Realitelerimizdeki sorumluluk payımız

Başlatan Gülay, 02 Nisan 2009, 01:58:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gülay

#60
NEDEN BÖYLE OLDUK !!!!
 

Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.
 
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
 
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
 
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. En fazla sokak başındaki lamba direği buluşma yeriydi
 
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden, kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
 
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine girip gelen (ki, sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.
 
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
 
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
 
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
 
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.
 
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
 
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
 
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri. Çok daha sıkışırsak komşu yardım ederdi.
 
Salça, nişasta, reçel gibi şeyler markette satılmaz mevsiminde evde imal edilirdi. belkide o nedenle kanserler ve ne olduğu belli olmayan hastalıklarla boğuşmazdık.
 
Evlerimiz var içinde yaşayan yok.
 
Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
 
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
 
Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
 
Ben kapılarında '' vale '' lerin, '' bady '' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
 
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
 
Benim değildir bu kültür.
 
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
 
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
 
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik? 

Yoksa hak mı ettik?
ya sizce ?..
NEDİR BU BÖYLE..............
 
 

Gülay

#61
Son zamanlarda benimde çok sık karşılaştığım ve yaşadığım bu konuya çok güzel eleştiri yapılmış...
Enerji akışı ve farkında olmanın bilgisini alan ve öğrenen bizlerin, kişisel gelişimi yeteri kadar özümsemeyişimizin faturası, başkalarına duyulan kızgınlık, kırgınlık, yetersizlik ve değersizlik  vd.,olarak dışarıya yansıyor...
Bunu özümseyerek yaşayan bireylerin ise kızgınlığın yerine sevginin, yetersizliğin yerine tamlığın, kırgınlığın yerine hoşgörünün, değersizliğin yerine öz güven ve kendilerine duydukları inancı yansıttıklarını görüyorum..

Negatif benliklerimizden özgürleşmeyi ciddiye almamız gerektiğini vurgulamak istedim bu vesileyle:)))

Doğru söze ne denir, sadece paylaşıyorum:)))



Bilgi İçselleşmemişse Bir Hiçtir !!!!

Farkındalık bir yoldur, mekânın olmadığı bir yol... İlerisi, berisinin olmadığı, başının sonunun görünmediği bir yol. Hepimiz yürüyoruz burada, hızlı ya da yavaş... Kat ettiğimiz mesafe, harcadığımız zamanla eş değer mi pekâlâ?

İndigo fenomeninin daha çok kitleye anlatımı, bilenlerin bilgisinin niteliğini derinleştirmek ve bilinçli veya bilinçsiz bir halde bu kavramdan ötürü yardım gereksiniminde olanlara ulaşmanın haricinde, zaman zaman bazı düşüncelerimi sizinle paylaşacağım.

Bu "tanışma" ve "tekrar selam" anımıza has yazım için aklımdan geçen de şu günlerde sıkça karşılaştığım konulardan bilginin içselleştirilmesi.

Eskiden çok çok az kişinin, mit tadında ilgilendiği kişisel gelişim olsun, ruhsallık olsun, vb konular, artık birçok kişinin ilgi alanı, hayat alanı, hatta ekmek kapısı.

Pekala, bunca zaman bir bilgi üzerine kitaplar okuyup, uygulamalara (workshop) katılıp, seminerler takip edip, terapiler almamıza rağmen neden ilgilendiğimiz ruhsallık bize fersah fersah uzak geliyor?!?!?!?!?

Düşünmüyor muyuz? İrdelemiyor muyuz? Üzerine kafa patlatıp ondan bundan fikir ve/veya yardım istemiyor muyuz? Nerede ne duyuyorsak beynimize kazımaya çalışmıyor muyuz? Olumlamalar, meditasyonlar...

Hepimiz bu ruhsallık macerasında entellektüel birer rambo olmadık mı?

"Reiki fışkıracak, auramı sıksan reiki

Olumsuzu, acıyı alsın benden yaratıcı enerji

Etmesin cennetlerden uzak beni"

Az önce uydurduğum yukarıdaki dizeleri kimse saygısızlık olarak görmez umarım. Ancak birçok enerji çalışması konusunda hem sayısı belirlenemeyecek kadar çok uzmanımız ve hatta eğitmenimiz var hem de yeni yeni enerji terapileri çıkıyor.

Pekala, neden kendimizi hala imgelemelerden öteye götüremiyoruz?

Üstelik ilgi alanımızda da zaafiyet var gibi geliyor bana; bir Reiki şifacısının hastalanması mesela, bu şifa enerjisini ve edindiği bilgiyi yeterince içselleştiremediği anlamına geliyor benim gözümde.

Bu durumun birkaç sebebi var ve bunların hepsine de değinmek istiyorum. Ancak bu ilk yazımda, aralarında bence ilgilenilmesi en kolay olanına değineceğim; irdelememek!

Suyun 100 derecede kaynadığını herhangi bir yerde okuduk, ancak kaçımız gerçekten de denedi ve suyun gerçekten de 100 derecede kaynadığını biliyor? O bilgi, doğru mu? Yanlış mı? Bunu biz mi diyoruz, bize söyleyen kişi/kişiler mi?

Bir kitap okuduğumuzda güzel gelen bir şeylerin altını çiziyor ya da notunu alıyoruz. Seminerler, terapiler, vs... Bir yerlerde hoşumuza giden ve kişisel gelişimimiz ya da yolculuğumuz için işe yarayacağını bildiğimiz şeyler oluyor ve yazıyoruz. Hatta diğer insanlar da bunlardan faydalansın diye paylaşıyoruz, anlatıyoruz...

Pekiyi, ya sonrası?

***

Evet, sessizlik. Çünkü duyuyor ya da görüyoruz ve ardından da konuşuyoruz. Onu süzmüyoruz, o bilginin beyne gitmesini ya da beyinde biraz vakit geçirmesini engelliyor, kısıtlıyor ya da buna benzer kendimizce bir şeyler yapıyoruz.



Üzerine düşünmüyoruz kısacası. Cevizi beynimizin minyatür bir hali olarak görmüyoruz. Beynimiz bir cevizin birkaç yüz katı büyüklüğü olan bir "şey" olarak kalıyor. Gelen bilgi ya direk kabul edilip paylaşılıyor ya da direk "gereksiz" etiketi yiyor ve unutuluyor. Akılda bir hazım süreci geçirmediği için er ya da geç unutulmuş oluyor.

Burada yazılanlar istisnasız hepimizin hayatında olan şeyler. Hatta bu yazıyı da beğenip ve "ne kadar da doğru" diye ünlemler koyup, bilgisayarınızda yer imlerine ekleyebilir, maille dağıtabilir, Facebook'ta paylaşabilirsiniz belki.

Ama biz, önümüzde duran bir suyu, içip sindirmedikçe, ne tadını bilebileceğiz ne yararını ne de zararını, doğruluğunu, yanlışlığını, geçerliliğini, hayatımıza katabileceklerini,... O bilgi bizde yer tutmayacak.

Beynin yağlanması durumuna takılıp kalır, ya imgelemelerimizi eğitmenlerden duyarız (o enerjiyi yaşamak yerine) ya da daima birilerine danışma ihtiyacı içinde oluruz.

Ve ilahlık... Ancak ve ancak bazı üstatların yönlendirmesiyle deneyebildiğimiz meditasyonlardan bazılarında edindiğimiz küçük imgelemelerden, hayallerden ibaret kalır.

Bizler insanoğluyuz! "Dünya" adındaki mükemmellik bizler için yaratıldı ve biz, olan ve olmayan en mükemmel "şey"iz. Bilgi ise; ne ifade ederse etsin, bu mükemmelliği idrak etmemize yarayan en temel aracımız.

Eğer ki biz, bilgiyi içimize alacak çabayı sarf edersek, bilgi de bizdeki gerçekliğin ihtiyaçlarına çaba sarf eder.

Bu durumun vahim olmadığı gerçeği ve çözümlerine dair biraz kafamızı yoralım ve bir sonraki paylaşımda hem biraz daha derinine incelemiş olalım hem de diğer sebepleri çözümleyelim.



Yazar: Mustafa Emin Palaz -------------------------------------------------------------------------------
 

Alemtac

#62
Sevgili Gülay; paylaşım için teşekkür ederim :).

Bilgi öyle birşeyki birkere bir bünyeye girdimi her yerine bulaşır, en küçük zerresine kadar işler. Okudum demek için okuyanlar da buna dahil. Beyin depolamıştır bilgiyi ve gerekli olduğunda ortaya çıkmak üzere saklamıştır. Güncel yani moda olduğu için reiki alanlar var şimdi. İnandıklarını zannediyorlar oysa bir tarafları inkar ediyor, bir günde reiki 1-2-3-4 verenlerin olduğu gibi. Yazarımız da sanırım bu sözleri bu türlere söylüyor ve diyor ki "Ancak birçok enerji çalışması konusunda hem sayısı belirlenemeyecek kadar çok uzmanımız ve hatta eğitmenimiz var hem de yeni yeni enerji terapileri çıkıyor." Evet, aynen katılıyorum.

Ve şu sözü bence yanlış "Üstelik ilgi alanımızda da zaafiyet var gibi geliyor bana; bir Reiki şifacısının hastalanması mesela, bu şifa enerjisini ve edindiği bilgiyi yeterince içselleştiremediği anlamına geliyor benim gözümde." Şifacı da hastalanır, ancak hastalanacağını anlar...ve herkesten çabuk iyileşir ve de hafif atlatır. Şifacı eğer kendini koruma altına almadan şifa verirse, hastalanır.

Bence inanarak okuduğumuz her bilgi günü geldiğinde yerini bulacaktır, unuttuğumuzu zannetsek te:)

Sevgiler
 

Gülay

#63
Sevgili alemtac

Master da olsak, ermişde olsak, sıradan da olsak, bu handa yolcuyuz hepimiz...

Hepimizin zihinsel ve duygusal blokajları var ve bu nedenlerle hastalanıyoruz...

Önemli olan hastalanarak veya travma yaşayarak negatife düştüğümüz her seferinde bunun nedenini veya suçunu dışarda değil,kendimizde arayalım, farkındalıkla bu nedenleri bulalım ve serbest bırakalım..

Bu alışkanlığı edinmek için bilgiyi içselleştirip, özümsiyelim...
Bu nedenle birbirimize kırılmayalım, suçlamıyalım, vs...

Bu duygulara kapıldığımız her seferinde negatif benliklerin isyanına karşılık öz benliğimizin bize alarm verdiğininin farkında olalım...
İçimizde acı bedene saplanıp kalmış duygularımızı, kalıplarımızı farkedelim...

Bunları yapmayı bu bilgileri alan bizler beceremiyorsak, en ufak eleştiride kırılıp güceniyor ve birbirimizi suçluyorsak, kaos içindeki insanların yarattığı düzensizliğe sızlanmıyalım, söylenmiyelim, ahkam kesmiyelim yani...

Daha söylenecek çok şey var da, kısaca iğneyi önce kendimize batıralım derim acizane:)))

Ayrıca buradaki tüm eleştirilerim önce kendim içindir:))
 

Gülay

#64
Kıssadan hisse çok güzel bir hikaye:)))



HERKEZE NASİP OLMAZ


Habib Baba, 4. Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah
dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir. Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda Erzurum'dan İstanbul'a gelmiştir.
Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider...
Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak... Bedenini de ruhuna denk kılmaktır. Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.

'Bugün' der, 'Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.'

Habib baba üzülür... Rica, minnet eder, yalvarır...

'Ne olursun' der, 'kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.Binbir dil döker.Hamamcı ehl-i insaftır... Dayanamaz... Kabul eder... Hamamın en sonundaki odayı göstererek ..

'Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.'

Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar...

Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir.
Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü
fakirdir... Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.

'Hele bir bakalım' demiştir, 'bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?'

Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir. Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır.. .

Hamamcı vezirler der almak istemez... Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir... Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:

'Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir
yanına... Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın... Ve ekler: 'Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler. '

Sonra 4.Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce
yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır. ..

Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır.
Biraz kirlenmiş gibi gelir ona... Allah hikmeti gereği dostuna, o
yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham
etmemiştir...Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:

'Evladım' der, 'Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsade edersen bir
keseleyivereyim. '

Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve bü yük bir haz
duyar... Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.

Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: 'Buyur baba' der,
'ellerin dert görmesin' Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı
çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin
kölesidir.

'Baba' der, 'gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.'

Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle;

Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar...

'Baba' der, 'görüyormusun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içerde tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...'

Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile
bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan
duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:

'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir?
Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir. ..

 

Alemtac

SINIRSIZ BOLLUGUN SIRRI
 
Deepak Chopra
 
Bollugun sirrini aramaya çikan genç bir adam ile ilgili kadim bir Vedic öykü vardir. Aylar boyunca tüm ülkede seyahat eder, bir gün ormanin derinliklerinde spiritüel bir üstada rastlar ve ona sinirsiz zenginlige ve varliga sahip olmanin anahtarini bilip bilmedigini sorar.
 
Spiritüel üstat söyle yanitlar, "Her insan varliginin kalbinde iki tanriça vardir: Zenginlik tanriçasi Lakshmi, o cömert ve güzeldir. Eger ona ibadet edersen, sana hazineler ve zenginlikler ihsan edebilir, ama kaprislidir ve seni uyarmadan destegini geri çekebilir. Diger tanriça, Bilgeligin Tanriçasi Saraswati'dir. Saraswati'ye hürmet edersen ve kendini bilgelik elde etmeye adarsan, Lakshmi kiskanir ve sana daha çok dikkat gösterir. Ne kadar çok bilgelik ararsan, Lakshmi o kadar hararetle senin pesine düser, sana zenginlik ve bolluk yagdirir."
 
Birçok insan yasamlarini Lakshmi'nin – para, süslü evler, lüks arabalar ve diger zenginlik sembolleri – pesine düserek harcarken, gerçek bolluk egonuzun dilek listesini zamaninda karsilamak ile ilgili degildir. Gerçek bolluk aslinda oldugunuz kisinin saf bilinç, saf potansiyel oldugunu bilmektir. Benlik duygunuz ego zihin ve fiziksel bedenle özdeslesmenin ötesine genisler ve siz asil ruhsal doganiza uyanirsiniz. Bu genislemis farkindalik halinde, sinirlayici inançlari ve korkulari saliverirsiniz, sonsuz zeka alaninin gereksinimlerinizi ve arzularinizi çabasiz kolayliklar gerçeklestirmesine izin verirsiniz.
 
Simdiki ekonomik iklimimizde, kitlesel korku ve kitlik hipnozu neredeyse karsi konulamaz olabilir. Zihinsel enerjilerinizi üzüntüyle tüketmek yerine, ruhsal zenginlik, coskunluk gelistirmeye ve potansiyelinizi gerçeklestirme arzunuza odaklanin. Bunu nasil yaparsiniz? Meditasyon yaparak, gerçek doganiz ile baglanti kurarak, bilgelik arayarak ve 'Basarinin Yedi Ruhsal Kurali'ni uygulayarak. Bunlar her yaratici islemi yöneten bilincin evrensel yasalaridir – bir bebegin dogumundan bir galaksinin dogumuna kadar. Kendinizi bu kozmik yasalara uyum içinde hizaladiginiz zaman, yasamin dogasinda var olan bolluk olursunuz.
 
Bolluk dostluk, para, yaratici ifade, iyi saglik, sevgi dolu iliskiler, zihinsel enerji ve coskunluk, zihin huzuru ve diger sonsuz sekillerde gelebilir. Ancak zenginlik nasil tezahür ederse etsin, önemli nokta su ki bu etkiler içsel ruhsal uyanisin kendiliginden olan dogal sonuçlaridir; bunlar kendi adlarina aranmazlar. Para, basarilar, ödüller – bunlarin hepsi yasamin gerçek armaganinin yan ürünleridir; yasamin gerçek armagani içsel ilahiliginizin ortaya serilisidir.
 
Sevgiyle,
 
Deepak Chopra
 
(Çeviri: Saffet)
 

Alemtac

YOLUNUZA HER NE CIKARSA ONU IYILESTIREBILIRSIN?Z

1. NELER OLDUGUNA DAIR HICBIR FIKRINIZ YOK.
Icinizde ve etrafinizda  olan herseyin bilincli ya da bilincsiz, farkinda olmaniza imkan yoktur.  Bedeniniz ve akliniz su anda calismaktadir ve bunun farkinda degildir.  Ve, havada radyo dalgalarindan dusunce formlarina kadar gorunmeyen sayisiz sinyal bulunmaktadir ve sizler bunlarin hicbirini bilincli olarak algilamazsiniz. Gercegi soylemek gerekirse, tam su anda kendi gerceginizi yaratmaktasiniz ama bu olay bilincli bilginiz ya da kontrolunuz disinda, bilincsizce olmaktadir.  Bu nedenle istediginiz kadar olumlu dusunun gene de yaralanirsiniz.  Yaratici olan bilincli zihniniz degildir.  

2. HERSEYI KONTROL ALTINDA TUTAMAZSINIZ .
Elbette ki, olan herseyden haberiniz olmadigi icin, onlari kontrol de edemezsiniz.  Dunyaya emredebileceginizi dusunmek egosal bir hatadir.  Su anda dunyada neler oldugunun cogunu egonuz goremedigine gore, sizin icin en iyisinine egonuzun karar vermesine izin vermek hic te bilgece olmaz.  Secim sizin elinizde ama kontrol degil.  Ne deneyimlemeyi tercih edeceginize karar vermek icin bilincli zihninizi kullanabilirsiniz, ama onu ifade edip edemeyece?inizi ya da bunu nasil ve ne zaman yapaca?inizi kendi haline birakmalisiniz.  Teslimiyet anahtardir.

3. YOLUNUZA HER NE CIKARSA ONU IYILESTIREBILIRSINIZ.
Yasaminizda onunuze cikan her sey, oraya nasil geldigine bakmaksizin, iyilestirmek icindir, cunku su anda sizin radarinizdadir.  Buradaki varsayim, eger onu hissedebiliyorsaniz , onu iyilestirebilirsiniz de.  Eger onu bir baskasinda gorebiliyorsaniz ve bu sizi rahatsiz ediyorsa, o zaman iyilestirmek icin oradadir demektir.  Ya da Oprah\'in bir keresinde soylemis oldugu gibi, \"Eger onu farkedebiliyorsaniz , ona sahipsinizdir. \" Onun neden hayatinizda olduguna ya da oraya nasil geldigine dair hicbir fikriniz olmayabilir, ama artik farkinda oldugunuza gore, onu serbest birakabilirsiniz.  Karsilastiginiz seyleri ne kadar iyilestirirseniz, tercih ettiklerinizi ifade etmede o kadar net olursunuz zira baska seyler kullanmak icin gereken enerjiyi serbest birakmis olursunuz.

4. TUM DENEYIMLERINIZDEN %100 SORUMLUSUNUZ.
Hayatinizda basiniza gelenler sizin sucunuz degildir, ama sizin sorumlulugunuzdur.  Kisisel sorumluluk kavrami soylediginiz, yaptigniz ya da dusundugunuzun otesindedir.  Hayatinizda yer alan diger herkesin dediklerini, yaptiklarini ve dusunduklerini de icerir.  Yasaminizda meydana gelen herseyin sorumlulugunu tamamen alirsaniz, o zaman herhangi bir kisi bir sorunu su yuzeyine cikardiginda o sizin de sorununuz olur.  Bu ucuncu ilkeye baglanir, yani yolunuza cikan herseyi iyilestirebilirsiniz.  Kisacasi, su an ki gerceginiz icin hic kimseyi ya da hicbirseyi suclayamazsiniz.  Tum yapabileceginiz onun sorumlulugunu almak, yani onu kabul etmek, ona sahip cikmak ve onu sevmektir.  Karsilastigniz seyleri ne kadar cok iyilestirirseniz kaynak ile o kadar uyumlu olursunuz.

5. SIFIR LIMITE BILETINIZ \"SENI SEVIYORUM\" CUMLESINI SOYLEMEKTIR.
Sizi herseyin otesindeki huzura, iyilestirerek ifade etmeye goturecek bilet sadece \"Seni Seviyorum\" cumlesidir.  Bu cumleyi Tanri\'ya soylemek icinizdeki herseyi temizler ve boylece su anin mucizesini yasayabilirisiniz: sifir limiti.  Amac, her seyi sevmek.  Fazla kiloyu, bagimliligi, sorunlu cocugu ya da komsuyu, esi sevin: hepsini sevin.  Sevgi s?k???p kalmis olan enerjiyi degistirir ve serbest birakir.  \"Seni Seviyorum\" demek Tanri\'yi deneyimleme dileginizin gerceklesmesidir.

6. IILHAM NIYETTEN DAHA ONEMLIDIR.
Niyet zihnin oyuncagidir; esinlenme Tanri\'dan bir bildirimdir.  bir an gelir, yalvarmak ve beklemek yerine teslim eder ve dinlemeye baslarsiniz.  Niyet egonun sinirli gorusunu temel alarak hayati kontrol etmeye calismaktir; esinlenme ise Tanri\'dan gelen mesaji almak ve buna gore hareket etmektir. Niyetler ise yarar ve sonuc verir; esinlenme ise yarar ve mucizeler getirir.  Hangisini tercih edersiniz?


JOE VITALE ve Dr. IHALEAKALA HEW LEN
ZERO LIMIT
 

Alemtac

#67
güncellenme zamanı 10.26 | 14.12.2009
Korkuları unutturan teknik

Psikiyatr ve psikologların son zamanlarda fazlaca uyguladığı ilaç ve hipnoz kullanılmayan "EMDR Tekniği" sayesinde, çoğu insanın yaşantısını olumsuz etkileyen uçağa binememe, kapalı yerde kalamama, boğulma, kalabalıkta konuşamama gibi korkuların bir kaç seansta giderilebildiği bildirildi.

Özellikle travma sonrası stres bozukluğunun iyileştirilme sürecindeki başarısıyla bilinen teknikte, beyindeki stres kaynağı düşüncelerin nötrleştirildiği belirtildi.

Adana Numune Hastanesi'nde görevli Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatr Sümer Öztanrıöver, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme" olarak bilinen EMDR tekniğini, basit ancak etkili olması nedeniyle son zamanlarda sıkça kullandıklarını söyledi.

EMDR'nin sağ-sol göz hareketleri, işitsel uyaranlar veya dokunma yolu ile yapılabildiğini belirten Öztanrıöver, teknik ile genellikle 6-8 seansta başarılı sonuçlar alınabildiğini kaydetti.

Kişideki acı dolu deneyimlerin beyinde görsel, işitsel, duygusal, düşünsel ve bedensel temsillerle saklandığını anlatan Öztanrıöver, "Alakasız bir durum, anıyı belleğe çağırıp şiddetli bir tepkiye neden olabilir. Tümüyle zararsız olan bu durum ise kişi için korku dolu bir ölüm kalım mücadelesine dönüşebilir" dedi.

Söz konusu durumlarda, öncelikle travmatik anı ya da yaşamı etkileyen olayların (hastalık korkusu, panik atak geçirme korkusu, uçağa binememe, kapalı yerde kalamama, boğulma korkusu, kalabalıkta konuşamama, sınav kaygısı) belirlendiğini belirten Öztanrıöver, şöyle konuştu: "Kişi bu olayı hatırladığında beyninde görsel bir resim (hedef olay) vardır. Bu resme eşlik eden gerçekçi olmayan negatif düşünceler (ben değersizim, güçsüzüm, sevilmeyen biriyim, yeterince iyi değilim, kendime güvenemem, mükemmel olmalıyım, tehlikedeyim) belirlenir. Olay hatırlandığında ve negatif inanç belirlendiğinde öfke, korku, kızgınlık, utanç gibi bazı duygular ortaya çıkar. Bu duyguların bedende yoğunlaştığı (kalbi, beyni, karnı, kolları, bacakları gibi) yerler vardır, bunlar belirlenir. EMDR çift taraflı beyin uyarımı ile bu deneyimi işler. İşlem sonrası kişi anıyı ya da korkutucu olayı unutmaz, ama bu durumlar kişi için artık bir stres kaynağı olmaktan çıkar. Ona karşı nötrleşir, olayı başkasının başına gelmiş gibi hatırlamaya başlar."

-SİHİRLİ DEĞNEK OLABİLİR-

Seanslarda, kişinin gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek (bu genelde terapistin parmağını gözlerle takip etmek şeklinde olur), beyninin her iki yarım küresini hafifçe uyarır ve bu şekilde kişinin kendisini rahatsız eden bellek ve duygulara yoğunlaşmasının sağlandığını belirten Öztanrıöver, şunları söyledi: "Sınavlara girdiğinizde bildiklerinizi unutuyor, iş görüşmelerinde eliniz ayağınız birbirine dolanıyor, sesiniz titriyor, çarpıntıdan kalbiniz duracak gibi oluyorsa, hoşlandığınız biriyle konuşurken yüzünüz kızarıyor, ter içinde kalıyor ve elleriniz titriyorsa, uçakta, kapalı alanda korkuyorsanız, unutamadığınız bir aşk acısı, ölüm ya da çözümlenmemiş bir travmanız varsa ve bir çok ilaç kullanmış, psikoterapiler almış ve bir türlü iyileşememişseniz EMDR sizin için bir sihirli değnek olabilir." EMDR'nin kişiye nasıl etki ettiğinin hala tam olarak bilinmediğini ifade eden Öztanrıöver, tedavi sonrası kişinin kendinde rahatsızlık yaratan olaylara duygusal değil, mantıklı olarak bakmaya başladığını, hatta üzerine daha rahat konuşabildiğini de bildirdi.



 

Alemtac

#68
Bir kişi için küçük ya da büyük ölçekte "travma" niteliği taşıyan bir olay ortaya çıktığında ve bu olay yeterince ele alınıp işlenmediğinde, ortaya çıkış anındaki resimleri, sesleri, duyguları ve düşünceleriyle sinir siteminin içine kilitlenebilir. Bu kilitlenme genellikle beynin sağ yarıküresinde gerçekleşir. Kişinin, yaşadığı travmayla ilgili olarak kendini rahatlatmak amacıyla genellikle, mantık ağırlıklı açıklamalar bulduğu düşünülür. Örneğin, "Benim suçum değildi" gibi". Bu tip açıklamalar da beynin sol tarafında gerçekleşir. Ancak bu açıklamalar kişinin duyduğu rahatsızlığı yok etmeye yetmez. Tüm bu yaşantılara hayaller ve gerçek olaya bağlı gibi düşünülen görüntüler eklenebilir.

EMDR çalışması sırasında kişiden, yaşadığı travma ile ilgili bir görüntü oluşturması, bu görüntüyü aklında tutması, bu görüntüyle ilgili bir olumsuz ve bir de olumlu düşünce üretmesi, olayla ilgili duygularına ve beden tepkilerine dikkat etmesi istenir. Kişi, bu yönergeleri yerine getirirken, beynin sağ ve sol taraflarını aynı anda çalıştırmayı amaçlayan bazı uygulamalar yapılır; örneğin kişiden terapistin parmaklarını izleyerek gözlerini sağa sola oynatması istenir. Sağ ve sol yarıküreyi uyaracak başka yollar da vardır. Kişinin dönüşümlü olarak ellerine dokunmak gibi. Bu uygulamalar sırasında, kişinin bilinci tamamen yerindedir ve bütün işi beyni yapmaktadır. Bu süreç sırasında doğru veya yanlış yoktur, kişinin zihninde oluşan her şeyin doğru olduğu düşünülür.

EMDR çalışmalarının sonucunda, kişinin travmatik olayı hatırladığı, ancak o olayı hatırladığında oluşan olumsuz duygulardan kurtulduğu görülür. EMDR, uygulamaları genellikle 1-3 görüşme sürmektedir ve başarı oranı, araştırmalarla da doğrulanmış olarak hayli yüksektir.
 

Alemtac

#69
Eye Movement Desensitization and Reprocessing, kısaca EMDR, psikoterapist Francine Shapiro, ABD de 1987 yılında yaratılan trauma arkası tedavi yöntemi dir. Psikotraumatoloji dalına bağlı bir psikolojik tedavi yöntemi olmaktadır.

==

EMDR

Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme

==




EMDR nedir?

EMDR- Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme- savaş stresi, taciz, doğal afetler veya çocukluk döneminde yaşanan üzücü olaylar gibi rahatsız edici yaşam deneyimlerinin neden olduğu duygusal sorunların yanı sıra, fobi, performans kaygısı, panik bozukluk, beden algısının bozukluğu, çocuklarda travma belirtileri, yas, kronik ağrı ve başka sorunların tedavisinde kullanılan psikolojik bir yöntemdir. EMDR, psikodinamik, bilişsel, davranışsal ve danışan merkezli yaklaşımlar gibi çok iyi bilinen farklı yaklaşımların öğelerini bir araya getiren bir yöntemdir (Shapiro, 2001).

EMDR, patolojinin, uygun olmayan bir şekilde yerleşmiş algılamalardan ortaya çıktığını var sayan bilgi işleme modeline dayanan, sekiz aşamalı bir yaklaşımdır. EMDR tedavisi, rahatsız edici olaylara ulaşılmasını, işlenmesini hızlandırmak ve öğrenme sürecini iyileştirmek için, hafızanın algısal öğelerine (duygusal, bilişsel ve bedensel) odaklanmaktadır.

Özetle belirtmek gerekirse, EMDR süreci: 1) daha önceki dönemlere ait anıların çözülmesini sağlamak (örneğin iç görünün ortaya çıkarılması, bilişsel yeniden düzenleme, uygun (adaptive) duygulanım ve fiziksel tepkiler), 2) ikinci derece koşullanmanın sonucu olarak, mevcut stres faktörünü tetikleyen uyaranın duyarsızlaştırılması ve 3) gelecekte daha iyi işlev gösterilebilmesi için uygun tutumların, becerilerin ve arzu edilen davranışların yerleştirilmesi sürecidir.




EMDR'nin Ortaya Çıkışı

Psikolog Francine Shapiro, 1987 senesinde EMDR'nin ortaya çıkmasını sağlayan ilk gözlemini yaptı. İstemli göz hareketlerinin, olumsuz ve rahatsız edici düşüncelerin yoğunluğunu azalttığını fark etti. Dr. Shapiro, bir süre sonra, travmatize olmuş Vietnam gazileri ve cinsel istismara uğramış olan kişilerle EMDR'nin etkinliğini araştırmak üzere çalışma yaptı (Shapiro, 1989). Bu çalışmada, danışanlarından duygusal anlamda kendilerini rahatsız eden materyale odaklanmalarını ve aynı zamanda terapist tarafından yönlendirilen iki yanlı göz hareketlerini (ellere hafifçe vuruş ve sesle uyarım da sıkça kullanılmaktadır) takip etmelerini istemiştir. Çalışmanın sonuçları göstermektedir ki, EMDR, danışanların travma belirtilerini anlamlı derecede azaltmaktadır.

EMDR, danışan merkezli bir yaklaşımdır. EMDR, kısa süreli ve yoğun maruz bırakmaları, hedef yaşantının detaylarına yönelik tamamlanmamış maruz bırakmaları ve tedavinin etkinliğini azalttığı düşünülen danışan davranışlarına yönelik yönlendirici olmayan bir yaklaşım kullanarak, semptomlardan arınmayı sağlar. EMDR'nin yapısı, taşırma tekniği - maruz bırakma, hayali maruz kalma veya bilişsel terapiden farklıdır (bkz. Rogers ve Silver, 2002).

Varsayımlara göre, EMDR uygulaması, terapistin, danışanın kendine ait iyileşme mekanizmasını harekete geçirmesine izin vermektedir. Shapiro'ya göre, EMDR travmatik anıya erişilmesini ve böylece bilgi işlemenin iyileşmesini ve travmatik anı ile daha uygun olan anıların veya bilgilerin arasında ilişki kurulmasını sağlamaktadır.




EMDR Araştırmaları

Travma Sonrası Stres Bozukluğu - TSSB konusunda, EMDR psikoterapötik tedaviler arasında en çok araştırılanlardan biridir. 1989 senesinden itibaren yöntemle ilgili yaklaşık 20 kontrollü çalışma yapılmıştır (Carlson v.d., 1998; Edmond v.d.. 1989; Ironson v.d., 2002; Lee v.d., 2002; Marcus v.d., 1997; Power v.d., 2002; Rothbaum 1997; Scheck v.d., 1998; Taylor v.d., 2003; Wilson v.d., 1995, 1997). Meta analiz çalışmaları göstermektedir ki, EMDR, hiçbir tedavi görmeyen veya spesifik olmayan bir tedavi gören kontrol gruplarından çok daha etkili ve maruz kalma veya diğer bilişsel davranışçı tedavi yaklaşımlarını ile benzer sonuçlar vermektedir (Davidson ve Parker, 2001; Maxfield ve Hyer, 2002). Ampirik çalışmalara göre ise EMDR, TSSB için en etkili tedavi yöntemlerinden biridir ve diğer travma müdahalelerine nazaran çok daha etkilidir (Van Etten ve Taylor, 1998; Power v.d., 2002).

Yapılan çalışmalara göre EMDR, spesifik fobi (De Jongh v.d., 1999, 2002), performans kaygısı (Maxfield ve Melnyk, 2000), panik bozukluk (Goldstein ve Feske, 1994), beden algısının bozukluğu (Brown, McGoldrick ve Buchanan, 1997), çocuklarda travma belirtileri (Chemtob v.d., 2002), yas (Sprang, 2001) ve kronik ağrı (Grant ve Threlfo, 2002) gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de etkili olabilmektedir.

Travmanın tedavisinde EMDR'nin kullanımı birçok kurum tarafından kabul görmektedir. Amerikan Psikiyatri Derneği Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Uygulama Kılavuzu (American Psychiatric Association Practice Guideline for the Treatment of Patients with Acute Stress Disorder and Posttraumatic Stres Disorder, 2004), akut ve kronik TSSB belirtilerinin iyileştirilmesindeki etkinlik açısından, EMDR Terapisi ve Bilişsel Davranışsal Terapiyi aynı etkinlik statüsünde göstermektedir. A.B.D. Savaş Gazileri Departmanı ve Savunma Departmanı da, TSSB tedavisinde tavsiye edilen terapiler içersinde en üst sıraya EMDR'yi koymuştur (Clinical Practice Guidelines, 2004). Ayrıca, Uluslararası Travmatik Stres Çalışmaları Örgütü (International Society for Traumatic Stress Studies - ISTSS) EMDR'yi TSSB için etkili bir müdahale olarak kabul etmektedir (Chemtob v.d., 2000). Çeşitli uluslararası sağlık ve devlet kurumları da benzer şekilde kararlar almışlardır.(İngiltere Krallığı Sağlık Departmanı, 2001; İsrail Ulusal Ruh Sağlığı Birimi, 2002).




EMDR'nin İşleyişi

EMDR'nin nasıl çalıştığı henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, EMDR'nin yaşantıların yeniden işlenmesini nasıl iyileştirdiğiyle ilgili olası mekanizmalar hakkında devam eden araştırmalar bulunmaktadır. Araştırmacıların hem fikir oldukları konu şu: şimdiki zamanda meydana gelenler, geçmiş yaşantılar sonucu ortaya çıkan ve danışan için halen bir üzüntü kaynağı olan olumsuz düşünceleri, duyguları ve fiziksel duyumları tekrar uyarabilmektedir. Görünen o ki, EMDR bu olaylar arasındaki ilişkiyi değiştirerek, hem geçmiş hem de şimdiki zamanda yaşanan olaylarla ilgili, mevcut olarak yaşanan stresi büyük ölçüde azaltmaktadır.

EMDR'nin, (i) hafızaya ilişkin unsurların birleştirilmesi, (ii) düşünceli olma, yoğunluk, dalgınlık, (iii) serbest çağrışım, (iv) travmatik canlandırmaya hızlı erişimi ve yeniden işlenerek serbest kalmasını sağlamasına ve (v) göz hareketleri ve diğer uyaranlar gibi bilişsel ve duygusal materyalin hızlı bir şekilde işlenmesini nasıl harekete geçirdiğine dair çeşitli hipotezler öne sürülmüştür.

Göz hareketlerinin mekanizmasına ilişkin, ortak olarak öne sürülen varsayım, adaptif tepkiyi ortaya çıkaran şeyin, iki yönlü uyarım olduğudur (MacCulloch ve Feldman, 1996). Bu uyumlu tepkinin, nörobiyolojik mekanizmaları teşvik ettiği ve böylece epizodik anıların harekete geçmesini ve bunların kortikal semantik hafızaya entegre olmasını hızlandırabileceği öne sürülmektedir (Stickgold, 2002). Bazı çalışmalar ise (Andrade v.d., 1997; van den Hout v.d., 2001), göz hareketlerinin veya diğer uyarımların, hedef anıya ilişkin algılamalar üzerinde bir etki yarattığı, resmin canlılığını ve bununla ilişkili duyguların şiddetini azalttığı yönündedir. Ancak EMDR sırasında göz hareketlerinin aktif rolünü desteklemeyen bazı araştırmalar da bulunmaktadır. Bu çalışmaların çoğu, yeterli gruplar arası ayrımın yapılmasına izin vermeyecek derecede küçük örneklem gruplarına sahiptir ve aynı zamanda çok kısa süreli müdahalelere ve klinik olmayan popülasyona dayandırılarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla EMDR'de göz hareketlerinin rolünün daha iyi anlaşılabilmesi için daha fazla araştırmaya gerek duyulmaktadır.

EMDR süresince, terapist müdahalenin odak noktası olacak spesifik problemi belirlemek için danışanla birlikte çalışır. Terapist, yapılandırılmış prosedüre dayanarak, danışanın kendisini rahatsız eden durumu veya olayı tanımlamasına rehberlik eder ve üzücü olan önemli kısımlarını seçmesine yardımcı olur. Danışan göz hareketlerini takip ederken aynı zamanda hedef anının veya diğer anıların çeşitli kısımlarını deneyimler. Terapist, danışanın kendi başına doğru bir şekilde işleyip işlemediğinden emin olmak için, düzenli aralıklarla göz hareketlerini durdurur. Terapist bu süreçte danışana yardımcı olur ve ne yönde müdahale edileceği hakkında kararlar verir. Buradaki amaç, danışanın olumsuz deneyimle ilgili bilgiyi hızlı bir şekilde işlemesi ve uygun bir çözülmeyi sağlamaktır. Shapiro'nun deyimiyle bu belirtilerin azalması, danışanın negatif inancının yeni bir pozitif inanç ile yer değiştirmesi ve daha optimal seviyede işlevsellik göstermesi anlamına gelmektedir. EMDR tedavisi tek bir travma söz konusu olduğunda 1 ila 4 seans arasında, daha zor problemler söz konusu olduğunda ise 1 sene veya daha uzun sürebilmektedir.




EMDR Terapisinin Süreci

EMDR ile travma tedavisi prosedürü adım adım tanımlanmış bir süreçtir. EMDR tedavisi sekiz aşamadan oluşur:

1. Danışan Geçmişi

2. Hazırlık

        a. Danışanla ilişki (rapport)
        b. EMDR'nin açıklanması ve danışanın onayı
        c. Özel, ideal veya güvenli bir yerin yaratılması

3. Değerlendirme

        1.       Hedef anının (resmin) belirlenmesi
        2.       Bu durumdaki olumsuz inancın belirlenmesi (şimdi ve şu anda)
        3.       Bu durumdaki olumlu inancın belirlenmesi (şimdi ve şu anda)
        4.       Bu olumlu inancın öznel geçerliliğinin belirlenmesi
        5.       Hedef anıya yönelik duyguların belirlenmesi (şimdi ve şu anda)
        6.       Öznel rahatsızlık ölçeğinde hedef anı ve diğer olumsuz olayların verdiği rahatsızlığın ölçüsünün belirlenmesi
        7.       Tüm bu sıkıntıların bedendeki yer alışının tesbit edilmesi (şimdi ve şu anda)

4. Duyarsızlaştırma


5. Yerleştirme

6. Beden Tarama

7. Tamamlama

8. Yeniden Değerlendirme (bu aşama bir sonraki seansta yer alıyor)


--------------------------------------------------------------------------------

Bu metin ; Professional Brosure; EMDRIA (EMDR International Association) Press, 2005 metninin türkçe çevirisidir...


--------------------------------------------------------------------------------

İLGİLİ KAYNAKLAR:

1. Shapiro, F., Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols and Procedures, 2nd Edition, Guilford Press,Newyork, 2001.

2. EMDR Treatment and Training Manual \ Level 1, EMDR Institute.Inc,2002 (türkçesi, yayımlanmamış metin,DBE)

3. EMDR Treatment and Training Manual \ Level 2, EMDR Institute.Inc,2002 (türkçesi, yayımlanmamış metin,DBE)

4. Facilitator Guıdelines, Policies and Training Handbook, EMDR Institute.Inc,2002 (türkçesi, yayımlanmamış metin,DBE)

5. EMDR as an Integrative Psychotherapy Approach, Edited by Shapiro F., American Psychological Association, Washington,DC , 2002.

6. Extending EMDR, Edited by Manfield P., A Norton Professional Book, Newyork, 1998

7. Grand, D. Işık Hızında Duygusal İyileşme – EMDR, Kuraldışı Yayıncılık, İstanbul, 2005

8. Konuk, E., Yüksek H., Eke, İ., Travmaya Müdahale Eğitim Notları, Yayımlanmamış Metin

"http://tr.wikipedia.org/wiki/EMDR" adresinden alındı.
 

Gülay

#70
...................................................................

'''2010 GÜÇLÜ YENİ BİR YIL

Sevgili BEN'IM Varligim, simdi Tanri'nin Nedensel Bedeninden, Kahkaha, Nese, Oyunculuk, Eglence, Kendini – ifade, Haz, Cosku, Buyuk Mutluluk, Vecd, Hayranlik ve Husu icin programlari yukle. (durakla).



Programlar basarili bir sekilde yukleniyor ve BEN'IM Varligim simdi Varligimin tum fasetlerini tariyor ve bu programlarla catisan her seyi donusturuyor ve siliyor (durakla).



Sevgili BEN'IM Varligim, simdi Tanri'nin Nedensel Bedeninden, Dunya'da Cennetin fiziksel tezahuru icin programlari yukle. (durakla).



Programlar basarili bir sekilde yukleniyor ve BEN'IM Varligim simdi Varligimin tum fasetlerini tariyor ve bu programlarla catisan her seyi donusturuyor ve siliyor (durakla).



Simdi Varligimin her lifinde Tanri'nin Nedensel Bedeninden basarili sekilde yuklenen bu programlari KABUL EDIYORUM ve TANIYORUM. Ayrica BEN'IM Varligimin her gun bu programlari guncellemesini ve Varligimdaki bu programlarla catisan her seyi surekli olarak silmesini KABUL EDIYORUM ve TANIYORUM.



Derin Alcakgonulluluk, Ilahi Sevgi ve Sukran ile emrediyorum,

Oldu. Ve oyledir. Sevgili BEN'IM, Sevgili BEN'IM, Sevgili BEN'IM.



Patricia Diane Cota-Robles '''


Arkadaşlar,

Bu yazıyı ben bugün okudum, ve kendimce bir kritik yapmak istiyorum...

yazının geneline bakınca ilahi sevgi, uyum ahenk ne ararsak var,
sonra yazının bir bölümünden alıntısını koyduğum kısımdaki kullanılan ifadelerden, açıkçası verilmek istenen sevgiyi hissedemedim...

- Sanki insanları  bir robota benzeterek, program yüklemesi ile labaratuvarda elde edilen sevgi bolluk, neşe, vs.. veriyor...
 
-''Derin Alcakgonulluluk, Ilahi Sevgi ve Sukran ile emrediyorum,''

 - Bir insan derin alçak gönüllülük, ilahi sevgi ve şükran ile nasıl ''EMREDEBİLİR''...

- Kime emrediyoruz ???

Bu ifadeden çıkardığım kişisel sonuç ise;

- Bu tarz ifadeler kullanan bilgilerin parazitli olma ihtimaline karşı dikkatli ve farkında olalım derim...



 
 

Tiversonus

#71
Haklısınız, "emir" kipini görünce ben de üzerinde bayağı düşündüm ve hatta dinsel kitapları da dahil etme cesaretini göstererek.Üzerinde hala düşünüyorum, bu arada ip izlememde epeydir siteye girdiğinizi gördüğüm halde yazmamanıza üzülüyordum:))

Selamlar...

Gülay

#72
sevgili tiversonus

çok yoğunum, önemsediğim konularda mutlaka vakit ayırmaya çalışıyorum:)) sevgiler...
 

Tiversonus

#73
Emredersiniz komutanım:))

Tiversonus

#74
Olmadı sanırım, "Sevgilerimle komutanım", şimdide bu çok "yumuşak oldu:)) neyse belki ortasını buluruz:

"Derin Alcakgonulluluk, Ilahi Sevgi ve Sukran ile emredersiniz Komutanım" galiba bu olabilir mi? Off desenize askerlik mesleği tam bir negatiflik:))