Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

negatifliğin tespiti ve pozitife yönelim pratiği

Başlatan bozadi, 15 Eylül 2011, 02:49:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zer-zivi

#30
Herşey kötü gittiğinde,hoşlanmayacağım en olumsuz ihtimali düşünür ve bunda kendi kendimi üzülecek ne var diyorum. Sinirlenerek neden kendimi  hırpalıyorum ki. Nasıl olmam gerek nasıl bu durumu en iyi şekilde atlatabilirim diye  düşünüp ona göre karar verip, uygulamaya geçiyorum.

Mesela en son  çalıştığım yerden üç aydır maaşımı alamadım. Patron ekonomik sıkıntılarını bahane ederek,benle  diğer bir çalışana yol verdi. Adama "ödeyecekseniz ödeyin,ödemeye niyetiniz yoksa  söyleyin ben burdan bir bardak su içip gitmesinide bilirim.Ne boşa zamanımı harcayayım ne de kendimi üzeyim" dedim,adam "Olurmu öyle şey,ödeyeceğim" dedi ve  birbuçuk aydır"ha pazartesi,ha çarşamba,ha Cuma" diye diye  beni oyaladı. En sonunda  niyetiniz yoksa açıkca söyleyin de nasıl bir insan olduğunuzu anlayalım,yada  oyalayarak kızdırayımda ödememek için bahane yaratayım diyorsanızda buna gerek yok,açıkca  ödemiyorum deyin diyerek mesaj attım. Bir hışımla beni aradı "Bana bunları söyleyebilecek insan değilsin,söyleyemezssin,salı günü ödemeni yapıcam,görürsün" gibilerinden söylenip telefonu yüzüme kapattı. Bende ardından "Salı günü ödeyip ödememekle kendinizin nasıl bir insan olduğunuzu ispatlayacaksınız" mesajımı attım. Tekrar  aradı ve aramasına cevap vermedim. Üstelik birde diğer elemanın babasına,benim ameliyatımı yaptırdığını,yardımcı olduğunu söylemiş. Ben gitmişim,sigortadan kendi işimi görmüşüm,bunuda  diğer kişiye iyi görüntü yaratmak için kullan, pes yani.Diğer elemanda alamadı alacağını,onada  aynı şekil,ha bu gün ha yarın diye.

Sonra dedim  "yahu  ilk kez Salı günü dedi :),acaba bu kez   ödeyecekmi" diye düşünürken,içimde ki ses "Sahtekarın dürüst,yalancının doğru günü olmaz,boşuna ümütlenme" dedim.

 Vel hasıl  öyle bir rahatladım ki anlatamam. İkki aylık emek  kolay değil vazgeçmek. Be adam hadi emeğimi sömürdün,peki ne diye  umudumu,güvenimi,iyi niyetimi,duygulatrımı sömürmeye devam ediyorsun,benim kızdığım,hırslandığım durum bu. Açıkca söyle diyorum,ödemiyorum de, seni bundan azad edeyim diyorum ama o sahtekarca davrandığı halde kendi kendisine sahtekar olduğunu  kabul etmiyor :) 

Salı sallanır,çarşamba çarşafa dolanır ,Cuma mübarek gün...:)




 

Scyth

#31
Sevgili Zer-zivi aynısı benimde başıma gelmişi. Bende alamamıştım öyle kaldı.Eğer takip edebilirsin işçi mahkemesine git (sigortalı çalıştığını varsayıyorum) dilekçeni ver 1 sene sonra paranı alırsın.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#32
Sigortamızıda başlatacağını söylediği halde başlatmadı ama diğer eleman ile birbirimize şahit olarak şikayette bulunursak ceza yiyeceğini biliyoruz. Şikayetimizide yapmak kaçınılmaz bu gişile.

Kanunlar çerçevesinde adalet ne kadar yerini bulur bilmem ama ilahi adalet er geç tecelli eder.İnsan  nefsiyle neyi ekiyorsa onu biçecek biliyorum :)
 

bozadi

#33
Hepimize gelsin:

Sevgili Yüksek Benliğim! Ne durumdayım bilmiyorum. Sen görebiliyorsun beni değil mi? Ne olur iyice bak bana ve ne durumdayım görmemi sağla. Eğer bir anda görmemem gerektiği kadar berbatsa bile, yavaş yavaş alıştır beni ve kendimle, durumumla, yaptığımla, ettiğimle güzelce yüzleştir beni lütfen.

Sevgili Yüksek Benliğim! Ne halde olduğumu bilmek, önümü görmek istiyorum. Aileme ve diğer sevdiklerime müjde yap beni. Artık karanlık dağılsın. Ne olduğumuzu, ne halde olduğumuzu görelim, bilelim. Güzelce yüzleştir bizi, merhametle.

Yardım et Yüksek Benlik! Yardım et bize! Olur mu? Olur değil mi?

maskesiz

#34
En kısa zamanda hepimiz için gerçekleşmesi dileklerimle tüm kalbimle istiyorum.:)@}--<--
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

bozadi


Tsunami

Yaptigimiz secimde ya da attigimiz adimda hangi duygu baskin, bunu analiz edebilirsek, negatifligi tespit edip pozitife yönelmek belki daha mümkün olur.
Örnegin yaptigimiz secim, sevgi mi iceriyor, güven mi? tutkunuzu atesleyen bir sey mi? yoksa bu secim korkunun bir sonucu mu, güvenlik arayisi mi? Bu secim baskalarina bir dayatma mi ya da size yönelen bir dayatma mi? Bunlari inceleyerek eylemlerimin negatif mi pozitif mi oldugunu anlayabiliriz sanirim ama mümkün oldugunca egoyu devre disi birakmaya calisip samimi bir tespit yapabilmek kosuluyla.
 

bozadi

#37
Nerede ne yapıyor olursam olayım, her an hayatımın tam merkezindeyim. Hayat küremin tam ortasındayım. Buradan hayatımı düzenlemeye başlayabilirim. Düşüncelerim herşeye kadir. Düşünce, hayatın bana bahşettiği, hayatım üzerindeki eylem gücümü temsil ediyor. Düşünce herşey! Herşey bir düşünce! Düşüncelerimle tüm hayatımı düzenlemeye başlayabilirim. Evet, kolay olmayabilir gibi görünüyor. Ama ben istersem, sabır ve irade gösterirsem, amacımdan vazgeçmezsem hiçbirşey bunu engelleyemez. Güzel bir yolculuk!

bozadi

#38
Kendimi sık sık stresli bir düşünce modu içinde yakalıyorum. Düşüncelerim birşeylerin peşinden koşturuyor. Bir hırs, bir sıkıntı, bir ezinim var. Memnuniyetsizlik, üzüntü, kızgınlık. Bu düşüncelerin, bu yaşayış biçiminin bana pek huzur vermediğini gözlemlediğim halde, bunu durdurmak için yapabilecek fazla birşeyim yokmuş gibi hissettim pek çok zaman.

Olabilir miydi? Hiçbirşeyi fazla umursamayıp, herkesle ve herşeyle klasik bağlantımı askıya alıp o anda kendimdeki sınırsız ve sonsuz iyi hissetme yeteneğine konsantre olsam, yani "alışıldık insan" modunu kapatıp başka bir moda geçsem... Hiç fena olmazdı. Çünkü gerçekten bu çekilecek dert değil. Bu kendimize zarar. Birileri böyle kendi kendini yiyen bir yaşam modunda tıkılıp kalmamızı çok istiyor. Onların çıkarlarının yerine gelmesi için tüm insanların böyle olması, hatta giderek daha da karanlıklaşması gerekiyor gibi görünüyor.

Klasik yaşam diye benimsediğimiz şey içinde, kendimiz için aslında hiç faydalı olmayan düşünceler ve düşünce kalıpları içinde yüzüyoruz. Ve buna yaşam diyoruz. Aman Tanrım! Bu ne berbat birşey böyle! Bu nasıl bir işkence?! Bu nasıl bir cehennemdir! Yaşarken gebermek, yaşarken gebertmek, yaşarken gebertilmek derim sanırım ben buna. O kadar berbat birşey.

Hangi neden bir insanın sürekli kendisinin lehine olmayan düşünce kalıpları içinde kaybolmasını haklı ve meşru kılabilir? Bir tek kendisi böyle birşeyi istiyor veya bundan başka birşeyin mümkün olmadığını düşünüyorsa sanırım. Yani özgür irade. Genel toplumun özgür iradesi de o yönde olduğu için, "şefin tavsiyesi" olmuş oluyor bu mod. "Mutlu bir şekilde yalnız kalacağıma, mutsuz bir şekilde toplumla kaynaşırım, daha iyi" diye düşünüyor belki de insan. Ama bu saçma. Toplum geneli kendine işkence ediyor diye ben de edemem. Eğer toplum kendine işkence ediyorsa, hasta demektir. Arızalı demektir. Yardım etmek gerekir. En azından edilmeye müsait ve istekli olanlara. Ama bunun için önce kendime yardım etmem gerekiyor. Yavaş yavaş bırakıyorum artık bu dünyanın klasik insan hayatı statükosuna demirlenmeyi.

Zaman zaman denemeler yapıyorum. Tek başıma ayakta durabiliyor muyum diye. Kimsenin düşünce biçimini kabul etmeksizin, kendimle, hayatla, evrenle, sonsuzla aramda tamamen kendi bilgi ve sezgilerim doğrultusunda bir algıya dayalı olarak, tek başına bir varlık olarak ayakta/hayatta durabiliyor muyum? Evet, durmak bir yana, uçabiliyorum bile. Ama bu sefer ciddi bir dengesizlik meydana geliyor, karmik bağlar da içeren klasik ortalama kişilik modumla. Statüko içinde sürdürdüğüm ezinimli hayat hikayesindeki düşük benlik versiyonum da varlığını bir süre daha sürdürmek zorunda. Bir geçiş sürecine ihtiyaç var. Virajı mümkün olduğunca yumuşak almak iyidir genelde.

Ve yeni yeni keşfediyorum, içteki mutlulukla nasıl yaşanır. Bu bir geçiş. Deneyimlerimi, algılarımı sizinle paylaşmak isterim. Deneyimlerinizi duymak, etkileşmek, dayanışmak.

Scyth

#39
Kıpırdanmak gibisi yoktur; içinde rahatsızlığıda barındırır. Bizler alıcı ve verici varlıklarız. Etrafımızdaki enerji ifadelerinden etkileniyoruz. Ben sosyal yaşamla bir süredir fazla temas etmiyorum. Ettiğim zamanlarda ruh halim oldukça değişkendi... Yani demek istediğim siz geminin kaptanısınız ve sakin sularda dümeni tutmak zor olmuyor. Ama başkaları işin içine girince deniz dalgalanıyor ve rotanızda kalmak için çok fazla enerji harcamanız gerekiyor. Tabir yerindeyse tüketiyor. Rotadan çıktığınızda oluyor. Ben tarih öğretmeneyim ama atanamadım henüz :). Geçen dönem ücretli öğretmenlik yaptım. Okula yaklaştığımda kimyam değişmeye başlıyordu. Aslında o zaman için hatırladığımda beni güldüren ve iyi hissettiren anılarım var. Fakat işimi yaparken özellikle kullanmak istemediğim korkutma ve sinirli bir biçimde davranışlardan kaçamaz olmuştum. Öğrencilere insanların kitleleri korkutmak için aralarından birinin seçildiğini ve onun cezalandırılarak diğerlerine emsal oluşturduğunu; bunada yönetme sanatı dendiğini aktardım. Bunu  bir sınıfda dahil toplumun çeşitli aşama ve yerlerinde uzun zamandır kullanıldığını öğretmeye çalıştım. Fakat sonunda benim yaptığımda dolaylı yoldan (istemeyerek/isteyerek) korkutmaktı.Yanımda kristal kuvars taşları taşırım, o zamanda öyleydi. Bir kalkan görevi görmelerini ve enerji vermelerini isterim. Faydalarını bir miktar görmüşümdür. Belkide bilmediğim pek çok yararları oldu.
 Aslında grup psikoloji yada toplum psikolojisi üzerine konuşsam daha iyi olucak.Böylece Sevgili Bozadi'nin toplum eleştirisi ilede birleştirmiş olurum.Bir grup içinde bazıları memnun iken diğerleri değil onların iyilerine göre davranmanızı bekliyorlar. Fakat bunlar sizin iyileriniz değil genede enerjiler bulaşıcıdır ve bundan etkileniyorsunuz. Sonra eve geldiğimde niye böyle davrandım başka türlü bir yaklaşım denemeleyim onlar tanrılar onlara bunu hatırlatmaya yönelik davranmalayım onlara daha iyi davranmalıyım diye düşünüyorsunuz. Bazıları suistimal ediyor bazıları etmiyor vs. Burda aslında değinmek istediğim nokta benim öğrenme sürecimdeki iniş çıkışlarım bir yana sık sık şikayet ettiğim ve sıyrılmak istediğim toplumsal genel kabul görmüşlükler.Bir kitapçıya gidin ve kişisel gelişim kitaplarını inceleyin kuvvetle muhtemel göreceğiniz başkalarını yönetme sanatıdır. Yani başkalarını kendine hizmete yöneltme sanatıdır. Kısaca, farkında değilmisiniz sizinde dişleriniz var onları keskinleştirin ve daha derine saplayın; bir başka deyişle nasıl daha iyi ısırırsınız denilebilir. Lord Sananda'nın (Işık Lordu İsa) sevdiğim bir sözü var "Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür". İşte toplumun ve gündelik yaşama dahil olmanın bedeli olan tavizler; kılıçın bedelidir. Sonuç olarak çıkış kendini bir odaya kitlemek değildir. Hepimizin de bildiğimiz ve sıkça tekrarladığımız şikayet ettiğimiz bu bataklığın aynı zamanda mükemmel bir öğrenme ortamı olmasıdır. Er meydanı gibi düşünüyorum bir nevi hayatı,fakat bir soru geliyor aklıma ben kavga etmek istemiyorum ve ermeydanında gözüm yok, fakat bu toplumun bir parçasıyımda. Yaşamımı idame ettirebilmek için toplumsal gereklilikleri yerine getirmem gerikiyor; halbuki rekabet ve tutkuyla yapmadan toplumun içinde tutunmak zordur. Prezantabl olmak istemiyorum; insanları ikna etmek gibi bir kabiliyetim yok; hem olsada ne olur ki bu şeytanca bir eylem. Bir şey satmak için kimseye yalan söylemek istemiyorum. Enerjimi öğrenmek ve mutlu olmak  için kullanmak istiyorum. Başkalarını daha zengin etmek için değil.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#40
Sağolasın Scyth, güzeldi.

Bunları konuşmaya, tartışmaya devam edelim.

Alakalı olacağını düşündüğüm bir başka şeye değinmek, bir metot olasılığı paylaşmak istiyorum. Ne hakkında bir metot? Kendi aleyhimize bir düşünce akış sürecinin esiri iken, bunun farkına da vardığımız halde bunu bırakamadığımız durumlara karşı kullanılabilecek bir metot. Geliştirilebilecek, veya başka daha etkili metotlar için ilham verici olabilecek bir metot.

Günlük hayatın malum genel akışı içinde, hem de o akış tüm yoğun ve pek de olumlu olmayan frekanslarıyla devam ederken, onun akışını engellemeye, durdurmaya hatta değiştirmeye bile çalışmaksızın, içimizde ikinci (paralel) bir deneyim boyutu açma olasılığıyla ilgili. Yok, pardon, bu bir başka metot olasılığıydı, buna başka zaman ayrıntılı bir şekilde değinirim. Aslında onunla yakından alakalı olan, şimdi bahsetmek istediğim metot, günlük hayatın akışı içinde, o pek de memnun olmadığımız koşullar içinde sürdürdüğümüz modda devam ederken, her nerede ne yapıyor olursak olalım, orayı, o durumu, o deneyimi, benliğimizi ve tüm varoluşsal deneyimimizi orada "merkezleme" niyetiyle ilgili birşey. Örneğin evde veya bir iş yerinde çalışıyoruz. Koşullarımız pek çok stres içeriyor. Pek çok olumsuz his ve düşünceye eğilimli veya müsait. Bu durum ister koşulların zorluğu, kötülüğü ile ilgili olsun, ister büyük ölçüde kendimizle ilgili olsun, ister anlaşamadığımız veya problem yaşadığımız biri veya birilerinin varlığıyla ilgili olsun. Yine "bireysel" bir tavır gerekiyor bu yöntem için. Hiç kimseye bağımlı olmamalıyız. Bağımsızlığımıza sahip olmalıyız. Başka birilerini sevelim veya sevmeyelim, bireysel gelişim ve arınım (pozitifleşme) için bağımsız olabilmemiz gerekiyor. Bu nitelikteki bağımsız bireyler kendi aralarında daha sonra en ala birliği de kurabilirler. Bireylerin bağımsızlığı grubun kalitesini arttıracaktır. Neyse, bireysel olarak ne yapılmasını önerdiğime geri döneyim. Şöyle birşey söylüyor olacağız kendimize sanırım, bu metotta gelişme kaydetmeye başladıktan sonra:

"İşte şimdi ve buradayım. Her nerede, ne yapıyor olursam olayım. İşte... Şimdi ve buradayım. Ben benim ve şimdi ve buradayım ve birşeyler yapıyorum. Birşeyler yaparken görüyorum kendimi."

Hm, varmak istediğim şeyle ilgili biraz farkındalık artışı oldu bunları anlatırken şimdi.

Anlatmaya başladığım bu "metodu" anlatmaya sonra devam edeyim. Şu an için daha önemli bir yönü geldi olayın aklıma. Ve sanırım bunu siz de sezdiniz.

"Kendini deneyimden ayırmak" kavramı dikkatimi çekti burada. Yani geçici olarak da olsa. Evet, bir yerde birşey yapıyorum ama feci şekilde sınırlandırıcı düşünce sınırlayıcı koşullar altında yapıyorum bunu. Bu bir esaret gibi. O koşulları değiştirmeye çalışmanın hiçbir anlamı yok gibi. Bu düşük frekanslı akışı durdurmaya, engellemeye veya değiştirmeye çalışmaksızın, bir yerde birşey yapmaya devam ederken, aynı zamanda kendimin dışına çıkmayı başarabilmek istiyorum sanırım. Yani bunu başarmanın bir zorluğu yok belki de. Sadece çok alışık olduğum birşey değil. Ama bu müthiş birşey.

"Varlık boyutu" "kendimle başbaşa buluşma boyutu" diyebileceğim paralel bir gerçekliğe geçebiliyor olmam gerekiyor gibi. Çünkü bu dünyadaki olağan hayat denen şey içindeki stresli, baskıcı, negatif ağırlıklı yoğunluk ve meşguliyet, insanın kendiyle, varlığıyla, "tüm deneyimiyle" başbaşa olmasını çok zorlaştırıcı bir niteliğe sahip. Bu önemli şey için bir teşvik veya imkan sunulmadığı gibi, daha ziyade bunu engellemeye yönelik güçlü niyetler var sanki tüm bu düzenin arkaplanında. Ama ben buna katlanamam. Kendimle yapıcı bir şekilde başbaşa olabileceğim bir özgürlüğe, bir boşluğa, bir "herşeyden yalıtılmışlığa/bağımsızlığa" ihtiyacım var. Bu bana sunulmuyorsa, ben kendim kendime sunmak için gereğini yapmaya başlarım. Hem de hayat dediğimiz bu düşük frekanslı oyun devam ederken, onun içindeyken, onun parçasıyken... Kendimi unutmama yönelik stres denizinin ortasındayken.

Evet, böyle şeyler dolanıyor aklımda dostlar. Aslında ilk aklıma takılan, sonra tanımlamaya çalışacağımı söylediğim metotla aynı şey bu. Veya iki farklı metot yoktu zaten; tek bir şeye farklı yaklaşım olasılıkları.

bozadi

#41



Bu resim yüksek benliği tasvir eden bir resimmiş. İlham verici buluyorum.

Az önce bahsettiğim şey de insanın yüksek benliğiyle uyumlanmasını arttırıcı bir pratik olabilir sanırım.

sirera

#42
Dışarıda fırtına var.
Fırtınadan üşümüş bedenim, hareket etmiş kollarım bacaklarım ve saçlarımın çırpınışlarımın hareketi hala titreşiyor.
Yüreğimin burgacı çok hızlı dönüyor döndükçe içi sevinç olmayan hayatın damarlarıma akan kanda dolaştığını hala hissediyorum.
Yuvama dönüyorum durmak için.
Yuvamdaki dinginlik dışardaki fırtına kadar. Hala kanımda dolaşan bir virüs var.
Nefret, öfke çok bilmişlik ve içinde alçakgönüllülük taşımayan sahte nezaketler, samimiyetsiz kutlamalar, sahte zenginlikleri taşıyan şehrin tüm kalabalığı, kabalığı içinden çıkmışım.
İçim dışım sahtelik ve kir dolu. Kulağımda,
çıkışa giden anahtarlar kendi içimizdeki kişilik zırhımız, bedenimiz ve ruhumuzun mekanik katılığında çapalanmış vaziyette diyen sesi duyuyorum.
Bu bir düş ve bir bitki gibi bu düşe uyanmak istiyorum, bir hayvan gibi uyanık durmak istiyorum ve bir mineralin uykusuna yeniden dalma bedel olasılığında olsa bile kendime uyanmak istiyorum.
 Acı verici ağrılara saplanmak gereksiz, bu nihayetinde olacak olan.
Yine de şimdi olsun istiyorum. Kendimi sürüklenişe bırakıyorum. Tarihler ve kişi isimleri, sözler, yıllar, yüzyıllar, binyıllar akıp geçiyor, benimle beraber evrimleşen başka varlıkları görüyorum onları tanımak için bölüyorum, görmek için yakınlaşıyorum, duymak için seslerini yaklaştıkça uzaklaşıyorlar, yaklaştıkça aramızda bir delik oluşuyor, her derin bağ içinde karanlığa rengini veriyor, her renk ses oluyor, sisli bir gece gibi. Dalgalı bir deniz gibi yüksek dalgalar sisin içinde,
tüm olan daima her an yeniden oluşuyor.
Sonsuz bir canlılık deryasının içinde her hareket kutsal her söz ilahi.
Yuvamın bahçesinde çocukların şarkıları var. Savaş ve barış şarkıları, ceza ve suça dair. Her olasılığın bir başka olasılığı doğurduğunu biliyorum, dahası böyle olmadığını, sadece sevginin olduğunu.
Bahçedeki ayrık otlarını elimle yoluyorum. Ayrık otunun şifasını toprağa bırakıyorum.
Aklıma yıldız türküsü geliyor.
Aşkına özlemle yanıp tutuşan Veysel kervana haydi sabah oldu kalkın deyişini.
Yola çıkarlar.
At, bazan yorulup bazen yavaşlar.
Veysel atı öldürecek gibidir, Veysel atı kırbaçlar, bir hayli yol alırlar karlı yolda.
Sabah yıldızı değildir oysa kutup yıldızıdır gökte yanan.
Kervan ancak baharda bulunur, Kervan kırandan geçen ilk yolcu, atı, eşeği, katırı, develeri, insanları ile bir kervanı orada, kara toprağa üst üste yığılmış bulur.
Bütün kervan üst üste yığılmış.Yalnız beş yüz metre ileride Veysel, toprağa boylu boyunca uzanmış, atın dizginleri elinde, ileri doğru uçar gibi yatmaktadır.
Bahçeme dönüyorum, gül taşıyan dalın gittikçe kütükleştiğini görüyorum.
İhtiyar bir gül ağacı uçup gelen ağaç yaprağını taşıyor.
Komşumdan bir şarkı duyuyorum.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

zer-zivi

#43
Dün bir arşadaşımla son zamanlarda hissettiğimiz olumsuz enerjilerden  konuştuk. Bu enerji öyle ki kendini değersiz,mağdur,çaresiz gibi hissettirmekte. Ama sonra bunun  hala dış dünyaya bağımlı olduğumuzdan,hala etkilenmeye açık olduğumuzdan kaynaklı olduğunu farkettik. Gerçi bu farkedişlerinde sonu yok,tekrar tekrar nakarat artık onu iyice hazmedene kadar yaşanacak sanırım :)

İçte ne varsa  dıştaki onu içte tutuşturmakta,kırıntı bile olsa. Birde yaşanan her olumsuz olay  negatif diye  tanımlanamaz. Çünkü yaşanan her şey olması gerektiği gibi olmakta,olumszuda olsa.  Şehit haberleriyle birden  depreşen kin ve nefretin  yarattığı çatışmalar başlamıştı ki,deprem birden bunun önünü kesiverdi. Belkide daha büyük bir negatifliğin eşiğinden dönüldü kimbilir.  Yaradandan gelene öfke ve nefret  duymayız ancak kuldan geleni nedense  bağışlamak  çok zor oluyor.

Bir  dostum eşiyle şiddetli bir süreç yaşarken,bağlar kopacakken küçük oğulları bir kaza geçiriyor ve bu kazayla  anne baba bir anda birbirlerine kenetleniyor. Böyle çok olay yaşanıyor çevremizde aslında. Hastalıklar,ölümler,acılar insanları bir araya getirebiliyor tabi bu bazıları için önemsiz çünkü öylelerinide tanıdım. Her yaşanmakta olan durumlarda bizim iyiliğimize olan bir şeyler vardır. Derler ya her şer de bile bir hayır gizli.

Temennim alacağım dersi daha  zorlaştırmadan ve  dahada negatif bir etkiye  maruz kalmadan aşmak ve idrak etmek.
 

cybill

#44
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sirera

Her sabah uyanıyorum. Her sabah yeni bir güne uyanıyorum.
Her sabah uyandığımda bir önceki güne benzemeyen koşullara ve etkilere uyanıyorum.
Her sabah uyanırken bir pencerenin bana yeni bir görüntü ve ahengi bir defa daha yaşama fırsatı sunduğunu biliyorum.
Her sabah uyanırken bu pencereye bakıyorum, bu pencerede bana gece boyunca dinlenmiş ve tüm olana birçoğunu hatırlayamadığım pek çok veriyi, deneyi aktardığını biliyorum.
Her sabah bu pencerede tüm olan için en güzel ve en yarayışlı görüntüyü görmeye niyet ediyorum.
Bu pencerede benliğimin geçmişte olan  olumlu olmayan izleri de taşıdığını biliyorum.
Her sabah bu pencerede geçmişte olan bu izlere sadık kalarak gülümsüyorum. Gün içerisinde ve tüm hayatımda bu izleri henüz oluşmadan tanıyacağıma, orada değil şimdide olacağıma niyet ediyorum.
Her gün bana yeni bir enerji sağlayacak. Bu enerjide hepimizin bir bilinci yaşadığı mükemmel bir dokuyu var eden bu enerjide, hep anın içinde, bu dokuda mükemmel arayışını bırakarak sadece sevinç ve alçakgönüllüklükle yaşayabilmeye niyet ediyorum.
Her an bu hizmeti var edebilecek algıda olabilmeye niyet ediyorum. 
Gözlerimi kapatıyorum alnımın iki yanı ve başımın tepesinden çizdiğim bir çizginin kesişim noktasında bu penceredeki görüntüyü tekrar görüyorum.
Masmavi ışıkla dıolu bu görüntünün kalbimde titreşmesine izin veriyorum.
Tüm bedenimin bir yumurtanın içinde ortak yumurtada olduğumuz evrenden bana günün şarkısını söylemesini istyorum. Duruyorum, şarkıyı duyuyorum.
Bu şarkıyı sesimle söylüyorum. Doğadaki ahengin tümünde bu şarkıyı duymaya niyet ediyorum.
Bu ahengin ve sevincin en yüksek hayır için, bu canlılığın ve bu enerjinin sürdürülmesi, kendimin ve içinde olduğum insan bilincinde dolaşabilmesi için  tüm evrene yayılmasına niyet ediyorum.


cok iyi geldi ;[:)]