Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#465
S: (L) Bu celse transkriptlerinin, yaptığımız araştırmaların ve grubumuzun faaliyetlerinin ve pek çok alandaki araştırmalarının neticesi olarak ortaya koyduğumuz tüm bu ilkeler, oluşturduğumuz ağ ve elimizdeki yazılı materyal konusunda insanların farkındalığını arttırmak için herhangi bir tanıtım faaliyetine girmemizin iyi olup olmadığını tartışıyorduk. Tanıtım bir BH aktivitesi midir, değil midir tereddütünü yaşıyoruz. (A) Aslında başka bir problem var. Tanıtımla ilgili şüphelerimizin nedeni, dar bir kapsamda çalıştığımız sürece ne saldırı, ne de dikkat çekmeyeceğimizi bilmemizdi. Dar alanda kaldığımız sürece, matrisde kalabiliriz veya onaylanabiliriz. Genişlediğimiz zaman, matris yeni güçler yaratabilir, çünkü genişleyen herhangi bir şey matris tarafından tehlike olarak algılanabilir. Bu yüzden, kapsamı genişletip, daha fazla insanın ilgisini çektiğimiz anda daha fazla saldırıya hazırlıklı olmalıyız. İşte göze batmamaya çalışmamızın nedenlerinden birisi de bu. (L) Peki, adım adım gidelim. Öncelikle, tanıtım bir BH aktivitesi olarak düşünülebilir mi? Yapmaya çalıştığımız veya yapmakta olduğumuz şey için tanıtım faaliyetleri bir BH yaklaşımı mıdır? [Aşağıdakilerin tümü çok hızlı ve çok gayretli gönderildi.]
C: Kesinlikle. Yalana gerekeni veriyor: Gerçeği.

S: O halde tanıtım aktivitesi daha geniş bir kitleye hizmet olarak düşünülebilir. Açıkçası, tanıtım faaliyeti kendi kendini desteklemek zorunda. Yaptığımız şeyin kapsamını genişleten, sadece bizim tarafımızdan değil diğer insanlar tarafından da çaba, zaman ve yeteneğin ortaya konulması için ihtiyaç yaratan ve bunun için de desteklenmesi gereken bir şey. Yine de, ne türden olursa olsun bir para alış verişi veya tanıtımı içeren herhangi bir faaliyetin KH olarak algılanması mümkün.
C: Bilinsin ki KH sistemi ancak "yılan kadar akıllı, güvercin kadar ılımlı" olunarak delinebilir. Ağ çalışmasında olumsuz hiçbir şey yok. Ağ çalışmalarının detayları arasında alışveriş sırasında enerji yatırımı yapmaya uygun kişilerin bulunması gerekliliği de vardır. Birey, bir başkasının hayat eseriyle karşılaştığında ve bu eserden kazanç beklediğinde, onlar doğal olarak harcadıkları enerjiyle orantılı olarak kendi pozisyonlarını dengelemek isteyeceklerdir. Aksi takdirde bir enerji dengesizliği oluşacaktır. Bu, sonra bir KH piramidinin oluşmasına neden olur. Bu prensibin tersinden örneği gerçekte işini yapmadığı halde ücret talep eden bir öğretmendir.
İşin aslı siz ikiniz de bu işe kendinizi kısa bir süreliğine adamadınız, bütün hayatınızı verdiniz ve bu yoğun emeğin karşılığında bir destek istemediniz. Gerçekte bu durum, faydalananlar için bir dengesizlik yarattı. Kendi hayatlarında tıkanıklıklar yaşayanların çoğu, bu tıkanıklıkların, alışveriş sırasında enerji akışının açılmasıyla çözüleceğini fark
 ederler.
Sizin dünyanızda para eşittir enerji!!!
----------------------------------------------------------------------------------

Bu alıntı üzerinde konuşmadan evvel şu arada insanları klasmana ayırmaya yönelik Celal Şengör anlayışı hakkında bir iki  şey söyleyelim,

Gerçekte beraber yaşadığımız insanlar bilinç farklılığı yaşamakta ve standarda yönelik bir anlayışı ,yani insanların istediğimiz kalıplarda olmama sıkıntısını dile getirmek, bizim KH yaşantımızın kalın çizgilerini barizleştirmekten başka bir işe yaramamakta..Kimseyi bu konuda kınamaya hakkım yok ,zira bende bu seçimlerden sonra biraz değil epeyi fazla ferahlamış gibi hissediyorum kendimi, bir tirandan bir diktatöryadan kurtulundu şeklindeki sevincimi saklıyamıyorum ve yapılan çirkinliklerin hesabı için Mussolini ,Çavuşeski akibeti aklımdan geçmiyor değil..

Diğer yandan, insanlığın sergilendiği reenkarnatif özellikteki çeşitliliğin ,organik portal nüfusunun normal nüfus içinde olduğu bilgisi ,insanlığı yaşayarak öğrenmeye koyulmuş hayvanlıktan yeni terfi edenlerin aramızda olduğu bilgisi aklıma geldikçe, bütünlük bilinci ile olan ,bir ile bir olan hissiyatımı devreye sokunca bu öfkem biraz dağılıp hoşgörüye doğru kaymakta ve benliğimi o tenkit ettiğimiz new age lilere mi dönüşüyorum endişesi sarmakta..

Gerçekten ikilemli bir yaşam bu yaşam..

Yukarıdaki alıntıya gelelim ,ne anlatılmak isteniyor,

Anlayışıma göre, evrensel konuları hiçbir menfaat gözetmeden verenlere karşı bu alıştan bilinç yönünde fayda sağlayanlarda bir enerji dengesizliği oluşuyor ve birşeyler yapmak,vermek isteyerek dengeyi sağlamaya çalışıyorlar,
Tamamen doğru bir teşhis ve bu ışıklı bilgi altında şahsen ben kendimi denge isteyenlerden olduğumu hissediyorum,

Bozadi dostum ,bu kadar gayretinin yanında parasal yönden hiç mi bir eksikliğe düşmedin ,baştan sana sormuştum şimdi tekrar ediyorum ,bu çabalarda bize hiç mi bir enerjimizi dengelemek için fırsat düşmeyecek ,
Ayrıca sott kanalına yardım,bağış konularındaki bölümleri biraz açar ve yardım için gerekli izahları tercüme eder isen mesele daha geniş enerji dengelenmesine dönüşür.



bozadi

#466
Hakikaten nefretin sonu yok. Kendimizi aşırı veya sürekli nefrete kaptırmamamız icap ediyor. Hakkımız yeniyorsa, işkenceye, hatta katliama uğruyorsak bunun karşısında sessiz kalmamalıyız, itiraz, protesto ve karşı koyuş hakkımızı sonuna kadar kullanmalıyız ama sadece nefretle fazla bir mesafe katetmek mümkün değil. En önemlisi neyin niye olduğunu anlamaya çalışmak ve kendi içimizde ve aramızda ortak hayat gerçeğimizle ilgili farkındalığımızı mümkün olduğunca artırıp çabalarımızı organize etmeye gayret etmek.

Yaşadıklarımızın, karşı karşıya kaldığımız durumların sebep-sonuç zincirlerini anlayamadığımız zaman kızgınlığa ve öfkeye (hem içe, hem dışa dönük olabiliyor bu öfke) kendimizi daha fazla kaptırıyoruz sanırım. Açıkçası öfke sorununu kendimde sıkça gözlemliyorum. Bazen bir miktarının kesinlikle normal ve hatta gerekli olduğunu düşünüyorum. Ama bazen kesinlikle sağlıksız düzeyde kendimi nefrete kaptırdığımı hissediyorum. Bunun bir çaresizlik ve acizlik hissiyle de bağlantılı olduğunu fark ediyorum. Böyle olmamalı diye düşünüyorum bazen. Ne olursa olsun, berbat bir acizlik ve çaresizlik hissine kendimi teslim etmek, kendime çok büyük bir haksızlık diye düşünüyorum. Bireysel ve kitlesel hayatımızın koşullarıyla ilgili gerçekçi ama ısrarla ve mümkün olan en derin şekilde bir güven, inanç, ümit ve sevinç.

"Enerji" konusunda, benim şahsen celse çevirisi yapma konusunda harcadığım emeği sizlerin ilgi ve alakası, desteği fazlasıyla "dengeliyor", bundan emin olabilirsiniz. Bu forum sitesinin alan adının (site adresi [www]) ve dosya barındırma hizmetinin("domain" ve "hosting" hizmetleri) yıllık masrafı 150-200 TL civarında. Bu nispeten çok düşük sayılabilecek bir maliyet. Bunu bölüşmeye gerek olduğunu sanmıyorum ama zaman içinde daha fazla gideri olacak ortak faaliyetlerimiz olursa, o zaman giderleri paylaşmak düşünülebilir elbette.

Sott.net'e bağışta bulunmanız bence çok değerli. Ne de olsa Laura ve ekibinin bu sitenin varlığında azımsanamayacak bir payları var sundukları bilgi ve görüşlerle. Sott.net'teki bağışta bulunma prosedürünü tekrar gözden geçirip ayrıntılı bir bilgi sağlamaya çalışacağım ilk müsait vaktimde.

Aslında beyrutkapı arkadaşımızın bir kitap projesi var. Daha doğrusu bu sitede ele aldığımız bilgilerin ilhamından da etkilenen (tahmin ettiğim kadarıyla) bir kitap yazdı. Ama yayınlatacak yayınevi bulma konusunda biraz sıkıntı yaşıyor. Olur da kitabını yayınlatmayı başarırsa ve bu süreçte ekonomik desteğe ihtiyacı olursa, kendi aramızda küçük de olsa bağışlarımızı birleştirerek ona yardımcı olmak isteyebiliriz belki. Kendisine danışmadan bu konuyu açtığım için yanlış birşey yapmamışımdır inşallah. Kendisinden daha ayrıntılı bir açıklama bekliyoruz :)

Tgur

#467
" (L) Burada çok sayıda bulunduğumuza göre neden gelip buranın yönetimine el koymuyorlar?
C: Niyetleri bu. Çok uzun bir süredir bu niyetteler. Herşeyi istedikleri gibi ayarlamak ve bu gezegenin deneyimleyeceği dördüncü yoğunluğa geçişte mümkün olduğu kadar çok negatif enerji emebilmek için zamanda ileri ve geri yolculuk yapıyorlar. Buradaki amaç dördüncü yoğunlukta sizin yönetiminizi ele geçirmek ve bir dizi şeyi gerçekleştirmek; 1: Irklarını sürdürülebilir halde tutumak, 2: Sayılarını arttırmak, 3: Güçlerini arttırmak, 4: Irklarını dördüncü yoğunluk alemine yaymak. Bunların tümünü gerçekleştirebilmek için sizin takviminize göre yaklaşık 74 bin yıldır olaylara müdahale ediyorlar. Bu çalışma sırasında zamanda ileri ve geri yolculuklar yapmak suretiyle tüm bunları tamamen sabit bir zaman-mekan aralığında gerçekleştiriyorlar. Ama ne kadar ilginçtir ki tüm bu çalışmalar başarısız olacak.

S: (L) Başarısız olacaklarından nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
C: Çünkü bunu görüyoruz. Biz sadece görmek istediğimizi değil herşeyi görebiliyoruz. Onların başarısızlıklarının sebebi sadece görmek istediklerini görmeleri. Diğer bir deyişle bu "arzuya dayalı düşünme" olarak tanımlayacağınız şeyin en yüksek ifadesidir. Ve dördüncü yoğunluk seviyesinde deneyimlenen arzuya dayalı düşünme, o seviye için gerçek olur. Ne kadar arzuya dayalı bir şekilde düşündüğünüzü biliyor musunuz? Siz üçüncü yoğunluk seviyesinde bulunduğunuz için bu realiteyi pek bilmezsiniz, fakat eğer dördüncü yoğunlukta olsaydınız ve şimdiki işlevlerinizi sürdürüyor olsaydınız sizinde gerçeklik algınız bu olurdu. Onlar bizim gördüklerimizi göremezler çünkü biz kendimize değil, başkalarına hizmet ediyoruz ve altıncı seviyede bulunduğumuz için, tüm noktalardaki herşeyi olmalarını istediğimiz gibi değil, oldukları gibi görebiliyoruz.
-----------------------------------------------------------------------
K.larla ilgili uğraşımız varsa çok iyi bilinen bölüm, yalnız  önem gördüğüm bazı hususlar üzerinde durmak istiyorum,

"Arzuya bağlı düşünce " belirtildiği gibi dördüncü yoğunlukta çok bariz bir şekilde oluşup o yoğunluğun gerçekliği haline gelmekte yani ben cennetvari bir sahilde olmak istesem ve 30 yaşımdaki halimle olduğumu farzetsem orada ve o yaştayım..Bu durumu şu anda üçüncü yoğunlukta gerçekleştiremiyor ama ancak hayal edebiliyorum ,
İnsanlığın, benle beraber fiziksele düşmüş olan gurubun, başlangıçta seçim yapacak doneleri henüz oluşmamış insanlığın , düşüklük diye tanımladığımız esasta bilinçsiz halinin bu seçim arefesindeki durumunu hayal edebiliyor musunuz ,hele merak konusu üzerine yoğunlaşmış bir karakterde ise o durumda  seçim diye bir şeyi dahi akla getirmesi saf dillik olurdu ,seçim falan yok, denemek var..

Tekrar hatırlatmak istiyorum sahne dördüncü yoğunluk sahnesi ve bizler üçüncü yoğunluğun ne olduğunu bilmeyen ruh gurubuyuz,bu arada şunu belirtmeliyim ,üçüncü yoğunluğu deneyip bh şartlarında olan insanlar da mevcut (büyük bir  ihtimalle lemuryalılar) ,onlar kh nin ne olduğunu bilmiyorlar üç ve dört arasında eğlence gibi süregelen bir hayat sürüyorlar,
Peki fizikseli isteyip kişileri kh ye doğru yönlendirmek isteyenler nereden çıktılar, Filim burada kopuyor. Durum bu halde sıkışmış ve izah edilemez gibi. Zira çok eski dönemlerin sadece kutsal kitaplarda çeşitli muğlak anlatımlarla ve birçok değişik maksatlarla anlatılmış veya Lemurya ,Atlantis hakkında araştırma yapıp çeşitli kanal mesajları v.s ile kitaplar yayınlar yapmış olanların derlediği bilgilerle bu puslu tabloyu netleştirmeye çalışıyoruz. Bu durumda konuyu başka bir bakış açısı ile araştıralım,

Uzun döngü ve kısa döngü durumunu ortaya getirelim,uzun döngüde rahvan ve sakin evrimine devam eden varlıklar bir sebeple (tesir ile) daha doğrusu merak ile fizikselde tekamül etmeye karar vermişler ve döngünün karakteri birdenbire değişip bu hallere dönüşmüş ,kısaca K.ların sizin zaman ölçünüze göre tarif edemiyeceğimiz bir ölçüde her iki döngü de eşit özelliktedir denen bu maceraya girmişiz..

Görüldüğü gibi bu anlatımda o karmaşık ve birbirinden ayrı olarak yasak ağaç ,yılan,ısırılan elma, Adem evveli, sonrası, yapraklarla örtünme ,cennetten düşme ,tanrısal düşüklük,istenmese bile zaten bu olacaktı gibi sembolik izahlarla karmaşık bir yapıya  bürünüp önümüze konan yemeği sadeleşmiş bir peynirli tost haline getirmiş oluyoruz ..Afiyetle yiyelim..

"Siz üçüncü yoğunluk seviyesinde bulunduğunuz için bu realiteyi pek bilmezsiniz, fakat eğer dördüncü yoğunlukta olsaydınız ve şimdiki işlevlerinizi sürdürüyor olsaydınız sizinde gerçeklik algınız bu olurdu".

 Bu kısımda ise "şimdiki işlevlerinizi sürdürüyor olsaydınız" ifadesi ile ne anlamak durumundayız, zira gerçeklik algımız nasıl olurdu sorusunu geçiştirmeden cevaplamalıyız ,kanaatim,

Bu bölüm celselerin başlangıcındaki bir bölüm ,cevap isteyenlerin işlevlerinin durumu şu andaki gibi bilinçlenmiş değil ,o gözle bakan bilinç  dördüncü yoğunluk kabiliyetleri ile olmayı kendi kh yaşantısına ilave eder ve gerçeklik algısı da ona göre olur ve bir de hala isa diye bir varlığın olmadığı bilgisine henüz ulaşmamışsa durumu tahayyül edin.

İşte bu izah ile bilinçte olgunlaşmamış nüfusun fazla olduğu kendi toplumumuzu düşünün ,bilinci adeta matkap ile açmaya çalışan tasavvuf erbabının anlattıklarına rağmen şu anki halimizi düşünün ,
Bitirmeden şu kıymetli bir dostun gerçeği adeta haykıran sözlerini kaydetmeden geçemiyeceğim..

Hararet nardadır sacta değil
Keramet baştadır taçta değil
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüste Mekkede Hac ta değil..

*dörtlüğü yanlış yazmışım düzelttim ,nar=ateş


beyrutkapı

#468
Teşekkürler sevgili tgur. Çok güzel hatırlatmalar bunlar. Belki şu son kazalardan sonra hacılara verilmek istenen mesajlardan biri de buydu: orada aranacak bir şey yok. Bu kadar kutsal bir yerde bile insanlar panik içinde birbirini edebiliyorsa, orada değil.
 

bozadi

#469
Tgur, K'lardan yaptığın alıntı tüm K celselerinde verilen bilgiler içinde duymaya ve ümit etmeye ihtiyaç duyduğum en önemli bilgi/iddia belki de.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

 "Arzuya bağlı düşünce " belirtildiği gibi dördüncü yoğunlukta çok bariz bir şekilde oluşup o yoğunluğun gerçekliği haline gelmekte yani ben cennetvari bir sahilde olmak istesem ve 30 yaşımdaki halimle olduğumu farzetsem orada ve o yaştayım..Bu durumu şu anda üçüncü yoğunlukta gerçekleştiremiyor ama ancak hayal edebiliyorum ,

Uzun döngü ve kısa döngü durumunu ortaya getirelim,uzun döngüde rahvan ve sakin evrimine devam eden varlıklar bir sebeple (tesir ile) daha doğrusu merak ile fizikselde tekamül etmeye karar vermişler ve döngünün karakteri birdenbire değişip bu hallere dönüşmüş ,kısaca K.ların sizin zaman ölçünüze göre tarif edemiyeceğimiz bir ölçüde her iki döngü de eşit özelliktedir denen bu maceraya girmişiz..

...


"Siz üçüncü yoğunluk seviyesinde bulunduğunuz için bu realiteyi pek bilmezsiniz, fakat eğer dördüncü yoğunlukta olsaydınız ve şimdiki işlevlerinizi sürdürüyor olsaydınız sizinde gerçeklik algınız bu olurdu".

 Bu kısımda ise "şimdiki işlevlerinizi sürdürüyor olsaydınız" ifadesi ile ne anlamak durumundayız, zira gerçeklik algımız nasıl olurdu sorusunu geçiştirmeden cevaplamalıyız ,kanaatim,

Bu bölüm celselerin başlangıcındaki bir bölüm ,cevap isteyenlerin işlevlerinin durumu şu andaki gibi bilinçlenmiş değil ,o gözle bakan bilinç  dördüncü yoğunluk kabiliyetleri ile olmayı kendi kh yaşantısına ilave eder ve gerçeklik algısı da ona göre olur ve bir de hala isa diye bir varlığın olmadığı bilgisine henüz ulaşmamışsa durumu tahayyül edin.
Aslında K'lar düşünülen şeylerin hemen somut gerçeklik haline gelmesi hususunu 5. yoğunluğun bir özelliği olarak tanımlamışlardı. Veya istendiği an, tahayyül edilen birşeyi somut bir gerçeklik olarak yaratabilme (zihni dış gerçekliğe hemen somut bir şekilde projekte edebilme) yeteneği. Ama evet, senin de mesajında belirttiğin gibi K'lar özellikle KH kutbiyetine atıf yaparak 4. yoğunlukta arzulanan şeylerin gerçeklik haline gelmesinden de bahsediyorlar ve burada biraz kafa karıştırıcı bir durum var gibi görünüyor. Anlayabildiğim kadarıyla burada özellikle 4KH güçlerinin herşeyi görmek istedikleri gibi görmesinden bahsediliyor temel olarak çünkü K'lar bu duruma çok defa değindiler. Yani KH kutbiyetinin mümkün olan en üst düzeyine çıktığı 4KH deneyiminde objektiflik ve dengeli algılama ve yorumlama yeteneği o kadar zayıflıyor, subjektiflik o kadar egemen oluyor ki, 4KH varlıkları kendilerini sürekli olarak amaçlarını gerçekleştirmiş veya gerçekleştirmek üzereymiş gibi hissediyorlar anlaşılan. Aç tavuğun kendini buğday ambarında sanması gibi birşey bu belki de. 3. yoğunluktan 4. yoğunluğa KH kutbiyetiyle mezun olabilmek için %95 KH kutbiyetine ulaşmak gerekiyor, düşünebiliyor musunuz? Sırf 4'e "mezun olabilmek" için. Bildiğiniz gibi K'lar "KH = Dengesizlik, Subjektiflik, BH = Denge, Objektiflik" gibi tanımlar yapmışlardı. Yani 4KH'ye mezuniyet durumuna yaklaşmak için bile dengesizliği, subjektifliği %90'ın üzerine çıkarmak gerekiyor. 4'e mezuniyet sonrasında bu %95'lik KH seviyesi daha da artıyor ve bir süre sonra %100'e ulaşma "seçeneğiyle" karşılaşıyor. Benim anladığım kadarıyla "%100 KH olmak = Yok Olmak" (Karadeliklere Çekilmek). Yani 4KH'ye mezun olan bir birey muhtemelen kısa bir süre içinde KH'nin nihai son durağı olan yok olma seçeneğiyle karşılaşıyor. K'lar bu yüzden Kertişlerin ırklarında ciddi yapısal sorunlar olduğunu ve yok olma tehdidi yaşadıklarını anlatıyor bence. Yani Kertişler belki de %98-99 oranında KH kutbiyeti geliştirmiş durumdalar ve bu da onları dengesizliğin, subjektifliğin zirvesine ulaştırıyor. Bir adım sonrası tamamen yok olmak. Dışarıdaki objektif realiteye, evrene, hayata, başkalarına bu kadar duyarsız ve saygısızlar ve paylaşılan sevgiden, merhametten, ışıktan nefret ediyorlar, saldırıyorlar, yok etmeye çalışıyorlar ama aslında tüm yaptıkları KH düzeylerini giderek artırmak suretiyle kendi kendilerini giderek yok etmek oluyor. 4KH'den 5KH'ye ilerleyebilmek için aslında KH'yi artırmak değil, azaltmak gerekiyor. Ama bu KH kutbiyetinin terk edilmesi anlamına gelmek zorunda olmuyor. Sadece ışığın kaynağına doğru, o mutlak güce ulaşma ve böylece istediği herşeyi yapmaya yönelik egoist bir güdü gelişiyor anladığım kadarıyla. Belki de KH kutbiyetinin "miktarı" azalsa bile "şiddeti" artıyor olabilir bir şekilde. Çünkü KH o zaman 5. yoğunluğa özgü "bilgelikle" birleşmiş oluyor. Ama garip bir şekilde, ışığın kaynağına ulaşma güdüsü KH kutbiyetinin miktarının giderek azalmasını gerektiriyor doğal olarak, çünkü bilgiye erişme çabası belki bilinçli olarak farkında olunmadan objektifliği artırıp subjektifliği azaltıyor. Objektifliğin artması ise BH kutbiyetinin giderek artması sonucunu doğuruyor ve yine Ra'nın anlattıklarından anlıyoruz ki KH varlıkları en geç 6. yoğunluğun başlarında bir yerde bilerek ve isteyerek BH kutbiyetine geçiyorlar.

Ve, evet, bence senin de belirttiğin gibi K'ların "4. yoğunlukta bugünkü işlevizinizi sürdürüyor olsaydınız siz de arzulu düşünmenin en yüksel halini deneyimliyor olurdunuz" demesi, aslında "4. yoğunlukta şu anda olduğunuz gibi KH modunda bulunsaydınız" anlamında bence de. %51 BH - %49 KH kutbiyetiyle mezun olunan 4BH'de de belki henüz objektiflik çok yüksek değil ama hızla yükseliyor gibi görünüyor.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

İnsanlığın, benle beraber fiziksele düşmüş olan gurubun, başlangıçta seçim yapacak doneleri henüz oluşmamış insanlığın , düşüklük diye tanımladığımız esasta bilinçsiz halinin bu seçim arefesindeki durumunu hayal edebiliyor musunuz ,hele merak konusu üzerine yoğunlaşmış bir karakterde ise o durumda  seçim diye bir şeyi dahi akla getirmesi saf dillik olurdu ,seçim falan yok, denemek var..
3. yoğunluğun özellikle başlangıç ile orta seviyesi arasında bulunan ruhlar henüz "seçim" realitesi konusunda yeterince bilinç sahibi değiller tabi ki. Ama burada, bu forumda bunları tartışan bireyler olarak hepimizin 3. yoğunluğun ortası ile sonları arasındaki süreçte azımsanamayacak bir mesafe katetmiş bireyler olduğumuzu düşünüyorum.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

 Tekrar hatırlatmak istiyorum sahne dördüncü yoğunluk sahnesi ve bizler üçüncü yoğunluğun ne olduğunu bilmeyen ruh gurubuyuz
Üçüncü yoğunluğun ne olduğunu bilmiyoruz derken, bence kendini tüm insanlıkla aynı grup olarak görmemen gerekiyor Tgur. Yani bence örneğin bu ortamdaki bizler aslında 3. yoğunluğun ne olduğu konusunda epeyce şey biliyoruz. Aslında belki biraz bunun üzerinde durmamız faydalı olur. Özellikle de okuduğumuz ve tartıştığımız bu bilgi kaynaklarının vurgulayıp durduğu "seçim realitesi" bakış açısından. Yani içinde bulunduğumuz tekamül seviyesini, yaşadığımız bu dünya hayatını ne olarak görüyoruz, nasıl görüyoruz, neye benzetiyoruz, nasıl yorumluyoruz, buna dair duyu ve düşüncelerimizi paylaşmamız çok faydalı olabilir. Halen içinde bulunduğumuz deneyim boyutunun ne olduğu ve ne olmadığı konusundaki farkındalığımızı pekiştirmek suretiyle 4. yoğunluğa doğru ilerleyişimize yardımcı olabilir bu. Tabi belki tam olarak net değil neye dair duygu ve düşüncelerimizi paylaşmamızı önerdiğim ama paylaştıkça netleşecektir.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

bu arada şunu belirtmeliyim ,üçüncü yoğunluğu deneyip bh şartlarında olan insanlar da mevcut (büyük bir  ihtimalle lemuryalılar) ,onlar kh nin ne olduğunu bilmiyorlar üç ve dört arasında eğlence gibi süregelen bir hayat sürüyorlar,
Bu Lemurya konusunda bilmediğim/anlamadığım/yorumlayamadığım çok fazla şey var. Dolayısıyla pek çok başka konudaki rahat bir şekilde spekülasyonda bulunamam ama "üçüncü yoğunluğu deneyimleyip bh şartlarında olan insanlar/Lemuryalılar" ifadesi bana ciddi şekilde tartışılması gereken bir görüş gibi görünüyor. Açıkçası ben dünyada kimsenin BH şartlarında yaşadığını düşünmüyorum. K'lar çok açık ve tekrarlı bir şekilde tüm insanlığın KH modunda yaşadığını vurguluyorlar. Gerçi aynı K'lar "istisnalar her zaman vardır" gibi birşey de söylemişlerdi ama bu konuyu tartışmamızı çok isterim. Çünkü Lemurya konusu gerçekten kafamda kocaman bir soru işareti olarak duruyor. K'lar çok az bahsetmişlerdi sanırım. Ra'da biraz daha fazla konusu geçtiğini hatırlıyorum ama ne anlatıldığını hatırlamıyorum. Umarım elimizdeki bilgi/ipucu parçalarını bir araya getirip bu konuda ortak ve nispeten doyurucu bir farkındalık seviyesi sağlayabiliriz.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Peki fizikseli isteyip kişileri kh ye doğru yönlendirmek isteyenler nereden çıktılar, Filim burada kopuyor. Durum bu halde sıkışmış ve izah edilemez gibi. Zira çok eski dönemlerin sadece kutsal kitaplarda çeşitli muğlak anlatımlarla ve birçok değişik maksatlarla anlatılmış veya Lemurya ,Atlantis hakkında araştırma yapıp çeşitli kanal mesajları v.s ile kitaplar yayınlar yapmış olanların derlediği bilgilerle bu puslu tabloyu netleştirmeye çalışıyoruz. Bu durumda konuyu başka bir bakış açısı ile araştıralım,
Görüldüğü gibi bu anlatımda o karmaşık ve birbirinden ayrı olarak yasak ağaç ,yılan,ısırılan elma, Adem evveli, sonrası, yapraklarla örtünme ,cennetten düşme ,tanrısal düşüklük,istenmese bile zaten bu olacaktı gibi sembolik izahlarla karmaşık bir yapıya bürünüp önümüze konan yemeği sadeleşmiş bir peynirli tost haline getirmiş oluyoruz ..Afiyetle yiyelim.
K'ların anlattıklarını yanlış hatırlamıyorsam Atlantis medeniyeti insanlığın fiziksel ortama düşmesinden çok çok sonra ortaya çıkan bir medeniyet. Ama K'ların Lemurya hakkında söylediği bazı şeyler arasında bir belirsizlik veya potansiyel bir çelişki / hata var gibi görünmüştü bana. Örneğin K'lar Atlantis ve Lemurya uygarlıklarından önce pek çok başka uygarlığın gelip gittiğini söylüyorlar ama başka bir soruya yanıt olarak da Lemurya'nın bizim Düşüş dediğimiz şeye yakın bir zamanda sulara gömüldüğünü söylüyorlar. Bu konuda kafam hakikaten karışık. İnsanlık fiziksel ortama "düşmeden" önce yine dünyadaydı anladığım kadarıyla ama dünyanın fiziksel ortamında değil eterik ortamındaydılar diye anlıyorum. Ama o zaman Lemurya'dan önceki uygarlıklar kimin uygarlığıydı? İnsanlığın değil mi? Çünkü dünya uygarlığı denince ben bunu fiziksel ortamda deneyimlenen bir uygarlık olarak algılıyorum. Ama madem (ruhlu) insanlık kitlesi aşağı yukarı Lemurya'nın battığı zamanlarda dünyanın fiziksel ortamına geldiler, o zaman Lemurya'dan çok önceki (fiziksel?) uygarlıkları yaşayanlar kimdi? Belki de çok basit bazı şeyleri gözden kaçırıyorum. Umarım sizle tartışırken konuyla ilgili anlayışım artar.

Bugün ruhlu insanlık dediğimiz ve bir zamanlar dünyanın eterik ortamında uzundalga döngüsünde yaşayan kitlenin fiziksele ve KH'ye doğru yönlenmesinden kimin sorumlu olduğu konusuna gelince, K'lar bunun bir "grup kararı" olduğuna değinmişlerdi. "Dişi enerjinin" buna daha fazla meylettiğine de değinmişlerdi. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyorum. Ama bir şekilde insanlık kitlesinin dişil enerji yönü daha fazla meyletmiş fizikselliğe ve KH'ye benim anladığım kadarıyla. Tartışacak olursak elimizdeki kanal bilgilerinde bu düşüş süreciyle ilgili verilen bilgi parçalarını bir araya getirip yorumlarız.

Yalnız şu hususa dikkat çekmek isterim, insanlığın uzundalga BH döngüsünde deneyiminde ciddi sorunlar olmuş, o yüzden "fiziksellik" seçeneği bizzat grubu yöneten rehber varlıklar tarafından getirilmek zorunda kalınmış. Aslında bu konuyu forumun http://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=1085&whichpage=1 bölümünde kısmen ele almıştık ama belki de artık biraz daha derinlemesine ele almaya çalışmamız faydalı olabilir.

Tgur

#470
Bozadiye sonsuz teşekkürler ,o olmasaydı biz bilgide buralara gelebilir miydik bunu defalarca bildirmekten kasıt bu dostumuzun can siperane çabalarına karşı sadece okumak bilgilenme yanında bir şey yapamamızın dengesizliğini gidermeye çalışmak ,takdir ve sair sözler ile sadece sevgimizin yoğunluğunu arttırmaya ve aktarmaya  çalışarak bir şeyler yaptım zannediyorum ama bu çaba ve insanüstü gayrete karşı yine de bir şey yapamadığımı biliyorum..

Bozadi dostum yorumuna karşılık yine aklıma gelenleri sıralayacağım senin yaptığın gibi bölüm bölüm aktarmak bana zor geliyor bu bilgisayar işinde nasıl yaya kaldığımızı anla artık.

Lemurya ve Atlantis konusu gerçekten üzerinde uğraşılacak bölüm bu iki medeniyet hakkında çok kitap okudum yayın karıştırdım ama söylediğim gibi somut bir sıralama çok zor ,yalnız lemuryalıların sonlarına doğru Atlantislilerle karşılaştıklarını bu iki ırkın kaynaşması sonunda KH konusunda israr eden Atlantisliler yolu ile bu fiziksele düşüşü anlayabiliyoruz ,çünkü Atlantisliler şeyler denilen insanımsı hayvanımsı varlıklar klonlamışlar ve hatta bu faaliyetlerini Lemuryalıları kullanarak yapmışlar ,onların zihinsel durumunu anlayabilmek için beyinlerini falan kullanmışlar ve bu "şeyler" kendi kendine üreyip çoğunluğa erdikçe onları mağaralara doldurup lizer silahlarıyla toplu katliamlara girişmişler, etmeyin yapmayın diyenlere "birin oğulları" ,şeytani KH faaliyetlerine devam edenlere "belial oğulları"adı verilmiş ve daha sonra ortamda galip gelen belial oğulları tarafından "monoteizm" lanse edilip daha sonra dinler programları ile pekiştirilip insanlığın bu hale gelinmesine yol açılmış.Bu bilgileri K.ların da verdikleri ve hatta bazılarının üzerinde yorumlar da yapmış olduğumuz bilgilerle karıştırarak/ bütünleyerek aktarıyorum.

Bir Atlantis karmasından sık sık bahsediliyor ,Yahudilerin maruz kaldığı Nazi insan araştırmaları ve gaz odalarındaki katliamları ve K ların bunlar hakkında Atlantis karması ödeniyor tanımlamalarını hatırlayınız.

Ve KH lerin 75 bin yıllık zamanda ileri geri gidilip olaylar üzerindekilerle oynadıklarını da hatırlayınız.

Sahne dördüncü yoğunluk sahnesi ve biz derken gerçekten bu olanlardan bihaber ve fizikselin başlamadığı zamanı kast etmiştim ,şu anki bilinçle değil. Bunu da aklıma gelmişken aktarayım.
Bütün bu olanlarda etken olan "özgür irade" konusunda K.lar şöyle demiş,
------------------------------
S: (L) Griler V___'yi neden kaçırdı?
C: Kendini yok etmesi için onu programlamaya çalıştılar.
S: (L) Bu programlamanın üstesinden geldi mi?
C: Öyle umalım. Her zaman hata olasılığı vardır. Unutmayın, özgür irade, yaratılıştaki en önemli bilinç yasasıdır.
--------------------------------------

Şunu belirtmek istiyorum, bahsi geçen özgür iradeyi kullanan yöneten/oluşturan bilgide gelinilen noktadır, ah şu takılı kalmakta direnen ve o biat hadisesi denileni yanlış anlayıp zihinlerinin sonsuzluğunu farkedip sorgulama ve özgür iradesini kullanma becerisini gösteremeyenlerin dünyayı ve ülkemizi ne hale getirdiklerini görseler ve tercihlerini birilerini bulundukları haksız seviyelerden kovalamak olduğunu bilseler..



bozadi

#471
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Bozadiye sonsuz teşekkürler ,o olmasaydı biz bilgide buralara gelebilir miydik bunu defalarca bildirmekten kasıt bu dostumuzun can siperane çabalarına karşı sadece okumak bilgilenme yanında bir şey yapamamızın dengesizliğini gidermeye çalışmak ,takdir ve sair sözler ile sadece sevgimizin yoğunluğunu arttırmaya ve aktarmaya  çalışarak bir şeyler yaptım zannediyorum ama bu çaba ve insanüstü gayrete karşı yine de bir şey yapamadığımı biliyorum..
İltifatların için çok teşekkür ederim Tgur. Kendini borçlu hissetmene hiç gerek yok bence. Bu ortamda hiçbirimizin birbirimize birşey borçlu olmadığına inanmayı tercih ediyorum. Bu forum üzerinden gösterdiğim çabaları, yaptığım çevirileri, tartışmaları, haber alıntılarını ciddi ölçüde kendim için yapıyorum. Kendimi geliştirmek, bilinçlendirmek, uyandırmak için. Elbette paylaşıyor ve tartışıyor olmaktan kaynaklı önemli bir etkileşim söz konusu hepimiz arasında ve bundan çok memnunum ama sizin bana ciddi bir destek olan varlığınızla, paylaşımlarınızla, tartışmalarınızla, geribildirimlerinizle sizden alacağımı almış oluyorum zaten. Psişik olarak durumu dengeli buluyorum kendi adıma. Forumun web alan adı ve barındırma hizmetleri için ödediğim ücret yıllık yaklaşık 200 tl civarında önemsiz denebilecek bir miktar olduğu için de ekonomik anlamda da kimsenin kendini borçlu hissetmesini gerektiren bir durum olduğunu sanmıyorum. Olur önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda veya yıllarda hep birlikte web üzerinden veya gerçek yaşam koşullarında çok daha büyük çaplı veya profesyonel çabalar gösterecek olursak ve bu çabaların maddi külfeti ciddi oranda artacak olursa da elbette hep birlikte bu külfeti mümkün olan ölçüde paylaşmak hepimiz için bir "sorumluluk ve onur" (Ra'nın deyişiyle) olur diye düşünüyorum : ) 


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

 Bozadi dostum yorumuna karşılık yine aklıma gelenleri sıralayacağım senin yaptığın gibi bölüm bölüm aktarmak bana zor geliyor bu bilgisayar işinde nasıl yaya kaldığımızı anla artık.
Elbette, nasıl kolay/uygun bulursan Tgur.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

 Lemurya ve Atlantis konusu gerçekten üzerinde uğraşılacak bölüm bu iki medeniyet hakkında çok kitap okudum yayın karıştırdım ama söylediğim gibi somut bir sıralama çok zor ,yalnız lemuryalıların sonlarına doğru Atlantislilerle karşılaştıklarını bu iki ırkın kaynaşması sonunda KH konusunda israr eden Atlantisliler yolu ile bu fiziksele düşüşü anlayabiliyoruz ,çünkü Atlantisliler şeyler denilen insanımsı hayvanımsı varlıklar klonlamışlar ve hatta bu faaliyetlerini Lemuryalıları kullanarak yapmışlar ,onların zihinsel durumunu anlayabilmek için beyinlerini falan kullanmışlar ve bu "şeyler" kendi kendine üreyip çoğunluğa erdikçe onları mağaralara doldurup lizer silahlarıyla toplu katliamlara girişmişler, etmeyin yapmayın diyenlere "birin oğulları" ,şeytani KH faaliyetlerine devam edenlere "belial oğulları"adı verilmiş ve daha sonra ortamda galip gelen belial oğulları tarafından "monoteizm" lanse edilip daha sonra dinler programları ile pekiştirilip insanlığın bu hale gelinmesine yol açılmış.Bu bilgileri K.ların da verdikleri ve hatta bazılarının üzerinde yorumlar da yapmış olduğumuz bilgilerle karıştırarak/ bütünleyerek aktarıyorum.

Bir Atlantis karmasından sık sık bahsediliyor ,Yahudilerin maruz kaldığı Nazi insan araştırmaları ve gaz odalarındaki katliamları ve K ların bunlar hakkında Atlantis karması ödeniyor tanımlamalarını hatırlayınız.

Ve KH lerin 75 bin yıllık zamanda ileri geri gidilip olaylar üzerindekilerle oynadıklarını da hatırlayınız.

Sahne dördüncü yoğunluk sahnesi ve biz derken gerçekten bu olanlardan bihaber ve fizikselin başlamadığı zamanı kast etmiştim ,şu anki bilinçle değil. Bunu da aklıma gelmişken aktarayım.
Bütün bu olanlarda etken olan "özgür irade" konusunda K.lar şöyle demiş,
------------------------------
S: (L) Griler V___'yi neden kaçırdı?
C: Kendini yok etmesi için onu programlamaya çalıştılar.
S: (L) Bu programlamanın üstesinden geldi mi?
C: Öyle umalım. Her zaman hata olasılığı vardır. Unutmayın, özgür irade, yaratılıştaki en önemli bilinç yasasıdır.
--------------------------------------

Şunu belirtmek istiyorum, bahsi geçen özgür iradeyi kullanan yöneten/oluşturan bilgide gelinilen noktadır, ah şu takılı kalmakta direnen ve o biat hadisesi denileni yanlış anlayıp zihinlerinin sonsuzluğunu farkedip sorgulama ve özgür iradesini kullanma becerisini gösteremeyenlerin dünyayı ve ülkemizi ne hale getirdiklerini görseler ve tercihlerini birilerini bulundukları haksız seviyelerden kovalamak olduğunu bilseler..
Lemuryalılar ile Atlantisliler arasında doğrudan bir etkileşim olduğuna dair birşey duymamıştım şimdiye kadar. Gerçi bu konuda hemen hemen hiçbir şey okumadığımı / araştırmadığımı itiraf etmeliyim. İlk fırsatta celselerde ve belki diğer bazı kaynaklarda konuyla ilgili anlatılanlara elimden geldiğince gözatıp ilginç bulduğum hususları paylaşmak isterim. Aslında Ruhselman'ın zaman zaman hakkında incelemelerimi paylaştığım kitabının ilerleyen bölümlerinde de sanki Atlantis'le ilgili birşeyler anlatılıyor, onlara da şimdiden bir gözatsam iyi olacak.

Dünyada Lemurya medeniyeti ve öncesi ve sonrasında yaşandığı söylenen şeylerin bizim fiziksel ortama geliş/düşüş hikayetmizin neresine denk geldiği ve nasıl bir bağlantısı olduğu konusunda ciddi bir kafa karışıklığı içindeyim ve bir türlü ayrıntılı inceleme şansım olmadı. Bunu en kısa zamanda atlatmayı umuyorum.

Tgur

#472
"S: (L) Bana hipnoz celsesi sırasında D___ M___'nin peygamer develeri olarak deneyimlediği varlıkların adlarını söyler misiniz?
C: Onun diğer benlikleri.
S: (L) Peki o gerçeklikte bir isimleri yok mu?
C: Bu iletişimde yanıtlamak için fazla karmaşık.
S: (L) V___'nin karşılaştığı varlıkların Minturyanlar olduğunu söylemiştiniz, bunlar da aynı değil mi?
C: Hayır.
S: (L) Diğer benlikler ile bedenli varlıklar arasında bir fark var mı?
C: Evet.
S: (L) Yani arada önemli bir fark var. Tamam, M___'nin tanımladığı karınca/sinek varlıkları kimdi?
C: Onlar da diğer benlikleri.
S: (L) Peki gördüğü yılansı, salyangozumsu varlıklar?
C: Aynı.
S: (L) Yani gördüğü tüm o varlıkların kendisi olduğunu mu söylüyorsunuz? Tüm o korkunç varlıkların...
C: Başka bazı gerçekliklerde.
S: (L) Benim de böyle başka benliklerim var mı?
C: Evet.
S: (L) Benim diğer benliklerim de böyle korkunç, karanlık ve iğrenç mi?
C: Subjektif.
S: (L) O korkunç iğrenç varlıklar küçük çocukları yemiyorlar mıydı? Onlar gerçek insan çocukları değil miydi?
C: Geyikler sizi nasıl görüyor sanıyorsun örneğin?
S: (L) Evet bunu anlayabiliyorum. Yani inekler, tavuklar da bizi öyle görüyordur. Bu son derece berbat.
C: Hamam böcekleri de.
S: (L) D___'nin celsesinden önceki gece rüyamda gördüğüm karıncalardan tek bir tanesinin bile canını almak istemediğime karar vermem bununla ilgili miydi?
C: Evet.
S: (L) O rüya beni o celsede karşılaşacaklarıma mı hazırlıyordu?
C: Evet.
S: (L) Peki bu diğer benliklerimiz konusunda ne yapacağız? Yani, içimde bir avcı gibi birşey olması hiç güzel bir olay değil. Bundan kurtulmayı, onu dönüştürmeyi veya ne yapılabilecekse yapmayı isterdim.
C: Bekle ve gör.
S: (L) Peki bununla uzlaşmam için kendimi bunları yaparken gördüğümü hatırlamak zorunda mıyım?
C: Evet.
S: (L) Bu bana olacak mı, yani bu tür anıların yüzeye çıkışını deneyimleyecek miyim?
C: Evet.
S: (L) Başka birindekine bile katlanamıyorum, kendimdekini nasıl kaldıracağım?
C: Kaldıracaksın.
S: (L) Bu herkesin yapmak zorunda olacağı birşey mi?
C: Herkes değil.
S: (L) Peki kimler?
C: 4'üncü yoğunluk adayları.
S: (L) F___ de bunları hatırlamak zorunda olacak mı?
C: Evet.
S: (L) Bir kişi 4'üncü yoğunluk adayı olduğunu nasıl bilir?
C: Yavaşça buna "uyanır"."
---------------------------------------------------------

Bir zamanlar ben de amip halimi, salyangoz halimi , ağzında ot çiğneyen beygir halimi gördüğümü bilinçsiz olduğum zamanlarda kendimden epey ürktüğümü ve bunlara bir mana veremediğim zamanları hatırlıyorum kimselere söyleyememiştim ,

Daha sonraları bilgide biraz açılınca bu hallerin benim reenkarnatif hayatımdaki oluş hallerim olduğunu  ve bir enerjiden toprak, suyla karşılaşıp balçık ,amino asit ,tek hücre ,bitki, hayvan ve nihayet insan formu için metamorfozik evrimin devrede olduğu bilgisi ile pekiştiğini gördüm ,kısaca varoluştaki tekliğin gelişiminden bahsedildiğini,ayrıca bütün olanların DNA a kaydedildiğini,

Ancak yukarıdaki alıntıyı yorum merceğinin altına alınca konuyu başka bir bakışla değerlendirebiliriz neticesine ulaştım ,

Başka benlikler ve bunların çeşitli bireylerdeki tezahürü ,

Alıntıda bahsedildiği gibi karıncayı öldürmekten sakınanlardan değilim sinek v.s gibi haşaratı fazla zarar verici hale geldiği vakit öldürmekten çekinmem ve onların evrim safahatında daha üstlere çıkacak bir duruma soktuğumu zannederdim ,şimdi ise başka bir anlayışa gelip olaya bakmamız lazım,

Görüldüğü gibi diğer benlikler alabildiğinde ortalarda, ve insan bu bilinci ile agıladığı  hale iğrenç dediğinde bunun subjektif bir görüş olduğu  söyleniyor ,3 B düşüncesi ile olaya bakıyorsunuz ikazı da keza..Ayrıca dördüncü yoğunluk yavaşça bunu anlamaya "uyanır" cevabı da var.

Uyanmaya çalışalım,

Bütün bu olan bitende bizim ayaklarımıza pranga vurup sınırlayan hususların başında o DNA mıza kaydedilmiş lineer bakış açısı var yani zaman ve mekana kıstırılmış yorumlama mekanizması ,

Algılamamızı bu mahkümiyetten kurtaracak şey bu düşüncenin üstüne çıkabilmek ,bu son konu edilen hadisede eğer zamanı yok kabul edebilirsek biraz uyanmış gibi oluruz,

Zaman yok ve oluşan her şey ortada gözümüzün önünde ,mekan da yok kabul edelim ve  geriye çekilip bu yeni düşünsel hadiseyi özümseyelim.

Herşey göz önünde dedik ama hepsini birden aynı anda değerlendirmeye kalkarsak bocalarız zira bulunduğumuz yer 3 B, o halde görmek istediğimize yöneldiğimizde göreceklerimizi görürüz projeksiyon makinesindeki slayt seçimi gibi..

Ve kasyopyalılara hak veririz enerji de benim oluşan salyangoz da ve diğer her şey de..

Diğer yandan bu yeni görüş ile metamorfoz yok ,evrim yok ,gelişim için anlatılmaya çalışılan döngüler yok sadece ve sadece oluş var ve bu oluşların bıraktığı izler var sonsuz boşluğu dolduran..







beyrutkapı

#473
Kişi her şeyi eş zamanlı kabul ettiği derin bir düşünme anında fark edebiliyor; tüm bu "oluş" nabzın tek bir atışı yada deniz anasının açılıp kapanma "anı"
 

Tgur

#474
"C: Şimdi gevşeyin ve gösterinin tadını çıkarın."

"Seyreyledim eşkali hayatı ben havz-ı hayalin sularında"

K.ların düşündüren bu cevabını Ahmet Haşimin hayal havuzunun sularında hayatın şekillerini seyretme ile ilgili şiirsel ifadesi ile eşdeğer buldum ,ancak bulunduğumuz bu kaotik ortamda şiirle ilgilenilecek bir ara  bulabilecek miyiz , bulabilmeliyiz..
Bu kızışmış halde yani insan guruplarının birbirine dişlerini göstermiş  halinde şiddet salvolarının bedenimize ulaşıp ulaşamıyacağı endişesi ile bekleşirken böyle şiirsel ve rahatlık hallere mahsus yorumları yapabilmek için düşünsel farkındalık halinde pik yapacak bir durumda olmalı sanırım.

Bu ana kadar zihnimizi doldurduğumuz bilgileri yaşamsal ortamımıza adapte edecek bir duruma nasıl gelinir ama düşünürsek şu çok kolay olur , Hazar Denizinden fırlatılmış bir sovyet füzesi ile bir anda yolculuğa çıkmak veya Akdenizdeki Amerikan uçak gemisinden veya denizaltısından fırlatılan bir nükleer bombanın etkisi altında kalıp bedeni bir anda terk etmek.."Önemli olan beden değil ruhtur" bilgilerinden hatırda kalanlarla olacakları tahayyül etmek, ruhların yolculuğundan bildiklerimiz  ile diğer yoğunluklarda olan seyahati hatırlamak ,

İnsanı korkutan hususların en başında gelen bilinmeyenlerdir , ama biz biliyoruz ya ,ama öğrendiklerimiz  boş ve tamamen uydurma ise..

Bu noktada kişi inanç sistemi ile yüz yüze gelmelidir ,inandığım dedikleriniz sağlam temellerde mi, bunca yaşamışlık ve gayret ile toparladığımız bilgilerle gelinilen durumlarda şüphe var mı sorgulama çok iyi yapılmalı, eğer bu samimi yüzleşmede bilgi boşlukları varsa eksiklikler tekrar tekrar gayretle doldurulmaya çalışmalı ,

Bu gayretleri gösterir iken başıma geleni de anlatmam lazım ,zira ağ çalışmasının önemi budur, her ilgili başına gelenleri samimi bir şekilde dökmeli ve bu husus diğer bireylerlece de kanıksanmadan yorumlanmalıdır bu yorumlarda insafsız davranmak kişilerin bu sitenin ve verilmeye çalışılan bilgilerin ruhuna, lafzına uygun düşmediğini gösterir ,bence..

Bir başka sipirütüel bilgilerle uğraşır iken "sen şusun busun" pohpohlama faslı başladı ve bu bilgilerle ilgili bahsi geçen karakterleri belirten kelimelerin etrafı kalın çizgilerle barizleştirildi ve o anda zelzele oldu (veya banaöyle hissetirildi),

Hadise sonucunda doğrusu ne kadar olağanüstü şartlarla olursa olsun okuduğum bilgi bana doğru gelmedi yani bahsedilen duruma inanmadım zihnime şüphe kaydı düştü, şüphemde gerçek olduğunu bir sebeple ayrıldığım o bilgilerin uzağında diğer arayışlarım ve özellikle Kasyopya bilgilerine ulaştığım zamanda daha iyi anladım bir yerlerde negatifler bilgi verirken "sizi iyi hissetirirler" kaydına rastladım, ayrıca KH gurubun zamandaki ileri geri gidiş ve duyguları tetikleme yolu ile insanlarla kedi fare oyunu oynayıp kavramlar üzerinde oynadıkları gerçeklerini de anlayınca olan biteni nasıl süzerek kabul etmemiz gerektiğini çok iyi idrak ettim.

Devam edebilir.


Tgur

#475
Patlamalar, korkular, endişelerin aşırı yoğunlaştığı zamanlar yaşıyoruz ,bizi bu kaotik ortamda dingin tutacak tek husus aldığımız bilgilerle kalibrasyona uğratmaya çalıştığımız farkındalık yapımız..

Bu ayarlamaların en üstünü bence birlik bilincini hissedebilecek bir anlayışı New Age abartmalarına kapılmadan gerçeğin ne olduğunu hissedecek bir olgunlukla zihnimize yerleştirebilmektir,

Bu kolayca olabilecek birşey değildir ama şuna çok emnim ki bilgiye doğru açılıp ruhsal konuları anlamaya yönelen her bireye olağan üstü veya paranormal dediğimiz olaylar yardım etmiştir rüyalar,vizyonlar, tetik görevi yapan bazı işaretler ve ilh. Hatta saldırıların bile bu hususa yardım ettiği söylenebilir ,malüm BH ı anlamaya çalışan her kişiye çabalarını geçersiz kılacak saldırılar olmaya başlar ,o birey saldırıların etkisi ile ve uğraştığı konuyu eski takıntılı bilgi dallarına asar  çabasından vaz geçer KH nin galibiyetidir bu  ama aldığı bilgileri sağlam yerlere koymaya başarmış kişi, bu saldırılardan kurtulmak için daha fazla bilgiye yönelmenin etkin temizlemenin veya saldırılara karşı koymanın  esas yol olduğunu görür ilerleyişine devam eder..

Plaiedes, RA ve Kasyopya bilgileri gerçekten bu bilgilenme yolundakilerin can kurtaran simidi olmuştur ,fazla uzatmadan zaman zaman aşırı bir itilimle ben bunu yazmalıyım dediğim ana geldik ve bu bağlamla tekrar tekrar incelediğim K. bilgilerinin bir bölümü ile ilgili yorumumu  sunuyorum,
--------------------------------------------------
S: (L) Yani bunun Japonlardan ziyade Çinlilerle ilgili olduğunu söylüyorsunuz. Tamam. Yakın bir zamanda Hubble teleskobuyla ÇOK uzakta ve yoğun bir patlamanın görüldüğü bilgisi verildi... Bunun ne olduğunu merak ediyorum.
"C: Başka bir evrenin başlangıcının yansıması.
S: (L) Hangi başka evren?
C: Hepsi bu şekilde başlayıp bu şekilde sona eriyor!
S: (A) Başka evren mi?
C: "Big bang" nedir Arkadiusz?
S: (A) Belli ki büyük bir patlamaydı, ama BİZİM evrenimizdeydi, başka bir evrende değil...
C: Ama kökeni neydi? Ve neresi? Ya da bu patlamanın kökeni? Ya da herşeyin kökeni?
S: (A) Tamam. Bizim evrenimizin kökeni ne miydi? Bunu bilmiyorum. Bilmek istiyorum. Sadece kelimeler kullanıldığında sorun yok, ama eğer matematiksel modeller kullanacaksan...
C: Sen de orada devreye giriyorsun.
S: (A) İyi güzel de...
C: Her dev ışığını daha önce ışığın olmadığı yere tutar. Bir zamanlar sadece ışıktan olan yere!
S: (L) Biraz daha ipucu istiyorum!
C: Daha sonra Laura. İyi geceler."
-----------------------------------------------------
Bilmece gibi K.cevabı zihnimizi oldukça sarsıyor,
"Her dev ışığını daha önce ışığın olmadığı yere tutar. Bir zamanlar sadece ışıktan olan yere!"

Bahsi geçen dev, daha evvelki soru cevapları izlersek big bang oluşturmak ile vazifeli dev.Daha doğrusu varoluşu devreye almakla ilgili bir uğraşıdan bahsediliyor.

Aldığımız bilgilerle gerekli donanıma ,farkındalığa,kabiliyetli olmaya gelmiş bir insanüstü diyebeliceğimiz varlık, bahsi geçen dev gibi yaradılışları devreye koyma  peşinde olacak ,

Hatırlayın "Siz evrenler yaratacaksınız" ,bir yerlerde bahsediliyor bundan..Ve bunun ispatı olacak bilgileri hipnoz üstadı Michael Newtonun "Ruhların yolculuğu" kitabında yakalamıştık ,üstün seviyede diyebileceğimiz bir ruhla yapılan araştırmada birkaç yerde  olmakta olan  kişi (paralel evrenlerde ve ruhsal alemde)  tenis topları kadar büyüklükte dünyalar yaratmakta olduğunu söylüyordu ve henüz daha exersizdeymiş  yani başlangıçtaymış  .

Ancak bu tesbitlerimiz K.ların cevabını tamamen cevaplıyamıyor ,"bir zamanlar sadece ışıktan olan yere" ifadesi henüz izah edilemedi .

İzah etmeye çalışalım,

Karanlığın olmadığı sadece ışık olan yerden bahis, kutuplaşmanın henüz başlamadığı çağrışımını yapıyor karanlık henüz devrede değil yani bir durgunluk oluşsuzluk var hareket diye bildiğimiz davranış yok.

Çok kısıtlı ve varsayımlarla yüklü düşünsel özelliğimizi de sergileyerek şu yorumu yapabiliriz, daha aynaya bakılmamış veya sonsuz oluşlardan birisi daha başlamamış.
Karanlığın oluşmaya başlaması demek  kutuplaşmanın başlaması demek yani durgunluk bitmiş hareket başlamış, artık big bang ler devreye girebilir bu olayların çeşitli dev lere (buradaki dev bildiğimiz dev değil) görev veya faaliyet alanları olarak sunulması da çok ilginç bu konuyu biraz daha anlayabilsem o mitos efsanelerindeki tanrıların da rontgenini çekmiş olacağım  o efsaneleri de biraz incelemek lazım .

Bu ışıklanma bahsi ile bir dörtük gurubum var ama burada geçmiyorum "sözler-eskiler yeniler" bölümünde  27.06.2004 tarihinde yazmışım belki okumuşsunuzdur,

bozadi

#476
Bu çok ilginç alıntı ve yorumların için teşekkür ederim Tgur. Hakikaten çok ilginç birşeyler var gibi bu açıklamalarda. İlham verici bir şekilde düşünmeye teşvik ediyor sanki bizi.

"Dev" sözcüğünün orijinalinde "Colossal" (dev gibi, muazzam) sözcüğü var. Aslında bu sözcük isimden ziyade bir "sıfat". Yani normalde bir başka sözcüğü veya bir başka ismi nitelemesi gerekiyor, yanında başka bir sözcük olması gerekiyor ama nedense sadece bu sıfatı kullanarak birşey ifade veya ima etmeye çalışmış K'lar:

"Each colossal begets its light to where there was no light. And where once there was all light!"

"Colossal" terimi "Colossus" sözcüğünden türetilmiş bir sözcük ve colossus "dev heykel; devasa şey; dev" gibi anlamlara geliyor. Mimaride yüksek bir sütun veya direği ifade etmek için de kullanılıyor anladığım kadarıyla.

"Big bang" ve yaratmak dendiği zaman tabi 7. yoğunluğa mezuniyetle ilgili bazı çağrışımları var gibi geliyor bana. Ama K'ların burada tam olarak ne gibi bir mesaj veya mesajlar vermeye çalıştıklarını henüz yeterince anlamış değilim.

Bu arada ışık ve ışıksızlık deyince, genellikle büyük galaksilerin merkezinde bulunan karadelikler konusu çağrışıyor. Bizim samanyolu galaksisinin merkezinde de bir karadelik varmış. Yanlış bilmiyorsam süpernova patlamalarından sonra aynı yerde karadelikler oluşuyor veya bir şekilde bunun gibi ışık-karanlık döngüleri var. Umarım üzerinde düşündükçe burada ilham edilmeye çalışılan mesajlara vakıf oluruz...

Tgur

#477
Analiz meraklısı hassas kardeşim Bozadi ben de teşekkür ederim açıklamaların için ,konu varsayımımız ile dolu oldukça çok şey söylemek mümkün tabiiki,

Işık ve karanlık döngüsünde kara deliklerin karanlık dediğimiz bölümünde yeni varoluşların imkanını sağlayacak ortamlar olduğunu  hatırlatman yerinde olmuş.

Ancak cevapların şu bölümünde bunun üzerinde bir şeyler anlatılıyor gibi geldi bana ,kimbilir benim aşırı medyumik yapım da beni o tarafa doğru sürüklüyordur,
"C: Ama kökeni neydi? Ve neresi? Ya da bu patlamanın kökeni? Ya da herşeyin kökeni?"

Buradaki "Ya da herşeyin kökeni " bölümü konuyu bahsettiğim sonsuzluk ortamına doğru çekiyor gibi geldi bana..



bozadi

#478
Tgur, daha önce bu tartışma başlığının önceki sayfasında şu diğer güzel alıntıyı yapmışsın celselerden:

Alıntı Yap(A) Tanrı da mı ilüzyon?
C: Evet.

S: (A) Kimin için?
C: 7. Seviyede olmayanlar için. Öğrenişiniz doğal olarak deneyimlerinizi belirliyor. Birşeye ihtiyacınızın olmadığı bir duruma ulaştığınızda doğal bir şekilde bunu aşacaksınız. Fakat kavrayışın bir fonksiyonu olarak bu kavramı kullanmaya devam edersiniz.

S: Demek ben de bir ilüzyonum! Ve kavrayış da bir ilüzyon! (L) Soruma dönersek: Kertişleri KERTİŞ olarak kim yarattı?
C: Her şey gerçektir, dolayısıyla ilüzyon gerçektir.

S: (L) Her şey ilüzyonsa, bu ilüzyon nereden çıkıyor ve nereye çıkıyor?
C: Bilinciniz.

S: (L) Bu bilinç nereden çıktı?
C: Bilinç mutlaktır, merkezi noktadır.

S: (L) Merkezlendiği yer neresi?
C: Erişim dahilinde.

S: (L) Erişim nedir?
C: Enerjiye yol açan istem.

S: (L) Bu enerji neyden yapılma?
C: Bilinç.

S: (L) Bu bilincin var olmadığı bir zaman oldu mu hiç?
C: Hayır, ama zaman hiç olmadı.

S: (L) Bilinci tüm bu ilüzyonları hayal etmeye iten neden neydi?
C: Denge ihtiyacı. Enerji bir boşluk içinde var olamaz, bu nedenle (nabız gibi) atması gerekir. Dalgaların varlığı da bundan kaynaklanıyor.

S: (L) Demek tüm ilüzyonların yaratılma nedeni denge ihtiyacıydı. Bu da dengesizliği akla getiriyor; boşluğun içinde dengesizliğin olduğunu...
C: Hayır.

S: (L) Denge ihtiyacının arkasındaki neden nedir?
C: Tam olarak ihtiyaç değil, sadece doğal bir işlev.

S: (L) Nabızsal atma olduğunda dalga var oluyor ve dalga da zamanı ima ediyor.
C: 3. yoğunluk ilüzyonunuzun düğüm noktası da burası. Neden atışın herhangi bir parçasının diğer tüm parçalarla eşzamanlı olarak meydana gelmediğini varsayasınız? Parçalardan herhangi biri (herhangi birşey) olduğunda, tümü olur. Zaman ilüzyonunu tamamen terk edene kadar ilerleme kaydetmeyeceksiniz.

7. Yoğunluk, herşeyin kökeni, zamansızlık, 3. yoğunlukta genel olarak benimsendiği şekliyle "Tanrı" kavramının bir ilüzyon oluşu ve yeterince ilerleme kaydettiğimizde şu anda benimsediğimiz şekliyle bu kavrama ve hatta hiçbir şeye ihtiyacımız kalmayacak olması... Hepsi birbiriyle yakından bağlantılı görünüyor.

Tgur

#479
Aynı şeyleri değişik tanımlamalarla izah ediyoruz senin yedinci yoğunluk olarak bahsettiğini sonsuzluk şeklinde izah etmişim ,alıntıda da bahsi geçen her şeyin merkezi olan bilinç hadisenin baş aktörü,
Sevgiler..