negatifliğin tespiti ve pozitife yönelim pratiği

Başlatan bozadi, 15 Eylül 2011, 02:49:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Diğer bir başlıkta kısa bir süre önce biraz uzunca belirttiğim gibi, pozitiflikle bilinçli etkileşime yönelik pratik bazı uygulamalar geliştirme isteğindeyim. Daha doğrusu aklıma buna dair fikirler geldikçe burada paylaşıp sizlerle birlikte geliştirmek.

Bizler 3. varoluş seviyesindeki varlıklarız. Hem sorunlarımıza köklü çözümler bulmak hem de bir sonraki varoluş seviyesine güçlü bir şekilde ilerlemek için, pozitif veya negatif varoluş felsefesini etkin şekilde benimsememiz gerekiyor. Çünkü bizi ilgilendiren seçim bu ikisi arasında.

Yani, varoluş iyi, adil, sevilebilir ve bütünleşilebilir nitelikte mi, yoksa kötü, adaletsiz ve nefret edilir bir nitelikte mi, buna karar vermek gerekiyor.

Pek çoğumuz hayatın/evrenin iyi, güzel, adil olduğu yönünde güçlü bir sezgi ve inanca sahip olduğunu söyleyecektir doğal olarak. Ama bilinçaltınızı sezgisel olarak kontrol ederseniz, yaşama, tanrıya, evrene güveninizi, sevginizi, inancınızı yitirdiğiniz deneyim parçacıklarının da mevcut olduğunu görmeniz zor olmaz. Zaten egonun varlığı, güvensizliğin, sevgisizliğin, inançsızlığın varlığı anlamına gelir. Yani hepimizde bir şekilde varoluşla ilgili olumsuz izlenim ve fikirler de mevcut. Elbette bu olumsuzlukların varlığı, olumlu inanç ve fikirlerin varlığını doğrudan engellemez.

Aslında mesele de bununla ilgili. Yani 4. yoğunluğa yaklaşan, 4. yoğunluk sızıntıları deneyimleyen kişiler, ki burada hepimizin aşağı yukarı bu olduğunu düşünüyorum, varoluşun güvenilmezliği, adaletsizliği, berbatlığı ile ilgili bilinçaltı malzemelerin mevcudiyetini kontrol etmek isteyebilir. Ve tahmin ediyorum ki, mutlaka bu tür bilinçaltı parçalarımız vardır. Konuyu daha ayrıntılı olarak da işleyeceğiz zaman içinde.

3. yoğunluk, pozitif veya negatif felsefenin etkin bir şekilde seçilmesini, karar verilmesini gerektiren seviye. 4. seviye negatif varlıklar, onların felsefesini benimsememiz için veya pozitif eğilimlerimizi yavaşlatmak veya saptırmak için, kendi hayat/evren fikirlerini ve inançlarını benimsememize yönelik koşullar yaratıyorlar hayat sahnemizde. Savaşlar, işkenceler, terör, vahşet... Elbette insanlıkta buna müsade eden açıklar bol miktarda mevcut olmasaydı bunu bu kadar kolay yapamazlardı. Yani sonuçta insanlık yapıyor bunları. Ama 4 KH\'nin bu yönde büyük bir baskısı var. Ve hepimiz hayatımızın bir yerlerinde travmatik negatif etkilere maruz kalıyoruz ve işte bu tür durumlarda, evrene, varoluşa, hayata karşı güvenimiz, sevgimiz, inancımız ciddi oranda sekteye uğrayabiliyor. Yani o anda veya süreçte varoluşun, kaderin, hayatın, tanrının güvenilmez, adaletsiz, kötü olduğuna kanaat getiren parçacıklar oluşuyor bilincimizin bir yerlerinde. Ve son derece travmatik bilinç parçaları oldukları için, bunları bilinçaltına gömme, unutma, görmezlikten gelme eğiliminde oluyoruz. Bir bakıma, asıl önemli olan tam olarak ne yaşandığı değil, felsefi/inançsal olarak bilinçte ne tür etkiler yarattığıdır. Geçmişimizle, bilinçaltımızdaki zorlu deneyim parçalarıyla yüzleşmekten bahsederken, ben daha ziyade evrenin/hayatın ne olduğu ile ilgili inancımızda meydana gelen etkilerle yüzleşmekten bahsediyorum. Bilincimizde hayata güvenini yitiren parçalar oluşmasına neden olan deneyimlerimiz olmuştur hepimizin ve hatta halen de oluyor olabilir. Devam eden veya çeşitli zamanlarda tekrarlanan ciddi korku ve endişelerinizi düşünün. Bastırıyor veya bastırmaya çalışıyor olabileceğiniz çeşitli korku ve endişelerinizi, hayatın iyiliği ve adaletine dair oluşan güvensizliklerinizi, olumsuz fikirlerinizi düşünün. İşte bunlarla yüzleşmek zorundayız. Bilgi biraz da bu anlamda koruyor. Ne oluyor, neden oluyor, bilincimizde ne gibi etkiler yaratıyor ve bunlar nelere neden oluyor, giderek daha iyi anlayabiliyoruz ve böylece yanlış izlenimler yaratma oranımızı azaltıyoruz.

Negatif varlıklar hayat sahnemizdeki şiddetli olumsuzlukların tırmanması için ellerinden geleni yapıyorlar ve insanlıktaki (cehaletsel, egosal) ciddi açıklar ve vurdumduymazlıklar da bu olayların çok vahşi seviyelere ulaşmasına neden oluyor. Sonuçta bu olaylar herkesin yaşam koşullarını doğrudan veya dolaylı olarak etkiliyor. Ve elbette bu yoğunlukta yapmamız gereken seçim üzerinde de ciddi etkiler yapıyor. Yaşadığımız veya şahitlik ettiğimiz ciddi negatifliklerde tırmanış meydana geldiğinde, eğer olan bitenin nedenleri ve sınırları konusunda yeterince bilgimiz yoksa, hayata karşı güvensizliğimiz açık veya örtülü şekillerde artıyor tahmin edebileceğiniz gibi.

Negatif varlıklar, kendi 3. yoğunluktan 4. yoğunluğa geçiş deneyimlerinde varoluşun kötülüğü, güvenilmezliği ve fethedilerek kontrol altına alınması gerekliliğine güçlü bir şekilde inanmış olan varlıklardır. Örneğin Ra bilgilerinde, Cengiz Han\'ın negatif 4. yoğunluğa mezun olduğu söylenir. Cengiz Han\'ın hayat hikayesine bakıldığında, hayatın, evrenin güvenilmezliği, adaletsizliği ve güç yoluyla fethedilip kontrol altına alınması gerekliliğine inanmasını kolaylaştıran pek çok olay yaşadığı görülür. Buna o kadar güçlü bir şekilde ikna olmuştur ki, bu felsefe ve buna uygun eylemler onu 4. yoğunluğa mezun etmiştir. Tabi tam tersi yönde, yine dünyada pozitif 4. seviyeye mezun olan daha fazla insan olduğundan eminim.

Bizim en muhtemel sorunlarımızdan biri, bir yandan varoluşa güvenen, seven yanlarımız olmasına rağmen, bir yandan da onu (doğrudan veya dolaylı bir şekilde) güvenilmez, adaletsiz, kötü bulan yanlarımızın mevcut olmasıdır. Yani ikiye ayrılan bir yolla karşılaşıyoruz ve bir parçamız soldan devam etme gerekliliği duyarken, bir parçamız da sağdan devam etme gerekliliği duyuyor. Ve kesin bir karar verilene kadar kişi hiç birine gitmiyor. O civarda dolanıp kalıyor. Tabi günlük hayatımızda birebir anlamda bu tür bir çatal yolla karşılaştığımızda, kararımız nispeten çok hızlı bir şekilde verilir. Lakin gerçek pozitiflik ve negatiflik anlamında bakıldığında, yol ayrımında çok uzun zamandır vakit geçirdiğimiz söylenebilir. Bunun nedenlerinden biri de dış koşulların nötr olmamasıdır. İki yolun mensupları da kendi yolunun reklamını yapıyor. Özellikle negatif varlıklar, negatif felsefeyi benimsememiz için bize çok ciddi baskılar yapıyorlar. Bu baskılar bizi illa negatif felsefeyi benimsemeye itmese de, pozitif ile negatif arasında hipnoz koşulları altında uzun süre hareketsiz kalmamız ve hiçbir ciddi ilerleme kaydedemememiz sonucu meydana gelebilmektedir.

Ve kabul edelim ki, içinde bulunduğumuz yaşam koşullarında, açık ve örtülü şekillerde negatif felsefeyi destekleyen koşulların/etkilerin miktarı pozitif felsefeyi destekleyen koşulların/etkilerin miktarından fazladır. Bu binlerce örnekle kanıtlanabilecek bir gerçektir. Elbette olan bitene tepki gösteriş biçimimiz, olumsuz etkileri hafifletici etkiler yapabilir ama negatif etkiler o kadar sık ve yoğundur ki, bakış açısı yoluyla etkileri hafifletmek tek başına hiç ideal bir strateji değildir. Meselenin, olayların özünün anlaşılması ve buna göre yaşam anlayışımızın pozitif veya negatif yönde kutupsallaşması gerekir.

Günlük hayat koşullarımız içinde ne kadar çok olumsuzluğa maruz kaldığımızı da inceleyebiliriz bu başlık altında. Sonuçta bunun miktarının epeyce yüksek olduğu anlaşılacaktır. Asıl kötü olan şey, bunun bir problem olarak ele alınamamasıdır. Bu problemin ciddiyeti ve önemi anlaşıldığında, varoluş hakkındaki fikirlerimizi gözden geçirmenin ve eğer benimsediğimizi düşündüğümüz veya planladığımız yol pozitiflikse, pozitiflikle bilinçli şekilde etkileşim kurmanın gerekliliği doğar. Halbuki yaşamlarımızda pozitiflikle bilinçli bir şekilde bağlantı kurmak hiç kolay değildir veya bu yönümüz pasif bırakılmıştır. Dolaylı yollarla keyif/eğlence ararız ama bunu tam olarak neden yaptığımız, ne kadar yapabildiğimiz, bu ciddi durum karşısında ne yapmamız gerektiği konusunda ne bireysel ne de ailesel/grupsal olarak bilinçli tepkiler geliştirmiyor olma bakımından ciddi sorunlar yaşadığımızı düşünüyorum hepimizin. Fikirlerinizi duymak isterim.

Bu başlık altında, bu bağlamda pozitiflikle bilinçli bağlantı kurmaya yönelik pratik önerilerimizi ortaya koymayı öneriyorum. Dediğim gibi kendi aklımda olan bazı şeyleri paylaşacağım ve sizlerin de yardımıyla giderek somutlaştırmaya çalışacağım. Ve yine, benim önerdiğim pozitifleşme çabasında, kendi negatifliğimiz ve çevremizdeki negatiflikler, bunların bilincimize sızmışlık durumu, bununla ilgili bir farkındalık geliştirme çabası da olacaktır. Yani negatifliği tamamen görmezden gelmeye çalışan birşey olmayacaktır. İkisini paralel olarak işlemeyi düşünüyorum. Hem kendimizdeki ve çevremizdeki negatiflik hakkında bilincimizi arttırırken, hem de bu gözlemlerin yarattığı tepkilerden de belirli bir itiş gücü bulmak suretiyle pozitiflikle somut şekilde etkileşime girme pratikleri geliştirmek. Pozitifliğin kendisinin çekiciliği, ona ilerlemede asıl itiş gücümüzdür elbette, yani sadece negatifliğe tepkisellik olarak pozitifliğe yönelmek diye birşey absürt olur. Ama negatifliklerin tespiti ve buna dair gözlem sonuçlarının yarattığı pozitife yönelik itici güçten yararlanmayı reddetmek de anlamsızdır bence.

Tgur

#1
Bence negatifden kaçıp pozitife odaklanmak yerine ,nötr olabilme farkındalığını nasıl yakalayacağımızı öğrenmemiz gerekir,

Bu öğretinin de bilgilenme yoluyla olabileceğini artık söylememe lüzum yok ,hepimiz bu mecburiyeti her an hissediyoruz ,zira ,

Pozitif yolu arşınlayalım dersek, hala dualitenin kıskacı altındayızdır ,yani kutubun bir tarafındayız karşı tarafı bertaraf etmek yolundayız ,bu noktada önümüze bir problem çıkıyor ,hani varoluşun geneli pozitif yoldaydı, perhiz ve lahana turşusu hali..

Bu durumda 3 B nin genel karakteri üzerinde analiz yapmamız lazım,

Oluşan bu üç yoğunluk niçin bir çok itirazlara rağmenoluştu ,tanrısal düşüklük denildi, ama neticede oluştu ,kanaatimce oluşum mimarı, kök noktalara dayanan bir faaliyet sahasını devreye alarak, denenmemiş hiçbir şeyin kalmadığı ortam istedi veya kök noktada, duyular yoluyla alınan zevk yanında denge dolayısıyla tad alma ve zevkin karşılığı olan külfete  rağmen yoluna devam etti .Burada bu karışık gibi gelen izahı biraz açalım,

Şekerli leziz tatlıları çok severiz ama dengeyi kaçırıp aşırıya kaçınca, obezite veya metabolitik diğer hastalıklar kapımızı çalar ,işte basitçe zevk ve külfeti..

Bu yoğunlukta oluşan bireylerin KH olmaktan başka çaresi yoktur ,hücrelerimiz dahi  her biri dokular içinde müşterek çalışma mecburiyetinden KH olmazsa varlığını sürdüremez,

Bu ne demek,
Her hücre merkez dediğimiz DNA dan aldığı emirler ve arzu ederek koparttığı amino asitlerle hücre içindeki fabrikada protein üretir ve bunların bir kısmını ileride kullanmak beklentisiile depolar ,tabiiki bu arzu etme ve beklenti işi, bağlı olduğu dokunun işlevine göredir ,
Görüldüğü gibi masum ve bi haber zannettiğimiz bir hücre bile, arzulu düşünce ve beklenti ile işini yürütür, yoksa varlık, ya hastalanır veya yok olur.
KH davranışının alabildiğine yoğun olduğu bir ortamda birey ,ancak eğitim ,yani evrim ile bu işlerin bütün mecburiyetlere rağmen gerçekte böyle olmaması, daha yüce bir yaşantı ,oluş şekli olduğunu fark etmeye başlar ,yani genelde daha üst yoğunluk oluşları olduğunu, DNA sında mevcut (çift sarmallı DNA dan çok sarmallıya kadar olan) kayıtlarla dürtülerini alır ,

Bu kayıtların iş görmesi yahut işe başlaması diyelim,kişinin gerekli denge yaşantı şekli olan pozitif ve negatif gidiş gelişlerinin doygunluğu sonucunda olduğunu bu noktada tekrar belirtmemiz lazım ,mesele, bu doygunluk halinin kısa mı, uzun mu sürmesi meselesidir ,hücre kayıtlarındaki o dürtü, ne zaman faaliyete geçecektir.

Faaliyete geçmekte olan bu itişin gecikmesi, dostumuzun bahsettiği, şu anda dünyasal acıları doğuran bir ortamı devreye sokmakta ve bu husus farkında olma yolunda olanları da etkilemektedir ,çünkü ,em etkisi altında olan enerji bazlı bir oluşumuz var ve mevcut olan dünyasal bilinç potansiyeli çoğunlukla negatife yönelik olduğundan, etki, nekadar uzak kalmaya çalışsak da bizi de içine alıyor ve neticede düşünsel özelliğimizi kalitelendirmekten başka yol olmadığını görüyoruz.

Kalitelendirme işini de denge içinde yapamazsak ,yani salt hoşgörü ve etkiye tepki göstermeyen davranışlar sergilersek, bu sefer yozlaşan ve aşınan bizler oluyoruz..

O halde ,

Olan biten, halografik bir evren özelliğinde ise ,en azından biz onun böyle olduğuna inanç sağlamış bir duruma gelmişsek, "kendi kendimizin hacker' ı olan bir sistem" de olduğumuzun da farkında olmalıyız..

Ve işte tekraren bir dörtlük,

Kötülük çukurdur iyilik yalçın dağlar
Her ikisini bilgelik denizi kaplar
Ufukları net görebilmek
Deniz üstünden bakana kolaylık sağlar



bozadi

#2
Paylaştığın görüşlerin için çok teşekkür ederim kendi adıma Tgur. Önemli buldum.

İlk cümlende vurguladığın şeyi tartışmaya açmak istiyorum:

Alıntı YapBence negatifden kaçıp pozitife odaklanmak yerine ,nötr olabilme farkındalığını nasıl yakalayacağımızı öğrenmemiz gerekir

Ra ve Kasyopya bilgileri 3. yoğunlukta olduğumuzu ve bunun pozitif veya negatif yönde kutuplaşma seçimi anlamına geldiğini sürekli vurguluyorlar. Buna göre bizim hikayemizde nötr olmak diye bir yol, öyle bir seçenek yok. Varoluşta nötrlük ancak 7. seviyede mevcuttur. Eğer pozitifliğin ve negatifliğin dışında nötrlüğün önemi ve seçilebilirliği ile ilgili bir tavsiye olsaydı, eminim bu büyük bilgi kaynakları bunu vurgulardı. Bu sitede temel alınan Ra, Pleiades ve Kasyopya bilgileri ısrarla pozitifliğin seçimine teşvik etmektedir bizleri. Nötrlüğe değil. Nötrlük yaşam koşullarımız açısından bizim için mümkün ve anlamlı olan birşey değil. Yaşam koşullarımızda nötrlük olsaydı hiçbir deneyim mümkün olmazdı. Nötr nitelikli olan Tanrı'nın kendini pozitif ve negatif yola bölmek durumunda olmasının nedeni de bu değil mi? Deneyim yoluyla kendini tanıma ve geliştirme ihtiyacı? Tanrı 7. seviyede böyle bir karar almak ve uygulamak durumunda oluyorsa, biz 3. seviyede neden pozitiflik ve negatiflik yollarını, seçimlerini anlamsız bulalım? Pozitifliğe yönelmekle ilgili olarak size anlamsız gelen şey nedir sevgili Tgur? Bu önemli ve hepimiz için faydalı bir tartışmanın önünü açabilir. Sizi yargıladığımı düşünmeyin lütfen. İyi niyetle tartışıyoruz sadece. Elbette hepimizde negatiflikler de mevcut ama bunun bizim irademizi tamamen kendi kontrolü altına almasına izin verecek bireyler değiliz.

bozadi

#3
Negatif kutupsallaşma da, pozitif kutupsallaşma da, bilinç artışı yoluyla 7. yoğunluğa ilerleme neticesi doğuruyor zaten. Yani kaynağımız ve hedefimiz olan seviye. Orada o mutlak nötrlüğün yaşanması da bir ihtiyaç, diğer seviyelerde pozitifliğin ve negatifliğin deneyimlenmesi de bir ihtiyaç. Pozitif ve negatif olmasaydı, bilinçsiz bir mevcudiyetten başka hiçbirşey olmaz, o mevcudiyet kendini bilemezdi. Yaratım, deneyim, çeşitlilik, bilinç, yani "hayat" ancak pozitiflik ve negatiflikle mümkün oluyor. Tanrısal nötrlüğe ulaşmanın yolu da yine pozitiflikten ve negatiflikten geçiyor. Tabi negatiflik de en son 6. seviyede pozitif kutupla birleşiyor yine. Neden pozitif negatife varmıyor da, negatif pozitife varıyor bu anlamda? Pozitiflik Tanrısal nötrlükle uyumlu denebilecek birşey. Negatiflikte ise öyle bir uyum söz konusu değil.

Atomda pozitif kutuplu olan protonun nötr olan nötronla yanyana olması, negatif nitelikli olan elektronun ise dışta olması bu anlamda sembolik bir ifade değerine sahip belki de. Pozitiflik Tanrısal nötrlükle uyumlu ama aynı şey değil tam olarak. Pozitiflik, Tanrısal nötrlük seviyesine ulaşmak için ideal bir yol gibi görünüyor. Ama tek amacımız sadece hemen Tanrı'ya ulaşmak değil, hayatı, varoluşu, Tanrı'nın hayatta tezahür eden sonsuz zenginliğini, güzelliğini, çeşitliliğini görmek, deneyimlemek ve bilinçli bir şekilde onun bir parçası olmaktan mutluluk duymak.

bozadi

#4
Bir pratik olasılığı:

Sahip olduğunuz en güzel, en değerli, en önemli, en vazgeçilmez şey

İçinizde, kalbinizde, varlığınızda öyle birşey var ki, o tüm olumsuzlukların etkisinden daha derin ve daha yüksektir. Hayatınızda yaşamış ve yaşıyor olabileceğiniz tüm olumsuzluklara rağmen sevmenizi, sevinmenizi, mutluluk ve ümit duymanızı, yolunuza yenilenmiş bir şekilde devam etmenizi sağlar. Bu, pozitifliğin ta kendisidir. Ve o içinizde kendiliğinden ve sınırsızca mevcuttur. Eğer siz varsanız, o da vardır. Varlığınızla birdir. Yaşadığımız negatiflikler bize onun varlığını unutturucu etkiler yapabiliyor ama şimdi o sonsuz ve koşulsuz pozitifliğin varlığını hatırlamaya ve onunla etkileşime girmeye yönelik olarak kendimizi geliştirmek için bu durumu bir fırsat olarak görebiliriz.

İçinizdeki herhangi iyi bir şeyi, iyi bir düşünceyi, imgeyi, hissi fark edin. Ayrıntılı olarak neyle ilgili olduğunu bilmeniz gerekmez. Pozitif bir his. Göğsünüzde, merkezinizde mevcudiyetini, devinimini hissedin. Kıyısından köşesinden yakaladığınız bu pozitif hissin frekansına yoğunlaşırsanız, size giderek sızdığını, düşünce ve duygularınızı sarmaya başladığını görebilirsiniz. Kimyanız değişmeye başlar. Ve kendinizi iyi hissedersiniz. Enerjiniz yenilenir. Tüm sorunlarınızla başedecek ve eğlenecek moral bulursunuz. Bunun meydana gelebilmesi için o sebepsiz/koşulsuz pozitifliğin frekansına yaklaşmanız, onun dünyasına girmeniz gerekir. Halbuki klasik 3. yoğunluk dünyamızın alışıldık ortalama koşullarında zihnimizi dolduran binbir türlü olumsuzlukluklar, korkular, endişeler pek çok zaman buna meydan okuyacak, böyle birşey yapmanın anormal birşey olduğunu hissettirecektir. İnsan hayatın onca ciddi meselelerini bırakıp da böylesine çocukça birşey yapar mı? Evet, yapar, yapabilir, yapmalıdır, mutlu olabilmek istiyorsa. Negatiflik için pozitiflik anormaldir doğal olarak.

İsa demiş ki, "Çocuklar gibi olana dek Tanrı'nın krallığına giremezsiniz."

Burada çocukluktan kasıt, dış dünya ilüzyonunda meydana gelen ve çevremizi çepeçevre saran sonu görünmeyen olumsuzluklara dair düşünce ve duyguları bazen askıya alma gerekliliğidir. Oyun oynayarak kendi öznel dünyasında bir şekilde mutlu olan çocuk elbette büyüdükçe dış dünya gerçekliğiyle de tanışır, onun içine girer, hayata ciddi oranda oradan bakar, oranın meseleleri ve olaylarıyla ilgilenir. Büyümeye rağmen "içindeki çocuğu kaybetmemekten" kastedilen şey, bence, statüko dediğimiz şeyin bütün sahte ve yoğun ciddiyeti, olgunluğu ve mantıklılığına rağmen ona ve sunduğu sahte olumluluklara yeter diyip başka bir realiteyle, kalbin, pozitifliğin, iyiliğin realitesiyle bağlantı kurabilmektir. İçinde bulunduğumuz dünyanın sosyo-ekonomik-siyasi statükosu o kadar güçlü ve diktatörce bir ciddiyet dayatmaktadır ki, durup onun gerçekliğini askıya almak, onunla ilgilenmemek, o yokmuş gibi başka, farklı, koşulsuz ve sınırsızca iyi, güzel, eğlenceli birşeyle ilgilenmek "çocukluk/yetişmemişlik" olarak etiketlenebilmektedir açık veya örtülü şekillerde.

İşte bunu da bilerek, içimizde var olan ve tüm varoluştaki tüm iyilik, güzellik, bilgelik, mutluluk ve eğlenceyle kopmaz bir bağlantısı olan pozitiflikle bilinçli bir şekilde bağlantı kurma konusunda kendimizi geliştirmemiz faydalı olacaktır. Bu konuda oturmuş pratikleri olan üyelerimiz dilerlerse bunlarla ilgili düşünce ve önerilerini paylaşacaklardır. İşbirliği işimizi kolaylaştırır.

Bu noktada şunu özellikle vurgulamak istiyorum: pozitiflikle ne kadar etkileşime girersek gidelim, bu onyıllar hatta enkarnasyonlar boyunca içimizde birikmiş olan negatifliklerin mevcudiyetini bir anda ortadan kaldırmaz. Böyle bir beklenti içinde olmak ne yazık ki oldukça moral bozucu sonuçlara neden olabiliyor. Negatif varlıklar içimizdeki negatifliklerle doğal olarak bir bağlantıya sahiptir, negatif bilinç parçalarımız üzerinde önemli etkiler yaratabilirler. Biz pozitif bazı hislerin etkisiyle içimizdeki negatiflikleri tamamen görmezden gelme eğilimine girdiğimizde, negatif varlıklar da hiç beklemediğimiz bir durumda içimizdeki negatiflikleri bizi şok edecek şekillerde karşımıza çıkarabilmekte, aleyhimize kullanabilmektedir. Ama eğer mutlu ve pozitif olabildiğimiz halde bilincimizde hala epeyce negatif malzemelerin de bulunduğunu gözardı etmez, çoğunlukla elimizden geldiğince yavaş, sakin ve dikkatli hareket edersek, kendi içimizdeki negatiflikler en dikkatsiz zamanımızda en beklenmedik şekilde moralimizi ciddi şekilde bozacak olaylar, durumlar ve kişililer halinde karşımıza çıkarılamaz veya çıkarılsa bile erken teşhis ve müdahaleler ile bunun etkileri çok hafifletilebilir. Çünkü negatif varlıkların bu tür psişik saldırı durumlarında kullanmaya çalıştıkları en büyük avantaj, şahsın kendi içindeki negatif malzemelerle ilgili olarak hiçbir olumsuzluk/saldırı beklememe, buna ihtimal vermeme halidir. Halbuki içimizdeki tüm negatifliklerden tamamen arınana kadar içimizdeki negatiflikler her zaman bizim aleyhimize en etkili şekillerde kullanılacaktır. Bunun bizi en çok şok ettiği, yani olumsuz anlamda etkili olduğu durumlar, öyle birşeyin meydana gelmesine en ihtimal vermediğimiz ve dolayısıyla psişik gardımızı en çok indirdiğimiz halleridir. Biz böyle birşeyi tamamen gözardı ettiğimiz zaman, negatif varlıklar içimizdeki negatiflikleri bizim aleyhimize etkili bir silah olarak kullanma konusunda bir motivasyon bulmaktadır. Çünkü o zaman saldırı durumunda başarı şansı, yani ciddi bir olumsuz etki yaratma şansı çok daha fazladır. Eğer siz o sırada ne kadar mutlu ve moralli olursanız olun, içinizde halen çeşitli negatif düşünce ve duygu katmanları/parçalarının mevcut olduğunu gözardı etmez, ara ara bunu yoklarsanız, o zaman negatif varlıklar onları sizin aleyhinize, hiç beklemediğiniz anlarda şok edici durumlar/olaylar/kişiler halinde karşınıza çıkarma konusunda tereddüde düşecek ve çoğu zaman boşu boşuna enerji harcama ihtimalleri onları bundan vazgeçirecektir. Çünkü somut ve beklenen potansiyel bir olumsuzluğun etkisi, beklenmeyen bir olumsuzluğun etkisiyle karşılaştırıldığında hafif kalır. Önemli olan beklenmeyen, şok edici bir vuruş yapmaktır. Eğer şahıs olumsuz ihtimalleri de gözardı etmiyor ve kendindeki ve etrafındaki duygu, enerji ve olay gelişmelerini takip ediyorsa, o durumların onun aleyhine şok edici bir etki olarak kullanılma şansı düşer. Negatif kutbiyetin kendisi, negatif varlıkların sürekli olarak ciddi enerji sıkıntıları yaşamalarına neden olur. Birşeye kalkışacakları zaman bunu her zaman öncelikle en kolay, en kısa, en emin ve en az enerji gerektiren yoldan yapmaya çalışırlar. Tıpkı doğadaki vahşi kedilerin örneğin bir ceylan sürüsüne saldıracakları zaman öncelikle en zayıf, hasta veya enerjisiz olduğunu tahmin ettikleri bireyleri tespit etmeye ve onlara saldırmaya çalışması gibi. Çünkü av koşturma olayı çok ciddi bir enerji kaybına neden olur. Vahşi kediler birkaç kez başarısız olurlarsa artık daha fazla koşturma enerjileri de kalmaz ve açlıktan ölüm tehlikesiyle karşılaşırlar.

Bunları neden belirtme gereği duydum? Çünkü dünyada pek çok pozitiflik geliştirme yöntemlerinden bahsedilse de çoğunun nitelikli bir sonuç üretememesinin nedenlerinden biridir bu. Pozitiflik deneyimlemek istediğimizi fark ettiğimize göre önemli negatifliklerimiz olduğunu anlamamız zor olmayacaktır. Ve Ra bilgileri, Pleiades bilgileri ve Kasyopya bilgileri gibi piyasadaki en sağlam ve önemli içeriklere sahip bilgi kaynakları, negatif varlıkların ve negatif enerjilerin, saldırı sırasında özellikle içimizdeki negatif açıklardan yararlandıklarına dikkat çekiyorlar. Biz kendi negatifliklerimizin ve bunların yarattığı açıkların farkında olmazsak, negatif potansiyellerimiz özellikle hiç beklemediğimiz durumlarda aleyhimize kullanılacaktır. Kendimizdeki ve dışımızdaki ciddi negatifliklerin mevcudiyetine karşı körlük taslayan ve böylece onların saldırılarının başarısına kapı aralayan pozitiflik öğretilerine karşı dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

Ve negatif varlıklardan bahsettiğimizde, onların bilincimizdeki en karanlık, en yaralı, en sorunlu, en korkulu yerlerle bağlantıları olduğu şüphesiz olduğuna göre, negatif varlıklara ve kendi negatifliklerimize değindiğimizde pozitife yönelmek, pozitiflikle etkileşime girmek imkansızlaşır mı? Elbette imkansızlaşmaz. Biz bazen öyle hayal edebiliriz ama bu doğru değildir. Aksine, konu hakkında kendini bilinçlendirme yoluna giren insan için, kendindeki ve dışındaki negatiflikleri bilmek, pozitifliğe yönelme irademizi kademeli olarak güçlendirecektir.

Negatif enerjiler, bizi pozitiflikten uzak durmaya sevk ederler ellerinden geldiği kadar. Eğer pozitiflikle bağlantı kurarsak bizi daha fazla kontrol altına almakla tehdit ederler bir şekilde. İşin garibi, yukarıda da belirttiğim gibi, onların bu tehditte en çok başarılı oldukları durum, pozitifliğe yönelirken negatifin varlığını tamamen gözardı etmeye yönelik kaçışçı eğilimdir. Ve yine işin garibi, onlar bunu teşvik eder. Negatifliğini gözardı eden insanın pozitife kaçar adım koşmasını teşvik eder. Teşvik eder ki, daha sonra en beklemediğimiz bir durumda içimizde halen mevcut olan negatif enerjileri bizim aleyhimize en sivri ve etkili şekillerde kullanabilsinler ve böylece bilincin derinlerinde pozitifliğin ne kadar tehlikeli ve hatta kötü sonuçlar doğuran birşey olduğu yönünde üstü örtülü ve güçlü bir programlama meydana gelsin.

Halbuki normalde pozitiflik negatif varlıkların katlanamadıkları, diledikleri gibi kontrol altına alamadıkları ve alamayacakları birşeydir. Ama henüz tüm negatifliğinden arınmadan kendini tamamen pozitifleşmiş sanmak, onlar tarafından özellikle teşvik edilen ve aleyhimize psişik olarak çok etkili şekillerde kullanılabilen bir avantaj meydana getirir.

İşte, bu başlık altında çeşitli pozitifleşme pratikleri öneriyor ve geliştiriyor olacağız inşallah ama bunu yaparken, negatifliklerimizi tamamen gözardı etmeme gerekliliğine özellikle dikkat çekmek gerekiyor. Çünkü pozitifleşme pratikleri zaten hayatta zaman olarak çok sınırlı bir alan kaplar. O tür çalışmaları bitirince "normal" hayatınıza dönersiniz. Ve normal hayatımız dediğimiz şey zaten negatifliklerle çevrilidir. Yani madem içsel ve dışsal olarak o koşullara dönmek zorunda kalacağız, öyleyse bunu yapmak zorunda kalmayacağımızı, hatta kendimiz bir daha hiçbir negatif düşünce ve eylemde bulunmayacağımızı ummak yanlıştır. Ve bu da demek değildir ki pozitifliğe odaklanmaya çalışırken sürekli negatifliği düşünüp kendi çabamızı sabote edelim. Bunun dengesi zaman içinde gelişecektir. Ama şüphesiz pozitife odaklanırken pozitife odaklanmak gerekir. Pozitife gerçekten odaklanırken negatifliğin tesirlerine karşı güçlü bir korunma hali içine de girmiş olursunuz otomatik olarak. Mesele o pozitif odaklanmanın henüz sürekli devam edebilecek durumda olmaması ve ters yönde bir yaylanma hareketine de neden olabilecek olmasıdır. Sonrasında ters yönde bir ivmelenme yaratmasa bile, en azından pozitif odaklanmanın yavaşlaması ve durması da benzer bir etki meydana getirebilir. İşte o süreçte negatifliklerimizin mevcudiyetinin hatırlanması ve saygı duyulması gerekir. Bu farkındalık, pozitifliğe odaklanma çalışması sonrasında o negatifliklerin aleyhimize kullanılma ihtimalini düşürecek.

zer-zivi

#5
Pozitifliğin hizmet alanı ile kendine hizmetin hizmet alanlarını irdelemek  bilgilenme açısından önemli. Pozitiflik bütüne hizmet negatif kendine hizmet.Biri bütünlüğü diğeri ayrıma,kişiselliğe odaklı.Pozitif yönde yol alsakda; "pozitif ve negatif" ayrımını yapmakda negatiflik içeriyor. Anladığım kadarıyla  sevgili Tgur nötürlüğü bundan  dolayı söylüyor. Gerçekte pozitiflik ve negatiflik nedir ayrımını bilmek  gerekiyor ama ayrımı görmemek de gerçek pozitifliktir.Negatifliği bilip onun işlevini kavrayıp onuda kendisiyle bir görmesi. Daha fazla katılamıyorum sonra yendien konuya ilişkin düşüncelerimi paylaşırım zaman buldukça.
 

bozadi

#6
Alıntı YapGerçekte pozitiflik ve negatiflik nedir ayrımını bilmek gerekiyor
Benim burada yapmaya çalıştığım şey de bu sevgili zer-zivi. Ve bildiğin gibi BH-KH dualitesini bu terimlerle bize tanıtan RA'dır. Ve negatif varlıkların pozitif varlıklardan farkını, psişik saldırıları, saldırı yöntemlerini de anlatmıştır. O halde konu hakkında bilgilenme gereksinimi açıktır ve kavramsal ayrımlar yapmak ayrımcılıkla karıştırılmamalı.

Alıntı Yap...ama ayrımı görmemek de gerçek pozitifliktir.
Gerçekten pozitif olduğumuzda belki de öyle olacak. Ama RA, 4. yoğunluk BH güçlerinin 4. yoğunluk KH güçleriyle savaşlarına da değinmiştir. Onlar orada negatif varlıklara karşı zaman zaman savaşmak zorunda kalabiliyorsa, bizim 3. yoğunlukta egosallık da içeren halimizle KH'yi kendimizle bir görme veya sevme "gerekliliğinden" bahsetmemiz bir zorlama olur. Çoğumuz kendimizde bile yeterince sevilecek şey bulamama, yani kendimizi değerli/sevilebilir görmeme problemleri yaşıyoruz ve böyle bir durumda KH varlıklarının sevilebilirliğine odaklanmak biraz aceleci ve anlamsız kalıyor.

bozadi

#7
Ve arkadaşlar, başlıkta da belirttiğim gibi bu bölümde pozitifleşmeye yönelik pratik çabalar ve bu bağlamda bu pratikleri teşvik eden negatiflikle ilgili gözlem ve teşhisleri konu edinmek istiyorum. Burada bu konuya olan konsantrasyon çabamın dolaylı tartışmalarla bozulmasını ve konunun sapmasını istemiyorum. Duruma göre potansiyel tartışmalara uygun başka başlıklar açıp tartışmalarımızı oradan sürdürebiliriz. Örneğin "pozitiflik-negatiflik ayrımı" tartışma başlığı açılabilir ve o başlıkta nötrlük hakkındaki meseleleri de ele alabilir veya nötrlük konusu için yine ayrı bir başlık açabiliriz, ama bu başlık altında bu tartışmaları yapmayalım ki başlık başta belirtilen amacına ulaşmada bu tür bir problemle karşılaşmasın. Saygılarımla.

zer-zivi

#8
Sevgili Bozadi "Gerçekte pozitiflik ve negatiflik nedir ayrımını bilmek gerekiyor" zaten biliyorum seninde  ve hepimizinde yapmaya çalıştığı bu. Sen bunu bilmiyorsun demiyorum.Şahsa yönelik(sen,ben,o) hitap kullanmamaya çalışıyorum.Bu bir şekilde  ayrıma işaret etmemek için. Bazen şahsi yönde ifadeler kullanabiliyoruz ama daha bütüncül  ve öznesiz,nesnesiz  ifadeler kullanmayı öğreneceğiz /öğreniyoruz.

Elbetteki  pozitif yönde ilerlemeninde aşamaları yada frekans ayarı vardır."ama ayrımı görmemek de gerçek pozitifliktir" derken,pozitifliğin son noktasınıda düşünmeyen yoktur yada negatifliğin son aşamasında nasıl pozitif yolla birleşiyorsa bunuda konuşmak,düşünmek gayet doğal. Zaten bize ışık tutan sorgulamalarımızdır. Nasıl olmalı nasıl yol almalı gibi.Birer pusula niteliği taşır  düşünceler,ama yanlış ama doğru. Gerçek; yanlışlara rağmen,doğrularla ulaşılması kaçınılmaz olandır. Kh'in  6.yoğunlukta  pozitif yolla birleşmesinin kaçınılmaz olması gibi.

Kendimizi  zorlama gibi bir girişim söz konusu olamaz,çünkü kimi bütünlükten tekliğe,kimide  teklikten bütünlüğe doğru  bir yol izler. Zorlanmanın ortaya çıkışı anlayamamak yada idrak  edememenin yarattığı bir  durum.Hepimiz bunları biliyoruz.Biliyorsun yada biliyorum dememe gerek yok.

"Burada bu konuya olan konsantrasyon çabamın dolaylı tartışmalarla bozulmasını ve konunun sapmasını istemiyorum." Sevgili Bozadi  burda kişiselleştiriyorsun bakış açını. Yaradılışa dair neyi konuşsak  mutlaka  eksik kalır,çünkü parça parça almak onun bütününü görmeyi geciktiriyor o yüzden konu konuyu açar,bilgi başka bilgileride dikkate almamızı gerektirecektir kaçınılmaz olarak.

Genelede insanlar ya egolarıyla yada  özleriyle iletişim kurar. İnsanlar ya  çatışmak yada uzlaşmak yollarını kullanır.   "negatifliğin tespiti ve pozitife yönelim pratiği"  söylemine uygun  bir bakış bu,belirtmek gerekir. Manipülasyon  durumunun ayrımını bu noktada farkedebiliriz.

Her ne konuşursak ve  konu başlığı açarsak açalım mutlaka  tek bir konuyu işaret eder "Yaradılış'ı".


Sevgiler, saygılar can, gönülden kabul bulursa...
 

zer-zivi

#9
Bir  arkadaşım bana daha öncesinden iki kez iş bulmamda yardımcı olmuştu. Her seferinde bana "Aman beni mahcup etme canım" derdi yalvararak :) Tamam  ama peki sen  o  insanlar için kefil olabilecekmisin,  diye dilimin ucuna gelirdi ama nedense söylemezdim. Nitekim bulduğu  işlerde kendisi bana karşı mahcup kalmışken hala hatasını anlamadığına tanık oldum. Olayları detaylarıyla anlattığım halde   öğrendim ki  beni hatalı bulmakta. Son bir kez daha  iş bulmamda bana aracı olurken yine aynı sözü söylemezmi:) Yine sesimi çıkarmadım  ama kendisinden asla bana iş bulurmusun demedim o kendiliğinden  beni arayıp,"bir iş var,çalışırmısın" demiştir. En son ki işide kabul ettim ve maaşı düşük ve şartları hiçte adil değil ama ben yinede insanlarla anlaşabileceğim bir ortam ise çalışmayı sürdürme niyetindeydim. Ve başlamadan önce evrene "hayırlı bir iş ise devam edeyim ama hayırlı değil ise bir şekilde engel çıksın" dedim. Ve engelide eşim çıkarttı. "Bu resmen kölelik,hayır gitmiyorsun,bırakıyorsun işi" deyip tartışmaya giriştik. Sonra ettiğim niyeti hatırladım ve tamam dedim,biraz sıkılarak. Çünkü işi bulan arkadaşa ve iş verene tahütte bulunmuş,akit yapmıştım.

 Sonra  arkadaşa ve  iş verene  işi bırakmak zorunda olduğumu,özür dileyerek söyledim. Ablam bana arkadaşımın kızdığını söyleyince  "vallaha kızarsa kızssın ve bana bir daha iş bulmasın,istemiyorum. Hem kendisi bana iki kez mahcubiyetini düşünmüyor da, benim ona bir kez mahcubiyetime bakıyor.Ona bakarsan hala ondan  alacaklıyım" deyip konuyu kapattım.

İnsanlar böyle   ama nedense çalışanın haklılığını değilde  çalıştıranı haklı buluyor,  nedenide  iş sahibi olmak güç sahibi olmak  demek, sonuçta güçlü olanın yanında yer alıyor. Bu kriterler  dostluk ilişkilerimde biraz daha dikkatli olmam gerektiğini farkettirdi. Dostluk  deyince,dostun negatifliğinede koşulsuz uyumlanmak  olmamalı. 

İş bulmak,yardımcı olmak pozitiflik görünsede, sonu negatiflik içerdiği açık. Dürüstlük adına  asla  beğenmediğiniz akitleri sürdürmeyin bu negatif kontrol yöntemidir. Birileri sizi manipüle edebilir ama  asıl önemli olan kenid kendini manipüle etmemek yada manipülasyona uyumlanmamak.


 

sirera

#10
zorla güzellik olmaz derler de zorlamadan da güzellik olmaz diyen biri vardı yazı çok güzeldi denk gelirse buraya alırım. tamamen negati kutuplaşmış bir alemde negatif ne pozitif ne iyi biliyorum demek için yaratılışınızın kötü olduğu gerçeğiyle hiç yüzleşmemiş olmanız gerekir. Biz burda kendi deneylerimizi yaparken sonucunu hiç de kesitiremeyeceğimiz bir başka deney var sonuca yakın başlangıçlarda bunu izlyebiliyoruz bazen izlenebilirse. Minicik bir toprak parçasını çapaladığınızda öylesine derin bir dünyayı ellerinizde şekilllendiriyorsunuz ki oraya vereceğiniz yarayışlı olan nedir sorusunu sormadan bunu sadece deney için yapıyorsunuz gibi. ben kendimle deney yapıyorum mesela yavru ağzı rengini sevmiyor muymuşum hadi canım al bakalım sana yavru ağzı birşeyler mesela. o renkle gelenler neler izliyorum sonra. sokağa pet şişe atanlara gıcık mı oluyorum alıyorum bir pet kutu herkesin en kalabalık olduğu yerde fırlatıyorum caddeye gibi. bu beni pozitif mi yapıyor bilmiyorum neden yapsın ki bir sonraki duyumsamaya hazır olmamı sağlıyor sadece. hayvanlar ve bitkiler herşeyin içlerinde olduğunu biliyorlar, insan ise zihni itibariyle bilmiyor sanırım. Çok manyağız gibi geliyor bana.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#11
Şimdi bir başka pratik olasılığı:

Bulunduğum yerden gerekli herşeye erişim sahibiyim.

Bu pratik daha önce belirttiğim pratikle (ne kadar pratiktiyse artık...) ve bundan sonra paylaşmaya ve giderek pratikleştirmeye çalışacağım pratiklerle bağlantılı birşey. Zaten pozitifliğin doğasında böyle birşey de var. Herşeyi birleştiren veya aralarındaki bağları görmeye yönelik bir eğilim.

Bunun için duruyoruz, elimizden geldiğince rahat birşekilde yerleşiyoruz bir yere. Ve istediğimiz şeyi düşünmekte özgür olduğumuzu hatırlıyoruz. Evet, şu anda istediğiniz şeyi düşünebilirsiniz. Peki ne düşünmek istersiniz? Mesela, bu başlığın konusuna uygun birşey önereceğim. Yaşam koşullarımızda, geçmişimizde, bugünümüzde, bilincimizde ve bilinçaltımızda pek çok negatiflik, yaralanmışlık, gücenmişlik, korku, acizlik hissi vs var öyle değil mi? İşte... Şimdi bunlar için iyi birşeyler düşünme vakti! Oldukça esnek bir çalışma aslında, şimdi nasıl bir düşünce önersem, bu pratiğin sınırsız olasılıklarını sınırlıyor olacağım elde olmaksızın. Bunu hatırlatarak spesifik bazı düşünüş tarzı betimleyeyim.

Tüm problemlerimi kabul ediyorum. Şu anda tespit edebildiğim ve edemediğim tüm karanlıklarımı kabul ediyorum. Çözebileceğime, arınabileceğime inanabildiğim ve inanamadığım tüm problemlerimin, acizliklerimin, yanlışlıklarımın varlığını kabul ediyorum. Hepsini göremesem de, bazılarının varlığının hiç farkında bile olmasam da hepsini kabul ediyorum. Ve hepsine diyorum ki, sizi mutlaka çözeceğim, temizleyeceğim. Pozitifliğin, evrenin, hayatın, varlığın gücüyle hepiniz doğrudan veya dolaylı olarak çözülecek, hallolacaksınız. Dengeye varacağım. Hiç acelem yok. Herşey ne zaman olacaksa o zaman olacak. Ben belirli bir vakit dayatmıyorum. Sadece niyet ediyorum ve samimi niyetimin giderek artan gücü herşeyi yoluna koyacaktır. Bazıları ben farkına bile varmadan hallolacaktır. Herşey yoluna girecektir. Bu kaderdir. Ve kaderi seviyor, ona güveniyorum. Tüm kaderlerin bağlı olduğu ana kadere güveniyorum. O asla kötü değildir.

Egom, negatifliklerim, karanlıklarım yüzünden karmakarışık olmuş, hiç çözülemeyecek, açıkça tespit bile edilemeyecek sorunlarım, çıkmazlarım olduğunu hissediyor, algılıyorum. Herhangi biri herhangi bir anda hortlayıp karşıma çıkabilir ve beni korkutabilir. Evet, bunu yaşayabilirim. Ama bu sonsuza kadar sürmez. Herşey sadece derslerden ibaret. Her ne yaşıyorsam, olumlu veya olumsuz, mutlaka derslerimin bir parçası ve sonucudur. Yapabileceğim en iyi şey, yaşadıklarımı elimden geldiğince sağlıklı bir şekilde değerlendirip alabileceğim dersleri tespit etmektir. Ne öğrendiğime ve ne öğrenebileceğime, neyi öğrenmeye, nereye varmaya ihtiyacım olduğuna bakmaktır.

Şimdi tüm hayatıma bakıyorum. Tüm hayatıma sevinçle bakıyorum. Çünkü tüm hayatıma sevinçle bakmak istiyorum. Hayatımı seviyorum. Hayatı seviyorum. Hayatım içinde pek çok kirli/belirsiz/karanlık noktalar da var. Hiç birini hemen çözebilecek durumda değilim belki de. Varlıkları beni korkutuyor, endişelendiriyor da. Ama şimdi onlar dahil tüm hayatıma bakıyorum. Hayatımı seviyorum. Hayatımın sevilmeye değer olduğuna inanıyorum. Şimdiye kadar pek çok negatif temelli düşünceler duyup negatif şeyler yaptım ve üstelik bunlardan arınmış da değilim henüz. Hatta bazen olumsuz düşünce ve davranışların bende egemen olduğuna veya giderek öyle olabileceğine ihtimal verdiğim de oluyor ve bu oldukça berbat bir düşünce. Ama bazen, bazen tüm o olumsuzlukları karşıma alabiliyorum yargılamaksızın. Sadece varlıklarını kabul ediyorum ve ne kadar zamanda ne şekilde olduğunu bilemesem de, istersem yavaş yavaş hepsini halledebileceğime ve hayatın da bunda bana yardımcı olacağına inanıyorum. Hayat derslerimi almama, öğrenmem gerekeni öğrenmeme yardımcı olmak istiyor. Karşıma çıkardığı herşeyde benim için derslerimin değerli birer parçası olan şeyler var. Hayat ve tüm deneyimler değerli öğreniş parçacıklarıyla dopdolu. Bunu sezebildiğim, buna inanabildiğim zaman, işte o zaman hayatın bir yargılama ve yargılanma deneyimi olmadığına olan inancımı tekrar bulmaya başlıyorum. Tüm inanılmaz zorluklar, çıkışsızlık, feci şekilde sıkışıp kalmışlık duygularımın gücü zayıflıyor o zaman. İnanılması güç ve kutlanası bir güven geliyor, tüm kötülüklere, acizliklere, korkulara, zayıflıklara rağmen. Bunu seviyorum.

Tüm hayatım için iyi birşey düşünüyorum. Ve bu harika birşey. Bunu yapabilmek ne kadar güzel. Bunu düşünmekte özgürüm. Hayatıma bir söz veriyorum. Seninle ilgileneceğim. Seni seveceğim. Seni kabul edeceğim. Evet, bunu zaman zaman unutacağım ve çok aksi yönde de davranacağım. Ama doğruya, güzele, dengeye döneceğim. Çünkü onu seviyorum, ona özlem duyuyorum.

Tüm korkularıma, berbatlıklarıma, acizliklerime rağmen şimdi iyi birşey düşünüyorum ve iyiliğin mutlak gücüne inanıyorum. Ben onu düşündükçe ve onla beraber oldukça ve buna alıştıkça, iyiliğin temizleyici gücü tüm benliğimi giderek temizleyecektir. Bunun için aceleye gerek yok. Hangi kir ne zaman temizlenecekse temizlensin. Hiçbir önemi yok. Tek önemli olan buna niyet ediyor olmam, bunu istiyor olmam ve bu yönde devam etmemdir. Buna inanmamdır. Seçimimdir önemli olan. Ve ben temizlenmeyi seçiyorum. Bilinçaltımdaki tüm kirlerden yavaş yavaş arınmayı seçiyorum. Korkularımdan, acizliklerimden, nefretlerimden, tüm gücenikliklerimden, kızgınlıklarımdan... Yavaş yavaş... Hiç acelesi yok. Sırada hangi parça varsa o. Onu onurlandırıyorum. Kızmaktan vazgeçiyorum. Onurlandırmayı seçiyorum. Anlayış göstermeyi seçiyorum. Herşeyin bir nedeni olduğuna ve yeterince anlayışlı olursam hiçbir şeyin beni kızdırıp negatifliğe esir edemeyeceğine inanıyorum. Bunun doğruluğunu seziyorum. Tüm negatifliklerime rağmen, tüm negatifliklerimin arasından. Yavaşça arınma yolunu seçiyorum. Güvenle. Tüm güvensizliklerime rağmen.

bozadi

#12
Niyetim bir dizi afirmasyon yaratmak değildi aslında ama öyle oldu. Bu arada isteyen herkes de burada bunu yapabilir, deneyebilir.

zer-zivi

#13
Sevgili Bozadi çok güzel ifade etmişsin. Hepimizde negatif etkilere açık  yönlerimiz var. Hayatta herkes birbirine  yardımcı oluyor ama negatif ama pozitif. Aslına bakarsan  dünyaya hapsolmak ve  hasadı beklemek bazen beni sıkıyor. Herşey yoluna girerken birden başka aksilikler baş gösteriyor. Bilgelerin yada erenlerin inzivaya çekilip neden yalnız kaldıklarını anlayabiliyorum şimdi. Hiç bir negatif etkiden etkilenmemek için. Zihni başka şeylerle doldurmadan sürekli boşaltmak  ve boş tutabilmek için.

Acaba bir  dergahmı kursak, şöyle inzivaya çekilip eskiden  dergahlarda yaşanıldığı gibimi yaşasak ne! Bir sorunu halledemeden ikincisi belirince  doğal olarak  tepkilerden etkilenip tepki gösterebiliyoruz. Ama o noktada  hep hatırlamamız gereken  istediğimizin ayrışıp,çatışmakmı yoksa uzlaşıp,birleşmekmi olduğu.




 

bozadi

#14
Beğendiğine sevindim zer-zivi. Beklemediğim kadar keyif vericiydi doğaçlama bir şekilde pozitife yönelik bir düşünce silsilesi içine girmek.

Dergah kurup inzivaya çekilme ihtimalimizi pek yüksek görmüyorum. Başkalarına faydamız da azalırdı sanırım o zaman. Bu ve benzer ortamları bir çeşit dergah olarak görerek kendimize güvenimizi, sevincimizi tazelemek ve arttırmak en iyisi belki de. Çevremizdekilerle etkileşimlerimizde de oldukça faydalı olabiliriz bu durumda. Yeter ki, henüz negatiflikten arınmamış olduğumuzu ve pat diye de arınamayacağımızı bilerek, bu konuda tedbiri elden bırakmadan pozitiflikle iletişimimizi ve ilişkimizi arttıralım.

Herşeyi yapabildiğimizi görüyorum. Uyanmayı, bu kabusu daha fazla beslememeyi seçiyoruz.