Celseler Hakkında Tartışma

Başlatan Anhora, 20 Kasım 2014, 03:22:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

#75
Aslına bakarsan ne fiziksel ne de ruhsal alemlerde yok oluş mevcut değil. Yani 5 Kh tekamül edebilmek için şartları zorladığında ve nihayetinde bir kara deliğe dönüştüğünde bile  bir kopyası 1. yoğunluk olarak yeniden yaratılıyor. Üstüne düşünüldüğünde bir ruhun başına gelebilecek en korkunç şey bu olsa gerek. Sil baştan başlamak.

 Son celselerde Ferguson olayları ile ilgili "kaçan fırsat" yorumu yapılmıştı K'lar tarafından. Sadece bu yoruma bakarak bile pek çok şey söylenebilir. Herkezin kendine göre dünyanın nasıl bir yer olduğu ile ilgili tanımlamaları farklıdır. Siyah, beyaz ve gri olarak  bu tanımlamaları kategorize bile edebilirsiniz. Bana göre dünya kaynak ve kabiliyet açısından çoğunluğun oldukça üzerinde olan bir azınlık tarafından yönetilen sistemdir. Bizlerin tek tek böylesi bir güce karşı koyması mümkün değil. Bunu tek başına yapmaya çalışıp başarılı olabilenler öldürülüyor. Diğer taraftan çoğunluğun en büyük silahı çoğunluk olması. İşte bu yüzden bu adaletsizliğe karşı insanlar bir araya geldiklerinde fırsatlar doğuyor.

 Çoğunluk daha öncede gücü elinde bulunduran azınlığa karşı mücadele vermiş. Devrim başlatansa insanların adaletsizlikten dert yanmalarından ziyade yaşamı idame ettirebilecek minimumların kaybedilmesi. Her zaman adaletsizlikten dert yanıyoruz; fakat çok azımız bu konuda eyleme başvuruyor. Şöyle diyelim kendimizce bir tepki veriyoruz; fakat bu azınlığı bir milim bile yerinde oynatmıyor. Azınlık çoğunluğu para ve konum vererek kandırıyor onu motive ediyor; geçiştiriyor. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirebilmek için bu fırsatları kullanabilmek gerekiyor. Ne yazık ki bu kıvılcımlar yangına dönüşemeden sönüyor. Uzattıkça anlam kayboluyor demek istediğim insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamamaya başlayana kadar bu yapı böylece devam edecek gibi duruyor. Ondan sonra ne olcağını göreceğiz.

 Peki dünyanın kendisi için durum nasıl. Örneğin bir üretim alanında fare popülasyonu sorunuz var bunu çözemiyorsanız farelerden kurtulmak ya da tolere edilebilir bir sayıya getirebilmek için ekinleri yakabilirsiniz ya da sınırlı bir alanda üretim yapabilirsiniz. Yeterli besin yoksa fare popülasyonu kendi kendine düşecektir ya da tamamen yok olacaktır. Dünyayı horlamayı bırakmadığımız ve virüs gibi yayıldığımızdan dolayı nasıl bir insan grip mikrobuna bağışıklık sistemi ile karşı koyuyorsa dünyada bunu yapıyor, yapacak.

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Anhora

#76
Merhabalar,

Daha önce tartışıldıysa kusura bakmayın. Ra Bilgilerini okurken bazı ilginç bilgilere rastladım. Bununla ilgili görüşlerinizi almak istedim.

CELSE 10 - 27 Ocak 1981'de şöyle diyor:

Atlantis ırkı, sizin uzay/zaman sürekliliği illüzyonunuzda yaklaşık 31.000
yıl önce oluşmaya başlayan çok karışık bir toplumsal bileşimdi. 15.000 yıl
öncesine kadar yavaş gelişen ve hemen bütünüyle tarıma dayanan bir
toplumdu. Ama bundan sonra kısa sürede öyle bir teknolojik idrake
eriştiler ki, sonsuz zekâyı bilgi kaynağı olarak kullanabilir hale geldiler.
Ayrıca, zeki enerjiyi de kullanarak sonsuz enerjiden gelen çivit rengi ya
da epifiz ışınının doğal akımlarını büyük oranda yönlendirebiliyorlardı.
Böylece, yaşam formları yaratabiliyorlardı. Ancak onlar, kendi
akıl/beden/ruh bileşimlerine şifa verip onları mükemmelleştirecekleri
yerde, yaşam formları yaratmaya başladılar ve sizin deyiminizle negatif
düşünce ve eylemlere yöneldiler.

Sizin zaman ölçünüzle yaklaşık 11.000 yıl önce çıkan ilk savaş nüfusun
yüzde kırkının bedenlerini yitirerek bu yoğunluk derecesini terk
etmelerine neden oldu. Bundan 10.821 yıl önce de ikinci ve en korkunç
savaş oldu. Bu savaş dünyanın çehresinin değişmesine neden oldu ve
Atlantis'in büyük bir kısmı sulara gömülerek yok oldu. Pozitif eğilimli
Atlantisli gruplardan üçü bu felaket olmadan önce bu coğrafi bölgeyi terk
etmişti; bunlar sizin bugün Tibet, Peru ve Türkiye dediğiniz ülkelerin
dağlık bölgelerine gittiler.

Çok ilgimi çekti Türkiye'nin de bu antik uygarlıklarla birlikte anılması.

Türkiye ile ilgili bildiğiniz başka şeyler var mı?

Teşekkürler.
Ad vitam æternam

bozadi

#77
Ra Bilgileri kitaplarında Türkiye'ye dair yapılan tek referans bu diye biliyorum, Anhora. Tabi 11.000 yıl öncesinden bahsediliyor. Bildiğim kadarıyla tarihsel kayıtlara göre o zamanlar Türk/Türkiye diye birşey yoktu.

Atlantis'in batışından hemen önceki süreçte, Atlantis'ten kaçan pozitif eğilimli gruplardan bir tanesinin bugünkü Türkiye topraklarında dağlık bölgelere göç ettiği söyleniyor. Dağlık bölge deyince insanın aklına önce Türkiye'nin doğusu geliyor ama bundan şüpheliyim çünkü Türkiye'de tek dağlık olan bölge Doğu Türkiye değil. Dolayısıyla iddia edilen söz konusu grubun tam olarak nereye yerleştikleri, ne yaptıkları, dağılıp dağılmadıkları hiç belli değil gibi görünüyor.

İlginç bir şekilde, bundan yaklaşık 11.000 yıl öncesine tarihlenen "Göbeklitepe" (Şanlıurfa) mevzusu var. Tarih anlayışını değiştirdiği söyleniyor bu keşfin. Acaba Göbeklitepe'deki yapıları, bu Atlantis'ten buralara göç eden grupbun mensupları mı yaptı diye düşündürüyor insanı. Ama ne yazık ki Göbeklitepe yapılarını inşa edenler hakkında da hemen hemen hiçbirşey bilinmiyor okuduğum bir-iki yazıdan hatırladığım kadarıyla.


bozadi

#78
Şanlıurfa çok dağlık bir bölge değil sanırım ama zaten Göbeklitepe'yi yapanlar da çok yakınlarda yaşamıyorlarmış anladığım kadarıyla, çünkü Göbeklitepe yakınlarında o yapıları yapanların yaşadıkları/yerleştikleri bir bölgeye dair hiçbir iz bulunmamış deniyordu. Bir çeşit "hac" bölgesi olarak kurdular belki de. Tabi eğer Ra'nın bahsettiği grupla Göbeklitepe'yi yapan grup aynıysa veya bağlantılıysa.

Bu arada "Göbeklitepe" ve "hac" deyince, Kabede vinç devrilmesiyle ilgili trajediyi tartıştığımız başlıklardan birinde yaptığımız bir celse alıntısında eski insanların "taşları" yüksek bazı seviyelerdeki varlıklarla bir iletişim ve etkileşim aracı olarak kullandıklarına dair verilen bilgiler dikkat çekiciydi. K'lar ayrıca dairesel yaılı Stonehenge'de eski zamanlarda yapılan bazı özel ritüellerde de bu tür özel bağlantıların kurulduğunu, sıradışı enerji durumlarının ortaya çıktığını söylüyorlardı sanki. Kimbilir, belki Göbeklitepe'yi yapanlar da orada yaptıkları özel bazı uygulamalarla çok sıradışı bazı bilgi/etkileşim bağlantıları kuruyorlardı üst alemlerle?

maiterya

#79
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Ra Bilgileri kitaplarında Türkiye'ye dair yapılan tek referans bu diye biliyorum, Anhora. Tabi 11.000 yıl öncesinden bahsediliyor. Bildiğim kadarıyla tarihsel kayıtlara göre o zamanlar Türk/Türkiye diye birşey yoktu.

Atlantis'in batışından hemen önceki süreçte, Atlantis'ten kaçan pozitif eğilimli gruplardan bir tanesinin bugünkü Türkiye topraklarında dağlık bölgelere göç ettiği söyleniyor. Dağlık bölge deyince insanın aklına önce Türkiye'nin doğusu geliyor ama bundan şüpheliyim çünkü Türkiye'de tek dağlık olan bölge Doğu Türkiye değil. Dolayısıyla iddia edilen söz konusu grubun tam olarak nereye yerleştikleri, ne yaptıkları, dağılıp dağılmadıkları hiç belli değil gibi görünüyor.

İlginç bir şekilde, bundan yaklaşık 11.000 yıl öncesine tarihlenen "Göbeklitepe" (Şanlıurfa) mevzusu var. Tarih anlayışını değiştirdiği söyleniyor bu keşfin. Acaba Göbeklitepe'deki yapıları, bu Atlantis'ten buralara göç eden grupbun mensupları mı yaptı diye düşündürüyor insanı. Ama ne yazık ki Göbeklitepe yapılarını inşa edenler hakkında da hemen hemen hiçbirşey bilinmiyor okuduğum bir-iki yazıdan hatırladığım kadarıyla.



Ağrı dağı olabilir,nuhun gemisinide oarada arayıp duruyorlar
 

Anhora

#80
Cevabın için teşekkür ederim bozadi.

11.000 yıl öncesinde bizim bildiğimiz uygarlıkların hiçbirinin olduğunu düşünmüyorum. Çin için bile en fazla 5000 yıllık uygarlık diyorlar. Zaten anlatmak istediğimin özü de, Atlantislilerin Türklerle bağlantısı değil, şu anda yaşadığımız coğrafyanın ne kadar değerli olduğu. Ne kadar değerli bir yerde yaşadığımızın farkında bile değiliz :)

Bu arada Ra Bilgileri ile Kasyopya Celseleri arasında üslup farkı olduğunu farkettim. Sanki Ra Bilgileri daha nesnel gibi. Yani hem KH hem BH varlıklarını kucaklayıcı ve ayrıştırıcı olmayan bir bilgi sunuyor. Çoğu bilginin, insanların daha önce keşfettiği bilgilerle örtüşmesi de benim açımdan cazibesini arttırdı. Bir temele dayandığını hissediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz Ra Bilgileri hakkında?
Ad vitam æternam

Majisyen

#81
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Cevabın için teşekkür ederim bozadi.

11.000 yıl öncesinde bizim bildiğimiz uygarlıkların hiçbirinin olduğunu düşünmüyorum. Çin için bile en fazla 5000 yıllık uygarlık diyorlar. Zaten anlatmak istediğimin özü de, Atlantislilerin Türklerle bağlantısı değil, şu anda yaşadığımız coğrafyanın ne kadar değerli olduğu. Ne kadar değerli bir yerde yaşadığımızın farkında bile değiliz :)

Bu arada Ra Bilgileri ile Kasyopya Celseleri arasında üslup farkı olduğunu farkettim. Sanki Ra Bilgileri daha nesnel gibi. Yani hem KH hem BH varlıklarını kucaklayıcı ve ayrıştırıcı olmayan bir bilgi sunuyor. Çoğu bilginin, insanların daha önce keşfettiği bilgilerle örtüşmesi de benim açımdan cazibesini arttırdı. Bir temele dayandığını hissediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz Ra Bilgileri hakkında?

Ra bilgileri bana sanki 4KHya yükselmek isteyenler için de bir takım pratik bilgiler sunuyormuş gibi geliyor.Bu iyi veya kötü bir şeydir demiyorum tamamen benim izlenimim.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#82
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Bu arada Ra Bilgileri ile Kasyopya Celseleri arasında üslup farkı olduğunu farkettim. Sanki Ra Bilgileri daha nesnel gibi. Yani hem KH hem BH varlıklarını kucaklayıcı ve ayrıştırıcı olmayan bir bilgi sunuyor. Çoğu bilginin, insanların daha önce keşfettiği bilgilerle örtüşmesi de benim açımdan cazibesini arttırdı. Bir temele dayandığını hissediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz Ra Bilgileri hakkında?
Ra Bilgileri'nin çok değerli bir bilgi kaynağı olduğunu düşündüğüm için, Ra, Pleiades ve Kasyopya bilgilerini bu forumda esas alınan başlıda bilgi kaynakları olarak kabul ettiğimi çeşitli defalar dile getirmişimdir, bu konuda fikrim değişmedi. Ve forumda Ra bilgilerine sıkça referansta bulunuyoruz zaten.

Ra ile Kasyopyalılar arasında elbette bazı üslup farklılıkları olduğu gibi son derece örtüşen üslup benzerlikleri de var ve bunların başında da pek çok başka kanal bilgisi gibi sayfalar dolusu nutuk vermekten ziyade ekibi sürekli soru sormaya ve sorularını netleştirmeye teşvik ediyor olmalarıdır.

Ra'nın "hem KH, hem de BH varlıklarını kucaklayıcı" tutumu derken, Ra'nın kendisinin bir 6. yoğunluk BH grubu/medeniyeti olduğunu göz önünde bulundurmak gerek. Bundan iki şeyi kastediyorum. Öncelikle, Ra'nın kendisi 6. yoğunluktan çok daha öncesinden beri BH'yi tercih etmiş. Yani, BH ile KH arasında seçim yapmış, BH'yi seçmiş. Dolayısıyla, Ra'nın bu kutupsallıklar arasında bir ayrım yapmaması, ikisi arasında seçim yapmaması diye birşey söz konusu değil, çünkü bariz bir şekilde bir seçim yapmış. KH doğrultusunda değil, BH doğrultusunda kutuplaşmayı seçmiş. Zaten bu "kutuplaşma" kavramı, Ra Bilgileri'nin en sık bir şekilde tekrarladığı, vurguladığı kavramlardan biridir. Dahası bu BH-KH kavramlarının kendisini bildiğim kadarıyla ilk defa Ra önerdi. Daha önce herhangi bir kaynakta bu kutupsallaşma kavramlarının spesifik olarak bu şekilde (Başkalarına Hizmet - Kendine Hizmet) kullanıldığını sanmıyorum, rastlamadım, rastlayan, duyan varsa, paylaşırsa sevinirim. İkinci olarak, 6. yoğunluk varoluşun tümüyle tamamen birleşme seviyesi olan 7. yoğunluğun bir adım berisi. 6. yoğunluk varlıklarının bakış açısı tabi ki çatışma psikolojisi içermeyecektir. 6. yoğunlukta KH kutbiyeti sadece pasif bir şekilde, sadece bir denge unsuru olarak mevcut K'ların ifadesiyle.

Ra Bilgileri'ni esas aldığımızda, bizim 6. yoğunlukta değil, 3. yoğunlukta bulunduğumuzu kabul etmek icap ediyor. Ve Ra 3. yoğunluğun BH ile KH arasında bir seçim gerekliliği içerdiğini ve bunun da "kutuplaşma" gerektirdiğini vurguluyor. Ra insanlığın büyük bir bölümünün en ciddi sorununun ne BH ne de KH yönünde yeterince kutuplaşma eğilimi göstermemeleri olduğunu, bunun en tehlikeli durum olduğunu vurguluyor.

Yine Ra'nın en vurgulu şekillerde kullandığı kavramlardan biri "katalizör"dür. Ra bunu BH veya KH yönünde kutuplaşmayı destekleyen, kolaylaştıran herhangi bir dış etki olarak ifade ediyor bildiğim kadarıyla. Ve içinde yaşadığımız koşullarda BH kutbiyetinin farkındalığının artırılması ve bu kutbiyetin ilerletilmesi için başlıca katalizörlerden (uyarıcılardan/teşvik edicilerden) biri de KH'ye şiddetli bir şekilde adanan bir takım güçlerce insanlık genelinin şiddetli bir baskı ve kontrol altına alınmış olması gerçeğidir. Ve şu anda ülkemizin siyasi yönetimine çöreklenmiş olan Tayyip/AKP hükümeti de, adanmış Global KH güçlerinin şeytani amaçlarına son derece uygun bir şekilde davranmaktadır. Ve işte örneğin bu durum, BH yönünde adanmak isteyenler için bir çeşit "katalizör" durumu meydana getirmektedir. Bunun en saf örneklerinden biri olarak, Karadeniz'de Yeşil Yol Projesi'nin ardındaki rantçı/yiyici/sömürücü/şeytani niyetin farkına varan insanların (sıradan halk mensupları, sanatçı kesim ve başka kesimler dahil olmak üzere) bu durum karşısında bir dayanışma/örgütlenme gereği görüp insanlık onuruna yakışır bir direniş sergilemeye başlamış olmalarıdır. Gezi Parkı sürecinin de tüm açılardan değilse bile pek çok açıdan, bu durumun daha güçlü ve güzel bir diğer örneği olduğunu düşünüyorum. Örnekler çoğaltılabilir ve çeşitli yönleriyle, fayda düzeyleriyle ele alınabilir, olumlu-olumsuz eleştirilebilir.

Kısacası, Ra'nın kutbiyetler arasında "ayrım yapmaması" diye birşey yok. Sadece her iki kutbiyetin de varoluşun "doğal" birer mekanizması olduğunu vurguluyor. Ayrım yapmasa zaten BH-KH diye kavramlar öne sürmezdi, kutuplaşma gerekliliğini vurgulamazdı, pozitif ve negatif eğilimli varlıklardan bahsetmezdi ve kendisi BH ile KH arasında seçim yapma gereği duymazdı. Ayrıca Ra, 3. ve 4. yoğunlukta çatışma/savaş kavramının doğallığına, gerekliliğine de vurgu yapmaktadır. Hatta, bazı BH güçleri ile bazı KH güçleri arasındaki en şiddetli savaşların 4. yoğunlukta meydana geldiğini anlatmaktadır.

Dolayısıyla, Anhora, eğer Ra'nın BH-KH kutbiyetlerinin doğallığına ve gerekliliğine yaptığı vurguyu, tüm tarafçıllıkların, seçimlerin, çatışmaların anlamsızlığı ve gereksizliği şeklinde yorumluyorsan, bu hususta Ra'yı yeterince derinlemesine anlamadığını düşünürüm ben.

Kasyopyalıların mesajlarını yeterince dikkatli okuyup analiz edersen, onların da Ra'dan farklı birşey söylemediklerini görürsün. Ama evet, bir tarz farkı, vurgu farkı var ve bunun hem doğal, hem de gerekli olduğundan bir şüphe duymuyorum. Aslında tüm bu konuları forumda geçmişte de çeşitli defalar ele aldık, tartıştık, ama bu tartışmaların tekrarlanmasında hiçbir sakınca görmüyorum çünkü her defasında bilgi ve farkındalığımızda bir pekişme ve derinleşme gerçekleştiğini düşünüyorum.

Bu tartışmayla ilgili en önemli, en kritik hususlardan biri de, bence, Ra'ya kanallık yapan Carla Ruckert'in kendi karakteristik bazı önyargılarının/problemlerinin muhtemelen kanalı bir ölçüde kirletmiş olmasıdır. Kanalın sorucusu Don Elkins'in intihar etmesine ve dolayısıyla Ra bağlantısının 3. yılında kopup sona ermesine neden olan faktörlerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Rueckert KH realitesinin ve dünyadaki mevcut KH egemenliğinin "ciddiyetini" ele almaya pek eğilimli biri değildi anladığım kadarıyla. Bence biraz körü körüne sevgi/birlik konularının ele alınmasına veya tüm konuların "o tona büründürülmesine" yönelik ciddi bir eğilimi vardı diye düşünüyorum. Üst yoğunluk KH saldırılarının ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğinin yeterince farkına varılmasına ve tedbir alınmasına bilinçli olarak farkında olmadan engel olmuş olabileceğini düşünüyorum Rueckert'in.

Tabi Ra bağlantısının bir trans kanallaması olması nedeniyle medyumun bilgi alışveriş süreci üzerinde hiçbir etkisinin olmadığı, olamayacağı yönünde fikirler de öne sürülebilir ama bunun doğru olduğunu hiç sanmıyorum. Celselerde bizzat medyumla ilgili bazı sorunlardan dolayı bilgilerde sapma ve yanlışlıklar meydana geldiğine defalarca işaret edildi. Ra'nın bu yönde verdiği bilgilerin ve yaptığı uyarıların önemli bir kısmı ise sansürlendi Ra kitapları oluşturulurken. Tabi bu başlı başına bir tartışma konusu, pek çok inceleme, analiz gerektirir. Ve ben Carla Rueckert'in BH eğiliminin KH eğiliminden daha güçlü olduğundan şüphe duymuyorum. Yaptığı hizmetten dolayı ona minnettarım kendi adıma. Ona ve tüm ekibe. Ra Bilgileri paha biçilmez bir kaynak.

Anhora

#83
Kendimi tam ifade edemedim, kusura bakmayın. Yanlış anlaşılma oldu. Demek istediğim, Ra Bilgileri'nin K'lardan bahsederken, dışlayıcı bir tutum sergilemiyor oluşuydu. Dediğiniz gibi denge açısından iki tarafın da bilgilerini anlatıyor. Evet ikisinin (Ra & Kasyopya) de BH tarafında olduklarını biliyorum. Ama Ra Bilgilerinde mesela şöyle bir şey geçiyor: "BH yolundan ilerleyen varlıklar da, KH yolundan ilerleyen varlıklar da eğer o yola kendilerini adarlarsa ve sapmazlarsa, sonunda yine sonuca, yaratan'a ulaşabilecekler." diye ifade ediyordu. Bu bana çok ilginç geldi. Sanırım Kasyopya Celselerinde böyle bir şey görmedim. Ki bu kötü bir şey diye söylemiyorum. Belki de BH varlıklarını koruyucu bir şekilde bilgileri aktarıyorlardır. Evet biz de bir tarafta olmalıyız. Ama olan biteni anlamak için bütün gerçekleri (iyiyi ve kötüyü taraf tutmaksızın) sunan bir kaynak bana daha doğru gelmişti.
Ad vitam æternam

bozadi

#84
Ra'nın KH varlıklarından bahsederken dışlayıcı bir tutum izlememesi konusunda;

K'lar da KH varlıklarından bahsederken dışlayıcı veya düşmancıl bir tutum benimsemiyorlar. KH ve BH kutbiyetinin ve varlıklarının doğallığına ve gerekliliğine defalarca vurgu yaptılar. KH olmasaydı BH de olamazdı dediler.

Ama evet, sonuçta bu konuda Ra ile K'lar arasında bir tutum farkı var yine de. Ra açıklama yaparken ve konulara cevap verirken pek çok durumda 6. yoğunluğun bakış açısını yansıtıyor gibi görünüyor. K'lar çeşitli meselelere dair açıklamalarını biraz daha 3. yoğunluğa ve/veya alıcı grubun anlayışına uygun şekilde çeviriyor. Ra'nın ifade tarzı her durumda değilse bile pek çok durumda "resmi" bir hava veriyor. Veya bazen çok yoğun şekilde ve hatta bezdirici şekilde "teknik/spesifik" bir ifade tarzı.

K'lar açık şekilde Ra Bilgilerini genel olarak çok iyi bir bilgi kaynağı olarak onaylıyorlar ve hatta bizzat Ra'nın kullandığı temel bazı kavramları kullanıyorlar (BH-KH, yoğunluk seviyeleri, vs). Ve K'ların gösterdiği tarz farkı meselesinde, Ra bağlantısında yaşanan sorunları da dikkate almış olmaları son derece muhtemeldir.

Ra'nın bu konuda izlemiş göründüğü tutumda medyumun kendi bakış açısının, önyargılarının ve/veya problemlerinin de etkili olmuş olabileceğini düşünüyorum. Don Elkins'in intihar sürecinde mutlaka Elkins'in kendi açıkları/sorunları önemli rol oynamıştır ama onu biraz da Rueckert'in "yaktığını" düşünüyorum. Rueckert Elkins'i ne kadar sevdiğini anlatıyor pek çok yerde ama sevgi yeterince bilgiyle dengelenmezse de faydadan ziyade zarar getirebilen birşey. Çünkü yeterli bilgiyle, farkındalıkla, zihin açıklığıyla donanmayan sevgi ciddi oranda verimsizleşecek ve hatta yozlaşacaktır. Gerçek bir sevgi olmayacaktır. Ra bağlantısının trajik bir şekilde sona erişinde bu faktörün etkisi olduğundan şüpheleniyorum.

Eğer K'lar olayları durumları açıklarken "taraf tutma" anlamına gelen bir vurgu yapıyorlarsa, bu biraz da bizim iyiliğimiz için olabilir pekala. Sonuçta bizim gerçekten taraf tutmamız gerekiyor, öyle değil mi? Biz 6. yoğunluk varlığı değiliz ki herşeye sadece Ra'nın baktığı gibi bakalım. Bu ne gerekli, ne de faydalı bir tutum olur. Ra'nın "o tutumla" verdiği bilgilerin faydasız veya zararlı olduğunu iddia etmiyorum. Sadece, eğer dikkat etmezsek, hangi yoğunluk seviyesinde, hangi koşullarda yaşadığımızı gözardı edersek, Ra'nın verdiği bilgilerin yeterince faydalı olmayabileceği ve hatta bizi daha da zor durumda bırakabileceği şeyler yaşayabiliriz diye düşünüyorum ki, Elkins'in hem kendi bazı açıkları, hem de Rueckert'in new-age'imsi tavrı nedeniyle tam da böyle birşey yaşadığından şüpheleniyorum ciddi şekilde. (bu manada "new-age", hayatımızda negativitenin, psikopatinin egemenliğini görmezden gelme, bununla ilgili sorunlarla yüzleşmekten kaçma gibi bir anlama sahip.)

Eğer K'lar Ra'yı onayladıkları ve onun kullandığı temel kavramları kullandıkları halde, meseleleri açıklamada özellikle farklı bir tarz kullanıyorlarsa, bu biraz da Elkins'in başına gelenlerden bir ders alındığı içindir bence. Biz 3. yoğunluktayız ve burada KH'ye adanan güçler içinde yaşadığımız sosyo-siyasi-askeri-dini-ekonomik sistemi çok uzun zamandır ciddi şekilde ele geçirmiş durumdalar. Gözlerimizin önünde her gün sayısız psikopati eylemleri gerçekleşiyor, katliamlar, işkenceler gerçekleşiyor ve biz de aynı şeylere o veya bu şekilde maruz kalıyoruz ve bu psikopatlıklar en çok da "resmiyet" eliyle yapılıyor tıpkı ABD'nin, NATO'nun, bizim kendi devletimizin durumunda olduğu gibi.

Ve insanlık hala şiddetli KH psikopatisine karşı doğru dürüst organize olup da dayanışamıyor. Ve o yüzden de katliamlar, işkenceler kesintisiz devam ediyor. Yetmezmiş gibi insanlar ideolojik zırvalıklarla birbirine düşürülüyor, yaşadıkları rezil hayatın intikamını da birbirinden almaya zorlanıyorlar ve Şeytanlar bu işte çok da başarılılar.

Elbette BH ve KH varlıklarının nitelikleri hakkında tarafsız gözle de birşeyler okuyalım, anlayalım, öğrenelim, değerlendirelim ama insanlığın psikopati ve psikopatlar hakkında kavrayışlarını artırmaları gerekiyor. Tavır koymaları gerekiyor. Tepki göstermeleri gerekiyor. Mücadele etmeleri gerekiyor. Hayatlarını çalan, çırpan, yok edenlere "dur" demeleri gerekiyor. İçinde yaşadığımız gerçekle yüzleşmeleri gerekiyor. Bu doğrultuda birleşmeleri gerekiyor. İdeolojiler ekseninde değil, basit ve çıplak gerçek üzerinde.

İyinin-kötünün doğal ve gerekli olması birşey, kötülüğe açıkça adanan güçlerin elinde katledilmeye, ezilmeye, işkence görmeye devam ederken iyinin-kötünün eşitliğini, doğallığını, gerekliliğini vurgulamak apayrı ve aslında bir yönüyle ciddi şekilde sağlıksız olabilecek birşey. "Newage" diye özetlenen şeyi bu yüzden eleştiriyor K'lar ve pek çoğumuz. Biz 6. yoğunluk değiliz. Derslerimiz 6. yoğunluk dersleri değil. Önceliğimiz 3. yoğunluktaki derslerimizi anlamak ve gereğini yapmak. 3'ten 4'e mezuniyet yolundaki derslere. Ve elbette 4. yoğunluk "sevgiyle" de yakından bağlantılı ama bu anlamda "sevgi"  ne anlama gelir, neyi gerektirir? Bunu tartışmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Neyin içindeyiz, ne yaşıyoruz, ne yapıyoruz, ne durumdayız? Sevgi neyi gerektiriyor bu durumda?

Anhora, diyeceksin ki, "Ra'yla ilgili bir şey sordum, konu nereye geldi?!" Ama sorduğun ve söylediğin şey benim açımdan bunları çağrıştırıyor.

Anhora

#85
Detaylıca açıkladığın için teşekkür ederim bozadi :)

Evet, hem senin hem de RA'nın dediği gibi BH yönünde bir toplumsal bellek bileşimi hepimiz için gerekli. Ra Bilgilerinde hasat zamanına gelindiğinden bahsediyor. Bu devir sonunda hasat olacak varlıkların çok az olduğundan da bahsediyordu. Halbuki bir KH yoğunluğunda hasat edilebilmek için kendine hizmet eğiliminin %95 olması gerekirken, bir BH yoğunluğunda hasat edilebilmek için sadece %51 başkalarına hizmet eğiliminde olmak gerekiyor.
Ayrıca sonsuz zeka'yı idrak eden varlıklar için, "Kendi istediği zaman kendini hasat edebilir/yoğunluk değiştirebilir." gibi bir bilgi de vardı. (Rasputin örneğindeki gibi.)

Sanırım sevgi, önce kendimizi, sonra yaratılanları sevip, öğretip/öğrenme yoluna girmemizi gerektiriyor. Ama değil başkalarına, kendine bile gösteremiyor bazen insan.
Ad vitam æternam

Majisyen

#86
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Detaylıca açıkladığın için teşekkür ederim bozadi :)

Evet, hem senin hem de RA'nın dediği gibi BH yönünde bir toplumsal bellek bileşimi hepimiz için gerekli. Ra Bilgilerinde hasat zamanına gelindiğinden bahsediyor. Bu devir sonunda hasat olacak varlıkların çok az olduğundan da bahsediyordu. Halbuki bir KH yoğunluğunda hasat edilebilmek için kendine hizmet eğiliminin %95 olması gerekirken, bir BH yoğunluğunda hasat edilebilmek için sadece %51 başkalarına hizmet eğiliminde olmak gerekiyor.
Ayrıca sonsuz zeka'yı idrak eden varlıklar için, "Kendi istediği zaman kendini hasat edebilir/yoğunluk değiştirebilir." gibi bir bilgi de vardı. (Rasputin örneğindeki gibi.)

Sanırım sevgi, önce kendimizi, sonra yaratılanları sevip, öğretip/öğrenme yoluna girmemizi gerektiriyor. Ama değil başkalarına, kendine bile gösteremiyor bazen insan.

Sevgi bazen kör edici olabilir bilgi ve bilinç daha önce gelir.Bilgi sahibi olmadığın bir şeyi sevemezsin, bilgi korur lafı bu yüzden önemli.

Kendi kendini hasat edebilecek yeteneğe sahip varlıklar 8. devreden geçmişler diye hatırlıyorum.Gurdjief'i de Rasputin'in BH versiyonu olarak kabul edebiliriz sanırsam.Anladığım kadarıyla o da devreden bağımsız hasat oldu.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

beyrutkapı

#87
Ra der ki yüzde 95 kh kadar zordur yüzde 51 Bh. Bi kere Bh den mezun olmayı arzulamak bile kutbiyet kaybına neden olabiliyor. Zor olan bozucu bir çok gündelik etkene rağmen pozitif bir ruh halini muhafaza edebilmek. Bilgiden kaynaklanan sevgiyle her şeye bakabilmek ve insanın çevresiyle alış verişini bunun üzerine kurabilmesi. Bu farkındalığı sürdürebilmek. New Age tuzağına düşmeden tüm paradoksların son bulduğu mededatif bir ruh halini gündelik hayatta sürdürme çabası.
insanın hem kendi dersleri ile uğraşması, kendi karanlık bölgeleri ile yüzleşmesi hem de her an saldırı beklemesi ve bununla baş etme çabası gerçekten çalışma istiyor. Ciddi bir çaba ve farkındalık.
Ra ya göre 3. Yoğunluğun temel dersi sevgidir. Sevginin arayışı temel ödevimiz. Ancak kasyopyalılarla anlıyoruz ki bilginin eşlik etmediği bir sevgi kişiyi kolay bir hedef yapabiliyor. Oyunun kurallarını tam olarak kavramak ve yavaş ama emin adımlarla ilerlemek gerekiyor.
 

bozadi

#88
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Sanırım sevgi, önce kendimizi, sonra yaratılanları sevip, öğretip/öğrenme yoluna girmemizi gerektiriyor. Ama değil başkalarına, kendine bile gösteremiyor bazen insan.
Hakikaten, 4. yoğunluğa mezuniyet için gerekli pozitiflik düzeyi olan ve benim anladığıma göre henüz hiçbirimizin (belki K'ların "sızıntı" dedikleri deneyimler dışında) erişemediği %51 BH noktasına ulaşıldığında bile hala %49 gibi ciddi bir oranda Kendine Hizmet faktörü ve gerekliliği olacak. Normalde BH ile KH'yi %50-50 diye eşit şekilde ikiye ayıracak olsak, BH olmak o terazide BH kefesine "en az" +%1'lik bir ek ağırlık koymayı gerektiriyor. Yani bir bakıma Evren/Hayat diyor ki, "Senin gerçekten 'pozitif/iyi' olabilmen için, başkalarına hizmet eğilimin kendine hizmet eğiliminden kesinlikle fazla olmalı." Bir de bu gerçek pozitifliği veya gerçek BH olma durumunu netleştirmek için şöyle bir kıstası göz önünde bulundurabiliriz bence bu meseleyle ilgili muhtemel bir belirsizliği/şüpheyi gidermek için: %51 BH seviyesine ulaşan biri artık hiçbir zaman KH düşünce/his kalıplarının kontrolü altında deneyim yaşamaz. Bir daha korkmaz. Şüpheye düşmez, yolunu kaybetmez, inancı asla sarsılmaz. Karşılaştığı her durumda ne yapması gerektiğine karar vermesi ve uygulaması suyun akışı kadar doğal, tereddütsüz ve geri dönüşsüz olacaktır. Tüm bilgi, farkındalık, his ve davranış potansiyelini bu netlik, akıcılık ve mükemmellikle kullanıyor olacaktır. Evet, tüm bu betimlediklerimi "geçici" bir süre dahilinde (bazen daha kısa, bazen daha uzun) hepimiz deneyimlemişizdir ama benim anladığıma, sezdiğime göre, %51 pozitiviteye kalıcı/tam/gerçek bir şekilde ulaşmak demek, bir daha o farkındalığın, o inancın, o tutumun, o akışın asla geri dönüş yaşamayacak olması, yani bir daha asla negatif duygu ve düşüncelerin kontrolü altına girmeyecek olması demektir. Yani biz veya tanıdığımız herhangi başka bir insan kendine "Ben acaba %51 BH'ye ulaştım mı?" diye soracak olursa, bu sorunun cevabı bence son derece muhtemel olarak "Hayır"dır. "Sızıntı" yaşanabilir ve güçlü bir 4BH sızıntısı deneyiminde %51 BH seviyesini bile bir süreliğine aşıyor olabiliriz belki de ama burada kritik ayrım noktası: geçicilik / kalıcılık. Henüz kalıcılığa ulaşmamışsak, daha tamamlanmamış dersler, henüz öğrenilmemiş, uygulanmamış şeyler var demektir.

Ra'nın 4. yoğunluğa "sevgi yoğunluğu" (bazen de "idrak/anlayış yoğunluğu") demesi ve aynı zamanda 3. yoğunlukta "sevgi derslerinin" alınıyor olduğunu söylemesi bence şununla ilgili: 3. yoğunlukta sevmek öğreniliyor ama sevmenin "gerçekten" öğrenilip "kesintisiz" hale gelmesi ve geri dönüşsüz olarak giderek daha fazla güçlenmeye doğru akması 4. yoğunluğa mezuniyet anlamına geliyor. 4. yoğunlukta öğrenilecek olan şeyler de 5. yoğunlukta kesintisiz/tam olarak uygulanmaya ve deneyimlenmeye başlanacak şeyler olacaktır.

İşte, 3. yoğunlukta sevgiyi öğrenme ve uygulama çalışmaları yapmaktan ne anlamamız gerektiğine dair görüşlerimizi, anlayışlarımızı, örneklerimizi paylaşmamızın çok faydalı olabileceğini düşünüyorum. Tam da bu yaşadığımız koşullarda, hergün ve tam bu anda "sevgi" derslerinin içindeysek madem, bu koşullarda bu ders ne anlama geliyor? Ne yapmak lazım? Bu sevgi derslerinin şu anda hayatımızda şahitlik etmekte olduğumuz, deneyimlemekte olduğumuz aile hayatımızla, çalışma hayatımızla, dış koşullarla, dinle, imanla, siyasetle, ekonomiyle nasıl bir bağlantısı var? Ve bunu konuşurken, tartışırken, "sevgi meleği" olmamız gerekiyormuş gibi bir sanıya veya komplekse kapılmayalım. Yeterince sevgili olabilsek zaten hayatımız bu kadar stres, karmaşa, korku ve gerilim dolu olmazdı. Dolayısıyla bir bakıma yeterince sahip olmadığımız, yeterince bilmediğimiz, inanmadığımız veya yeterince anlamadığımız bir bilim konusunu düşünüyormuş gibi düşünelim bence.

bozadi

#89
Hayatın bize "senin gerçekten iyi olabilmen için başkalarına hizmetin kendine hizmetinden fazla olmalı" demesiyle ilgili olarak başta aklıma geldiği halde sonradan gevezelik yaparken irdelemeyi unuttuğum şöyle bir durum olduğunu düşünüyorum:

Normalde yaşadığımız koşullarda "başkalarına kendinden daha fazla hizmet etme" fikri karşısında pek çok insan gibi bizler de pek çok zaman şöyle hissedebiliriz farkında olarak veya olmayarak: "Kendimden ziyade başkalarına hizmet etmek mi? Niye, alnımda keriz mi yazıyor?"

İşte, böyle hissetmemizin veya hissettirilmemizin nedeni şu anladığım kadarıyla: Tüm evren, tüm hayat olduğumuzu anlamıyoruz. Var olan herşey birdir ve biz oyuz. Ben oyum, sen osun. Sen bensin ve herşeysin, tıpkı benim gibi, onun gibi. "Birlik" fikri bu. Özdeşlik yani. Başkalarına hizmet ettiğin zaman da "kendine" hizmet etmiş oluyorsun çünkü aslında herşey sensin. Kendine hizmet ettiğin zaman da başkalarına hizmet etmiş oluyorsun çünkü sen herkessin.

Buraya kadar eyvallah, doğru, güzel. Ama o zaman Ra neden BH-KH ayrımı koyup ikisinden birinin seçilmesi gerektiğini vurguluyor? Hem birlik birlik deyip durmak, hem de sonra o birliği adeta kabak gibi ortadan ikiye bölüp taraf tutmaya teşvik etmek yanlış değil mi o zaman? Değil işte ve bizim de bu meseleyi çözümlememiz gerekiyor bence sevgi meselesini tartışırken.