Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 10 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#435
Ayrıca,
Kutsal kitaplarda korku verici ifadelerle belirlenen,dağların yürümesi çift güneşlerin değişik yönlerde doğup batması,deccal çıkması v.s gibi
detaylı izahların dördüncü yoğunluk değişken fizikselliğinde ,korkuya kapılmış,daha doğrusu korkularını negatif etkilerle devam ettiren kişilerin zihinsel yaratımları olamıyacağını kim söyleyebilir..

Bu kıyamet konusunu bir de bu bilinç perspektifinden değerlendiriniz.



Tgur

#436
S: (L) Bir keresinde bu bağlantı kaynağını kişisel meseleler için kullanmanın, onu bozulmuş bir KH kaynağına çevireceğini söylemiştiniz. Bu kaynağı bazen kişisel meseleler ve sorular için kullandık. Bu herhangi bir şekilde bilgi akışını bozdu mu ve KH moduna doğru kaydırdı mı?
C: Yalnızca aşırı olduğunda.

-----------------
Kasyopya alıntısını yukarıda anlattıklarımı desteklemesi için koydum,
Anlaşılacak şudur ki ,kanallama hadisesi bizim anlayışımıza göre çok kaygan zeminlerdedir,

Bizim algımıza göre dedim, zira 3B deyiz ve kısıtlı donelerle yaşamaktayız ,doğru yanlış kavramalarımız evrensel bilgi yoğunluğunda yetersiz kalabilir ,şu anda bile kötülerin mutlak herkes için kötü  olduğunu söyleyemeyiz ,

Mazur görün ,şu kaba benzetmeyi her fırsat bulduğumda kişilere yöneltirim,

Açlık kötü müdür,
Evet,
Fırıncı ve gıda satanlar açları bekliyor,açlık onlar için iyi..
Öyleyse..

Bu mantıkla, bizim doğru ve sağlam diye bildiğimiz bir kanal dahi aşırı sübjektif konulara dalındığında ısınıyor ve KH lerin etkisine geçebiliyor.Bütün kanal hadiselerinde bu mantığı ve işleyişi düşünebiliriz,zira bizim iyi ve kötü diye kilitlendiklerimiz sadece bizim algımızdır.

 



believer planet

#437
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Ayrıca,
Kutsal kitaplarda korku verici ifadelerle belirlenen,dağların yürümesi çift güneşlerin değişik yönlerde doğup batması,deccal çıkması v.s gibi
detaylı izahların dördüncü yoğunluk değişken fizikselliğinde ,korkuya kapılmış,daha doğrusu korkularını negatif etkilerle devem ettiren kişilerin zihinsel yaratımları olamıyacağını kim söyleyebilir..

Bu kıyamet konusunu bir de bu bilinç perspektifinden değerlendiriniz.




çok güzel demişsin sevgili tgur...
ne yazıkki bu idrakle oluyor..dünyanın % 90 ı hala bu tarz inançlarda
insan algısı çok ilginç..
ama bir gerçek varki ... oda , insan olarak kendimizi evrenin odağı zannediyoruz...
çevremdeki insanlara bakıyorumda..iş yaşamı  , aile, dostluklar vs.. herkezin algısı merkez ve herkezin algısı kendine göre gerçek..ve herkez kendindeki şeyi karşı tarafa nasıl geçirirse o derece başarılı hissediyor kendini ..ve bunu dikte ederek yapıyor...( tam kh işi)
bir ilüzyon içindeyiz , ne yazıkki bulunduğumuz yoğunluk nedeniyle algımız lineer (doğrusal)..yani kısıtlı..
öğrenecek çok şey var tabiki..güzel günlere :)

herşey mümkün

Tgur

#438
Geç de olsa teşekkürler sevgili believer planet,şu aralar bir nakil,daha doğrusu mekan değişikliği ile meşgul idim,

Yeri gelmişken,
bahsettiğin illüzyondaki 2013 yılının bütün arkadaşlara, dostlara mutluluklar getirmesini dilerim onlar şu siteyi takip edip katkıda bulundukları için ve hep beraber farkındalık yolunda koştuğumuz için bahtiyardırlar kanımca,

Bütün çabamız bir az daha olsa da bilgi..

Bu arada tercümelere devam etmeyi görev bilen Bozadi ve diğer dostlara
sonsuz minnetlerimi sunarım,


Tgur

#439
 (L) Bu olay 1325 yılında olmuş gibi gözüküyor, bu da benim gizemli 'şövalye' atamın doğduğu yıl. (C) Ben bir soru sormak istiyorum. Ölümün hemen ardından ya da kısa bir süre sonrasında insanlar, kendi inançlarının yarattığı beklentiler doğrultusundaki şeyleri mi deneyimliyorlar ?
C: Esasen evet ama bazı insanlar bu konuda bir şey bilmiyor oluyorlar veya bu konuda herhangi bir ön-kabul ya da varsayımları yok. Bu yüzden böyle ruhlar için, yaşanılan deneyim çok daha "saf" oluyor.

S: (C) Deneyimin daha saf olması ne demek ? Bir ön-varsayımları yoksa nasıl bir durumu deneyimliyorlar ?
C: Sen bu konuda neler duydun ?

S: (C) Işıktan bir tünel... bir tünel, çok parlak bir ışık, bir sevgi varlığı, ve....
C: Dur... Ya kendi "bedenini" görmek ?

S: (C) Tamam, yaşanılan ilk şey havada süzülmek ve aşağıda kendi bedenini görmek ve sonra bir tünel ve bir ışık görmek.
C: Evet; ama kişiyi beklemekte olan bir "sevgi varlığı" da her zaman yok. Bu da ön-varsayımsal şeylerin bir ürünü.

S: (C) TK' nın deneyimi nasıl bir şeydi ?
C: Uyarmamız gerekir ki; beklentileri "hiçlik" olanlar için, 5. Yoğunluğa uyumlanmaları ve hazırlanmaları amacıyla mutlak biliçsizlik içerisinde geçirilen bir geçiş dönemi söz konusu. [ç.n. beklentileri "hiçlik" olanlar: beden ölümü sonrası herhangi bir bilinçsel, ruhsal yaşamın olmadığını kabul eden materyalist düşünce sistemine inananlar]

S: (C) Yani, hiç bir ön-varsayımın yoksa bilinçsizlik evresine geçiyorsun. (L) Ya da ön-varsayımın hiçlik ise... (C) Tamam ama bu beni gerçekten şaşırtıyor çünkü onun kendine has bir inancı vardı. Ama...
C: Geçiş öncesi tamamen bilinçsizdi.

S: (C) Hmm, anlıyorum. Ben de böyle düşünmüştüm. Doktor onda ritm bozukluğu olduğunu ve tansiyonunun çok fazla düştüğünü ve böylece öldüğünü düşünüyor. Peki, bir kişi önceden beklentisi içerisinde olduğu bir duruma girip bunları da deneyimledikten sonra ve artık gerçekte ne olduğuna devam etmeye hazır olduğunda ne oluyor? SONRA ne gerçekleşiyor ?
C: Rüyabenzeri durumsallık giderek ve kademeli bir şekilde gerçekliğe dönüşüyor.

S: (C) Peki gerçeklik nedir ?
C: 5. Yoğunluğa giriş.

S: (C) Bu nasıl bir şey ?
C: Sen nasıl bir şey olduğunu düşünüyorsun canım ?

S: (C) Ben şimdi nasıl olduğu konusunda düşündüklerimi söylersem, ön-varsayımda bulunmuş olurum.
C: Hayır, şart değil.

S: (L) 5. Yoğunlukta olduğunda, kendine ait bir çok ruhsal cevherinle birleşip, 'uzay-zaman'ın farklı noktalarındaki diğer gerçekliklere uzanan tüm yayılımlarını mı algılamaya başlıyorsun ve bir ...
C: Bu tam da popona yediğin sağlam bir tekme olurdu, sence de öyle değil mi ?

S: (L) Hangi anlamda ? Bir keresinde demiştiniz ki: 5. Yoğunlukta olduğunuzda bir tür 'zamansızlık kavrayış' durumunda olursunuz.
C: Evet.

S: (L) Ve böyle bir zamansızlık kavrayışı hali içerisinde görür ve algılarsınız, bir tür saf bilinçlilik durumu gibi. Böyle mi ?
C: Yakın.

S: (L) Mutluluk hissedilir mi, ya da şey hissedilir mi.. Yani sanırım hissetmek yanlış kavram çünkü bir his doğuracak hiç bir şeye sahip değilsindir.
C: Varolan, bütün duygusal yansımaların, çok derin, bilgece bir berraklıkta algılanması.

S: (L) Biri tarif etmek isteseydi; 5. Yoğunluk deneyimini çok hoş olarak mı, yoksa çok yoğun olarak mı tarif ederdi ? [ç.n. burada kullanılan yoğun kelimesi (ing. intense); kuvvetli, etkileyici kavramlarını da içerecek şekilde düşünülmelidir]
C: Yoğun, ama sizlerin hayal edebileceğiniz şekilde değil.

S: (C) Sanıyorum negatif yönleri olmayan bir yoğun deneyim, ki böyle olması iyi olur...
C: Hayır. Negatiflik de var. Ama 3. Yoğunlukta hissedilen , hormonsal beyin aktiviteleri yoluyla, genetik bedensel tepkime olarak ortaya çıkan, altta yatan psikolojik tehlike korkuları yok.

S: (C) Tamam, peki 5. Yoğunluğa uyumlanan birisi, orada, gündelik yaşantısı içerisinde neler yapıyor ?
C: "Gündelik yaşantı" diye bir şey yok.

S: (C) Sadece bir kavram olarak söylediğimi düşünün. (L) Başka bir ifadeyle, herhangi biri 5. yoğunlukta neler yapar ? (C) Evet ne gibi eylemlerde bulunur ?
C: Bir tür zamanın varolmadığı, düşünsel öğrenme süreci olarak düşünün.

S: (C) Herkes birbirinden farklı şeyler mi öğreniyor ?
C: Elbette, kişinin karmik titreşim frekansına bağlı olarak.

S: (C) Öğrenme mekanizması nasıl işliyor ?
C: Doğal çekici gelişme dengesi.

S: (L) Sanırım bir tür, dengeye yerleşme gibi bir şey. (C) Yani burada bahsettiğimiz bir tür akılsal öğrenme süreci değil, daha çok bir tür biliçlilik özümsemesi [ç.n. soğurulması, absorbe edilmesi] . Sanki buraya özel bir benzetme yaparsak, başının altına bir kitap alıp, uyuyarak, içeriğinin özümsenmesi gibi mi ? (L) Bu doğru bir benzetme mi ?
C: Hayır.

S: (L) Haydi biraz yardım bizlere. Bunu sevdim!
C: Eh Laura, 5 boyutlu bir ekranı gözünde canlandır.

S: (L) Yapamam. 5 Boyutlu hiç bir şeyi gözümde canlandıramam.
C: İyi, öyleyse burada bazı şeyleri açıklayabilmek için nasıl bir durumda kaldığımızı tahmin ediyorsundur!

S: (C) Ama bu bir çeşit otomatik aktarım mı ? [ç.n. öğrenmeyle aktarılan bilginin] (L) Ya da otomatik bir işlev mi ?
C: Burada ilginç olan şey zamansızlık. Bu yüzdendir ki, bedenini henüz yeni "terketmiş" bazı ruhlar, kendilerine inanılması güç bilgiler veren, kendilerini seven kişiler tarafından "görülürler". Hatta öyle vak'a lar olmuştur ki; 3. Yoğunluk içerisinde aynı travmayı birlikte yaşamış iki ruhtan biri diğerine, "henüz onun zamanı gelmediği" için, geri dönmesi gerektiği talimatını vermiştir. [ç.n. aynı travmatik olay sonucu bedenlerini terkeden iki ruhtan bahsediliyor]

S: (C) Yani demek ki; diğerine bunu söyleyen kişi zamansızlık olgusuna ermiş (kavramış) oluyor, oysa aynı "zamanı" paylaşıyorlardı ve herşey ikisi için de birden bire oluvermişti, bu da demek ki bazı kimseler için 5. Yoğunluğa geçiş çok ani oluyor. Bir kimsenin 5. Yoğunluğa geçiş kabiliyetini ve yeni durumsallığına kolayca uyumlanmasını belirleyen şey nedir ?
C: Belirsiz soru.

S: (C) İfadesi zor bir soru.
C: Yeniden sor lütfen.

S: (C) Sorumu yeniden formüle etmeye çalışıyorum. (L) Böyle bir durum meydana geldiğinde, diğerine "geri dön, henüz senin zamanın gelmedi" diyeni, diğerinden ayıran özellik nedir ?
C: C___ sorsun.

S: (L) Pardon, ben sustum. (C) Kişilerin ön-varsayımları olduğundan ve (ölüm sonrası) yaşanılan deneyimlerin bunlara bağlı beklentiler doğrultusunda gerçekleştiğinden bahsettik. Bir kişinin en hızlı ve kolay biçimde 5. Yoğunluğa uyum sağlayabilmesi için nasıl bir düşünce yapısı ya da ön-varsayıma sahip olmalı ?
C: Ehh bu da kendi içerisinde bir ön-varsayım içeriyor. Ama diyebiliriz ki açık fikirli ve araştırmacı biri bunu en iyi şekilde gerçekleştirebilir. Ama eninde sonunda herkes bunun üstesinden gelir.

S: (L) S__ kalp krizi geçirdiğinde, tıbbi yardımın ulaşması 20 dk. sürmüştü. Onu yaşam ünitesine bağlayıp bitkisel hayata döndürdüklerinin çok öncesinde beyin ölümü gerçekleşmişti zaten. Ben hastanede bir süre yanında kaldım. Onula konuşarak, geri getirmeye çalıştım. Ona reiki verdim ve daha bir çok şeyi denedim. Ve sonra onunla konuşup konuşamayacağımızı Kasyopyalılar'a sorduk ve Kasyopyalılar, onunla konuşabilmemiz için kendilerinin aradan çekilmeleri gerektiğini söylediler.
Onunla konuştuk. Ve konuştuğumuz varlığın o olduğuna, oldukça ikna edici bir konuşmaydı. Onunla konuşurken bir radyo istasyonundan ve yakında duyacağımız, Yeni Zellenda ile ilgili bir haberden ve bir de 'genç kıza zarar verme!' gibi bir şeylerden bahsetti. Bana o kadar çok şeyden bahsetti ki, iletişim kurduğumuz kişinin gerçekten de o olduğundan emin olmuştum, her ne kadar bedeni tamamen yaşam destek ünitesine bağlı olarak canlı bir şekilde hastanede yatıyor olsa da.
Ona geri dönüp dönmeyeceğini sordum ve dönmeyeceğini söyledi. Sebebini sordum ve bana çok fazla keyif aldığını söyledi ve işin doğrusu bu benim de onun keyif alıp, neşelendiğini hatırlayabildiğim en son zamandı. Ona, bulunduğu yerin nasıl olduğunu sordum. Bana bir okul gibi olduğunu söyledi. Ne öğrenmekte olduğunu sordum ve bana bunu açıklamasının bir yolu olmadığını ve bu yüzden de açıklayamayacağını söyledi. Ama bedenlerimiz içerisindeyken belirli bir sınıf içerisindeymişiz ve bedenlerimiz dışındayken farklı bir sınıftaymışız. İletişimi sonlandırdık ve sonra, ertesi gün haberlerde, Yeni Zellanda' da kiliseye dalıp bir sürü insanı vuran delirmiş kişiyle ilgili haberi duyduk ve olay tam olarak bizim onunla iletişimde olduğumuz sıralarda gerçekleşmekteymiş ve küçük kızın incitilmesi ile ilgili verdiği şey de bununla ilgili bir referansmış. Anladığım kadarıyla, bir ağacın ardına saklanmış küçük bir kız varmış. Yani bir yandan bizlerle konuşurken, Yeni Zellanda'da olan biten bu olayı da GÖRMEKTEYMİŞ. Hatta bundan bahsederken haykırıyordu bile. Kısa ve tuhaf bir konuşmaydı. (C) Yani, o artık oradaydı. (L) Kesinlikle. (F) Ve 'Geri gelmeyeceğim' dedi. (L) Evet. 'Hayatta olmaz!' dedi. Öyle şeyler söyledi ki tam olarak onun bir şeyleri ifade ederken kullandığı tarzdaydı. Aynen ölümü sonrası K__ ile konuşurken yaşadığımız deneyim gibiydi. O seferde de konuştuğumuz kişinin o olduğundan tamamen emin olmuştum, çünkü kelimelerle oynayış tarzı aynen hayatta iken yaptığı şekildeydi. Kelime oyunlarını (cinas) severdi ve sürekli kullanırdı. (C) Biz de bir kaç kez ouija tahtasıyla T__ ile konuşmayı denedik ve karşı taraftan bir takım bilgiler aldık. O zamanlar biz de gerçekten T__ ile mi konuşuyorduk ?
C: Gerçekten onunla konuştuğunda bunu bilirsin.

S: (L) Sanırım onunla konuşmuş olsaydın, bunu BİLİYOR olurdun ve bu soruyu sormazdın. (C) Yani , sanki oymuş gibiydi. Onunla şimdi konuşabilir miyiz ?
C: Hayır.

S: (C) Neden konuşamayız ?
C: Seninle aynı noktada buluşmayı mümkün kılacak bir pozisyonda bulunmuyor. Anlamanız gereken şey; 5. Yoğunlukta bulunan birinin 3. Yoğunlukla iletişime girebilmesi için tefekkür (derin düşünsel) frekansını kaydırıp, değiştirmesi lazım, hatta olay böyle bir medyum aracılığıyla gerçekleşecek dahi olsa. En iyi sonuçlar ruhlar 3. Yoğunluğu henüz "yeni terketmiş" olduğunda alınır ve aynı zamanda sizler de onun ilahi düşünsel (tefekkür) frekans değişimi sürecinin bir parçası olursunuz. Bunun sebebi de frekans değişiminin yoğunluk derecesinin (şiddetinin) "geride bırakılanlar" dan kaynaklanmasıdır.

S: (C) Tamam, bu mantıklı. (L) Öyle mi ? (C) Yani ruh diğer tarafa yeni geçtiğinde, 3. Yoğunluk düşünsel yapılarına ve frekanslarına daha yakın oluyorlar ve onlar için daha kolay oluyor. (L) Ve sonrasında onları rahatsız etmemek daha doğru çünkü onları o frekansta tutmak istemezsin. (C) Doğru! Ve sanıyorum frekans değişiminin yoğunluk derecesi onları teşvik eden kişiden kaynaklanıyor. Ben ona, gitmesini ve ortalıkta dolanmamasını söylemiştim. (L) Evet, ortalıkta dolanmaları iyi olmaz. (C) Tamamdır, sanırım benim soracağım sorular bunlardan ibaretti.
-------------------------
Bu kısmı, okuyacak olanlar için çok ilginç ve varsayımlarımıza ve  bildiklerimize daha kesin bir yorum getirecek düşüncesi ile aldım.

Ayrıca sipirütüel bilgilerimizi bir istikamete sokacak gibi, tabiki genelleme yapmamalıyım ,benim bildiklerime göre demeliyim,

Sonuçta ,ruh çağırmalar ve buna bağlı yapılan birçok anlatımları uygun bir şekle sokan bilgiler olarak önemli,

Rafine bir özet, kanaatimce şu son cevapta yatıyor:

" En iyi sonuçlar ruhlar 3. Yoğunluğu henüz "yeni terketmiş" olduğunda alınır ve aynı zamanda sizler de onun ilahi düşünsel (tefekkür) frekans değişimi sürecinin bir parçası olursunuz. Bunun sebebi de frekans değişiminin yoğunluk derecesinin (şiddetinin) "geride bırakılanlar" dan kaynaklanmasıdır."



Tgur

#440
K.lerden bir tutam,
----------------------------------
S: (L) Sanırım iyi şeyleri ummamamız gerekiyor. Ama saldırıları ummamız mı gerekiyor?
C: Saldırı umulmaz, farkına varılır canım!

S: (L) Yani saldırının düşündüğün anda değil, herhangi bir anda meydana gelebileceği farkındalığı, öyle mi?
C: Saldırının var olduğu farkındalığı.

-----------------------------------

Bu beyanda saldırının esasta  herzaman var olduğunu mu anlamalıyız , kanaatime göre evet,

O zaman her an saldırı altında olduğunu hissedip tedirgin bir psikopat gibi mi yaşayacağız, hayır,

Burada başka bir hassas durumla karşı karşıyayız,

Frekans düşüklüğü ,bu saldırıyı etkin bir hale getirmektedir,yani saldırı dediğimiz olumsuzluk, bizim durumumuzla ilgili..

Frekans düşüklüğü kavramı ile neyi anlatmak istiyoruz,

3 B düşünce ve davranış tarzları frekans düşüklüğünü yaratan hususlardır,bunlar nedir,

Arzulu düşünce, beklenti  ,kehanet tarzı dediğimiz ne olacak ,ne zaman olacak şeklinde istekler ,haberi dolayısıyla isteği olmadan kişi veya diğer oluşlara ışık göndermek ,iyilik yapmaya yeltenmek ,(hatta haberi olsa dahi bu gibi davranışlar,karşıdakini kontrol altına almak şeklinde kabul edileceğinden KH tipi davranışlardır)

Görüldüğü gibi kendimizi bildik bileli doğal davranış, hatta üstün duygularla hareket şeklinde algıladıklarımızın, düşük frekanslı olay olduğunu anlamamız, şok bir durum yaratmakta.. Bunu belirtmeden geçemiyeceğim.

Diğer taraftan kin,intikam ,hırs,nefret,gibi zaten düşük davranışları
konuya dahil etmek bile gerekmediğini ,onların yaşamı cehennem haline getirdiğini ve hatta fiziksel bozukluklara varan (kanser gibi) neticeleri olduğunu bilmekteyiz,

İşte bu tip frekansı az olaylarla yaşayışı normal sanan bizler, her zamana saldırı altındayız ,

En güvendiğimiz bilgi kanalları ,hatta üzerinde uğraştığımız K. bilgileri bile düşük frekanslı durumlarımızda negatif şekle dönüşebilmekte..Zira bir çok defa,  ilgili grubun bu kabil 3B tipi sorgularında ,"fazla israr etmeyin ,hadise negatife dönebilir " şeklindeki ikazlarının olduğunu biliyoruz.

Bu durumda karşılaştığımız evrensel bilgi kanallarının bazen dezenfarmasyona uğramasını kehanetleri devreye almasını ve dayattırma, korkutma gibi davranışlara dönüşmesini bu yorum altında değerlendirebiliriz,

Sonuçta,

Saldırı herzaman var ,davet edersek gelir ,farkındalıkta kaliteli  olursak, durağan halde bekler..




Tgur

#441
S: (L) B'nin yoğunlukların ilerleyişi ile ilgili ilginç bazı fikirleri vardı. Belki şimdi bunları gündeme getirmesi için uygun zamandır.
C: B sahneyi alsın!

S: (B) Web sitesinde "Wave 6"yı okurken, 4. yoğunluk farkındalığı hakkında çıkarımda bulunmaya yönelik bir çerçeve oluşturmak amacıyla 2. yoğunluk farkındalığı ile 3. yoğunluk farkındalığının karşılaştırılmaya çalışıldığı bir bölüm vardı. Orada söylenen şey şuydu; biz cisimleri benzerliklerine dayalı olarak algılıyor/tanıyoruz. 2. yoğunluk varlıkları ise cisimleri farklılıklarına göre tanıyor. Bu fikri ilerletecek olursak, 4. yoğunlukta tüm cisimlerin aynılığını mı bileceğiz? Ve bu da 3. yoğunluktaki şeylerin bilinçli bir manipülasyonunu mu sağlıyor? Ayrıca, eğer hayvanlar herşeyi iki boyutlu olarak algılıyorsa ve 3. boyutu tıpkı bizim zamanı algılayışımız gibi bir geçiş veya hareket olarak algılıyorsa, o zaman belki biz de 4. yoğunlukta zamanı 4. boyutsal bir ölçüm olarak algılayacağız. 2. yoğunluk varlıkları için üçüncü boyut bir ilüzyon faktörü. 3. yoğunlukta da öyle ama biz ilüzyonun farkındayız ve dolayısıyla onu gerçekliğe ekliyoruz. Buna göre, 4. yoğunlukta zaman artık bir ilüzyon olmadığı için somut ve manipüle edilebilir halde mi olacak?
C: Oldukça yakın. Şimdi dikkatinizi verin! Ya 2. yoğunluktaki varlık cisimleri benzerliklerine dayalı olarak algılıyorsa, 3. yoğunluktaki varlık cisimleri farklılıklarına dayalı olarak algılıyorsa ve 4. yoğunluktaki varlık da cisimleri kendisinin tüm o cisimlerle birliğine dayalı olarak algılıyorsa? (ç.n.: acaba "benzerlik/farklılık" derken, varlık ile cisim arasındaki benzerlik/farklılık mı, yoksa cisimlerin kendi aralarındaki benzerlikleri/farklılıkları mı???)

S: (B) Tüm o cisimlerle birliğine dayalı olarak mı? Bunun BİR SONRAKİ yoğunlukta olacağını sanıyordum.
C: Hayır.

S: (B) Yani 4. yoğunluk sadece gelişimsel bir adım değil, DEV bir adım mı? (L) Evet. Sanırım adımlar sıra sayılarından ziyade matematikteki kare artışına benzer bir şekilde ilerliyor. (B) Evet, 1. yoğunlukla 2. yoğunluk arasındaki farkı düşünecek olursak bunun doğru olması gerekir. MEGA bir sıçrayış! (A) "4. yoğunluktaki varlık da cisimleri kendisinin tüm o cisimlerle birliğine dayalı olarak algılıyorsa?" cümlesiyle ilgili bir sorum var. Cisimlerle birlik halinde olan kim?
C: Algılayıcı.

S: (L) Evet. İnsanın bedeni dışındaykenki algısına benziyor. Benim bununla ilgili deneyimim gerçekten ilginçti. Birşeyi düşünür düşünmez, onu hemen sadece dışından "görerek" değil, aynı zamanda "içini de" görerek algılıyordum. Sanki onun içine girmişim gibi. Onun bir parçası olmuşum gibi. Eğer bir küre düşünmüşsem, sadece "orada duran" bir top görmüyordum; onunla "birlik halindeydim." Kürenin "içindeydim" diyemem çünkü bu "dışarısı" ve "içerisi" ayrımını doğuruyor. Öyle birşey yoktu. Hepsi aynı anda. Burada konuşmakta olduğumuz şey bununla mı ilgili?
C: Bir kısmı.

----------------------------------------------

4.yoğunluk üzerinde devreye koyduğumuz varsayımların dışında, o puslu görüşü biraz saydamlaştıracak bilgiler sergileniyor ,

Değişken fizikselliği biraz anlamıştık ,bu bilgilerde ise  bir olma halinin aniden ortaya çıktığını görüyoruz hiç böyle düşünülmemişti ancak Laura geçirdiği deney ile bunu onaylamakta ,ve bence de bu olay  malüm,

Konunun çarpıcı tarafı ,yoğunluk sızıntısını devreye alan varoluş dinamiği , gerçekten  bildiğimiz ölçüyü tanımadığı ve her yoğunluğun birbirinin içine geçmiş grift bir halde olduğunu bize göstermekte,en azından 3.yoğunluk mensubu Laura bu deneyimi yaşayabilmekte,
ayrıca, 2 yoğunluk elemanlarının birbirini benzerlikle algıladığının yanında, son zamanlarda insan davranışlarına yakın özellikler göstermelerini nasıl izah edeceğiz..

Su moleküllerinin iyi ,kötü insan davranışlara göre düzenli veya karmaşık molekül dizilişlerine ne diyeceğiz,(Japon aliminin araştırmasını hatırlayınız)

Üst yoğunluk sızıntısı  onları da etkilemekte,

Bu genel kavrayışla yoğunlukların griftliği bu şekilde ispat edilmektedir.

Asıl anlatmak istediğim ,yukarıda "4. yoğunluğun dev bir girişimsel adım" şeklinde başlayan ve "cisimlerle birlik olan kim" ile biten paragraftaki sorguya verilen cevaptır,

"Algılayıcı"

Bunun yani algılayıcı ifadesi üzerinde durmak istiyorum,

Algılayıcının farkındalığı bu olay hakkında etkilidir kanaatindeyim,

Korkutucu ve türlü dayattırmalarla ilgili bilgilerle kilitli bir bilincin farkındalığı ile evrensel bilgilerle doluşup bütünlüğün tamamen farkında ve ayrılığı kabul etmeyen, dualitenin üzerine geçmiş bir bilinç ,acaba bu konumda eşdeğer bir şekilde bahsi geçen deneyimleri yapabilir mi..(Bu KH dünyasında bu durumda bir bilge bulabilir miyiz ,o da ayrı bir konu)

Tabiiki bu varsayımlar ile konuyu kesin bir yerlere oturtamayız ,o da ayrı bir durum,

Çünkü ne yaparasak yapalım kısıtlı donelerimizle büyük resmi göremeyecek durumdayız,

Ancak "bedensizken bilgelik en yüksek durumdadır" K.lar vurgulamasıyla yaptığımız varsayımları bir istikamete sokabiliriz,

Kişinin evrimsel farkındalığı hakkında esasta yukarıda yaptığımız yargılayıcı yorumları da bu vurgulanan bilgiyle silip süpürebiliriz, kişinin hangi seviyede olduğunu kim bilebilir..

Ancak şunu biliyoruz ki, bazı ruh parçaları göçtükten sonra dersanelerde derslere devam ediyor veya enkarnasyona giriyor ,bu da bize olmuş olmamış kavramının var olduğunu hatırlatıyor,

Bu noktada, belirttiğim algılayıcı farkındalığı üzerinde olan değişikliği de kabul edebiliriz,

Yani algılayıcı, farklı kulvarlarda olabilir..

Bilgi konusunda yapılan her türlü çaba ,algılayıcı farkındalığı üzerinde etkili olacaktır.


Tgur

#442
: (L) Bunu şimdilik unutabiliriz o halde. Son celsede Frekans Rezonans Titreşimi konusunu gündeme getirdiniz. Bazı KH güçlerinin 3. yoğunlukta doğrudan ortaya çıkmak amacıyla frekansını yükselttikleri bazı bedenler geliştirmeye, yaratmaya veya ayarlamaya çalıştıklarını söylediniz. Sanırım açık bir istilayı asıl önleyen asıl engel yoğunluk farkı. Biz 3. yoğunluktayız, onlar 4. yoğunlukta. Şimdi, aynı şey BH bireyleri için de geçerli olabilir. Özgür iradeyi ihlal etmemek amacıyla enkarnasyon yoluyla gelecekten bu zaman periyoduna gelen pek çok birey dikkatli bir şekilde belirli DNA yapısına sahip bedenleri seçiyor ve 4. yoğunluk veya daha üst benliklerinin bu gerçeklikte ortaya çıkabilmesi için bu DNA'ları adım adım etkinleştiriyor gibi görünüyorlar. O varlıkların, 3. yoğunlukta uyandırılmış veya ayarlanmış bu tür bedenlerde ortaya çıkması mümkün mü?
C: BH bu süreci herşeyin doğal akışı içinde gerçekleştirme eğilimindedir. KH kendi amaçları doğrultusunda yaratılış süreçlerini değiştirmeye çalışır.
S: (L) Bu Çok Gizli doküman ve de bir ölçüde Anna Hayes'in yazdıkları, pek çok kaçırılmanın "gelecekteki benliklerimiz" tarafından gerçekleştirildiğinden bahsediyor. Yani gelecekteki varlığımız geçmişe, yani bizim şu anımıza geliyor, kendi bedenlerini kaçırıyorlar ve kendilerinin başka bir zaman hattında yaptıkları hataları yapmayıp ilerleyebilmeleri için o bedenler üzerinde genetik bazı ayarlamalar yapıyorlar. Bu gerçekten senaryonun bir parçası mı?
C: Gerçeğe çok yakın!
S: (L) Kendini BH tarzında kaçırıp bu şekilde kendine yardım edebilir misin peki? Bu BH olabilir mi?
C: Hayır, bu BH değil.
S: (L) Yani bu olduğu zaman, eğer oluyorsa, KH parametresinde oluyor?
C: Evet.
S: (L) BH ne yapıyor peki?
C: Böyle şeylerle ilgilenmiyorlar.
S: (L) Eğer KH'ler bizim algılamadığımız bir nedenle, farklı bazı sonuçlara ulaşabilmek için kendileri üzerinde genetik bazı oynamalar yapıyorlarsa, BH tarafında da bunu dengeleyecek bir eylem olması gerekmez mi?
C: KH temelli düşünüyorsun. Ama bu doğal, çünkü 3. yoğunluk insan KH.
S: (L) BH varlıkları böyle şeylerle ilgilenmez diyorsunuz. Gelecekten gelen BH bireyleri neyle ilgileniyor peki?
C: Yardım çağrılarına bilgiyle yanıt veriyorlar.
S: (L) Geçmişe gelen KH bireyleri, atalarını genetik olarak değiştirmekle ne yapmayı umuyorlar? Farklı meydana gelmesini istedikleri ne oldu?
C: Bu sorunun sonsuz sayıda olası yanıtı var.
S: (L) Yani çok çeşitli zaman hatlarından her tür amaçla geliyorlar ve yaptıkları herşey kendilerine hizmet etmek üzere tasarlanıyor. (J) Ben başka bir konuya dair sorular üzerinde düşünüyordum. 1995'de Büyük Piramit'deydim ve Kral odası çıkardığımız belirli ses tonlarıyla etkinleşiyor gibi görünüyordu.
C: Piramitler ses dalgası odaklaması yoluyla inşa edildi.
S: (J) Yani o oda gerçekten o tona yanıt mı verdi? Onu etkinleştirdik mi?
C: Evet. Etkinleştirmediniz, uyardınız. Blok düştü. (ç.n.: o uyarım, bir taş bloğunun düşmesine neden oldu anlamında mı?)
S: (J) Zamanda yolculuktan bahsediyorduk... en azından içine tıkılıp kaldığımız bu zaman/mekan boyutunun dışına çıkmaktan... Bu önemli birşey mi?
C: Bunun bir kısmını parça parça deneyimlediniz bile. Gördüğün ışıltı "zaman portalı açılışına" işaret ediyor.
S: (L) Bir ışıltı mı gördün? (J) Belki. Hatırlamıyorum ama.
C: Evet. Çabalara devam etmek önemli. Bulunan gen. (ç.n. "Found gene." "Geni buldun" anlamında da olabilir)
S: (L) Birşey mi düşünüyordun? (J) Hayır. (A) Devam etmenin önemli olup olmadığına dair önceki sorunun yanıtı... (J) Zaman Teknolojisi üzerinde çalışmanın önemli olup olmadığını sormak istemiştim.
C: Yanıtladık.
S: (L) "Bulunan gen" nedir? Belki de bununla ilgili bir genin var?
C: Laura, bırak olduğu gibi kalsın lütfen.
S: (L) Tamam, susuyorum.
C: Helen kim?
S: (L) Kimse bilmiyor. Truvalı Helen mi? J___ bu akşam pek konuşkan değil...
C: Yorgun ve kederli.
S: (L) Neden?
C: Düşünüyor. Zaman yolculuğunu bulmaya çalışıyor. Konu, bazı mevcut ve eski tanıdıklarıyla birlikte kavranmaya çok yakın.
S: (L) Zaman makinesini çalıştıracak olan şey ses mi?
C: Ağ çalışması.
S: (L) Mevcut tasarım başlangıç için iyi bir temel oluşturuyor mu?
C: Başka bir yorumda bulunmak istemiyoruz.
S: (L) Sanırım buna çok yakın olduğunu söylüyorlar... (A) Sadece biraz daha güç...
C: Başka bir konuya geçin.
S: (L) Şu anda izleniyor muyuz?
C: Belki.
---------------------------------------

Evvelce verilmiş olanların onaylanması, pekiştirilmesi  ile ilgli bir bölüm ,oldukça ilginç,

Ancak işaret etmek istediğim başka bir husus var,

Baştan kaçırılma işlerinin KH olduğu bariz bir şekilde işlendiği halde, gruba yeni katılmış olan "J" nin, kaçırılma işlerinde de kullanıldığı muhakkak olan zaman makinası ile israrlı soruları ve bu olaya Lauranın da katılması,

Daha sonra, bu israr karşısında K.ların konuyu kapatma istekleri ve bu arada izlenmekte olmaları..
Kanımca, bahsi geçen bu olayda bir kanalın KH ye yönelik aşırı ısınması ve izlenmekte olmaları ile de negatife yönebilecekleri  durumu..

Tabiiki K.ların negatife dönüşmesini ,daha doğrusu kanalı negatiflere teslim etmelerini  beklemiyoruz ,zaten  konuyu kapatma istekleri bunu göstermektedir,

Olay, daha çok, saf, temiz dediğimiz bu iletişim yollarının heriki yöne kolayca dönüşebileceğini göstermesi yönünden bana önemli geldi..



Tgur

#443
S: (L) Şimdi KENDİ sorularıma geçiyorum! Bir keresinde DNA çekirdeğinin karbonla ilişkili, henüz keşfedilmemiş bir enzim olduğunu söylemiştiniz. Bu doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bu kitapta diyor ki: "DNA sekansının nispeten küçük bir bölümünün yapısal genler denen şeylere yönelik olduğuna dair kanıtlar artıyor. Yapısal genler protein üretimi sağlıyor. Ortalama 5000 baz çiftli yaklaşık 50.000 yapısal gen vardır ve bunlar da tahmini 3 milyar baz çiftinin yalnızca 250 milyonunu açıklamaktadır. Peki DNA'nın geri kalanı ne için? DNA'nın bir kısmı tekrar sekansları denen şeyler, yani binlerce kez tekrarlanıyor. Fonksiyonu bilinmiyor. Örneğin ALU tekrarında, aynı 300 baz çifti sekansından 300.000'in üzerinde kopya mevcut. Elbette bu DNA çöp değil ve gen düzenleme kromozomal mimarisinde veya kromozomal kopyalanmada önemli bir rol oynuyor. 1977'ye kadar, genlerin tekli DNA sekansları olduğu, sonra RNA'ya, sonra da proteine kodlandığı düşünülüyordu. Ama sonraki çalışmalar bundan çok daha karmaşık bir durumun söz konusu olduğunu gösterdi. Bir gen içinde, proteine çevrilmeyen DNA parçaları olduğu biliniyor artık. Bu araya giren sekanslar ya da İNTRON'lar bir bakıma bir gizem ama çok yaygın bir fenomen gibi görünüyor." Bahsettiğiniz şey bu intronlar mı? Bahsettiğiniz çekirdek bunlar mı?
C: Kısmen.
S: (L) Aynı baz çifti sekansından 300.000'den fazla kopya içeren bu ALU tekrarı nedir peki?
C: Tribal birim.
S: (L) Tribal birim nedir?
C: Önemli belirleyici bileşiklerin kesitselleşmiş bölgesi.
S: (L) Bu neyin kodunu sağlıyor?
C: Fizyolojik/ruhsal birlik profili.
S: (L) "Tribal"i tanımlayabilir misiniz?
C: Sen tanımla.
S: (L) DNA'nın yapısal genleri kodlamayan kısmı neyi kodluyor? Başka ne yapıyor olabilir?
C: Kesilen akış.
S: (L) Neyin kesilen akışı?
C: Sıvıların.
S: (L) Sıvıların nereden nereye akışı?
C: Senin algın nedir?
S: (L) Hangi sıvılar?
C: Senin girdi ekleme sıran.
S: (L) Bunlardan bazıları...
C: Hayır, tamam değil: sana bir soru sorduk!
S: (L) Tamam. Sıvıların kesilen akışı. Bunun ne anlama geldiğini anladığımdan emin değilim. (A) Belki birşey akıyordu, birşey onu kesti ve akış durdu ve artık geliştirilemiyor. Birşeyin kesilmesi anlamına geliyor. (L) Kesilen akış, durdurulan bir sıvı akışı anlamına mı geliyor?
C: Evet. Tasarımın değiştirilmesi nedeniyle!
S: (L) Akışı durdurulan o sıvı, kimyasal bir aktarıcı mı?
C: Evet.
S: (L) Bu kimyasal aktarıcı, eğer akabilseydi, DNA'nın diğer bölümlerinde önemli değişikliklere mi neden olacaktı?
C: Evet.
S: (L) Yani DNA'mızın önemli bazı bölümlerinin kilidini açacak olan o sıvı akışını, kimyasal aktarıcıyı veya nöropeptidi kesmek için oraya bilinçli olarak yerleştirilen bir kod parçası var, öyle mi?
C: Yakın. Biyogenetik mühendislik.
S: (L) Bu sıvı akışının kesilmesinin sorumlusunun Kertişler ve onların ekibi olduğunu varsayıyorum?
C: Yakın, ama daha muhtemel olarak Oryon KH tasarımcılar. (ç.n.: bunlar sanırım 4. yoğunlukta daha üst aşamada bulunan ve kertişleri yönettiği söylenen hümanoit tipler.)
S: (L) Bize hangi sıvı veya aktarıcının kesildiğini söyleyebilir misiniz?
C: Düşük dalga frekansı yükü için en etkili kimyasal bileşik iletkenini düşün.
S: (A) Altın olabilir... (L) Asetilkolin mi?
C: Hayır.
S: (L) Su mu?
C: Hayır.
S: (L) Salin? (ç.n.: tuz veya tuzlu bir bileşik)
C: Daha yakın. Doğal olarak bağlanan bir kombinasyon.
S: (L) Bunu araştırmam gerekecek. 3 milyar baz çiftimiz varmış. "Çöp DNA" denen parçaların bir kısmı eğer etkinleştirilirse, 23 çiftten daha fazla çiftle kromozomal replikasyon gerçekleşir mi?
C: Kısmen.
S: (L) Faaliyetler veya benzer şeyler yoluyla yapabileceğimiz herhangi birşey var mı bu konuda?
C: Hayır. Biyogenetik mühendislik.
S: (L) Zamanın bir noktasında, birşeylerin bedenlerimizdeki genlerin açılmasına ve fiziksel olarak dönüşmemize yol açabileceği şeklinde, geçen gece aklıma gelen fikir, 4. yoğunluğa geçiş sırasında olabilecek olan şeyin doğru bir algısı mı?
C: Büyük ölçüde, evet.
S: (L) DNA'nın etkinleşmesi durumunda, fiziksel bedenlerimizin dönüşebileceği şeylerin herhangi bir sınırı var mı? Eğer DNA gerekli komutları verebilirse uzayabilir miyiz, gençleşebilir miyiz, fiziksel görünümümüzü, yeteneklerimizi değiştirebilir miyiz?
C: Algılama kapasitesi.
S: (L) Algılama kapasitesi nedir?
C: Daha geniş algılama kapasitesine geçiş.
S: (A) ...Alıcının gücüne bağlı.
C: Evet.
S: (L) Alıcı nedir? Fiziksel beden mi?
C: Merkezi sinir sistemi yoluyla üst seviyelere bağlı olan zihin.
S: (L) Yani bilgi edinme ve bedenin üzerindeki kontrolü geliştirme meselesi bu. Eğer zihnin ve merkezi sinir sistemin daha üst bilinç seviyeleriyle uyumlanırsa, algılama kapasiten için bu önemli bir sonuç doğurur öyle mi?
C: Yakın.

---------------------------------------------------

DNA konusunu ilgiyle takip ederim ,bu bölümde de çarpıcı açıklamalar var ,

DNA meddesel bedenimizin daha doğrusu canlıların hard diski gibidir tabiiki bir tutam DNA daki bilgileri açıklamak için bidiğimiz bilgisayarlardan milyonlarcası gerekir,

Büyük bir gerçeğin hapsedildiği bu kıymetli oluşum, bilgilerin adeta kilidini taşıdığı halde daima gözardı edilmektedir, yeri gelmişken, insanın, mevcut DNA sındaki kapasitenin sadece yüzde 1.8 ini kullanan bir varlık olduğunu hatırlatırsam gerçeğin ne olduğu biraz daha açılır sanırım.

Yani birlik ,bütünlük ,birleşim ,tanrının nerede olduğu  gibi arayışların sade ve basit bir açıklaması bedenimizde yatıyor .

Yine aynı basit bir anlatımla,canlının  maddi ve manevi bütün oluşumları için DNA dan bir kodon alınır, hücre içindeki protein fabrikasına taşınır ,ilgili protein imal edilir depolanır veya  kullanılır, bu faaliyet saniyede ikibin defa devrededir.

Protein sentezi bu kadar önemlidir.

Yukarıdaki aktarımda ise, DNA nı muhteşemliği vurgulandığı gibi, kapatılmış (özel bir metotla yakılmış) kısımların yoğunluk değişiminde bünyesinde mevcut olan akış sağlanacak yani bedensizliğin bilgeliği ortaya çıkacak.

Ancak bu olayda "alıcının algılama kapasitesine göre" bir kısıtlama görür gibiyiz,

Veya genişleme..

Bunu nasıl açabiliriz,

Bahsi geçen alıcının algılama kriteri, bilgiyle oluşan bir özelliktir,
Mesela bu olgudan habersiz, herşeyin kendinde olduğunun farkında olmayan bir bilinç, o hassas açılım anında, başka birşeylerin beklentisi ile ve ayırımcı bir halde, korku faktörünün de etkisi ile reenkarnatif etkilerle bezenmiş bir programa kapılacaktır, böylece KH olayı döngüsünün içine hapis olacaktır.

Genişleme ise ,farkında bir durumda, seçimin kendisinde olduğunu bilen  bilincin olaya bakışı ile gelişebilecek olaylar olacaktır.

Bu hallerin neler olabileceğini sormayınız ,KH bölümünde yaşayan ,onun maniplasyonları altında saldırının daim olduğu bir ortamdayız, kehanetimsi bir açılım beklemek ve arzulu beklentili isteklerin, bizleri ne hale sokabileceğini tahmin edemiyoruz, bilemiyoruz.



Tgur

#444
S: (L) Carlos Castaneda "Kartal'ın yayılımları"ndan bahsediyor, kanımca Kartal varlığı, tüm yoğunlukların içinden aşağıya doğru yayılan Baş Yaratıcı. Ve "görebilen" Nagual da, Kartal' ı büyük, siyah ve beyaz bir nesne olarak görüyor. Onlar kaynağı mı görüyorlar, yoksa farklı bir yoğunluktaki bir şeyi mi görüyorlar?
C: Kaynak mı ? Böyle bir şey yok.

S: (L) Yani Baş Yaratıcı diye bir şeyin olmadığını, varoluşumuzun bir orijini ya da kaynağı olmadığını mı kastediyorsunuz ?
C: Baş Yaratıcı sensin.
S: (L) Ama bu çok ezoterik... Şeyden bahsediyordum...
C: Konu şu ki: Farkındalığını, çok uzun zaman önce varoluşunuzu hapsetmek için ekilmiş olan monoteist felsefelerle doldurmaya son ver. Öğrendiğin bunca şeyden sonra bir kaynağın, bir liderin, bir temelin, bir denetmenin vs olmadığını hala göremiyor musun? Sen, farkındalık profilin içerisinde, tam olarak tüm yaratılışın içerisinde var olan tüm güce sahipsin!! Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara sahipsin, bilincinin içerisinde. Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda sen harfi harfine, tüm olmakta olan, olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!
S: (L) Bunların hepsi mükemmel ve kulağa harika geliyor, küçük bir husus dışında. Aynı zaman da dediniz ki; monoteist konseptler, bunu bilmemizi engellemek için bize EMPOZE edildi. Ve eğer hepimiz söylediğiniz şeysek, bize böyle nahoş bir şeyi empoze edebilcek bir şey nasıl varolabilir ?
C: Seçimler, arzu temelli dengesizlikleri takip ediyor
S: (L) Eğer durum buysa, neden herhangi biri ışıkları söndürüp ilüzyona bir son veremiyor, ve herşey hiçbirşeye dönüşmüyor ?
C: Öncelikle, herşey hiçbirşeye dönüşmez. İkinci olarak, bazıları halihazırda herşeye dönüştüler.
S: (L) Müthiş! Ve anlıyorum ki bizler bu olağandışı ilüzyondan çıkış yolumuzu bulmak için kazıp duruyoruz. Ve bu hala batağın içerisine saplanmış durumda olan birine söylemek için fazla derin ve büyük bir şey. Gerçekten bunu keşfetmek istiyorum ama bu çok zor. Bunun üzerinde biraz düşünmeliyim.

------------------------------------------------------------------------------------------
Keşfedilmek isteneni biraz biz keşfetmeye çalışalım,

"Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara sahipsin, bilincinin içerisinde.Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda sen harfi harfine,tüm olmakta olan,olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!"

Varoluş devreye girince olmuş olanı geriye çevirmek ,hiçbirşeye dönüşmek gibi bir durum yok, o hep zihnin sakinliği olarak düşünüp bütün oluşlardan azade, dinlenme isteği ile kırışıklık dahi olmayan bir boşlukta yalınlık ve dinginliği düşünmek ,istemek, hayal gibi geliyor..

Ancak bu düşünüş tarzımız ,seçim yapıp kısıldığımız üçüncü yoğunluk varsayımları ile ilgili donelerle boğulmuş bir bilincin sergilemeleri gerçekte varoluş dinamiği içerisinde bahsi geçen dinginlik durgunluk durumları mevcuttur,ezoterik bilgilerden bu olguların olduğunun farkındayız, sessizlik ve durgunluk denizleri.

O halde, sonsuz oluşumlar manzumesini tanımlamak için "ikinci olarak bazıları hali hazırda herşeye dönüştüler" cevabındaki gibi herşeyin oluştuğu bir gerçeğin farkındalığını hazmetmek lazım..

Buradaki ayırımın  o ezici gerçeği ,herşeye dönüşen ve dönüşmeyen bölümlerin bir potada nasıl eriyeceği.

Kanımca üst yoğunluk mensuplarının çabası bu potadakilerin ergimesi için yapılan faaliyetler olarak düşünülmeli.

Yani farkındalık kazanan gurup tam olmalı ki birlik bilinci parıldamalı.

O zaman varlık özelliğinin tüm oluşlarını bilen ama bir olduğunu da hazmeden, anlayan bir hale dönüşeceğiz.

Buradaki handikap ,seçim yapıp geldiğimiz bu en indirgenmiş ortamda, kutupsal yaşantının ızdıraplarını zaman illüzyonunun o kahredici bitiş anlarını beklemekle geçen lineeri aşmakla mümkün olabileceği farkındalığını nasıl işleme sokacağımızla ilgili bir husus..

Sabır mı ,yetmiyor..

Aldırmazlık mı ,hayır, kutupsala adapte olmuş beden  aldırış etmeyi mecbur kılıyor..hastalık gibi.

Tek çare, bu ortamda hiçbir şeyin devamlı olmadığının farkındalığı, yani mutluluk da daim değil,mutsuzluk da..

O zaman mutlu olduğumuzda ne zaman mutsuz olacağız beklentisi de sakat bir düşünce tarzı,

Akış , kendini akışa bırakmak ,her olacağa hayret ve endişe ile bakmak değil de olmuş olmasınının gerçeğini kabul ederek bir sonraki akışa doğru yani olacaklara doğru açık olmak,

Söylemesi çok kolay..



Tgur

#445
S: (L) F___'nin safra kesesi (ç.n.: gallbladder) sorunu yaşıyor olmasıyla #8216;Gaul' kelimesi arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını sormak istiyorum.
C: Bunun tek önemi, safra kesesinin tıpkı apandis gibi gereksiz bir organ olması.
S: (L) Gereksiz bir organ olduğunu söylüyorsunuz. Hiç gerekli olduğu bir zaman var mıydı?
C: Daha önceki modellerde... Kişi oradan ağrı mesajı aldığında, bu, yeni-fizikselliğe ilerleyişi simgeliyor olabilir mi?
S: (L) Bana mı soruyorsunuz? Oradan ağrısı olan ve son derece mutsuz olan pek çok insan tanıyorum.
C: Ama neden mutsuz? Düşün canım... Ve hatırla, bilinciniz dört seviyede işliyor, sadece bir değil!
S: (L) Peki bu dört seviye nedir?
C: Fiziksel beden, bilinç, genetik beden ve ruhsal-eterik beden.
S: (L) Bunlar 3'üncü yoğunluktaki insan varlığının dört bileşeni mi oluyor?
C: 3'üncü ve 4'üncü. Kişi bedenini "bir çentik atlatmaya" hazırlandığında, fiziksel ve psişik eylemlerle kendini bu "sorunları" meydana getirmeye sevk ediyor.
S: (L) Çok ilginç...
C: Şimdi hafif bir uyarı: Yakında sen de, Laura, benzer birşey yaşayacaksın!
S: (L) Ne kadar benzer?
C: Çok benzer!
S: (L) Ark da mı?
C: Aynı derecede muhtemel değil, çünkü kimyası bunu es geçiyor. Başka bir ifadeyle, diyet ve psişik yapı nedeniyle onun safra kesesi tamamen işlevsiz, komada.
S: (L) Tamam, başka bir konuya geçmeden önce bunun hakkında söyleyeceğiniz başka birşey?
C: Bunun hakkında ne düşünüyorsun?!?
S: (L) Sanırım Ark bedenini bir-iki çentik atlatmış bile.
C: Belki... Ama hepiniz ileri düzeydesiniz... Neden sahip olduğun beslenme alışkanlıklarını benimsedin sanıyorsun?
S: (L) Çünkü beni hasta olmaktan uzak tutmada tek işe yarayan alışkanlıklar bunlar gibi göründüğü için. Diğer insanlar gibi beslenemiyorum... Bunu hiç yapamadım.
C: Safra kesesi alındıktan sonra ne olacağını görmek ilginç olacak...
S: (L) Frank'in safra kesesinin alınmasından sonra mı?
C: Evet, ve...
S: (L) Hey, şimdi beni dinleyin! Hastaneye gitmek istemiyorum! Hastanelerden korkuyorum! Doktorlardan korkuyorum! Damarlarıma iğnelerin saplanmasını istemiyorum. Uyutulmak istemiyorum ve beni kesip biçecek kimseyi istemiyorum! Bunu bir daha ASLA yapmayacağıma yemin ettim!
C: Doğa şarkısını söylemeye başladığında bu değişecek. Şimdi kilo vermeye konsantre olmanı öneriyoruz, çünkü bu, süreci senin için çok daha kolay hale getirecek!!!
-------------------------------------------------------------
Safra kesesi hakkında bu bölüm ilginç,

Safra kesesi, karaciğerin salgıladığı safra asitlerine depoluk yapar ve bu asitler, sindirim yoluna gelen genellikle yağı  sindirmek, kana karışacak hale getirmek gibi nötralize faaliyetinde bulunur,bu faaliyeti izah ettikten sonra alıntının genelinde göze çarpan diğer noktalar, konuyu başka yönden incelememiz gerektiği durumunu ortaya çıkarmakta,

Safra kesesinin gereksiz bir organ olduğu ve daha eski insan modellerinde işlev gördüğünü ve daha ötesinde ,kişinin "bedenine bir çentik atlatmaya" karar verdiğinde fiziksel ve psişik eylemlerle kendini bu "sorunları" meydana getirmeye sevk ediyor sözü ile karşılaşıyoruz.

Bedenin, "Fiziksel beden, bilinç, genetik beden ve ruhsal-eterik beden" ilişkisi içinde olduğu durumunu da barizleştirdikten sonra konuyu tabiri caiz ise ameliyat masasına yatıralım.

Bedene çentik atlatma ifadesini, farkında olma yolunda olmak ile özdeşleştirebiliriz ,bu iyi ve faydalı diyebileceğimiz faaliyette iken sorunları kendimizi neden sevk etmeye çalışalım,

Aynı konu ,yani sorunlu hallerle karşılaşmak, ruhlu bireylerin  bilgilenmeye doğru yönelenlerin hayatlarına fazlaca ruhsuz "organik portal" denilen kişilerin girmesi olaylarında da aynı soruyu gündeme getiriyor,  neden..

Burada  dörtlü beden konusunda adapatasyon faaliyeti işlemektedir, ruhsal ve eterik beden ölçüsüne fiziksel bedenin uyuşması akla gelmektedir her yeni bir konuma gelmek zorlama güçlüklerle karşılaşıp yeni kalıba oturabilmek için uygunlaşma olarak kabul edilebilinir özellikle fiziksel bedenin bazı unsurları  diğer organların gelişimine ayak uydurmada geri kalabilmektedir,bu yeni ve ütyopik gibi gelen anlayışı biraz daha açalım,

Fiziksel bedenin bağışıklık sistemi, 3 B de yaşayan için yine 3B koşullarında karşısına çıkan zaralı unsurlara göre işlev görür, bu zararları yok etmeye programlanmıştır ,

Bilinç, ruhsallıkta yükseliş gösterdiğinde yani farkındalık yollarında yürümeye başladığında genetik beden gerekli uyumlamayı gösterip o kapanmış olan DNA iplikçiklerinden yeni bağlantılar yapar ve farklılaşır ,bu esnada aynı farklılaşma süratine henüz erişmemiş bağışıklık sistemi bu gelişmeyi biraz geç yapmaktadır,

Bağışıklık sistemi bu gecikmesi ile kendi bedenimizdeki bazı organları (ruhsal-eterik bedene doğru farkmdalılaşmış organlar) yabancı görüp onları yok etmeye bile kalkışabilir,

Son söylediğim husus, mesleğim dolayısile şahit olduğum hastalıklar etkeni olarak şu aralar pik yapma durumundadır,

Özellikle romatizmal gurupta toplanıp, tedavisi için birçok araştırmalar yürütülen ve genellikle tıp mensupları tarafından, bağışıklık sistemizi güçlendirecek ilaç ve gıdalardan kaçının tavsiyesi verilen ve bu tip hastalıkları tedavi için bağışıklık sistemini baskılayacak ilaçlar uygulanması olayı hadiseyi bahsettiğimiz konuda onaylayacak durumdadır.

Bu bağlamda K.ların bahsettiği "kişi bedenine bir çentik atlatmaya yönelince psişik ve fiziksel eylemlerle sorunları meydana getirmek " sözü biraz anlaşılmaktadır.

Diğer yandan ruhsuz bireylerin kontrol gurubu tarafından ruhlu bireylerin hayatlarına sokulma konusu, bu mekanizma çerçevesinde yorumlanabilir.

Ruh bağlantılı kişiler ile , kendini alabildiğine gizlemiş (veya farkında olmadan gizlenmiş)ruhsuz bireylerle olan( sayı  yönünden takriben dünyanın yarısı ) KH özelliğindeki yaşamsal faaliyetlerin tümü ,bir anlamda ruh sahiplerini, ruhsal -eterik beden koşullarına fırlatacak ivme yaratmakta denilenebilir.

Ve bu olay, dörtlü beden ilişkilerinde özel bir matrix oluşturmaktadır..

Sonuç,

Dörtlü beden matrixinde yükselişe doğru bir çaba ve istek olduğunda "çentik atılması gerektiğinde" sorun devreye giriyor veya getiriliyor bu sorunu alt etmeye yönelen fiziksel beden tıpkı aşılamayla bağışıklık kazanma mekanizması gibi dirençlenip uyumlanıyor ve genetik bedene ilgili kayıt yapılıyor ,böylece sorun yaratan konu işlevsiz hale geliyor, bu bir hastalık ,organ veya psişik bir husus olabilir,

Burada soru ,

Şahit olduğumuz  olumsuz durumlar  bazılarında bir ömür sürüyor ve mesele halledilmeden yani sağlık veya iyilik görülmeden göçüş oluyor buna ne dersiniz,

Ömürü bir ömür ,zamanı sadece geçirdiğimiz bu göreceli günler ve aylar olarak kabul ederseniz işin içinden çıkmak mümkün değildir, mevzuya, reenkarnasyon, karma kanunlarına ve zamansızlığa adapte olmuş bir anlayışla bakmaya yönelmek lazım.. Zira K.ların dediği gibi ,

"Zaman sizin anlayışınız gibi değildir,"

"Önemli olan beden değil, ruhtur.."




maskesiz

#446
Safra kesem taş nedeniyle geçirdiğim akut pankreatit sonrasında (4 defa yaşadım)alındı ve hiç bir sorunum yok:)çok gerekli olduğunu düşünmüyorum.
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

bozadi

#447
Sevgili Tgur celse alıntısıyla birlikte paylaştığın görüşlerin için teşekkürler.

Konuyu biraz saptırmak gibi olacak, özür dilerim, ama bugünlerde Jan Spiller'in "Ruhsal Astroloji" kitabındaki "kuzey düğüm - güney düğüm" yorumları üzerinde düşünüyordum ve mesajını görünce de senin astrolojik kuzey-güney düğüm burçlarını merak ettiğimin farkına vardım sevgili Tgur. Doğum tarihine göre kuzey ve güney düğüm burçlarını aşağıdaki tablodan öğrenebilirsin:

http://img854.imageshack.us/img854/1236/rkuh.png

Bu tabloya göre örneğin (tablonun en başından örnek verecek olursak) 1 Ocak 1900 ile 20 Ocak 1901 tarihleri arasında doğan bir insanın astrolojik kuzey düğüm burcu Yay, güney düğüm burcu ise İkizler oluyor. Görülebileceği gibi 1900 yılı ile 2025 yılları arasını kapsayan bir liste sunulmuş ilgili grafikte.

Sevgili Tgur, yukarıdaki liste grafiğe göre senin kuzey - güney düğüm burçların hangileri oluyor? Buna göre Jan Spiller'in kitabındaki ilgili yorumlardan bir özeti burada paylaşmak ve görüşlerini almak isterim. Ailemdeki ve hayatımdaki pek çok insanın kuzey-güney düğüm burçlarını öğrenip yorumlamaya çalışırım. Genellikle çok isabetli ve ilginç bilgiler ortaya koyabiliyor. Hoşuna gideceğini tahmin ediyorum. İsteyen olursa diğer arkadaşların da kuzey-güney düğüm burçlarını öğrenip karşılıklı yorumlarımızı paylaşabiliriz.

bozadi

#448
Benim kuzey düğüm Terazi, güney düğüm Koç (18 Haziran 1978). Nüfustaki doğum tarihi ile gerçek doğum tarihi arasında farklılık olması durumunda elbette gerçek doğum tarihinin dikkate alınması gerekiyor. Eğer doğum tarihi net olarak bilinmiyorsa elbette düğüm burçlarının tespiti zorlaşır ama düğüm burçları günlük olarak değişen bir yapıda olmadığı için yine de kişinin düğüm burçlarını tahmin yoluyla bulmak mümkün olabilir.

bozadi

#449
Bu arada yukarıdaki grafikteki tüm verilerin doğruluğundan %100 emin değilim. İlgili tarih aralıklarının sınır (geçiş / burç değişim) günlerinde doğan varsa, onların doğum tarihlerini ayrıntılı olarak (doğum haritası çıkararak) kontrol edebilirim.

Bir de yabancı bir sitedeki bir tablodan Türkçe'leştirerek aktardım. Yurtdışındaki bir konum dikkate alınarak hazırlanmış bir tablo. Türkiye ile o yabancı ülke (ABD olabilir) arasındaki zaman / meridyen farkından dolayı özellikle sınır tarihlerde doğanların düğüm burçları özel olarak doğum haritasının çıkarılmasıyla kesin olarak tespit edilebilir.