevgi dolu ve gunahsiz sozlerden yana kullanirsaniz, cogalir ve buyursunuz. Ozgurlesirsiniz. Kendinizi yargilayacaginiz sozler size gelmemeye baslar, bu gunahsizlasmaktir. Bu sozler sizi arindirir ve ozgurlestirir.

 

Oysa bizler tam tersi bir davranisi aliskanlik edinmis durumdayiz. Surekli kendimizi yargilariz, kendimize bile yalan soyleriz, duygularimizi reddederiz, toplumun bizi yargilamasindan korkar, once kendimiz kendimizi yargilariz. Duygularimiz saf bir sevgi icerikli bile olsalar bazan bizi korkutur ve biz onlari yalanlamayi, reddetmeyi seceriz. Oysa kizginliklarimizi, kiskancliklarimizi, cekememezligimizi ve nefretimizi ifade etmekten cok cekinmeyiz. Toplum bunlar nedeni ile bizi cok yargilamaz nasilsa diye, ifadelerimizdeki yonelislerimiz daha cok bu yoldadir. Oysa bu tip ifadelerimiz ne buyuk etkilere ve gunahlara sahiptir, farketmeyiz.

 

Cocuklarimiza bile farkinda olmadan olumsuz ifadeler kullanir ve genellikle, bu yaptigimizla onlarin hayatlari boyunca etki altinda kalacaklari, yaptigimiz neredeyse kara buyunun farkinda bile olmayiz. Ornegin cocugumuzun bir sarkiyi soylerken, saka yollu ne cirkin sesin var, ya da aman hic beceremiyorsun tipli takilmalarimiz onun hayati boyunca kendi sesine olan guvensizligine, toplum onunde konusmaktan cekinmesine, kendine guvenmemesine neden olacak bir anlasmayi kendiyle yapmasina neden olur. Bu anlasmayi cocuklarina aktaracak, toplum icinde pek cok kisinin konusmalarini, sarkilarini begenmeyerek hayati da zevk alinir bir sekilde yasamaktan uzaklasacaktir.

 

Siz etrafiniza bu tip olumsuz ifadeleri yaydiginizda, etrafinizinda yaratimlari hep bu sekilde olumsuz olacagindan, donup size ulasan gene sizin yaydiginiz benzerleridir. Yillar boyu hem baskalarinin sozleri araciligi ile dedikodu ve kara buyunun etkisine gireriz, hemde kendimizle ilgili kendimizin soyledigi sozlerle ayni olumsuz etkiyi yaratiriz. Kendi sozlerimizle kendimizi esir eder, kendimizi yargilar, mutsuzlugumuzu yarattigimiz gibi gunahkarligimizi ilan eder ve kendi cehennemimizi yaratiriz.

 

Birinci anlasmaya uyar ve sozlerimizi ozenle secersek, bir sure sonra zihnimiz ve bireysel iliskilerimizdeki iletisimimiz duygusal zehirden arinacaktir. Mutluluk, ozgurluk, basari ve bolluk bilincine dogru ilerleyis sadece sozlerimizi ozenle secmeyle bize gelir.

 


Hiç Bir Şeyi Kişisel Algılamayın

 


Etrafinizda olan biten hic bir seyi kisisel algilamayin. Ornegin biri size aptal demis olsa bile, bu sizi degil karsinizdakini ilgilendirir. Cunku herhangibiri sizin aptal oldugunuz yargisini ortaya koyacak bir guce ve yetkiye sahip degildir. Bu ancak kendi karsilastirmalari, kendi hayat algilayisi, kendi bilgi, duygu dusunce duzeyi ile yaptigi bir yargilamadir. Genel olarakda kendi yetersizligini gorerek sizi yargilamistir. Bu nedenle size soylenen bu sozu bile kisisel algilamayin! Size soylenen seye katilirsaniz, kisisel olarak algilamis olursunuz ve bu sozle anlasma yapmis olursunuz. Zaten bu gune kadar hep boyle olumsuz anlasmalar yapmistiniz! Bundan sonra yapmayin!! Hic bir seyi kisisel algilamayin!!

 

Oysa bizler tum egitim surecimiz boyunca her seyin merkezine kendimizi koyarak (bencilligi ogrendik, egomuzu yukselttik daima), etrafimizda olan her seyi de kisisel algilamayi ogrendik. Oysa diger insanlar merkeze sizi koyarak hic bir sey yapmaz (sizin baskasini merkezinize koyarak bir sey yapmadiginiz gibi). Yaptiklari her sey kendileriyle ilgilidir. Yani herkes kendi ruyasini yasar. O zaman etrafinazda olan biteni, size dogru bile olsa soylenenleri nasil kisisel algilayabiliyorsunuz ki? Bunun kadar buyuk bir celiski daha var mi?

 

Durumun son derece kisiselmis gibi gorundugu anlarda bile, baskalari size direkt olarak hakaret ediyor olsa bile, yinede sizinle ilgisi yoktur. Soyledikleri ve yaptiklari seyler, dile getirdikleri fikirler kendi zihinlerinde yaptiklari anlasmalar dogrultusundadir. Kisilerin bakis acilari, ehlilestirme surecindeki programlamalarindan olusur.

 

(Ayni gorus felsefede, tasavvufta da kendini bulur. Hakiki insan boyutuna kadar yukselenler – ki hatirladigim kadariyla arada cehalet, seriat boyutu, tarikat boyutu gibi boyutlar vardir asilmasi gereken- kendilerine gelen hicbir seyi kimden, nasil, ne anlamla geldigine bakmazlar. Kisisel algilamazlar. Bu nedenle tepkileri hic olmaz. Kendilerine yonelik bir sey oldugunda donup bakmazlar bile, yargida bulunmazlar, ne karsilarindakini yargilarlar nede kendilerini.......Fusun Yuruten notu.:))

 

Ayni sekilde, sizin hissettikleriniz ve yaptiklarinizda kendi bireysel ruyanizin, kendi anlasmalarinizin bir yansimasidir. Sizin soyledikleriniz, yaptiklariniz ve sizin fikirleriniz sizin anlasmalariniz dogrultusundadir. Fikirlerinizin baskalariyla ilgisi yoktur.
Sizin kim ve ne oldugunuzu bilmeniz yeterlidir. Kabul gormek, onaylanmak gibi bir ihtiyaciniz yoktur. Baskalarinin size kim oldugunuzu soylemesi imkansizdir. Siz ancak kendiniz kendinizi bilebilirsiniz.

 

Filminizi, Yasamla yaptiginiz anlasmalara uygun olarak yaratirsiniz. Sizin bakis aciniz sizin icin kisiseldir, sizin gerceginizdir, baska hic kimsenin degil. Bu yuzden birisine kizarsaniz aslinda kendinizle ugrasiyorsunuz demektir. Kendi korkulariniz var demektir. Karsinizdaki kisi bu kizginligin olusmasi icin sadece bir mazeret yaratmistir. Korkulariniz yoksa, kizmanizda mumkun degildir. Sevgiyle yasadiginizda, sevgi oldugunuzda, korkulariniz silinir ve asla kizmazsiniz! Sevgi oldugunuzda mutlu ve huzurluda olursunuz. Bu yasamla yaptiginiz anlasmalardan mutlu oldugunuz anlamina gelir!

 

Biri size harika oldugunuzu soylerse kisisel algilamayin, bu o kisinin harika oldugu ya da o anda harika hissettigi anlamina gelir !. Sizin kendinizi harika hissetmeniz icin baskasinin yapacagi onaylamalara ihtiyaciniz yok ki... Siz kendinizle konusun, zihninizle konusun ve kendinizin harika oldugunu kendiniz gorun!! Zihnimiz, tanri boyutunda varligini surdurur. Bu realiteyi yasar ve bu realiteyi algilar. Zihin uyanik realiteyide gozlerle gorur ve algilar. Ayni zamanda gozle gorunmeyenide gorur ve algilar. Mantik, bu ikinci algilamanin pek farkinda olmaz.

 

Zihnin programlanmasinda yapilan her bir anlasma ayri bir varlik gibidir. Cogu kezde bu anlasmalar birbiri ile uyum icinde olmaz. Her bir varligin kendi sesi vardir. Birbiri ile celisenler cogaldikca zihinin icinde buyuk bir savasa donusur. Her bir varlik bir agizdan konusmaya baslar ve buyuk bir problem yasanir (mitote). Insanin ne istedigini, nasil istedigini ve ne zaman istedigini bilmekte zorlanmasinin nedeni budur. Zihnin celiskilerinin ustesinden gelebilmenin tek yolu, tum anlasmalarimizin dokumunu yapmak ve celiskileri bulup ortaya cikarmaktan gecer.

 

Hic bir seyi kisisel algilamayin. Alay edilme ve reddedilme korkusu olmadan istediginiz kisiye seni seviyorum diyebilirsiniz. Ihtiyaciniz olan seyi rahatlikla isteyebilirsiniz. Sucluluk duygusu ya da oz-yargilama olmaksizin evet ya da hayir diyebilirsiniz. Daima yureginizin goturdugu yere gitmeyi secebilirsiniz.

 


Varsayımda Bulunmayın

 


Varsayimlarda bulunmanin problemi, varsayimlarimizin gercek olduguna inanmamizdir. Varsayimda bulunursunuz ve kisisel algilarsiniz. Ve sonucta kocaman bir dram yasamaya baslarsiniz.

 

Cunku dogrunun ne oldugunu bilmemekten, karsimizdaki kisiyi acikliga davet etmekten korkuyoruz. Gercegi duymaya cesaret edemedigimizde ya da aciklama istemekten korktugumuzda varsayimlarda bulunuyoruz. Sonrada varsayimlarimizin dogru olduguna inaniyoruz. Bu inanclarimizla varsayimlarimizi savunarak, baskalarini yanlis yada haksiz kilmaya calisiyoruz. Ama zihnimizin icindeki, celisen anlasmalarimizdan dogan kaos, her seyi yanlis yorumlamamiza ve yanlis anlamamiza yol acar. Konusarak sormak ve gercegi ogrenmek, varsayimda bulunmaktan cok daha iyidir. Boylelikle gercegin yakinindan teget bile gecmeyen ruyalar gormekten kurtuluruz.

 

Iliskide varsayimlar kavgalarimizin, zorluklarimizin, sevdigimizi iddia ettigimiz kisileri yanlis anlamamizin nedenidir.
Cocuklugumuzda yaptigimiz anlasmalar genel olrak soyle der: "Soru sormak guvenli degildir". "Eger birisi beni seviyorsa, ne istedigimi, neler dusundugumu ve hissettigimi bilmelidir.". Bu anlasmalari kabul etmisizdir ama yanlis anlasmalardir. Herkes hayati bizim algiladigimiz gibi algilamaz. Herkesi ruyasi ve gercegi farklidir. Sizin onun gercegini gorebilmek icin sormaya, baskalarinin sizin gerceginizi gormelerini saglamak icin ise anlatmaya ihtiyaciniz vardir.

 


Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap

 


Bu anlasma, diger uc anlasmanin kalici aliskanliga donusmesini saglar. Her kosul altinda daima yapabileceginizin en iyisini yapin. Sunuda daima hatirlayin: An, her an degistigi icin asla "en iyiniz" olmayacaktir. Hep daha iyisi olacaktir:)

 

Yapabildiginizin en iyisini yaptiginizda, harekete gecersiniz. Her eylemi, her hareketi, her cabayi zevk aldiginiz icin yaparsiniz, bir odul beklediginiz icin degil.

 

"Seni seviyorum Tanrim" demenin en iyi yolu, yasaminizi en iyisini yaparak yasamanizdir.

 

"Tesekkur ederim Tanrim" deminin en iyi yolu, gecmisi ozgur birakarak, anda
yasayabilmek, simdi ve burada olabilmektir.

 

Sonuc:

 

Yasam sizden neyi aliyorsa, birakin gitsin. Aktif bir teslimiyet duygusu icinde gecmisi biraktiginizda, anda dolu dolu, canli olmaniza izin verirsiniz. Gecmisi birakmak demek, su anki ruyanizdan haz alabilmeniz demektir.

 

Siz bu dunyaya mutlu olmak icin geldiniz. Sevmek icin, haz almak icin, sevginizi paylasmak icin geldiniz. Bunlar sizin yasam hakkiniz. Su anda yasiyorsunuz. Bu haklarinizi kullanin ve yasamdan zevk alin. Icinizden akip gecen yasama tepki duymayin. Cunku icinizden akip gecen yasam Tanridir. Sizin varliginiz, Tanrinin varliginin kanitidir. Sizin varliginiz yasamin ve enerjinin kanitidir.

 

Yasaminizdaki canlilik, uretkenlik, sevecenlik Tanrinin size "Hey, seni seviyorum" demesidir.

 

Ayaga kalkin ve insan olun. Kadin ya da erkek olmanin onurunu hissedin ve cinsiyetinize saygi duyun. Bedeninize saygi duyun, bedeninizden haz alin, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin ve iyilestirin. Egzersiz yapin ve bedeninizin kendisini iyi hissetmesini saglayin. Bu siz ve Tanri arasinda bir iletisimdir.

 

Bedeninizin her parcasina sevgi gosterdiginizde, zihninize sevgi tohumlari ektiginizde, bu tohumlar buyudugunde tum varliginiza sevgi ve saygi duyacak, yogun bir onurluluk duygusunu ruhunuz, bedeniniz ve zihninizde hissedeceksiniz.

 

Her an sevecen olabilirsiniz. Bu bir secimdir. Sevmek icin bir neden olmasi gerekmiyor. Sevmek sizi mutlu kilar. Ifade edilen sevgi mutluluk verir. Size dinginlik ve ic baris getirir. Her seyi sevginin gozleriyle gorebilirsiniz. Sevgiyle yasadiginizda zihninizdeki sis, kaos yok olur.
Asagidaki duayi okuyup icsellestirmenizi oneriyorum. Bunun icin once gozlerinizi kapatin ve dinginlesin. Bir kac derin karin nefesi ile evrenin tum enerjisinin icinize aktigini ve sizi sardigini hayal edin. Doganin en guzel koselerini dusunun, kendiniz icin cok hos bir mekan yaratin hayalinizde. Bir deniz kenari, bir nehir kenari yada bir agac alti, dilediginiz her sey olsun orada. Boylesi guzel bir yerde olmanin huzuru ile acin gozlerinizi ve asagidaki duayi okuyun. Hissedin... (Bu meditasyon kismi benim tarafimdan canlandirilmistir.. Fusun Y.Çeviren)

 

"Evrenin yaraticisi. Bana yasam dedigin armagani verdigin icin tesekkur ediyorum. Gercekten ihtiyacim olan her seyi bana verdigin icin tesekkur ederim. Bu guzel bedeni ve zihni deneyimleme imkani verdigin icin tesekkur ederim. Tum sevgin, saf ve sinirsiz ruhunla, sicak ve parlak isiginla icimde yasadigin icin tesekkur ederim. Gittigim her yerde sevgini paylasmak icin, sozlerimi, gozlerimi, yuregimi kullandigin icin tesekkur ederim. Seni oldugum gibi seviyorum cunku ben senin yarattiginim. Kendimi oldugum gibi seviyorum. Yuregimdeki sevgiyi ve huzuru korumama hep yardim et. Bu sevgiyle yeni bir yasam yaratmaya ve hayatimin geri kalan doneminde sevgiyle yasamama yardim et. "



Dört Anlaşma
Toltek Bilgelik Kitabı
Don Miguel Ruiz
...Otesi yayinlari
 
 

Gülay

#39
KORKUNUN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKABİLMEK
 

... Adam ayıyla göz gözeydi. Nasıl ortaya çıktığı konusunda hiçbir fikri yoktu ve bir önceki karşılaşmalarında ayı, onu çok ağır yaralamıştı. O ayı yüzünden yarı yatalak olmuştu. Haliyle de ondan korkuyordu adam ve o çok korktuğu ayı, onun karşısında duruyor ve ona bakıyordu. Adam korkmasına rağmen hiç kıpırdamadı ve ayının doğrudan gözlerinin içine bakarak "Hadi git, seninle artık bir işimiz kalmadı, hadi gidebilirsin artık" dedi. Ayı bir an durdu. Tekrar saldırsa adamı öldürebilirdi bu sefer, ama yapmadı. Arkasını döndü ve dağlara doğru gitti...


"An unfinished life" filminin, benim hiç aklımdan çıkmayacak sahnesidir bu, Morgan Freeman ile ayının yüzleşmesi. İnsanoğlu için, gelmiş geçmiş en önemli yanıtlardan birisini de içerir bu sahne; "Korkumuzla nasıl başa çıkabiliriz?" sorusunun yanıtını...


İstediğiniz kadar meditasyon yapın, çalışmalara gidin, düşünün, yendim diye kendinizi inandırın... Korkunuzu yenmenizin tek yolu, onun gözlerinin içine bakabilmenizde yatar. Biraz ürkütücü bir durum değil mi? Hani biz meditasyon yapsaydık diyesi geliyor insanın, ama başka bir çözümü yok maalesef. Onunla yüzyüze geleceksiniz ve onun gözlerinin içine bakacaksınız ve ona "bana kattıkların için çok teşekkür ederim, şimdi yoluna devam edebilirsin," diyeceksiniz. O anın enerjisi, sizdeki değişimi başlatacak ve yüzleşme sonrasındaki iyileşme sürecinden sonra fark edeceksiniz ki artık o korku sizinle değil ya da belki de sadece kırıntıları kalmış ama sizi eskisi kadar etkilemiyor.


Geçtiğimiz Haziran ayı, korkularımızla yüzleşmemiz için zorlu ama bir o kadar da geliştirici deneyimler sundu bizlere. Güneş sisteminin ilk gezegeni Merkür, hadi bakalım o kadar düz yörüngede gittik birader; biraz da tersine dönelim ki ortalık biraz herc-ü merç olsun, hareketine girişti ki buna astrolojide retro-merkür deniyor, yani Merkür'ün ters hareketi. Bakış açınıza göre Merkür'ün tersinin tutması, sizin iflahınızı da gevretebilir ve yatıp kalkıp Merkür'e sövenlerden olursunuz, ya da Merkür'ün enerjisel etkisiyle diplerden yüzeye çıkmaya başlayan korkularınızla yüzleşme cesaretini bulur ve bu süreçten daha aydınlanmış çıkarsınız... Aslında tabii ki illa Merkür'ün ters olması şart değil bu yüzleşme süreçleri için, "seçmeniz yeterli", amma velakin retro-Merkür'ün de tetikleyici olma durumu baki.


"Şimdi birader, nasıl olacak da olacak bu yüzleşme? Oturacam yoga matının üzerine, korkularım karşımamı çıkacak?" diye bir soru aklınıza gelebilir. Keşke o kadar basit olsa. Şöyle popomuzu yayla gibi serip, gel korkum gel yapabilsek; ama maalesef kazın ayağı öyle değil. Haşırt to the blackbord şeklinde işliyor bu evren, yani korkunuz karşınıza, günlük yaşantınızın içinde aniden beliriyor. İşte o noktada şunu unutmayın: O, size zarar vermek için orada değil, gözlerinin içine bakılmak ve kabul edilip tanınmak isteğinde. Hani korku filmlerinde olur ya, hayaletin tek isteği kayıp bedeninin bulunmasıdır. Vaziyet aynen bu. Onun gözlerinin içine bakabildiğiniz anda, onu yaratan sebebi de keşfettiğinizi fark edeceksiniz. Mesela tehdit edilme korkunuz mu var. Günlük yaşamda bir anda tehdit edilme şeklinde çıkacak bu korku. Bir şekilde tehdit alacaksınız yani. Ama o anda kaçmazsanız bu durumdan ve o tehdidin gözlerinin içine bakabilirseniz, örneğin çocukken anne-babanızın size istediklerini yaptırabilmek için yaptıkları tehditlerin; sizde tehdit edilme korkusunu yarattığını göreceksiniz. Zaten bunu keşfettiğiniz zaman da yolu yarıladınız demektir. Kalan yarısında ise o korkunun, bu hayatta size neleri verdiğini keşfetmeniz var. Çünkü evren sizi haybeye korkuyla karşılaştırmaz, mutlaka alacağınız bir şeyler vardır. Yine tehdit örneğinden gidersek, hayatınızın ve sizin ne kadar değerli olduğunuzu fark edersiniz tehdit aldığınızda ve önceki hayatınızı istersiniz geri. Ama şimdi kendinizin değerini bilerek çıkmanızdır evrenin amacı ve bu fırsatı yaratan tehditçiye ve korkuya (içsel de olabilir) bir şekilde şükranlarınızı ilettiğinizde, onlarla vedalaşırsınız. Sonrasındaki birkaç gün halen yüzleşmenin etkileri sürebilir, ama bir süre sonra tamamen iyileşeceksiniz.


Korku, berrak bir zihinle bakabildiğinizde, bizlerin gelişimi için büyük fırsatlar sunan bir enerjidir ve onun altında ezilmek yerine, onu merdiven yapabilmeyi başarabilirsek; onun da varlığını onurlandırırız. Merdiven olarak kullanmayı seçmeniz ve gereken adımları atabilmenize ise cesaret denir. Cesaret, korkmamak değil, korkmanıza rağmen hareket edebilme yetinizdir.

Korkularınızın gözlerinin içine bakabilmeniz dileğiyle...


Yazar Hasan Sonsuz Çeliktaş
 
 

Gülay

#40
KİŞiDE AÇILIM YARATAN DUALAR RİCALAR

- Kişisel gelişim içersinde bilinçaltı korkuları önemli yer tutar ve istisnasız her insanda bu korkular vardır, en temel tohum korku 'ölüm' korkusudur ve ilk ölüm korkusunu anne karnından dünyaya gelirken yaşarız ve bu aynı zamanda ilk travmamızdır.(bu yüzden kundalin reikide 'doğum travması reiki frekansı' vardır ve kullanımı çok etkilidir)..Diğer korkular ise;

- değersizlik (kendinin hiçbirşeyi haketmediğine inanma)
- yetersizlik (tatminsizlik, memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk)
- başarısızlık (başarıdan korkma)
- onaylanmama (sızlanma, başka birine gücünü teslim etme)
- suçluluk, Pişmanlık ( kendini cezalandırma)
- affetmeme ( acı hali içinde olma)
- kaybetme ( değişimden korkma )
- ve diğerleri....

Bilinç altımız büyük korkular ve onların altındaki saçak korkularımız realitelerimizdeki yaratım şablonlarımızdır...
Korkularımızdan çeşitli şekilde özgürleşebiliriz, ve bunları formumuzda duyurmaya devam ediyoruz...
Dua veya rica şeklinde söylendiği takdirde kişide açılım yaratan ve farkedemediğimiz ama canımızı sıkan negatif döngüleri bize gösteren uygulamaları hem kendimde hemde terapilerimde uyguluyorum ve sizlerede öneriyorum...

BİRLİKTE YARATMA RİCASI

Ben şimdi şu anda ve burada bundan sonra her zaman ve daima her türlü niyetim, seçimim ve yaratımımın en yüksek iyiliğime gerçekleşmesi için yüksek benliğim ve ışık rehber varlıklarımla birlikte yaratmaya niyet ediyorum ve yaratıyorumda....

KENDİ DEĞERİNİ BİLME

Ben şimdi şu anda ve burada bundan sonra her zaman ve daima kendi değerimi bilmeyi ve takdir etmeyi, kendi değerimi bilip takdir ettikçe benim değerimi bilen ve takdir eden insanlarla birlikte olmayı istiyorum ve seçiyorum...

BOLLUK VE BEREKET DUASI

Evrenin her tarafından bana sunulan bolluğu, bereketi ve zenginliği görmeyi, farketmeyi, bana sunulan bolluğu bereketi ve zenginliği yeni bilincimle kabul edip paylaşarak çoğaltmayı, artırmayı istiyorum ve seçiyorum...

PARA KABUL ETME RİCASI

Zerafetle aldım kabul ettim, artarak çoğalarak sana ve bana geri dönsün...(alıntıdır, omni kitabı)


Özellikle pekiştirmek için  tekrar cümleleri eksiksiz söylenmelidir... 

 


 

Gülay

#41
Niye anlaşamıyoruz diye hayıflanan bizlere ithaf ediyorum:)))


DOKUZ  İHTİMAL

Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Ve anladığı arasında farklar vardır...

Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için, en az 9 ihtimal vardır.

                                     Sylviane Herpin
 

Gülay

#42
Kozmik enerjiyle ilgilendiğimi ve bu konuda 12 seans sürecek olan bir şifalanmadan geçeceğimi ve değişimlerimi paylaşacağımı daha önce yazmıştım...

Bu tür şifalanma veya uyumlama aldığımda fiziksel bir toksin atımı hissetmem genelde...
Kozmik enerjide 5.ci şifayı aldım ve devam ediyorum..
Ama aldığım şifanın duygusal  ve zihinsel katmanlarımda etkisini kızım damlayla yaşadım...
Ve bir defa Damlayı da götürdüm ve onun diğer şifa seanslarına kendim devam edeceğim sonrasında, ama beni sürekli endişelendiren ve dik başlı bir indigo olduğu için mevcut durumu hakkında kendim dışında birinin görüşüne ihtiyaç hissettim..(Hala annelik sendromuyla kontrolcülük yapıyorum:))
Ve geçen hafta içinde kızımla son yılların en büyük krizini yaşadık ve kriz anını yaşarken dünyasal yanımın ağır bastığını itiraf etmeliyim:(((

Ertesi sabah uyandığımda kızımla sözleşmişim gibi ve sanki krizi yşayan ikimiz değilmişiz gibi ve mevcut konu sanki hiç ortada yokmuş gibi bir rahatlıkta olduğumu hissettim güzel bir kahvaltı hazırladım ve o günden itibaren benim kızıma hissettiğim tüm negatif hislerimin değiştiğini ve benim ona duyduğum takıntılarımın beni rahatsız etmediğini, kızımında benden rahatsızlık duymadığını sizlere duyurmak istedim arkadaşlar:)))

Buraya yazmadan önce emin olmak istedim ve aradan 13 gün geçti ve benim kızım artık odasına kapanmadan salonda birlikte oturup konuşabiliyoruz ve ikinci bir laptop almak bile bu zamanda kısmet oldu çünkü o durum bile sorundu aramızda...

Bunları paylaşmak istedim ve bu süreçte Pınarın katkılarına teşekkür ediyorum bana o kriz gecesi telefonda aynalık yaptığı için:)))

Temmuz ayında kozmik enerjinin 3 kanalına uyumlanacağım ve üç günlük bir eğitime katılacağım o zaman daha detaylı açıklamalar yapabilirim..
Şimdilik hoşça kalın:)))
 
 

Gülay

#43
Arkadaşlar

Şu anda gayet dünyasal bir aktiviteyle Bodrum-Bitez de çok güzel bir butik otelde tatildeyim, hepinize deniz kokulu sevgiler burdan:)))
 

Alemtac

#44
iyi tatiller, arkadaşım, keyfini çıkar :))