Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#495
S: (L) Bize ne yaptılar?
C: Sahte anılar verdiler. Çocuk olarak kalmanızı sağladılar. Okulda başağrısı ve mide bulantısı geçirmenize neden oldular.
S: (L) İmplant yerleştirdiler mi?
C: Evet.
S: (L) Nerede?
C: Kafada.

16 temmuz 1994




S: (L) Bizde implant var mı?
C: İki implant; biri izleyici.
S: (L) İzleyici ile implant arasındaki fark nedir?
C: Hepsi izleyici. İmplant süreklidir. F___ ve Laura'nın sürekli implantları var. S___'ye üç ay önce bir izleyici takıldı. Sırada implant var.
S: (L) Neden?
C: Sizi izlemek ve gözlemlemek için.
S: (L) Neden?
C: Hepiniz dünyaya göre üst seviye varlıklarsınız. F___'nin implantı: 4 yaşında. Laura'nın implantı: 5 yaşında.

30 Temmuz 1994



S: (L) Fiziksel bedenime sorun yaratacak şeyler yaptılar mı hiç?
c: Evet.

S: (L) Ne yaptılar?
c: İmplant.

S: (L) Ne tür bir implant ve nerede?
c: Beyin silikonu.

9 Ekim 1994



S: (L) İmplantları çıkarmak veya pasifize etmek için öğrenebileceğimiz veya öğrenmemizi önerdiğiniz herhangi bir yöntem var mı?
C: Hayır, bedenin ölümüne neden olmadan bunu yapabilecek kapasitede değilsiniz. Ve, bu arada, bunu yapabildiğini iddia edenlere inanmayın, çünkü yapamıyorlar.



S: (L) Neden doğrudan Bob'a bir implant takmadılar?
C: İradesi güçlü.

S: (L) Ve sanırım aslında durumu bir seviyede biliyorlar ve konuyu reddetmelerinin nedeni o veya bu şekilde bir öz-savunma. Gerçeklik hakkındaki gerçeği asla bilemeyecek veya kabul edemeyecek insanlar. Bu gerçekten üzücü. (Perceval) Bu durum bizim onlar için yapabileceğimiz şeylerin potansiyelini sınırlandırıyor. (Bubbles) Bazılarımızın Sue'nunki gibi implantları var mı?
C: Hayır.

22 Şubat 2010[/i]



Soru: Eski celselerde "var" denilen İmplantlara ne oldu, çıkarıldı mı?



Tiversonus

#496
"Her babayiğit veremez" bu yöresel bir değiştir ve aile üyelerimden babam çok söyler. Elbette Evrensel değerler ile uğraşan ben bu yöresel "ağızlar" ile konuşmam ama içeriğine bakarım.

Gurdjieff bir defasında "aldığını hemen vermelisin ki, daha fazla alasın demişti"...Ne demek istemişti? Bu bir Evrensel işleyişe mi işaret ediyor...

"Lafla babayiğitlik olmaz" bu da bir yöresel ağız ile söylenmiş bir söz. Var ama veremez, hadi yok olsa neyse anlarım. Peki nesi var da neyi veremez? Bilgisi, fikri, deneyimi veya bir güler yüzü v.b.


Kasyopyalılar "Laura bu transkriptleri paylaşana kadar Kendine Hizmetsin" derler... İnanırmısınız bu lafa.

Ve gerçekten üzülüyorum, alın size bir sapmam ve bazen de kızıyorum. Yani kızmamışsan, üzülmemişsen hiç yaşamamışsın demektir, öyle değil mi?

Neyse sonraları toparlıyorum. Şöyle ki; "vermemek ya para ile satmak ya da egosal talep v.b." şeylerle ilgili yani kısaca Kendine Hizmet ile ilgili. Ve içinde bir hesap vardır: Fayda görülmemesi. Peki işe yarıyor mu? Karşılık hesabı iş görür mü? Daha fazla büyümek hangisi ile olur? Daha fazla büyümek, Ruh olarak, bilgi olarak, kariyer olarak, sevilen kişi olarak ve bir sürü şey olarak tarihsel bir insan olarak...

Kalp Gözünüz açılır, göremediğinizi görebilirsiniz.



Soru: Verebeilmek (bilgi, gülümseme, emek v.b.) neden babayiğitliktir? Hesaplı verenin beklediği "kar" gerçekleşir mi? Ben bunları (gerçekleri) söylüyorum diye bir hesaba oturursam, egom nerede olur, egoyu mu düşünmüş olurum, egoyu mu aşmış olurum?

Soru 2 Ağlaşanlar, Dünya'ya ne verdiniz de ne istiyor sunuz?

Soru 3: Bazen zengin birisi için şu söylenir "Allah, işçileri için veriyor", burada da verdiği için alm sözkonusu olabilir mi? Emek de olsa iş veriyor, bu olabilir mi?

Tiversonus

#497
[h5]
HAM, İYİ PİŞMİŞ VE ÇITIR ÇITIR YANMIŞ

Sorarsın, Ne diye ağlarsın
her tarafta bunca tatlılık varken?

Ben balı yaparken ağlarım,
bir arının gömleğini giymiş,
ve direnirim bu acıyı paylaşmamak için.

Udunu çalarım gökyüzünün.
Bir yılan gibi kıvrılırım etrafında gömümün.

Sen dersin, Ne diye "ben" deyip durursun?
Dostum, Ben ondan çok uzun süre ayrı kaldım.

Burada gördüğün senin kendi aksin.
Ben hala hamım, ve aynı zamanda iyi pişmiş,
ve çıtır çıtır yanmış.

Hiçkimse bilemez gülüyormuyum
yoksa ağlıyormuyum. Ben bile merak ederim bazen.
Nasıl ayrı ayrı olabilirim ve gene de bitişmiş?


Rumi
[/h5]

Çeviren: Vehbi Taşar[/size=1]

Soru: Hamlık, iyi pişmişlik, çıtır çıtır yanmış; her üçü nasıl birarada bulunabiliyor? Sevgili Mevlana neyi anlatmak istiyor, Ruhun döngülerini mi?


Not: 3,3,3, enerji aktivasyonuna bağlanamayan, direnen, Yeni Enerji ile çalışmaya niyet etmeyenleri yakın çevremde gözlemliyorum ve canım yanıyor ve zehir etkisi yapıyor bu dalga. Sanırım özgür irade seçimi elden bir şey gelmiyor. Ve bu can acıması ile hamlık da yapabiliyorum.

İsa'yı çarmıha götürenler, gerçekten mazlumlar, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ve etrafımda o kadar mazlum var ki, inanın bilgisizliğin mazlumular, evet mazlumlar...Örneğin haksızlığın taktiğini günlerce yapanı tanıyorum, kalp çakrasını kendi kilitliyor, mazlum ki kendine ne yaptığının farkında değil...İnatçılığı yüzünden ve geçmişte yaşaması yüzünden damarları değişen annem, canım annem, mazlum, hem öyle mazlum ki, canım acıyor, müthiş rahatsızlıkları kendi yaratıyor...Ve bir sürü şey, elimden bir şey gelmiyor, seçimleri bu....İşte bilgisizlik hepsi bu...Bazen hamlık yapıyorum ve temellerinde bu şeyler var, paylaşmak istedim...

Tiversonus

#498
Ve "ışığını söndürmeyecek 'şekilde' ver", ışık sönerse vermek durur, bu bir "şekilde" vermeyi kesmektir!!!

Tiversonus

#499
Soru: 6. Yoğunluk'ların Başkalarına Hizmet olanlarının sapmaları nelerdire cevap olarak acaba hangisi daha uygun: Hizmet sapması, Işık sapması, Sevgi sapması? Açıkçası ben üçü arasında kaldım.

Tiversonus

#500
Soru: Gerçekleri kullanarak her zaman doğru sonuç üretilebilir mi? Doğru gerçeklerin sonucu "tek" olasılık mıdır veya Ruh'un titreşim frekansı na göre "sonuç" değişken midir?

Tiversonus

#501
Soru 1: Üst Yoğunluk Başkalarına Hizmet (BH) varlıkları (melekler); Kendine Hizmet'e (KH) de hizmet etmeleri prensibine uygun olarak, herhangi bir yoğunluktaki KH nitelikli bir varlığın "çağrısına" uyarak, iletişime geçmiş olmaları halinde; "kadim" yasalara uyarlar mı?

Soru 2: Hangi koşullarda bir KH varlığı, BH iletişimini kurarak; KH'nin güçlenmesi ya da KH nitelikli bir fayda sağlayabilir?

Soru 3: Melekleri (BH varlıklarını) kandırabilmek mümkünmüdür?

Soru 4: Örneğin bir insan "düzenli bir titreşim" ile Başkaların Hizmet varlıklarını çağırsın, bu insan hangi koşullarda kendisi ile irtibata geçildiğini anlayabilir? Örneğin bazen celselerde 'siz miydiniz?' sorusunun genel olarak anlamı nedir?

Soru 5: Meleklerle "oturup çay içmek" mümkün müdür? :)))

[Her insanın doğuştan gelen hakları vardır ve ben de gül gibi KH'yim:)) bu nedenle kendime sorularım için lütfen kızmayın, gerçekten kendime sorarken öğreniyorum, öğreniyorum, inanın]

Tiversonus

#502
Bilgi/Işık/Sevgi Bir Bileşim mi?


Akıl/Beden/Ruh bileşiminin birbirinden kopmaz bağlar ile bağlı olduğu söylenir Ra Bilgileri'nde. Bu üç bölümün iç-içe ve kopmaz bağlar ile bağlı olması önemlidir. Huzurlu ve dengeli olabilmek için üçü üzerinde çalışılmalı ve nisbeten bir denge hali yakalanmalı diye de düşünüyorum. Bu konu ile daha geniş olarak Ra Bilgileri ile ilgili site bölümlerimiz var, buralar incelenebilir.


Aslında benim bir süredir üzerinde düşündüğüm başka bir şey var: <BİLGİ/IŞIK/SEVGİ> BİLEŞİMİ...


Nasıl akıl/beden/ruh bileşimini birbirinden ayrılmaz bağlar ile bağlı düşünüyor isek; <Bilgi/Işık/Sevgi> bileşimini de bu şekilde düşünebilir miyiz?


Kasyopya celselerinde 'ne olmuş sevgiye müthiş şekilde sevgi kavramını yanlış yorumlama eğilimindesiniz' benzeri cümleleri birçoğumuz okuduk.


"Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir."

"Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil, daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir."
(Kasyopya Celseleri)



"Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi." veya 'sevgi=ışık=bilgi'
"Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir."


Bu iki cümle gerçekten ilginç ve üzerinde düşünüp derinliği kavranmalı diye düşünüyorum, bu yapıldığında genel olarak daha çok Evrensel Gerçeklere uygun bir bakışı yakalama şansımız olabilir. Bunu kendimden biliyorum, çokça yanlış yorumlara dalmışımdır. Herşeyin dersler için varolduğunu düşündüğümüzde yanlış yorumları daha doğru yorumlara transfer edebiliriz, böyle düşünüyorum. Bu nedenle de üzerinde epeydir düşünüyorum. Bazı düşüncelerim çok netleşmemiş, hala üzerinde kavrama çabalarım olan şeylerdir yine de paylaşmak istiyorum, belki ortak bir bakış açısını Evrensel Gerçeklere dayalı bir temel üzerinde geliştirebiliriz, amacım bu.


Pleiades Öğretileri'nde 'zeka kendini ışık olarak tasarlar' denilir. Zeka, Sonsuz Zeka, Evrensel Akıl, tüm bunlar benzer şeyler. Ve Ra Bilgilerinde 'beden aklın bir eseridir' benzeri şeyler söylenir. Şimdi kısa kısa 'bu olabilir mi?' temelinde düşüncemi paylaşmak istiyorum:


Zeka kendini ışık olarak tasarlar, peki Everendeki ışık kaynakları nelerdir? Güneşlerden başka ışık kaynağını ben bilmiyorum doğrusu, yani yıldızlar.


Buradan Güneşler/yıldızlar bir zeka tasarımı demek bence pek yanlış olmayacaktır. Ve yaşamlar güneşlerin oluşturduğu sistemlerde, gezegen sistemlerinde gerçekleşmektedir. Örneğin Dünya gezegenimiz ve Güneş sistemimiz arasındaki ilişki. Buna bazı kaynaklar alt-Logos ya da galaksi diyebiliyorlar. Logoslar alt-logoslar ve alt-alt-logoslar halinde yaşamı oluşturuyorlar gözüküyor. Yaşam ise DNA bakışı ile muazzam bir "zeka tasasımı" olarak gözüküyor. Elbette çok uzun döngüler ile bu DNA evrimleşiyor ancak döngünün başından itibaren bir DNA varlığını inkar edemeyiz ya da DNA oluşumuna veya gelişimine ne neden oluyor? Burada müthiş bir "zeka" olduğu söylenebilir.


Buradan şu söylenebilir mi: 'Işıkta zaka vardır' ?


Evet zeka kendini ışık olarak tasarlıyor ise bence bu söylenebilir. Peki 'zeka nedir'? İşte burası ilginç. Zeka ve ya Akıl 'bilgi' ile ilgili ya da daha doğru bir ifade ile 'bilgili olmak' ile ilgili denilebilir mi?


Bu söylenebilir ise; şu sonuç ortaya çıkar mı: 'ışık bilgidir' ?





Tiversonus

#503
Ve gezegenler üzerindeki yaşamların ki buna logos ya da alt-logos deniliyor kanal bilgilerinde, gezegenin bağlı olduğu bir Güneş ya da Yıldız İle bir sistem oluşturduğunu biliyoruz. Belki o Güneş/Yıldız dan kopan bir parça da olabilir bel ki de başka Yıldızlardan kopan ama bir şekilde başka Yıldız sistemine entegre edilmiş DE OLABİLİR. Özellikle Venüs gezegeni için bu tür şeyleri söyleyenler -aralarında bilim-insanları da var- var.

En hafif bir ifade ile gezegen üzerindeki yaşamların, Yıldızlar ya da Güneşler'den beslendiği söylenebilir. İşte bu noktada; Evren'deki ışık kaynağı olarak Güneşlerin varlığını düşündüğümüz de şu söylenebilir mi:


'Işık yaşam/yaşamın kaynağıdır' ?

'

Tiversonus

#504
S: (A) Evreni bir üçleme olarak, madde-geometri-bilgi olarak anlamaya çalışmak doğru bir fikir mi?
C: Eğer madde "ölü" değil de "canlı" olarak düşünülürse.

[Kasyopya Celseleri]

Evren; bir üçleme olarak, canlı-madde, geometri ve bilgi'dir.



[devam edecek]

Tiversonus

#505
"sevgi muhtemelen ancak bir bireye odaklandığı zaman daha büyük bir yoğunluk içerebilir. Niyetlenilen alıcının almaya hazır/muktedir olduğunu nasıl bilebiliriz? [...]" "Almak"... Bence bu bir ipucu: Niyetlenilen alıcının sevgi enerjisine duyarsız kalması veya kendini bu enerjiden sakınması da mümkün. Özgür irade.
C: Evet."


[Not: bir süredir bunun üzerinde düşünüyorum. Evren' sevgi yollamak pek etkili bir şey mi? Evren'nin eksik olduğunu düşünmek doğru mu? Herşeyin derslerden ibaret olduğunu düşündüğümüzde, Evren'ninde bu derslikler gibi canlı-varlık olduğunu düşündüğümüzde? VE EVREN'NİN BİR PARÇASI OLDUĞUMUZU düşündüğümde? Gerçekten bilmeden istemeden bunu yapabiliyoruz. En azından kendi adıma bunu söylüyorum...Sevgi kritik olan şey şu "alıcı istiyor ise" yani özgür iradesi ile bunu ret ediyorsa zaten ona işlemez ya da akmaz...

Geçen yahoo-mail grubunda sevgi enerjisi yollama ile ilgili Kryon alıntısı üzerine hala düşünüyorum...Belki de en-fazla sevgi enerjisi gönderdiğimiz bunu kabul etmediğinden boş bir çaba olarak enerjimizi mi boşa kullanmış olacağız? Kavraması zor ama en basit ifade ile ben en azından şunu düşünüyorum:

"ister kişi, ister bir grup ya da varlık olsun; en önemli üzerinde duracağımız şey Özgür İradesine Saygı duymak olacaktır" Bu isterse negatif bir eylemi olsun isterse pozitif bir eylemi olsun, özgür iradesine saygı duyacağız/duymalıyız...Sapıyor muyuz? Galiba zaman zaman hepimiz sapabiliyoruz, en azından kendi şahsım adına durum böyle...Öneri, uyarı ve tavsiye hepsi bu...Ve burası çok önemli; başka bir varlığın özgür iradesine saygılı olmak demek kendi özgür irademizi devre-dışına almak demek değildir, asla bu değildir...İşte bu zaman da en verimli yol olarak, bir yerlere sevgi (ancak bireysel özgür irade isteği ile olabilir, istemeden yollamak faydasız gibi, enerji kaybı gibi) yollamak yerine ve dışarıda bir şeyleri değiştirme çabası yerine: Olduğumuz yerde, bilgi/sevgi/ışık ifadesi olarak, bunu kendimiz de inşaa etmek...Bunu kendimizde inşaa ettiğimizde ise, işte o zaman faydalı bir şey yapmış oluyoruz. Örneğin insan kalbinin EM alanı bir torus ve Dünyanın ki ile çok benzer olan bir torus(simit gibi halka) ve o zaman Dünya bilincine sadece kendimiz olarak bir hizmet yapmış oluyoruz. Yani Dünya'ya şifa göndermek faydasını (bunu tam bilmiyorum olabilir mi) sadece SADECE KENDİ DENGEMİZİ SAĞLAYARAK yerine getirebiliyoruz...

Bir yerlere bir şeyler yollamak ise ancak özgür irade ile olabilecek şeyler diye düşünüyorum. Ve bir ilave; özgür iradem ile Bilgi/Işık/Sevgi'nin Başkalarına Hizmet adına "bana" yollananlarını kabul ediyorum, yani bu bir özgür irade beyanım...Başkalarına Hizmet adına Sevgiyle verileni, sevgiyle kabul ediyorum...

Neyse bu noktada önerim şu olacak: Kasyopya celselerini örneğin "şifa", "Evren" kelimeleri ni aratarak tekrardan gözden geçirmeniz. En azından ben bugün bir parça yaptım ve bakın ilginç bir şey hiç görmemeişim sanki "hematit taşı" ile ilgili bir bilgi, taşlarla ve reiki ile ilgili bir çok şeyi tekrar gördüm ve inanın hepsi birer hazine türünden bilgiler...Elbette kendi geçmiş yaratımlarımı taramaya da başladım, suçluluk duymadan, varolan neyse onu görmeye çalışarak. Herşey derslerden ibaret ve bilgi vermek (elbette isteyene) bir sevgi sanırım:)) Özgür iradelere saygılıyım ve elbette kendi Özgür İrademi de devrede bırakarak...

[IŞIK, BİLGİYİ AŞAĞI YUKARI ANLADIM SANIRIM AMA ŞU "SEVGİ" kelimesini, Işık/Bilgi/Sevgi bileşimine, hangi kelimeler ile koyabileceğimi düşünüyorum doğrusu bu ve bir ara]

Tiversonus

#506
Soru: Sembolizma ile anlatılan hikayelerde "kılıcı olan tek melek" hangisidir? Bu sembolizma ne anlama geliyor?

Tiversonus

#507
Herşey Zihinde

Tanıdıklardan birisi beyin damarı tıkandığından hastaneye yatırılmış. Aile üyelerimden bir tanesi "arkadaşı olan S.K. nin ölümüne çok üzülmüş, karısı öyle diyor" diyor...Benim kişisel düşünceme göre, bu kişi olabilir canı yanmıştır ama genel olarak "kendi korkusu" bilinçli ya da bilinçaltında etkili diye düşünürüm. Yani yalnız kalmaktan ya da kendisininde ölmesinden korkmaktadır. Ölüm ile neyle karşılaşacağını bilmemek sözkonusu ya da acı çekmekten korkmaktadır.


Nereden çıkarıyorum bunları? Çünkü eskiden ben müthiş korkardım!...Çocukken hatırlıyorum, koşa koşa anne ve babamın odasına dalmış ve balıklama aralarına atlamıştım, ya da müthiş içimde tutar ve etraf farkına varmaz ama bana hayatı zehir ederdi. Evet biliyorum, çünkü ben de yaşadım. Bu yollardan ben de geçtim...


Korkuda bir yanlışlık olduğunu hiç düşünmem. Korku insan hayatı için gerekli olan bir şey. En azından beni bilgi aramaya ve farkındalık sahibi olmaya sürükleyen bir yanı dolayısı ile çocukluk korkularımı seviyorum. Bir itkileyici rol oynadı. Neyse şimdi bu çok önemli değil ve sadece -isteyen, arzu edenler için- bir bakış açımı paylaşmak istiyorum. Deneyerek faydasını görebilirsiniz ya da boşverebilirsiniz. Ama korku duygusunu en azından ben şöyle aştım diye paylaşıyorum.


Bir korku deneyimimi -çocukken yaşadığım- anlatmak isterim. Odamda evde tek başımayım ve aile üyeleri yok. İki adet pencereden birisinden dışarıdaki bir ağaç gözüküyor. Tv seyrediyorum ve devamlı olarak gözlerim dışarıdaki hareketlere kayıyor, bazen kayıyor desem daha uygun olur. Bakıyorum ya bir kelebek ya da böcek cama çarpıyor ya da hareket eden ağacın dalları dikkatimi dağıtıyor. Açıkça zihnimde bir sürü mücadele de oluyor. Aylar sonra, ama aylar sonra perdeleri kapattım. Sonra ilginç şekilde daha az korku içinde olduğumu ve zihnimdeki sözlerin, mücadele sözlerimin azaldığını farkettim. Dikkatim de dağılmyordu artık ve çok daha rahattım. Şaşırdım neden daha önce bunu yapmamış ve perdeyi kapatmamıştım. Garip bir durum, sonra aslında korkuyu ve başka deneyimleri de istediğimi farkettim, bu olaydan sonra derince kendimi gözlemlemeye başladım. Yani neden yapmıştım, ne hissederek yapmıştım, hangi duygular çıkmıştı, hangi cümleleri düşünmüştüm. Bilinçli olarak farkında olmadığım, bilinçaltında olanlar nelerdi, keşif duygum muydu bu? Kısaca eskiyi çok ince şekilde analize tuttum...Çok ilginç keşiflerde bulundum açıkça söyleyeyim...En azından şunu düşünün, incecik bir perde nin "koruma etkisi" ile tüm Evren ya da fizik kanunlarının önünde "işlev" yapmıştı...Perde koruyamaz ki, yani var ise bir tehlike perde ne yapacak ama neden?...Şimdiki düşünceme göre kalabalık insanlar yerine tek başına bir dağ/kırsal bir yer daha az tehlikeli olabilir. Evet derince fizik kanunlarını da devreye koyarak düşünün. Gözlemleyin, hangi düşünceler aklımızdan geçiyor, hangi titreşimler o anda sözkonusu, hangi hareketleri yapıyoruz?...


'Herkesin Öğrenme Güzergahı Farklı' ve 'Dersleri değiştirmeye Çalışmayın'


Bu cümleler çok anlamlılar. Bunları ne kadar çok ihlal ettiysem enerjiler o kadar çok enerjilerim ısındı ve hayatıma daha çok negatif enerjileri çektim. Bunu çok rahat gözlemlediğimi söylemeliyim...Bakın "ne varsa onu görmek" ile "görmek istediğimi görmek" çok farklı, ben bunlardan herikisini de yaptım...Öğrenmek, bilgi toplamak ise, zaten öğrenmek; bir "öğrenilmemiş bir konumdan" hareket etmek değil midir?... Bu bir süreç işte, hepsi bu. İşte burada gerçekten Evren'de "olanı görmek" niyeti ile farkındalık ile bakmaya başladığımız da bir öğrenme olabilir. "Olanı görmek" ile olmasını istediğimiz şeyleri görmek arasında özgür bir seçime sahibiz.


Evet, temelde (acı çekme korkusu, ölüm ve yaşayamama koprkusu, ayrılık korkusu v.b.) şeylerdir hayatımızdaki olumsuzlukların altında yatanlar...Örneğin bir arkadaşı ölmüş; akrabası bile değil sadece arkadaşı ve zihninde pıhtı oluşuyor. Ne kadar faydalı bir yaklaşım(!), hem ölene hem kendisine ve hem de çevresine, elbette faydalı bir şey değil, bu çok aşikar, ama neden bu kısır döngüde durulur. Dahada önemlisi bu kısır döngü nasıl kırılabilir?


Manevi/spiritüel camiada bunu gözlemledim; bir yerlere "ışın yollamak" vardır, bunun arkasındaki temel motivasyon ne olabilir? Bir "kanıt arama" ile bir şeye hazır olmak veya bir dönüşüme geçmek, bir şeyleri geride bırakma arasında neden bir kanıt ararız? Kanıt aramak aslında yanlış bir şey yapmama korkusu değil midir?... Eğer bırakılacak şey, bizi zaten mutlu yapmayan şeyler ise ve varılacak şey ise huzur ve denge durumu ise neden bu arama vardır. Evet ben yaşadım ve deneyimim var diyorum. Gudjieff, bunu söylemişti, insan en çabuk mutlu edici şeylerini bırakabilir en zor da mutsuz edici şeylerini. Bakıp incelemek ve kendi hayatımız da keşfetmek gerekecek.


Bazen düşünürüm, sigara verdiğim bir zihinsel özürlü olan Ruh'u, evet mutludur ve aslında çok mutludur, ama bu Evren Bilgisine ve gerçeklere uygun bir mutluuk da değildir. Kısaca ben baktığımda o ruhun "ne hissettiğini" kesinlikle anlayamam, çünkü ben ancak kendi titreşim kalıbımla baktığımdan, bunun temelinde olan bir algılamam olabilir... Uzatmayacağım; ben mutlu olduğumda hiç bir Evrensel gerçeğe uygunsuz mutlu olmuyorum, duygu bastırması yapmıyorum, gerçeklerden kaçıp kendimi başımı kuma gömmüyorum, ne yapıyorum? Şunu söylemek istiyorum; karşı frekansı ancak onun frekansında iseniz çok doğru/gerçek temelde anlayabilirsiniz, bunu ben de kendime uygularım, yani gözlemlerim de sigara verdiğim insanı anlayamam ancak Evrensel kanunlara ve bilimsel gerçeklere uygun (olanı görerek, olmasını istediğimi değil) "algılarım"...Her zaman mı? Hayır bazen ben de öfkelenir ve kızarım ve kısa süreli dengeden uzaklaşırım ve sonraları ama bir dar bantta gezmeye başladım, işin doğrusu bu. Yani normal olan da bu. Ne yapıyorum?


An'da ki "seçeneklere" odaklanıyorum (genel de) ve o olasılıklardan yüksek titreşimli olanı seçmeye gayret ediyorum. An'da olduğumda zaten gelecek çok fazla ufkumda değil ve asla ben hangi yoğunluğa gideceğimi bilmiyorum, ummak ta istemiyorum, zaten an'da kalırsan an'daki seçeneklere odaklanırım ve gelecek kaygısı ve beklentisi minumum olur... Ve kısa süreli gelecek düşüncelerine girer ve çıkarım. Yani ha 3, ha 4 ha 5 düşünmekle olacak şeyler değil iken, değiştiremeyeceğim şeye odaklanmanın anlamı yok. Hiç bir şey yapmam mı? Hayır, işte an'da bazen çok neşeli bir film seçimim olur veya dua/niyet beyanı seçimim olur ya da bilgi ile orgazmım olur. Evreni anlamaya çalışmak benim için bir orgazm... İşte girip, çıkarım ve aslında belki 3. yoğunluk deneyimi de çok güzel şartlarda olabilir gelirsem bir daha, çok düşünmüş değilim ama, düşündüğüm de ilginç komik planlar yaparım, seks biraz var ama ön planda değil ve İNANIN KOMİK olacağına:)) Kısaca an'da kalmak Evrensel işleyişe ve gerçeklere uygun (ölçülü), dolayısı ile buna geçiş için ufak pratikler öneriyorum. Elbette herkesin öğrenme güzergahı farklı...Bu sadece bir tavsiye.


Korkular İle Başedebilme Önerisi


"Araba sürme korkusu" simgesel örnek olsun. Araba sürmekten korkan bir örneğimiz olsun: Bir hafta arabanın yanında durmak, sırtını arabaya dayayarak kitap okumak, arabanın üstünde bir şeyler içmek, arabanın üstünde uzanıp hayal kurmak, gökyüzünü icelemek...


İkinci hafta, arabanın anahtarını uzak bir yere koyup, lastiklerine taş koyup:) koltuğunda aynı şeyleri yapmak, ilave şeyler de yapabilirsiniz.


Ve her durumda, tüm farkındalık ile kendinizi tam bir incelemeye, gözleme alın.


Sonraki hafta sadece arabayı çalıştırmak ve bunun tekrarları hayatınızda olsun.


Sonraki hafta, bir hafta boyunca on metre gidip dutmak.


Sonraki hafta, elli metre gidip durmak...


Ve elli metre gidebiliyorsanız, bunları fizik kanununa göre yan-yana koyun=çokça 50 m. gidersiniz, yani araba sürersiniz!


Tüm bunların başlangıcını bir düşünün. Nasıl başladı bu işlem?...


Herkesin Öğrenme Güzergahı Farklı



Şimdi herkes üniversiteye gidiyor mu? Kimi kişi öğrenmek için başka hayat güzergahına giriyor. Burada üninersite, "bilgi toplamaya fazla vakit ayırma" olarak ifade edilen bir simgeyi temsil etsin...İşte kimi kişi bir güzergahı, kimi kişi başka güzergahı takip ediyor. Ve herkes öğreniyor... Ama işte "bilgi toplmak" ile hızı artırabiliyor bir kişi, diğeri de öğreniyor ancak daha az hızlı olarak...Burada anlatmak istediğim şu: Herkes öğrenir ve biz seçeriz öğrenme hızınıve  güzergahı..Ve başkalarının derslerini değiştirmeye çalıştığımızda ise enerjiler ısınır ve KENDİMİZE negatif tesirleri ÇEKERİZ...Sadece şu olabilir başkalarına karışmak anlamında;öneri, uyarı tavsiye ve çekincelerimizi paylaşmak...


Şimdi temel olarak bir yerlere, ancak özgür irade izni ile bir şeyler yollayabiliriz. Neyse bu aşılırsa bilelim ki kendimize bir geri dönüş olur. Neyse bu sadece bir bakış açısı benim eklemek istediğim başka bir şey: Neden dışarıda yanlış giden bir şeyleri düzeltmek için uğraşırız?


Basit cevap 'bu beni de ilgilendiriyor ya da yaralıyor' olabilir...Bir bakalım, Evrensel ve Doğa yasaları temelinde bu iş yapar mı? Olana bakalım, olmasını istediğimize değil, belki de ben yanılıyorumdur?


Varolan şeylerin suçlusu olarak ya bu "karşı" şeyleri görüyoruz bu olabilir mi, bilinçaltımızda, bu olabilir mi? 'Bu sorunun kaynağıdır' diye bir tesbitimiz olmalı, bunu yapabilmek için, birinci çıkarımım bu...


İkinci çıkarımım ise şu; 'problemin kaynağını ben düzeltirsem, bu şeyin problem yaptığı şeyi deneyimlemem, bundan kurtulurum'. Bilinçaltında bir deneyimlememe isteği var ve onun kaynağı da "başkaları"..Bu ortadan kaldırılmalı.


Olana baktığımızda tesbitlerim bunlar, elbette daha fazlası var. Yanılıyor da olabilirim, ama sanmıyorum...Önemli olan şu: Bu Evrensel işleyişe göre iş yapar mı?..İnanın iş yaparsa bu uygulanmalı derim, çünkü güzelliğin, dengenin, barışın tarafı olduğumdan, netice beni mutlu eder...Biliyorum çünkü ben de bu tür şeyleri yaptım...


Dengenin, barışın, Bilgi/Işık/Sevgi temelinde; Dünya'da bir tezahürün kurulabilmesi için kişisel görüşlerimdir bunlar. Başka bir şey görmek isteyene bir sözüm yok, özgürce öğreniriz, ısınarak ya da genişleyerek öğreniriz...Elbette geçmiş yaşam yaratımlarımda bunu ÇOK AMA ÇOK uyguladım, sonuçlarını hep deneyimledim ve buradayım, ben bir deneyimi paylaşıyorum. Bu doğru mu, değil mi, en azından Evrensel Yasa ve işleyişlere temelinde bakabilmek için bir aktarım...Belki bilgi bile sayılamayacak bir paylaşım. Ve riskli bir paylaşım, tepki alabilirim...Korku, gizli şekilde çalışır, onu önce tesbit etmek gerekiyor ve o saldırganlaştırır, bir insana içindeki savaşı yenemeyen bir insana, bunu söylediğinizde tepkiyle karşılaşırsınız. Bunu en yakın babamda gördüm, içindeki savaşı hissettim ve inanın eleştirinin, doğru gitmeyen şeylerin çokça konuşulmasının temelinde korku var...'Bak' dedim bir gün 'din kitaplarında anlatılan şeyleri aynısı olmasada bekliyoruz' ve iki gün babamı görmedim ve sonra geldi, 'oğlum kolay değil korkuyu aşmak' türünden şeyler söyledi...Benim şanslı yanım şu; bunları yaşamamış olmam değil, ben çokça önce yaşadım, evet güzel de yaşadım ve çok korktum ve bilgi yoluyla bir noktaya geldim, yani yaşamamış olsam nasıl anlatabilirdim. Ve belki şu farkımız olabilir (bence bu çok önemli) ben hayatımda küçük bir çocuk iken
dogmatik bilgi için harcadığım mesaim bir kaç saattir. Rahmetli büyükbabam misafir olduğumuz çiftçi evinden iki kişiyi  tutarak götürdü, bir hafta sonu kursuna ve iki saatte camini havlusunda bir mesaim var...Ve yirmi yıldır okuduğu kitaptaki anlamını bilmeyenlerden olmadım, bu bilgiden asla uzak kalmadım ama çok daha sonraları okudum. Korkuyu en fazla bozulmuş üst-boyut bilgileri bilinçaltına sokar diye düşünürüm. Bunu gözlemlerim, bu silinmesi çok zor bir şeydir ya da kırılması, evet farkım sanırım bu...Düşünün iki kardeşden, ikizlerden birisi anadoluda, diyelimki çok eğitimsiz bir yerde bırakalım ve genel ortamda dinsel eğitimle okumadan, okul olmadan yürüsün, diğer ikizi Avrupa'da okutalım, diyelim ki Oxford'da okutalım, sorum şu kim daha çok metafizik olaylardan korkar? Yeniye açık olur? Bu olanı görmnek açısından hayali bir örnek...


Bilgi/Işık/Sevgi Bileşimdir. Biri olmadan diğer sadece hastalıklı/sapmalı olur. En azından bilgi topluyor ama işte "korku yazılımları" engelliyor, ben böyle düşünüyorum.


Umarım korku deneyimlerim; forum kullanıcıları adına bir bakış açısı getirmiştir. Aslında ummak iyi bir şey değil, sadece paylaştım, seçim okuyucunun.


Bilgi/Işık/Sevgi, Özgür İradesi İle İizn Veren Üyelerin/okuyucuların Üzerinde Olsun!

Tiversonus

#508
Soru: Korunma için tekrar incelenmesi istenen 26 Kasım 1994 celsesinde 'Evren var' denilen bölümde, celsenin bu bölmü içerisinde hangi yoğunluktan -7 yoğunluk içinden- bahsedilmez? Biz "savaşmayız"  diye söyleyen Kasyopya'lılar, Ra Bilgileri'ne uygun bir bilgi mi vermiş oluyorlar?

Tiversonus

#509
Soru: Tarihte anlatılan 'İsa'nın işkenceyle öldürülmesi' olayında, bu olayı Pleiades Öğretileri ve Kasyopya Celseleri "hologram" olarak açıklarlar (İslami kaynaklara göre de İsa çarmıha gerilmemiş ya da çarmıhta ölmemiştir). Burada ne "görüyoruz" ya da yükselmiş bir varlığın "gördüğü" ile ilüzyonda kalmış bir varlığın "gördüğünün" farkı nereden kaynaklanmaktadır, hangi kadim yasadan veya sadece olanı "görselerdi" ilüzyondaki kişiler bu nasıl yorumlanırdı? "Korku" "Ne gördüğümüz" ile ilgili bir ilüzyon olabilir mi? Siz ne görüyor sunuz? Herkes aynı "görmek" zorunda mı? Ne "göreceğimize" kim karar verir? Korkan neden korkar? Gördüğünden mi? Göremediğinden mi?


:))) [hadi yanılıyorsammm değil mii?, neyse siz bana bakıpta inanmayın siz en iyisi bunun üzerinde düşünün ve "bilgi" toplayın, sonra vebal kabul etmem:)))) zaten önemli olan birisinin ne söylediği değil, sadece SİZİN NE GÖRDÜĞÜNÜZ, öyle değil mi, hmm 209 makale diyor ki GSM peyni haşlar, hadi dedi ama demek yetmiyor GÖRMEK farklı bir şey sanırım...


Soru 2: Her gerçeği duymuş ya da okumuş olmamıza rağmen görür müyüz?

:)) İşte başlığı değiştirecem şimdi; yan, 'sorular soruları doğurur' :))