Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#360
31.Mart.2011// Dr.Masaru Emoto'dan bir rica..Japonya Fukushima'da nukleer atıktan etkilenen SU'ya dua.. SU'yu pozitife dönüştürelim.. Katılmak isteyenler???
Çiğdem Demirezen.

Water Ceremony with Dr. Masaru Emoto
 
Zaman 31 Mart Perşembe · 12:00 - 13:00

--------------------------------------------------------------------------------
 
Yer Golbal Event - Please join us in prayer right from where you are - for a special Water Ceremony for the waters at the nuclear plants Japan. This Thursday at 12pm in YOUR time zone. Thank you for your love and support!

--------------------------------------------------------------------------------
 
Oluşturan lovebottleorders.com, Masaru Emoto, Hiro Emoto, Lindsay Noel Kemp

--------------------------------------------------------------------------------
 
Daha Fazla Bilgi A letter from Dr Masaru Emoto...

To All People Around the World,

Please send your prayers of love and gratitude to water at the nuclear plants in Fukushima, Japan!
...
By the massive earthquakes of Magnitude 9 and surreal massive tsunamis, more than 10,000 people are still missing...even now... It has been 16 days already since the disaster happened. What makes it worse is that water at the reactors of Fukushima Nuclear Plants started to leak, and it's contaminating the ocean, air and water molecule of surrounding areas.

Human wisdom has not been able to do much to solve the problem, but we are only trying to cool down the anger of radioactive materials in the reactors by discharging water to them.

Is there really nothing else to do?

I think there is. During over twenty year research of hado measuring and water crystal photographic technology, I have been witnessing that water can turn positive when it receives pure vibration of human prayer no matter how far away it is.

Energy formula of Albert Einstein, E=MC2 really means that Energy = number of people and the square of people's consciousness.

Now is the time to understand the true meaning. Let us all join the prayer ceremony as fellow citizens of the planet earth. I would like to ask all people, not just in Japan, but all around the world to please help us to find a way out the crisis of this planet!!
The prayer procedure is as follows.

Day and Time:
March 31st, 2011 (Thursday)
12:00 noon in each time zone

Please say the following phrase:
"The water of Fukushima Nuclear Plant,
we are sorry to make you suffer.
Please forgive us. We thank you, and we love you."

Please say it aloud or in your mind. Repeat it three times as you put your hands together in a prayer position. Please offer your sincere prayer.

Thank you very much from my heart.

With love and gratitude,
Masaru Emoto
Messenger of Water

http://emotopeaceproject.blogspot.com/

 

Alemtac

#361
HABERİN TERCÜMESİ, TEŞEKKÜRLER SAFFET :)

MASARU EMOTO - Dunyadaki Tum Insanlara

 

Lutfen Fukushima, Japonya'daki nukleer santrallerdeki suya sevgi ve minnettarlik dualarinizi gonderin!

 

9 Buyuklugundeki muazzam depremler ve gercekustu tsunamiler ile 10,000 den fazla insan hala kayip. Felaketin gerceklesmesinden bu yana 16 gun gecti. Durumu kotulestiren sey, Fukushima Nukleer Tesislerinin reaktorlerindeki suyun sizmaya baslamasi ve okyanusu, etraftaki bolgelerdeki hava ve su molekullerini kirletmesidir.

 

Insan bilgeligi problemi cozmek icin cok fazla sey yapamamakta, sadece reaktorlerdeki radyoaktif malzemelerin ofkesini su sIkarak sondurmeye calisiyoruz.

 

Gercekten yapabilecegimiz baska bir seyler yok mu?

 

Oldugunu dusunuyorum. Yirmi yillik hado olcumu ve su kristali fotograf teknolojisi arastirmalarinda, ne kadar uzakta olursa olsun suyun insan duasinin saf titresimini aldigi zaman, pozitife donusebilecegine tanik oldum.

 

Albert Einstein'in enerji formulu E=MC2 gercekte Enerji = Insan sayisi ve insanlarin bilincinin karesi anlamina gelir.

 

Simdi gercek anlami anlamanin zamanidir. Dunya gezegeninin sakinleri olarak hepimiz dua torenine katilalim. Sadece Japonya'daki degil, tum dunyadaki insanlarin bu gezegenin krizlerini cozmenin yolunu bulmamiza yardimci olmalarini istiyorum!!

 

Torenin ismi:

 

"Fukushima'daki nukleer tesislerdeki tum sulara sevgi ve minnettarlik dusuncelerimizi gonderelim"

 

Gun ve Saat:

 

31 Mart 2011 (Persembe)

Her zaman bolgesinde oglen 12:00

 

Lutfen asagidaki cumleyi soyleyin:

 

"Fukushima Nukleer Tesisinin suyu, sana istirap cektirdigimiz icin uzgunuz. Lutfen bizi bagisla. Sana tesekkur ediyoruz ve seni seviyoruz"

 

Lutfen bu cumleyi yuksek sesle veya zihninizden soyleyin. Ellerinizi dua pozisyonunda tutarken uc kez tekrarlayin. Lutfen samimi dualarinizi gonderin.

 

Kalbimden pek cok tesekkurler.

 

Sevgi ve sukranla,

 

Masaru Emoto

Suyun Habercisi
 

Alemtac

#362
Muhteşem "Sahra'nın Gözü"...
Moritanya'nın Vadane şehrinde bulunan 'Sahra'nın Gözü' adı verilen jeolojik yapı görenleri hayrette bırakıyor.


 http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=3a22932a-771d-4159-b53f-e51535dcb76c (haberin fotoğraflarını görmek için tıklayın)

Yayına Giriş: 30.03.2011 02:51:29
Güncelleme: 30.03.2011 03:10:45


Uzaydan bakıldığında bir gözü andıran yapı, 1965 yılında Gemini 4 astronotları McDivitt ve White tarafından keşfedildi.

Bu ilginç oluşum daha sonra astronotlara yön tayin etmede de yardımcı oldu. 50 km çapındaki ilginç yapıyı yerden fark etmenin mümkün olmadığı bildiriliyor.

"Richat Yapısı" da denilen 50 kilometre çapındaki dairesel yapının, önceleri meteor taşının düşmesi sonucu oluştuğu düşünülse de uzmanlar bu şaşırtıcı yapının jeolojik zamanda su ve rüzgar erozyonundan oluştuğunu belirlemiş.

İlginç yapının yan kısımları, tortul kayaçlardan oluşurken, ortasındaki dairesel yapılar ise 600 milyon yıllık bazalt ve volkanik taşlardan oluşuyor. Ancak yapının neden dairesel bir şekil aldığı gizemini koruyor.

TRT HABER
 

sirera

#363
Anadolu'nun her köşesinde giderek kuvvetlenen HES mücadelesi santrallar yapılana dek tarlasıyla, tohumuyla, ineğiyle meşgul sıradan insanlardan pek çok kahraman yarattı. Aralarında mahkeme kararına rağmen santral inşaatını gizli gizli sürdüreni elinde baltayla kovalayan da var, suyunu kurtarmak için açtığı davada mahkeme masrafları için elindeki tek ineğini yarı fiyatına satan da. Kimi kendine isim olarak çevre savaşçıları Avatar'ı seçti, kimi dozerin önüne çadır kurup direndi, kimi belgesel için kamera karşısına geçti. Hapis yatıp çıkan bile oldu. Derelerin Kardeşliği gibi platformlara bağlı derneklere üye olan binlerce kişi yurdun dört bir yanından gelip Ankara'da haykıracak: Anadolumuzu Vermeyeceğiz! Büyük yürüyüş dün Anadolu'nun en ucundan, Artvin'den başladı. İsimsiz pek çok kahramanın mayalandığı mücadeleden cesaretlerinin yanı sıra yaratıcılıklarıyla da öne çıkıp simgeleşen isimlerin hikâyelerini derledik...

Yedi kilometre yol yürüyüp dozerin önüne dikildi
İLMİYE NİNE
Sinan Akçal'ın aynı köyde yaşayan 80 yaşındaki annesi İlmiye Akçal da HES kahramanlarından. Bir günde yedi kilometre yol yürüyüp yedi kez iş makinelerinin önüne geçmiş...
Zamane insanlarının cahilliği bizi bir araya getirdi. 'Ben yiyeyim sen yeme, ben varım sen yoksun' diyenler... Canımız acıyor. Hatta bizim şu anda ölmüşlerimizin bile canı acıyor mezarda. Eskiden hiç çarşıya gitmezdik bir şey almaya. HES inşaatlarıyla gelen para bu dayanışmayı, birlikteliği de parçaladı. Hem toprağımızdan, hem komşumuzdan olduk. Bu işleri okumuşlar yapıyor. Diyorlar ki, biz iyi biliyoruz. Benim okumam yok. "Niye yapıyorsunuz, yapmayın" dediğimde bana 'cahil' dediler. Bunlarda utanma da yok, terbiye de..
Torosların bayrak ismi
PERVİN ANA
Pervin Sarvan (52) Orta Toroslar'ın konar-göçerleri Sarıkeçililer'in mücadelesinde bayraklaşmış bir isim. Eğitimini sorduğumuzda "Yüksek ilkokul, doğa üniversitesi" yanıtını veriyor. İki çocuğu, 100 evladı olduğunu söylüyor. Göçer çocuklarını okutuyorlar.
Kışın Mersin, yazın Orta Toroslar'da keçi, deve güderiz. Boy olarak göçeriz biz, 2 bin 350 civarında nüfusumuz. Göksu havzası göç güzergâhımızda, hayvanları suladığımız bölge. Ermenek'teki barajla en büyük acıyı yaşadık, kurşun atılıp ölseydik daha iyiydi. Yaşam kaynağımızın aniden yok olması tanıştırdı bizi HES'le. Önceleri dışlanıyorduk, çadırda yaşamın ayıp olduğunu, yerleşmemiz gerektiğini söyleyip bizi küçük düşürerek isyana zorladılar. Güç birliği oluşsun derken mücadelemiz başladı. HES bizim için hayatın bittiğini ifade ediyor.

Başka yerlerdeki tahribatı görünce ağladı
MUHTAR MUSTAFA
Artvin merkeze bağlı Melo Köyü muhtarı Mustafa Ökdem HES mücadelesinde başta yalnız bırakılmış. Köylü, politika yapıyor deyip kuşkuyla bakmış. Şimdi herkes etrafında kenetli.

Köyümüze yetmeyen bir suyumuz var. Ortadan dere geçer, 3-4 mahalle bir yanda, 3-4'ü bir yanda, iki taraf yamaç. 7 mahallede 7 tane sulama kanalı var. Biz bunlara su bulamıyoruz, mahalleler arasında nöbet tutuyoruz, sen suyu çok kestin diye kavgalar çıkıyor. Biz kendi aramızda münakaşa ederken bu HES çıktı. Şimdi diyorlar ki bize can suyu altında vereceğiz; ya mevcut su yetmezken sen bana neyi bırakıyorsun. Ruhsat alamazlar, köyümüzü kaldırmak hariç. O su benim ilacım kanım, kansız insan yaşar mı? HES yaptırmayız. Gidip gördüm, çok tahrip ediyor. Ağlamamak elde değil.
Dava için tek ineğini sattı
HAFIZ KAZIM
Kazım Delal 66 yaşında. Rize, Andun Vadisi'nde yaşıyor. Ortaokul mezunu, 5 çocuk babası, çiftçi.
16 sene evvel dört akarsu vardı, üçünü verdik. Söylentiler başladı, Paşaçur Deresi üzerine de iki tane proje var diye, 2006'da araştırmaya başladım bu HES'leri. Araklı'ya gittim, dağa çıktım, yerinde gördüm çalışmayı. Baktık ki küçük suları topluyorlar, bir vadiden öbürüne tünellerle, borularla alıyorlar, hem yerüstü, hem de yeraltı sularını çekiyorlar, vatandaşın haberi yok. 2009 yılının 11. ayında başladılar çalışmaya. İlk iş imza topladım gece gündüz. Nerede bir çalışma varsa alan tespiti yaptım. Avukat Remzi Kazmaz'ı aradım, mahkemeye başvurduk. Bilirkişinin parasını ödemek için tek ineğimi yarı fiyatına sattım. Harç masrafı çıktı, çatı için ayırdığım 2 bin lirayı da verdim. Panellere gittim, duyurdum derdimizi. Pankart götürdüm, "Çek elini Andon Vadisi'nden" diye. Hafızım aynı zamanda, soğuk sularından içtik bu derelerin, meyvelerinden yedik, dünya büyük cennettir, unutmayalım. Mahkememiz kararı verdi, yürütmeyi durdurdu, ÇED raporu almaya çalışıyorlar, postaladım onları, tek başıma mücadelemi veririm Allahıma..
 
Önce kuruttu, şimdi protesto ediyor
VİCDANLI HESÇİ
Celalettin Ateş Darende'de, dünyanın sayılı kanyonlarından, rafting sporunun gözde mekânı, doğal sit alanı Tohma Çayı'nda alabalık üretiyor.
2003'te gelip ölçüm yaptılar, istihdam sağlanır dediler, birkaç kişiyi de çalıştırdılar, 30 kilometrelik bir kanala suyu aldılar, 40 kilometrelik canlıların doğal yaşam alanında su miktarı düştü, sular ısındı. Alabalık vardı, ısı yükselince nesli tükendi. Baktık 10 kişinin istihdamıyla 40 kilometrelik felaket bir tutulamaz; "Bir şeyler yapalım, toplanıp itiraz edelim" dedim. Bir gün özel mülküme girdiler. Ölçüm yapıyorlardı, "İzinliyiz, Harita Müdürlüğü'nde geliyoruz" dediler. Yalan söyledikleri ortaya çıktı araştırınca. İlgili yerlere dilekçeler yazdım, ÇED çıkmadı. Projeyi geri çekmek zorunda kaldılar. Revize ettiler, yine karşı çıktık. "Camiye, mahalleye elektirik veririz" dediler, razı olmadık. "Ben doğayı istiyorum" dedim. İlçe nüfusu 9 bin, tam 11 bin imza topladık. Daha önce su kontrolünde çalıştım. Bu alanı kurutanlardan biri benim. Patron gece arardı, "Sabah millet görene kadar enerjimizi üretiriz" derdi. Vicdanımız sızlayarak o kapağı santrala yönlendirirdik. Çalıştığımız sürece can suyunu bıraktırmadılar. "Gidin o suyu dereden alın, kanala verin millet fark edince açarsınız" dediler.
Vatandaş Mustafa belgeselinde oynadı
AKTÖR HALİS AMCA
Halis Orhan 74 yaşında, ilkokul 3'ten terk. Çobanlık yapmış yıllarca, yeri gelmiş imamlık. İş makinelerinin ilk kez girdiği, HES mücadelesinin start aldığı Fırtına Vadisi'nde yaşıyor. HES davalarının avukatı, Derelerin Kardeşliği Platformu'nun Kurucu Başkanı Remzi Kazmaz'ın yönettiği 'Vatandaş Mustafa' belgeselinin aktörü o.
Belgeselde senaryo yok, tamamıyla yaşadığım atmosferin içinde çekildi. Artist değilim, çobanlık ettim yıllarca. Bize geldiler öyle süslü şeyler sundular ki başta hepimiz taraftık. Sonra farkına vardık işin. Bir baktık ki, hayat bitecek burada. Bu halk o halk değil artık. Bizi hiçe saydılar, insan yerine koymadılar. Yaşam yerimizi ayakta tutmak için kalktık ayağa, bağırmaya başladık. Değnek gösterdiler bize. Bazen içeri girdik ama mahkemeler lehimize.
Muhtarlarla, köyde taraf olmak isteyenlerle vuruyorlar bizi. 10 yıl önce bir profesör geldi buralara, "Bedava elektrik yakacak, suyu bedava kullanacaksınız, her şeyiniz bu santraldan" dedi. Bu adam geçenlerde yine geldi. Ne dedi biliyor musunuz orada: "Arkadaşlar HES'lerin bu kadar zararlı olacağını bilmiyordum!" Kalktım alkışladım. Dedim ki, "10 sene önce ben bunu söyledim, sen profesör olarak şimdi söylüyorsun, aramızdaki fark bu..."
Çadır kurup nöbet tutuyor
BALTALI SİNAN
Sinan Akçal 54 yaşında. 14 HES projesinin olduğu, mücadelenin çok sert geçtiği, mahkemelerin peş peşe durdurma kararları verdiği Çayeli Senoz Vadisi'nde yaşıyor. Ortaokul mezunu bir çiftçi.
Önce kravatlı, çantalı insanlar geldiler ciplerle. Ellerinde cihazlarla ölçüm yaptılar. Nabız yokladılar, son derece saygılılardı, "Köyünüze baraj yapılsa istihdam sağlanır" filan... Korkut Özal oğluyla geldi, derelerin kullanım hakkını alıp sattı. Bizim eski muhtara dört katlı bina yaptılar, anahtar teslim. 10 bini bir arada gören yok, insanlar arazisini satıyor, kandırdılar bizi. Fitne sokup birbirine düşürdüler insanları. Bir eylem yaptım, HES karşıtlarını topladım. Şirket eski muhtarla adamlarına, 'Biz HES istiyoruz' pankartı açtırıp eylem yaptırdı. Mahkeme yürütmeyi durdurdu, onlar durmadı, gizli gizli çalıştılar. Jandarmayı çağırıyoruz gelmiyor. Çok zoruma gitti, aldım baltayı, nacağı elime, kovalamaya başladım bu adamları. Tek başımayım, mücadele ediyorum. İki sefer yürütmeyi durdurma kararı aldık, iptal çıkardık. Yeni ÇED verdi bakanlık, bugünlerde başladılar yine ama bırakmayacağım, bin kişi, iki bin kişi vadide bu şirketlerin önünde ateş yakıp çadır kuruyorum.

Eksi 8 derecede suya girdi
GÜRLEYİKLİ AVATAR
Bu ismi kendisi bulmuş. Halit Gürsoy (51) mobilya imalatında çalışıyor, yılın büyük bölümünü Eskişehir'e bağlı Gürleyik Köyü'nde geçiriyor. Ankara'ya ilk suyu getiren mutasarrıf Hacı Halit'ın altıncı kuşaktan torunu, aynı adı taşıyan konağın da sahibi.
Suyun 2006'da satıldığını öğrendik. Gürleyik şelalesinin debisi 450-500, 700 göstermişler kâğıt üstünde, DSİ'de. Pankart hazırlayıp imza kampanyası başlattık. 5 bin imza topladık. Mücadelemize dikkat çekmek için eksi 8 derecede suya girdim. Dışarıda kar vardı. Dernek kurduk, su festivali düzenledik. ÇED bilgilendirme toplantısı yapıldı, Gürleyik halkı olarak katılmadık. O anda başka bir yerde eğlence yaptık, imza topladık. Üniversiteden bitki-hayvan incelemesi istedik. 332 tür bitkiden 32'si endemik çıktı. Bu raporla doğal sit alanı ilan edildi Gürleyik. Dokuz değirmen vardı eskiden, şimdi 2'si faal. Bilim adamlarına su değirmeni ununun insan sağlığıyla ilişkisine dair konferans verdirdik. Eko-turizm ve açık müze düşünüyoruz.

Dava açıp 22 santralin yapımını durdurdu
İKİZDERE SÖZCÜSÜ
İsmet Ekşi (42) İkizdere Cimil Vadisi'nden. Bayırköy'de yaşıyor, arıcılık yapıyor.

İkizdere Derneği ve Derelerin Kardeşliği aracılığı ile hukuk mücadelesi yürüttük. 22 HES'i dava edip hepsinin yürütmesini durdurduk. Sözcüsüyüm bu mücadelenin. Tüm protestoların içindeyim. Bu derelerde yaşıyoruz. Ekolojik dengeyi koruma yasası var, aksi suç. Çubukla balık avlardık bu derelerde, alabalıklar vardı. Gelir jandarma yakalar, ekolojik dengeyi bozuyorsun deyip para cezası keserdi. Biz de diyoruz ki, bu kanuna herkes saygı göstersin. Malzeme çekip satmalar, dere yataklarını değiştirmeler, bunlar ekolojik dengeyi bozmuyor mu, sadece burada yaşayan halk mı cezayı çeker? 78 kilometrelik vadide, dere yatağını 65 kilometre tünele alıyorlar, can suyu kalmıyor. Enerjiye karşı değiliz, köy değirmenini çevirecek su yok, lisans vermesinler.

Loç Vadisi'nin cesur yüreği
HALİME KADIN

Halime Çakmak 45 yaşında. Kastamonu'nun cennet köşesi, Loç Vadisi'nin kalbi, Çamdibi Köyü'nden. Loç mücadelesinin cesur yüreği, sembol ismi o. Çevre mücadelesini Brüksel'e kadar gidip anlattı.

Köyde büyüdüm, suda büyüdüm. Tek isteğim okumaktı, ilkokul 5'e kadar okuyabildim, göndermedi ailem. İki kızım var ben onları okutuyorum. Geliyorlar, göletler yapacağız yüzmek için diyorlar bin bir vaat, bizimkiler de inanıyor. Gittim, gördüm, gezdim ve "Hayır!" dedim. Suyu boruların içine alıyorlar, su kalmıyor ortada. Tek başıma dava açmaya hazırlanırken bazı arkadaşları tanıdım, bir konferans dinledik, HES'leri öğrendik. Düşüncelerimin doğru olduğunu gördüm. Başsavcılığa dilekçe verdim. Geçen yıl babamın tarlasına makineler girdi, bir ağacımız vardı, gölgesinde otururduk. Beşik asıyorduk dalına, yılan bile dokunmuyordu. Çok üzüldüm. "Çalışma izniniz var mı" dedim "Yok" dediler. Jandarma geldi, kötü biriymişim gibi sürükleyerek alıp götürdü beni. Kollarımın altı mosmor oldu, doktor raporunu vermediler. 20 dakika geçmeden "Serbestsin" dediler. Ertesi gün karakola gidip "Günaydın" dedim. "Emir yukarıdan" dediler. Dava açtılar, yargılanıyorum. Atsınlar içeri. Bize diyorlar ki "Devletle uğraşamazsınız". Bu nasıl söz? Biz olmadan devlet olmaz.

Bİ'ŞEY YAPMALI
101 tür için 1001 gönüllü aranıyor
26 Mart'ta Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın (WWF) iklim değişikliklerine dikkat çekmek Dünya Saati kampanyası kapsamında herkes ışıklarını 20.30-21.30 arasında söndürdü. Ancak bir günlük destek, dünyayı değiştirmeye yetmez. Sayısı hızla azalan bitki ve hayvan çeşitliliği için WWF, Türkiye'nin geleceğini koruyacak 1001 kişi arıyor. 'Türkiye'nin Canı' adlı projeye destek olmak ve 101 odak türün korunmasına katkıda bulunmak için tek yapmanız gereken, www.turkiyenincani.org sitesinden 1 lira
1 kuruş bağış yapmak.

Metin Arolat
(Şarkıcı)
O DA BİR YEŞİL
Süs olsun diye ışık yakmıyorum
Evimde geri dönüşümlü ürünler seçmeye çalışıyorum. Naylon poşetlerden nefret ediyorum. Elektrik takıntım var. Süs olsun diye ışık yakmıyorum. Karton kutular kullanıyorum. Bir süre önce Dumansız Hava Sahası reklamlarında oynadım. Böyle projeleri seviyorum. Sanatçı olmanın en işe yaradığı zamanlar böyle anlar. İnsanlar başka ülkeleri görmediği zaman nükleer santral gibi zararlı şeyleri normal algılıyor. Ben mesleğimden dolayı çok yer gördüm. Oralarda insanlar bizimle karşılaştırılmayacak derecede bilinçli. Bizim de gelecek nesilleri bilinçlendirmemiz gerekiyor ama önce bizim neslin bilinçlenmesi gerekiyor.
 
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#364
NASA DESTANSI UZAY - ZAMAN DENEYİNİN SONUÇLARINI DUYURDU
       
4 Mayıs 2011: Einstein haklıydı. Dünya'nın etrafında bir uzay – zaman vorteksi var ve onun şekli Einstein'ın yerçekimi teorisinin öngörülerine kesinlikle uyuyor.
 
Araştırmacılar bugün NASA genel merkezindeki basın konferansında bu noktaları onayladılar, Yerçekimi Sondası B (GP – B) nin uzun zamandır beklenen sonuçlarını duyurdular.

Yerçekimi Sondası B misyonunun baş araştırmacısı Stanford Üniversitesinden fizikçi Francis Everitt "Genel göreliliğin öngördüğü gibi Dünya'nın etrafındaki uzay – zamanın bozulduğu görünüyor" diyor.


Dünyanın etrafındaki bükülmüş uzay - zaman
Washington Üniversitesinden Clifford Will "Bu destansı bir sonuç" diye ekliyor. Einstein'ın teorilerinde bir uzman olan Will, Yerçekimi Sondası B'nin sonuçlarını izlemek ve gözden geçirmek için 1998'de NASA tarafından kurulan Ulusal Araştırma Konseyinin bağımsız panelini yönetiyor. "Bir gün bu ders kitaplarına fizik tarihindeki klasik deneylerden biri olarak yazılacaktır" diyor.

Einstein'ın görelilik teorilerine göre zaman ve uzay birlikte örülmüştür, "uzay – zaman" adı verilen dört boyutlu bir doku oluştururlar. Dünyanın kütlesi bu dokuyu çukurlaştırır, aynen ağır bir insanın tramplenin ortasına oturması gibi. Einstein yerçekiminin sadece çukurun kıvrımlı çizgilerini izleyen nesnelerin hareketi olduğunu söylüyor.
 
Eğer Dünya sabit olsaydı, bu hikayenin sonu olurdu. Ama Dünya sabit değil. Gezegenimiz döner ve dönüş çukuru hafifçe büker, çukuru 4 boyutlu bir girdaba çeker. GP-B 2004'te bunu kontrol etmek için uzaya gitti.

Deneyin arkasındaki fikir basittir:
Dünyanın etrafındaki yörüngeye dönen bir jiroskop konulur, dönüş ekseni sabit referans noktası olarak uzak bir yıldıza doğru işaret eder. Dışsal kuvvetlerden özgür olarak, jiroskobun ekseni her zaman yıldızı göstermeye devam etmelidir. Ama eğer uzay bükülüyorsa, jiroskobun ekseninin yönü zamanla sürüklenmelidir. Yıldızla ilişkili olan yöndeki bu değişim kaydedilerek uzay – zamanın bükülmeleri ölçülebilir.
 
Pratikte, deney muazzam zordur.
GP – B'deki dört adet jiroskop insanlar tarafından şimdiye dek yapılan en mükemmel kürelerdir. Bu pin pon topu büyüklüğündeki erimiş kuvars ve silikondan yapılmış olan topların çapı 3,75 santimdir ve mükemmel küre şeklinden 40 atomik katmadan daha fazla asla değişmezler. Eğer jiroskopler bu kadar küre olmasalardı, dönüş eksenleri göreliliğin etkileri olmadan bile yalpalardı.
 
Hesaplamalara göre, Dünya'nın etrafındaki bükülmüş uzay – zaman, jiroskopların eksenlerinin yılda yalnızca 0.041 arcsaniye dürüklenmesine neden olmalıdır. Bir arcsaniye bir derecenin 1/3600'udur. Bu açıyı makul bir şekilde iyi ölçmek için, GP – B'nin 0.0005 arcsaniyelik kesinliği fantastik kesinliğe ihtiyacı vardı. Bu, bir parça kağıdın kalınlığını 100 mil uzaktan ölçmeye benzer.
 
Will "GP – B araştırmacıları bunu mümkün kılmak için tamamıyla yeni teknolojiler icat etmek zorundaydı" diye ekliyor.

Onlar, jiroskopları bozmadan Dünya'nın atmosferinin dış katmanlarına hafifçe sürtebilen "sürüklenmesiz" bir uydu geliştirdiler. Dünya'nın manyetik alanının uzay aracına nüfuz etmesini nasıl önleyeceklerini çözdüler. Ve jirometrenin dönüşünü, jirometreye dokunmadan ölçen bir cihaz yarattılar. Bu teknolojiler ile ilgili daha fazla bilgi Science@NASA story'de bulunabilir"

Deneyin başarılması olağanüstü zordu. Ama bir yıl veri toplama ve yaklaşık beş yıl analizden sonra, GP – B bilim adamlarının bunu başardığı görülüyor.
 
Everitt "6.600 artı veya eksi 0.017 arcsaniyelik jeodezik presesyon ölçtük ve 0.039 artı veya eksi 0.007 arcsaniye çerçeve sürüklenme etkisi ölçtük" diyor.
 
Görelilikte uzman olmayan okuyucular için: Jeodezik presesyon, Dünya'nın statik kütlesinin neden olduğun yalpalama miktarıdır (uzayzamandaki çukur) ve çerçeve sürüklenme etkisi Dünya'nın dönüşünün neden olduğu yalpalama miktarıdır (uzayzamandaki bükülme). Her iki değer Einstein'ın öngörülerine kesin uyumlu.

Will, "Başkanlık yaptığım komitenin fikrine göre, bu çaba gerçekten kahramanca. Yenilgiye uğramış olabilirdik" dedi.
 
Yerçekimi Sondası B'nin sonuçları fizikçilere, Einstein'ın teorisinin garip öngörülerinin aslında doğu olduğunun yenilenmiş güvenini veriyor ve bu öngörüler başka yerlere de uygulanabilir. Dünya'nın etrafındaki uzay - zaman vorteksinin tipi, kozmosta başka yerlerde kopyalanmış ve büyütülmüş olabilir – muazzam nötron yıldızların, kara deliklerin ve aktif galaktik çekirdeğin etrafında.
 
Will "Eğer bir jiroskubu bir kara deliğin etrafındaki uzay – zamanda döndürmeye çalışsaydınız, yalnızca bir derece kesriyle yalpalamazdı, çılgınca yalpalardı ve muhtemelen ters dönerdi" diyor.
İkili kara delik sistemlerinde – yani, bir kara deliğin diğer bir kara deliğin etrafında döndüğü sistemler – kara deliklerin kendileri döner ve bu nedenle jiroskoplar gibi davranır. Yörüngede dönen, kendi etrafında dönen, yalpalayan, ters dönen kara delikler sistemini hayal edin! Bu, genel göreliliğin öngördüğü türden şeylerdir ve GP – B bize bunun gerçekten doğru olabileceğini söylüyor.

GP – B'nin bilimsel mirası genel görelilik ile sınırlı değil. Proje ayrıca yüzlerce genç bilim adamının yaşamlarına dokunuyor:
"Bu üniversiteye dayalı olduğu için, birçok öğrenci projede çalışabilir" diyor Everitt. Stanford'daki 86 dan fazla PhD tezi ve diğer Üniversitelerdeki 14 tane daha tez GP – B üzerinde çalışan öğrencilere verildi. Yüzlerce lisans öğrencisi ve 55 lise öğrencisi de katıldı, bunlara astronot Sally Ride ve en son Nobel ödülü kazanan Eric Cornell de dahildir"

NASA 1963 sonbaharında Yerçekimi Sondası B'nin başlaması için fon sağladı. Bu, Everitt ve bazı iş arkadaşlarının 47 yıldan fazla bir süredir planlama yaptıkları, inşa ettikleri, operasyon yaptıkları ve deneyin verilerini analiz ettikleri anlamına geliyor – gerçekten destansı bir çaba.
Bundan sonra ne var?

Everitt kendisinin tez danışmanı ve Nobel ödülü sahibi Patrick M.S. Blackett'nin tavsiyesini hatırlıyor: "Eğer fiziğin sonra ne yapabileceğini düşünemiyorsan, bazı yeni teknolojiler icat et ve bu yeni fiziğe götürecektir."

Everitt, "Yerçekimi Sondası B için 13 yeni teknoloji icat ettik. Bunun bizi nereye götüreceğini kim bilebilir ki?" diyor.

http://science.nasa.gov/science-news/science-at-nasa/2011/04may_epic/
 
(Çeviri: Saffet Güler)
 
 

Alemtac

#365
Deprem kehaneti 1200 km ıskaladı
13.05.2011"11 Mayıs 2011'de Roma'da deprem olacak" diyen gökbilimci Bendandi'nin tahmini doğru çıktı. Ancak deprem aynı gün İtalya'yı değil İspanya'yı salladı

Uzaydaki gök cisimlerinin dünyaya göre konumlarından doğal afet tahminlerinde bulunan İtalyan gökbilimci Raffaele Bendandi'nin 1979'da ölümünden önce "11 Mayıs 2011'de Roma'da deprem olacak" demesi geçtiğimiz hafta sonu İtalya'da paniğe yol açmıştı. Roma halkı deprem korkusuyla kenti terk ederken aynı gün 1200 kilometre uzaklıkta İspanya'nın güneyinde art arda iki deprem meydana gelmesi "Bendandi'nin öngörüsü doğru muydu" sorusunu akıllara getirdi.

İSPANYOL SUAREZ DE YERİNİ BİLDİ
Daha önce 1915 ve 1976'da İtalya'da meydana gelen iki depremi doğru tahmin eden Bendani'nin 11 Mayıs kehaneti için İspanya'da meydana gelen iki deprem sonrasını değerlendiren İtalyan Ulusal Jeoloji Merkezi uzmanları "İspanya ile İtalya arasında geolojik olarak hiçbir bağlantı yok. Dolayısıyla Bendandi'nin tahmininin gelecekte tutarlı bir tarafı yok" dedi. Ancak Bendandi'nin kehanetinin yakın bir gelecekte İtalya'da gerçekleşeceğine inananlar internet sitelerinde "İspanya'da daprem olması Bendandi'yi doğruluyor" diye yazıyor. Önceki akşam İspanya'nın güneydoğusundaki Lorca bölgesinde iki saat ara ile meydana gelen 4.5 ve 5.1 büyüklüklerindeki iki deprem ardında 8 ölü, 250 de yaralı bıraktı. Yaralıların arasında durumu ağır olanların bulunmasından dolayı ölü sayısının artması bekleniyor. Son iki gündür meydana gelen 50 artçı şoktan korkan bölge halkı geceleri sokakta yatıyor. Öte yandan 28 Şubat'ta İspanya'nın önde gelen sismologlarından Luis Suarez'in "Ülkemizin güneyinde 3 ay içinde depremler meydana gelecek" dediğini hatırlatan İspanyol basını "Suarez, Lorca depremini 3 ay önce haber vermişti yorumları yapıyor.

DIŞ HABERLER
 

Alemtac

#366
Evrende tek vücut bir güç var!

23 Mayıs 2011 Pazartesi, 22:34 tarihinde Bilim Dünyası tarafından eklendi.

NASA'nın 200 bin galaksi üzerinde 5 yıl boyunca ve kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye gidilerek yapılan gözlemler sonucunda, evrende karanlık enerjinin, yer çekimi gücüne baskın olduğu ve evrenin giderek artan bir hızla genişlemesini sağlayan düzenli ve tek vücut bir güç olduğu teyit edildi.


NASA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, uzayda bulunan "Galaksi Evrim Kaşifi (Galaxy Evolution Explorer)" aracı ve Avustralya'nın Siding Spring dağlarının zirvesinde bulunan teleskopla yapılan gözlemleri izleyen dikkatli ölçümler, galaksilerin birbirinden uzaklaştığı bilgisini bir kez daha doğrularken, bulgular, karanlık enerjinin varlığının, şimdiye kadar sağlanan en iyi teyidi oldu.

Avustralya'daki Swinburne Teknoloji Üniversitesi'nden Chris Blake, bu durumu, "bir taşı havaya attığınızda, bir süre sonra hızının azalmayıp, giderek artması ve havada giderek daha hızlı biçimde yol almayı sürdürmesi gibi" ifadeleriyle tanımlıyor.

Araştırmayla ilgili iki makalenin yazarlarından olan Blake, karanlık enerjinin bir kozmolojik sabit güç olduğunu en iyi şekilde teyit ettiklerini belirterek, baskın olan yer çekimi olsaydı, "karanlık enerjinin zaman içerisindeki bu düzenli, sabit etkilerinin gözlemlenemeyeceğini" belirtti.

Gizemli karanlık enerji, evrenin yapı taşlarını birbirinden uzaklaştırıyor. Yapısı bilinmediği, sadece gözlemler sonucu tahmin edilebildiği için, bu gizemli enerjiye karanlık enerji adı veriliyor. Karanlık enerjinin, evrenin yüzde 74'ünü oluşturduğu düşünülüyor. Karanlık madde ise karanlık enerjiye göre daha az gizemli, hakkında daha çok şey biliniyor ve evrenin yüzde 22'sini oluşturuyor. Geriye kalan, atomların oluşturduğu ve gezegenleri, yıldızları ortaya çıkaran olağan madde ise evrenin sadece, yaklaşık yüzde 4'lük bir kısmı.

Karanlık enerji düşüncesi, süpernova patlamalarının yerleri arasındaki değişimler gözlemlenerek, 1990'lı yıllarda ortaya atıldı. Bu yeni çalışmayla da, bu düşünce teyit edildi. Astronomlar önce, "Galaksi Evrim Kaşifi" aracının sağladığı verilerle, uzak evrendeki galaksilerin üç boyutlu bir haritasını çıkardı.

Avustralya'daki teleskop yardımıyla da, galaksiler arasındaki mesafelerle ilgili ölçümler yapıldı. Bu çalışmada, evrenin erken dönemlerinin bıraktığı ses dalgalarından da, galaksiler arasındaki mesafe değişimlerini belirlemek amacıyla yararlanıldı. Sonuçlar, galaksilerin giderek artan hızla birbirinden uzaklaştığını gösterdi. Bilimadamları, galaksi kümelerinin kentler gibi giderek büyüdüğünü, binlerce galaksilik kümeler oluştuğunu, bu kümelerin yer çekimi etkisiyle kendisine doğru yeni galaksileri çektiğini, ancak karanlık enerjinin ise bu kümeleri dağıtma yönünde çalıştığını, bu nedenle galaksilerin kümelenme sürecinin yavaşladığını belirledi. Bu da karanlık enerjinin, dağıtıcı gücünün ölçülmesine olanak sağladı.

Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre karanlık enerji ve yer çekimi, birbirine zıt ancak birbirine bağımlı "yin-yang" gibi, iki güç. Evrenin erken zamanlarında yer çekimi baskın durumda idi. Evreni ortaya çıkaran ''Büyük Patlama''dan 8 milyar yıl sonra ise karanlık enerjinin gücü öne geçmeye başladı ve evren genişledikçe yer çekimi gücünün etkisi zayıflamaya, madde, giderek hızlanan bir süreçle evrende dağılmaya başladı. Bundan milyarlarca yıl sonra, karanlık enerjinin daha da baskın hale geleceği düşünülüyor. Milyarlarca yıl sonra galaksiler birbirinden o kadar uzaklaşmış olacak ki, bu galaksilerde yaşayan zeki canlılar bir diğer galaksiyi artık göremeyecek.

NASA astrofizik direktörü Jon Morse, elde edilen sonuçlara ilişkin yaptığı açıklamada, "astronomların son 15 yılda yaptıkları gözlemler, fizik bilimi alanında en şaşırtıcı keşiflerden birinin yapılmasını sağladı. Bu da, evrenin, Büyük Patlama ile tetiklenen genişlemesinin hızlanarak sürdüğüdür. Bağımsız yöntemler ve Galaksi Evrim Kaşifi aracının sağladığı verilerin kullanılmasıyla, karanlık enerjinin varlığından daha fazla emin olduk" dedi.

Karanlık enerjiyle ilgili çalışmaların sonuçlarına ilişkin haber ve görsellere, NASA sitesinden "http://www.nasa.gov/mission_pages/galex/galex20110519.html" bağlantısıyla ulaşılabiliyor.

 

Alemtac

#367
Dünya ile ilgili yeni keşif

24 Mayıs 2011 Salı, 00:44 tarihinde Bilim Dünyası tarafından eklendi.

Dünya ile ilgili yapılan bu yeni keşif, merak edilen birçok sorunun cevabını da veriyor.

eeds Üniversitesi'nden araştırmacılar Dünya'nın iç katmanları hakkında ortaya attıkları yeni teoriyle birçok cevapsız soruya cevap arıyorlar. Bilindiği gibi Dünya'nın iç çekirdeği katı demirden meydana gelmekte, daha dışarıdaki dinamik dış çekirdek ise sıvı demir-nikel alaşımından meydana geliyor. Daha da dışarıda manto ve katı kabuk bulunuyor.

 

Milyarlarca yıldır dünyanın çekirdeği soğuyor ve soğurken dışarıya verilen ısı, dünyanın dinamosu halini alırken, dönüş hızıyla beraber manyetik alanın oluşmasına neden oluyor. Araştırmacılar yeni bir modellemeyle sismolojik verileri birleştirerek dışarıya verilen bazı ısıların kabuktan çıkamadan geriye döndüğünü ortaya çıkarttı. Bu şekilden teori, içeride yerel bir erimenin meydana geldiğini ve yer kürenin çekirdeğinin aynı anda hem soğurken hem de ısındığını ortaya çıkartıyor.

 

"Modelimiz, sismik ölçümlerde ortaya çıkan iç çekirdeğin etrafındaki sıcak sıvı katmanın varlığını açıklamamıza yardımcı oluyor. Yerel erime teorisi ayrıca başka sismik gözlemleri de açıklayabilir, örneğin deprem dalgalarının neden çekirdeğin bazı bölümlerinde daha hızlı hareket ettiği gibi."
 

Alemtac

#368
Dünya çapında çok satan Lise Boureau'nun ''Gelişen Ruhlar İyileşen Yaralar'' kitabı Çocukluğumuzda -kaçınılmaz olarak- aldığımız yaraları beş ana başlık altında topluyor :

Reddedilme, Terk Edilme, Haksızlık, Küçük Düşürülme ve İhanet

Bu yaralar, ana babanın kasti olmasa da, çocuğun temel ihtiyaçlarını gideremedikleri noktada oluşan ''tercüme hataları''.......Beş temel yara, beden dilinden dış görünüşe, dış görünüşten eğilimli olunan hastalıklara; ruhumuzda ve bedenimizde etkisini gösteriyor. Ve bu yaraları gizlemek için taktığımız maskelerle:

İçine Çekilen, Bağımlı, Mazoşist, Kontrolcü ya da Katı İnsanlar oluyoruz.......

Maskelerimizi atıp yaralarımızı iyileştirebilir miyiz?
Lise Bourbeau kitabında bunun yollarını gösteriyor....

Biz de bu çarşamba bu konuyu işlemeye karar verdik... Gelin hep beraber çocukluk yaralarımızı tespit edip bağımlılıklarımızı bulalım...Hastalıklarımızın ana nedenlerine inelim, maskelerimizi atıp atamayacağımızı konuşalım....

Konuşmacı Konuk : Tayfun Sever
Kolaylaştırıcı: Figen Ergin Torun

İLETİŞİM;
Berrin YILMAZ ; 0532 485 98 62
Gül TAŞÇI .....; 0533 772 37 31
TuVa Sanat...; (0212) 293 44 34
[email protected]

İlk defa gelecek dostlarımız için
İstiklal Caddesi, Hüseyin Ağa Cami'nin sokağından girin.
Sokağın sonunda- sağ kolda- eski pembe binanın ( 16 numara) 3. katına asansörle çıkın....
Sakızagacı taksi duragının olduğu sokak....

Etkinlik ÜCRETİ 15 TL.
TUVA GÖNÜLLÜLERİ için 10 TL.

Çay ve diğer içecek ücretleri katılımcılara aittir.


 

Alemtac

#369
Cehennem kurdu!Yeni bir canlı türü bulundu, bilim dünyası şokta. Çünkü...

04 Haziran 2011 Cumartesi, 10:26 tarihinde Bilim Dünyası tarafından eklendi.




Amerikalı bilimadamları, Güney Afrika'daki altın madenlerinde buldukları yeni bir tür kurtçuğun, Dünya'da en derinde yaşayan kara hayvanı olduğunu açıkladılar.

 

 

ABD'nin prestijli Princeton Üniversitesi liderliğindeki bir uluslararası ekip, "Halicephalobus mephisto" adı verilen yeni tür kurtçukların, yüzeyden 3,5 km aşağıda bulunduğunu belirtti.

 

 

Keşiften önce sadece tek hücreli bakterilerin bu kadar derinde yaşayabileceğini düşünen bilimadamları, bakteriyle beslenen, 700 metre ile 3,5 km arasındaki çeşitli derinliklerde bulunan bu kancalı kurdun sadece 0,5 mm boyunda olduğunu ve yüzeyden bu kadar aşağıda çatlaklar arasından sızan 48 santigrat derecelik suda yaşadığını kaydettiler.

 

 

Bulgularını Nature dergisinde yayınlayan araştırmacılar, keşiflerinin dünya dışı yaşam arayışları ve astrobiyoloji için de önemli yansımaları olacağını belirterek, özellikle Mars'ta eskiden yaşam varsa, şimdi Kızıl Gezegen'in iyice derinlerinin incelenmesi gerektiğini kaydettiler.

 

 

Amerikalı bilimadamları, Mars'taki yaşam evrilmesinin yeraltında devam ediyor olabileceğinin altını çizdiler.(vatan)

 

Alemtac

#370
Dünyanın en gizemli adasında yatan sır...

Dünyanın en gizemli adası olarak kabul edilen Paskalya Adası, araştırmacıların yüzyıllardır süren çalışmalarına rağmen sırlarını saklamaya devam ediyor.

Adanın tarihi ve barındırdığı medeniyetler hakkında çok sayıda teori ortaya atılıyor. Ancak, kıyı şeridi dev antik heykellerle kaplı adanın on bin yıl öncesine uzanan karanlık tarihi hala aydınlanmış değil. Eski çağlarda "Dünyanın Merkezi" olarak adlandırılan ve antik uygarlıkların nasıl yok olduğuna ait sırlar barındıran adanın gizemi çözülemeyecek gibi görünüyor.

Paskalya Adası, bugün üzerinde ağaç kalmamış volkanik bir kara parçası. Tahitili denizcilerin 1860'lı yıllarda Rapa Nui adını verdikleri ada, Şili kıyılarından 3 bin 600 km açıkta bulunuyor. Bu özelliğiyle, dünyanın karaya en uzak noktası unvanına sahip.

Paskalya Adası'nın gövdesini 507 metre uzunluğundaki Terevaka yanardağı oluşturuyor. Doğusundaki Poike ve güneyindeki Rano Kau yanardağlarıyla üçgen şeklini alan ada, okyanus tabanından yükselen 3000 metre yüksekliğindeki bir yanardağdan farksız.

Paskalya bayramı arifesine denk gelen 5 Mayıs 1722'de, Hollandalı denizci Jacob Roggeveen Paskalya Adası'na ayak basan ilk Avrupalı oldu. Ada modern günümüzdeki ismini böyle aldı. Roggeveen ve denizcileri, dört bir yanı dev insan heykelleriyle dolu adada yaşayan yerlilerin neredeyse çıplak olduğunu gördü. Akıllarına gelen ilk şey, yüzlerce heykeli bu ilkel insanların yapmış ve kıyıya dizmesinin imkansız olduğuydu.

GİZEMLİ HEYKELLERİN ÖYKÜSÜ

Norveçli kaşif Thor Heyerdahl, 1950'lerde Paskalya Adası'nda Güney Amerikalı yerlilerin yaşamış olduğu iddiasını ortaya attı. Ancak, adada bulunan kemikler üzerinde yapılan DNA analizleri, halkın Pasifik Okyanusu'ndaki adalardan gelen Polinezyalılara ait olduğunu gösterdi.

Bir mezarda yapılan karbon testi ise adaya ilk olarak 318 yılında ayak basıldığını ortaya koydu. O yıllarda, Paskalya Adası'nın çok sayıda kuşun yaşadığı gür ormanlara ve verimli topraklara sahip olduğuna inanılıyor. Gıda kaynaklarının bol olduğu adanın nüfusu artınca, halk kendine özgü din ve sanat kültürünü oluşturdu.

Adanın temel kültürü moai heykelleriydi.  Bu heykeller, adanın çevresini yaklaşık 1.5 km aralıklarla çeviren "ahu" adındaki taş platformlara dikildi. İlk zamanlarda, adanın çevresini saran yaklaşık 250 ahu üzerinde 288 moai bulunuyordu. Ayrıca, 600 moai adanın dört bir yanına dağılmış bir halde tamamlanmadan bırakıldı. Ortalama bir moai'nin 4,5 metre uzunluğunda ve 14 ton ağırlığında olduğu düşünüldüğünde, bu heykelleri kıyı şeridine çekebilmek için 50 ile 150 kişinin çalışması ve çok sayıda ağaç gövdesi kullanılması gerekiyordu.

ADA MEDENİYETİNİN SONU

Tamamlanmadan bırakılan 600 moai, Paskalya Adası'ndaki medeniyetin nasıl sona erdiğini gösteren en önemli ipucu oldu. Araştırmacı Jared Diamond'a göre, Paskalya Adası'na ilk ayak basan insanlar, yüzyıllar sonra adanın kaynaklarını tüketme noktasına getirdi. 15'inci yüzyılın başından itibaren adadaki ormanlar yok oldu, verimli topraklar erozyona uğradı, ırmaklar kurudu ve kuşlar adayı terk etti. 
Tarımın çökmesi, balıkçıların tekne yapacak ağaç bulamaması ve vahşi hayvanların telef olması, ilk önce kıtlığın, ardından yamyamlığın ortaya çıkmasına neden oldu. Sonuç olarak Paskalya Adası toplumunu bir arada tutan liderler ve dini sınıf aç kalan halkın üzerindeki kontrolünü yitirdi. 17 ve 18'inci yüzyıllarda yaşanan klan savaşları ada nüfusunu iyice azalttı, moai'ler hasar gördü. Son olarak, Avrupalıların suçiçeği ve dizanteri getirdiği adada, halk hastalıklardan öldü, bir kısmı öldürüldü, diğerleri ise köle edildi ve medeniyet çöktü.

"CENNETE BAKAN GÖZLER"

Ortodoks arkeologlar, Paskalya Adası'na ilk kez denizde kaybolan Polinezyalıların 318 yılında ayak bastığını kabul etti. Ancak gizemli ada üzerinde yapılan araştırma sayısı arttıkça, yeni teoriler ortaya atıldı. Bunlardan bir tanesi, Paskalya Adası'nın çok daha büyük bir toprak parçasının geride kalan kısmı olduğu ve binlerce yıl öncesine uzanan bir tarih sakladığı.


Üç araştırmacı, Graham Hancock, Colin Wilson ve Rand Flem-Ath, Paskalya Adası'nın Dünya'da kutsal bir coğrafyayı temsil ettiğini öne sürdü. Onlara göre, gizemli adanın tarihi eski çağlarda yaşanan büyük sel felaketlerinin öncesine rastlıyor.

Hancock, "12 bin yıl önce buzullar henüz erimemişken, okyanuslardaki su seviyesinin 100 metre daha alçak olduğunu ve Pasifik bölgesinde And Dağları kadar uzun adalar zinciri bulunduğunu" iddia etti. Hancock ve meslektaşlarına göre, Paskalya Adası aslında büyük kısmı sular altında kalmış bir kara parçasının tepesi.

Rapa Nui isminin yanı sıra, Paskalya Adası'nın antik isimlerinden biri "Te-Pito-O-Te-Henua".  Anlamı, "Dünyanın Merkezi". Bir diğer ismi de "Mata-Ki-Te-Rani", yani "Cennete Bakan Gözler". Bazıları, günümüz araştırmacıların göz ardı ettiği mitolojik bilgiler dikkate alındığında, Paskalya Adası'nın binlerce yıl önce var olan ve gözlemevleriyle gökyüzünü araştıran antik bir uygarlığa ev sahipliği yaptığını öne sürüyor.

Hancock, "Cennetin Aynası" adlı kitabında, Paskalya Adası'nın büyük tufanlardan önce yaşamış bir uygarlığın evi olduğunu ve çok önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu özel konum, dünyadaki kutsal yerlerin matematiksel yerlerini mükemmel bir şekilde gösteriyordu.

ANTİK GÖZLEMEVİ AĞI

İki diğer araştırmacı, Christopher Knight ve Robert Lomes, Paskalya Adası'nın konumunun neyi ifade edebileceğini araştırdı. "Uriel'in Makinesi" adlı kitaplarında, Paskalya Adası'nın "küresel bir gözlemevi ağının parçası olduğunu" belirttiler. Onlara göre, bu gözlemevleri gelecekte yaşanacak meteor çarpmaları ve yer tabakalarının hareketiyle gerçekleşecek felaketleri önceden tespit etmek için kullanılıyordu.

Ortaya atılan teori şuydu: Efsanelerde anlatıldığı gibi M.Ö 13 ve 8'inci yüzyıllar arasında yaşanan sel felaketleri, buzulların erimesinden kaynaklanmadı. Tersine, sayısız uygarlığı yok eden felaketlerin nedeni,  kozmik cisimler ve kuyruklu yıldızlardı. Bu felaketler ise şunlardı:

1- Atlantis'in sular altında kalmasına neden olduğu düşünülen sel felaketinin yaşandığı M.Ö 9600'da, kozmik bir cismin Güneş Sistemi'nden geçmesi Dünya'da çok büyük depremlere neden oldu.

2- M.Ö 7640 yılında Dünya'ya yedi kuyruklu yıldız çarptı. Çarpmanın etkisiyle hızı saatte 700 km'yi bulan, 5-8 km uzunluğunda dalgalar, yanardağ patlamaları ve depremler tüm Dünya'yı sarstı.

Sonuç olarak, Yontma Taş Devri'nin öncesine rastlayan bu iki olay, bir zamanlar kıyı bölgelerine kurulu şehirleriyle Pasifik Okyanusu'nda var olmuş bir ada uygarlığını da yok etmiş olabilir. Yani Rapa Nui'yi.

Tüm bu bilgiler, 12 bin yıldan daha eski bir tarihte sel sularıyla yok olduğu düşünülen Mu ve aynı kaderi paylaşan Atlantis'in yanı sıra, her ikisine benzeyen bir diğer önemli medeniyetin daha var olmuş olabileceğini gösteriyor.  Birçok antik uygarlık gibi, gökyüzünü anlamaya çalışmak için astronomi alanında çok gelişmiş olduğunu tahmin edebileceğimiz bu uygarlık, Pasifik Okyanusu'nun binlerce metre derinliğinde saklı olabilir.

http://www.veteknoloji.com/dunyanin-en-gizemli-adasinda-yatan-sir-42207-10-.html
 

Tgur

#371
Kasyopyalıların bu konu üzerine sorulan sorulara verdikleri cevap ,
(2.Kasım .1994 celsesi)
-------------------------

S: (L) Paskalya Adasındaki taştan başları kim yaptı?
C: Lemuryalıların torunları.

S: (L) Yerliler o taşların oraya yürüyerek geldiğini söylüyor. Bu doğru mu?
C: Hayır.

S: (L) Peki nasıl geldiler?
C: Tonal titreşim.

S: (L) Peki o taşlar neyi temsil ediyor?
C: Nefalim.

S: (L) Nefilim'in görünüşü böyle miydi?
C: Yakın.

S: (L) Bu Lemurya'da Nefilim'in mevcut olduğu anlamına mı geliyor?
C: Yakın.

S: (L) Lemurya neredeydi?
C: Güney Amerika Pasifik açıkları.

S: (L) Yani Paskalya Adası yerlileri atalarından bahsederken, Güney Amerika yönünden gelen insanlardan mı bahsediyorlar?
C: Hayır. Hemen her yönden geliyorlardı. Paskalya Adası Lemurya'nın bir kalıntısı.

S: (L) Lemurya'ya ne oldu?
C: Sizin Cennetten Düşüş dediğiniz olaya yakın bir zamanda suya gömüldü.

S: (L) Eğer Nefilim grubu buraya 9-12 bin yıl önce getirildiyse...
C: Son ziyaretleri. 5 kez geldiler. Dönecekler.

S: (L) Nefilim dönecek mi? Şu anda nerede yaşıyorlar?
C: Oryon.

S: (L) Oryon takımyıldızında mı yaşıyorlar? Gezegenleri hangisi?
C: Gezegenleri yok. Hareket halindeler.

S: (L) Tüm grup hareket halinde mi?
C: Üç araç.

S: (L) Her araçta kaç Nefilim var?
C: Yaklaşık 12 milyon.

S: (L) Bize yardım etmeye mi geliyorlar?
C: Hayır. Dalga, komet kümesi... Hepsi aynı enerjiyi kullanıyor.

S: (L) Aynı enerjiyi ne için kullanıyorlar?
C: Mekan-zamanda ilerlemek için.
---------------
(Aradaki bir bölümü atlıyorum) ve ,
---------------
S:(L) Nefilimlerin Grilerin ve Kertenkelelerin askeri gücü olduklarını söylemiştiniz, değil mi?
C: Evet.



bozadi

#372
bir iki celsedeki diğer bazı notlar:

----
22 Ekim 1994

S: (L) Nefilim hakkında bilgi istiyoruz.
C: Nefilim, bu galaksinin başka bir noktasındaki bir gezegenden gelen, üçüncü yoğunluk seviyesindeki bir ırk. Geçmişinizdeki belirli bir dönemde asker gücü olarak görev yapmak üzere Kertenkele varlıkları tarafından alınan, daha doğrusu kaçırılıp, tekrar-programlanıp alıkoyulan bir ırk.

---

2 Kasım 1994

S: (L) Buraya gelen 36 milyon Nefilim olduğunu söylüyorsunuz, onlar 4'üncü yoğunluk varlıkları mı?
C: Hayır. 4'üncü yoğunlukta yaşıyorlar ama 3'üncü yoğunluklar. Sizin kadar fizikseller.

S: (L) Herhangi bir Nefilim bize karşı dostça davranır mı?
C: Hayır.

S: (L) Eğer Nefilim 3'üncü yoğunluksa, tıpkı bizim gibi öldüklerini düşünüyorum. Doğru mu?
C: Evet.

S: (L) Yani onlara ateş edebiliriz ve ölürler, değil mi?
C: Doğru. Ama yanlış yaklaşım.

S: (L) Doğru yaklaşım nedir?
C: Bilgi korur.

S: (L) Eğer 4.5 metre boyunda biri gelip beni yere yıkmak isterse hangi bilgi beni koruyacak?
C: 4'üncü yoğunlukta olacaksın.

S: (L) Yani onlar buraya gelmeden önce biz 4'üncü yoğunluk mu olacağız?
C: Geçiş.

S: (L) Üçümüz de mi?
C: Evet, ve pek çok başka kişi.

S: (L) Yani Nefilim'le uğraşmak zorunda olmayacağız?
C: Yanlış.

S: (L) Yani o sırada dünya üzerinde 3'üncü ve 4'üncü yoğunlukta varlıklar olacak ve bazıları onlarla uğraşmak zorunda olacak ama bazıları da olmayacak, öyle mi?
C: Ama siz uğraşmak zorunda olacaksınız.

S: (L) Anlamıyorum. Buraya gelen Nefilim grubu da mı 4'üncü boyuta geçiyor?
C: Onlar orada 3'üncü yoğunluk varlıkları olarak yaşıyorlar. Şöyle düşün: Kaçırıldığın zaman 3'üncü yoğunluksun ama 4'üncü yoğunluğa götürülüyorsun.

Alemtac

#373
GÜNEŞ SİSTEMİNİN KIYISINDAN GELEN BÜYÜK SÜRPRİZ

 

9 Haziran 2011: NASA'nın Voyager uzay roketleri daha önce hiç kimsenin gitmediği yere gidiyor. Dünyadan 9 milyar mil uzakta, yıldızlara doğru sessizce süzülerek, güneş sisteminin en uzak, keşfedilmemiş erişimlerinden haberler gönderiyor.

 

Misyon bilim adamları roketlerin çok büyük haberler gönderdiğini söylüyor.

 

Orası köpüklü.

 

Boston Üniversitesinden astronom Meray Opher "Voyager roketlerinin köpüklü manyetik baloncukların garip alemine girmiş olduğu görünüyor. Bu çok şaşırtıcı" diyor.

 

http://www.youtube.com/watch?v=yUt6mRDV5hY

 

Bilgisayar modellerine göre, baloncuklar büyük, yaklaşık 100 milyon mil genişliğinde, hızlı roketlerin bu baloncukların bir ucundan diğer ucuna geçmeleri haftalar sürer. Voyager 1, 2007 civarında "köpük bölgesine" girdi ve Voyager 2 yaklaşık bir yıl sonra onu takip etti. Başlangıçta araştırmacılar Voyagerlerin neyi algıladıklarını anlamadılar – ama şimdi iyi bir fikirleri var.

 

"Güneşin manyetik alanı güneş sisteminin kenarına kadar tüm yol boyunca uzanır" diye açıklıyor Opher. "Güneş döndüğü için, manyetik alanı bükülür ve büzüşür, balerinanın eteğine biraz benzer şekilde. Güneşten çok uzakta, şu anda Voyagerlerin olduğu yerde, eteğin kıvrımları birbirine kenetleniyor."

 

Manyetik bir alan bu şekilde ciddi olarak katlandığında, ilginç şeyler gerçekleşebilir. Manyetik kuvvet hatları çapraz geçiş yaparlar ve "yeniden bağlanırlar". (Manyetik yeniden bağlantı güneş patlamalarının temelini oluşturan aynı enerjisel işlemdir.) Eteğin tıkış tıkış kıvrımları kendilerini yeniden organize eder, bazen köpüklü manyetik baloncuklara patlayarak.

 

Opher'in çalışma arkadaşı Maryland Üniversitesinden fizikçi Jim Drake "Güneş sisteminin kıyısında böyle köpükler bulmayı hiç beklemiyorduk, ama işte orda!" diyor.

 

1950'lere dek giden teoriler çok farklı bir senaryo tahmin etmişlerdi. Güneşin uzak manyetik alanının göreli olarak zarif kavislerle etrafında kıvrılıp en sonunda güneşe yeniden katılmak için geri büküldüğü varsayılıyordu. Kabarcıkların kendini – içerdikleri ve daha geniş güneş manyetik alanından bağlantılarının oldukça koptuğu görülüyor.

 

Enerjisel parçacık sensör okumaları Voyagerlerin ara sıra köpüğün içine dalıp çıktığını öne sürüyor – eski fikirlerin hala taşındığı bölgeler olabilir. Ama tek başına eski modellerin Voyagerlerin bulduğu şeyi açıklayamayacağından şüpheniz olmasın.

 

"Bu bulguların çıkarımları ile ilgili zihinlerimiz hala meşgul".

 

Güneşin uzak manyetik alanının yapısının (köpük – köpüksüz) bilimsel önemi var, çünkü bu, galaksinin geri kalanıyla nasıl etkileştiğimizi tanımlar. Araştırmacılar şu anda Voyagerlerin bulunduğu bölgeye "heliosheath" (helio – kılıf) adını veriyorlar. Bu aslında Güneş Sistemi ve Samanyolunun geri kalanı arasındaki hudut kapısı. Buradan çok fazla şey geçmeye çalışıyor – yıldızlar arası bulutlar, galaktik manyetizm kümeleri, kozmik ışınlar. Bu davetsiz misafirler köpüklü manyetizm kalkanı ile mi karşılaşıyorlar (yeni görüş), yoksa güneşe geri dönen zarif manyetik kuvvet hatlarıyla mı? (eski görüş)

 

Galaktik kozmik ışınlar, uzak kara delikler ve süpernova patlamaları ile ışık hızına yakın hızlandırılan atom altı parçacıklardır. Bu mikroskobik gülleler güneş sistemine girmeye çalışırken, iç gezegenlere ulaşmak için güneşin manyetik alanıyla çarpışmak zorundalar. 

 

Opher "Manyetik baloncuklar kozmik ışınlara karşı ilk savunma hattımız olabilir. Bunun iyi bir şey olup olmadığını henüz anlamadık" diyor.

 

Bir taraftan baloncukların çok gözenekli bir kalkan olduğu, birçok kozmik ışının boşluklardan geçmesine izin verdiği görülüyor. Diğer taraftan kozmik ışınlar baloncukların içinde sıkışıp kalabilir, bu köpüğü çok iyi bir kalkan haline getirebilir.

 

"Voyagerler köpüğün içinde daha çok ilerledikçe ve onun organizasyonu hakkında daha çok şey öğrendikçe hangisinin doğru olduğunu keşfedeceğiz. Bu sadece başlangıç ve önümüzde daha çok sürpriz olduğunu tahmin ediyorum" diyor Opher.

 

http://science.nasa.gov/science-news/science-at-nasa/2011/09jun_bigsurprise/

 

(Çeviri: Saffet Güler)

 

Alemtac

#374
15 Haziran'da gözler gökyüzünde olacak...

Giriş tarihi : 13.06.2011, Pazartesi 10:56 Güncelleme : 10:57

Bu yılın ilk Ay Tutulması, 15 Haziran Çarşamba günü saat 22.05'de başlayacak. Ankara Üniversitesi (AÜ) Rasathanesi, 1 saat 40 dakika sürecek ay tutulması için düzenleyeceği özel etkinliğinde, meraklılarına gökyüzünü teleskoplarla izlettirecek. AÜ Gözlemevi yetkililerinden alınan bilgiye göre, 15 Haziran Çarşamba günü yaşanacak yılın ilk Ay Tutulması için düzenlenecek özel etkinlik saat 20.00'da başlayacak.
 
Sunum ve belgesel gösterimlerinin yapılacağı etkinlikte, saat 22.05'de izlenmeye başlanacak olan Ay Tutulması, 1 saat 40 dakikalık süresiyle izleyenlere görsel bir şölen yaşatacak. Bu kadar uzun süreli bir ay tutulması, en son 2000 yılı Temmuz ayında gerçekleşti. Etkinlik programında, uzmanlar eşliğinde çıplak gözle gökyüzü gözlemi, takımyıldızların mitolojik hikayeleri ile birlikte anlatımı ve teleskoplarla Ay ve halkalı gezegen Satürn'ün gözlemi de yer alıyor. Gözlemevi Müzesi de etkinlik boyunca açık kalacak. Ankara Üniversitesi Gözlemevi, yıl boyunca her Ay halk günü etkinlikleri ve özel gök olayları etkinlikleri ile kapılarını gökyüzü meraklılarına açmaya devam edecek. Gözlemevi yetkilileri, Gözlemevi'nin şehirden uzak ve yüksek bir konumda bulunması nedeniyle katılımcıların yanında kalın giysiler bulundurmalarını önerdi.

Bu yılın hesaplarına göre, Tutulma sırasında Ay'ın konumları şöyle olacak:

saat 20.24 Ay'ın dünyanın yarı gölge konisi içine girmesi
saat 21.22 Parçalı Tutulma başlangıcı
saat 22.22 Tam Tutulma başlangıcı
saat 23.12 Tam Tutulma ortası
saat 00.02 Tam Tutulma sona ermesi
saat 01.02 Parçalı Tutulmasının sona ermesi
saat 02.00 Ay'ın Dünyanın yarı gölge konisinden çıkışı

http://www.yeniasir.com.tr/HayatinIcinden/2011/06/13/15-haziranda-gozler-ayda