Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#225
NASA Emektari "Yalniz Degiliz" Diyor

 

12 Mart 2010

 

Clark McClelland

 

zzz933@hotmail. com [/size=1]
 

12 yasimdan beri dunyayi ziyaret eden dunya disi yildiz irklarini incelemekteyim. 1958 ve 1992 arasindaki kariyerim Cape Canaveral ve Kennedy Uzay Merkezi'nde astronomi ve uzayi inceleme arastirmalarina adanmisti.

 

Kucuk bir teknik kolejden mezun oldum, bransim yapi tasarimi muhendisligi idi.

 

Cape Canaveral'e ilk geldigim zaman, itibar goruyordum. Bu, SSCB ile uzay yarisi zamanlari sirasindaydi ve Cape'in yapi tasarimcilarina cok ihtiyaci vardi.

 

Kariyerim daha buyuk sorumluluklar ile gelisti. ABMA (Ordu Balistik Fuze Ajansi) Jupiter C, Juno ll firlatilmasina yardimci oldum ve USAF Atlas, Titan, Minuteman, Thor, US Navy Polaris, Poseidon, Vanguard, NASA Saturn l, Saturn V ile devam etti. Dr. Wernher von Braun ve onun bilim adami grubu ile periyodik olarak calisarak roket firlaticilar ve servis kuleleri tasarimina yardimci oldum.

 

668 misyonun firlatilmasina tanik veya yardimci oldum.

 

Son isim Uzay Mekigi Takimi,  Uzay gemisi Operatoru (ScO) idi. Gorevdeki astronotlar SCO'larin uzay mekiklerini ucus murettebatindan daha iyi bildiklerini soylediler. Haftada 6 -7 gun gunde 12 saat veya daha fazla onlarin icinde zaman harcadim. Bazilari bize GTA'lar, Zemin Test Astronotlari adini verirdi.

 

OLAY

 

1991'de, Kennedy Uzay merkezindeki gizli Misyon Kontrol Merkezinde bir uzay mekigi gorevini izlerken, acik Uzay Mekigi Uzay Araci Murettebati Bolmesinde boyu 2,5 – 2,8 metre olan (uzayli) bir varligi gozlemleyince saskina dondum.

 

Varlik cok uzun boyluydu, onun yaninda suzulmekte olan iki NASA astronotundan cok daha uzundu. Mekigin Murettebat Bolmesinin icinin boyutlarini cok iyi bildigimden onun boyunu tahmin edebildim. Yuzunun tum ozelliklerini goremiyordum, iki gozunun, burnunun oldugunu dusunuyordum ve basinda buyuk bir koruyucu baslik oldugundan, baska bir sey gorunmuyordu.

 

Dar olan uniforma turunde bir uzay giysisi icindeydi. Onu 27 inc TV monitorunde uzaktan gordum. NASA astronotlarinin varligi iyi tanidiklari gorunuyordu. Varlik iki NASA astronotu ile iletisim kurmaktaydi. Houston Uzay Merkezinden gelen bazi NASA yorumlari vardi, ama varliktan soz edilmiyordu. Birkac ifadeden sonra, sesler kesildi ve baska yorumlar isitip isitmedigimi hatirlamiyorum.

 

Gizli bir izleme ofisindeydim ve Houston Misyon Kontrol'de bu olayin monitorumde gorunmesi onlarin hatasi olabilirdi. Bundan baska bir sey soyleyemiyorum.

Aniden bu bircok monitorumde gorundu. Cesitli mekik operasyonlarini gozlemek icin birkac monitorum vardi.

 

Ayrica bircok misyonda mekige yakin ucan bircok UFO'lari gozledim. Unlu mekik misyonlarinda kacmakta olan UFOlarin bircok resimlerini cektigimiz zaman, bu sasirtici olayda gorevdeydim. NASA bunun buz kristalleri oldugunu soyledi.

 

Baska bir cok verilere sahibim. Hic kimse bunlari yayinlamaz. Neden? Cunku onlar GERCEGI BILDIGIMI BILIYORLAR. Buzz Aldrin daha fazlasini biliyor. Bu olay, BIZIM dunyada KOLELESTIRILMIS IRKLAR OLDUGUMUZU inanmama neden oldu.

 

UZAY GEMISI

 

Buyuk, garip, bilinmeyen bir uzay gemisi mekigin arkasinda yorungedeydi. Kisa kanatli bir nesneye benziyordu ve yildizlararasi mesafelerde seyahat eden bir uzay araci olarak kullanildigi gorunmuyordu. Bunun icin cok kucuk gorunuyordu ve muhtemelen derin uzay ucusunu yapamazdi, bu olaya bir dakika yedi saniye sureyle tanik oldum.

 

Bu tur essiz aktiviteleri kaydetmekte bir uzmanim. Ayrintili bir rapor yazdim. Rapor NASA misyon firlatma yoneticisine iletilmedi. Tanigim yoktu. Monitorde izledigim sey Texas, Houston'daki NASA misyon Kontrol tarafindan gizlice izlendiginden, bu uzun boylu varligin iki NASA astronotu ile iletisim kurdugunu gordugumu biliyorlardi.

 

Daha sonra, uzman bir grafik sanatcisi bu olayin cizimini yapti. Websitemde gorebilirsiniz; http://www.stargate -chronicles. com (Sekil asagida)

 

Olaydan yaklasik iki ay sonra, baska bir aerouzay muhendisi tarafindan verilen baska bir rapordan haberim oldu. Bu kisi de uzay mekigi firlatmalarina dahildi.

 

Bu mekik muhendisi 2,5 – 2,8 metre boyundaki ayni varligi uzay mekigi murettebati kompartmaninin ICINDE gozledi. Evet, mekigin icinde! Yine, iki NASA astronotu ile konusmaktaydi.

 

Ne ABD uzay programi ne de dunyada bilinen baska yabanci Uzay Programi, fiziksel olarak bu kadar buyuk varliklari tasiyacak uzay araclarini yapmiyor.

 

TEPKILER

 

Deneyimimden birkac ay sonra, NASA ofisine cagirildim. Daha once bana baska sorumluluklar icin NASA Astronot ofisine tayin edildigim soylenmisti. Cagri pozisyonumda terfi icin degildi, yillarca hizmet ettikten sonra duzmece bir seyle beni isten atmakti.

 

Komite orijinal muracaatimda yasamakta oldugum yerin eski adresini yazmadigimi soyledi. Varsa bile bu kucuk bir hataydi. Ertesi gun, aslinda sorulan eski adresimin yazilmis oldugunu gosteren orijinal ise muracaat formumun kopyasi ile geri dondum. Bunu goz onune almadilar. Usulsuz bir mahkeme isimi, saglik yardimini ve emekliligimi engelledi. Bu karar verildikten bu yana yoksulluk icinde yasadim. NASA sizi isten cikardiktan sonra hic kimse sizi ise almiyor.

 

Dunyanin insanlari, insan irki kesinlikle Samanyolu Galaksimizde ve Evrenin enginliginde YALNIZ DEGIL.

 

Astronomi biliminde ve aerouzay kesiflerindeki sayisiz yillarim boyunca, insan irkinin kotu (canavar) daha yuksek bir golge hukumet tarafindan kontrol edildigi cok acikti. Bu hukumet cesitli ulusal politik kararlari cigneyebilecek, gecersiz kilabilecek, hepimizi kuresel kolelik halinde tutabilecek ve tam ekonomik kontrol altinda tutabilecek kadar guclu. Su anda yasamakta oldugumuz cokusun farkinda misiniz?

 

Kadim Incil dunyanin kadinlariyla ciftlesen Devlerden soz eder. Devlerden tum dunya tarihinde bahsedilmektedir. Onlar hala bizimle mi? Ikimizin de gordugu bu devler miydi?

http://www.stargate-chronicles.com

 

Clark C. McClelland, eski ScO.

 

(CEVIRI: Saffet)

Alemtac

#226
Yola Işık Düşünce-26.3.2010

 Bugün, 20:01

21 Mart'tan sonra bir viraj daha dönüldü. Önceden, yani bir hafta-on gün öncesinden hazırlanmıştık gerçi, içimizdeki sessiz co-pilotlar, bizi gelen viraj konusunda uyarmışlardı.

Ekinokslar, özellikle 21 Mart'lar neredeyse bütün kadim öğretilerde, hep yeniden doğum demektir. Günlerin uzamaya başlaması, sadece ışığın karanlığa artık üstün gelmesi anlamına değil, aynı zamanda, zor zamanlarda uykuya yatmış değerlerin, doğanın, ve bütün hayatiyetin yeniden aktive olması, herkesin yeni umutlarla yeni başlangıçlar yapması anlamına da gelir.
 
Biz de yeniden doğduk. Hep doğuyoruz, eski kabuklarımızı bırakıp yeni kabuklarımızla ilerliyoruz, ama bu sefer biraz farklı.
Birincisi, uyku çok çağırdı bizi. Derin derin uykular. Renkli, kalabalık, semboller ve maceralarla dolu, gerçek gibi rüyalar. Bahar yorgunluğu olsa daha uzun sürecek, ama uykuya borcumuzu ödeyince biten bir süreç. Sonra boğaz ve solunum sorunları, öksürükler, boğaz ağrıları, boğaz bölgesinde kaşıntı ve kabartılar. Nedeni soğuk algınlığı değil, sadece kendimizle konuşma zorluğu. Yeni kendimizin dilini öğrenme çabası. Cilt sorunları da oldu, olmak istemediğimiz bir insan olmak zorunda olmadığımızı hissettiğimiz için sivilceler, döküntüler, hatta egzama.

İkincisi, içimizde "haydi artık" diyen bir ses. "Kimi ve neyi bekliyorsun, adım at, istediklerini, bugüne kadar ertelediklerini bir an önce yap. İşin, eşin, şehrin, ya da şartların artık seni engellemesin, hiçbir şey seni engellemesin". Bu ses bizi zorladı. Bazen özgürlük niyetiyle yola çıkıp, kendi sınırlarımızı aşınca tat almadık. Bastırmak için bazen işimize odaklandık, bazen kendimizi alkole vurduk. Bazen de, "niye bugüne kadar beklemişim ki, harikaymış" dedik. Ama yine de zorlandık.
Üçüncüsü, gitme arzumuz arttı. Dünyadan, evimizden, yatağımızdan, başka yerlere, başka deneyimlere ve insanlara... Hatta bazen başka gerçekliklere... Bazı insanlardan gittik Sezen Aksu gibi, bazı alışkanlıklardan, bazı kalıplardan...

Son olarak, zaten yılbaşından beri var olan, ve gittikçe artan hizmet etme, insanlara daha faydalı olma arzumuz, daha da arttı. Enerjiler, öğretiler, ya da yollarda sadece pasif izleyici ve uygulayıcılar olmak yerine, aktif katılımcı ve öğretmenler olmak istedik. Toplu çalışmalar, iradelerin ve güçlerin sinerjisi daha çok ilgimizi çekmeye başladı.

Yeniden doğmak harika. Birçok felsefi ve bilim kurgu eserinin ana teması. İsa gibi yeniden dirilmek, ölümden sonra aynı zihinle ve ruhla yeniden doğmak. Ama dikkatli olmak lazım. Çünkü insan hep fazlasını ister, bu 21 Mart'ta daha da fazlasını istiyor. Özgürlük demek sınırsızlık demek değil. Siyahtan beyaza geçmez doğa. Önce filizler çıkar, sonra yapraklar ve çiçekler, ve sonra meyveler. Erken açan çiçekler, meyveye dönüşmez. Temkinli ilerlemek lazım. Sürecin tadını çıkarıp, hazmederek.
Evet, yeni bir dönem başladı. Biz yeniyiz. Ama birden çiçek açmak istemek, meyvesizlik riski demek. Bebeğiz daha, hemen koşmak istesek de, o yüzden bebek adımlarıyla yürümek daha iyi.

Dinlenelim, eğlenelim, enerji toplayınca bebek adımlarıyla ilerleyelim. Tabii ki aslında ertelediğimiz, yok saydığımız yönlerimize kavuşacağız. Maddi ve dünyevi olarak da, manevi ve evrensel olarak da. Sadece bir an önce sonuca ulaşma arzusu, hem sürecin keyfini almamıza engel olur, hem de sonuca ulaşamama riskini yaratır. Aslında kendimizle yarışsak da, bilelim ki, bu yarışı kaplumbağalar kazanır, tavşanlar değil.

Neşeniz, bilir.
Sevgi ve Bilgi paylaşılarak çoğalır.
Maksat Bir, rivayet muhtelif.
Sevgi ve ışık,
KOrkut.

PS: Bu metni izin almadan her yerde ve herkesle paylaşabilirsiniz...
[email protected]
 

Moderator

#227
Buyuk Hadron Parcacik Hizlandirici Kendi Rekorunu Uc Katina Cikardi

 

19 Mart 2010

 

Buyuk Hadron Parcacik Hizlandirici bu sabah enerjisel parcacik isinlarinin yaratilmasinin yeni rekorunu kirdi. Parcacik hizlandirici parcaciklari 3.48 trilyon elektron volta yukleyerek kendi rekorunu gecti.

 

Bu insan varliklar tarafindan simdiye kadar yaratilmis olan isin enerjisinin uc katidir ve LHC'nin niyet edilen maksimum kapasitesinin yarisinda az bir miktardir. Son zamanlardaki bir seri aksilik ve onarimdan sonra, CERN'in Hizlandiricilar ve Teknoloji Yoneticisi Steve Myers basarili bir bildiriyi ilan etti. "Isinlari 3.5 TeV'e getirmek LHC'nin toplam tasariminin saglamliginin kanitidir."

 

LHC bilim adamlarinin kutlenin, karanlik maddenin ve evrenin orijinlerinin dogasini daha iyi anlamasini sagladi. Ancak onlarin cogunun hepimizin bildigi su andaki teorik modeller setini - iplik teorisi, karanlik enerji, Higgs – Boson vs - onaylamasi yerine, CERN – isletme deneyinden tamamiyla beklenmeyen bir sey ortaya cikacak.

 

Muazzam deneyin bundan sonraki kismi teorik tahminleri onaylayabilecek veya onlara meydan okuyacak muhtesem minik bir patlama yaratmak icin bu isinlari carpistirmaktir. Geriye kalan cokuntuyu tasnif ederek, fizikciler sadece belirli teorik senaryolar altinda mevcut olan ozel atom alti parcaciklar bulabilirler. Ornegin, belirli turde supersimetrik parcaciklarin (sparticles) kesfi, fizikci Michio Kaku'nun "11 nci boyuttan sinyaller" olarak adlandirdigi sey olarak gorulebilir.

 

http://www.wired. com/wiredscience /2010/03/ lhc-triples- its-own-record/ #ixzz0ig2JjyoO

 

Atom carpistirici 'Big Bang' carpismasina ulasiyor

 

30 Mart 2010

 

Cenevre yakinlarindaki Avrupa Nukleer Arastirma Organizasyonu'ndaki (CERN) dunyanin en buyuk atom carpistiricisindaki bilim adamlari, evreni yaratan Big Bang'e yakin kosullari taklit ederek, protonlari rekor gucte carpistirmayi kutluyorlar.

 

Dunyanin en buyuk atom carpistiricisindaki bilim adamlari Sali gunu parcaciklari rekor enerji seviyelerinde carpistirmaya basladilar, evrenin en derin sirlarinin arayisinda yeni bir cagi actilar.

 

CERN, ucuncu girisimde, proton isin demetleri isik hizina yakin hizda carpisarak 27 kilometre hizlandiriciya hucum ederken, benzeri gorulmemis enerji patlamalarini serbest biraktigini soyledi.

 

CERN bilim adami ve sozcusu ulasilan rekor enerji seviyelerini kastederek,  "Bu yeni bir cagi olusturan, yeni cagin baslangici olan fiziktir, 7 TeV'ta (teralektronvolt) carpismalara sahibiz" dedi.

 

CERN Genel Direktoru: "Bu bilim icin buyuleyici bir an" dedi.

 

Bir saat icinde, tum dunyadaki duzinelerce ulkeden fizikciler, renkli enerji patlamalari olarak grafik haline getirilen ilk gozlemlere hayretle bakiyorlardi.

 

"Deneyin en buyuk kisimlarindan birinin sozcusu olan Fabiola Gianotti, "Detektorun icinde gordugumuz sey bir havai fisek gosterisi, bir suru enerji idi, simdiye dek gordugumuzden tamamiyla farkli bir seydi" dedi.

 

Basari Cenevre yakinindaki Fransiz – Isvicre sinirinin altinda bulunan dev 3.9 milyar euroluk makinede duraksamali bir baslangictan sonra geldi, bu baslangic evrenin onemli sirlarindan bazilarini ortaya cikarmayi amacliyordu.

 

Ancak 20 milyar proton arasindaki carpismalar 1:06 pm'de ortaya cikti, evreni yaratan Big Bang'e yakin kosullari taklit eden guclu ama mikroskopik patlamalari yaratti.

 

CERN sozcusu James Gillies, "Big Bang'in bir saniyesinin milyarda birindeyiz" dedi.

 

CERN'in Hizlandiricilar ve Teknoloji Yoneticisi Steve Myers " Ayni seyi onumuzdeki hafta bircok kez, yil sonuna kadar yuzlerce kez yapacagiz" dedi.

 

Myers, girisimi Atlantik'in her iki kiyisindan igneleri ateslemeye ve parcaciklar halka etrafinda saniyede 5.000 kereden daha fazla donerken onlari yari yolda carpistirmaya benzetti.

 

"Ilk Fizik" olarak isimlendirilen yeni asama, bu tur carpismalarin 18 – 24 aylik surede milyarlarca serisinin sadece baslangicini isaret ediyor.

 

Tum dunyadaki bilim adamlari dev bir bilgisayar aginda, genel olarak "Tanri Parcacigi" adi verilen, Higgs Boson olarak adlandirilan teorize edilmis kayip baglantinin kanitini arayarak dev miktardaki verileri dikkatle inceleyecek ve analiz edecek.

 

Fizikci Despiona Hatzifotiadu yeni fenomenin gozleminin cogunun yogun hesaplara dayanacagini soyledi. "Bu bize baslangicta nasil yaratildigimizin ipucunu verecek."

 

Deney ayrica birlikte kozmosun yuzde 96 sini olusturdugu dusunulen "karanlik madde" ve "karanlik enerji"ye isik tutmayi amacliyor.

 

Bu asamada LHC hala sadece kismi gucte calisiyor. O, isik hizinin yuzde 99.99'una esdeger olan iki kati enerjide – 14 TeV – carpismalari gerceklestirmek icin tasarlandi.

 

CERN 2011'den sonra, Cenevre yakinindaki Fransa – Isvicre sinirinda bulunan dev, dondurularak sogutulan makineyle esigi gecmeyi amacliyor.

 

Tam gucte katedral buyuklugundeki odalardaki detektorler, LHC'de saniyede 11,245 kez kosan trilyonlarca protonlar arasinda her saniyede 600 milyon carpismayi yakalayacak.

 

http://www.physorg.com/news189152837.html

 

(Ceviri: Saffet)

 

Moderator

#228
CERN, Kabalist bir proje mi?

Bilimin 'Yeni Boyutu', Kabalistlerin 'Üst Dünyası' mı?

"Günümüzün önde gelen kabalistlerinden" Dr. Rav Michael Laitman'ı gayet yakından tanınıyor. Kabalanın öğretilmesine ve yaygınlaşmasına kendini adamış Dr. Laitman, Bnei Baruch Kabbalah Eğitim & Araştırma Enstitüsü'nün kurucusu ve başkanı. Aynı zamanda felsefe konusunda doktorası, biyosibernetik dalında da yüksek lisansı var. Kendileri geçen sene Antalya'nın ev sahipliği yaptığı, 1'inci Avrasya Kabala Kongresi'nin önde gelen davetlilerindendi. Yaptığı bir açıklama ile bütün semavi dinlerin kökenine kabalayı yerleştirmeye kalkmıştı.

 

Bu kabala hangi kabala? Ne istedikleri artık sır değil!


Kabalacı Dr. Laitman bir kez daha karşımızda. Nasıl mı? İşte o hikaye:

Konumuz İnsanlık tarihinin en önemli deneylerinden biri sayılan, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki deney. Evrenin sırrını ifşa etmek amacıyla yola çıkan CERN'deki bilim adamları, 2008'de başlayan deneyin devamını 30 Mart 2010'da, çizilen korku senaryolarını atlatarak, başarıyla gerçekleştirdi. Son deneyi yorumlayan, projede görevli Türk bilim insanı Dr. Bilge Demirköz deneyin yolaçabileceği sonuçları şöyle yorumlamıştı:



"Daha yüksek boyutlarda yaşıyor olabiliriz. Fakat farkında olmayabiliriz. Görmediğimiz boyutlar olabilir. Bu da evrenin sırrı olabilir... Bu boyutları şu anki doğada değil ama yüksek enerjilerde görme ihtimalimiz artıyor. Mesela burada bulmaya çalıştığımız olaylardan bir tanesi ekstra boyutların izini bulabilmek. Tüm maddeye kütlesini verdiğini düşündüğümüz 'Higgs' parçacığını bulmaya çalışıyoruz. Bunun olduğunu tahmin ediyoruz ve varsa bulmak istiyoruz." (Yeni boyutlar açılabilir)

Böylesine önemli sonuçlar doğurabilecek bu deney ve CERN bütün dünyanın gündemindeyken, biz de iyibilgi olarak konuya dikkat çekmek amacıyla bir araştırmaya girdik. Tesadüfe bakın ki, yerin kilometrelerce altından bakın kimler ve neler çıktı? Birazdan, Dr. Laitman'ın bu projeye 'dolaylı ve dolaysız yollardan' nasıl dahil olduğunu okuyacaksınız. Biz nasıl haberdar olduk, diye soruyorsanız, cevabı çok basit. Laitman'ın kendi sitesinden. Ve açıklamaların hepsi, deneyin ilk bölümün gerçekleştiği 2008 senesine ait.

Öncelikle, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda gerçekleştirilen parçaçık deneyi için Laitman gibi bir Kabalacı neden yorum yapar? Bir tarafta bilim, öbür tarafta bir "mistik"...İkisi bir araya nasıl gelirin cevabını merak ettik. Ve gördük ki, Dr. Laitman bu deneye iki yoldan dahil oluyor. Biri uzun zamandır öğrencim dediği, projede yer alan doktor ünvanlı bir şahıs yoluyla. Diğeri de kendi sitesinde, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarla. Genelde bu sorular, deney öncesi üretilen felaket senaryoları üzerine kurgulanmış. Laitman da kimi zaman eski öğrencisi ile sohbet ederek, kimi zaman da soruları cevaplandırarak, CERN'deki deney ve Kabala hakkında detaylı bilgiler veriyor.

Başlangıç olarak şu soruyu ele alalım: Bu deney yüzünden oluşması muhtemel kara delikler, dünyanın sonunu getirir mi sorusuna şöyle bir yorum getiriyor, Sayın Laitman:

"İnsan kısıtlı algılara sahiptir, bu yüzden isteklerinin ve düşüncelerinin kaynağı olarak kendini görür, fiziksel hareketle şeyleri değiştirebileceğini sanır. Oysa gerçekte bu sadece yukarıdan, Yaratıcı (Çevreleyen Işığın - Ohr Makif) yoluyla gerçekleşebilir. O yüzden sakin olmanızı tavsiye ederim, keza bilim insanları kukla gibidir, bütün hareketleri Yaratıcı tarafından yönlendirilir. " (http://www.laitman. com/2008/ 07/is-a-gigantic -underground- particle- accelerator- a-cause-for- worry/)

Konusunda uzman bilim adamlarının bile korku senaryoları ürettikleri bu deneye, Laitman'ın yaklaşımı ne kadar sakin, değil mi? Ortalıkta kara-delik senaryolarının gezdiği bir dönemde, Laitman bilim insanlarını 'onlar zaten Ohr Makif'in kuklaları' diye nitelendiriyor. Kim bu Ohr Makif denilen yaratıcı? Laitman'ın felaket senaryolarına karşı "güvencesi" ve bilgisi neye dayanıyor?
Yukarıdakine benzer, kendine yöneltilen soruları sitesinde cevaplandırması nın dışında, CERN ve Laitman arasındaki ilişki daha dolaysız ve kişisel boyutlara varabiliyor. Örneğin "Fiziğin kaderi, Büyük Hadron Çarpıştırıcısına bağlı" başlıklı yazısında şöyle denmiş:

" İsviçre'deki küresel fizik deneyinin katılımcılarından biri olan eski öğrencim Dr. Valdas Rapsevichus ile LHC üzerine sohbet ettik. Özetle, fizik yeni veriler aldıkça gelişir. Yüksek enerji fiziği dalında, 30 yıla yakın bir zamandır ciddi anlamda yeni veriler alınmamıştı. Eğer bu LHC sayesinde yeni keşifler olursa, örneğin Higgs Boson parçacığı, süper-simetri vs...- işte o zaman fizik bir bilim olarak ilerleyebilir, ve bunun için ödenek alabilir. Eğer hiçbir keşif yapılmazsa, o zaman finansman duracak ve fiziğin bilim olarak sonu olacaktır." (30 Ekim 2008'deki konuşması)

Çok ilginç, değil mi?
1) Deneyde çalışan bir bilim adamı (Dr. Valdas Rapsevichus) , Kabalacı Laitman'ın uzun süredir öğrencisiymiş. Hem bir bilim adamı hem de Kabala öğrencisi...
2) Yeni keşifler olmazsa, finansman da bitecek ve fiziğin sonu gelecekmiş bir bilim dalı olarak. Kim finansman sağlayacak peki bu deneylere? CERN'e yatırılan milyarlarca avronun sahibi gerçekten hükümetler mi? Yoksa Laitman'ın bildiği, bizim bilmediğimiz bir finansör mü söz konusu?

Biz de sayın Laitman'a soruyoruz: Diyelim ki, petabytelarca verinin analiz edilmesinden sonra, bekleneni veremedi bu deney. O zaman fizik bir bilim olarak bitmiş sayılacaksa, yerine yeni bir şey gelecek mi? Mesela Kabala?

Laitman bu soruyu aslında cevaplamış. Hem de aylar önce!

Kendisine yöneltilen "Teklik maddesi ve Yüksek Işık (Partzufim ve Sefirot) bilimsel olarak kanıtlanırsa, o zaman Kabala öğretisi dünyayı ele geçirir! Ama öteki taraftan fizik, kabalanın bir parçası değilse, bu asla mümkün olmayacak. Bu yüzden kabalanın savunduğu şeyler gerçek dünyada mümkün olamaz" şeklinde bir 'eleştiriye' şu şekilde cevap vermiş:

"Yüksek ışık" (Sefirot) insan tarafından kendi içinde üretilmediği sürece varolmaz. Ayrıca insanlar bu ışığı yaratmak için gerekli olan algılardan yoksundurlar. O ışığı üretebilmek için algıları genişletmek gerekir. Kabbalah bu algıların geliştirilmesi için bir metodtur. Maddi olarak nitelendirdiğimiz dünyayı doğuştan edindiğimiz algılar sonucu vardır. Yüksek dünya ise Kabbalah sayesinde geliştirdiğimiz ruhani algılarımızla duyumsayabiliriz. Bu manevi algılarımızla hissetiğiz şey de 'ışıktır'.

Kabbalah'ın bilimi, dünyamızın bilimini asla yenmeyecek, çünkü biz her ikisini birbirinden tamamen farklı iki dünya olarak algılıyoruz: maddi ve manevi."

(Bundan sonrasına çok dikkat! Bir önceki paragrafta Laitman'ın şu varsayımını göz önünde bulundurmanızı rica ediyoruz: "Eğer bu deney sonucu yeni bir keşif olmazsa, fizik bir bilim olarak sona erer...")

Laitman devam ediyor:
"Peki nasıl olacak? İnsanlar gayet basit bir şekilde kavrayacaklar ki, doğal algılarıyla edindikleri hisler, kendilerini tatmin etmeyecek, ve amacı bu algılarımız geliştirmek olan müspet bilimlerin ne kadar beyhude olduğu anlaşılacak. Bunu anladıklarında, kendi algılarını ve müspet ilimleri reddecekler, yüzlerini Kabbalah'a dönecekler." (19 Haziran 2008'deki konuşması)

Kısaca toparlayalım. Bir Kabala uzmanı olan Prof. Laitman'ın uzun süreli öğrencilerinden biri, CERN'deki LHC deneyinde görev alıyor. Onunla yaptıkları bir programda, bu deney, fiziğin kaderini belirleyecek manasına gelen sözler ediliyor. Ve şöyle bir fikir ortaya atılıyor: Eğer keşif sağlanırsa, finansman gelir, fizik bir bilim dalı olarak devam eder. Yok eğer keşif sağlanmazsa, fizik bilimsel bir disiplin olarak sona erer. Laitman, bu sözlerinden tam 4 ay önce ise, müspet ilimlerin insanları tatmin etmeyeceğini ve herkesin kabalaya döneceğini 'öngörüyor'.


Şimdi sıra sorularda:

1- Laitman'ın, benim uzun süreli öğrencim dediği Dr. Rapsevichus dışında daha kaç tane kabalist, bu deneyde görev alıyor?
2- Madem Kabala, beyhude olarak nitelendirdiği müspet ilimlerden daha iyi, neden Laitman'ın öğrencisi(leri? ) bu projede yer alıyor? Madem bütün insanlık müspet ilimi bırakacak, kabalistler neden bu projeyle ilgileniyorlar?
3- O kadar para harcanan bu proje ve deneyden hiçbir sonuç alınamazsa, yetkililer halka nasıl hesap verecek? Sonuçta bu para, katılımcı 20 ülkenin vatandaşlarının ödediği vergilere ait. Acaba birileri, bütün bu deney ile birlikte insanların müspet bilimlere olan güvenini mi sarsmayı hedefliyor?



Kaynak : iyibilgi






Kabalist Proje CERN, Sırlarında ikinci bölüm

Bu heykeli deneyin tepesine neden diktiler?


--------------------------------------------------------------------------------


Aşağıdaki resim Fransa-İsviçre sınırında bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)'in kampüsünde çekildi. Hani şu yerin altındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda "Büyük Patlama"yı taklit etmeye çalışan, "Tanrı parçacığı" olarak da bilinen Higgs Boson parçacığının varlığını araştıran deneyin yapıldığı yer.

 

Resimde gördüğünüz heykel, bir tanrıya ait:

Hindu tanrısı Şiva'ya...

"Neden nükleer araştırma merkezinde bir Hindu tanrısının heykeli var?"

CERN'de bir tanrı heykelinin, Şiva heykelinin, ne işi var sorusunu anlamak için, Hinduizm'de Şiva neyi temsil eder ona bakmak gerekiyor.

Hinduizm çok-tanrılı dinler içersinde, öğrenilmesi en zor olanlardan. Binlerce tanrının bulunduğu, bir o kadar mezhebin boy gösterdiği bu din hakkında, makalenin konusundan sapmaması için şunu bilmemiz yeterli olacaktır: Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Milyonlarca insan tarafından en büyük tanrı olarak kabul ediliyor. Neyi temsil ediyor diye sorarsanız, en basit şekliyle "yokoluş/varoluş çemberini" diyebiliriz.

Ama temsil ettiği kavramdan öte, daha önemli bir şey var ki, o da heykelin içinde bulunduğu durum.

 

Dikkat ederseniz, Şiva bu heykelde bir çemberin içinde bulunuyor. Elinde alev topu tutarken, bacaklarının pozisyonundan dans ettiğini görebiliyoruz. Heykelin pozisyonuyla ilgilenmemizin sebebi, bu imajın Hinduizm'de temsil ettiği anlamı kavrayabilmek. Tanrı Şiva'nın dans eden figürü, Hinduizm'de 'Nataraja' (Dans tanrısı) adıyla biliniyor. Ve Nataraja'nın iki türlü dansı var. Biri maskulin, öbürü feminen. Maskulin dansın adı Tandava olarak biliniyor, yokoluşu sembolize ediyor. Feminen dansın adı ise Lasya, o da varetmeyi sembolize ediyor. Yokoluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, çemberin içinde. Bilin bakalım, kampüsteki Şiva hangi dansı yapıyor?

 

Kampüsteki dans Tandava...Yani yokoluş.

Kafalar karışmadıysa, bu iki resme bir bakın. Üstteki, LHC olarak bilinin Büyük Hadron Çarpıştırıcısının parçası.

 

Hayalgücümüzü zorlayalım biraz. Ve...

 

Unutmadan: Aşağıdaki resimler de CERN'in kampüsünden. Çeşitli alfabelerde yazıtlar. Çince, Sanskritçe ve Latince belli oluyor da diğerleri nece? Daha da önemlisi orada ne yazıyor? Aynı şeyin farklı alfabelerde temsili mi? Alttaki mavi ışıklar lazer mi? Güvenlik için mi? Yoksa basit ışıklandırma mı? Vs. vs...

 

 

 

Şimdi soruyoruz:

CERN'deki Hindu tanrısı Şiva'nın yokoluş dansı, bir mesaj mı? Tüm dünyayı ilgilendiren bu kadar büyük bir deneyin yapıldığı yere, kim neden bu tür sembolleri yerleştiriyor? Neden "bilimsel bir deney", bu kadar çok dini motifi (tanrı parçacığı, yok oluşu sembolize eden tanrı figürleri) içersinde barındırır?

iyibilgi





Not: Spiritüel mesajlar için "yahoo groups" dan;

1. "kryonturkiye" mail grubuna,
2. "yuvadan_mektuplar" mail grubuna,

bilmeyenler için söylüyorum üye olabilirsiniz veya faydalı diye öneriyorum zira ben üyeyim, mesajlarda bazen fotoğraflar oluyor ve bunları siteye yüklemek zor olabiliyor veya atladığım mesajlar olabiliyor.

ve

3. "www.kosulsuz-sevgi.com" sitesine üye olmadan, bazı eski kanal bilgilerini buradan da okuyabilirsiniz.

Tüm bunlar sadece öneridir.
 

sirera

#229
Gurdjieff in  Sarmoung kardeşliği nin uzak geçmişindeki okul-lideri Commagene kralı 1.Antiochos
Nemrut'un Gizemi
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=34514&p=1&rid=4369
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#230
Teşekkürler Sevgili Sirera :)
 

Moderator

#231
KİM OLDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

..."Ölümsüz bir Ruh olduğumu biliyorum", ya da "Bu çılgın Dünyadan bıkıp usandım, tek istediğim biraz huzur" diyebilirsiniz; ama, ancak telefon çalana kadar.Kötü haber.Borsa çöktü; Anlaşma bozuldu; Arabanız çalındı; Kayınvalideniz geldi; Yolculuğunuz iptal edildi; Sözleşme bozuldu; Eşiniz sizi terk etti; Daha fazla para istiyorlar; Bunun sizin hatanız olduğunu söylüyorlar.Aniden endişelenir ve öfkelenirsiniz. Sesiniz sertleşir; "Buna daha fazla dayanamıyorum!" Başkalarını suçlar, onlara saldırır, kendinizi savunur ve haklı çıkarmaya çalışırsınız; Üstelik hepsi otomatik pilota bağlanmış (bir) şekilde olur.Açıkça görüldüğü gibi, şimdi kendiniz için başka bir şey istemediğinizi söylediğiniz halde, huzurdan çok daha önemli olan başka bir şey vardır ve artık "Ölümsüz bir Ruh" olduğunuzu düşünmezsiniz bile.Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kayıp tehlikesi (çok) daha önemlidir.Kim için? Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz Ruh içinmi? Hayır, Egonuz için.Küçük benliğiniz, geçici olan şeylerde güvenlik veya tatmin aramakta, bulamadığı için de öfkelenmektedir. Eh, en azından şimdilik, gerçekte kim olduğunuzu biliyorsunuz!

Eğer istediğiniz şey gerçekten huzursa, huzuru seçersiniz.Eğer sizin için en önemli şey  gerçekten huzursa ve kendinizin gerçekten "Ölümsüz bir Ruh" olduğuna inanıyorsanız, zorlayıcı İnsanlarla ya da durumlarla karşılaştığınızda tepki vermezsiniz ve tamamen uyanık kalırsınız.Durumu hemen kabullenirsiniz ve kendinizi ondan ayırmak yerine, onunla birleşirsiniz.Sonra, uyanıklığınız sayesinde bir cevap gelir.Cevap veren gerçek sizsinizdir (bilinç), olduğunuzu sandığınız kişi değil (küçük ben ya da Ego).Son derece güçlü ve etkili olduğundan, hiçbir durumu ya da İnsanı düşman olarak görmesine gerek yoktur.

...Kendinizle ilgili ne kadar sınırlı, ne kadar dar bir Egosal bakış açınız varsa, başkalarının Egosal sınırlarına o denli tepki verirsiniz.Onları n "hatalarını" ya da hataları olarak algıladığınız şeyleri, onların kimliği olarak yorumlarsınız. Yani sadece onların Egolarını görür ve dolayısıyla kendi Egonuzu güçlendirirsiniz. Başkalarının Egolarının içinden bakmak yerine, Egonun kendisine bakarsınız.Peki Egoya bakan kimdir? Sizin Egonuz elbette.

Fazlasıyla Bilinçsiz İnsanlar, kendi Egolarını başka İnsanlardaki yansımalardan deneyimlerler. Başkalarına tepki verdiğiniz şeyin, aslında sizde de olduğunu anladığınızda, kendi Egonuzun farkına varmaya başlarsınız.Bu noktada, başkalarının size yaptığını sandığınız şeyleri başkalarına yaptığınızı da fark edebilirsiniz. O zaman da kendinizi "Kurban" olarak görmekten vaz geçersiniz.

Siz Ego değilsiniz.Dolayı sıyla kendi Egonuzun farkına varmanız, kim olduğunuzu bildiğiniz anlamına gelmez; Sadece kim olmadığınızı bildiğiniz anlamına gelir.Ama kim olmadığınızı bilmek, gerçekte, kim olduğunuzu bilmek yolundaki en büyük engeli aşmak demektir.

Kimse size kim olduğunuzu söyleyemez.Eğer söylerse, bu başka bir kavram olur ve yine değişemezsiniz.Kimlik, inançsızlığı gerektirir.Aslı nda, her "İnanç" bir engeldir.Zaten her kimseniz o olduğunuzdan, kim olduğunuzun farkında olmanıza bile gerek yoktur.Ama farkındalık olmadan, gerçek kimliğinizi bu Dünyaya gösteremezsiniz. Gerçek kimliğiniz, ifade edilmemiş bir şekilde olduğı yerde kalır.O zamanda bankada 100 milyon doları varken sokakta dilenen "yoksul bir adam" gibi olursunuz, çünki onun da sahip olduğu "zenginlik" ifadesini bulmamıştır.

ECKHART TOLLE

Var Olmanın Gücü-Kim Olduğunuzu Düşünüyorsunuz

 

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...

 

Süleyman Kaya

Alıntı:

[email protected], [email protected],  omega boyutu omega boyutu <[email protected]>
 

Moderator

#232
Geomanyetik firtinalar, depremler, volkanik aktiviteler


Dun (Carsamba) bir diger geomanyetik solar firtina basladi ve bugun devam ediyor. '5'te olculen Kp Indeksi ilimli bir firtinayi tanimliyor. Bu, Gunesin bati tarafinda donmekte olan kucuk kismi – halo CME'yi (koronal kitlesel puskurme) baslatan gunes lekesi 11060 ile iliskili olabilir.

 


Plazma desarji ile iliskili olan geleneksel neden ve etki zaman – baglantili araclarda olagandisi bir seyler gorunuyor. Bunun son birkac bin yildir (belki 2000-3000 yil) tarihsel olarak tanik oldugumuz geomanyetik firtinalar olmadigini, yuklu parcacik desarjinin galaktik – tahrikli formu oldugunu oneriyorum. Baska bir deyisle, baslangic kaynaginin gunes sistemimizin disindan geldigine inaniyorum. Bunun saptanmis ve saptanmamis goksel orblardan geldigini oneriyorum.

 

Goksel orblar supernovalari, kara delikleri, karanlik maddeyi, plazma alanlarini, gezegenleri, asteroidleri ve kuyruklu yildizlari kapsar. Samanyolu galaksimizde (ve belki de disinda) bir seylerin son zamanlardaki olagandisi geomanyetik firtinalarin nedeni oldugu gorunuyor.

 

Yerkurenin Altinda Baska Bir seyler Oluyor

 

Geomanyetik akisin direkt nedeni olarak, Yerkurenin Cekirdeginde biraz farkli bir sey oldugu goruluyor. Yerkurenin tektonik levhalarinin hassasligi, "Dipol" teorisinde gosterildigi gibi dissal manyetik etki ile iliskili olarak cok daha kolaylikla degisiyor.

 

Gordugumuz gibi son zamanlarda depremlerin ve volkanik aktivitenin buyuklugu ve sayilari artti. Ayrica geomanyetik firtinalar ile sismik olaylarin gorunur direkt bagintisina tanik olduk. Tuhaf gorunen sey, su siralardaki deprem ve volkanik aktivitelerin orta derecede manyetik dalgalanmalar tarafindan baslatildiginin gorulmesidir. Yani tarihsel olarak, M-9'dan X-5'e kadar olan siniftaki buyuk geomanyetik firtinalar sirasinda buyuk tahribat olurdu. Bugunku olaylar ilimli aktivite sirasinda gerceklesiyor.

 

Mitch Battros - Earth Changes Media

 

(Ceviri: Saffet)






BM METATRON: Mukemmel Firtina (Yeniden)



http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=469&Itemid=494
 
Küresel Isınma
 
Size, küresel ısınmanın asıl nedeninin dünyanın iç eriyik çekirdeğinin dönüş hızındaki artış olduğunu söylemiştik. Dönüşteki hızlanma, iç çekirdek ve dış iç – çekirdek ters dönüş kütlesini artırır ve üretilen ısının manto üzerinde çok derin etkisi olur ve eksenel dönüş oranını da etkiler. Gezegeninizde zaman ardışıklığının artan flaşını değiştiren bu dönme momentinin mekanizmasıdır. Ayrıca, sonuç olarak sizin Schumann Rezonansı dediğiniz iyonik akımı artıran iç çekirdeğin artan kütlesidir.

 

Şu anda bu ayarlama tamam değildir ve gezegenin merkezinde, çekirdeğinde çekirdeğin hem saat yönünde hem de saatin tersi yönde dönüşü ile ilgili bir dengesizlik vardır; ve böylece dünyanın üzerinde de bir dengelenme olmalıdır. Aksi taktirde, böyle bir denge olmazsa, dünya yüksek boyutlara alınması için gerekli hazırlıkta kendi yüksek oktavlarına ilerleyemez. Aslında ve de ironik ve paradoksal olarak, kitlelerin bilmediği daha büyük realite şudur;  elektromanyetikleri n dengelenmesi olmadan, daha da fazla dünyasal değişimler olurdu. Önce bir deprem olurdu, sonra dengelemek için kasırga ve tornado olurdu, görüyor musunuz? Sonra kendi modelini yaratan bir başka deprem, yine kasırga ve tornado... Bu şekilde, elektromanyetikleri n dünyada nasıl hareket ettiğinin, ızgara sistemini dolaştığının ve sonra dünyaya nüfuz ettiğinin ve içinde dengelendiğinin beklenen (ileriyi de kapsayan) enerjisi olur. Dünya değişikliklerini önlemek gerekli değildir, ancak dengenin uygun olduğu yere denge getirmek gereklidir. Ayarlanmamış bırakılan dengesizlik, makro ölçekte felakete neden olurdu. O zaman, denge getirmek için gerçekleşen mikro olaylar daha iyidir ve bunu yaparak makro olayları önler.

 

Gittikçe daha da yoğun şiddette olan solar rüzgarlar dediğiniz şeyi yaratan güneş fırtınaları, koronal kitle püskürmeleri oldu, bunların bazıları kaydedilen en büyük püskürmelerdir. Solar rüzgarların veya koronal kitle püskürmelerinin gezegenin yükselişinde rolünün ne olduğunu soruyorsunuz? Bunların dünyayı etkileyen titreşimi değiştirdiğini söylüyoruz. Bunlar insanlığın zihinlerinin işlediği frekansları değiştirir. Daha yüksek boyutlara erişim için arayüzey sağlar.

 

Bu nasıl işler? Koronal kitle püskürmelerinden gelen enerji dünyanın tektonik levhalarına emilir ve bu yöntemle dünyanın titreşim rezonansını artırır. Bunlar özellikle bazı güç noktaları ve kutsal siteler ile çalışır. Özellikle geometrik kristal yerleşime sahip olanlar ile.

 

Sonra bunlar dünyanın bütün düğüm sistemlerine ilerler. Eğer bu tür koronal kitle püskürmeler böyle bir titreşim yaratırsa, dünyanın tüm elektromanyetik akışı etkilenir. Gel gitler etkilenir, tektonik levhalar, insanlığın zihni etkilenir, insanların içinde yaşadıkları realiteyi nasıl yarattıkları etkilenir, inandıkları illüzyonlar etkilenir, kendi yaşamlarını nasıl hissettikleri etkilenir, varlıklar topluluğunun veya bireysel varlıkların nasıl var oldukları etkilenir. Tüm bunlar güneşten gelenlerle, solar rüzgardan gelenlerle etkilenir.
 
 

Moderator

#233
BİR VOLKAN VE  "BÜYÜK DEĞİŞİM"

Değerli okurlar, birkaç gündür bütün Dünya medyasında, bir Okyanus adası olan İzlandada faaliyete geçen bir Buzul altı Yanardağının faaliyete geçme haberlerini izliyoruz.Görü nen o ki bu "Buzul Yanardağı" hepimizi ve hatta bütün Dünyayı etkileyecektir ve bunun işaretleri şimdiden Dünya Medyasında görünür olmaya başlamıştır.Ancak nelerin olup olamayacağı halen açık bir şekilde sorgulanmamakta ve belkide sorgulanmak istenmemektedir.Çünki, böylesi küçük görülen bir Yanardağ faaliyetinin nelere yol açabileceği ve yakın gelecekteki muhtemel etkilerinin ne olacağı, en hafif deyimiyle çoklarının huzurunu kaçıracak ve yeni, yeni düzelme emareleri gösteren Dünya Global veya bir başka deyimle Küresel Ekonomik Krizini yeniden gündeme taşıyabileceği ve bunun da dengelerin yerine oturmadan tekrar bozulmasını getirebileceğinden korkulmaktadı r.

Bu, tabiri caizse, Buzul Yanardağı çeşitli tarihsel kaynaklarca belirtildiğine göre 1823 yılında, yani bundan yaklaşık olarak 200 yıl kadar önce bir kez daha faaliyete geçerek, yakınındaki bir takım diğer yanardağları da tetiklemiş ve bu faaliyetini takriben iki yıl kadar sürdürmüştür.Bu faaliyet sırasında çevreye ve özellikle Atmosferin üst tabakalarına yayılan, silikat ve çeşitli asit bileşenleri içeren yoğun kül partikülleri bütün Avrupayı ve hatta Kuzey Amerikayı etkisi altına alarak, iklimde dramatik değişimlere neden olmuş, yazın dahi hava sıcaklıkları sıfırın altında seyreder olmuştur.Bu ise ülkeler yaşayanlarının çok zor koşullarda yaşamlarını sürdürme sorununu beraberinde getirmiştir.Aşırı soğuklar yüzünden hububat mahsülü alınamamış, ekinler, sebze ve meyveler tarlalarda, gerek kül yağmurları ve gerekse mevsim normallerinin çok altındaki inanılmaz soğuklar nedeniyle yanmış, bir çok evcil ve evcil olmayan, küçük ve büyükbaş hayvan telef olmuştur.Kitleler açlık ve barınma, yakacak sorunlarıyla acımasız bir şekilde yüz yüze kalmış, bütün Avrupa çapında ayaklanmalar baş gösterip, bu kül yağmurunun bitmesine kadar geçen iki yıllık süre zarfında bir çok ölümler ve büyük bir Kaos yaşanmıştır.

Bu gün, neredeyse bütün Avrupayı etkisine alan bu Kül bulutlarının, Avrupanın bütün Dünya ile olan ve toplamda günlük 27.000 i bulan uçuş bağlantılarını, medyadan takip edildiği üzere 17.000 lere düşürdüğü ve hali hazırda da İzlanda, İngiltere, Almanya, Fransa ve Baltık ülkelerinin büyük bir bölümünün hava sahasını bütün uçuşlara kapattırdığı tesbit edilmiştir. Nedeni ise Kül bulutunun içinde yer alan silikat ve asitli bileşenlerin uçak motorlarına zara vererek onu düşürebilecek olmaları olarak açıklanmıştır.Hava alanlarında mahsur ve mahrum kalan yüzbinlerce yolcunun yükümlülükleri ve uçuş iptalleri ile, daha şimdiden ilgili şirketler milyar dolarlara varan zararlara uğramış ve bu durumun ne kadar devam edeceği ise bilinememektedir. Görülüyor ki Doğa Ana, Dünya Ana kendi yolunda, kendi geleceğini tayin konusunda oldukça kararlıdır. Şayet bu faaliyet ve yine bildirildiğine göre, tetiklenme sonucu yakınındaki Yanardağında faaliyete geçeceği gerçeği, geçmişte yaşandığı gibi uzun bir süre devam ederse, bütün Dünyanın, sadece Avrupayla sınırlı, belki lokal olabilecek, Kryonun bahsettiği bir mini buzul çağı ve olası, büyük bir kıtlık ve pahalılıkla mücadele yaşayacağının da habercisi olabilecektir aynı zamanda.Birleşmiş Milletlerin ve Dünya Sağlık Örgütünün, şimdiden olası bu gelişmeler için acil toplanarak bir çare araması ve çözüm üretmesi gerekebilecektir ve gerekmelidir de.

Diğer yandan, Hawai adalarında başkent Honoluluda yaşayan ve Honolulu Işık Mabedinin (bir çeşit kilise) kurucusu olan medyum Fred Sterlingin kanallık yaptığı Ruhsak Varlık Kiraelin kehanet ettiğine göre, Kryon dahil bir çok üstat varlık tarafından başladığı söylenen "Büyük Değişim"in, esasında Okyanusta bir adadaki eski bir Yanardağın faaliyete geçmesi ve takiben de Avrupada yine eski bir Yanardağın aktive olması ile gerçek hareketini göstereceği bildirilmiştir.Kirael bunu, Fred Sterling vasıtasıyla, aynı şekilde "Büyük Değişim" adını verdiği bir kitap aracılığı ile de yayınlatmıştır.(Türkiyede Akaşa Yayınevi tarafından aynı adla yayımlanmıştır).Birçokları nca afaki gibi görünen bu değişiklik ve değişimlerin, kuvvetle olasılık dahilinde olabileceği de düşünülmelidir.Kirael, Dünya Ananın gelişim ve değişimlerini takibeden bir çok ışık işçisine, bu dönemlerde çok büyük görevler düşeceğini ve ışık işçilerinin panik içinde kalabilecek yığınları bilinçlendirerek, bu yığınları onların sakinleştirebileceğinden ve "Büyük Değişime" hazırlayabileceğinden bahsetmektedir.

Diğer bir taraftan ise, Steve Rotherin kanallık yaptığı "Grup" adlı bir Ruhsal Varlık grubu ise, Dünya Ananın değişim ve frekansını ayarlama çabalarının bu dönemlerde artarak süreceğini söylemekte ve bu söylemlerini sıklaştırmakta ve adeta uyarılarda bulunmaktadır. Onlar, Dünya Bilim İnsanlarınca Ateş Kuşağı veya Çemberi adı verilen bu kuşaktaki deprem ve volkanik aktivitelere dikkat çekerek, bunların artan bir hızla süreceğini ve bunun Dünya Ananın doğum sancıları olduğunu ifade etmektedirler. Doğacak olan ise Okyanusta yeni bir Kıta, yeni büyük bir karasal parça olacağıdır.Kuşkusuz bu öyle kolay olmayacaktır. Bileşik kaplar misali, bir taraf doluyorsa diğer tarafa boşalacaktır.Ve bu da beraberinde gelen Küresel düzeyde bir çok olağanüstü değişiklikle birlikte olacaktır.Grup, Ateş Çemberinde yaşayan halkın bir çoğunun tahliye olacağını ancak geride kalanlar için yapılabilecek bir şey olmadığını, bu seçimin onlara ait olduğunu ve bunu çok daha öncesinden planladıklarından bahsetmektedir. Ayrıca bu dönemde, her ne kadar İnsanoğlu için  yıkıcı olabilecek bu değişimlerin İnsan nüfusunun genelde olmadığı veya az olduğu bölgelerde olacağını, ama çok hızlı ve yığınsal bazı geçişler olabileceği ihtimalinin de uzak tutulmamasını istemektedir.

Bütün bu olaylar, gerçekten Dünya Ananın ve üzerinde barındırdıklarını n bir "Büyük Değişim" in arifesinde olduklarının güçlü bir verisi gibi görünmektedir. Peki "Işık İşçileri" bu durumda ne yapacaklardır, öyle durup bu olayların olup bitmesini, bütün düşlerinin bir anda gerçekleşeceğini umarak bekleyeceklermidir? Kuşkusuz bu onların seçimidir.İsterlerse bekleyebilir veya çevrelerini bu konuda, bu "Büyük Değişim" konusunda, en azından, bilgilendirmeye başlayabileceklerdir. Bir Işık İşçisinin öncelikli görevi, bütün bu olan ve olacakları büyük bir uyum ve bilgelikle karşılayıp,  her türlü korkudan kendini uzaklaştırmak ve iç denge ve huzurunu sağlayarak bunu dışarı yansıtacak güç ve kudreti kendisinde bulabilmenin yolunu inşaa etmektir.Işık İşçisi, bunun için ne gerekliyse yapabilmeli ve kendi kaderini, mümkün olabildiğince, kendi elinde tutabilmenin yollarını araştırıp bunu ilk önce kendisinde uygulayabilmeli ve sonrasında ise diğerleri ile bunu paylaşabilmelidir...

Dünya Ana ve üzerindekileri, çok yakın bir gelecekte çok şeyler beklemektedir...

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...



Süleyman Kaya


Alıntı:

[email protected], [email protected],  omega boyutu omega boyutu <[email protected]>

 

Moderator

#234
 

Moderator

 

sirera

#236
Güneşteki aktiviteler, derimizde uzun süreli güneşte kalma sonrasında oluşabilecek yaraların zarar verici etkilerini artırabilir. Bu nedenle hatırlatmak istedim, yaz başlamak üzere diye güneşin dik geldiği saatlerde dikkat.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Moderator

#237
GEZEGENSEL ETKİLER: Doğan her İnsan için geçerlimidir?


Kesinlikle. "Yerküre Güçleri" harekete geçirildiği andan itibaren, "Gezegensel Güçler" en küçük zerreyi de kapsayacak şekilde onun her parçasını yönetmektedir. İnsanın gelişiminde belirleyici olan ve "İrade Gücü" nden bağımsız olarak gerçekleşen bu etkiler bireysel bir özellik taşır. Bunlar, Yaratanın verdiği bir nefestir. Kişi bir Evrenden diğerine doğru "Varoluş Süreci" ni tamamlarken, zaman içinde bu etkiler de kendisini göstermeye başlar.


Gelişim sürecinin bir parçası olarak, bazı koşullar altında, İnsanların "Güneş Sistemi" nde bulunan diğer Gezegenlere "Sürgün" gittiğini görürüz. Küçük bir parçası olduğumuz bu Evrende, sonsuz Yaratanla buluşmaya hazır oluncaya değin, onlar tekrar tekrar bu Gezegenlere dönmek zorunda kalacaklardır.


Bu koşullara uyum sağlamak ve Yaratanın bir parçası olmak tıpkı "Yaratılışın Parçası" olan her birey gibi, bu "Gezegenlerde" yaşamak bir zorunluluktur. Her bireyin hissettiği "Gezegensel Etkiler" böyle oluşur. Bu "Etkiler" i almak zorundasınız. Yine de her aşamanın yaşanması gerekmeyebilir. İnsan, Ete Kemiğe bürünmüş olarak şimdi yalnızca "Yeryüzünde" yaşıyor. "Diğer Gezegenler" ise, bireysel gelişime hazırlık amacıyla, "Uygun" (bir) biçimde (Yaratıcı Güçlerce, daha farklı bir yaşam için) yapılandırılmıştır..."


Edgar Cayce

Ünlü Bir Medyumdan Astrolojik Açıklamalar

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...

Süleyman Kaya,


Alıntı:

[email protected], [email protected], omega boyutu omega boyutu <[email protected]>
 

Alemtac

#238
Fatih Keçelioğlu 01 Mayıs,
Sevgili üyeler,

Maya takviminin dokuzuncu ve en son bilinç dalgası için 17-18 Temmuz 2010 tarihlerinde dünya çapında çok önemli bir ortak niyet dalgası yaratılıyor.

Bilinçli Dönüşüm adı verilen bu olay için bakın Carl Calleman ne diyor:
. . . Bilinçli Kavuşum, birlik bilinci sadece daha sonra dokuzuncu dalga ile tam olarak gelişecek olsa da, birlik bilincinin niyetini yaratma noktası olarak muazzam şekilde önemlidir. Belki aslında bu tür bir niyet oluşturmak için insanlığın son şansıdır, bu niyeti oluşturmak önümüzdeki yıllarda bekleyebileceğimiz ekonomik kaosun üzerine yükseleceksek, erken bir noktada var olması zorunlu olan bir gerekliliktir. . .

Görsellerle destekli makalenin tamamını http://mayatakvimi.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

Tanıdıklarınızla paylaşmak isterseniz diye makalenin bir özetini çıkardım. Aşağıda okuyabilirsiniz. Bu önemli mesajı paylaşmak ve 17-18 Temmuz Bilinçli Dönüşüme katılımda bulunmak, farkındalığa sahip olan her birimize düşen bir ödevdir diye düşünüyorum.

Sevgi ve ışık dolu bir gün dileğiyle...
Fatih Keçelioğlu

"Son yıllarda Maya takvimine ve özellikle onun sonuna dair radikal şekilde artan bir ilgi var ve birçok insan bunun bize geleceğe dair ne söylediğini soruyor. Şaşırtıcı şekilde, birçok insan sanki yanıtın kendileriyle ya da yaptıkları seçimlerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi bu soruyu soruyor. Görünen o ki çok az insan, kozmik planın tamamlanması için kendilerinin bu ilahi planda birlikte – yaratıcılar rolüne geçmeleri gerektiğini fark etmiş durumda. . .

. . . Takvimin sonunun anlamına bu kadim Maya yoluyla baktığımızda, dünyanın sonundan bahseden hiçbir şey olmadığını görürüz. Aksine, takvim sisteminin sonu, zamanın başlangıcından bu yana sürmekte olan ve dünyayı bugün olduğu hale getiren tekamül süreçlerinin tamamlanması veya gerçekleşmesi ile ilgilidir.

Bu dokuz kozmik kuvvet dokuz tekamül dizisidir (Altdünyalar), bunların her birinde kehanetsel Maya takvim sisteminin oluşturulduğu on üç enerji vardır, biyolojik ve tarihsel evrimdeki önemli olayların son derecede bağdaştığı bir sistemdir. Farklı dizilerin her biri farklı bir bilinç çerçevesi geliştirir ve şu sıralar bizler sekizinci dalgadan çok kuvvetli şekilde etkileniyoruz. Ancak, takvim sona yaklaşırken doruğa ulaşacak olan birlik bilincine son geçişi getirecek olan, bu dalgaların dokuzuncusu ve en yükseğidir. Bu dokuz kozmik kuvvetin insanoğlundan ayrı olarak hareket etmediğini, bizler üzerindeki etkileriyle hareket ettiğini kavramanın zorunlu olduğunu hissediyorum ve bu nedenle bu dalgalar, sadece insanların onlarla uyum sağladığı kadar tezahür edecektir. Ayrıca düşünmemiz gereken bir şey, bu en yüksek seviyenin birlikte – yaratımının gerçekten onun amacına adanmış olmamızı gerektirdiğidir. Bu oldukça gizemli dokuzuncu dalganın hazırlığında, 17-18 Temmuz 2010 Bilinçli Kavuşumunun kutlanmasını teşvik ediyorum ve bunu Maya takvim sisteminin en yüksek ve belirleyici dalgası olan dokuzuncu dalga ile uyum sağlamak için odak noktası olarak görüyorum.

Birçok insan Maya takviminin sonunun bilinçte bir değişim getireceğinin sezgisel hissine sahiptir. Ancak bu tür bir değişimin kaynağının ne olduğu, nasıl gerçekleşeceği veya doğasının ne olacağı ya nadiren açıkça ifade ediliyor ya da tam olarak açıklanmıyor. . .

. . . Kozmik tarihteki tüm bu önceki değişimlere rağmen, dokuzuncu dalga tarafından üretilmesi beklenebilen yeni bilinçte çok özel ve önemli bir şey olduğunu hissediyorum.
. . .

. . . Ama böyle bir değişim yalnızca otomatik olarak mı gerçekleşir? . .

. . . büyük ölçekli bir bilinç değişimi, insanların iradesine karşı gerçekleşebilecek bir şey değildir. Özellikle dokuzuncusu gibi tekamülün en yüksek seviyelerinde, bu yalnızca birlikte – yaratıcılar olarak hizmet etmeyi seçen insanoğlu vasıtasıyla gerçekleşebilir. Maalesef birçok insan beklenen bazı fiziksel olaylar olduğu inancına yönlendirildi, örneğin kutupların yer değişimi, Nibiru (Marduk), güneş patlamaları veya Galaktik hizalanma gibi. Bunun sonucunda Maya takviminin, etkimiz dışında gerçekleşecek olaylar ile ilgili olduğu algısı doğdu ve insanlar güçsüz ve pasif bir tavra girdiler. Ancak ben Hopilerin dediğine inanıyorum, "beklemekte olduğumuz bizleriz" . . .

. . . Bilinçli Kavuşumun eski dünyanın egoya dayanan işleyişini savunan tüm kuvvetlerden ve bunu üreten çok büyük hiyerarşilerden çok fazla dirençle karşılaşacağı beklenmelidir. Bunun küçük bir örneği olarak, şu anda "2012" etrafında ticari bir medya sanayi ortaya çıktı. Bu medya sanayi, olacak şeylerin sanki insanların niyetlerinden ve seçtikleri yaratıcı yönden bağımsızmış gibi gerçekleşeceği yönünde spekülasyonlar üretiyor. Doğal olarak dünyanın hali ile ilgili kendi olumsuz şüpheciliğimiz ve duyarsızlığımız ile de yüzleşeceğiz ve bu gibi düşünceler bize geri gelecek: "Bu mümkün değil", "dünya değişmeyecek", vs işte bu nedenden dolayı kuvvetli bir adanmaya ihtiyacımız var. . ."

 

Moderator

#239
Fatih Keçelioğlu 01 Mayıs,
Sevgili üyeler,

Maya takviminin dokuzuncu ve en son bilinç dalgası için 17-18 Temmuz 2010 tarihlerinde dünya çapında çok önemli bir ortak niyet dalgası yaratılıyor.

Bilinçli Dönüşüm adı verilen bu olay için bakın Carl Calleman ne diyor:
. . . Bilinçli Kavuşum, birlik bilinci sadece daha sonra dokuzuncu dalga ile tam olarak gelişecek olsa da, birlik bilincinin niyetini yaratma noktası olarak muazzam şekilde önemlidir. Belki aslında bu tür bir niyet oluşturmak için insanlığın son şansıdır, bu niyeti oluşturmak önümüzdeki yıllarda bekleyebileceğimiz ekonomik kaosun üzerine yükseleceksek, erken bir noktada var olması zorunlu olan bir gerekliliktir. . .

Görsellerle destekli makalenin tamamını http://mayatakvimi.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

Tanıdıklarınızla paylaşmak isterseniz diye makalenin bir özetini çıkardım. Aşağıda okuyabilirsiniz. Bu önemli mesajı paylaşmak ve 17-18 Temmuz Bilinçli Dönüşüme katılımda bulunmak, farkındalığa sahip olan her birimize düşen bir ödevdir diye düşünüyorum.

Sevgi ve ışık dolu bir gün dileğiyle...
Fatih Keçelioğlu

"Son yıllarda Maya takvimine ve özellikle onun sonuna dair radikal şekilde artan bir ilgi var ve birçok insan bunun bize geleceğe dair ne söylediğini soruyor. Şaşırtıcı şekilde, birçok insan sanki yanıtın kendileriyle ya da yaptıkları seçimlerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi bu soruyu soruyor. Görünen o ki çok az insan, kozmik planın tamamlanması için kendilerinin bu ilahi planda birlikte – yaratıcılar rolüne geçmeleri gerektiğini fark etmiş durumda. . .

. . . Takvimin sonunun anlamına bu kadim Maya yoluyla baktığımızda, dünyanın sonundan bahseden hiçbir şey olmadığını görürüz. Aksine, takvim sisteminin sonu, zamanın başlangıcından bu yana sürmekte olan ve dünyayı bugün olduğu hale getiren tekamül süreçlerinin tamamlanması veya gerçekleşmesi ile ilgilidir.

Bu dokuz kozmik kuvvet dokuz tekamül dizisidir (Altdünyalar), bunların her birinde kehanetsel Maya takvim sisteminin oluşturulduğu on üç enerji vardır, biyolojik ve tarihsel evrimdeki önemli olayların son derecede bağdaştığı bir sistemdir. Farklı dizilerin her biri farklı bir bilinç çerçevesi geliştirir ve şu sıralar bizler sekizinci dalgadan çok kuvvetli şekilde etkileniyoruz. Ancak, takvim sona yaklaşırken doruğa ulaşacak olan birlik bilincine son geçişi getirecek olan, bu dalgaların dokuzuncusu ve en yükseğidir. Bu dokuz kozmik kuvvetin insanoğlundan ayrı olarak hareket etmediğini, bizler üzerindeki etkileriyle hareket ettiğini kavramanın zorunlu olduğunu hissediyorum ve bu nedenle bu dalgalar, sadece insanların onlarla uyum sağladığı kadar tezahür edecektir. Ayrıca düşünmemiz gereken bir şey, bu en yüksek seviyenin birlikte – yaratımının gerçekten onun amacına adanmış olmamızı gerektirdiğidir. Bu oldukça gizemli dokuzuncu dalganın hazırlığında, 17-18 Temmuz 2010 Bilinçli Kavuşumunun kutlanmasını teşvik ediyorum ve bunu Maya takvim sisteminin en yüksek ve belirleyici dalgası olan dokuzuncu dalga ile uyum sağlamak için odak noktası olarak görüyorum.

Birçok insan Maya takviminin sonunun bilinçte bir değişim getireceğinin sezgisel hissine sahiptir. Ancak bu tür bir değişimin kaynağının ne olduğu, nasıl gerçekleşeceği veya doğasının ne olacağı ya nadiren açıkça ifade ediliyor ya da tam olarak açıklanmıyor. . .

. . . Kozmik tarihteki tüm bu önceki değişimlere rağmen, dokuzuncu dalga tarafından üretilmesi beklenebilen yeni bilinçte çok özel ve önemli bir şey olduğunu hissediyorum.
. . .

. . . Ama böyle bir değişim yalnızca otomatik olarak mı gerçekleşir? . .

. . . büyük ölçekli bir bilinç değişimi, insanların iradesine karşı gerçekleşebilecek bir şey değildir. Özellikle dokuzuncusu gibi tekamülün en yüksek seviyelerinde, bu yalnızca birlikte – yaratıcılar olarak hizmet etmeyi seçen insanoğlu vasıtasıyla gerçekleşebilir. Maalesef birçok insan beklenen bazı fiziksel olaylar olduğu inancına yönlendirildi, örneğin kutupların yer değişimi, Nibiru (Marduk), güneş patlamaları veya Galaktik hizalanma gibi. Bunun sonucunda Maya takviminin, etkimiz dışında gerçekleşecek olaylar ile ilgili olduğu algısı doğdu ve insanlar güçsüz ve pasif bir tavra girdiler. Ancak ben Hopilerin dediğine inanıyorum, "beklemekte olduğumuz bizleriz" . . .

. . . Bilinçli Kavuşumun eski dünyanın egoya dayanan işleyişini savunan tüm kuvvetlerden ve bunu üreten çok büyük hiyerarşilerden çok fazla dirençle karşılaşacağı beklenmelidir. Bunun küçük bir örneği olarak, şu anda "2012" etrafında ticari bir medya sanayi ortaya çıktı. Bu medya sanayi, olacak şeylerin sanki insanların niyetlerinden ve seçtikleri yaratıcı yönden bağımsızmış gibi gerçekleşeceği yönünde spekülasyonlar üretiyor. Doğal olarak dünyanın hali ile ilgili kendi olumsuz şüpheciliğimiz ve duyarsızlığımız ile de yüzleşeceğiz ve bu gibi düşünceler bize geri gelecek: "Bu mümkün değil", "dünya değişmeyecek", vs işte bu nedenden dolayı kuvvetli bir adanmaya ihtiyacımız var. . ."