Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ben neyim kimim? sorusunu sormayan var mı?

Başlatan Pınar, 06 Nisan 2010, 20:29:17

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Pınar

Ben neyim? Ben kimim? Nerdeyim?


Yüzyılların bingo sorusudur. Sormayan olmamıştır. Kimi "ben kimim?" diye dile getirmiştir arayışını, kimi "ben neyim?", kimi ise " ne olduğumu umursamıyorum" demiştir. Belli bir tekamül seviyesine ulaşan kişilerin bu arayışı her yüzyılda bir / birkaç  çözücüyü yaratmıştır. Bu soruyu  kendime yöneltmiş bir kişi olarak, en azından farkına vardığım bazı durumları sizinle paylaşmak istemekteyim. Farkında olduğum bir başka konu ise,  her bir kişinin kabı kadar alacağıdır bu bilgileri ve içimizden bazıları da benim bakış açıma katkıda bulunacaktır. Şimdiden hepinize teşekkür ediyorum.

Her insan yaratıcı güce sahiptir. Onun ruhundan üflendiğimizi söyleyen kutsal kitaplar bize bunun en büyük kanıtıdır. Burada parçalar kelimesini özellikle kullanmak istemiyorum, çünkü parçalara ayrılan hiçbirşey  yoktur. Herşey tam ve bütündür.  Parça aramak, ayrılamayı sembolize eder, oysa ayrı diye bir şey yoktur. Herbir insan, kendi dünyasını yaratmak ve yarattıkları ile öğrenmekle yükümlüdür. Özgür iradenin varlığı bundandır. Arzu ettiğin şekilde yaşamını/dünyanı yaratabilirsin, kimse sana karışmaz. Ancak yarattıklarının sorumluluğunu taşımak zorundasın, aksi halde sana dönen enerjilerinle yaşamını kaosa döndürürsün.

Bir tek kişi ile başlayalım. Bir kişi, kendi yaşamının/dünyasının merkezidir. İçinde bulundurduğu, tüm duyguları dengelemediği sürece dışa yansıtır, bilir bilmez bunun önemi yoktur. İçinde ittiğin her zaman dışında bedenlenmektedir.Duygularla güçlendirilmiş enerji, merkezden dairesel hareketle yayılmaya başlar, ta ki yansıyacak bir kişi bulana kadar-ki mutlaka bulur-. Bunu geometri ile açıklayacağım size aslında.

Merkezden dairesel olarak yayılan duygu enerjisi, kendisine yansıyacak kişiyi bulana kadar yayılmaya devam etmektedir. Kişiyi bulduğunda ise, bu enerji aynı biçimde geri yansımaya başlar.




Bunu uzun süreli olarak düşünmeyin, bu anlık bir olaydır. Enerji çıkar ve yansıyanını bulur, geri döner.

Bunun üzerine epey düşündüm, her birimizin dairesel alanı varsa aramızda bir uzaklık da olmalı diye.Belki de bir kavram kargaşası ile boğuldum, bilmiyorum. En küçük birim olan 1'i aldım yarı çap olarak;

r=1 ise Çember çevresi= 6   herbirimizin merkez çember arasındaki uzaklığın sbt olduğunu düşündüğüm için, Çevreyi yarıçapa böldüğümde birbirine eş 6 parça buldum.Bunu 2,3,4, diye devam ettirdim.Görelim ne çıkıyor:

r=1    ise   Ç=6    parça sayısı=6

r=2   ise   Ç=24   parça sayısı=12

r=3   ise   Ç=54   parça sayısı=18

r=4   ise   Ç=96   parça sayısı=24

r=5   ise   Ç=150   parça sayısı=30

gibi devam ediyor. Tanrının dünyayı 6 günde yarattığı fenomenini burada görebiliriz sanırım. Çünkü yarıçap büyüdükçe, çemberin parça sayısı 6şar olarak artıyor. Elbette bu kesin bir sonuç değildir. Çünkü Pi sayısını yaklaşık değer olarak almış bulunmaktayım(Pİ=3). Sonuç olarak dünya güneşin çevresinde, 365 gün 6 saatte döner ama kimse 6 saat nereye gitti diye sormamaktadır. Arada şubatta görünür, o kadar.

Burada özellikle anlatmak istediğim şey aslında yaşamlarımızı/ dünyalarımızı nasıl yarattığımızdır. Matematikle pek işim yoktur. Dikkatimi çeken bir unsur olduğu için paylaştım.

Bu bir kişi üzerinden yaratım teorisi, peki size bir soru: Ya her parça bir merkez ise ve ilk merkezi parça olarak algılarsa,ortaya nasıl bir şekil çıkardı. Bu kısmı da size bırakıyorum. Üzerinde düşünülmesi gereken bir form sanırım. Hepbirlikte düşünelim ve bu konuyu, yaratılışımızın asıl sebebini,içinde bulunduğumuz oyun sahnesinin nasıl tarafımızdan yazıldığını/oynandığını anlamaya çalışalım, ne dersiniz?

Hepinize kolay gelsin...

Aşkla kalın...

Not: Şekil paintte en basit haliyle tarafımdan çizilmiştir. :)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#1
Sorumu anlaşılır biçimde yazamadım sanırım.:) Eğer açıklığa kavuşmayan bir nokta var ise, sorularınızı bekliyorum. Eğer yok, sen anlat biz dinleriz diyorsanız.Anlatmaya devam edebilirim, ancak böylesi keyifli olmaz.:)

Soru şu: M1 noktasından 1cm yarıçapında bir çember çiziliyor. Ve bu çember, 6 eşit parçaya bölünüyor. Bölünen her noktada bir merkez olacak şekilde yani M2,M3,M4,M5,M6,M7 noktaları işaretleniyor. Ve bu merkezlerin herbirinden 1cm yarıçapında çemberler çiziliyor.Hadi ama bu kadar zor değil?

Peki, size bir ip ucu.:)

http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=511

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#2
Katılım konusunda bir miktar kararsızız sanırım.Olsun, sorun yok.Ben devam ediyorum.

Merkez olarak kendimizi ele aldığımızda bizden yayılan her enerji( duygu/düşünce yüklü ) çevremizde bir dairesel alan oluşturuyordu. Ve oluşturduğumuz çember üzerindeki diğer bir varlığa/varlıklara çarpıyor bize yansıyordu.Yansıtanlar, kendi dalgalarını oluşturuyorlar.Herşey dalgacık çünkü. Ama bakarsanız parçaçık görünüyor.

Gelelim, altı eşit nokta ile kendi çemberlerini oluşturan diğer merkezlerin oluşturduğu şekle;




Kimilerinin lotus, kimilerinin yaşam çiçeği, kimilerinin kozmik kafes, kimilerinin merkabah dediği şekil çıkıyor ortaya.Duygularla/düşüncelerle yükleyip dışımıza fırlattığımız her enerji, bu şekil üzerinden bize geri dönüyor. Bu dalgayı/enerjiyi absorbe edilebilir ya da yansıtma ile kendi dalgasını oluşturabilir, ama bize döneceği kesindir.Sonuç olarak, bir duygusal/düşünsel enerji yarattığımızda ve bunu dışarı serbest bıraktığımızda bundan birçok kişi etkileniyor ve aynı enerjiyi yayma ya da absorbe etme seçeneğini sunuyor. Yaratım bunun neresinde diyebilirsiniz? Yaratımın kendisi bu aslında. Tek bir noktadan çıkan enerji(duygu/düşünce),alıcının/yansıtıcının gücüne yüklenerek dalga yaratmaya başlıyor. RA idi sanırım, bir tek çağrının 10uncu karesini alırız gibi bir söz ediyordu.Yalnış hatırlayabilirim.Düzeltiniz. Bu durumda, yaydığımız her enerjiden sorumluyuz sanıyorum. Özellikle bir başkasının fırlattığı negatif enerjide nötr kalabilmek bunun için önemli.Çünkü bize doğru dalgalanan negatif enerjiye karşı nötr kalamazsak, biz de negatif enerji dalgası yaymaya başlarız.Ya da başka bir bakış açısı ile bize gelen bir negatif dalga olduğunda, daha önce hangi durumda fırlattığımız enerji bize geri döndü diye de düşünebiliriz bunu.Biraz paranoyaya sokuyor ama olsun, bakış açısıdır.Ve bu böyle devam eder. Tasavvuftaki 3. ve 4. kapının da sırrı budur.Gelenin ne olduğunu bildiğinde, ve nerden geldiğini o zaman bu gelene kayıtsız kalırsın.Peki bu enerji nerden geliyor ve nasıl dolaşıyor?

Bu iki boyutlu şekli, üç boyutlu bir hale sokarsak karşımıza neler çıkabilir? Denemek isteyen ya da fikir beyan etmek isteyenler için, bu başlığı bir kaç gün boş bırakacağım.:) Birlikte öğrenmenin zevkini yeniden yakalamak dileğiyle...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

sirera

#3
Merhaba Pınar, ses frekansının ölçülebilirliği sessizliğin sonsuz sesindeki kelimelerle bütünleşen anlamdan ibaret diyebilirsek , sesinizi duymak sevinç verdi. Hoşgeldiniz.
Bu da Yaradan' ın tatil ettiği 7.gündür belki :) Duyduğumuzla yaşıyoruz gibi. Kulaklardan ve kaygılardan azade.
Merkez olan noktadan ilksel enerjinin ilksel bilincin her daim etkin olduğunun duyumsaması anlattığınız sanırım ve bu oyunun oynanma nedenini söyleşmek istemeniz ile suretten münezzih olanın konuşulmasını istemişsiniz diye algıladım. Sanırım aynı anlama gelmekte, anne baba kutsal ruh, ok yay menzil, rab rahman rahim, ve hepsi  "bir" in anlatımı. İnanç bedenimiz olan süptil bedenimizi genişlettikçe maddelerin herbirinin bilinç olduğunu ve Onda eridiğimizin duyumsaması dışında bunu matematiksel ve maddesel anlatımlarla bir forma sokmuş olan bilinç, bir arabanın benzin kullanma miktarını gittikçe azaltmakta veya bir damla suyun içindeki atomların sayısı değişmeden genel hacmini 500katı genişletebildiği gibi bilgiler ile insan biyolojik bir tür olarak da adlandırılmakta. Bu bilgiyi kullanan öz, ismi insan ise, aşk ile başladığında yaratımına mutlak iyileşmeye kadir olur sanırım. Bu durumda aşk ile bakıldığında bu ilk merkezi ne kadar parçaya bölerseniz bölün gördüğünüz duyduğunuz her nesnede o merkezde olduğunuzu hissetmeniz gerekir sanırım.  Bazen nasıl insan olduğumu sorarım da :)
Bu merkezde olma hali ile de okuyanlar cevap veremiyor olabilirler. Keyini çıkarıyor olmaları, sorular ve cevapları kovalıyor olmaları veya her ne ise okuduktan sonra sadece kendi merkezlerinden uzaklaşma ihtiyacını duymaları olası. Hepsinin bir tek göz bebeği var ve hepsi aynı gözbebekleri ile duyduğu ile yaşıyor. Siz de bu aktarımı aynı kaynaktan yapıyorsunuz. Ve benim göz bebeklerimde sevinç ve şükranla emiliyor sözcükler.
Yansıyan ışıkla bir.
Aklıma bir de merkez efendi geldi tekrardan :)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#4
Sevgili Pınar, nitelik hiç bir zaman kıymetini kaybetmez, dolayısı ile sakın nicelik değerlere bakıp ta nitelikli işini, başkaları ile paylaşma arzunu kaybetme derim. Eski enerjiler istenirse bir kaç günde temizlenebilir ancak bu bir çok Ruh için çok fazla travmatik olabilir. Üst yoğunluk Ben'liklerimiz sevgi dolu bir planı uyguluyorlar ve "her zaman" enerjisel bazda enerji denge denklemini kurar, kurmuştur ve kuracaktır. Elinden gelenin en iyisini yapmak, çok sayıda olan bir toplulukta nasıl bir değer taşıyor ise, az saytıda toplulukta da aynı değeri taşır. Bir sezgimi paylaşayım, yeni sezon ekin çemberlerinde ilginç mesajlar olabilir hatta dünya medyasında da daha fazla yer bulabilir. Yüksek Bilinçlerin ve Boyutların varlığı herzaman devrededir diye düşünüyorum. Kısaca paylaşımını gönülden kutluyorum...sevgiler...

Pınar

#5
Merhaba Sirera, içimi sevinçle doldurdunuz yazdıklarınızla. Çünkü, anlatabildiğimden pek emin olamamıştım. Aylarca " ben Bir'im", "Ben herşeyim", " Ben hiçbirşeyim" dedikten ve hissettiklerimi kelimelere dökememenin acısını tattıktan sonra, birden aklıma dökülmeye başladı şekiller.Bunları sizlerle paylaşmak istedim.  Merkez olarak ben, bir dalga oluşturmaya karar verdim ve benim yarattığım dalga, başka dalgaları da yaratacaktır.

Burada aslında teklikten birliğe gidişten ziyade, birlikten tekliğe gidişi açıklamaya çalışacağım, elbette algıladığım/farkına vardığım kadarıyla.Sizlerinde desteğiyle daha genişleyecek bir farkındalığa sahip olacağız hepbirlikte.

Diğer boyut varlıklarının anlattıklarında, ancak bizim maddesel dünya bakışımız içinde anlamlandıramadığımız şeylerin olduğunu farkkettiğimde, bunları irdelemeye ve içimde cevaplar bulmaya çalıştım.Sistemi merak eden bir varlık olarak, onu tanıdıkça daha çok sevdim, sevdikçe merakım arttı. Hem burada bedenlenmişken, hem de orada yüksek benliklerimize bağlı olmanın nasıl bir şey olduğunu ve nasıl bir sistem ile çalıştığımızı, asıl yaratanın sadece ama sadece biz olduğumuzun gerçeği ile yüzyüze kaldım.Kaldırmak ve hazmetmek epey ağır olsa da, artık tüm bunları paylaşma zamanının geldiğini düşündüm.

Yukarıdaki şekil, meşhur 100. maymun fenomenini de açıklıyor.Elbette bunun için henüz erken.:)

Ve o şekilde, ilk noktadan itibaren diğer noktaları/merkezleri yeni oluşan çemberler bazında saydığımızda 1-7-19-37-61... rakamlarını buluyoruz. 7 kutsal sayılardan, 19 öyle olduğunu söyleniyor ve bunun üzerine bir çok tartışmalar mevcut. 37 ve 61 e henüz rastlamadım.:)

Kutsal üçlemeye gelirsek, ilk çember ve ikili kesişim noktalarının merkezle olan bağlantısı da kutsal olarak değerlendirilen ve bahsettiğiniz üçlemeleri içine alan ÜÇ sayısını buluyoruz. Ancak ben asıl şoku, bu şeklin üç boyutlu çizimi gördüğümde yaşadım. Onu da katılım olması ve arkadaşlarımın düşüncelerini paylaşmasına olanak tanımak adına bir kaç gün sonra koyacağım. Çünkü, buradan çıkacak olan soru şu olacak: " Herşeyi yaratan gerçekten ben miyim?"

Eğer kocaman bir fraktal geometrinin içinde isek, bizdeki en küçük enerji değişimi tüm geometriyi geri dönüşümsüz değiştirecektir.

Ve evet aşk!!! Bu koca sistemi çalıştıran yegane enerji bu.Çevirilerde bu hep sevgi olarak çevriliyor ama asıl anlatılan şey aşktır.Tıpkı, kalp ile gönül gibi, sevgi ile aşkta birbirinden çok farklıdır.:)


Sevgili Tiversonus, sonuçta özümüz bir olsada, hepimiz insanız ve arada kaybolmaya ihtiyacımız var sanıyorum. Ancak, kaybolduğumuzda yolu bulmak için çabalamak yerine çevrenin güzelliğini gözlemlemek daha verimli oluyor. Bakıyorsun ki, takip ettiğin güzel ötüşlü bir kuş seni yoluna çıkarıvermiş.:) Ayrıca nereye kayboluyorsun, yukarıdaki şekilde kaybolma ihtimalin var mı ki!Kafayı hızla çevirdiğinde, seni başka biri karşılıyor. Kaçmak, kaybolmak, vazgeçmek mümkün mü!:))

Aşkla kalın...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#6
http://i1004.hizliresim.com/2010/4/9/3042.jpg

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/9/3152.jpg

Üç boyutlu çizimi ise bu biçimde, tek bir merkezden çıkan enerjinin dolanımının 3B resmi.:) Dikkatli bakacak olursanız, aslında bu bir TORUStur.

Herşey kabak gibi ortada, deyişi tesadüf mü acaba?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

JCA

 

Pınar

#8
Ölmek için o kadar acele etmemelisiniz bence. Yukarıdaki 3B şekil, sadece bir kişinin enerji dağılımını resmediyor. Peki çevrede yer alan 6 kişi de enerji yayarsa ve ortaya koca bir torus çıkarsa, üstelik bu torusun başlatıcısı olan rakamlar şöle sıralanırsa: 1-7-13-19.....Kadim öğreti ustaları, "heyy!Biz bir kabağın/torusun/kürenin içindeyiz" deselerdi sanırım hoş olmazdı.Ama onlar bunu söylemek yerine, bunu yaşam çiçeği ya da musanın altı köşeli yıldızı içine gizlemeyi bilmişlerdir.:) Burada kabak formunun çıkmasına takılmayın, enerji o kadar çok ki aslında, şeklin tamamlanmış hali bir küredir. İki boyutlu çizim adı ise çember.:) Her küre ise, bir başka torusun enerji dağılım noktasını oluşturur.Ve o küreler bir başka küreyi oluşturur. Bu nedenle ne başı ne de sonu vardır.Elinizi hangi noktaya atsanız önce bir küre ve kürenin içinde onu oluşturan diğer küreleri görürsünüz.İşte nasıl bir muazzam sistemin içinde varolduğumuzun kanıtı da burada yatar. Eğer bir tek küre yaydığı enerjinin formatında değişiklik yaparsa, bundan tüm sistemler etkilenir. Çevrenize bakıp, acıyı görmek ve duygu/düşüncelerinizi bu kanalize etmek ve bunu yaratmak yerine bunu dönüştürüp daha güzel bir yaşamı/dünyayı zihnimizde projekte etmek daha zevkli bir iş olmaz mı?

Dikkatinizi çekmek istediğim bir başka nokta ise, kabak meyvesinin de aslında bir torus olduğudur.Aslında torus olmayan bir meyve de yoktur ya.:) İçi dairesel bir boşluk barındırır ve merkezde çekirdekleri mevcuttur. Çekirdek, DNA'nın bir sonraki nesillere aktarımını sağlayan yegane unsur.Ve tüm meyvelerde çekirdek, ortada ve dairesel bir kabın içindedir.:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#9
http://i1004.hizliresim.com/2010/4/9/4234.jpg

Yukarıdaki şekil, Mu diyagramıdır. Ortada güneş tanrı(RA), çevresindeki 12 nokta başka alemlerin de bulunduğunu ifade eder. Mu araştırmacıları öyle diyor.Ancak 3B çizimde bu şeklin bir torus olduğunu biliyoruz. Farklı kelimeler ve ama aynı çizimlerle tek birşeyi ifade ettiğimizi farkettiniz mi? Teklik denen olgu, aslında bu şekillerin içinde yer alıyor.

Enerji bedenimizdeki enerji akışımızda torus modeli aslında.Yerden aldığımız enerjiyi kuyruk sokumundan omurilik vasıtasıyla tepe çakrraya çıkarıyoruz.Oradan dışarı yayıyoruz ve tekrar aşağıdan geri alıyoruz.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#10
Teşekkür ederim Pınar'cım, gerçekten değerli bilgiler bunlar. Şimdiye kadar çözemediğim ve ne anlama geldiğini bilmedim bir çok sorunun cevabını veriyorsun. İnsan bedeni için de, verdiğin örnekte olduğu gibi meyva içinde olanlar aynı. "Bir ben var benden içeri" sözünü hatırlatıyor bana. Dışımızda olduğu gibi, içimizde de ne alemler var. Ve pozitif düşün ki pozitif olsun denmesinin nedeni de bu anlattıkların. Sonsuz sayıda aleme rağmen her bir alem tek kaynaktan var oluyor, dağılıyor ve sonuçta tekliğe ulaşıyor. Kapalı bir çember gibi görünsede içinde olduğumuz durum ve her bir küre bir diğerini etkilesede, torus dediğimiz aslında sonsuzluğa uzanır. Evet haklısın, böylesine mükemmel bir yaratımın içindeyiz. Herşey çekirdekte saklı aslında :)
 

Pınar

#11
Sevgili Alemtaç'ım senin evrenler modelinle de örtüşüyor bu anlattıklarım aslında, öyle değil mi?:)Asıl ben teşekkür ederim, varlığın için.:)

Araştırmaya devam edelim. Dünya'ya göz atalım:

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/10/236.jpg

Dünya, kutuplardan basık, Ekvator'dan şişkin, küreye yakın bir şekle sahiptir.Dünya'nın bu gerçek, kendine özgü şekline geoit  adı  verilir.  Dünya'nın  ekseni etrafında dönmesi sonucunda oluşan merkezkaç kuvvetinden  dolayı  geoid şeklini almıştır.Aslında, yukarıda küre dediğim şekil bir geoidtir. Geoidler, daha büyük geoidleri oluşturuyor.Onlar daha büyükleri, ve geoidleri de daha küçük geoidler oluşturuyor ve küçük geoidleri daha küçükleri,böyle gidiyor.bu işin ne başı ne de sonu var.Sonsuzluk kavramını, ya da Ra'nın dediği gibi "Bir" kavramını anlamak adına güzel bir model.

Geoid, yukarıdaki torus modeline fazlası ile benziyor.Dünya dönüyor, yukarıda anlattığım model de kendi çevresinde dönen bir enerji.Aslına bakarsanız samanyoluna baktığınızda da bir miktar yassı olmasına rağmen yine dönen bir sistemi görüyoruz. Sistem içindeki her geoid kendi çevresinde dönüyor, sema ediyor.:)" Herşey dönüyorken, sen niye dönmeyesin" diyen Mevlana ne kadar haklıymış.

Gelelim evren konusuna; evren tüm sistem aslında.Hepimiz bir evreniz ve daha büyük evrenleri yaratıyoruz.Dışarıya bakarak, kendimizi öğreniyoruz.Evreni öğrenmek için dışarıya bakıyoruz, peki dışarıda gördüklerimiz nedir? Ya onlar yoksa? Herşey enerji ise? Bunlar bize yüzyıllarca anlatıldı aslında, bu anlattıklarım yeni birşey değil.Sadece biraz daha netleşmiş, sembolizmden arınmış haldeler.

Bizler, sadece algılardan ve enerjiden/ışıktan oluşuyoruz.Aslında beynimizde oynatığımız, koca bir sinema perdesi hayat.Dışarıda gördüğümüzü sandığımız herşeyi elektrik sinyallerine/enerjiye dönüştürerek, yapıyoruz bunu. Dışarıda gördüğümüz hiçbirşey yok aslında, dışarıda sadece enerji/ışık var.Bu ışığı beynimiz işleyerek, bize harika bir sinema keyfi yaşatıyor.Bu şekilde öğreniyoruz.Aslında öğrenen biz miyiz, bunu da sormak gerek.Bunun cevabı ise, son derece basit:SİSTEM


Olayın madde kısmına bir göz atalım. Madde ışıktır.Einstein'ın ünlü formülü bize anlatıyor. Madde=ışık.Peki, beynimiz dışarıdan aldığı eneji sinyallerini zihnimize projekte ediyor ise, madde var mı?Dokunduğunuz, gördüğünüz, kokladığınız,yediğiniz,duyduğunuz hiçbirşey yok. Maddeyi projekte ederek, onunla oynayarak bilgi ediniyoruz, kendimizi biliyoruz/kendini biliyor.Böylece enerji yükseliyor, bu nedenle bilgi ışıktır.Bunları yazarken, aklıma Arabi'nin bir ara takıldığım fenafillah isyanı geliyor.Arabi diyordu ki; "sen yok olmaya çalışıyorsun, ancak yok olmak için önce varolmak gerek.Öyle ise önce varlığını ispat et!" Biz varız ama değil mi? Bir bedenimiz var, bunu görüyoruz, yoksa o da projeksiyon olmasın.Sadece omurilik-beyincik sisteminden ibaret olmayalım.Ki oda gördüğümüz gibi mi? Kadim bilgilerde bahsi geçen yılan, biz olmayalım.( KH ile ilgisi yoktur)Yılanın kutsal olması bundan olabilir mi? Enerjinin üretilip, donanıma sunulduğu yer orası çünkü.

Başka birşey daha keşfettim. Kanal bilgilerinde verilen bu eski dünya ve yeni dünya projeksiyonları/illüzyonları/hologramları, bu iki realitenin birbirinden ayrılması ve geçiş adını verdikleri süreci yaşadığımızın haberleri son derece kafa karıştırıcı görünüyor.Uyananların bir araya toplandığından bahsediliyor bazı oturumlarda, düşük enerjiler diğerlerinden ayrılıyor.Hep nasıl, neden diye soruyoruz? En azından ben soruyorum.:)

Uyananlar diye bahsedilenler, sistemi az çok anlamaya başlayıp, ne olduğu bilgisine bir miktar yakınlaşanlar ve gerçekten toplanıyorlar. Onların geçiş sürecine katılacağından bahsediliyor.Onlar geçecek, diğerleri kalacak. Kıyamet, yani uyanış! İnsanoğlu, bunu hep vahşi senaryolarla korku haline getirmiştirNe yazık!. Oysa, burada kanımca başka bir durum var. Bir hücrenin nasıl mitoz bölündüğünü biliriz hepimiz.

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/10/354.jpg

Ya bu geoidler de bu şekilde bölünüyorsa? Değişen enerjiler/uyananlar diye tabir edilenlerin bir araya toplanma sebebi bu ise ve eski-yeni hologram arasına ince bir zar gerilmeden önce tıpkı hücrenin mitoz bölünmesi gibi bölünecekse? Bunun üzerine bazı ekin çemberleri de mevcuttu, hatırladığım kadarı ile.İki çemberin birbirini kesmesi gibi.:)Belki de Dünya'nın doğurması böyledir, kimbilir?

Peki siz ne dersiniz bu anlattıklarıma?

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#12
Önemle, belirtmek isterim ki anlattığım bu torus modeli enerji/ruh modelidir. İllüzyonla ilişkisi yoktur.

En başa dönersek, bu torus içinde bir düşünce fırlattığımızda, diğer toruslar tarafından bir şekilde biliniyor ve bu düşünceyi gerçekleştirecek olan ve kabul eden torus bize yaklaşıyor.Sonrası şu ki; olay gerçekleşiyor. Herşey istemek, niyet etmekte yatıyor.Düşünceyi, bilinçli olarak kanalize etmek demek istemek/niyet etmek. Gün içinde durmak bilmeyen düşüncelerle doluyuz. Hangimiz, düşüncelerine engel olabiliyor? Aklımıza  genelde kötü şeyler geliyor(Bunun nedeni de, içeride dengelenmeyen duygulardır.Bir duygu dengelenmediğinde zihnin arka planında dengelenmek için sürekli çaba harcar.) çünkü illüzyondaki derslerimiz dönüştürmek ve dengelemek üzerine, negatifi ve pozitifi bulup, bunları içimizde dengelememiz gerekiyor.Biri bize birşey söylediğinde, tepki vermek yerine durup düşünmemiz ve yaşadığımız deneyimi içselleştirmemiz ve dengelememiz gerekiyor. Diğer tüm toruslar, bizim deneyimlemek istediğimiz ya da daha açık ifade ile düşündüğümüz ve fırlattığımız yaratımı gerçekleştirmek için yaşamımıza/ illlüzyonumuza katalizör olarak giriyor. Ama bizler, katalizörleri algılayıp, kendimizi bilmek adına araştırmaya girmek yerine  parmağımızı katalizörün gözüne sokuyoruz.Bu durumda olan da şu oluyor, sistemin tek bir parçasına duyulan öfke/nefret/kırgınlık vb. sisteme duyulmuş oluyor. Bu duygular negatif düşünceleri tetikliyor ve yaşamımıza/illüzyonumuza daha fazla bu tür katalizörün girmesine sebep oluyor. Burada özellikle torus kelimesini kullanıyorum, çünkü deneyimi yaratan bir enerjidir. Karşımıza eş-dost olarak çıkar.Görüntü bizim zihnimize bağlıdır.En rahat nasıl deneyimleyecek isek, o görüntüyü yaratırız beynimizde.

Yaratılanı, yaradandan ötürü sevmek olduğu gibi bunun tam zıttı olan yaratılanı, yaratandan ötürü dövmek ile karşıkarşıya kalabiliyoruz.Karşımızdaki kişi/kişileri, ayırdığımızda asıl kimi ayırdığımızı farkında olmak, yarattığımız illüzyonu anlamak adına oldukça değerli benim için.

Düşünceleri kontrol etmek oldukça zor bir yöntemdir. Aslında işin özünde kontrol yoktur, enerji kontrol edilmeye çalışıldığında çıldırır çünkü.(unutmayın! elektrik/enerji daima kısa yolu tercih eder ve bunun sonu kısa devredir) Farkında olmak bu nedenle önemlidir.Düşüncelerin farkında olmak, neyi ne için düşündüğünüzün farkında olmak, ağzınızdan çıkan kelimelerin farkında olmak, neyi ne için istediğinizi bilmek.Yaşamın/illüzyonun bu şekilde tarafımızdan yaratıldığını bilmek çok önemli. Bugüne kadar yaşadığınız olaylara şöyle bir göz atın. Ne yarattınız? Ben ne yarattığımı gördüğümde, ölmek istedim.Buradan bir kaçış yolu olsun diye dua ettim. Ama yoktu.Yapabileceğim tek şey, farkına vardığım yaratımlarımı o an bıçak gibi kesip, yeniden başlamaktı ve öyle de yaptım.

İçeride dengelenmek, sadece meditasyon ile olmuyor. Ciddi anlamda gözlem gerektiriyor.Karşınızda size parmak sallayan kendinizi görüp, onu kabul etmeniz ve içerinizde dengelemeniz gerekiyor. Ancak o zaman birliğe aşkla bağlanmanız mümkün olabiliyor.Kendinize öfke duyarken, Bir'i sevmeniz mümkün değil. Çünkü, siz O'sunuz.

Ve özgür irade... Bugüne kadar yalnış anlaşılmalara maruz kalan özgür irade.:) Özgür irade yaşadığımız modelin en önemli yasalarından biridir. Bizler yaratımlarımızda özgürüz.Bize kimse müdahale edemez. Acıyı yaşamak istiyor ve bunu mu yaratıyorsunuz? Yaparsınız. Sefaleti mi yaşamak istiyorsunuz, yaratıyorsunuz? Yaparsınız. Aşkı mı yaşamak istiyorsunuz, yaratıyorsunuz? Yaparsınız. Deneyimlemek istediğiniz herşeyi yaratabilirsiniz.Hiçbir güç size müdahale etmez. Ancak yaratımlarımızın sorumluluğunu da taşımakla yükümlüyüz. İllüzyonda özgür iradeyi aramak artık bana anlamsız geliyor bu yüzden.Çünkü gördüğüm herşey bir illüzyon ve deneyimlemek adına seçtiğim resimler. Bir resmin bana bir şeyler anlatması için beni tetiklemesi gerekir ki, ben orada bulunan öğretiyi alabileyim.Yoksa özgür irade, bana karışmayın işinize bakın, durumuna geliyor. Peki bana karışmazlar ise/negatif-pozitif katalizör olmazlar ise ben nasıl öğreneceğim?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#13
Eğlenerek öğrenmenin altında yatan ironi de bundadır belki.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

sirera

#14
Mahabarata destanındaki Meru dağının arkasında, beyaz denizin ortasındaki beyaz adada yşayan beyaz ışık ve kutsal ateşten oluşan insanlar.
Omurganın merudanda ismini alması.
Mitoloji ve söylenegelen tarihte geçen âsa olarak bahsedilenin omurga olması.
Ses titreşimlerinin ışık desenleri yaratan bir doku olması gibi bilgileri araştırılmasını destekleyen vakfın isminin meru olması (Stan Tenen Meru)
Ve anlatlan yapı ile bir soğuk füzyon deneyi açıklaması yapıldığını düşündüğüm resim (dil sorunu)

Birkaç ayrıntı bilgi.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)