Ben neyim kimim? sorusunu sormayan var mı?

Başlatan Pınar, 06 Nisan 2010, 20:29:17

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

maskesiz

#165
Sevgili Bozadi
kullandığım terimlerin yeri varmıdır kitaplarda
6 yaşında kırbaçlanarak yerin 7 kat altına karanlıga uyandırılan bir sevgiyim
ozamandan beri de yol alıyorum
bu 7 katı birbirinden ayırmak çok zordur
anlattıklarım da yaşadıklarımdan ibarettir benim yaşadıklarım mutlak doğrudur diye birşey yok
ışığa uyandırılmayı isterdim :)) ama o zaman alt boyutları bilemezdim
bende çok okurdum ama okuduklarımı yaşamaya başlayınca aklım çok karıştı
şimdi önce yaşıyorum aklım karışırsa yaşadıklarımı okuyorum daha kolay
yaşadıklarımıda dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum tartışmaya fikirlerimi söylemeye  savunmaya alışkın değilim yaşadıklarımı hiç saklamadım ama hep korktum
sevgim-ruhum-bedenim bir'dir ve evrene hizmet ederim ama karanlığa uyandırıldığım için yargılıyorlar nedense hemde yargılayanlar KH bu bana komik geliyor şimdi 
çok incitildim ozamanlar çok zordu

sorularının yanıtı oldumu bilmiyorum ama 6 tane gömük 20yaş dişi ameliyatına asistanlık yaptım bugün çok yoğundu kafamı toplıyamıyorum

Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Pınar

#166
Işığa uyanma vaktiniz gelmiştir belki sevgili MASKESİZ, kim bilir? ;)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

bozadi

#167
daha müsait olduğunuz bir günde tartışırız o halde :=)

bozadi

#168
sevgili Pınar, aslında eril-dişi enerjideki sevgi mevcudiyeti konusunu da uzun uzun tartışmaya girişmemiz çok faydalı olmayabilir sanırım. uzatmamaya çalışacağım özet görüşüm, sevginin hem eril hem de dişi enerjide/kutupta/cinsiyette/vs mevcut olduğudur.

maskesiz

#169
Sevgili Pınar
bilmiyorum zamanı gelmiş mi? Işıkta olmak yetiyor bana :))

Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Scyth

#170
Tipik bir metafor. Ne zaman bir erkeğin hayatına bir kadın girse o erkeğin hayatında köklü değişiklikler olur. Yeni bir adama dönüşür. Daha iyi mi olur daha kötü mü bilemem. Benim negatif enerjiden anladığım hepimizin bildiği anlam. Yani kaotik, düzeni yıkıp yeni düzene gebe bırakacak olan, yada gebe bırakılacak olan enerjidir. Size bir gözlemimi anlatmak istiyorum. Sınıfta sadece kız ve erkek olanlarla karma olanlar arasında gözlemlediğim farkı aktarim. Kesinlikle ve kesinlikle karma olan daha dengeli. Eğer bir erkek sınıfıysa aşırı hareketli ve enerjik, eğer bir kız sınıfysa daha sakin ve dengeli. İkisi bir arada, uyumlu.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Pınar

#171
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

 Benim negatif enerjiden anladığım hepimizin bildiği anlam. Yani kaotik, düzeni yıkıp yeni düzene gebe bırakacak olan, yada gebe bırakılacak olan enerjidir.

Ne güzel ifade etmişsiniz.:) Teşekkür ederim.:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#172
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Bozadi

sevgili Pınar, aslında eril-dişi enerjideki sevgi mevcudiyeti konusunu da uzun uzun tartışmaya girişmemiz çok faydalı olmayabilir sanırım. uzatmamaya çalışacağım özet görüşüm, sevginin hem eril hem de dişi enerjide/kutupta/cinsiyette/vs mevcut olduğudur.

varmak istediğim nokta bu değil ki sevgili Bozadi, varmak istediğim KH ve BH ı daha iyi anlayabilmek adına dünyasal sembolleri kullanmak.:)) sembollere takılıp, özü kaçırmak gibi bir yanımız var.Ne diyebilirim ki, canımız sağ olsun. Sonuçta er ya da geç öğreniyoruz.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#173
İnsan ve Varoluşun Sebebi- I

İnsan

İnsan; ruh, beden ve zihinden ibaret olan 3 boyutlu bir yapıdır.

 

İnsan Bedenleri

 

İnsan bedeni biorobotik bir yapıdır. 7 farklı bedenden ibarettir. Bunlar; Eterik beden, astral beden, nedensel beden, duygusal beden, zihinsel beden, ruhsal beden ve fiziksel bedendir. Bunlar soğan kabuğu gibi iç içe geçmiştir. Gün içinde kullandığımız bedenimiz fiziksel bedendir. Uyurken kullandığımız beden astral bedendir. İnsanlarla olan ilişkilerimizde eterik ve duygusal bedenimiz devreye girer, yani onlarla eterik ve duygusal bağ kurmamız bu bedenler aracılığıyla gerçekleşir. Dış dünyayı algılamamızı sağlayan ve düşüncelerin değerlendirildiği bedenler ise zihinsel ve nedensel bedenlerdir. İnsan bedenleri üreteçtirler ve enerji üretirler.

 

Manyetik Alan (Aura)

 

İnsan elektro manyetik bir canlı olduğundan bir manyetik alana sahiptir. Dışarıdan bir bilgi (düşünce) geldiğinde o kişi bu bilgiyi algılama kapasitesine sahipse gelen ışın (foton) auradan kırılarak algı merkezi olan hipotalamusa gelir. Böylece kişi o bilgiyi algılamış olur. Eğer kişinin bilinç düzeyi o bilgiyi algılamaya sahip değilse auradan ışın geri yansır ve bilgi algılanmamış olur. Bu işlemler zihinsel beden aracılığıyla gerçekleştirilir.

 

Rüya

 

İnsanlar, biorobotik bir yapıya sahiptirler ve uyuduklarında şarj olurlar. Rüya görme işlemi astral bedenle yapılan bilinçli ya da bilinçsiz seyahatlerdir. Beyin bu gezileri bir fotograf makinesi gibi çeker ve oynatır. Bazen gerçekten gidilen yerler görülür bazen de bilinçaltına işlenmiş günlük olayları yansıtır. Fiziksel beden minimum düzeyde çalışırken ( uyurken) astral beden ile diğer boyutlara seyahatler yapılır. Ancak kişinin fiziksel bedeni tekrar aktif hale geçtiğinde (uyandığında) o görüntüler hayal olarak yorumlanır.Ancak rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni sadece alışkanlıklar ve ön yargılardır.

 

Algılayan Kim?

 

İnsan bedeni madde alemde ruhun yaşayabilmesi ve duyguları kaydedebilmesi için üretilmiş bir makinedir. Bu biorobotik makine aracılığıyla, yaratılan sanal gerçeklikte ( içinde bulunduğumuz hayat) yaşamak mümkün olmuştur. Bu deneyimi yaşayan gerçekte ''BEN'' dediğimiz varlıktır ki O tüm dış dünyada görünen her şeydir! İnsan, O'nun minimize edilmiş bir yansımasıdır. Ve bu sebeple herhangi bir insan da O'nun gücüyle bu gerçeklikte dilediğini yaratabilmektedir. Bunu da düşünce ve hayal gücüyle gerçekleştirebilir. Burada bu oyunu oynayan sadece  kendisine '' Ben'' diyen Varlıktır ve görünen görünmeyen her şey O'dur. Her insan, bir başkasının düşünde bir düş karakteridir. Ve o başkası da başka birinin düşünde ( gerçek dediğimiz bu hayatta) bir düş karakteridir.

 

Madde Alem

 

İnsanların sandığının aksine soyut olan şeyler gerçek, somut olan şeyler ise hayaldir! Somut, soyutun form değiştirmiş halidir. Bunu şu şekilde izah edelim: Bilim adamları 1978 yılında Amerikada yapmış oldukları bir araştırmada bir maddenin frekansını değiştirdiler ve titreşimini hızlandırdılar, sonuç olarak o madde görünmez oldu. Daha sonra işlemi tersine çevirip o maddenin titreşimini azaltılar ve madde görünür hale geldi. Daha sonraki labaratuar araştırmalarında Bir maddenin en küçük yapı taşının atom olmadığı anlaşıldı. Onun quarklardan oluştuğu keşfedildi. Quarklarında, bir madde gibi partüküllerden değil, dalgalardan ibaret olduğu anlaşıldı. Yani maddeyi oluşturan şey küçük partiküllerin toplamı değildi! Bu iplikçikler ışık gibi dalga özelliği gösteriyordu. Buradan şu sonuca varıldı: Somut, soyuttan doğmuştur! Yani gözle görülen şeyler, gözle görülmeyen şeylerden meydana gelmektedir! Yani maddeyi oluşturan şey yoğun düşüncenin eseriydi. Bir şeyi sürekli düşündüğünüzde o enerji orada yoğunlaşır ve maddeyi oluşturur. Burdan çıkarılacak sonuç, insanlar düşünceleriyle dünyalarına etki etmektedirler.

 

Manevi Alem

 

İnsanların dokundukları, gördükleri şeylerin gerçek olduğuna olan inançları sadece bir varsayımdı. Ve hayat onların inandıkları şekilde oluşmaya başladı. Çünkü; düşünce gerçeğinize dönüşür ve siz neye inanırsanız düşünce o şekilde yoğunlaşacak ve hayatınız ona göre şekillenecektir. Öyle olmuştur ve de öyle olmaya da devam etmektedir. Manevi alem, sizin 5 duyu sisteminizle algılanamayacak düzeydedir. Ve insan bedenlerindeki diğer özellikleri kullanmaya başladığında manevi aleme dalış yapabilir, çünkü insan bedeni bu şekilde tasarlanmış, oldukca özel bir yapıdır.

 

Devam Edecek...

TUĞCAN ÖZEN
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#174
İnsan ve Varoluşun Sebebi II

Fiziksel Beden

Bilim adamlarının yapmış oldukları araştırmalar, insanın fiziksel bedeninin uzaya benzediğini göstermiştir. İnsan bedenin büyük bir kısmı uzay gibi boşluktan oluşmaktadır. Atomun etrafında protonlar ve nötronlar dönerken, güneşin etrafında da gezegenler dönmektedir. Bunlar tesadüf değildir. Aslında İnsan bedeni görünen evrenin minimize edilmiş halidir. İnsan bedeni bir nevi galaksilerden oluşmuş bir uzaydır. Hücrelerimizde bu galaksilerde (organlarda) yaşayan canlı organizmalardır ve her biride gerçekte bir bilince sahiptir. Onlarda tıpkı insanlar gibi, yaratıcıyı içinde bulundukları alemde aramaktadırlar! Gerçekte ise, onları (hücreleri) yaratan o evrenin (insan bedeninin) ta kendisidir!

 

Zihin

İnsan denilen biorobotik varlığı oluşturan diğer şey ise zihindir. Zihin 3 bölümden oluşmaktadır; bilinç, bilinç dışı ve bilinçaltı. İnsan zihni bir tür bilgisayardır. Dış dünyanın algılanışı ve bunun üzerine kafa yormak gibi işleri zihnimizin bilinç kısmıyla gerçekleştiririz. Bilgisayarımızda bazı programlar vardır ve zihnimiz bu programlar doğrultusunda işlemektedir. Biz buna bilinçaltı diyoruz. Aslında seçimlerimiz bilinçaltı ile gerçekleşir. Ancak bilinçli yanımız özgür iradesiyle bir seçimde bulunduğunu sanır! Bilinç dışı ise, bu bilgisayarı programlayan tarafımızdır ki, ona yüksek benimizde diyebiliriz. Kısaca, bilinç dışımız patron, (senaryoyu yazan)  bilinç kukla (baş rol oyuncusu), bilinçaltı ise uşaktır (programı tekrar değiştirebilen yanımız). Görüldüğü gibi kendi yüksek benimiz aracılığıyla bir şekilde programlanırız ve bunu dış dünyada yansıtırız. Buna kader deniyor. Her ne kadar bilinçli seçimlerde bulunduğumuzu sansakta, nasıl programlandıysak ona göre çalışıyoruz!

 

Holografik Dünya

İnsan 5 duyu sistemiyle dünyayı algılamakta ve kızıl ötesi ve mor ötesi ışınlar arasında kalan frekanslar ile de dünyayı gerçek sanmaktadır. Bu sadece holografik dünyanın görünen, algılanan küçük bir kısmıdır.

 

Boyutlar

 

İnsanlar, fiziksel bedenleri içindeyken sadece gerçeğin küçük bir kısmını algılamaktadırlar. Ancak fiziksel bedenlerinin dışına çıktıklarında, gerçek dedikleri bu dünyanın sadece bir hayal ya da rüya olduğunu keşfeder. Aynı yerde bir çok boyutlar iç içe geçmiş durumdadır. Diğer boyutlara geçip, 3. boyut dünyasına hükmedebilme yetisine sahip olduğumuzu bilmek bizim sadece sıradan bir insan olmadığımızı keşfetmemizi de sağlayacaktır. 3. Boyut dünyasında dilediğimiz gibi bir yaşam yaratabilmek için üst boyutlardaki diğer yüksek benlerimizle irtibat kurmamız gerekir. Bunu yapabilmek için de Tanrısal yanımızla bağlantı kurmalıyız yani özümüzle. Özümüze ( Tanrı ışığına) ulaşmak, insan bedeninin kısıtlı algılara sahip olması ve insan bedeninin dna'sına yapılan genetik müdahaleler ile pek mümkün görünmemektedir.

Devam Edecek...

TUĞCAN ÖZEN
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#175
İnsan ve Varoluşun Sebebi III

İnsanlar ve Diğerleri

 

Kutsal kitapları incelediğimizde bazı ayetlerde insanlar için, adem oğulları ve insan oğulları denmiştir. Adem oğulları değişmemiş Tanrısal genlerle yaratılan insanlardır. Bunlar Lemuryalı olarak bilinen varlıklardır. İnsanoğulları ise zamanla dna'ya yapılan genetik müdahaleler ile mutasyona uğramış ya da labaratuarlarda inşa edilmiş biorobotik yapılardır. Bu tür varlıklar, androitler, homonoidler veya klonlama ile meydana getirilen insan bedenleridir. Antroidler; tamamen sizlerin fırın diyebileceğiniz yerlerde yapılmakta daha sonra da ruhlar tarafından kullanılmaktadır. Homonoidler ise, atmosferdeki virüslerden edinilen insan dna'ları ile oluşturulmuş 1 yıllık insan bedenleridir. Bu bedenleri kullananlar genelde negatif kutbiyetten olan varlıklardır. Bir de bunun dışında bedene giren varlıklar vardır ki onlara da walkinler denmektedir. Bu dünyada yaşam süresi dolmuş bir insan, dünyayı terk etmeden önce üst boyutlardan gelen bir görevli varlığa bedenini teslim eder ve kendisi geldiği boyuta geri döner. Bu varlıklar walkinlerdir ve genelde Nötr ya da pozitif varlıklardır.

 

Dna Yapısı

 

İnsanlar, atlantis denilen dönemde, genetik bilim üzerine oldukça ilerleme katetmişlerdi ve dna üzerinde çalışmalar yapılıyordu. Bu işlemler sırasında bir şeyler ters gitti ve insan dna sı 2 sarmallı hale geldi. İnsanlar bu yüzden alt boyutlara düştüler ve bir çok yeteneklerini kaybettiler. Bunlar; telapati, durugörü, duruşiti, teleknezi gibi insana has özelliklerdi. İçinde bulunduğumuz kıyamet (uyanma-şuurlanma) döneminden dolayı insanlık diğer dna tabakalarını aktif etmeye başlıyorlar. Farkındalıklarını geliştirerek bunu gerçekleştirmekteler. Bu sayede de üst boyutlara geçmeye başlıyorlar. Bu dönemin öneminden dolayı da üstad ruhlar, daha önce dünyaya insan olarak gelmemiş ruhlar bile dünyaya doğmaya başlıyorlar. 12 sarmal dna sahip bu üst boyut varlıkları ile dünya'nın 5. boyuta geçişide daha az sarsıntılı olacaktır.

 

Beden Üretimi

 

Ruhlar önce yaratıcı'dan aldıkları güçle -ki bu güç her varlığın her canlının içinde mevcuttur- evrenleri meydana getirdiler. Yani soyutu somuta çevirdiler. Daha sonra bu yaptıkları sanat eserleri o kadar hoşlarına gitti ki orada yaşamayı istediler. Bunun için de kendilerine beden inşa ettiler. Ve içine girip yaşamaya başladılar. Yaşarken yaratıcı olduklarını bildiklerinden pek keyif alamıyorlardı. Bu yüzdende araya bir perde koydular, dualite perdesini... Bu perde sayesinde bu yaşam senaryosunu kendilerinin yazdığını ve oynadıklarını unuttular ancak her defasında beden ölümünden sonra tekrar beden yaratmak durumunda kalıyorlardı. Bu yüzden androjen halde bulunan bedenleri ikiye ayırdılar kadın ve erkeği yarattılar.(İkiz ruh olarak bilinen durum bu şekilde oldu). Hem bu şekilde kadın denilen insan cinsinin karnından beden üretimi gerçekleştirilmeye başlanmış oldu.

 

 

Devam Edecek

TUĞCAN ÖZEN
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#176
ARINMA

Aldığımız bilgilerin, varlığımızda bilgeliğe dönüşebilmesi ancak arınmak ile mümkün.. Davranışları ile bilgeliğini sergileyen, bilge gibi davranan kişiler, arınmış demektir..

 

Bir insanın arınmışlık düzeyi en güzel sahip olduğu hoşgörüyle, anlayış ile ölçülebilir. Arınmış insan başkalarını yargılamaktan uzak, olayları ve insanları çok geniş bir bakış açısı ile görebilen, hoşgören, olaylar karşısında sukunetini yitirmeyen, her şeyi doğallıkla kabul eden bir yapıdadır. İyi ya da kötü diye ayrımları yapmaktan kaçınır, sevgisi bütüne, herkese ve her şeyedir. Hoşgörüsündeki yükseklik, onun bu sevgiyi bu şekilde eksiksizce ve adilce aktarabilmesini sağlar. Korku ve endişelerden hemen hemen tamamen uzaklaşmıştır. Güzellikleri yaratabileceğini bilir, ve olumsuzlukların da mutlaka bir hayırla geldiği bilincine sahiptir. Bu nedenle başkaları tarafından olumsuz görünen olaylar bile onun için olumsuz değildir. Bu tip olaylar karşısında üzüntülere, öfkelere, hırçınlıklara kapılmak yerine, olaydan görüp anlaması gerekenin ne olduğuna odaklanır, ve ne yaparak bu olayı aşabileceğine, olumluya dönüştürebileceğine bakar.. DÜŞÜNÜR. (Düşünmek arınmaya başlamanın birinci adımdır). Adildir, herkes tarafından güven duyulan bir kişiliktir. Kırmayan ve kırılmayandır..

 

Arınmada bize daima destek olacak ve bizim her zaman içimizde olmasını sağlamamız gereken, bize yol gösteren olarak kabul edeceğimiz tek olgu SEVGİDİR. Attığımız her adımda sevginin var olmasını sağlamak, her anımızda arınmışlık hali ile hareket etmemiz demektir. Burada anlatılmak istenilen sevgi sahiplenme duygusu taşımayan, koşulsuz bir sevgidir.

 

"Sevmek özgür bırakmaktır. Sahiplenmek demek değil."

 

"Yaradılanı severim yaradandan ötürü."

 

Bu iki söz, sevginin ayrım yapmayan ve koşul koymayan olduğunu anlatır. Beklentisizdir sevgi. Sadece verilir, karşılık istenilmeden. Gerçek sevgi budur. Aslında siz zaten sevgisiniz, bu nedenle sevgi verilmek için düşünülmez, daima her anınızda sizden yansır, ayrım gözetmeksizin her yere yayılır. Aynı bir güneşin, ayrım gözetmeksizin ışığını herkese ve her yere ulaştırması gibi...

 

Arınabilmenin bir diğer yönü ise ŞARTLANMIŞLIKLARIMIZDAN KURTULMAK, tüm sahiplendiklerimizi bırakmak, onlara karşı sahiplenme içermeyen saf ve karşılıksız bir sevgi besleyebilmek demektir. Bu aynı zamanda kendimizin de özgürleşmesidir, bağımlılıklarımızdan kopmak demektir..

 

Kendimiz arındıkça, özümüze, gerçek varlığımıza ulaşır ondan gelen rehberliği daima duyar ve onunla bir bütün oluruz. Öz sesin rehberliğinin tam olarak duyulabilmesi ÖZGÜRLÜKtür.Özgürlük ÖZ sesin GÜR çıkmasıdır.Gerçek özgürlük, bizi içsel olarak sürekli zihin aracılığı ile yönlendiren egonun, biz arındıkça bizi yönlendiremez hale gelmesi ve yerini öz varlığımızın sesine bırakmasıdır.

Bu ise bizi gerçek İNSAN olabilmeye götürür. Arınabilmek için kendimizi tanımamız gerekir. Arındıkça kendimizi daha çok tanır ve biliriz..(bu ikili birlikte yürürler..)

 

Arınmak için ilk adımı atabilmek, arınmanız gereken yönlerinizin olduğunu kabul etmekle olur. Bu konuda arınmamız gereken yanlarımızı bilmek ve kabul etmek, kendimizi yargılamamız, kendimizi sürekli eleştirmemiz anlamına gelmemeli. Bu yaptığımız en önemli hatadır.

 

Toplumsal ve kültürel olarak sürekli olarak kendimizde hata bulmak ve eleştirmek, hatta daha ileri noktalara kadar götürerek kendi kendimizi cezalandırmak, hatta kendimize kahretmek gibi tutumlar sergilemeye yönlendirilmişizdir. Oysa, başkaları karşısında kendisini sürekli üstün gören bir kişilik egonun hakimiyetinde sayıldığı gibi, sürekli kendisini yeren kişilik de çok yüksek bir egonun ürünüdür. Kendi insani değerini bilemeyen bir bilinç, başkalarının insani değerlerini de göremez, bilemez ve kabul de edemez. Bu toplumsal şartlandırma aslında, toplum egosunun oynadığı büyük bir oyundur ve kişiyi bilinç aşamalarına taşımaktan daha çok, yetersizlik ve değersizlik duygusu ile köreltmeye, sıkıştırmaya ve durdurmaya yöneliktir.

Bu yaklaşımın alçak gönüllülük, veya başkalarına saygı duyma ile bir ilgisi yoktur. Bu aslında içten içe beslenen negatif bir kibir olarak tanımlanabilir. Kendinde hata bulan ve sürekli olarak buna odaklanıp, bunu işleyen kişi, aslında kendi öz değerlerinin farkında olamamış, kendi değerini bilemediği için o değerin dışarıdan kendisine gösterilmesini bekleyen, ve bu beklentilerinin karşılığını alamadığı için, kendini yargılayan, bu şekilde tatmin olan egonun esiridir.

 

Arınmamız gereken yönlerimiz olduğunu kabul etmemiz, bu yönlerimiz nedeni ile kendimizi yargılamamız demek değil. Kendimizi tüm yönlerimiz ile kucaklayabilmek, arınmamız gereken yönlerimizi ile ilgili olarak farkındalık talep etmek, ve dönüşümü benimsemek, kabul etmek demek. Dönüşüm yargılarla başarılamaz, kendimizi sevgi ile kabul etmekle başarılır. Talep edilen farkındalık ile, kendini tanımak konusunda önerilenler uygulanabilir, ve dönüştürülmesi gereken yönler bu şekilde fark edilebilir. Dönüştürme noktasında, zaten farkındalık yükseldikçe size destek de gelir.

ALINTI
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#177
BLOKAJLARIMIZ/DUVARLARIMIZ

Blokajlarımızı nasıl yaratıyoruz? Kişilik dediğimiz " ben buyum!" oyununa nasıl dahil oluyoruz?


Bir heykeltraşın yaptığı heykelin içine girdiği gibi giydiğimiz kişiliklerimiz, ah o kişiliklerimiz. İnce ince işlenip, "al bu senin" dediklerimiz.


Küçücük bir çocukken, herşeyin aynı ve bir olduğu zamanlardan geçerken öğrendiklerimiz, gözlemlediklerimiz ve deneyimlerimizle önce kendimize sınırlar çiziyoruz. Önce sınırlar, sınırlandırmalar giriyor hayatımıza.Sonra koyduğumuz sınırlar zorlandıkça direnmeye başlıyoruz zaman içinde, direniyoruz, direniyoruz. Son noktada ise dirençlerimiz zorlanmaya başlayınca da, daha açıkçası ayaklarımız sürümeye başlayınca da kızıyoruz, kırılıyoruz, inciniyoruz, hatta öfkeden deliye dönüyoruz. Bu noktadan sonra da organlarımız hasar görmeye başlıyorlar.Çünkü bu blokajlar enerji bedenimize önce mavi, sonra sarı son olarak da kırmızı lekeler olarak yerleşiyor ve enerjinin akışına izin vermiyorlar.Enerjisiz kalan organ ise sinyal vermeye başlıyor yavaştan ama farkedemiyoruz, farketsek de geçiştiriyoruz. Böylece organ simsiyah bir enerjiye sahip olup hasar görünür hale gelene kadar bekliyoruz.Sonuç, hastaneler-ilaçlar ve yine hastaneler-ilaçlar.Bu kısır döngüye değer mi?


Neye kızıyorsunuz, alınıyorsunuz, kırılıyorsunuz, öfkeleniyorsunuz bunu gözlemleyiniz. Düşünün, nerede direniyorsunuz? Değişime mi? Alt komşunuz Hatice teyzeye mi?Anneniz mi? Babanız mı? Kim sizin direnç noktanızı kırmaya ve sizi arındırmaya çabalıyor, gözlemleyiniz. Kızmadan, kırılmadan ve alınmadan önce durun bir düşünün. Size ne gösteriliyor?


Arınma sırasında son oluşan ilk temizleniyor. Önce kırgınlıklarınız ve kızgınlıklarınız, sonra dirençleriniz ve son olarak da sınırlarınız. Arınma sizin blokajlarınızı tabaka tabaka kaldırıyor, tıpkı oluşturduğunuz gibi.


Sınırlarınız sadece sizi zora sokar, terletir ve kendinizi düşman olarak karşınıza diker. Sınırın olduğu yerde özgürlük yoktur. Oysa özgür olmalıdır insan. Dışarıdan size konan sınırlardan ziyade sizin kendinize koyduğunuz sınırlar tehlikelidir. Sizi bir heykelin içine hapseder.Kıpırdayamazsınız, tek yapabileceğiniz yalnızlığınızla göz yaşlarınızı silmek olacaktır. Yapmayın!!!Özgür olun, size özgürlük yakışır...

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Scyth

#178
Son derece açık ifade etmişsin sevgili Pınar kendime bir ders çıkardım yazdıklarından. Bununla beraber düşüncelerine eklemek istediğim blokajlarımızı zamanla aşacağımızdır. Sabırla derslerimizden ders çıkararak. Kendimden yola çıkarak yorumluyorum; şunuda söylemeliyim ki dersleri öğrenmek için bazılarımızın pek çok derse ihtiyacı var idrak edebilmek zaman ve deneyim istiyor. Özellikle günlük yaşam ve önceden bildiğimizi zannettiğimiz doğrularımız bizim en büyük sınırlılıklarımız; sorunlarımızın çözümü ise 6. hissimizde saklı olabilir diyorum. Zaman zaman bu konudada şüpheye düşerim zira bilinenle bilinecek olan bir çatışmaya girince kafam karışıyor. Kararsızlıksa tuhaf bir durum. Çözüm için tavsiye edilen bekleyip cevabın bize gelmesi için sabır göstermektir. Eh işte hayat bu siz olması gerekeni biliyorsunuz ama uygulamada başarısız oluyorsunuz. Bu nasihatları olan ama kendi nasihatlarını dinlemeyen tecrübe gibi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Pınar

#179
Zaman da bir sınırlandırmadır, dikkatinizi çekerim.:)Zamansızlığa vardığınız zaman, zamanla pek işiniz olmaz. Herşey an içinde hızla gerçekleşir.:) Zamansızlık özgürlüktür. Bizler zamansızlığın içinde zamanı yaratarak kendimize küçük oyunlar oynamaktayız sadece.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)