Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#210
ABD'de marketlerde ilaç satışı uygulaması

Amerika Birleşik Devletleri'nde, "Drugstore" olarak isimlendirilen, 1900'lü yılların başından günümüze geliştirilerek uygulanan ve zamanla zincirlere dönen, içinde ilaçların da satıldığı marketler, reçeteli ilaç satışında yüzde 20'lik paya ulaştı.
     

ABD Ulusal Eczane Zincirleri Derneği'nin (National Association of Chain Drugstores) açıkladığı son verilere göre, 2008'de 253.6 milyar dolarlık reçeteli ilaç satışının yapıldığı Amerika'da, satışların 10.2'sini süpermarket zincirlerinin içindeki, yüzde 9.8'ini de daha büyük süpermarket zincirlerinin içindeki eczaneler yaptı.

Reçeteli ilaçların yüzde 21.7'si posta siparişiyle, yüzde 17.3'ü bağımsız eczaneler tarafından satılırken, en büyük paya, yüzde 41 ile marketler içinde bulunmayan geleneksel zincir eczaneler sahip oldu.

Süpermarket zincirlerinde satılan reçeteli ilaçlar toplamda 25.77 milyar dolarlık satış rakamına ulaşırken, "kitlesel market" olarak adlandırılan daha büyük süpermarket zincirlerindeki reçeteli ilaç satışı ise 24.77 milyar dolar oldu.

Reçetesiz ilaç pazarı

Reçetesiz ilaç satıcılarını bir araya getiren ABD Tüketici Sağlık Ürünleri Derneği'nin (Consumer Healtcare Products Association) verilerine göre ise ülke genelinde 750 bin markette bu ürünlere ulaşılıyor.

Derneğin 2008 yılı istatistiklerine göre Amerika'da toplam 16.8 milyar dolarlık reçetesiz ilaç satışı yapıldı.

Marketlerde satılan ve "tezgah üstü" olarak isimlendirilen baş ağrısı geçirici, öksürük şurubu, migren ve mide yatıştırıcıları, ağrı gidericiler gibi reçetesiz ilaçlar, ABD'de günlük olarak yoğun şekilde kullanılıyor ve herhangi bir eczacıya gereksinim duymadan marketlerden alınabiliyor.

Amerika'da 56 binin üzerinde eczane bulunuyor. Eczanelerden 39 bini geleneksel zincir eczaneler, süpermarketler ve daha büyük süpermarketler tarafından işletilirken, 17 bine yakın da bağımsız eczane sahibi eczacı var.

Ülkede, içinde eczanelerin de bulunduğu zincir süpermarketler arasında Walgreens, 6971 şubeyle lider konumda bulunuyor. Walgreens'i CVS 6308 şubeyle, Rite Aid 4992 şubeyle, Health Mart 1961 şubeyle takip ediyor.
 

Tiversonus

#211
Hassas bir gün

Yeni yılı karşılayacağımız bugün bizi duygusal açıdan etkileyen konularla karşılaşabiliriz. Ayrıca bu gece Yengeç burcunda Ay tutulması gerçekleşmekte. Bu bakımdan güvenlik içeren konulara özen göstermeliyiz. Yılbaşını sevdiklerimizle, aile ve yakın arkadaşlarla bir arada geçirmek isteyebiliriz. Yengeç'teki Ay geçmişten kaynaklanan konuların, hassasiyetlerin iyice farkında olacağımızı göstermekte. Yeni yıla duygusal güven arayışı içerisinde giriyoruz.

Bugün öğleye kadar olan saatlerde duygularımızı sert biçimde ifade edebileceğimiz ani durumlar ortaya çıkabilir. Öfkeye ve şiddete yönelmemeliyiz. Duygusal yüzleşmeler içinde olabiliriz. Akşam saatlerinde gerçekleşen dolunay duygusal tepkilerimizin çok belirgin ve açık olacağını anlatmakta. Yeni yılın hepimize barış, sağlık ve mutluluklar getirmesi diliyoruz.

http://astroloji.milliyet.com.tr/Astroloji/images/hakan.jpg

Alemtac

#212
Yanardağlar uyanıyor mu?
 
Kolombiya'da volkan faaliyete geçti
Okyanusun 1000 m. derinliğinde volkan patladı   
Filipinler'de volkan alarmı   
Ekvador'da 5 yeni volkan bulundu
Merapi Volkanı'nda "sarı" patlama sinyali
 
Filipinler, Kolombiya ve Kongo'dan sonra Kosta Rika'da bulunan ve 19. yüzyıldan bu yana "uyuyan" Turrialba yanardağı da faaliyete geçti.
     

Yetkililer, başkent San Jose'nin doğusunda bulunan Turrialba'nın salı günü kül ve duman püskürtmeye başladığını belirterek, yanardağın çevresinde önemli bir yerleşim birimi olmadığını, az sayıda insanın da bölgeden tahliye edilmeye başlandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki felaketlerle mücadele komisyonu yetkililerinden Vanessa Rosales, yanardağın aktifliğinin artması durumunda başkent San Jose'nin de etkilenebileceğini söyledi.

Yanardağın bulunduğu bölgede yerleşim yerinin çok fazla olmadığını ifade eden Robales, bölgede bulunan 20 kişinin tahliye edildiğini, kalan yaklaşık 30 kişinin de bugün çıkarılacağını kaydetti.

Kosta Rika Yanardağ ve Sismolojik Araştırmalar Kurumu Başkanı Juan Segura da, Turrialba'nın son olarak 1864'de faal olduğunu ve bu faalliğin yaklaşık 22 yıl sonra sona erdiğini dile getirerek, yanardağın en aktif olduğu 1866'da fırlatılan lav ve küllerin yüzlerce kilometre uzaktaki Nikaragua'ya kadar ulaştığının bilindiğini söyledi.

Son yanardağ faaliyetleri

Aralık ayı ortalarında Filipinler'in orta kesimindeki Mayon yanardağı faaliyete geçti ve onbinlerce kişinin bölgeden tahliye edilmesi gündeme geldi. Kolombiya'nın güneyindeki Galeras volkanı ise 2 Ocak'ta faaliyete geçerek, çevreye kaya ve kül fırlatmaya başladı. Yaklaşık 8 bin kişi bölgeden tahliye edilmeye başlandı.

Yanardağın aktifliği sırasında ölen veya yaralanan olmadı, ancak yetkililer yanardağın her an faaliyete geçebileceği uyarısında bulundu. 2009 yılı içinde 10 kez aktif hale geçen ancak can kaybına yol açmayan Galeras'ın 1993 yılındaki faaliyeti sırasında 10 kişi ölmüştü. Yine 2 Ocak'ta Kongo'da bulunan Nyamulagira yanardağı faaliyete geçti.

Hükümet yetkilileri, ulusal park konumundaki bölgeye lav püskürten yanardağın faaliyetlerinin BM helikopterleriyle izlendiğini açıkladı.
 

Alemtac

#213
Deprem cumhurbaşkanlığı sarayını vurdu
Haiti'de meydana gelen 7,0 büyüklüğündeki depremde, aralarında cumhurbaşkanlığı sarayının da bulunduğu birçok bina çöktü. Başkentte yüzlerce ölü ve yaralı olduğu bildiriliyor.   
 
7 büyüklüğünde deprem oldu, çok sayıda ölü ve yaralı olduğu sanılıyor.
 
ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 10:23 TSİ 13 Ocak. 2010 Çarşamba
WASHINGTON/PORT-AU-PRINCE - Haiti açıklarında meydana gelen 7,0 büyüklüğündeki deprem sonucu harabeye dönen başkent Port-au-Prince'te yüzlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı bildiriliyor.

Yerel saatle 16.53'te meydana gelen depremde, aralarında bir hastane, oteller, cumhurbaşkanlığı sarayı ve Birleşmiş Milletler temsilciliğinin de bulunduğu çok sayıda bina yerle bir oldu. Enkaz altında çok sayıda kişinin olduğu bildiriliyor. Yardım ekipleri depremde yüzlerce hatta binlerce kişinin ölmüş olabileceğini söylüyor.

HAİTİ'DEKİ TÜRK POLİSLERİN DURUMU İYİ
BM İstikrar Misyonu'nda 52 Türk polisinin de görevli olması önce panik yaratmıştı, ancak Türk polislerin durumunun iyi olduğu bilgisi geldi.

Amerikan Jeoloji Kurumu (USGS), 7,0 büyüklüğündeki depremin merkezinin ülkenin başkenti Port-Au-Prince'in 22 kilometre batısında ve sadece 30 kilometre derinlikte olduğunu bildirdi.

CUMHURBAŞKANI HAYATTA
AFP ajansına göre, Haiti'nin Meksika Büyükelçisi, Cumhurbaşkanı Rene Preval'in sağ olduğunu açıkladı.

Merkez üssü, başkentin 15 kilometre güneybatısında olan depremin yerin sekiz kilometre altında meydana geldiği belirtiliyor.

Ana sarsıntıyı 5,9 ve 5,5 büyüklüğündeki iki artçı şok izledi.

Amerikan Jeoloji Dairesi, bu depremin bölgede şimdiye kadar kaydedilen en büyük yer sarsıntısı olduğunu duyurdu. Deprem nedeniyle elektrik ve telefon şebekesi tamamen çöktü.

DEPREM BİR DAKİKADAN FAZLA SÜRDÜ
Tüm Haiti'de ve komşu ülkelerde hissedilen depremin bir dakikadan fazla sürdüğü belirtiliyor.

ULUSLARARASI YARDIM GÖNDERİLİYOR
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Haiti'ye kurtarma çalışmalarına destek için ekipler ve yardım malzemesi göndereceklerini açıkladı. Fransa da acil yardım sözü verdi. Venezuela, Haiti'ye gıda malzemesi, ilaç ve içme suyu taşıyan bir askeri uçak yollayacağını duyurdu. Inter-American Kalkınma Bankası Haiti'ye 200 bin dolar tutarında acil yardım sağlayacağını açıkladı.

Hala bir yıl önceki kasırga felaketinin yaralarını sarmaya çalışan Haiti, Batı yarıkürenin en yoksul ülkesi.

 

Alemtac

#214
Evrimden arta kalanlar!
Evrim süreci halen devam eden insanlık, ilk ortaya çıktığından bu yana birçok özellik kazandı ve kaybetti. Bir de günümüzde 'gereksiz' olanlar var...
 
ntvmsnbc
Güncelleme: 17:46 TSİ 12 Ocak. 2010 Salı
İSTANBUL - Sıradan bir gözlemci uçamayan kuşlarda kanatın, kör balıklarda gözlerin ve kendi kendine üreyebilen bitkilerde cinsel organın ne işe yaradığına herhangi bir anlam veremeyebilir. Şu anda varlıkları ve işlevleri anlamsız gibi gözükse de günümüzde işlevi olmayan birçok organ,verdikleri ipuçlarıyla canlıların evrimini anlamada insanlığın yolunu aydınlatıyor.

İşlevini yitirmiş ama halen canlıların vücutlarında bulunan organlar ilk olarak Charles Darwin'in ilgisini çekmişti. Darwin, 'Türlerin Kökeni' kitabında 'gereksiz organları' evrimin kesin bir kanıtı olarak göstermiş ve filogenetik ağacı (türlerin akrabalıklarını gösteren köken ağacı) şekilendirirken bu organlardan oldukça faydanlanmıştı.

İnsanoğlu da doğadaki birçok canlı türü gibi halen evrimini tamamlamadı ve süreç devam ediyor. Peki, insanoğlu kendini anlamaya çalışırken geçmişimize ışık tutacak 'evrim artıkları' neler?
 
Kuyruk sokumu
Canlıların ortak atadan geldiğinin en büyük delillerinden biri olan kuyruk sokumu, memelilerin çocuğunda bulunan kuyruğun körelmesi sonucu oluşan bir kemik. Aslında, tüm insan embriyolarında 4 veya 5 omurdan oluşan kuyruk oluşumu mevcut, ancak doğumdan önce bu yapının kaybolduğu biliniyor. Son yıllarda yapılan bir çok çalışmada, embriyoda meydana gelen birçok mutasyon sonucu kuyrukla doğan bebek vakası gözlendi.

 
20 yaş dişi
Atalarımızın bize mirası olan 20 yaş dişi, öğünlerinin tamamı sert kabuklu bitki olan atalarımız için kritik bir öneme sahipti. Şu anda bazı insanlarda ağrılı ve sızılı şekilde gelişen 20 yaş dişine artık ihtiyacımız yok ve 'gereksiz' olarak değerledirilen oluşumlardan bir tanesi.

 
Apandist
Otçul atalarımızın başka bir mirası olan apandisit, bitkilerin bolca içerdiği selülozun sindirilmesine yarıyordu. Günümüzde apandisitin ameliyatla alınmasının vücuda hiçbir zararı bulunmadığı biliniyor. Ancak hala bazı bilimadamları vücudu hastalıklara karşı koruyan immün sistemde kritik rol oynadığını iddia ediyor.

 
Vitamin C sentezi
İnsanlarda C vitamin eksikliği iskorbit hastalığına, bunun sonucunda da ölüme yol açıyor. Evrim bu durum için önlemini aldı ve C vitamini sentezleme için gerekli genleri atalarımıza sağladı. Günümüz insanı ise C vitamini sentezleyemiyor fakat 1994 yılında yapılan araştırmaya göre genetik yapımızda bu vitamini üretecek gen bulunuyor. C vitaminin üretememimizin nedeni ise artık bu genin 'pasif' durumda bulunması.

 
Erkek meme uçları
'Gereksiz' olarak nitelendirilen en dikkat çekici vücut bölümü erkeklerin sahip olduğu meme uçları olarak görülse de, bu önem derecesi o kadar da doğru sayılmaz. Anne karnındayken vücudun bu kısmı cinsiyetten daha önce gelişiyor. Bu nedenle bu kısmın kaybolması gibi bir durum geçerli değil. Cinsiyet farkını, yani göğüslerin süt verecek şekilde gelişmesini sağlayan ise sadece hormonlar.

 
Tüyler
'Tüylerin ürpermesi' korku ve heyecan durumunda oluşan kimyasal reaksiyonların derideki kasları uyarması ve bunun sonucunda tüylerin hareket etmesidir. Aslında şu an insanların tüylere ihtiyacı pek yok, çünkü üşümemizi engellemek daha gelişmiş yollar kullanabiliyoruz. Bazı bilimadamları, tüylerin duyguları dışarı vurma konusunda da işlev gördüğü kanısında.

 
Jacobson organı
Birçok memeli hayvanın çiftleşecek eşini ararken kullandığı bir organ olan ve doğru eşi bulmaya yarayan Jacobson organı, insanlarda işlevini yitirmiş durumda. Fakat bilimadamları, 'altıncı his' denilen olgunun bu organdan kaynaklanıp kaynaklamadığını araştırıyor. İşlevsiz gibi görünen bu organın aslında bazı durumlarda çeşitli kimyasallar salgıladığı söyleniyor.

 

Alemtac

#215
15 Ocak2010 Halkalı Güneş tutulması

http://www.kandilli.boun.edu.tr/astronomy/buay/GT_150110.html
 

Alemtac

#216
Yuklu Parcaciklar, Depremler ve Yerkurenin Cekirdegi Arasindaki Bagintilar

 

Associated Pres

 

10 Ocak 2010

 

Son bilimsel arastirma, yuksek enerji yuklu parcaciklar ve depremler arasindaki iliskiyi onayliyor. Sonuclar ozellikle yuklu parcaciklara ve Yerkurenin cekirdegine tahsis edilmis koordineli ve eszamanli zemin bazli ve uzay bazli arastirmalarin oneminin desteklendigini ileri suruyor. NASA olasi uzay- bazli erken uyari sistemini arastirmak icin ESA (Avrupa Uzay Ajansi) ile ekip olusturdu.

 

Bir calisma, yillardir Taiwan'daki 5.0 veya daha buyuklukteki 100 den fazla depremi inceledi. Arastirmacilar yaklasik 35 km derinlige kadar olan neredeyse butun depremlerin iyonosferdeki belirgin elektriksel bozukluklardan once vuku buldugunu kesfettiler. Yeni bir model, Yerkurenin cekirdegindeki ani akiskan hareketlerin gezegenimizin etrafindaki manyetik zarfi nasil degistirebilecegini gostermek icin son dokuz yildir uydulardan gelen verileri kullaniyor. Ilk kez arastirmacilar sadece birkac ayda gerceklesen hizli manyetik alan degisimlerini belirleyebildiler.

 

Tum manyetik alanin kademeli zayiflamasi yuzlerce, hatta binlerce yil surebilir. Ama aylar icindeki daha kucuk, daha hizli dalgalanmalar uydulari korunmasiz birakabilir ve bilim adamlarini gafil avlayabilir.

 

Almanya'daki GFZ Alman Geobilimler Arastirma Merkezinde jeofizikci olan Mioara Mandea "Guney Atlantik'te bu degisiklikler var, manyetik alanin normal olanin ucte biri kadar olan en kucuk zarfinin bulundugu bolge"� dedi.

 

Yeni belirlenen degisikliklerden once bile, Guney Atlantik Anormalligi manyetik alanda zayif bir noktayi temsil ediyordu. Yerkurenin koruyucu baloncugundaki bir gedik.

 

Yerkurenin manyetik alani uzaya yaklasik 58,000 km uzanir, dev bir elektromiknatisa benzer seklide davrana elektriksel olarak iletken cekirdegin donus etkisinden uretilir. Alan Dunya uzerindeki yasami gunesten gelen yuksek enerjili radyasyonun fazlasina karsi surekli olarak kalkan olan gozyasi damlasi sekilli bir baloncuk yaratir.

 

Alandaki en son buyuk degisim manyetik bir ters donus sirasinda 780,000 yil once gerceklesti, bu tur ters donusler ortalama olarak daha sik gerceklesiyor. Kuzey ve guney kutuplarindaki ters yuz olma tipik olarak manyetik alanda zayiflamayi icerir, bunu hizli bir duzelme ve ters kutuplulugun yeniden organizasyonu takip eder.

 

Son yillardaki bazi incelemeler bundan sonraki ters cevrilmenin yakinda gerceklesebilecegini ileri surdu.

 

Manyetik alan ve eriyik demir cekirdek arasindaki etkilesimleri olcmek gecmiste zordu, ama CHAMP ve Orsted gibi uydularin surekli gozlemleri resmi odaga getirmeye basladi.

 

Mandea, uydularin belirledigi manyetik alan degisikliklerine uyan akiskan cekirdek modelini yaratmak icin, Danimarka Kopenhag Universitesinden jeofizikci Nils Olsen ile calisti.

Ancak, Guney Atlantik Anormalligi bolgesindeki manyetik alanin hizli zayiflamasi bu tur uydular icin gelecek sorunlara isaret edebilir. Gunesten gelen radyasyon firtinalari, hizli degisen manyetik alanin koruyucu ortusunun aniden kaybolmasiyla uydulardaki elektronik ekipmanlar kizarabilir.

 

Gunesten yayilan surekli radyasyon bombardimani solar ruzgarla Dunya'ya puskurur, manyetik alana karsi ve onun etrafindan akar. Etki gozyasi damlasi seklinde manyetosfer baloncugu yaratir, ama guclu alan bile yuksek enerjili parcaciklarin hepsini disarida tutamaz.

Yerkurenin tum manyetik alani son 150 yilda en azindan yuzde 10 zayifladi, bu da gelmekte olan manyetik alan ters donmesinin isareti olabilir.

 

Mandea ve Olsen guncellenen gozlemlerle modellerini daha da gelistirmeye devam etmeyi ve belki de en sonunda Yerkurenin manyetik alanindaki gelecek degisiklikleri tahmin etmeyi umuyorlar.

 

Earth Changes Media

 

(Ceviri: Saffet)

 
 

Tgur

#217
Selam ve sevgiler,
Konuya yabancı olanlara ,
KH uygulamalarının, emperyalist ayağının, yakın plandaki görünmeyen fay hatlarını nasıl tetiklediklerini şu alıntıyla daha iyi anlarsınız sanırım,


Küreselleşmeye uyumsuz işletme; eczane!

21. yüzyılın en karlı sektörlerinin başında 'ilaç' yer alıyor. İlacın küresel üretim, dağıtım ve satış süreçlerini ellerinde tutan dev şirketlerin ciroları, silah sanayiyle yarışta.


Büyük patent savaşlarıyla kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü sektörün hanidir gözü, 18 milyar dolarlık pazar teşkil eden ülkemizde.

Bu iştah kabartan pazarın 'satış aşamasına' henüz nüfuz edemediler ama gözlerini 'eczanelere' diktiler.
Kamusal alanda halka sağlık hizmeti veren eczaneler, 'sağlıkta dönüşüm politikalarının' taarruzu altında.

Eczacılık mesleğini ve eczane işletmesinin yapısını değiştirecek 'piyasa formuna' karşı, örgütlü dayanışmalarıyla direniyorlar.

Hem kamusal özelliği hem de yüksek mesleki örgüt bilinciyle 'eczaneler' siyasi dayatmaların hedefinde.
Küçük, bağımsız işletme modeli eczaneler, bireysel emek, eğitim, tecrübeden oluşan etik mesleki formasyonlarından da piyasa hiç hoşlanmıyor.

Kademe kademe 'eczaneleri' krize ve iflasa' sürükleyecek düzenlemeler devreye sokuluyor.
Geciktirilen tahsilatlar, indirilen ilaç fiyatlarının stok maliyeti, sıkı mali denetimler ve piyasadan çekilen ilaçlarla eczacılar, 'ekonomik kayba' uğratıldı.

Eczacıların toplu eylem yapma gücü de tehdit olarak algılanıyor, 'hak arayan' örgüt yapısı yıkılmaya çalışılıyor.

Ancak Türk Eczacılar birliği ve 50 Eczacılar Odası ulusal düzeyde demokratik haklarını savunuyor, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun örgütü aradan çıkarma taktiklerine karşı durabiliyorlar.

4 Aralık'ta eczacıların 'çok haklı' gerekçelerle yaptığı 'Kepenk Kapatma' eylemini gerekçe göstererek ilaç alımı protokolünü tek yanlı fesheden Sosyal Güvenlik Kurumu'na Danıştay'dan yürütmeyi durdurma kararı geldi.

Böylece SGK'nın TEB'i aradan çıkararak tek tek eczanelerle anlaşma yapma zorlaması da engellendi.
Karar 'Anayasa'daki halk sağlığı hakkının korunması' yönünde verilmişti.

İlaç maliyeti, dağıtım maliyeti ve 'eczacı karını' devletin belirlediği eczaneler, kapitalizmin 'en fazla malı en fazla kişiye satma' ilkesine tamamen aykırı iş etiğine sahip...

Şimdi 6197 sayılı eczacılık yasasında yapılacak değişiklikle, eczacının eczane sahibi olma şartı kaldırılıp şirketler, eczane sahibi olabilecek.
Eczanelerin verdiği halk sağlığı danışmanlık hizmetinin hayatiliği umursanmıyor.
Ülkemizde bin kusur ilçe ve üç bini aşkın beldeye ilaç ulaştıran eczacılar unutuluyor.

Sağlık hizmetlerini rekabete açan piyasa mantığının hedefinde, ilaç pazarı oluşturmak ve ilaçta kamu denetimini kaldıracak satış biçimlerini yaymak var.
İlacın eczanelerden dışarı çıkartılarak süpermarket, bakkal ve eczane zincirlerinde satışı, ilacı sağlık dışı bir tüketim nesnesi kılarken, beraberinde büyük sağlık risklerini de getirecektir. .

Vitaminler dahil bütün eczacılık ürünlerinin 'zehir' olduğunu unutan 'karlılık bağımlısı' zihniyet, eczaneleri tasfiye ederek 'bilinçsiz ve tehlikeli' ilaç satışının sonuçlarına aldırış etmiyor...

Bu defa 'daha fazla tüketin' denen ürün 'ilaç', çok küçük bir hatalı kullanım ile de 'zehirin' kendisi olduğunu unutmamak lazım..

Eczacılara verilecek kitlesel destek, 'daha güvenilir koşullarda ilaca ulaşmanın da' garantisi olacak
Diğer yandan mesleklerini ve kamusal özellikte işletmelerini ayakta tutabilecek 'mesleki örgütlenmenin' nasıl demokratik bir güç olabildiğini de izliyoruz.

Nihal Kemaloğlu

sirera

#218
Doktor yanlış ilaç yazar eczacı düzeltir, piyasada olmayan ilacı yazmıştır eczacı muadilini yazar, eczacı satıcı değildir, bu işi senelerce öğrenerek deneyimleyerek üstüne binen her yüke rağmen ayalta durmayı başarmış ve sağlık - iyileştirme adına hizmet vermiş olan kişidir.
Doktor muayene yüzdesi bile üzerine yük edildiğini öğrendiğim  bu kutsal işi yapanların sırtına binen yükü
oluşturan hırslı ve egoist anlayışın kurum ve kitlelerin desteği ile de iyileşmesi;
Bir çok kurum- kuruluş ve halkın katılımıyla, zehirlenmeden, bir an önce güvenli sağlık hakkını edinmesi;
Bu sesin anlayışlar içinde duyulması dileklerimdir.
İyileştirme için olan sesli veya sessiz uygulamalar uyanışla paraleldir, onu getirir, çağırır, onunla beraberdir diye düşünüyorum.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#219
Eczacıların güncel problemlerini, tv yayınları seyretmeyen bir kişi olarak biliyorum. Ve "zaman" kavramını klasik rakibi olarak "an felsefesi" ve kuantum fiziğindeki "gözlemci" ile ilgili şyler aklıma geliyor. Ve mevcut ülkemiz dogmatik partisinin bir taraftarı ile yaptığım yüz-yüze tartışma aklıma geliyor. Akıl ya da zihin, şimdi bunun arasındaki olası farkın anlamını kavrayamayacak bir zihin halindeyim ya da zihinsel kayıtlarımda akıl ile zihin arasındaki farkın bilgisine ulaşamayacak zihin durumundayım...Hemen "kötüye çekmeyin" ve "varsaymak cinayeti" ni işlemeyin, buraya kadar, bunları yazarken sonraki yazma akışını düşünüyordum sessizce, bazı anıları yazmaktan asla çekinmiyorum ama işte "varsayılmaktan çekiniyorum" diyorum, burada...


Ülkeyi yöneten grubun en başta puan aldığı konuların başında geliyordu şu "sağlık ocakları" ve "sağlık kurumlarının birleştirilmesi" ile kısmi aldatmacaya yönelik tuzak gibi "iş akım şemaları".



Ve dünyayı genel olarak takip eden birisi olarak ve stalin'in bir sürü bilimadamlarına yazdırırıp ta altına kendisinin imzasını attığı "materyalist diyalektik felsefe" ile ilgili eserin yüksek bakış açısı sağladığı "zıtların mücadelesi ve zitların birliği" ilkesinin sağladığı avantaj ya da analiz gücü ile ile beş-on yıl önce durumun görüntüsünü çok net tahmin edebilmiştim. Elbette bir çok insan gibi...


Kısa hafıza kaydımı paylaşmak istiyorum. Bunun bir amacı var, deneyimler ile ilgili...Atatürk Kültür Merkezi'nde part-time büfeci olarak çalıştığım ve tek seyirci olarak, eserleri seyretme ve taksimde, merkezi bir yerde bina içİnde futbol oynamanın zevki ve asla parayla satın alınamayacak şeylerin arasında olay şu: Aralarda okuduğum felsefe kitabı, ama kanunen yasaklı olmayan kitaptan dolayı karı ve koca işletmecilerden aldığım uyarı. Bu uyarıyı yapan eski felseci ve aktivatörler şimdi bar ve kantin işletmecileri olmuşlardı. Ve eski deneyimlerinden bir ders aktarıyorlardı. Bu artık onlar için eski olan felsefe uğruna yıllarca hapis yatmalarına rağmen. Dönmüşlerdi ya da sistemi tanıyıp kendine hizmete devam edebilme kolaylıklarını paylaşıyorlardı benim ile...



İkinci hafıza kayıtım, gerçeği çok önce söylemkten dolayı asılanlar ile ilgili. Ne garip ki gerçeK şu: olmayan zaman birimi ile "önceden" söylemek tehlikeli bir işti. Ve tehlike gerçekleşti, tıpkı tarihin -tüm ırksal olmayan ama ruhsal olarak- özgür ruhları taşıyanlar için...

Üçüncü kayıtım, teknik üniversite kampüsü içinde gece saat bir civarında mezarlık tarafından girip, nükleer araştırma lab. nın yanından geçip ağaçların altında uzanıp gözkyüzünü sırtüstü yatarak seyrettiğim, inceledeiğim bir durum. Sırtüstü yatarak o saatte o şekilde bir turizm turu bulamazsınız:)) duvara yazı yazmak için, pankart açmak için sabah karanlıkta, bir de hazır sandviç leri bırakan arabanın uzaklaşmasından sonra, kapısı kilitli kantinin sandviçlerini yemek güzel mi acaba:?))) yani bazen öyle söylerim veya sorarım kendime... tendürek dağının tepesinde bir sıcak gölette (volkanik) kuşların su içişlerini izleyin bakalım kaç paraya:))) ve işte şimdide tim komutanıyım, yedek subay olarak:)) komutamda (ya ben komuta etmek istemedim ki, kanuni "zorla" yaptırmaya çalışıyor sistem işte), 13 asker ve garip, mektupları okurdum, bunu yapmak için zorlanırdık, ama bu kadar doğru olmayan şey yazılmaz derdim içimden. Ve Sakaryalı bir baba yazmış; "oğlum kurban bayramında kurban alabilmemiz için para yolla bize" işte bunun gibi yalan-olmayan şeyleri de okurdum, kanuni mektup okuma sorumluluğu altında...hayır asla Bir'in Yasasına aykırı bir şeyim olmadı, hatta sevgi, barış adına "koruyucu" ve birleştirici olmaya çalıştım bu hayat tecrübem sırasında ve sonrasında. Bu durumun yerinde tesbiti için, gerçeklerin medyada yazılanların ötesinde anlamam için bir fırsattı. Barış, sevgi ve Bir'lik için yapılan ya da yapılması muhtemel şeyler için anlamak gerekir, oyunun ne olduğunu. Ve her tarafta bu oyuna istemeden girmiş temiz Ruh'lar vardı. Ve artık onlar Bir'lik frekansı yerine bir mücadelenin içine sokulmuşlardı ve inanın oyunu kuran, yazan ve tarafların her birisine "destek" veren aynı dünya kliği olduğu çok nettir. Yeter ki korku, karmaşa, kaos ve düşük frekanslar üretilsin... Sistemin konuşulmayan tabuları aslında bu konular. ...Aslında "sistem" bunu bilerek bir toplumcu düşünceliye yaşatıyordu. Ama buralara gitmem ile ateşkes ve gelmem ile olaylar, yani "Yüksek Benlik kontrolü" hep aklımdadır bu yüzden. Ve ilk tepkim budist gibi saç tarşı olmaktı hataylı bir berbere kimliğimile bira alarak, zira "bitlenme" yalanını uydurmuştum, törenlere katılmamak için:)) ve silahımı (tabancamı) aldılar:)) Tüfeğim vardı gerçi...Savaşarak barış kurulamaz ki; bilgi ile aydınlık ile sevgi ile herşey Bir'leşebilir. Gerisi silah tüccarları kılığındaki "Kendine hizmete bir HİZMET!"... Bakın ne diyorum almış/vermiş/planlayan gibiler ama işte karanlık frekansın genel tarzı bu... Dünya uyuşturucusunu Kendine Hizmet üretir, mücadele eder gibi bir oyun da sergiler..Yani çok sinsi bir şekilde çalışır Dünya Kendine Hizmeti. Sistem dediğim Kendine Hizmet sistemi. Kapitalizmden öte bir şey bu. Buna "matriks kontrol sistemi" de diyebilirsiniz! İnsanların uyumaları ve uyumayanların ise sistem tarafından yavaşca yok edilmeleri ile ilgili... Boyutlararası bir düzen bu... Bu orjinal planlamacıların yenilgi ile bir süre Gezegeni terkedip, sonra tekrar sahiplenme planları ile anlayabildiğimiz  bir olay. Evrenin KH ve BH güçlerinin ilgili olduğu bir dünya işi bu. Yani olay bölgesel değil, dünyasal da değil, evrensel bir durum...evrenin işgalci ve fetihçi bir grubu bu gezegene el koyması ile kendilerine besin olarak "korku, kaos, karmaşa" frekasları kontrol etmeleriyle ilgili bir şey. Frekans kontrolü ve bilginin gezegenden uzak tutulması ile ilgili bir "hikaye"...

Ve eczacılar...Ve izmit'de seka işçilerinin tv'lerden kalan hatırası: işçiler direndikçe bir haz alıyordum ve yavaşça, acele etmeden planlar uygulandı. belediye iş verme karşılığında insanları "ikna" etti. düşünün o direncin yavaşça arttığı bir ev halini ve tam zirvede iken bir ev halini ve direnişin sonlarına doğru bir ev halini. evet gizli kamera varmış gibi düşünün...evet sistem, Dünya Kendine Hizmet sistemi çok uzun zamandır işbaşıdalar ve son on yıllarda iyice "azgınlaştılar".



"İnsanlar uyumaktadırlar" ve farkında dahi değillerdir. ABD Afganistan'a askeri müdahaleyi Nato-"barış" ordusu adı altında "askeri" müdahale yaptıktan sonra, evet bu olduktan sonra, Afganistan'ın uyuşturucu üretimi üç misli artar: "Sorunu" çıkarıp, daha sonra "çözüme" proje üreten bir Dünyadışı'lılık bağı bulunan ele geçirilmiş ruhlardan bahsediyorum, psikopatlardan ve genetik beden üretme ile ve sonra da genetik tohumlama ile çalışan ve bu bedenlere giren insan bedenindeki "ejderlerden" bahsediyorum...İşte Kendine Hizmet'in asli tarafları...



"Düşünce Yaratır"...Ruhsal işler, bilgiden kopuk olarak yıllarca piyasaya sürüldü...Bu da bir tuzaktı...Gerçekten "iyi niyetli" ruhların uyanışlarını "kontrol" altına almak, bu iyi niyetli ruhları bilgi'den uzak tutmak için yapılan ve uygulanan bir tuzaktı. Hala durum eskisi kadar olmasa bile benzer tuzaklara düşenler çok sayıda. Çok sayıda "iyi niyetli" ruh hala bu tuzağın içinde.

Düşünce yaratır! Kuantum yaratımı artık fiziğin bir konusu, fizik ile anlatılabiliyor.

Spiritüel insanlar "eylem" ve klasik "demokrat" hareketlerinden ayrı, kopuk olarak tanındılar... Herşeyden, toplumsal şeylerden kopuk. "Bakın tv dahi izlemeyin diyen spiritüellik, bir uyutmadır" diyenler oldu. Doğru ya şimdi "haber izlemeyen" bir spiritüel nasıl olurda Dünya'da Barışın ve Dengenin Yaratıcısı olabilir?
 
İşte insanlardan gizlenen büyük bir sır var burada: Düşünce Yaratır!


Net olarak şu noktaları vurgulamak istiyorum:

* Olaya Küresel ve Hatta Evrensel bakmak gerekir.
* Klasik tüm davranış tarzlarının "hesabını ve önlenebilirliğini" hesaplayan "zeki bir Kendine Hizmet" ile uğraşıyorsunuz.
* "Rakibinde sen'den olmalı ki güç-"kazanmak" garanti olsun'" diyen bir Dünyadışı-Dünya Kendine Hizmet'e karşı dikkatli olmak gerekir.
*"Klasik" yollar olayın havasını alıp sonucu değiştirmeyecek "gizli" tuzaklardır.


Ve Öneriyorum:

* Bilimsel Spiritüalizm ile ilgilenin, Eczacı dostlar,
* Kuantum yaratımı ile bilgiler toplayın, rakibinizin "Ne olduğunu?" iyice öğrenin. Ne kadar çok tanırsanız o kadar çok sonuca ulaşırsınız.
* Dünya^da Barışın ve Sevgi'ni yaşanabilmesi için Spiritüalizm ile ilgilenin, diğer tüm şeyler kendiliğinden Barış'ın ve Denge'nin içerisinde çözüm halinde olurlar.
* Kendine Hizmet, insanları o kadar çok "bireyselliğe" boğdu ki, evinizde dahi sizin "direncinizi" kırarlar. Nasıl mı? Tv ler ve iletişim araçları ile! Artık aile üyeleri sizin direncini kırmak için "içeriden" çalışırlar...İşte kalsik yolların sonucu bu.
* KUANTUM YARATIM ve Ruhsal Evriminiz için Spiritüalizm ile ilgilenin.
* Ve inanın bu onların son çırpınışları, tek gözü olmayan gibi, hırslarından ve güç tutkularından sadece "görmek istediklerini" görebiliyorlar.
* Ve sistemi ayakta tutan Frekans Tuzaklarından elinizden geldiğince uzak kalın derim. Sistemin nasıl, Matriks Kontrol Sistemi nin nasıl bir çok Ruh'u "zorladığını" elbette kabul etmek gerekiyor. Ancak sonucu sistem içinde "garantiye" alınmış oyunlar yerine bir adanmışlık ile Kuantum Mücadelesi^ne davet ediyorum.
* Ve tüm mücadeler dar meslek kapsamı dışına çıkamayacaktır. Bireyselme bunu sağlamak için iş yapıyor.
* Başkalarına Hizmet Ailesi; Bilgi, Işık, Sevgi Ailesi, uzun bir süredir Gezegende yaşanan "Yeni Dünya Düzencileri" ile mücadele bilgilerini, dolaylı da olsa vermektedirler...Ancak "Küresel" olarak bunlar ile mücadele edilebilinir.
*Yaşamı onurlandıran, onurlu bir yaşamı hedef alan bir yaşamın Dünya'da fiziksel tezahürü için bir şeyler yapmayan, diğer mücadelerinde hep yitirirler ve hep böyle olmadı mı? Bir şey olmazyan "zaman" ölçüsü ile onlarca yıl önce söyleyenleri "geçmişten" hatıralar olarak düşünün.



Ve "Düşünce Yaratır!"...Biliyor musunuz; nereden alıyorlar bu Kendine Hzmet Dünyası güçlerini? Frekans kontrolü ile Biz'lerden, sizlerden, insanlardan. Yaratımları dar bir bantta üretilebilinir kılmak üzere bir sitemleri var: Korku, kaos, karmaşa üzerine.

İnsanlar kendine-hizmetin frekans tuzaklarında gezindikçe, kendine-hizmetin dengelenmesi işi gecikecektir. Çok uzak şeyler gibi algılanabilir bu şeyler, ama Bilgisel-Spiritüalizm'in kendine-hizmet için "büyük tehlike" olduğunu düşünüyorum. Yok sa neden, frekans tuzakları için bu kadar çok çaba göstersinler? İşte bu frekanslardan uzaklaşarak, kademeli terkederek ve
"Yaratıma Bilinçli Katılarak"; Barışın Dünya'gezegeninde her alanda ve ekonomide ve diğer tüm sosyal alanlarda bir seçim özgürlüğü olarak oluşmasını sağlayabiliriz. Çoğu güm sistemin "pembe dizilerini" seyrederek ya da yaratım için gerekli Sevgi frekansına gelemedikçe; Bilinçli Yaratıma Katılım çok zor. Tuzak bu; ne kadar frekans düzeltici şeyler ytgularsanız uygulayın, kendine-hizmet sisteminin "zehirlerini" almaya devam edildiği sürece, bu boşa giden bir çaba olacaktır. EAVET "Bilinçli Yaratım" ın nasıl gerçekleşebileciğini bilmek çok önemli. Yoksa Siz, hala "düşüncenin yaratım" gücüne inanmayanlardan mısınız? Kuantum fiziğini incelemenizi öneriyorum. Düşünce ve bilinç yaratımın herşeyidir.

Dünya'da cennetin fiziksel tezahürü için "bilgilere" ihtiyacımız var. Ve sonra da "uygulamaya" ve Birlikte Yaratım yapmaya. Bu çok büyük bir çözüm yoludur.

"Yaratıma Bilinçli Katılım" ile ancak; cennetin fiziksel tezahürünü Dünya gezegeninde gerçekleştirebiliriz. Diğer herşey çözümlenmiş ya da dengelenmiş olarak bu tezahürün içinde varolacaktır kendiliğinden!


Bilinçli Toplu Yaratım içinde -frekans tuzaklarından sıyrılarak- ancak fiziksel realite olayı değişebilir ve hayatın içinde yaşayarak mücadele etmek, gerektiğinde ifşaalarda bulunmak, gerektiğinde tüm olası medya çatlağını kullanmak, insanları bilgilendirmek. Kısaca, "aktif" olarak realitemizi değiştirmek ancak Bilinçli Yaratıma ve Toplu Yaratıma geçerek, daha çok insanın uyanmasını sağlamak gerekiyor. Bu asla "pasifizm" değil hatta olaylara aktif katılımdır. Oynanan oyunu bilmek, Evrensel, Küresel, Bölgesel, mesleksel bir oyun olduğunu bilmeliyiz. Yaratıcı eylem çeşitleri uygulanmalı: Yaratıcı olan ve hayatın eyleminden kopmayan yaratıcılık.

Alemtac

#220
"HES çığlıkları yükseliyor"
WWF-Türkiye, Türkiye'nin dört bir yanını saran hidroelektrik santraller furyasının ekolojik etkileri incelenmeden hayata geçirilen yatırımlar olduğunu, günübirlik ve kısa vadeli çıkarlar uğruna can damarlarımız olan sulak alanlarımızı tehdit ettiğini belirtiyor.


Güncelleme: 10:27 TSİ 22 Ocak. 2010 Cuma
"HES çığlıkları yükseliyor"

WWF Türkiye, hidroelektrik santraller ile ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada şu sözlere yer verildi: Doğu Karadeniz'den, Çoruh'a, Küre'den Köyceğiz'e ve Erzurum-Aksu'ya kadar ülkemizin neredeyse bütün akarsularında planlanan ve inşaat halinde olan yüzlerce hidroelektrik santral birçok soruyu ve sorunu da beraberinde getiriyor. WWF-Türkiye, Türkiye'nin dört bir yanını saran hidroelektrik santraller furyasının ekolojik etkileri incelenmeden hayata geçirilen yatırımlar olduğunu, günübirlik ve kısa vadeli çıkarlar uğruna can damarlarımız olan sulak alanlarımızı tehdit ettiğini belirtiyor.

Hidroelektrik enerji yenilenebilir enerji kaynakları arasında olsa da, bütüncül ve havza bazında planlama yapılmadan ele alındığında geri dönüşü olmayan ekolojik ve sosyoekonomik kayıplara neden olmaktadır. WWF-Türkiye, tüm HES projelerinde Dünya Barajlar Komisyonu tarafından su altyapı projelerinin karar alma süreçlerinde uygulanmak üzere geliştirilen yedi stratejik ilkesinin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Toplumsal kabul görme, alternatiflerin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi; mevcut barajların göz önüne alınması; nehirlerin ve sağladıkları geçim kaynaklarının sürdürülebilmesi; tanınmış hakların kabul edilmesi ve faydaların paylaşımı; kurallara uygunluğun sağlanması; nehirleri barış, kalkınma ve güvenlik için paylaşma olarak sıralanan bu yedi ilkenin hemen hemen hiçbirisinin ülkemizdeki yatırımlarda göz önüne alınmadığı görülüyor.

Son 40 yılda ülkemizdeki sulak alanların yarısından fazlasının sürdürülebilir olmayan politika ve su altyapı projeleri sonucunda kaybedildiğini vugulayan WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, "Ülkemizin bugün ve yarın için enerji ihtiyacını karşılama zorunluluğunun bilincindeyiz. Ancak, bu ihtiyaçları karşılarken belirli kriterleri uygulamak gerekir. Ülkemizin dört bir yanından HESlere karşı tepkiler yükseliyor. İlgili kurumlar; bu tepkileri duymak, anlamak ve projeleri ekonomik, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde gözden geçirmek durumundadır," dedi.

WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem "Beklenmedik kuraklık ve sellerle iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hissettiğimiz bu dönemde; yağış rejimini düzenleyen, taşkınları kontrol eden, yer altı sularını besleyen ve içme suyu, tarımsal sulama, balıkçılık gibi yaşamsal ve ekonomik hizmetler sunan akarsu ve sulak alanlarımıza her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Geleceğimizin sigortası olan sulak alanlarımız iyi yönetilmek, korunmak ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılmak zorunda. Ancak maalesef bugün geldiğimiz noktada, çevresel etkileri yeterince incelenmeden ülkemizin neredeyse bütün akarsularında yüzlerce HES projesi planlanıyor. Özellikle korunan alanlarımızın bu anlamda ciddi bir baskı ile karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Başta DSİ Genel Müdürlüğü olmak üzere su kaynaklarının planlanması ve yönetiminden sorumlu tüm kurumları bu yatırımları gözden geçirmeye ve eşitlik, sürdürülebilirlik, verimlilik, katılımcı karar verme ve sorumluluk ilkelerini uygulamaya çağırıyoruz," dedi.


 

Alemtac

#221
Yazar: Altan Akay | Ocak 2010

Aç Gözlerini!

Zorlayıcı koşulların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Dünya genelinde yaşanan olaylar, kuşkusuz kendini kurban gibi görmeye engel olamayan insanların aklına kurt düşürüyor. Ya benim de başıma aynıları gelirse... Ya domuz gribi olursam, ya ben de E5'te kaza yapar ölürsem, ya beni de kaynım bıçaklarsa?



Akşam yorgun argın eve dönenler, rahat bir şeyler giyip keyif yapmak için ayaklarını uzatıyor. Derken televizyon açılıyor ve saat gereği haberler başlıyor. Ve işte o anda gördüğü her şeye inanan bilinçaltı kayda başlıyor... 

Biliyor muyuz veya sizler biliyor musunuz? Her geçen gün kendinizi nelere inandırıp aslında nelerden git gide uzaklaşıyorsunuz? Akıp gittiğini düşündüğünüz ve her şey yolunda giden hayatınızda aslında kaçıp giden neler oluyor görüyor musunuz? Pazar günü evde ayaklarınızı uzatıp televizyon karşısında vakit geçirmek yerine kendinizi gökyüzünün altına attığınızda, aslında yarım saat önce evinizdeki halinizden daha huzurlu olacağınızı tahmin edebiliyor musunuz? "Benden geçti artık" derken aslında size hiç uğramamış olabildiğini ve bunun sadece ve sadece sizin suçunuz olduğunu kabullenmek istiyor musunuz? İçinizden şu anda bana sebep saymaya başlayan egonuzun bende hiç olmadığını mı zannediyorsunuz?

Son yıllarda hayatıma girip çıkan birçok insan oldu. Çoğu bir şeylerden yakınıyordu. Hayatında mutlu olamadığından bahsederek, mutluluğu daha çok yaşayamadığından muzdarip bir halde çemberin etrafında durmadan dönüyordu.  Bazıları ise içinde bulundukları durumu bile eleştirecek gücü kendilerinde bulamıyorlardı. "Yaşıyoruz işte" diyip geçiyorlardı. Bu karışıklık içerisinde dikkatimi çeken çok ciddi bir şey oldu. İnsanlar üzerinde yayılan korkular...

İnsanlar, arkadaşlar, programlar, yazılar, müzikler, ağzı olan olmayan her şey "dünya sallanıyor" diye bas bas bağırıyor. Her geçen gün ortak bilincimize bir yeni olumsuzluk daha ekleniyor. "Her şey yolunda hadi gelin korkmayalım" demiyorum... Düzene girmesi, sevgiyi tatması gereken alanlar ve insanlar bir yandan bağırıyor aslında. Fakat bunu başarmak yolunda bir şeyler çekiyor insanları geriden geriden. Bir zamanlar sevgili Hümeyra'nın "soldan soldan geliyorlar" dediği gibi bir şeyler bizi geriden geriden çekmeye çalışıyor. Kusura bakmayın... Dünyadayız ve düşünme yeteneğine sahip insanlar olarak bunları maalesef bizler yaratıyoruz. Ortak bilincimiz...

Üzüntüden dibe çöktüğü zamanlar olmuştur herkesin geçmişinde. Duyduklarınız ve gördükleriniz aslında bir şekilde başınıza gelmiştir. Ve bir çocuk misali kendi köşenizde ağlamaya başlayıp ne olacak şimdi diyen savunmasız anlarınız... Sonra hep aynı şey gerçekleşir. Bir anda yaşadıklarınızın gerçekçiliği size bulunduğunuz durumu kabullendirir. Ve işte bir şeyler o andan itibaren iyiye gitmeye başlar. Kabullenir ve teslim olursunuz. Derken büyür kocaman bir adam olursunuz...

Dünyamız bir çocuk gibi büyüyor ve gelişiyor. Bazen duruyor dert yanıyor. Ağlıyor. Hayatta paralellik gösteren farklı alanlardaki olgular gibi, sizler de onunla benzer paralellikte kendi içinizde ağlıyorsunuz. Farkında mısınız koca dünyayla birbirinize ne kadar çok benziyorsunuz? Tıpkı büyümeye çalışan bir çocuğa gösterilmesi gereken sevgi gibi kendinize ve içinde bulunduğunuz dünyaya sevgi göstermeniz gerektiğini hala göremiyor musunuz?

Her şey bizim tercihimiz. Dünya bir çocuk gibi bizlere küsecek olsa da eninde sonunda büyüyecek ve gelişecek. Onu nasıl büyütmek istersiniz? Yalnız ve acılarla mı? Onun yanında olarak mı? Siz nereye çekmeye çalışırsanız çalışın. "Gün" gelecek ve o kocaman bir adam olacak...

http://indigodergisi.com/52/aa002.htm
 

Tiversonus

#222
Sili depremi Dunya'nin eksenini degistirmis olabilir

 

space.com –2 Mart [/size=1]

 

Bir NASA bilim adami Sili'yi vuran muazzam 8.8'lik depremin tum Dunya'nin donusunu degistirmis ve gezegenimizde gunlerin uzunlugunu kisaltmis olabilecegini soyledi.

 

Kayitli tarihteki 7 nci en kuvvetli deprem olan bu deprem Cumartesi gunu Sili'yi vurdu ve Pasadena, Kaliforniya'daki NASA'nin Jet Propulsion Laboratuarinda arastirma bilim adami olan Richard Gross'a gore, bir Dunya gununun uzunlugunu 1.26 milisaniye kisaltmis olabilir.

NASA gorevlileri "Belki de cok daha etkili olan depremin Dunya'nin eksenini ne kadar degistirdigidir" dedi.

 

Sili depreminin etkilerini belirlemek icin Gross ve arkadaslarinin kullandiklari bilgisayar modeli de, Dunyanin figur ekseninden yaklasik 8 cm hareket etmis olmasi gerektigini buldu.

Dunyanin figur ekseni, her gun yaklasik 1,604 km/saat hizla etrafinda donen kuzey – guney ekseni ile ayni degildir.

 

Figur ekseni, Dunya'nin kutlesinin dengede oldugu eksendir. Dunya'nin kuzey – guney ekseninden yaklasik 10 metre uzaktir.

 

Son zamanlarda kuvvetli depremler Dunya'nin gunlerini ve eksenini degistirdi. 2004'teki 9.1'lik Sumatra depremi Dunya'nin gunlerini 6.8 mikrosaniye kisaltmis ve eksenini yaklasik 7 cm degistirmis olmalidir.

 

Bir Dunya gunu yaklasik 24 saat uzunluktadir. Yil boyunca, gunun uzunlugu normalde, gittikce bir milisaniye kadar degisir. Dunyanin daha yavas dondugu kisin artar ve yazin azalir.

Sili depremi Sumatra depreminden daha kucuktu, ama yeri nedeniyle Dunya'ya etkileri daha buyuktur. Merkez ussu Sumatra olayindaki gibi ekvatora yakin degil, Dunya'nin orta – enlemlerinde yerlesiktir.

 

NASA bilim adamlari, 2010 Sili depreminden sorumlu olan fayin Dunyayi Sumatra depreminin fayindan daha dik acida kestigini soyledi.

 

"Bu Sili fayini, Dunyanin kutlesini dikey olarak hareket ettirmekte daha etkili yapiyor ve boylece Dunyanin figur eksenini degistirmede de daha etkili kiliyor.

 

Gross bulgularinin Sili depremi ile ilgili elde edilen erken verileri dayandigini soyledi.

 

Depremin karakteristikleri ile ilgili daha fazla bilgi ortaya ciktikca, onun etkilerinin tahmini de muhtemelen degisecektir.

 

European Southern Observatory'e gore, Sili'nin Atacama Colundeki bircok buyuk teleskop zarar gormedi.

 

http://news.yahoo.com/s/space/20100302/sc_space/chileearthquakemayhaveshorteneddaysonearth

 

(Ceviri: Saffet)
[/size=1]

Tiversonus

#223
Kedi Dedi: Ben'im Yolu
   

Kedi Dedi

Posted: 05 Mar 2010 03:58 PM PST
 

Kedim bana konuştu. Ve dedi ki;

Merhaba insan dostlarım. Sizlerle bu şekilde iletişimde olmanın, bizleri bir düzeyde daha anlaşılabilir kılmanın aracı olabileceği potansiyelini harekete geçiriyoruz. Bu şekilde diyorum; Çünkü bizler iletişim için sözcükleri ve zihinsel tanımlamaları kullanmayız. Sözcükler yerine ses tonlamaları o anki duygumuzu veya ihtiyacımızı vurgulamak için kullanılır. Zihnimiz ise bir insan zihninin yapabileceklerine kıyasla daha sınırlıdır fakat pratik anlamda yeterlidir.

 

Zihnimizin işleyişine değinmek isterken, şu anki diyaloğumuzu örnek olarak kullanmak isterim. Su anda bir insan zihni ve insan ortak bilinci bizim oluş halimize sizin anlayabileceğiniz şekliyle kanal olmakta. Bizler diğer herşey gibi insanın henüz tam olarak içine almamış olduğu bazı öz nitelikleri onlara yansıtan kendi parçalarıyız. Çok uzun zamandır insanlarla etkileşim halindeyiz. İnsanla olan bu beraberliğimiz bizleri de kendi bilincimizin sınırlarının ötesine taşımak için bir araç. Sınırlarımızın kısıtlılık olarak algılanmaması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizler de varoluşun tüm diğer canlı unsurları gibi genişlemekteyiz. Bizler normal halimizde sürekli şimdiki anda, olmuş ve olmakta olan ile bütünlük içerisinde varoluruz. Fiziksel olarak bir köşede oturmuş, gözlerimizi kısmış haldeyken aslında sadece orada değiliz. Sizlerin henüz algılamakta kısıtlı olduğunuz düzeylerde sadece sizlerle değil, yüce uyumla birlikteyiz.

 

Yüce uyum ile birlik halimiz, bazı insanlar tarafından algılanmış ve içe dönüş uygulamalarında ilham aldıkları bir araç olarak da kullanılmıştır. Zen budistleri bizleri bu açıdan algılarlar ve onurlandırırlar. Eski Mısır'da ise bizlerin algı bandı genişliğimiz bazı rahipler tarafından yüksek zeka formları ile iletişim aracı olarak kullanılmaktaydı.

 

İnsanlar bizlerle çoğunlukla duygu düzeyinden etkileşime geçerler. Duygusal varlıklarındaki boşlukları, yaraları doldurmak ve onarmak için araç oluruz onlara. Kendi dünyalarında yaşamış oldukları duygusal travmalar, beklentiler ve özlemler bizim varlığımız ile bir düzeyde şifalanırlar. Fakat bu noktada insanlar alışageldikleri üzere her zaman yaptıkları gibi, bizleri sahiplenme yoluna giderler ve gerektiğinden fazla anlam yükleyerek baştacı ederler. Bazılarınız ise içlerinde tuttukları öfkeyi ve nefreti bizlere akıtırlar. Bu ise etkileşimde ortaya çıkan bir başka dengesizliği var eder.

 

Bu düzeydeki duygular, sevginin deforme olmuş halleridir. Sevgi tüm varoluşun ortak dilidir. Kabulün dilidir sevgi. Bağımlılıkların, sahiplenmenin, beklentinin, aşırı yüceltmenin, öfkenin ve nefretin yaşandığı bilinç halleri, son derece sade, beklentisiz, kendiliğinden ve süptil ama gücünü sadeliğinden alan sevgi bağının, sınırlı ve kapalı bilinç düzeylerindeki yaşanış şekilleridir.

 

Bu noktada bizler insanın yaralarını üstümüze almaya meyilliyizdir. Ancak insan gibi bu enerjileri üzerimizde taşımaksızın akmasına izin verdiğimiz için bu bize yük olmaz. Etkileşimin bu hali insanları dengeler. Oysa bizler daha üst düzeyde, size kendi içinizde farkında olmadığınız özsel niteliklerinizi ve kalitelerinizi yansıtmaktayız ki, onları görüp, içinize alıp bedenleyesiniz. Varoluş bu şekilde vardır. Her dinamik diğerini destekler ve besler. Negatif veya pozitif, hepsi varoluşun ortak bilincinin birbirine olan yansimalarıdır.

 

Sokakta aç ve yaralanmış, travma yaşayan bir kedi gördüğünüzde, bu hallerinizi de sizlere yansıtmak üzere bedenlemiş olduğumuzu düşünerek bakın. Bir tarafta aç kediler varken, diğer tarafta aşırı ve dengesiz beslenmeden dolayı obezite sorunu yaşayan kediler olduğunu görün ve bunun içinizdeki nedenlerine bakın. Kendinize ve diğer insanlara davranış şekillerinize bakmakta olduğunuzu bilin. Bu dünyada gördükleriniz ve görecekleriniz tümden sizlere birer aynadır. Kendi güzelliklerinizin ve parçalanmış benliğinizin yansımalarıdır. İnsanlara yakın bir konumda olan bizlere de bu açıdan bakın. Sizlere, sizlerin umutlarınızı, acılarınızı ve size hoş gelen, şifalandırıcı taraflarınızı yansıtmaktayız. Bilincinizdeki sapmaların yarattığı enerji dengesizliklerini size göstermekteyiz.

 

Etkileşimimizin bu aralığında vurguladığımız şeyi genele yayabilirsiniz. Bizim yaptığımız şeyi dünyamız da yapmakta. Sizi dengeleyip yükselten özellikleri olduğu gibi, sizi sarsan, su ile yıkayan, ateş ile saflaştıran devinimlerine de bu gözle bakınız.

 

Kediler herne kadar insanlara yakın olsalar da, kendilerine ait bir alanları vardır. Sevgi, oyun, yakınlık vs. kendi alanlarında zaman geçirmek istedikleri ana kadar yaşanır. Bu tutum beslenme döngüsünü kesintisiz devam ettirmek ve domine etmek ihtiyacında olan insanlar tarafından nankörlük ve bencillik olarak tanımlanır. Hatta çoğu insan kendileri sorgulamaksızın bu önyargılara ve inanç kalıplarına prim vererek bu yanılsamayı gerçek olarak kabul ederler. Bu, insan bilincine bizlere dair kazınmış bir yanılsamadır. Size bu özelliğimizi örnek almanızı tavsiye ediyoruz. Kendi alanınız ve kendinize ayırdığınız zamanınız olsun. Kendinizi güçlendirmeksizin verdiğiniz zaman, verdiklerinizi de zayıflatırsınız. Verdiğiniz şey, şekli ne olursa olsun altındaki sınırlılık imzasını taşıdığı için bu böyledir. Önce kendinize verin. Önce kendinizi sevin. Bu niteliğimizi örnek alın. Ancak size küçük bir uyarı! İnsanlar sizi bu yüzden nankör ve bencil olarak suçlayabilirler. Siz neyi seçiyorsunuz, bir yanılsmayı mı yoksa gerçeği mi?

 

İnsanlar kendi benliklerinin tüm parçalanmış yanlarına sahip çıkıp, üstlendikleri zaman etkileşim bir başka düzeye taşınmış olacak. Böyle bir potansiyeli de bir düzeyde kendinize yaklaştırmış olduğunuz için şimdi bu şekilde ve bu düzeyde iletişim kurmaktayız. Unutmayınız, yüksek zekanız sizlere her yolla konuşur. Bunu algılayabilmeniz için sözsel ve zihinsel iletişim ve etkileşimin dışına çıkmanız için sizleri yüreklendiriyoruz.

 

Zaman ve mekan düzlemi bizler için varoluşumuzun sadece bir katmanıdır. Zaman içinde, acıktığımız zaman yer, uykumuz gelince uyuruz. Yüce uyumla birlik anlarımız ise sizler tarafından tembellik ediyormuşuz gibi algılanır. Bir adım ötenizde içenize almakta zorlandığınız ne kadar yüce bir oluş halinizin sizlere eşlik etmekte olduğunu bilseydiniz, sanırım sıcak bir köşede birlikte siesta yapıyor olurduk. Sahip olduğunuz hayal etme ve yaratma yetiniz böylelikle en etkin haline geçmiş olurdu. Sonrasında ise bunu kendi zaman ve mekan boyutunuzda yapma ve yaşama olarak deneyimlerdiniz.

 

Şimdi, bu etkileşimimizin en can alıcı mesajını vermek istiyorum.

Az önce söylemiş olduğum herşey bir değişim sürecine girdi. Bizler hayvan ve doğa ruhları olarak bu çağrıyı sizlerden önce aldık. Çağrı, sizin en yüksek potansiyelinizden gelmekteydi. Sizler O'nu şimdi bedenlemek üzere çağırdınız ve O insan bedeninde genişlemek üzere gelmekte.

 

Bir ayrışma yaşanıyor. Yukarıdaki cümlelerde yaptığım tanımlamaya uyan insan bilinci ve dünya artık çözülüyor. İnsan kendi gücüne sahip çıkmayı, sorumluluğunu almayı seçtiği için, tüm bu sorumluluk aşama aşama ona verilmekte. Bu durum insanı güçlendirirken, daha önce hiç kullanmadığı ruhsal niteliklerini devreye sokmak insanı zorluyor. İnsanı dışsal olarak destekleyen tüm unsurlar yavaşça çekiliyor ve insan kendi başına ayakta durmaya, yürüyebilmeye çalışıyor.

 

Gücüne sahip çıkma sürecinde olup, sorumluluğunu alan insanlar için önce kendi dünyaları ve bilinçleri değişmekte. Değişmeyi ve uyanmayı seçenler biliniz ki, bırakmakta olduğunuz şey kendinize ve yaşama dair sahip olmuş olduğunuz sınırlı bir algı ve bunun yüklerinden başka birşey değildir. Bırakmamakta, direnmekte, savaşmakta, eskiyi koruma çabası içinde olanlara ise şunu söyleyebiliriz ki, bizler de artık şu ana kadar verdiğimiz desteği aşamalı olarak geri çekmekteyiz. Sizler bilincinizde yeterli bir kütleyi oluşturup bu dinamiği harekete geçirecek seçimi yapmamış olsaydınız böyle bir süreç sözkonusu olmayacaktı. Kapılar bir taraftan kapanırken, diğer taraftan yeni başlangıçlara doğru açılıyor.

 

Dileğimiz bundan sonra, dışarıya bakan gözlerinizin aslında içinize bakmakta olduğunu bilmesi yönündedir.

 

Yüce Uyuma ( Tobi'nin deyimi ) kanal olan Tobişko ve Halil'den sevgiyle sunulmuştur.


ALINTI:

aryanon.blogspot.com[/size=1]

Tiversonus

#224
Noroteoloji – Tanrinin Insan Beyninde Fiziksel Baglantisi Var mi?

 

William James "Dinsel Deneyimin Cesitliligi"nde insan turlerinin evrensel inanc sistemlerini ayrintilandirir. Gustav Jung Tanri inancimizi evrensel arketip olarak adlandirdi, kollektif bilincdisimizin butunsel bir parcasi.

 

Pennsylvania universitesi sinir sistemi uzmani ve "Inandigimiz Seye Neden Inaniriz"in yazari Dr. Andrew Newberg insan beyninin din ve spirituelligi nasil isledigini izleme yollari uzerinde calisiyor.

 

Ornegin, neden Tanri, din, UFOlar, komplo teorileri ve mucizevi tedavilerden buyulenmeye devam ediyoruz, bilim bu iddialarin cogunu kabul etmeyebildiginde bile? Basitce soylemek gerekirse: Inandigimiz seye neden inaniriz?

 

Newberg spirituel, sosyal ve bireysel inanclarimizin temelini olusturan mekanizmalari inceliyor, yasamlarimizda anlam ve butunluk bulmak icin biyolojik olarak guduldugumuzu iddia ediyor. Gercekte, beyinlerimiz bizi hayatta kalma – amacli gereksinimlerimizin cok daha otesine goturebilen inanclar sistemi yaratma ve surdurme kapasitesine sahiptir. Bu inanc sistemleri sadece ahlak kurallarini ve degerlerini sekillendirmez, ayni zamanda bedenlerimizi ve zihinlerimizi iyilestirmek icin, yakin iliskilerimizi guclendirmek icin ve baskalariyla ruhsal baglantilarimizi derinlestirmek icin kullanilabilir. Ancak, bunlar ayni zamanda manipule etmek ve kontrol icin de kullanilabilir, cunku inanc sistemlerimizi baskalarina empoze etmek icin biyolojik bir egilim ile de dogariz. Inanclarimizin iyilestirme veya incitme, mutlulugu veya hastaligi buyutme veya toplumsal  anlasmazlik veya baris uretme icsel gucu, onun kitabinin temelini olusturan temadir.

 

Erken tip kariyerini beynin Alzheimer's ve Parkinson's hastaliklari, depresyon ve endise gibi norolojik ve psikiyatrik kosullarda nasil calistigini inceleyerek gecirdikten sonra, Newberg bu beyin – tarama teknolojisini aldi ve bunu spirituel olana yonlendirdi: anlamsiz veya anlami bilinmeyen kelimelerle konusan Franciscan rahibeler, Tibetli Budistler ve Pentecostal Hristiyanlar. Pennsylvania Universitesindeki ekip uyeleri bulduklari seye sasirdilar.

 

"Dini ve spirituel inanclari ve uygulamalari dusundugumuz zaman, uygulamalarda ve geleneklerde muazzam benzerlik goruyoruz."

 

Alnimizin hemen arkasindaki bolge olan on lob dua ve meditasyonda dikkatimizi odaklamamiza yardimci olur. Kafatasimizin arkasina yakin yerlesik olan parietal (yan) lob duyusal bilgimizin mevkisidir. Newberg bunun kisinin kendisinden daha buyuk bir seyin parcasi olma duygusuna dahil oldugunu soyluyor. Merkezde derin sekilde yerlesmis olan limbik sistem duygularimizi duzenler ve husu ve sevinc duygularindan sorumludur.

 

Newberg dini harika dengeleyici olarak adlandirir ve beynin benzer alanlarinin dua ve meditasyon sirasinda etkilendigini isaret eder. Newberg bu beyin taramalarinin, beynimizin Tanri'ya inanmak icin insa edildiginin kanitini sunabilecegini ileri surer. Jung'u taklit ederek, yuksek bir guce inanmamizi kolaylastiran insan zihninin evrensel ozellikleri olabilecegini soyler.

 

Bazi rahibeler ve baska inanirlar beyin taramalarini insan varliklar ve Tanri arasinda yaradilistan gelen, fiziksel bir iletim hattinin kaniti olarak savunurlar. Onlara gore, Tanri'nin insanlara beyin fonksiyonlari vasitasiyla Kadiri Mutlak ile iletisim kurma yolu vermesi anlamlidir.

 

Bazi ateistler bu beyin taramalarini, din ve Tanri ile baglantili olan duygularin beyin devresinin tezahurlerinden baska bir sey olmadiginin kaniti olarak gorduler.

 

Scott Artan kendisini ateist olarak dusunmez, ama o beyin taramalarinin insanlarin neden Tanriya inandiklarinin anlayisi acisindan cok az sey sundugunu soyluyor. O bir antropologtur ve "Guvendigimiz Tanrilar: Dinin Evrimsel Manzarasi"nin yazaridir. Dini evrim ve Darwinci adaptasyonun yan urunu olarak gorur.

 

http://www.dailygalaxy.com/my_weblog/2007/04/neurotheology_i.html#more

 

Inancin Biyolojisi

 

Joseph Campbell'e gore, insanlar ve tanrilari arasinda rituel vasitasiyla algilanan husu uyandiran mesafe, mitin tek harika hikayesidir: baslangicta kaynak ile bir idik, ama kaynaktan ayrildik ve simdi geri donus yolunu bulmaliyiz."

 

Insan ve onun spirituel kaynaklari arasindaki bu orijinal durumu duzeltmek, erken avci kulturlerden Isa'nin Tanri'ya giden yolu sundugu Hristiyan teolojisine, Buddha'nin ogretilerini izleyerek birligin ulasilabildigi Budizme, Allah'in iradesine teslim olma ile uzlasmaya ulasilan Islama kadar tum buyuk inanc sistemlerinin vaadidir.

 

Askin ruhsal haller uretmek icin rituel yetenegi, hipotalamus ve otonom sinir sistemleri uzerine ve en sonunda beynin kalanina dua, muzik, meditasyon ve fiziksel egzersiz gibi ritmik rituellestirilmis davranislarin etkisinin sonucudur. Andrew Newberg'in "Neden Tanri Terk etmeyecek – Beyin Bilimi ve Inancin Biyolojisi" kitabinda Andrew Newberg'e gore bu spirituel aktiviteler kan basincini dusurebilir, kalp atisini yavaslatabilir, solunum hizini azaltabilir, kortizol hormonu seviyelerini azaltabilir ve bagisiklik sisteminde pozitif degisimler yaratabilir.

 

(Çeviri. Saffet)