Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

negatifliğin tespiti ve pozitife yönelim pratiği

Başlatan bozadi, 15 Eylül 2011, 02:49:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

#15
Arkadaşlar yazdıklarınızı okurken aklıma Ejderha Mızrağı Destanı serisi geldi. Bu fantastik roman serisinde üç grup büyücü sınıfı var. Beyaz Cübbeliler (Işığın hizmetkarları), Kırmızı Cübbeliler (Nötürlüğün hizmetkarları), Siyah Cübbeliler (Karanlığın hizmetkarları). Bu üç sınıf zaman zaman savaşsalarda aynı zamanda birbirlerine saygı duyuyor ve varlıklarının devamı için hepsinin varolmasının gerekli olduğunu düşünüyorlar. Kırmızı büyücülerle, beyaz cübbeliler birbirlerine daha yakın çalışıyorlar. Sevgili Bozadi'nin atomun yapı taşından bahsederken proton ve nötronların bir arada olması çağrışım  yaptı. Krynn tarihi adı altında anlatılan hikayede Işığın hizmetkarları hakim güç olunca karanlığın hizmetkarlarını yok etmek istiyorlar. Bunu takiben Tanrılar Krynn üzerine yanan bir dağ gönderiyorlar. Afetten sonra ise karanlık güçlenip ışığı yok etmek istiyor. O zamanda bu büyücüler ve başka kuvvetler karanlığı durduyorlar. Vurgulanan tema ise ışığın ve karanlığın arasındaki sarkacın dengede kalması.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#16
Şimdi hayatımı düzenliyorum...

Duruyorum ve hayatımı düşünce dünyamda düzenlemeye niyet ediyorum. Olağan hayat akışının kesintisiz baskıları, durup hayatım hakkında bütüncül ve iyileştirici şeyler düşünmemi zorlaştırıyor. Ama bu problemi fark ettikten sonra artık durumu düzeltmeye başlayabilirim demektir.

İnanıyorum. Düşüncelerimin hayatıma etki ettiğine inanıyor, bunu biliyor, seziyorum. Düşüncelerim herşeyimdir. En büyük özgürlüğüm düşüncelerimdedir ve düşüncelerim herşeyimi belirleyendir. Hayatım daha iyiye gidecekse, bu düşüncede başlayacaktır.

İç ve dış dünyamdaki çok miktardaki negatiflikler, bende çeşitli düşünce kalıplanmaları yaratmış, görebiliyorum, hissedebiliyorum. Bunlar, düşünce dünyamda bile özgür olmadığımı hissettiriyor bana. Ama bu saçma. Eğer düşüncelerimde de özgür olamayacaksam, nerede olacağım? Madem düşünce dünyamın ne halde olduğuna bakmayıp dış koşulları yargılıyor, eleştiriyorum, o halde şimdi bu konuda bir niyet geliştiriyorum. Düşünce dünyamı temizlemeye, düzenlemeye niyet ediyorum. Evet, çok kısa bir sürede düşünce dünyamı, yani bilincimi tertemiz hale getirmem mümkün olmayacak. Çünkü içinde bulunduğum ve kaçınılmaz olarak derin bir şekilde etkileştiğim dış dünyada pek çok negatif düşünce kalıbını destekleyici bol miktarda malzeme ve etki mevcut. İyi şeyler de var ama insan eliyle kurulmuş, oluşturulmuş koşulların ezici çoğunluğunda negatife meylettirici etkiler daha fazla. Ama bu beni niyetimden vazgeçiremez. Bilincimi bu koşullara emanet edemem. Ne kadar zor görünürse görünsün düşüncelerime, bilincime sahip çıkacağım. Evet, yavaş yavaş olacak ve pek çok aksilikle karşılaşacağım. Ve kendi bilincimin içindeki karanlık noktalardan meydan okumalara da maruz kalacağım. Kendi kendimi sabote edeceğim. Korkacağım, tehdit edileceğim. Ama eğer kendi düşüncelerimi temiz, berrak, inançlı, güvenli kılma yeteneğime sahip çıkmayacaksam, kendi iç dünyamda güzel bir ortam kurmayacaksam ve özgür olmayacaksam, geri kalan herhangi birşeyin ne anlamı var? Benim için herşey bende başlar. O halde kendimi, bilincimi, iç dünyamı rehabilite etmeye niyet ediyorum. Hem de bizzat kendi bilincimde buna direnecek ve hatta tehditler savuracak bölümlerin de mevcut olmasına rağmen. Ve dış dünya koşullarının çok büyük bir bölümünün direnciyle karşılaşacak olmama rağmen.

Bu niyetten vazgeçemem. Vazçgeçtiğimi sansam bile sevgili hayat eninde sonunda beni bu basit gerçeğe yönlendirecek.

zer-zivi

#17
Sevgili Maskesiz'in sayfasını işgal etmeyeyim diye burdan devam etmek sanırım uygun olur.

Sevgili Scyth,

Yaradılışta bir nizam,düzen var bu düzen kusursuz ve  mükemmel. O halde neden akışa  kendimizi teslim etmiyoruz? Teslim  olmuyorsak bu  yaradılışın  nizamına güvenmediğimizdendir. Yaşamın ve yaradılışın bize getirdiklerine,verdiklerine dirençsiz kabul geliştirmeliyiz.O zaman  yaradılış ile hayat ile birlikte ahengi ve akışı yakalayabiliriz.

İster tanrı diyelim isterse yaradılış diyelim, kör değildir,çaresiz yada aptal değildir. Bizim algılayamayacağımız ölçüde dengeli,farkında ve zekidir. Biz burda negatifliğin pozitiflikten güçlü olduğuna inanıyorsak baştan pozitifliğimizi provake ediyoruz.Bu duruş,bakış bir negatifliktir.

Şu an ki bilincimizle,farkındalığımızla  anlayamasakda yaradana ve yaradılmışlığa güvenmeyi öğrenmeliyiz. Güvenmediğimiz sürece ondan neyi dilesek boşuna. Önce bana güven sonra istediğin yerine gelsin der yaradılış. Sokakta bile güvenmediğin bir insanın senin için bir şey yapmasını bekleyebilirmisin.Yada sana güvenmeyen bir insan için,bir şeyler yapmak içinden gelirmi? Sanmıyorum. Ama birileri güvendiyse  onun için bir şeyler yapmak içten gelir hemde  samimiyetle.

Bazende güvendiğin halde güvenin boşa çıkar ama  burdada  güven duygumuza beklenti duygusunu eklemiş isek  o güven boşa çıkar. Beklenti bağımlılık duygusudur. Pozitif yaratımda bağımlılıklardan kurtulmuş olmak gerek.Bağımlılıklardan kurtulmadan neye güvenebileceğimizi keşfedemeyeceğiz.





 

Scyth

#18
Sevgili Zer-Zivi ben Kh BH'den güçlüdür demedim. Ama dünyanın karanlığın eline düşmesi celselerden alınmış bir bilgidir. Fakat hangisinde okuduğumu tam hatırlamıyorum. Sanırım Ra bilgilerindeydi. Ayrıca tek sonsuz yaratanının iradesinin olamayacağıda kanal bilgilerinde vardı. Bh olmak hiç bir şey yapmamak demek değildir.  Sizi sarmaya çalışan bir sarmaşığın kollarını kesmek ile onun kökünü kurutmaya çalışmak farklı şeylerdir. Düzen derken benim anladığım her şeyin durması gerektiği yerde durması. Gezegenimiz üzerinde böylesi uzamış Kh unsurları varken bir düzen varmıdır gerçekten. Benim düşüncem tek kutupluluktan dualiteye geçiş için gelen felaketlerin bir fırsat olma ihtimali. Bu olmazsa olmaz bence. İnsanlar zayıflar, ilizyonun büyüsü ise çok cazip. Varsayalım ki insanlar Bh yolunu halk haraketleriyle sistemleri çökerterek kursunlar. Bu mümkündür. Fakat şuda var; devrimlerin yapıldığı Ortadoğu ülkelerine bakın onlara ne oldu. Sadece sisteme biraz farkla yeniden entegre oldular. Zira tek adamların gidip tek dünya devleti hedefine ulaşma yolunda bir başka adımdan fazlası oldular mı! Biri sizi tatlı rüyanızdan bir anda attığı bir şaplakla uyandırsaydı ne olurdu. Onfan nefret ederdiniz "-bırak beni ben uyuyacağım, uykumda güzel şeyler görüyordum onlar benim için vazgeçilmezdir." derdiniz. Bu bir seçim tatlı rüyamı, yoksa rahatsız edebilecek gerçek mi!
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#19
Ra bilgilerinde logosumuzun bh eğilimli olduğu söylenir.Bir yerindede negatiflerin gelecekte neler yapabileceklerini görebildiklerini ama negatiflerin bunu bilmediklerinden bahsedilir.

Geçen tanıştığım birinden  duydum. Ortaokul çağlarında  ablasına asılan biri varmış. Ve küçük  erkek kardeş olarak onu korumak ve hatta intikam almak için eline  bıçağı almış.Ablasına sen  bekle bende uzaktan  saklanıp bekleyeceğim demiş. Diyor ki "kafaya koydum,öldürücem". Bekledikleri gün o kişi gelmemiş. Ve ertesi derken epey bir zaman geçmiş. Ve o günden beri hep  bıçak taşırmış,alışkanlık olmuş. Derken  yıllar geçmiş ve yıllar sonra o kişiyi görmüş. Bağırmış öfkeyle. O kişde sakince gelip ona sarılınca "bütün kinim,kızgınlığım geçti onun bu sıcaklığını görünce, sonrada kendimden utandım" diyor. Sormuş "neden  o günden sonra gelmedin" demiş. Meğer öldürmeyi düşündüğü gün,o kişi okulu bırakmış :)

Bir olay daha anlatayım :) Komşum olan Mukaddes abla,yıllar önce eşinden çok kötü şiddet görüyormuş.Eşi sarhoşken dövmüş,hatta elinde bıçağı  saplayıp duruyormuş Mukaddes ablaya. Mukades ablanın anlattığına göre bıçağın bedenine girdiği kesin. Eşi çıkıp gittikten sonra   bedenini yoklamaya başlamış fakat hiç bir yerinde  bıçak yarası yok,kan yok. Savcılığa haber vermiş. Eşini tutuklamışlar ve eşi şok içinde "ulan  kadın sen  kaç canlısın,ben sana o kadar bıçak sapladım,inmisin,cinmisin,korktum senden" demiş. Hatta öncesinde kocasını öldürmeyi kafaya koymuş ve bir kere hazırladığı yemeğe zehir katmış, ama adam o gün eve hiç gelmemiş. Bir kerede  zeytin yağı   kaynattım,üstüne döküp öldürücem,bekliyorum o günde gelmedi diyor.

Yani ne kadar  negatif  etkilere maruz kalsakda bu negatifliği engelleyen bir  güç var.Yeter ki biz o güce güvenelim ve inanalım. İnanç dağları bile  devirir derler. Mesela   okulu bırakmak olumsuz bir şey gibi görünsede,o kişinin hayatının kurtulması ve diğer kişinin hayatının mahvolmasını,karma yüklenmesini engellemiş. Umarım   anlatabilmişimdir.
 

Scyth

#20
Komik metaforlardı Sevgili Zer-Zivi. Aklımdakiler şimdilik bu kadar.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#21
İnsanlık düzeninde KH egemen. Ama hayat sadece düzenden oluşmuyor. Düzenle hayatın birbirinden ayrıldığı durumlar var. Örneğin birkaç arkadaş kendi aralarında egoist olmayan bir şekilde gülüp eğlenebildiklerinde, düzen negatif olduğu halde pozitife yönelik bir kutuplaşma meydana gelmiş olur. Bu, "düzene rağmen" yapılabilmiş birşeydir. Yani düzenin negatifliği hayatın sonsuz imkanlarını engelleyemiyor. Veya güzel bir doğal ortama gidip kafayı dinlemek de yine pozitif eğilimleri destekleyen birşey. Tabi burada yine şunu da hatırlamamız gerekir ki, biz pek çok zaman bilinçli olarak farkında olmasak da varlığımızı düzen içindeki varlığımızdan ibaret sanma eğiliminde oluyoruz ve dolayısıyla bilincimizde düzenin negatif programlamalarını taşıyoruz. Yani tek başımıza veya sevdiklerimizle doğaya gidip pozitifleşmeyi ummakla da herşey bitmiyor. Şimdiye kadar yüklendiğimiz programlamaların etkisini tespit edip azaltmaya çalışmak da gerekiyor. Ama bir yandan da düzenden kaçamıyoruz. Zorundalıklar ve çeşitli isteklerimiz neticesinde düzenle ciddi bir etkileşimimiz var.

Sevgili Scyth, açıkçası ben de dünyada hakim olan negatifliğin sebebinin temelde insanların kendisi olduğunu düşünüyorum. Yani insanların genelinin cehaleti, egosallığı, negatif varlıkların giderek içimize sızmasına izin verdi. Özgür iradeye uygun bir şekilde gerçekleşti bu. Yani hani insanlık çok normal, iyi bir hayat yaşıyordu ama negatif varlıklar bir anda gelip güç yoluyla yaşamlarımıza egemen oldu diye düşünmüyorum. Negatiflik veya negatife eğilim zaten mevcuttu. O açıkları sinsince büyüttü KH'ler dünyadaki KH uzantıları (KH eğilimli insanlar, yöneticiler vs) üzerinden ve insanlık bunu gördüğü, bunun giderek kötüye gideceğini sezdiği halde adam gibi işbirliği yapıp buna dur demedi. Bunun için işbirliği yapmadı. Duyarsız kaldı. Ve kurunun yanında yaşlar da yandı diyemeyecekse bile, yaşlar da ciddi bir yakıcılığa maruz kaldı diyebiliriz. Ama hakikaten, biz gerçeği bilir ve işbirliği ile pozitifleşebilirsek, dünya düzeninin negatifliğinin ateşi bizi o kadar etkilemez. Etrafımızdakilere yapabileceğimiz en büyük iyiliği de bu şekilde yapabiliriz muhtemelen. Belki farkında bile olmadan. Sadece olduğumuz gibi olarak ve akışa güvenerek. Ama bunun için bireysel pozitifleşme kapasitemizi artık ortaya koyabilmemiz gerekiyor. Etrafımızdakilerin bu konuda ileri bir düzeyde olmaması artık bizi durdurmamalı. Biz kendi aramızda bir toplum olalım.

zer-zivi

#22
Bizim siyasi,politik ve ekonomik gücümüz dünya üzerinde sınırlı. Yapabileceğimiz tek şey  kendi içimize dönüp,özümüze ulaşmak.Egosal yanlarımız bizi oyalıyor bunu görmeliyiz. İçte olan dışa yansır,içte huzur varsa dışada yansır ama yok içte huzur yoksa dışarıdada huzur yok. Değişim,dönüşüm ve denge dıştan içe değil içten dışa doğru. Negatiflik bu,önce dışta düzelsin sonra içte düzelir mantığpından başka bir şey değil dostum. Herkes önce kendi kapısının önünü temizlemeli,kendi kapımızın önünü temizlemeden başkasının kapısını temizlemek işin uzamasından başka bir şey değil.

Olumsuz görünen her şey belkide olumlu sonuçlara gebedir bunu  biz bilemeyiz ama  Bir'lik boyutundakiler  bilir. Her iki kutbun varacağı son durak "Bir'lik " boyutuysa neden endişe edelim,sadece güven, son durakta  herkes BİR.

Eylemsel olarak bir şey yapamayabiliriz ama bu  düşünsel ve niyetsel olarak bir şey yapamayacağımız anlamına gelmez. Ama yok bir şeyler yapmak illa ki eylemlilikle oluyor diyorsan buda sınırlı bir durum olduğundan  çok şey değiştirmeyecek. Herkes gücü oranında bir şeyler yapabilir. Maharaj yada Osho yada Buda ne yapmıştır, onlar  eylemde değil ama pasif bir eylemlilikle insanları uyandırmaya çalışıyorlar tabi bunun için önce uyanmış olmaları  gerek. Uyandıklarındanda şüphemiz yok. Bizde önce uyanmalı sonra uyandırmalı, alternatif bu.

Şimdilik bukadar. Gözümü yormamam gerek çünkü biri çok yüksek derecede diğeri düşük derecede görüyor olduğundan  arada bir dengesizlik sözkonusu ama  üçüncü gözle idare etmeye çalışıyorum :)
 

bozadi

#23
Akışa güvenelim derken, pozitifleşmek için plan, program ve uygulama yapmayalım demek değil bu. Hatta negatiflikleri tespit edip bunların özelliklerini ve problemliliklerini gündeme getirmeyelim demek de değil.

"Pozitifleşme" çabası aslında çok fazla yorucu olacak bir çaba olmayacaktır. En azından giderek eforsuz hale gelecektir. Çünkü içimizden gelen bu zaten. Bu yönde ilerlerken "çalışıyormuşuz" gibi hissetmeyeceğiz bir süre sonra. "İçimizden geldiği için" yapıyor olacağız. Ama o içimizden gelen şey zaten bize birşeyler yaptırıyor olacak ama yaptıklarımızı belki de "iş/çalışma/yorulma" olarak görmeyeceğiz.

Pozitifleştikçe de, negatifliklerle ilgili teşhis-tedavi öğreniş vee öğretiş çabalarımız da giderek eforsuzlaşacak ve üstelik daha etkili hale gelecek. Ve bunu da giderek "daha içimizden geldiği gibi", giderek daha "akışına göre" yapacağız. Kontrol çabamız giderek azalacak. Şu andaki fikirlerim böyle. Elbette görüşlerimde değişmeler, gelişmeler olabilir.

maskesiz

#24
Tüm sayfalar hepimizin ben keyif alıyorum yanımda olmanızdan,paylaşıma katılamadım.Kafamı toparlıyamıyorum gün içinde de çok yoruluyorum.Sağlık problemlerimde üstüne gelince katılamadım ama zevkle okuyorum paylaşımlarınızı.
Bu boyutu kendi içinde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.Burda olanlar evrenin bütünü değil sonuçta.Bir gerçek var ki bir kısır döngü içinde olunduğu....Kendi adıma diyebilirim ki evrene güvenmişimdir,benimde sarsıldığım,yıkıldığım, umutsuzluğa kapıldığım oluyor sonuçta sınırlı bilinçteyim.Bir yönüm var ki derinden güvenir evrene.Dırdırlanırım,huysuzlanırım bir şekilde dengeye gelirim.Bu enkarnasyonumda çok fazla pozitif müdahale gördüm.Bunun olma sebebi çok fazla negatife maruz kalmam.3 yılı geçti nefes alamazken hayata dönmem.Büyük bir değişimdi değişen ben değildim çevremdi sürekli bana doğru akan negatif enerji durduruldu çabaladıkça kurtulamıyordum çünkü.Ölümü,yok olmayı seçmiştim fakat seçimim yapılmadı.Hayatımdaki en büyük değişimse bir gün aldığım bir maille oldu.Mail doğum haritamla ilgiliydi,hayatımda yanıt bulamadığım bir çok soruya yanıt bulmaya başladım.Hayatım değişti.Alemtaç kardeşceğizimin hayatıma girmesi beni yargılamadan sevmesi ve kabul etmesi hayatımda dönüm noktalarından bir diğeri konu dışına çıktım sanırım:)))
Güvenmeli bir araya gelinmeli bu boyutun şartları ağır
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

bozadi

Birkaç olumlama denemesi de sen yap lütfen sirera :-)

sirera

#26
Her sabah uyanıyorum. Her sabah yeni bir güne uyanıyorum.
Her sabah uyandığımda bir önceki güne benzemeyen koşullara ve etkilere uyanıyorum.
Her sabah uyanırken bir pencerenin bana yeni bir görüntü ve ahengi bir defa daha yaşama fırsatı sunduğunu biliyorum.
Her sabah uyanırken bu pencereye bakıyorum, bu pencerede bana gece boyunca dinlenmiş ve tüm olana birçoğunu hatırlayamadığım pek çok veriyi, deneyi aktardığını biliyorum.
Her sabah bu pencerede tüm olan için en güzel ve en yarayışlı görüntüyü görmeye niyet ediyorum.
Bu pencerede benliğimin geçmişte olan  olumlu olmayan izleri de taşıdığını biliyorum.
Her sabah bu pencerede geçmişte olan bu izlere sadık kalarak gülümsüyorum. Gün içerisinde ve tüm hayatımda bu izleri henüz oluşmadan tanıyacağıma, orada değil şimdide olacağıma niyet ediyorum.
Her gün bana yeni bir enerji sağlayacak. Bu enerjide hepimizin bir bilinci yaşadığı mükemmel bir dokuyu var eden bu enerjide, hep anın içinde, bu dokuda mükemmel arayışını bırakarak sadece sevinç ve alçakgönüllüklükle yaşayabilmeye niyet ediyorum.
Her an bu hizmeti var edebilecek algıda olabilmeye niyet ediyorum. 
Gözlerimi kapatıyorum alnımın iki yanı ve başımın tepesinden çizdiğim bir çizginin kesişim noktasında bu penceredeki görüntüyü tekrar görüyorum.
Masmavi ışıkla dıolu bu görüntünün kalbimde titreşmesine izin veriyorum.
Tüm bedenimin bir yumurtanın içinde ortak yumurtada olduğumuz evrenden bana günün şarkısını söylemesini istyorum. Duruyorum, şarkıyı duyuyorum.
Bu şarkıyı sesimle söylüyorum. Doğadaki ahengin tümünde bu şarkıyı duymaya niyet ediyorum.
Bu ahengin ve sevincin en yüksek hayır için, bu canlılığın ve bu enerjinin sürdürülmesi, kendimin ve içinde olduğum insan bilincinde dolaşabilmesi için  tüm evrene yayılmasına niyet ediyorum.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#27
Teşekkürler sirera! :-)

bozadi

#28
Tüm yaşamım için iyi birşey düşünüyorum. Bir sürü karanlıklar içinde olan yaşamımın tümü için iyi birşey düşünüyorum. Tüm canlar hakkında iyi birşey düşünüyorum.

Hayat imkansız bilmez. Benim sabrım hayatın sabrına yetişmez. O sabırla herşeyi hakka ulaştırır. O halde beni de ve herşeyi de hakka ulaştıracaktır. Bana sadece bunu istemek ve memnuniyetimi ifade etmek düşer.

bozadi

#29
Sıkkın zamanlarda, zor koşullarda, herşey kötü gittiğinde kendime şunu sormanın faydası olduğunu gözlemliyorum: Şu anda (bile) sevinilebilecek ne var?