Kasyopya Karalamalarım

Başlatan Tiversonus, 15 Nisan 2009, 16:22:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus






Kasyopya Celselerinin son 5-6 celsesini tekrar okumalarım sırasında çıkardığım özet veya notlarımı paylaşmak istedim. Bu celseleri bir roman ya da bir kitap gibi okumanın en verimli yol olmadığını ispetladı bana, çıkardığım bu notlar. Enaz 2 kez okuduğum halde bu aldığım notları sanki hiç görmemeişim hissi verdi bana. Sonuçta öneri ve tavsiyem (tabi ki kendime de) celseleri bir kitap gibi okumak yerine bir dönüşümlü tekrarlı okumak ve not almaktır. Tavsiyem bu kendime...

erica arborea

#1
S: (L) Kertişlerin saldırısına karşı kişinin kendisine koruma oluşturma amacıyla gerçekleştirebileceği herhangi bir ritüel var mı?
C: Ritüeller faydasız.

S: (L) Kullanabileceğimiz herhangi bir teknolojik yöntem var mı?
C: Gerekli olan tek savunma bilgidir. Bilgi, sizi varoluştaki tüm olası zarar biçimlerine karşı korur. Daha fazla bilginiz oldukça daha az korkunuz olur, daha az acınız olur, daha az gerilim hissedersiniz ve herhangi tür veya biçimde daha az tehlike deneyimlersiniz. Şimdi bunu çok dikkatlice düşünün çünkü bu çok önemli: "Bilgi" sözcüğünün ardındaki kavramın herhangi bir sınırı var mı? Eğer bu kavramın sınırı yoksa o kelimenin değeri nedir? Sonsuz. Bu tek kavramın, bu tek anlamın sizi bütün sınırlandırmalardan nasıl serbest kıldığını anlayabiliyor musunuz? Bilgi kelimesinin ve bu kelimenin manasının, ihtiyaç duyabileceğiniz herşeyi nasıl sağlayabildiğini anlamak için altıncı duyunuzu kullanın. Dikkatlice düşünürseniz, bunun doğruluğunun işaretlerini göreceksiniz.

S: (L) Bilgiyi edindiğim kaynağın aldatıcı bir kaynak olmadığından emin olmak isterim.
C: Eğer imanınız varsa, edinebileceğiniz hiçbir bilgi yanlış olamaz çünkü böyle birşey yoktur. Size yanlış bir bilgi veya veri vermeye çalışan herkes ve herşey başarısız olacaktır. Tüm varoluşun kökünde olduğu için, bilginin kabul ettiği şey, sizi yanlış veriyi benimsemekten koruyacaktır. Yanlış veri bilgi değildir. Sadece açık bir şekilde bilgi edinmeye çalıştığınızda yanlış veriyi benimseme konusunda korku duymanıza gerek yoktur. Bilgi koruma sağlar -- ihtiyaç duyabileceğiniz tüm korumayı.

S: (L) Açık ve inançlı olduğu halde zarar gören ve arkalarından vurulan bir sürü insan var.
C: Hayır. Bu sizin algılamanız. Algılamayı başaramadığınız şey, o insanların gerçekten bilgi toplamıyor olduklarıdır. O insanlar ilerledikleri yolun bir noktasında takılıyorlar ve sizin takıntı dediğiniz gizli bir süreçten geçiyorlar. Takıntı bilgi değildir, takıntı atalettir. Bu nedenle, kişi takıntılı hale geldiğinde, ruhsal gelişimin sağlanması, ilerletilmesi durdurulmuş olur, çünkü bu ancak gerçek bilginin edinilmesiyle mümkündür. Kişi takıntılandığında korunması da azalır, bu nedenle kişi sorunlara, trajedilere ve her tür zorluğa açık hale gelir. Ve kişi bunları deneyimler.

Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."

S: (L) Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek kimin için eğlence?
C: Herkes. Zorluklar eğlencedir. Aklının sınırı nerede sence?

S: (L) Sanırım bir sınır yok.
C: Eğer sınır yoksa, senin kendi aklın ile başka herhangi bir şey arasında fark nedir?

S: (L) Eğer nihayetinde herşey birse, sanırım bir fark yok.
C: Doğru. Eğer iki şey mutlak olarak sınırsızsa, o iki şey tamamen aynı şeydir.

C: Ona bilginin paha biçilmez olduğu ve özellikle de gerçeği öğrenme yolunda yakıcı bir ateş duymayanlara çok fazla verilmemesi gerektiği söylendi. Sizin gibi bu ateşi duyanlar ise nasılsa bilgiye erişimin yolunu bir şekilde bulacaktı.

S: (L) Bunu elde edip etmemeyi umursamamamız gerekiyor yani?
C: "Mutluyum ve şanslıyım" davranışı işe yarıyor. Daha önce senin de olduğun gibi.

S: (L) Yani endişeli, gergin, beklentili olduğumuzda ve belirli bir fikre saplandığımızda akışı zorlaştırıyoruz öyle mi?
C: Evet.

C: Bh dengedir çünkü kendinize diğerleri yoluyla hizmet edersiniz.

S: (T) Yani giden şey dolanıp geri mi geliyor?
C: Evet.

S: (T) BH, KH'nin amacına mı hizmet ediyor?
C: Hayır. BH dengedir. KH dengesizliktir.

S: (T) Eğer KH dengesizlikse BH olma yoluyla nasıl KH olabiliyorsunuz?
C: BH dışa doğru akar ve kök noktası dahil tüm noktalara dokunur, KH ise içe doğru akar ve yalnızca kök noktasına dokunur.

C: Ritüeller sınırlandırır.

C: Keşfedin, böyle öğrenirsiniz; "elinizden tutulup götürülerek değil."

S:(L) Bir celsede zamanın, Cennetten Düşüş "sırasında" ortaya çıkan bir ilüzyon olduğunu söylemiştiniz ve bunu söyleyiş şekliniz, başka ilüzyonların da olduğunu düşündürdü bana...
C: Değiştirilen DNA'nız nedeniyle zaman sizin için doğruluğu olan bir ilüzyon.

S:(L) Peki diğer ilüzyonlar nedir?
C: Monoteizm; sizden ayrı, mutlak güce sahip bir varlığa inanç.

C: Gerçekten yapmak istediğin şeyi yap, diğer herşey yerini bulacaktır, ama hayatını erteleme ve "hayatını hayallerde geçirme."

C: olayları belirli bir yöne "zorlamaya" yönelik arzulara karşı dikkatli olun; bu, saldırı altında olma işaretidir! Herşeyin doğal bir şekilde yerini bulmasına müsaade edin!

S: (L) Pek çok seviyede sınırlandırıcı olduğu konusunda bizi uyardığınız ritüeller konusu hakkında birşeyler daha öğrenmek istiyoruz. Bunun nedeni nedir?
C: Eğer bir birey, faaliyetlerine en büyük ölçüde samimi bir inanç gösteriyorsa, bir seviyede bir fayda mutlaka görecektir. Fakat, sırf bazı kalıpları izliyor olmak için bazı kalıpları izlemek, mutlak faydaların meydana gelmesi için gerekli samimiyet ve inancı üretmez. Dolayısıyla, her zaman olduğu gibi, birey, bu soruyu yanıtlamak için dıştan değil içten aramalıdır. Anlıyor musun? Bir örnek verecek olursak, sen kesinlikle bununla her zaman karşılaşıyorsun. Eğer bir kitabın sayfalarında, şu veya bu türde bir ritüel öneren bir yazı okuyorsan, ve o sayfalarda basılı olan kelimeleri okuduğun için o ritüeli izliyorsan, bu sana gerçek anlamda, içten mümkün olan en büyük ölçüde, gerçek bir tatmin ve başarı sağlar mı? Bunun yerine, belki birinin veya birilerinin bir ritüel olarak yorumlayabileceği veya tanımlayabileceği, ama senin içinden gelen ve DOĞRU olduğunu hissettiğin bir faaliyeti kendin geliştirirsen, ve eğer buna karşı samimi ve tam bir inancın varsa, o faaliyet ne olursa olsun, onun doğru olduğunu hissetmez misin?

S: (L) Farkındalık durumu mu?
C: Kesinlikle. Şimdi ölçüm sistemine göre gittiğimizde, ki anlamanız için basitçe oluşturulmuştur, birden yediye kadar tüm yoğunluk sistemlerinde anahtar kavram elbette farkındalık durumudur. Başından sonuna kadar. Yani yeterince yüksek bir farkındalık seviyesine eriştiğinizde fiziksel sınırlamalar gibi şeyler ortadan kalkar. Ve fiziksel sınırlamalar ortadan kalktıkça, sizin algıladığınız şekliyle büyük mesafeler de ortadan kalkar. Dolayısıyla sizin görememenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şu andaki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin.

S: (L) Farkındalığımızı sınırlandıran şey nedir?
C: Çevreniz. Ve bu sizin seçtiğiniz çevre. Gelişim seviyenize bağlı olarak. Ve herşeyi sınırlandıran şey de bu. Daha yüksek yoğunluk seviyelerine yükseldikçe sınırlamalar ortadan kalkar.

S: (L) Bu sınırlandırıcı çevreyi yaratan şey nedir?
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.

S: (L) Peki illüzyonu kim yarattı?
C: Aynı zamanda Yaratılmış olan Yaratıcı. Yani aynı zamanda siz, biz, herkes ve herşey. Daha önce de söylediğimiz gibi, biz siziz ve siz de bizsiniz. Ve herşey de öyle.

C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.

S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Doğru.
S: (L) Anahtarın, cevabın sevgi olduğunu iddia eden pek çok öğreti var. Aydınlanmanın, bilginin, herşeyin sevgiyle gerçekleştirilebileceğini söylüyorlar.
C: Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil, daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir.

not: henüz %10'nu okuduğumu sanıyorum. etkilendiğim ve daha fazla okumak için beni motive eden bölümlerdir.
 

isiklidusler

#2
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen erica arborea
Bu tek kavramın, bu tek anlamın sizi bütün sınırlandırmalardan nasıl serbest kıldığını anlayabiliyor musunuz? Bilgi kelimesinin ve bu kelimenin manasının, ihtiyaç duyabileceğiniz herşeyi nasıl sağlayabildiğini anlamak için altıncı duyunuzu kullanın.

Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon".

Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip.

Şimdi bunu biraz düşün.

Her bir ruhun gücü sonsuz

ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız.

Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız.

Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor.

Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."

S: (L) Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek kimin için eğlence?
C: Herkes. Zorluklar eğlencedir. Aklının sınırı nerede sence?

S: (L) Sanırım bir sınır yok.
C: Eğer sınır yoksa, senin kendi aklın ile başka herhangi bir şey arasında fark nedir?

S: (L) Eğer nihayetinde herşey birse, sanırım bir fark yok.
C: Doğru. Eğer iki şey mutlak olarak sınırsızsa, o iki şey tamamen aynı şeydir.

ateşi duyanlar ise nasılsa bilgiye erişimin yolunu bir şekilde bulacaktı.

S: (L) Bunu elde edip etmemeyi umursamamamız gerekiyor yani?
C: "Mutluyum ve şanslıyım" davranışı işe yarıyor. Daha önce senin de olduğun gibi.

S: (L) Yani endişeli, gergin, beklentili olduğumuzda ve belirli bir fikre saplandığımızda akışı zorlaştırıyoruz öyle mi?
C: Evet.

C: Keşfedin, böyle öğrenirsiniz; "elinizden tutulup götürülerek değil."


S:(L) Peki diğer ilüzyonlar nedir?
C: Monoteizm; sizden ayrı, mutlak güce sahip bir varlığa inanç.

C: Gerçekten yapmak istediğin şeyi yap, diğer herşey yerini bulacaktır, ama hayatını erteleme ve "hayatını hayallerde geçirme."

C: olayları belirli bir yöne "zorlamaya" yönelik arzulara karşı dikkatli olun; bu, saldırı altında olma işaretidir! Herşeyin doğal bir şekilde yerini bulmasına müsaade edin!

sırf bazı kalıpları izliyor olmak için bazı kalıpları izlemek, mutlak faydaların meydana gelmesi için gerekli samimiyet ve inancı üretmez.

yeterince yüksek bir farkındalık seviyesine eriştiğinizde fiziksel sınırlamalar gibi şeyler ortadan kalkar. Ve fiziksel sınırlamalar ortadan kalktıkça, sizin algıladığınız şekliyle büyük mesafeler de ortadan kalkar. Dolayısıyla sizin görememenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şu andaki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin.

Daha yüksek yoğunluk seviyelerine yükseldikçe sınırlamalar ortadan kalkar.

S: (L) Bu sınırlandırıcı çevreyi yaratan şey nedir?
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.

S: (L) Peki illüzyonu kim yarattı?
C: Aynı zamanda Yaratılmış olan Yaratıcı. Yani aynı zamanda siz, biz, herkes ve herşey. Daha önce de söylediğimiz gibi, biz siziz ve siz de bizsiniz. Ve herşey de öyle.

C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız.

Bir birey bu ifadeyi mümkün olan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.


 

beyrutkapı

#3
"dolayısıyla sizin görmemenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şuanda ki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin."
 

bigsenfoni

aynen öyle...

kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

ağaçkakan

#5
Diğer iluzyonlar olarak gösterilen monoteizm ve bizden ayrı mutlak tanrı iluzyon değil,inançtır. Zaman algısı iluzyon olarak söylenebilir ama inanç olarak kabul edilen tek tanrı kavramına neden öyle denmiş?

Peki "yaratılmış olan yaratıcı" ne demektir? Hepimiz o yaratıcısı bunu nasıl yaptık? İlk var oluşumuz nasıl oldu?
 

bozadi

#6
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ağaçkakan

Diğer iluzyonlar olarak gösterilen monoteizm ve bizden ayrı mutlak tanrı iluzyon değil,inançtır. Zaman algısı iluzyon olarak söylenebilir ama inanç olarak kabul edilen tek tanrı kavramına neden öyle denmiş?

Evet, öyle bir inanç var. Yani bizden "ayrı" veya bizden "bağımsız" bir mutlak yaratıcıya dair bir inanç. K'lar bu inancın yeterince doğru olmadığını söylüyorlar görebildiğim kadarıyla. Ben de bu açıklamaya katılıyorum. Yani tüm varlığın "bir" olduğuna inanıyorum. Varlığın kendini sürdürmesi için, en bilinçsiz halinden en bilinçli haline doğru kendi içinde bir devridaim süreci var. Bu da 7 farklı bilinç seviyesi meydana getiriyor. Tüm seviyelerdeki aslında aynı varlık ama "kısmi" bir bağımsız kimlik ve tercih durumu da var. Yapılabilecek en aykırı tercih var olmayı istememek, yok olmak olabilir. Onun dışında her kısmi bağımsız varlık nihayette yükseldikçe teklik bilincine giderek daha fazla erecek ve tüm varoluşla olan birliğini açıkça görecektir.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ağaçkakan

 Peki "yaratılmış olan yaratıcı" ne demektir? Hepimiz o yaratıcısı bunu nasıl yaptık? İlk var oluşumuz nasıl oldu?
Aslında bunu "Aynı zamanda yaratılmakta olan yaratıcı" diye çevirsem daha isabetli olurdu belki de. Hala tam olarak emin değilim. Anlatılmaya çalışılan şeyle ilgili anlayışım, sezgim şu: Varlığın mutlak bilinç seviyesi olan 7. seviye dışındaki kısmen ayrık bireysel varlıklar bilinçsizlikten mutlak bilinçliliğe doğru ilerlerken Varlığın kendini bilmesine hizmet etmiş oluyorlar. Bu kendini sürdürme, kendini var etme süreci bir bakıma. Dolayısıyla kısmen özerk olan parçacıklar, mutlak özün kendini bilme sürecine yardımcı olarak onun varlığını sürdüresine imkan tanımış oluyorlar.

Tabi tüm bu konular aslında hiç basit şeyler değil veya ayrıntısıyla vakıf olduğumuz şeyler değil ama bence varlığımızın kökeninde sezgileri, bilgileri, işaretleri olan şeylerdir. Tabi yine de ben bunu sadece kendi inancım olarak söylemiş oluyorum şu anda. Herkes kendi inancını geliştirmekte özgür temelde.

ağaçkakan

#7
Ergun Candan'ın kitaplarında kadir_i mutlaktan söz ediliyor ve insanların onu ve yaradılışı hiç bir zaman bilemeyecekleri belirtiliyor. Oysa K'lar tek tanrıyı, yani kadir_i mutlakı red mi ediyorlar?

Aslında zaman bir iluzyon olduğuna göre, yaratılmış yaratıcı da, yaratılmakta olan yaratıcı da bir zaman kavramını gerektirmez mi? Bu durumda zaman iluzyon mudur yine de?

 

bozadi

#8
Kadir-i Mutlaktan biz de bahsedebiliriz. Benim şahsen bu kavramla ilgili bir sıkıntım yok. K'ların da olduğunu sanmıyorum. Örneğin 7. yoğunluk tam da Kadir-i Mutlak kabul edilebilir. Herşeyin mutlağı. Nihai mutlak. Ötesi yok. İtiraz edilen husus "ayrılık, kopukluk, yalıtılmışlık" yaklaşımında veya dayatmalarında.

Zaman kavramı forumda çok sık tartışma konusu oluyor. K'lar "zaman yok" derken mutlak manada söylemiyorlar bunu. Aslında bir çeşit zamanın olduğunu, ama onun "değişken" ve "seçimli" olduğuna vurgu yapıyorlar. Her ne kadar sıkça "zaman yok" deseler de, bir ara "sizin anladığınız anlamda" zaman yok diye vurguluyorlar. Yani insanlığın zaman anlayışında ciddi bir problem olduğuna vurgu yapıyorlar.

Zaman dediğimiz şey nihai olarak yedi yoğunluk seviyesi arasındaki devridaimin işleyiş süreci. Tekamül süreci de denebilir.

Ra'nın ve K'ların tasvir ettikleri "7 yoğunluk kozmolojisini" gerçek kabul ettiğimizde, biz 3. seviyedeyiz. Mutlak olan seviye ise "7". Şimdi denebilir ki arada koskoca 4 aşama var. İşte burada bile mevcut problemli zaman kavramımız bizi önemli bir farkındalıktan koparma riski yaratıyor. Bizim 7. seviyenin (yani var olmanın) anlamını ve bizim onunla özdeşliğimizi bilmemiz ve yararlanmamız için özerk bireysel varlığımızı 7'ye kadar taşımayı beklememiz gerekmiyor. Önemli olan "şimdi ve burada" bunu sezmek, onaylamak, paylaşmak, kutlamak. "7" dediğimiz şey aslında tek mutlak gerçeklik. Geri kalan herşey ilüzyon. Ama varlığın varlığını bilmesi, sürdürmesi için "mutlak gerekli" bir ilüzyon. K'lar "hedefe ulaşmak eğlencenin yalnızca yarısı" gibi birşey söylemişlerdi. Yani 7'yi (varlığı, varlığımızı) kutlamak için 7'de olmamız gerekmiyor. K'lar ayrıca "tüm yoğunluklar 7. yoğunluk" gibi bir açıklama da yaptılar. Tüm yoğunluk seviyeleri kendisinden önce gelen tüm seviyeleri kapsar. Örneğin 3. sınıfa giden biri 1 ve 2. sınıfları okuyup bitirdiği için 3'tedir. Yani 3 sadece 3 değildir. 1'dir, 2'dir ve 3'tür. Bunun gibi,  7. yoğunluk tüm yoğunluk seviyelerini kapsar. Herşey aslında 7. yoğunluğa aittir, ondandır ve onadır. O aslında "7" diye bir rakam veya seviye de değildir nihai olarak. Tek ve sonsuz gerçektir. Ondan daha düşük seviyelerin var olması, onun varlığını ifade etmesi için gereklidir. Varlık ancak nispi yokluk zemini üzerinde tezahür edebilir. Şu andaki anlayış durumuma, bakış açıma, sezgilerime, okuduklarımı yorumlayış biçimime göre yapıyorum bu açıklamaları. Değiştirilmeye, geliştirilmeye açık her zaman.

Bizi içinde bulunduğumuz dünyada, içinde yaşadığımız hayatta milyonlarca, milyarlarca insan olarak bir avuç şeytani güç karşısında bu kadar "acizleştiren"  şey, birilerinin "efendi" ve bizim de "köle" olduğumuzu kabullenmeye yönelik bilinçaltı ve üstü eğilimdir. Allah-Kul ilişkisi de bazı bakımlardan aynı kapıya çıkıyor ama ille de o anlama gelmek zorunda olduğunu düşünmüyorum.

İnsanların genelinin "Allah" kavramına sıcak olmasının nedeni ille de Kuran'da veya başka kaynaklarda bazı ayrıntılarıyla tasvir edilen bir "Efendinin" varlığına ve bizim de o Efendinin kulu veya kölesi olduğumuza dair bir inanç değildir. Öyle bir inanç yok demiyorum ama en yaygın inanç o değildir diyorum kendi anlayışıma göre. Eğer öyle bir inanç yeterince yaygın olsaydı, Türkiye'deki Müslümanların ezici çoğunluğu Kuran'ın veya İslam Kurumu'nun emir ve yasaklarına seve seve ve çok büyük bir istikrarla uyum sağlıyor olurlardı. İnanç olmayınca, eylem de olmuyor. Ne kadar zorlansa da olmuyor.

Müslüman olsun olmasın insanların ezici çoğunluğunun Allah/Tanrı kavramına yine de sıcak olmalarının nedeni, Varoluşun/hayatın anlamsız, tesadüfi bir olgu olmadığını bilmeleri veya buna "inanmaları" veya "inanmak istemeleridir". Buna dair sezgileri, gözlemleridir.

Allah hayatın adil olduğunu, anlamlı olduğunu, bir bütün olduğunu, bizim düşmanımız olmadığını, bize anamızdan, babamızdan ve hatta şah damarımızdan daha yakın ve dost ve aslında özdeş olduğuna dair bir inancı şu veya bu düzeyde "temsil" etme yeteneğinden dolayı genellikle faydalı bir kavram olarak kullanılıyor.

Birileri Allah kavramını insanları birbirine kırdırmak, düşmanlaştırmak, aşağılatmak, parçalatmak için çok etkili bir şekilde kullanagelmiş olsa da tarihsel süreçte ve halen, bu kavram bu kadar kirletilmiş olsa da, yine de temiz anlamlarda da kullanılabiliyor hala. Şu veya bu düzeyde nezih bir inançla, güvenle, sevgiyle.

İnsanların o kavramın ardında asıl gördükleri, sezdikleri veya görmeyi, sezmeyi istedikleri, veya görmeye, sezmeye ihtiyaç duydukları şey, kendileriyle nihai gerçek arasında mutlak bir ayrım olmadığıdır. Biz en yüce gerçeğiz. Tıpkı var olan herşey gibi.


bozadi

#9
Kendi görüşlerimi sana "dayatmak" istemiyorum ağaçkakan. Sanıyorum ki aynı fikirde olmadığımız pek çok husus var. İstiyorsan, iyi niyetle bu hususları herhangi bir yönünden, gerekirse uzunvadeli olarak inceleyebilir, tartışabiliriz. Dayatmaktan ziyade ne düşündüğümüzü anlamak, kendimizi gözden geçirmek, zihinlerimizde dolaşan bilgi parçalarını birleştirmeye çalışmak için. Aynı sonuca varmak zorunda değiliz. Düşünce ve inanç pratiğimizi gözden geçirme, berraklaştırma çabası. Pek çok insana "çok ciddi" görünebilecek fikir uzlaşmazlıklarımız olsa bile, temelde "iyi niyetle" hareket ettiğimiz sürece, yani niyetimiz bu olduğu sürece birbirimize yardımcı olabileceğimize inanıyorum. Bir hayatı paylaşıyoruz. İyi niyet temelinde, insancıllık temelinde işbirliğine hepimizin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

bozadi

#10
"Zaman yok" meselesiyle ilgili aklıma gelen bir örneği daha paylaşmak istiyorum sıcağı sıcağına, kendi geliştirmeye çalıştığım inancım temelinde.

İnsanlıkta "zaman" kavramı "görev/iş" kavramıyla da çok çağrışımlı dikkat ederseniz. Kalkma vakti, okula veya işe gitme vakti, "borçları ödeme vakti", şunu yapma vakti, bunu yapmakta vakti. Çoğu angarya niteliğinde veya ciddi oranda stresli süreçlerle çok yakından bağlantılı zaman. Hayatımızı at yarışına çeviren bunun gibi nice stresli koşturmalar var. Bu o kadar dayatılıyor ki egemen güçler tarafından, tüm hayatın, tüm varoluşun artık böyle stresli bir görevler bütünü olduğunu sanmaya başlıyoruz.

Sevdiğimiz hayatı yaşamak veya sevdiğimiz şeyi yapmaktan ziyade yaşamak zorunda olduğumuz hayatı yaşamak, yapmaya mecbur olduğumuz şeyleri yapmak zorundayız gibi bir zihinsel programlama var. Hayat bu değil. 7. yoğunluk bile aslında bize "gidin falanca yoğunluk seviyelerinde şu görevleri görün gelin" demiyor. İstediğimiz için, sevdiğimiz için yapıyoruz bunu. Keyifli geldiği için. "Zaman yok" biraz da bununla ilgili. Bize yetiştirilmesi gereken acil ve çok önemli bir işi dayatan birşey değil Hayat veya Tanrı. Aksine, ne kadar öyle yaşıyorsak, gerçeklere o kadar ters düşmüşüzdür. Bunu gerekirse daha ayrıntılı olarak da ele alabiliriz.


bozadi

#11
"Zaman'a kayyum atanmış. Zaman yok!" diye de düşünebiliriz bunu belki ;))

bigsenfoni

#12
Zaman kavrami göreceli bir ölcüm kavrami sanki,maddesel olarak atomun yada molekülün yapisina göre ilerleyisi ruhdal olarak gelisim seviyesi yada bilgi seviyesi ilerleyisi icin secilen tercihe göre ilerliyor gibi...Tabi bilginin özümsenmesi halinde varligin frekansi yükseliyor buda bir nevi zamanlama ölcümü olarak kullanilabiliyor.Ve quantum sicramasi ile birlikte bütün varlik (akil beden ruh)bir üst boyuta sicriyor/atliyor/hopluyor/zipliyor...:)))4.kh bu sicrama zamanlari geldigindede yapacagi her türlü  kötülügü /pisligi (pis heriler..:) )yapiyor ;sicramalara yakin olan kan baglarini sicramaya hazir olan ruhlar özellikle seciyorlar ve bu genetik özellikteki bedenlere ayrica/extra bir 4kh muamelesi yapiliyor(mumele saglam...:-))) ).Bir nevi zamani durdurmaya yada bilincin ilerlemesini durdurmaya calisiyorlar.Konkoranslari his semiyoylay,cok gisganclar coook...:-) tam kertis bunlar.

Bence baz istasyonlari,ceptelefonlari uydular vs.gibi teknolojiler ile frekanslari düsük tutmalari bir nevi zamani (bilinc kavrami icin)durdurmak.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#13
Hatta kasyopyalilar insanligin geri gelisim yasadigini bildiriyorlar,yani ters eveluasyon yasiyoruz yani bilinc düzeyinde zamanda geri gidiyoruz!(bu arada su anda ücüncü gözüm resmen yaniyor).
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#14
Gelelim yaradilis konusuna...bildigimiz üc kaynak ve bunun disindaki kaynaklardan aldigim bilgiler ile yaradilis konusunda cok kafa patlattim gidebildigin en üc noktada bilincimi kaybeder gibi oldum,yada aklimin disina cikar gibi...bir yerden sonra insan düsünemez yada kavrayamaz duruma geliyor buda perde olsa gerek...yada yogunluk siniri gibi birsey...ve orayi gecemiyorsun.

Sanki enerjin yetmiyor cünkü ilerledikce bayginlik gecirir gibi oluyursun.Bilginin enerji ürettigini göze alisak sahip oldugum bilginin enerjisi az geliyor ve beden enerjisinden almaya basliyorsun ve oda bayginlik gecirmene yol aciyor...

Ve burada gurup olmanin/guruplasmanin birlik olmanin önemi bununla ilgili oldugunu düsünüyorum.

\'\'Birlikten kuvvet dogar\"
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.