Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#180
Ay'daki doğal kaynaklar kimin?
Dış uzaydaki faaliyetleri düzenleyici en önemli hukuki metin olan 'Ay Anlaşması' hiçbir büyük devlet tarafından imzalanmış değil.

Noyan AYAN
ntvmsnbc
Güncelleme: 09:44 TSİ 20 Ekim. 2009 Salı
İSTANBUL - Bütün dünya geçtiğimiz hafta NASA'nın büyük bir deneyine tanıklık etti. Ay'da suyun varlığını teyit amaçlı operasyonda, Ay'ın su bulunduğu düşünülen güney kutbundaki kraterlerden biri füzeyle vuruldu. Kalkan toz duman bulutu içinden ikinci bir keşif aracı geçerek buz veya buhar halinde suyun izlerini aradı.

Ay'a yönelik operasyonlar bununla da bitmeyecek. 2011 yılına kadar ABD üç, Çin iki, Japonya, Rusya ve Hindistan birer Ay misyonunu gerçekleştirmiş olacak.

Bu yarışın bilimsel gelişmeyi dolaylı veya doğrudan destekleme ve ulusal gururu okşama gibi işlevleri var, ama en az onlar kadar önemli bir hedef de uzayda gidilen yerlerdeki kaynakların paylaşımında öncelik sahibi olmak.

Bu niyet, uzayı komşu kapısı yapan ülkelerce doğrudan ifade edilmese de bu ülkeler 'Dünya dışı' alanlarda faaliyet ve kaynak yönetimini düzenleyecek mevcut anlaşma taslaklarını imzadan uzak durmaya devam ediyor.

Dolayısıyla hukuki altyapıyı oluşturmak için BM ve diğer uluslararası örgütler bünyesinde 50 yılı aşkın süredir devam eden görüşme ve hazırlıklar sonucunda ortaya çıkan metinler, atıl kalmış durumda.

Örneğin Ay ve yörüngesindeki çalışmaları da kapsayan 1979 tarihli 'Ay ve Diğer Gökcisimlerinde Devletlerin Faaliyetlerini Düzenleyici Anlaşma', pek çok kez gözden geçirilerek taraf devletlerin onayına sunulmuştu. Ancak dış uzaya araç göndererek araştırma yürüten beş ülkenin (ABD, Rusya, Çin, Japonya ve Hindistan) hiçbiri bugüne kadar Anlaşma'yı onaylamış değil.

Bugün Ay ve diğer gök cisimlerinin doğal kaynak çıkarmaktan askeri üs kurmaya kadar pek çok amaçla kullanımı her hangi bir anlaşmaya bağlı olmadan sürdürülmekte.

UZAYDA MÜLKİYET YASAKLANACAKTI
 
Kısaca 'Ay Anlaşması' olarak anılan taslak, bağlayıcı olmasa da eldeki en ayrıntılı taslak kurallar bütünü olma özelliğini koruyor.

Dünya haricinde Güneş Sistemi içindeki gezegen ve gökcisimleriyle onların yörüngelerinin 'dış uzay' olarak tanımlandığı taslağın ana fikri, Ay ile diğer gökcisimlerinin uluslararası camianın ve halkların ortak çıkarları için kullanılması zorunluluğu.

Ay Anlaşması'nın maddelerinden biri de Ay'ın uluslararası anlaşmazlık ve çatışma kaynağı haline gelmemesi için niyet beyanı içeriyor.

Bir türlü hayata geçemeyen Ay Anlaşması'nın temel hükümleri kısaca şöyle:

Gök cisimlerinin, silah denemesi ve askeri üs kurmak da dahil her hangi bir askeri nedenle kullanılması yasaktır.
'İnsanlığın ortak mirası' ilkesi çerçevesinde Ay ve diğer gök cisimlerinin diğer ülkelerin onayı ve çıkarı olmadığı sürece keşfi ve kullanımı yasaktır.
Dış uzaydaki her türlü faaliyet (ve bu faaliyetler sonucunda yapılan keşif ve buluşlar) BM Genel Sekreteri'ne rapor edilecek.
Tüm devletler gök cisimleri üzerinde eşti derecede araştırma yürütme hakkında sahiptir.
Dış uzaydaki gök cisimlerinde araştırma yapan devlet, topladığı numunelerin bir kısmını diğer ülkelere/araştırma kurumlarına bilimsel inceleme amaçlı olarak verecektir.
Ay ve diğer gök cisimlerinin doğal yapısındave çevresel özelliklerinde değişiklik yapmak yasaktır ve kazaen kirlenmeye karşı devletler gerekli önlemleri almak zorundadır,
Dış uzaydaki her hangi bir gök cismi üzerinde bir devletin egemenlik hakkı ilan veya talep etmesi yasaktır,
Dış uzaydaki her hangi bir gök cismi üzerinde, uluslararası anlaşmalarla kurulmuş bulunan örgütler hariç, her hangi bir kurumun veya kişinin mülkiyet hakkı olamaz,
Dış uzaydaki gök cisimlerinde bulunan kaynakların çıkarılması ve dağıtımı üzerinde anlaşılan uluslararası bir rejimle gerçekleştirilir.
Ay Anlaşması'nı imzalayıp parlamento onayından geçiren ülkeler şöyle: Belçika, Hollanda, Avusturya, Avustralya, Şili, Fas, Kazakistan, Lübnan, Meksika, Pakistan, Peru, Filipinler ve Uruguay. Anlaşma'yı imzalasa da parlamento onayından geçir(e)meyen ülkeler: Fransa, Guatemala, Hindistan ve Romanya.

Uzay çalışmalarında ne ileri düzeyde bulunan ülkelerinse Anlaşma'da imzası yok. Sonuçta, uzayda araştırma yapan bu devletlerin tavrı geniş bir yelpazede çeşitlilik gösterebilir. Çünkü Uluslararası Uzay İstasyonu gibi çok uluslu projelerde gözetilien 'ortak çıkarlar' ilkesinin, yarın öbür gün Ay veya Mars'ta zengin doğal kaynak bulunması halinde göz ardı edilmemesini güvence altına alacak hiç bir ortak belge bulunmuyor.

 

Alemtac

#181
Bankacılar da aşı olmayacak   
 
Aysel ALP/ANKARA 14 Kasım 2009
   
Domuz gribi ile ilgili tartışmalar bitmiyor. Başbakan ve bazı bakanlardan sonra Türkiye Bankalar Birliği personeli de domuz gribi aşısı olmayacak.


Bankalar Birliği yönetimi geçen hafta İstanbul Acıbadem Hastanesi'nden enfeksiyon hastalıkları uzmanı bir doktoru davet etti. Doktor, tüm birlik personeline Domuz gribi hakkında bilgi verdi. Sorularını yanıtladı.

Doktor, domuz gribinden korkulmasına gerek olmadığını ancak ateşin 38.5'i geçmesi durumunda doktora başvurularak gerekli önlemlerin alınması tavsiyesinde bulundu. Ayrıca Domuz gribi aşısı yerine normal grip aşısı olunmasını önerdi. Ancak kronik rahatsızlığı bulunan personelin doktorlarıyla görüşerek karar vermeleri gerektiğine dikkat çekti.

Bu arada Merkez Bankası personeli de daha önce Başkan Durmuş Yılmaz'ın açıkladığı gibi kurum doktorundan Domuz gribi konusunda bilgi aldı. Bu bilgiler ve yaşanan tartışmaların ardından banka personelinin büyük bölümünün aşı olmama eğiliminde olduğu öğrenildi.

 
 

Alemtac

#182
Yüzyılın deneyine devam
Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen, Büyük Patlama ortamının yaratılacağı Büyük Hadron Çarpıştırıcısına (BHÇ) evsahipliği yapan tünelde, bir proton parçacık demetinin birkaç dakika döndürüldüğü bildirildi.


AA

Cenevre- Yüzyılın deneyini yürüten Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nden (ANAM-European Organization for Nuclear Research (Cern)) sözcü James Gillies, bir proton parçacık demetinin çarpıştırıcıya ev sahipliği yapan 27 km uzunluğundaki tünelde birkaç dakika döndürüldüğünü söyledi.

BHÇ, 14 ay aradan sonra tekrar çalıştırılmış ve bu denemelerin başarılı olması halinde deneyin ne zaman yapılacağı açıklanmamıştı.

Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton hüzmesi verilecek. Bu ışın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alacak. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor. 

14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamını yaratmayı amaçlayan 10 milyar dolar değerindeki Hadron Çarpıştırıcısı, ilk geçen yıl çalıştırılmış, ancak bir ton helyumun tünele sızmasına yol açan elektrik bağlantısı arızası yüzünden sistem kapatılmıştı.

Bu ay başında da bir kuşun düşürdüğü ekmek parçası veya kırıntılarının BHÇ'de "küçük" bir ısınmaya yol açan bir kısa devreye neden olduğu belirtilerek, bunun üzerine sistemin kendini kapattığı açıklanmıştı.

21 Kasım 2009
 

Alemtac

#183
Yıldız oluşumu sanılandan daha geç başlamış
Uluslararası bir araştırma ekibi uzaydaki iyonlaşma başlangıcını kesin olarak tarihlendirdi. İlk patlamadan sekiz yüz milyon yıl sonra nötr evren, iyonlaşmış bir plazmaya dönüşmüş ve galaksilerin gelişimi başlamış.


Nilgün Özbaşaran Dede

Bİlim Teknik / Cumhuriyet- Bu sürecin iki yüz milyon yıl daha önce başladığı sanılıyordu. Astronomlar geniş kapsamlı araştırma sırasında büyük patlamadan 800 milyon yıl sonra (13,7 milyar yıl önce) oluşan 22 galaksi saptamışlar. Analizlerden edinilen sonuçlara göre iyonlaşma oranı ve oluşmakta olan yıldız sayısı bu tarihten önce çok düşük.

Galaksiler gözlemciden uzaklaştıkça galaksiden kaynaklanan ışığın dalgaboyu uzar. Buna "kırmızı kayma" denir. Amerikalı ve Japon bilim insanları yüksek kırmızı kaymalı galaksiler bulabilmek için Mauna Kea'daki (Hawaii) Subaru teleskopuna özel geliştirilmiş kırmızı filtresi yerleştirmişler. Bu şekilde bulunan galaksilerin spesifik dalgaboyları sayesinde mesafeleri ve yaşları hesaplanmış.

İlk patlama kozmolojisine göre evren Bing Bang'den 380.000 yıl sonra soğuyor, iyonlaşmış ilk plazmadaysa elektronlar, protonlar ve hidrojen atomları oluşmakta. Bugüne kadar hidrojenin ne zaman yeniden iyonlaştığı bilinmiyordu. NASA'nın WMAP (Wilkinson Microwave Anistropy Probe) uydusuna ait görüntüleriyle yıldızların ilk patlamadan 600 milyon yıl sonra oluşmaya başladıkları hesaplanmıştı. Son araştırma bu tahmini çürütmekte. Eğer söz konusu gelişme 200 yıl daha önce başlamış olsaydı, ilk patlamadan 800 milyon-1 milyar sonraki yıldız oluşum oranı ve iyonlaşma daha yüksek olurdu diyor uzmanlar Astrophysical Journal dergisinde.

27 Kasım 2009
 

Alemtac

#184
Eczacılar yarın kepenk kapatıyor

Eczaneler, hükümetin tasarruf tedbirleri çerçevesinde ilaç alanında başlattığı uygulamalar nedeniyle yarın kepenk kapatacak. Türk Eczacıları Birliği (TEB), "tüm tehditlere ve baskılara rağmen yarın eczanelerin kapanacağını" açıkladı.
     

TEB Merkez Heyeti'nden yapılan yazılı açıklamada, çeşitli kaynaklardan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile TEB arasında anlaşma sağlandığı ve yarın eczanelerin kapatılmayacağı şeklinde çeşitli söylentiler yayıldığı belirtildi.

Açıklamada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer'in de "eczacıların stok zararlarının karşılanması konusunda ilaç şirketlerinden söz ve imza aldığı, herhangi bir sorunun kalmadığı" yönünde açıklama yaptığı ifade edilerek, "Her şeyden önce, bakanlık veya başka bir kamu kurumu ile birliğimiz arasında herhangi bir uzlaşma, ya da yapılmış herhangi bir anlaşma söz konusu değildir" denildi.

Anlaşmanın eczacılar görmezden gelinerek ilaç sanayicileri ve bakanlık arasında imzalandığı belirtilerek, "Sayın Bakan'ın yaptığı stok zararlarının karşılanacağı, bunun imza altına alındığı açıklaması, eczacıların sorununun ancak çok küçük bir kısmına çözüm olabilirdi. Ancak stok zararlarını karşılamaya 'söz veren', 'imza atan' o aynı ilaç sanayicileri son beş yıldır konuyla ilgili genelgeler, genel yazılar olmasına rağmen, kamu emirlerine uymamakta direnmektedir. Stok zararlarımız çözülse bile, eczacıların temel talebi, fiyat düşüşlerinden kaynaklı erimenin telafisi olarak kalmaya devam edecektir" ifadelerine yer verildi.

"Bu taleplerimiz birlikte ve aynı anda karşılanmadığı takdirde, yarın eczaneler kapanacaktır" denilen açıklamada, eczanelerin kapanıp kapanmayacağını ancak ve ancak Türk Eczacıları Birliği ve Eczacı Odaları'nın ilan edebileceği ifade edildi.

Açıklamada, "Üyelerimizle birlikte aldığımız bu kararı bizlerin dışında, bizleri aşarak ellerindeki medya gücünü kullanıp üyelerimize ulaşarak kimse değiştiremez. Eczacı da bunun bilincindedir. Eczacının gözü ve kulağı sadece meslek örgütündedir. 3 Aralık 2009 günü saat 16.51 itibariyle son durumumuz şudur; tüm tehditlere ve baskılara rağmen 4 Aralıkta eczaneler kapanacaktır. 'Kapatanla sözleşme yapmam' diyenler sözleşme yapacak tek bir eczane bile bulamayacaklardır" denildi.

İEİS'ten açıklama

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ilaç fiyatlarındaki yeni düzenlemeyle oluşacak fiyat düşüşlerinin, eczacıların yanı sıra ecza depoları ile üretici ve ithalatçı firmaları da çok büyük oranda etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu bildirdi.

İEİS tarafından ilaç fiyatlarındaki yeni düzenlemeye ilişkin yapılan yazılı açıklamada, ilaç fiyatlarının yeniden düzenlenmesi sonrasında, Türk Eczacıları Birliği ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında ortaya çıkan bazı görüş farklılıkları çerçevesinde tartışılan konulara sendika olarak açıklık getirme gereği duyulduğu belirtildi.

Son dönemde basında yer alan çeşitli haberlerde, "yeni düzenlemeyle bazı ilaçların fiyatlarında yüzde 80'lere varan düşüşler olacağının" ifade edildiği ve buradan hareketle ilaç fiyatlarının yüksek olduğu sonucunun çıkartıldığı dile getirilen açıklamada, bu haberlere baz olan verilerin Sağlık Bakanlığının yayımladığı fiyat listelerine dayandığı kaydedildi.

Açıklamada, bu listelerde 7 bin 500'den fazla ürünün bilgisinin bulunduğu ve sıklıkla değişiklikler yaşandığı göz önüne alındığında, bazı bilgilerin hatalı yayınlanmasının söz konusu olabildiği ifade edilerek, bu hataların firmaların başvuruları doğrultusunda Sağlık Bakanlığı tarafından ivedilikle düzeltildiği, buna rağmen basına yansıyan bazı verilerde ciddi hatalar bulunabildiğine işaret edildi.

Yeni düzenleme doğrultusunda, ilaç fiyatlarında en fazla yüzde 34 düşüş olduğu belirtilen açıklamada, birçok ilacın fiyatının yasal olarak alabileceği azami değerin zaten altında bulunduğu için ortalama fiyat düşüşünün yüzde 20-25 civarında olmasının beklendiği bildirildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Bu düşüşler, global krizin de etkisiyle kamu maliyesinin yaşadığı zorlukları aşmak amacıyla, kamu otoritesinin yapmak zorunda kaldığı radikal düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Fiyat düşüşlerinin, eczacılarımızı olduğu gibi ecza depolarımız ile üretici ve ithalatçı firmalarımızı da çok büyük oranda etkilemesi kaçınılmazdır. Türkiye'de ilaç fiyatları, AB ülkelerinin çok gerisindedir. Söz konusu düzenlemeyle fiyatlar daha da düşürülmüş olacaktır."

Eczacıların uğrayacağı ciro kaybına da değinilen açıklamada, ciro kaybının telafisine yönelik talep edilen "meslek hakkı" ödemelerine sektör olarak itirazlarının olamayacağı, ancak bu hakkın ilaç endüstrisi tarafından karşılanmasının beklenmemesi gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, eczanelerdeki ilaç stoklarına ilişkin ise kararname doğrultusunda fiyat değişikliklerinin, gerek artış gerek düşüşlerde, 45 gün sonra yansıtılacağı, böylece eczacı, depocu ve firmalara gerekli hazırlıkları yapmaları için süre tanınmış olacağının altı çizildi.

Yeni düzenlemenin 18 Eylül 2009 tarihinde yayımlandığı, yeni fiyatların ise yarın yürürlüğe gireceği dile getirilen açıklamada "Bu hükümle, eczacılarımıza stoklarını eritebilmeleri için 76 gün gibi bir süre tanınmıştır. Buna rağmen, 4 Aralık'ta eczacılarımızın raflarında kalan stokların fiyat farkını ilaç firmaları karşılayacaklarını bildirmiştir" denildi.
 

Tiversonus

#185
Gerçeği görmek için bir araç spiritüel-kozmik teleskop seni ve tüm olanı görebilmen için

 

Gerçeklere gözlerini kapatabilirmisin

 

bana domuz gribi aşısıyla ilgili gördüğün mesaja saçma bulduğunu söylemiştin

 

gerçekten saçma mıydı

 

seni çok sevdiğim için sana bununla ilgili hatırlatıyorum

 

dualite gezegeninde hiç bir şey saçma değil

 

ama görmeyi seçersin ama seçmezsin

 

bizim dualiteden çıkmış üstad ruhlar olmamız tüm dünyanın çıktığı anlamna gelmiyor ,

 

iyi-kötü oyunu tüm hızıyla sürüyor,

 

Ben  -  bunun tüm anlayışını kavramış, enerjileri temizlemiş, bunun çok ötesine geçmiş olsamda bu böyle

 

zaten seçimim bunu yapabilmiş üstad bi ruh olarak bu zamanda gezegende bedenlenmek ama bu kez atlantiste  ve daha öncesinde eterde yaptığımız gibi gerçeklere devekuşu misali gözlerimizi kapatmamak (biz gözlerimizi gerçeğe kapatmıştık o zaman ,böyle şeyler hiç olamaz sanıyorduk ama oldu )

 

aksine kocaman açmaktır

 

bu oyun bu sefer o zamandaki gibi oynanmıyor , farknda OL mak istemez misin

 

gerçekten uyanmak bunun bilincine varmayı gerektiriyor

 

tabi önce kendi YAŞAMINDA , sonrada tüm dünyada ,tüm olanda

 

sen çok saf bi ruhsun bende öyleyim (bu nedenle bu 2 ruh birbirine o kadar tanıdık ,birbirini o kadar candan sevdi ilk karşılaşmada ,ee eterde de böyleydi,yuvadan ilk çıkışta )

 

ama artk büyüme zamanı

 

bu kez hem saf hem bilgeyim ,hem saf hem olgunum , tüm deneyimlerimin bilgeliği benimle ,çünkü hepsini hatırladım ve kendimde birşeltirdim

 

ve bu birleşim ile muhteşem yeni bi varlık yarattım

 

sende istersen bunu seçebilirisin

 

ve bu saflık ,tüm bilgeliğinle birleştiğinde dağları devirisin

 

tek bir varlığın tüm olanı değiştirebileceği muhteşem zamanlarada yaşıyoruz

 


tüm zamanlarda gerçeği olduğu gibi görmeyi ve herşeyin farkındalığını seçersen (tabi istersen )

 

herşey tüm çıplaklığıyla ve şeffaflığıyla sana görünür

 

* bunun için çok etkili ve önemli bir  aracı paylaşıyorum seninle

 

gerçeği gösteren spiritiel-kozmik lazer ötesi teleskobun (görüş alanı senden başlayıp tüm olana genişleyebiliyor ve görünmez olanı da gösteriyor)

 

bunu önce kendine ,sonrada tüm dünyaya ve insanlara çevirip baktığında

 

herkesin gerçek yüzünü ,maskeli yüzünü değil  ,görmeye başlıyor insan ve çoook çoook şaşırıyor

 

ama bir daha asla kimse seni kandıramıyor

 

buna hemen inanma  ama hemen dene , sonuçlarnı görüncede

 

bunu başkalarıyla paylaşıp dağıtabilirisn istersen ,atbi kaynağın ben olduğumu belirterek ,ismimle ,imzamla birlikte

 

ve bende bu araçlardan o kadar çok varki

 

ama ancak siz hazır olduğunuzda size öğretebiliyorum ...

 

sizler seçer ve bilinciniz hazır olursa  alabiliyorsunuz ancak

 

almakda bununla ilgili bollukda , bilincin almaya hazır olmasıyla

 

sonsuz sevgimle ve neşemle kucakladım

 

www.ekinduman.tr.gg

http://www.facebook.com/home.php?#/notes/ekin-duman/ gercegi-gormek- icin-bir- arac-spirituel- kozmik-teleskop- seni-ve-tum- olani-gorebil/ 189545083714

Ekin Duman gibi sevgi dolu birisini bile bayağı canını sıkmışlar:))) Bu yazının altına imzamı koyarak, onaylayarak paylaşıyorum.

Teşekürler Sevgili Ekin Duman!

Alemtac

#186
Size çok ilginç gelecek bir haber,bir arkadaşım dan alınmış. Kendisine bu değerli paylaşımı için teşekkür ediyorum :)

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=13122862
 

Alemtac

#187
Dünden devam... Elleriyle okuyor... Kapalı gözlerle renkleri görüyor


İtiraf ediyorum. Hayatım biraz kaydı.


Biraz değil çok. Beni gören, arayan, mail atan, "N'aber nasılsın?" diye herkes, Sevda Barankuş'a ulaşmak istiyor, benden onun telefon numarası rica ediyor. Ama arkadaşlar! Ondan izin almadan, "Al numarası bu!" diyemem ki. Kadın da haklı olarak istemiyor. Bir iki gün içinde bana bir internet adresi verecek, ben o adresi yayınlayıp aradan çekileceğim, siz eğitim mi alırsınız, onunla tanışır mısınız, artık n'aparsanız yaparsınız, sizin bileceğiniz iş...


Benim bu konudaki hissiyatıma gelince, hem deli saçması diyorum hem de bazı şeyleri gözlerimle gördüğüm için (Aylin'in kapalı gözlerle renkleri ayırt edebildiği ve okuyabildiği kesin) gelecekte bu tür şeyler olabilecekmiş gibi geliyor. Benim de kafam karıştı. Ama tanık olduğum şeylerde yamuk yoktu. Sanırım ben şuna inanıyorum: Evet, beynimizin çok az bir yüzdesini kullanıyoruz, konsantrasyonla, çalışmayla, belli tekniklerle bu oranı yükseltmek mümkün. Aşağıda, Sevda Barankuş'tan eğitim alan insanların görüşleri yer alıyor. Ben elçiyim, elçiye zeval olmaz, size iletiyorum. Sertap da o kafedeydi onun görüşlerini de aldım, Nasuh Mahruki'ye de arayıp bu konudaki fikirlerini

sordum...


Füsun Başak/Muşavir
İlk şaşkınlığım avucumdaki enerjiyi hissetmemdi

 

Sevda Bakankuş ile hangi vesileyle tanıştınız?

Eğitimle ilgili tanıtıma geldiğinde tanıştık.


Size birileri kapalı gözlerle renkleri söylemenin mümkün olduğunu söylese ne derdiniz? 

Delisiniz derdim!  Kesinlikle inanmazdım. Zaten tanıtım seanslarında, bu konuda eğitimli kişilerin, renkleri kapalı gözlerle bildiği görünce inanmadım. Bir bit yeniği aradım.


Sonra?

Sonra... Ben de bu eğitimi aldım. Ve doğru olduğunu bizzat kendim gözlemledim.


Sizin ekranınız açıldı mı?

Öyle olduğunu söylüyorlar.


Nasıl yani? Ya açılmıştır ya açılmamıştır...

Açıldı. Her şey, avuçlarımdaki enerji yoğunluğunu hissetmemle başladı.  Ellerimiz de ekran gibi. Yeryüzünde her eşyanın ve herkesin farklı bir enerjisi var, biz bunu bilmeden yaşıyoruz. Daha bir sürü şeyi bilmiyoruz. Egzersizleri sık sık yaparsanız, bu enerji yoğunluğunu, ellerinizle hissediyorsunuz ve gözünüz kapalı bir sürü şeyi zihninizdeki ekranda görebiliyorsunuz.


Sevda Bakankuş'tan öğrendiklerinizi kendi işinizde nasıl kullanıyorsunuz?

Sağlıkla ilgili sıkıntılarım olduğunda kullanıyorum. Rahatsız bölgemdeki enerji farkını hemen hissediyorum. İşte de kullanıyorum.


Nasıl?

Bu eğitimi aldığımdan beri, gözlem yeteneğim gelişti. Artık baktığım herhangi bir karedeki bütün ayrıntıları, farkında olmadan kayda alıyorum.  Eğitimlerde bu tür şeyler öğretiliyor. Eğer o kareyle ilgili yeni bir bilgi gerekiyorsa, bize öğretilen teknikle, o kareye yoğunlaşıyorum, tekrar görüntü olarak  gözümün önüne getiriyor ve neye ihtiyacım varsa, okumaya ya da izlemeye başlıyorum. Bunu başarmak müthiş bir şey...


Ezber mi bu yaptığınız?

Hayır. Beyninizle fotoğraf çekmek gibi bir şey. Ekranla kastedilen o...


Bütün bu olan biteni nasıl açıklıyorsunuz?

Enerjinizi ve düşüncelerinizi bir noktaya yoğunlaştırdığınızda,  yeryüzündeki her dataya ve görüntüye ulaşabiliyorsunuz. Biliyorum, mantıkla düşününce bu söylediklerim bilim kurgu filmi ya da bir hayal gibi geliyor ama teknikleri çalıştığınızda, gerçekten ufak tefek sonuçlarını hemen görüyorsunuz. Ama pratik yapmak gerekiyor. Ekranınız açıldıktan sonra ezgersizlerle bir sürü şey yapabilmeniz mümkün. Bazen şok edici sonuçlara da tanık oluyorsunuz...

 

Yusuf Gökmen / Honda Çifkurtlar Genel Müdürü

Zihindeki ekranla otomobillerdeki arızaları teşhis edebiliyoruz


Siz nasıl tanıştınız Sevda Bakankuş'la?   

Kendisi servis müşterimiz.


Verdiği eğitimi duyunca ne yaptınız?

Güldüm. "Olur mu efendim öyle şey!" dedim, kesinlikle inanmadım. Ama serviste çalışan arkadaşlarımın kendisinden eğitim almasını sağladım.


Neden?

E çünkü Sevda Hanım eğitim vermeye çok istekliydi. Arkadaşlarım da itiraz etmedi. Eğitim esnasında arkadaşlarımın yaşadıklarını duyunca, fikrim yüzde 100 değişti. Artık şuna inanıyorum: Her şey imkan dahilinde yeter ki kendi enerjimizin farkına varalım.


Arkadaşlarınız size ne anlattılar?

Zihinlerinde ekran açmayı öğrendiklerini. Şimdi daha uzun soluklu bir eğitim almak istediklerini söylüyorlar.


Ne faydasını görmüşler?

Otomobillerdeki arızaları teşhis edebildiklerini belirtiyorlar.


Siz bütün bu olan biteni nasıl açıklıyorsunuz? 

Hepimizin bir enerjisi var. Ama bu enerjiyi adamakıllı kullanmayı bildiğimizi sanmıyorum. Konsantrasyon önemli. Zihnimizin gelişime açık olması gerekiyor. "Olmaz böyle şey!" diye kestirip atmamamız gerekiyor. Çocukken bize cep telefonları da hayal gibi geliyordu. Gerekli eğitimler verildiğinde, beynimizin farklı kısımlarını kullanabileceğimize inanıyorum.


Nilgün Erışık/Ev kadını
Kadınlara bakıp hamile mi, değil mi anlıyorum


SEVDA Bakankuş'un verdiği eğitimi duyunca, çok da şaşırmadım aslında. Nedense, böyle şeylerin olabileceğine dair hep inancım vardı. Mesela görme özürlü insanların bir kısmının renkleri ayırabildiğini biliyordum. Hatta çamaşır yıkarken renklilerle beyazları karıştırmadıklarını... Ondan eğitim aldım ve bir sürü şey öğrendim, eğlendim de öğrenirken. Ekranımın açılıp açılmadığını bilmiyorum. Ama kadınlara bakıp, hamile olup olmadıklarını artık anlayabiliyorum. Olumlu düşünceyle, kötülüklerin engellenebileceğini de biliyorum. Enerji diye bir şey var, orası kesin, onu iyiye ya da kötüye çevirmek bizim elimizde.


Gülgönül Bozoğlu Üniversitede Eğitmen
Saat, barometre, pusula gibi cihazları beynimde kurduk

 

ESKİDEN olsa, bunun bir düzmece olduğunu düşünürdüm. Ama artık renklerin enerjisine inanıyorum. Çünkü ben de gözlerim kapalı renkleri söyleyebiliyorum. Sevda Bakankuş ile hafıza kullanma ve fotografik hafıza çalıştık. Saat, barometre, pusula gibi cihazları beynimde kurduk. Yapabildiklerimi görünce hayır şaşırmadım, üzüldüm! Meğer neler yapabiliyormuşuz. Bunca yıl kendimizin farkına varmamış olmamız ne acı. Ben öğrendiklerimi işimde kullanmıyorum. Ama günlük hayatta kullanıyorum. Ailemdeki kişilere, yakın arkadaşlarıma check up yapıyorum. Rahatsızlıkları varsa onlarla ilgili çalışıyorum.  Aylin kadar gelişmiş durumda değilim, daha sınırlı benim yapabildiklerim. Bu, evren-yaratan ve yeteneklerimiz ile ilgili. Naçizane, kendimce bazı saptamalarım oldu tabii: Kullanım kılavuzu olmayan bir enerjimiz var. Sevda Bakankuş'ta da bunu kullanmak ile ilgili bazı ipuçları var. Yalnız bu eğitimde "alabilmek" de önemli. Hevesli ama başaramayan arkadaşlarımız da oldu.

 

Sertab Erener
Varoluş bütün bu dinamikleriyle var


Sen ne diyorsun Sertab? Bak sen de tanık oldun  her şeye...

Valla ne denir ki? Şu yaşadığımız hayatı bir gerçeklik olarak kabul ettiğimiz zaman, bu gördüklerimiz mucize gibi oluyor. Ama varoluş aslında bütün bu dinamikleriyle var. Biz çok sınırlı bir şey algılayıp onu da "realite" olarak kabul ediyoruz. Oysa bu algıyı kırdığın zaman her şey mümkün. Aylin'in yaptıkları gibi...

 

Nasuh Mahruki

Uydurmasyon değil, bu kızda bir yetenek olduğu kesin

 

Sevda Bakankuş size eğitim vermek istediğini söyleyince ne dediniz?

"Neden olmasın? Buyurun gelin" dedim. Birkaç çalışma yaptık onunla.Ama bende ekran filan açılmadı.


Ya Akut'taki diğer arkadaşlar...

Onların da ilgisini çekti. Bir kısmı birtakım şeyler yapabildi.


Uydurmasyon değil yani... Aylin gerçekten kapalı gözlerle okuyor ve renkleri ayırt edebiliyor...

Yok, uydurmasyon değil, kızda bir yetenek olduğu kesin. Bronnikov yöntemi diye internete girerseniz bu konuda yazılmış pek çok makale bulursunuz. Zaten eller, enerji alıyor biliyorsunuz, Doğu mistisizminde de var bu. Ama tabii uzun çalışmalar ve meditasyon gerekiyor.


Hadi, gözleri kapalı sadece enerjiler-den renkleri bilmek bir derece, ama gözleri kapalı okumak... O nasıl oluyor?

Fotografik hafıza olabilir. Bir an görüyor, onu bir şekilde beynine alıyor ve sonra ekran gibi izliyor. O da bir eğitim meselesi. Her şeyi açıklayamıyoruz, mesela görme özürlü insanların önüne çeşitli engeller koyuyorlar ve onları teste tabi tutuyorlar. Onlar engellere yaklaşıyor ve duruyorlar. Görmedikleri halde önlerinde bir çukur olduğunu nereden biliyorlar? Bir şekilde biliyorlar. Alexandra David Neel diye çok meşhur bir İngiliz kadın vardır, Tibet'e erkek kılığında kaçak girer ve yıllarca Budist tapınaklarında yaşar, o teknikleri çok ileri seviyede öğrenir. Sonunda öyle bir seviyeye ulaşır ki, üzerine giydiği ıslak kıyafetleri çok kısa sürede iç ısısıyla kurutur. Doğu bilgeliğinde daha bir sürü böyle şey var. Bronikkov, bu teknikleri alıyor, 20. yüzyıl insanın kullanacağı bir formata getiriyor. Ve bunun kursunu veriyor. Sevda Bakankuş'ın öğrencilerine öğrettiği de bu...


Çocuklara daha kolay öğretilebileceği doğru mu?

Neden olmasın? 2012'yle ilgili teoriler var biliyorsunuz, bir dönüşüm olacak, yeni bir çağ başlayacak deniyor. Bu konudaki bir başka yaklaşım da şöyle: Bizler 5 duyumuzu kullanabiliyoruz ama 6. his dediğimiz şey, yani üçüncü gözümüzün açılması ve daha farklı bir algı kapasitesine geçmemiz, bu yeni çağla birlikte mümkün olacak. Hatta, İndigo çocuklardan söz ediliyor. Onların çok yüksek bir algıyla dünyaya geldikleri, bu tür teknikleri bizden daha kolay hayata geçirecekleri söyleniyor.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13128370.asp?yazarid=12&gid=61
 

Alemtac

#188
Özel sektörün uzay gemisi hazır
İlk ticari uzay gemisi California'nın Mojave çölünde görücüye çıkarken, 30'lu veya 40'lı yaşlarda servet edinmiş, uzaya seyahat rüyaları olmasa da, Dünya'ya yukardan bakmak isteyen birçok zengin ilk sivil uzay seyahatleri için koltuğunu ayırtmakta yüzbinlerce dolar harcamaktan çekinmedi.


AA

Mojave- "Samimi konuşursak, uzaya seyahat asıl rüyam değildi, tamam rüyalarımdan biriydi belki de. Ama uzaya gitmenin mümkün olduğunu duyduğumda çok heyecanlandım" diyen bir Rumen şirketler grubunun sahibi 28 yaşındaki Yunan Sony Mordechai, Virgin Galactic şirketinin ilk uzay yolculuklarından birisinde yer almak için 150 bin dolar harcadı.

İlk ticari ve yolcu taşıma amaçlı uzay gemisi SpaceShipTwo ya da diğer adıyla Virgin Space Ship'in (VSS) Los Angeles kentinin 130 km kuzeydoğusundaki Mojave çölündeki tanıtımına Virgin şirketler grubunun maceracı sahibi Richard Branson'un davetiyle, uzay seyahati için rezervasyon yaptıran çok sayıda zengin müşteri katıldı.

Müstakbel uzay yolcularından Seattle'da kurulu çok uluslu bir internet teknolojileri şirketinin sahibi 46 yaşındaki Dick Hardt da, "Yeni uzay çağının parçası olma fırsatını kaçıramazdım. Bu gemi kesin geleceğimiz olacak ve ben içinde olmak istiyorum. İki kişilik bilet aldım, bu bizim balayımız olacak" diye konuştu. Geçen yıl evlenen Hardt ve 44 yaşındaki manken fiziğine sahip eşi, uzay yolculuğundan başka bir şey düşünmediklerini söylediler.

Bir başka genç yaşlarda zengin olmuş uzay yolcusu, video oyunu şirketinin patronu Kanadalı John Chris Wick de, "Bu seyahat uygarlığımızın dönüm noktalarından birisi" derken, tek ileri yaştaki maceracı Las Vegaslı emlakçı 60 yaşındaki Ken Baxter, 1,5 yıl içinde Dünya'yı uzaydan göreceğini şimdiden hayal bile etmenin çok heyecan verici olduğunu söyledi.

Müstakbel uzay turistleri, banka hesaplarının kabarık olmasının dışında hepsi, esprili bir biçimde çok egzersiz yaptıklarını ve 2,5 saat sürecek uzay yolculuğunda güvenliklerini tam anlamıyla sağlayacağı için Richard Branson'a güvenlerinin tam olduğunu belirtiyorlar.

2 pilot ile 6 biletli yolcu taşıyacak ve bir koltuğun 200 bin dolara satılacağı seyahatler için şimdiden aralarında aktris Victoria Principal (Dallas dizisinin Pamela'sı), fizikçi Stephen Hawking, "X-Men" filmlerinin yapımcısı Bryan Singer ve Hollanda Prensesi Beatrice'in bulunduğu 200'den fazla potansiyel uzay turisti depozit yatırdı.

XPrize ödüllü SpaceShipOne tasarımı temelinde geliştirilen SpaceShipTwo adlı yaklaşık 20 metre uzunluğundaki uzay aracıyla yapılacak uçuşlarda yolculara yaklaşık 5 dakika yer çekimsiz ortamda bulunma imkanı sağlanacak.

White Knight (Beyaz Şövalye) adlı ana gemiyle, Concorde'un seyrüsefer irtifası olan 50 bin feet irtifaya çıktıktan sonra, ana gemiden ayrılarak motorlarını ateşleyecek uzay aracı, 110 km irtifaya ulaşabilecek.

9 Aralık 2009
 

Alemtac

#189
Uyurken öğrenmek
Uykuda öğrenmek özellikle öğrenciler için "hayal" olsa da bilim adamları, bunun bir anlamda gerçek olduğu görüşünü savunuyor.


AA

Ankara- Birçok araştırma, uykunun ezber sürecinde önemli rol oynadığını kanıtlarken ABD'nin Northwestern Üniversitesi'nden Ken Paller ve ekibinin yaptığı, Science dergisinde yayımlanan araştırma da öğlen/akşamüstü uykusunda işitme duyusunun uyarılmasının hafızayı güçlendirdiğini gösterdi.

Bilim adamları, 12 gençten bilgisayar ekranındaki 50 şeklin yerini ezberlemesini istedi. Her şekil kendine özgü bir sese sahipti (örneğin kedi şekli-kedi sesi).

Daha sonra uyuyan gönüllülere, derin uyku sırasında 25 şekle özgü ses dinletildi. Uyandıklarında sesleri duyduklarının bilincinde olmayan katılımcılar, "sesini duydukları 25 şekli", "sessiz 25 şekle" göre daha iyi yerleştirdi.

Katılımcılar uyutulmadan yapılan aynı deney başarılı olmadı. Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesinde de yayımlanan makalede, 2007'de Almanya'nın Lübeck Üniversitesi'nden Jan Born'un koku duyusunu uyararak yaptığı araştırmaya da yer verildi.

Bu araştırma da Paller'inkiyle benzer sonuç vermişti. Önce "gül kokusu eşliğinde" ezber alıştırması yapan katılımcılardan uyumaları istenmiş, derin uyku sırasında aynı koku koklatılmıştı. Bu kişiler testlerde çok başarılı olmuştu.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nden Paul Salin, birbirini tamamlayan bu iki araştırmanın derin uyku sırasında koku ve işitme duyularının uyarılmasının ezber yeteneğini artırdığını kanıtladığını belirtti.

Ancak Salin, bugüne kadar kimsenin uyurken CD'den yabancı dil öğrenemediğini belirterek, "hafızanın büyük bir bölümünün görsel ve uykudayken görme sisteminin kapalı olması nedeniyle olayın bu kadar abartılmaması gerektiğine" dikkati çekti.

Paris'teki uyku merkezinden Prof. Damien Leger ise "uyurken, ses, ışık ve ısıya duyarlı olmaya devam edildiğini ancak bazı seslerin ezber sürecine katkıda bulunabilmesinin yeni ve ilginç olduğunu" ifade etti.

Belçika'daki Liege Üniversitesi'nden Pierre Maquet'nin yaptığı deneyler ise "iyi hafıza için iyi bir gece geçirmek gerektiği" görüşünü kanıtlamıştı. Maquet'nin yaptığı araştırmalar iyi uykuyu izleyen günde öğrenmenin ve ezberlemenin daha etkili olduğunu göstermişti. Maquet'e göre, uyumak zaman kaybı değil aksine uyku, beynin iyi çalışmasına yardımcı oluyor, ayrıca hormonlar ve bağışıklık sistemi için de faydalı.

3 Aralık 2009
 

Alemtac

#190
Yunuslar engellilerin umudu oldu
 
 
A.A 9 Aralık 2009
 
 
 
Bursa'daki bir alışveriş merkezi bünyesinde kurulu bir yunus eğlence merkezi tarafından düzenlenen engellilere yunusla terapi, yurt dışından yoğun ilgi görüyor.


Merkeze, Avusturya, ABD, Fransa, Almanya, Polonya, Belçika gibi ülkelerden gelen 80'den fazla engelli çocuk, "Doğa" ve "Ada" adlı yunuslarla yüzerek terapi alıyor.

Merkezin sahibi Nurettin Gökalp, engellilere yönelik yunusla terapinin dünyada giderek daha fazla ilgi gördüğünü söyledi.

Yunus terapisinin otizm, beyin felci ve travması, nevrotik bozukluklar, down sendromu, gecikmiş konuşma bozuklukları, depresyon, şiddetli psikolojik durumlar, kronik yorgunluk gibi birçok rahatsızlığa iyi geldiğinin araştırmalarla kanıtlandığını savunan Gökalp, bu rahatsızlığı bulunanlara yönelik hizmet vermek amacıyla Bursa'da yunusla terapi için merkez kurduklarını anlattı.

Nisanda kurdukları merkeze Türkiye'den çok yurt dışından talep geldiğini vurgulayan Gökalp, şöyle konuştu:
"Bugüne kadar 98 engelli yunusla terapi gördü. Çocuklardaki gelişmelere doktorları da aileleri de şaşırdı. 98 engellinin 80'den fazlası yurt dışından geldi. ABD, Almanya, Avusturya, Polonya, Fransa, Belçika, Macaristan, Moldovya, Hollanda gibi ülkelerden gelen engelli çocuklar, 'Doğa' ve 'Ada' adındaki yunuslarla yüzerek terapi görüyorlar. 10 gün süren terapide günde yarım saatlik seanslarla yunuslarla yüzüyorlar. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı eşliğinde yüzen çocukların kendine güveni geliyor, iletişim yetenekleri gelişiyor."

Gökalp, yabancı çocukların ailelerin terapiden sonra kendilerine mektup bıraktığını belirterek, mektuplarda "çocuğunun ve kendilerinin çok mutlu olduğunu" vurgulayan teşekkür dolu cümlelerin yer aldığını bildirdi.

"TÜRKİYE, YUNUSLA TERAPİDE ÇOK UCUZ"

Türkiye'de, yunusla terapinin yılın her döneminde sadece Bursa'da yapıldığını ifade eden Gökalp, Antalya gibi sahil kesimlerindeki yunus eğlence merkezlerinin kışın kapalı olduğunu anlattı.

Türkiye'nin yunusla terapide dünyada en ucuz ülke olduğunu vurgulayan Gökalp, şunları kaydetti:
"Avrupa ülkelerinde yunusla terapi 15 bin avroya kadar çıkabiliyor. ABD'de ise 25 bin doları buluyor. Bu fiyatlar 10 günlük seans ücretleri. Biz ise aynı terapiyi 1500 avroya yapıyoruz. Yurt dışından gelen aileler, terapiyle birlikte konaklama, yeme, içme için bile daha az ödüyor. Talep giderek artıyor. Yurt dışında bu fiyatları duyan Türkiye'ye geliyor. Türkiye, bu konuda merkez olabilir."

Gökalp, yunusla terapi gören engelli çocukların huzurlu ve mutlu olduğunu belirterek, "Çocuklarla 3 önemli değişiklik oluyor. Korkularını yeniyorlar, güven kazanıyorlar ve göz kontağı kuruyorlar. Ayrıca, yunuslardan geçen enerji, çocuğun farkındalığını, dış dünyaya ilgisini artırıyor ve öğrenme süreçlerini hızlandırıyor" dedi.
 

Alemtac

#191
güncellenme zamanı 09.49 | 8.12.2009

milliyet.com.tr

Amerikalı bilimciler, sıradan bir kağıdı, nano teknoloji sayesinde çok ucuz, çok hafif ve süper depolama kapasitesine sahip güçlü bir pile dönüştürmeyi başardı.

         "Kağıt elektroniğini" doğurabileceği belirtilen bu gelişme, elektronik cihazların küçülüp hafiflemesi, hibrid veya elektronik araçların ileride çok hafif, küçük ve çok uzun ömürlü pillerle çalışması gibi geniş bir alan için kapıyı araladı. Gelecek vaat eden elektrikli araçların önünde bugün için var olan en büyük engellerden biri, kullanılacak pilin ağırlığı ve kısa ömrü.

         Proceedings of the National Academy of Sciences adlı dergide yayımlanan araştırmayı yapan, Kaliforniya Stanford Üniversitesi'nden araştırmacılar, "gümüş ve karbon nano materyallerinden yapılmış bir mürekkep ile kaplı kağıt yüzeyinden ibaret, çok hafif ve güçlü bir elektrik enerjisi depolama kaynağı" oluşturmayı başardı.

         Karbon nano tüpleri ve gümüş nano kablolarından oluşan yüzeye sahip kağıt pil, gelecek için büyük ümit vaat ediyor. Bilimciler geçmişte de, silikon nano kabloların kullanımı sayesinde bugünün lityum iyon pillerinin 10 kat güçlendirilebildiğini kanıtlamıştı.

         Makalede, "Kağıt teknolojisi kullanılarak, düşük maliyetlerle, hafif ve yüksek performanslı enerji depolama olanağının gerçekleştirildiği, pilde kollektörler ve elektrodlar yerine iletken kağıdın kullanıldığı" belirtildi.

         Bu tip bir pilin, elektrikli otomobillerin veya hibrid otomobillerin hareket ettirilmesinde kullanılabileceği, elektronik cihazların daha hafif ve daha uzun ömürlü olmasını sağlayacağı kaydedildi.

         Makalenin yazarlarından Yi Cui, toplumun düşük maliyetli ve yüksek enerjili enerji depolama araçlarına ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Yu Cui, bu yeni tip pili "süper depolama kapasiteli" olarak tanımlayarak, bunun, otomobillerin yanı sıra, "yüksek enerji gerektiren her tür alette de kullanılabileceğini" kaydetti. Yu Cui, "kağıt pilimiz çok düşük maliyetli ve şebeke halinde bağlantıya uygun" dedi.

         Profesör Peidong Yang da yeni teknolojinin ticari olarak çok yakında piyasaya çıkacağını belirtti.

 

Moderator

#192
Finlandiya eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde'den domuz gribi hakkında çor cesur açıklama:





Finlandiya eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde'den domuz gribi hakkında çor cesur açıklama.Domuz gribi aşısının bir aldatmaca olduğunu itirafa eden Dr. Kilde, "Bu aşı ile mümkün olduğunca dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor" dedi.Bu düşüncenin eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger'e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında bu kararın alındığını belirtti.Dr. Kilde, bir televizyona yaptığı açıklamasında, "ABD, hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu üçte iki oranında azaltmayı hedeflemektedir" diye konuştu.Dünya Sağlık Örgütü'ne domuz gribinin ölümcül bir salgın olduğu yönünde beyanda bulunması için baskı yaptıklarını belirten Rauni Kilde, "Böylece aşıyı tercihli değil zorunlu yapmak istiyorlardı. Özellikle hamile kadınların ve çocukların ilk önce aşı ile zorunlu tutulması gelecek nesilleri hedeflediğini göstermektedir" açıklamasında bulundu.Finlandiya hükümetinin sınıflandırmayı kabul etmediğini ve hastalığın derecesini normal hastalık olarak gösterdiğini ifade eden Kilde sözlerini şöyle sürdürdü; "Hiç kimse aşının bir yıl, beş yıl ya da 20 yıl sonra ne gibi etkilerinin olacağını bilmiyor: Mutlak kısırlık mı? Kanser mi? Ya da ölümcül herhangi bir hastalık mı?" Dr. Rauni Kilde, "Amerikan yönetimi ileride bundan dolayı doğacak herhangi bir sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter" dedi.

 

Moderator

#193
NORVEÇ ÜZERİNDE GİZEMLİ SPİRAL IŞIK ŞOVU    

9 Aralık 2009

 

Bu sabah Norveç'te kuzey göğünde devasa parlak bir spiral oluştuğu görüldü. Bu fenomene tanık olan Nick Banbury "Burada Norveç'te auroralar (kuzey ışıkları) görmeye alışığız, ama bu farklıydı" dedi. Jan Petter Jorgensen aşağıdaki fotoğrafı çekti:

 

Birçok okuyucunun ilk tepkisi bu resmin Fotoşop olduğu idi! Elbette bu sahte olmalıydı. Ama hayır, bir çok bağımsız gözlemci bu görüntüye tanık oldu ve fotoğrafını çekti.

 

Banbury devam ediyor: " Başlangıçta auroraya benzer renkte yeşil ışık demetinden oluşuyordu ve bir ucunda gizemli dönen bir spiral vardı. Bu spiral sonra büyüdü, büyüdü ve gökyüzünde dev bir haleye dönüştü, yeşil ışık demeti aşağıya Dünyaya uzanıyordu. Basın raporlarına göre, bu tüm kuzey Norveç boyunca görülebilmişti ve bu nedenle atmosferin çok yukarılarında olmalıydı." Bu görüntü 10 – 12 dakika devam etti.

 

Bu fenomene bir Rus denizaltısından fırlatılan roketin yanlış işlev yapmasının neden olduğu iddiaları var. Ancak Ruslar bölgede füze testi yaptıklarını inkar ettiler.













http://spaceweather.com/
http://www.vg.no/nyheter/vaer/artikkel.php?artid=596359

 

Moderator

#194
Norvec goklerinde ortaya çikan spiral isik ile ilgili çesitli spekülasyonlar var; Ruslarin denizaltindan gönderdikleri basarisiz füze testi, UFO, yildiz kapisi açilisi, bir tür Aurora (kuzey isiklari). Asagidaki bununla ilgili bir diger haber;

 

Tanrilarin 'Cennetine' Saldiri Norvec Goklerini Aydinlatti

 

]Sorcha Faal

 

10 Aralik 2009 [/size=1][/size=1]
 

ABD ve Avrupa'dan gelen sayisiz raporlar su andaki cagimizda ilk kez, bir cok insanin Dunyamiz uzerinde bulunduguna inandigi kadim tanrilarin "bogucu hakimiyetinden" ozgurlesme girisiminde, kadim tanrilarin "boyutlarina" basarili bir saldiri gerceklestirdiginin kanitini sunuyor.

 

Bu saldirinin altinda yatan sayisiz bilimsel teknik ozellikler bunun gibi bir raporda gozden gecirilemeyecek kadar cok karmasiktir, ancak temel olarak ana hatlari asagidaki gibidir:

 

8 Aralik Sali aksami, Isvicre'de bulunan CERN'in Buyuk Hadron Parcacik Hizlandiricisi, "bir insan yapimi olan hizlandirici tarafindan simdiye kadar ulasilan en yuksek enerjilerde atom alti parcaciklari carpistirdi", bu sonra Norvec Ramfjordmoen'de bulunan Kismi Yansitma Orta – Frekans Atmosferik Radar Tesisine [Partial Reflection Medium-Frequency (MF) Atmospheric Radar Facility] 'kuantumsal' olarak transfer edildi.  Bu tesis Avrupa Duzensiz Dagitim Tesisi [European Incoherent Scatter Facility (EISCAT)] radar ve iyonosferik isitma bilim adamlari tarafindan isletiliyor ve Amerikan Yuksek Frekansli Aktif Auroral Arastirma Programi'nin (HAARP) gozetimi altinda calisiyor. Bircok insan HAARP'a simdiye dek insa edilen en buyuk 'Kitlesel yikim silahi' olarak bakiyor.

 

Bu 'kuantumsal' olarak transfer edilen yuksek enerji isini Ramfjordmoen'de alininca, onlarin MF radar antenleri tarafindan 2.43 MHz'de Norvec'in uzerindeki ust astmosfere dikey olarak "titrestirildi", bu da 'spiral' isik goruntusu ile sonuclandi.  Britain's Daily Mail Haber Servisi bunu asagidaki gibi tanimliyor:

 

"Ulkenin kuzeyinde bir dagin arkasindan havaya suzulerek yukselen mavi bir isik goruldu. Yukarda havada durdu, sonra daireler seklinde hareket etmeye basladi. Saniyeler icinde dev bir spiral tum gokyuzunu kapladi. Sonra spiralin merkezinden yesil – mavi isik demeti firladi – tamamen ortadan kaybolmadan once 10 – 12 dakika havada kaldi."

 

Bunun 'tanrilarin cennetlerine' ilk 'saldirma' girisimi olmadigini, ikinci girisim oldugunu not etmek onemlidir. Cunku 2 Kasim'da, CERN'den yuksek – enerji isin demetini almalarinin baslangicinda Ramfjordmoen'deki bilim adamlari MF Radarlarini ust atmosfere ateslediler, bu Norvec, Hammerfest'ta otobus soforu Catelijne Brokke tarafindan tanimlanan asagidaki gibi kismi bir 'spiral' isik goruntusuyle sonuclandi: 'Dolunay kadar buyuktu ve bir tur patlama gibi gittikce buyudu. Bunun gibi bir seyi daha once hic gormemistim." (asagidaki resim)

 

 

Esit derecede onemli olan bir baska sey, 11 Haziran 2004'te Ingiltere Portchester, Hampshire'da ortaya cikan bunu belirten (dogrulayan) ekin cemberidir. Bu ekin cemberi bilim adamlarina 'tanrilarin boyutunu delmeyi' basarmak icin yuksek – enerjili atmosferik 'saldiri spirali' icin gerekli olan tam boyutlari ve frekansi sagliyor.

 

 

Ancak, ne yazik ki, bunlar, bu 'saldiridan' etkilenen insanlardan sakli tutuluyor ve onlarin bu spirale basarisiz bir Rus fuzesi firlatilmasinin neden oldugu sacma yalanina inanmalari icin medya organlarinin propagandasiyla kafalari karistiriliyor. Bu, hatali bir fuzenin simdiye kadar gerceklestirdigi en inanilmaz marifet olurdu, cunku aerodinamik yasalari tamamen alt ust olurdu.

 

Ve bu olayi daha da onemli yapan sey, kadim insanlarin gerceklesecegini kehanet ettikleri seydir, Sorcha Faal "Bu Dunya'nin Tahti Icin Savas Basliyor: Einherjar Savascilarinin Geri Donusu" (Einherjar: savasta cesurca olen savascilarin ruhlari) kitabinda bunu yaziyor. Kuzey Kehanetleri su uyariyi yapiyor; 'cennete bu saldiri' gerceklestikten sonra, "kaos kuvvetleri sayica ustun olacak ve duzenin ilahi ve insan koruyucularini yenecek. Loki (fesat ve hile tanrisi) ve onun canavar cocuklari zincirlerini koparacaklar; yasayanlara saldirmak icin Niflheim'den olum yola cikacak"

 

Norvec'te gerceklestirildigi gibi, 'cennetlere' insan tarafindan yapilan 'saldirilar' ile iliskili insanliga kadim Norse (Kuzeyin insanlari) tarafindan verilen uyarilar hafife alinmamalidir, ozellikle insan irkinin 'tanrilari' gaspetmek icin en son girisiminde, bunun kendi Dunyamizdan simdiki ayri olma halimize ve daha onemlisi birbirimizden ayri olmamiza neden olmasinin isiginda goruldugu zaman.

 

Kadim Babil Kulesi hikayesinde tum Dunyada, cennete 'saldirma' son girisimimizin trajik sonuclarini okuyabiliyoruz.

 

Genesis Kitabindan: "Ve lord insanlarin cocuklarinin insa ettigi sehri ve kuleyi gormek icin asagi indi. Ve lord dedi ki, Dikkatle bakin, insanlar birdir ve hepsi ayni dili konusuyor; ve bu yapmaya basladilar: ve simdi onlarin yapmayi hayal ettikleri hicbir sey engellenemez. Gidip kafalarini karistiralim, birbirlerinin konusmalarini anlamasinlar. Boylece lord onlari dunyanin yuzunde her tarafa dagitti ve sehri insa etmekten vazgectiler. Bu nedenle bu sehre Babil denir; cunku lord orada tum dunyanin dilini karistirdi: ve oradan insanlari yeryuzunun her yerine dagitti. [Babil: gunahkarlar sehri].

 

Kadim Yunanlilardan: "Tum insanlar ayni dili konusurlarken, bazilari yuksek bir kule insa ettiler, sanki bununla cennete yukseleceklerdi, ama tanrilar ruzgar firtinalari gonderdi ve kuleyi yiktilar ve herkese kendi ozel lisanlarini verdiler ve bu nedenle bu sehre Babil adi verildi.

 

Kadim Sumerlilerden: "O zaman Enki, bollugun Lordu, (emirleri guvenilir olan) ulkeyi anlayan bilgeligin lordu, Tanrilarin lideri bilgelik ihsan etti, Eridu Lordu agizlarindaki konusmayi degistirdi, simdiye dek tek olan insanin konusmasina ihtilaf getirdi.

 

Kadim Mayalardan: "Ve ikinci dunya tekrar yok edilecegi zaman kendilerini korumak icin insanlar cogalarak, cok yuksek ve kuvvetli Zacualli (cok yuksek kule) insa ettiler. Cok onemli anda dilleri degistirildi ve birbirlerini anlamadiklarindan dunyanin cesitli yerlerine gittiler.

 

Kadim Polinezyalilardan: "Ama ofke icindeki tanri insa edenleri uzaklastirdi, binayi parcaladi ve onlarin dillerini degistirdi, boylece farkli diller konustular."

 

Kuzey Amerika Crow Yerlilerinden: "Sonra kucuk Coyote (cakal) kotu bir sey yapti. Yasli Adama, insanlara farkli diller vermesini tavsiye etti, boylece birbirlerini yanlis anlayacaklardi ve savaslarda silahlarini kullanacaklardi. . Yasli Adam kucuk Coyote'nin soyledigi seyi yapti ve insanlar farkli dillere sahip oldular ve birbirleriyle savastilar."

 

 

Babil Kulesinin, cennetlere yukselebilmeleri icin gokyuzune ulasmak uzere insanlar tarafindan insa edildigine inanmak sacmaligin otesindedir; ozellikle bu kadim Babillilerin gokyuzune 'erismek' icin cok daha kolayca tirmanabilecekleri daglarla cevrili olduklarinin isiginda bakildigi zaman.

 

Babil Kulesi, bu 'tanrilara' karsi savasta insan varliklar tarafindan yapilan bir silahtir ve Dunyamizin kadim mitlerinin hepsinin soyledigi gibi, bu ayni 'tanrilarin' kendilerini korumak icin neredeyse tum insanligi yok edecegi korkusunu anlamak en gercek nedenlerden biriydi.

 

Boylece bir kez daha, insan irkimiz bu 'tanrilara' karsi savasin kaderimiz olduguna karar verdi. Umalim ki bu kez kadim atalarimizin yaptigindan daha iyi yola cikip basaralim.

 

© 10 Aralik 2009 EU and US all rights reserved

 

http://www.whatdoesitmean.com/index1308.htm

 

(Ceviri: Saffet)






Konu ile ilgili Kanal Mesajı:


Basmelek Metatron'dan:
 

Gokyuzundeki bu isik spirali bir portal acilisidir. Bu, Sevgi Yildizkapisi Portal Acilisinin Kozmik Patlamasidir. Bu, Dunya uzerindeki titresimleri yukseltecek olan 72 saatlik bir surectir ve 12/12/09'da 5B veya uzerinde olmayan hicbir sey buradaki enerjiye dayanma gücüne sahip degil.. Gezegene akan sevgi ve coskunun etkilerini herkes hissedebilecek. Bu, mucizelerin gerceklesecegi bu cok yuksek enerjide olacak. Bu bir takdir-i ilahidir ve tarihinde Dunya'ya yayilan sevgi enerjisinin en buyuk patlamasidir. Finansal, politik ve dini kesimlerdeki degisimler ile ilgili Dunya'ya mesaj getirmekteyiz. Bu, gormeyi beklemekte oldugunuz Goksel Isarettir. BARISa sahip oluncaya kadar perdenin kalkmasi gerceklesemez. YildizKapisi Portal Acilisi vasitasiyla bu Kozmik Sevgi patlamasi Barisi getiriyor.
 
Kutsamalar Sevgililer
 
Basmelek Metatron


 
Elizabeth Trutwin kanaliyla