Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#390
İSTEDİĞİMİZ HAYATI YARATTIĞIMIZ BİLİMSEL OLARAK İSPATLANDI

"Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse, en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa; eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz. " Pierre Franckh, bu kitabında Rezonans Kanununu kavrayıp onu nasıl kullanacağımız...ı anlamaya başladığımız anda, hayatımızdaki her şeyin mümkün olabileceğini anlatıyor. Yazar, hayatımızı kalbimizle değiştirebileceğimizin de altını çiziyor.

 

Düşünce gücümüzle maddeye etki edebilir miyiz?

Kim olmayı istiyorsun?

İsteklerimizi hangi yolla yayıyoruz?

ideal partneri yaşamımıza çekmemizi sağlayan en uygun rezonans alanını nasıl oluştururuz?

Rezonans alanın yazılı ve görsel izlenimlere nasıl tepki verir?

Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız. Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz.

İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir.

Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir. Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir. Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok. Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir.

Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?

En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmazsızın ispatlıyor. Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor. Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor.

Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Ve bu soruyla kendimizi konunun tam ortasında buluyoruz.

Rezonans Nedir?

Resonantia = Akis

Rezonans = Eko, yankı, titreşim

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.

Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.

Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.

Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki "negatif titreşim enerjisi" olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.

İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir.

İsteklerimizi Hangi Yolla Yayıyoruz?

"Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur" Albert Einstein

Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi. Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı. Biz "normal insanlar" ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik. 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış. Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı. Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu. Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir.

Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor. Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu. Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji. Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi. Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de.

Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir. Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor.

Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular. Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır. Bu ezeli gerçeğin yansımalarını "kendini derin bir inançla savunmak" "bir şeyi kalpten istemek" ve tabii "kalbinin sesini dinlemek" gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür.

Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder. Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir. Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir.

İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur. Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü'nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:

Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir.

Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir.

Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz. Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz.

İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.

İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır. Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla "Kalp gözüyle görmeyi" öğrenmemizi söylerler.

Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz.

Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir.

Benzerler birbirini çeker. Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir. Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir.

Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:

Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,

İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız.

İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız.

Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim. Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir. Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir. Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler. Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor. Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır.

İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?

Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu. Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi'nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı. Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika'da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu.

Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, "foton" adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA'nın tutumunu incelemek istiyorlardı. Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar. Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor. Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor. Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı.

Bir sonraki adımda boruya insan DNA'sı verildi. Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu. Parçacıklar DNA'nın varlığında daha farklı sıralandı. DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu. Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı. Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA'sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor.

Klasik fizikte, daha önce böyle birşey gözlemlenmemişti. Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu. Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu. Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi...Bilim adamları, DNA'yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü. Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı.

Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı. Görünüşe göre, kuantum fiziğinin "kuantum alanı" dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar. Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de "boş" değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır.

Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur. Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir.

Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür.

Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar. Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir.

Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar.

Bu esnada "alıcının" bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur. Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir. Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır. Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?

Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz. Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;

Rezonans Kanunu, her zaman "evet" der.

İnançlarını her zaman doğru çıkarır.

Sana karşı gelmez.

Mesela, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır.

Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir.

Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz.

Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır.

İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da karşımıza çıkacaktır.

Dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynak düşüncelerimizdedir. Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur.

Uzun süreli ve sık olarak düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey rezonans alanımızı yoğunlaştırır. Bu yüzden kaybetmek hakkında her düşünce kaybetmek, kazanmak hakkındaki her inanç da kazanma ihtimalini kuvvetlendirir. Bu yüzden dış dünyada değiştirmek istediğimiz her şeyi düşünce gücümüzle değiştirebiliriz.

İçindeki yaratıcılığı hatırla ve onu bilinçli olarak kendi iyiliğin için ve diğer insanların iyiliği için kullan!

Arzularımız gerçekleşmek üzere bizi nasıl bulur?

Artık aydınlık getirmemiz gereken tek nokta, bizimle etkileşime geçen enerjinin, bizi nasıl bulacağı konusudur. Sonuçta evrende milyarlarca DNA var ve bunların her biri enerji alışverişinde bulunuyor. Peki, evren arzularımızı, daha doğrusu arzulananı yolunu şaşırmadan bize nasıl iletir?

Bir yandan sürekli "yayındayız". Rezonans alanımızı durmaksızın pozitif ve negatif düşüncelerimizle programlıyoruz. İstek ve amaçlarımızı koruduğumuz sürece, korku ve endişelerimiz içinde aynı şey geçerli, rezonans alanımız bizimle aynı titreşimde olanları bize çeker. Diğer yandan ise hepimiz "kod" olarak adlandırdığımız genetik bir isme sahibiz. Kriminal teknik ve babalık testi ile ilintili olarak bu kavramı daha önce duymuşsunuzdur. Her bir hücrenin DNA'sı da, aynı parmak izi gibi, eşsizdir. DNA, başkalarıyla karıştırılması mümkün olmayan genetik bir parmak izi bırakır. İşte bu enerji içinde geçerlidir. DNA'mızın enerji parmak izi , açık ve net bir adres bırakır. Titreşim o kadar belirgindir ki, her zaman bizim için en uygun çözümü bulur.

Düşünce Gücümüzle Yeni Bir Gelecek Oluşturabilir Miyiz?

Zaman hiç de göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur.

Albert Einstein

Düşünce gücümüz sayesinde geleceğimizi etkileyebilir miyiz? Kesinlikle evet! Bunu yapabiliriz, hem de tahmin ettiğimizden daha fazla. Kuantum fizikçilerinin nefes kesici buluşları hayatımızı her an tamamen değiştirebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi değiştirebileceğimizi, bize bir kez daha gösterdi.

Bildiğimiz gibi düşünce gücümüzle enerji yaymaktayız. Tabii ki sadece biz değil, diğer bütün insanlarda aynı şekilde enerji gücü yaymakta. Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır. Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır.

Bu arada kuantum fiziği, kuantum dalgası denilen şeyin, örneğin; düşünce ve inançlarımızın, sadece fiziksel olarak yayılmakla kalmayıp zaman içine de yayıldığını bulmuştur. Yani inançlarımız sadece yer değil, zaman da değiştiriyorlar (zaman dalgaları). Demek ki "normal kuantum dalgası" diye adlandırdığımız, geçmişten geleceğe giden kuantum dalagaları var. Bunun dışında, bir de "birleşik karmaşık dalgalar" olarak adlandırdığımız gelecekten geçmişe yayılan dalgalar vardır! Hayret verici değil mi? Ama gerçek. Geleceğe yayılan dalgalar "teklif dalgası", geçmişe geri dönen dalgalar ise "eko dalgası" olarak adlandırılır.

Eğer bu iki dalga karşılaşırsa, yani gelecekten gelen bir eko dalgası, bizim yolladığımız bir teklif dalgasına rastlarsa, bu durumda dalgalar birbirlerini modüle ederler ve ikisinin ortak ürünü olarak ortaya "olay ihtimali" dediğimiz şey çıkar. Kuantum fiziğine göre "bir olayın gerçekleşmesi ihtimali, geçmişten gelen teklif dalgası ile gelecekten gelen uygun bir eko dalgasının buluşması sonucu ortaya çıkar". Bu şu anlama gelir : "Sadece geçmiş geleceği değil, aynı zamanda gelecek de geçmişi etkiler".

Aklımız bunu idrak etmekte biraz zorlanabilir, çünkü şimdiye kadar hep zamanın geçmişten geleceğe, doğrusal bir biçimde ilerlediğini düşünmüştük. Şimdiyse bunun tam tersinin de mümkün olması aklımız için şaşırtıcı. Demek ki : Gelecek dışarıda bir yerlerde, çoktan beri mevcut. Aksi halde geçmişe, yani bizim şimdiki zamanımıza, dalgalar yollaması mümkün olmazdı. Senin geleceğin de şu an, şu saniye mevcut. Ama yine de geleceğinin akışı önceden belirlenmemiş, zira geleceğin çeşitli mahiyetlerini seçme imkanına sahibiz.

Tabii ki bilincimiz, sadece bir tek zaman algılıyor. Farklı bir şey tanımıyoruz. Bu şaşılacak bir şey değil, sonuçta duyularımız çok sınırlı.Bütün ışık yelpazesinin sadece % 8#8242;ini algılayabiliyoruz. Geri kalan % 92#8242;lik gerçeği, aynı şekilde bizi çevrelemesine rağmen algılayamıyoruz. Aslında var olduğu halde tamamen yok sayıyoruz.

Ama yine de etrafımızda hiç tanımadığımız diğer enerji titreşim, dalga ve bilgilerle çevrili.

Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates

Teklif dalgamız tüm geleceğimizi dolaşır. İster bir saniye sonrası, ister bir ya da on yıl sonraki olaylar olsun, tüm olasılıklar tek tek kontrol edilir. Bu aşamada kuantum fiziği şu fenomeni keşfetmiştir: Gelecekteki olay, zaman açısından ne kadar yakındaysa, rezonans da o kadar nettir. Bu şu anlama gelir; "Gelecekte gözlediğim bir olay zaman açısından bana ne kadar yakınsa, o olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kararı o kadar kesindir."

Yakın gelecekteki bütün olayları, bugünkü bilincimiz belirler.

İşte bu noktadan sonra "istemek" konusuna varıyoruz. Zira istemek birçok ihtimalden birini yaşamımıza çekmekten başka bir şey değildir.

Bir şey istediğimizde, bu doğrultuda bir teklif dalgası yolluyoruz.

Bu dalga, bir eko dalgasıyla irtibata geçiyor.

Bir gerçekleşme ihtimali meydana getirebilirsek istediğimizin gerçekleşmesi için en uygun şartları sağlamış oluyoruz.

İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış alemde de karşımıza çıkacaktır.

Zira dış dünya her zaman iç alemimizi yansıtır.

Ancak bilincimizi hedefe yönlendirirsek yaşamımızda sahip olmak istediğimiz şeylerle etkileşime geçebiliriz.

Eğer istediğimiz sonuçlara istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur.

Rezonans Kanunu-Pierre Franckh

Sonsuz Şifa aracılığıyla..

http://www.alaturkaonline.com/istedigimiz-hayati-yarattigimiz-bilimsel-olarak-ispatlandi/
 

Alemtac

#391
Dünya'yı sarmalayan antiproton adı verilen ince anti madde kuşağı ilk kez tespit edildi.

Astrophysical Journal Letters dergisinde yayımlanan bilimsel makalede, bu bulguların, dünyanın manyetik alanının anti maddeyi kapana kıstırabileceği teorisini teyit ettiği vurgulandı.

Gözlemi yapan İtalyan ekip, geleceğin uzay araçlarının yakıtı olarak anti maddenin kullanılabileceğini belirtti.

Antiprotonlar, güneşten ve güneş sisteminin ötesinden gelen ve kozmik ışın adı verilen yüksek enerji parçacıklarının doğasını incelemek üzere 2006'da uzaya gönderilen Pamela (Payload for Antimatter Matter Exploration and Light-nuclei Astrophysics) uydusu ile tespit edildi.

Bu kozmik ışın parçacıkları dünyanın atmosferini oluşturan moleküllere çarpıp parçacık yağmuruna yol açabiliyor.

Kozmik ışın parçacıklarının çoğu veya çarpışma sonucu oluşan bu parçacıklar, dünyayı zararlı ışınlardan koruyan simit biçimli manyetik alanlar olan Van Allen kuşakları tarafından yakalanıyor.

Pamela uydusunun hedefleri arasında, çokça bulunan normal madde arasındaki proton ve helyum atomunun çekirdeği gibi az sayıdaki anti madde parçacıklarını tespit etmek bulunuyor.

Makaleye göre, Pamela uydusu Güney Atlantik bölgesinden geçerken, anormal bir şekilde, normal parçacık veya kozmosun bir başka yerinden geldiği sanılan onbinlerce kat daha fazla antiproton tespit etti. Bunun Van Allen kuşaklarına benzer antiproton kuşaklarının kanıtı olduğunu belirten İtalyan bilim adamları, bu kuşağın dünyanın yakınındaki en büyük antiproton kaynağı olduğunu kaydettiler.

Araştırmada yer alan Bari Üniversitesi'nden Alessandro Bruno, kıstırılan antiprotonların, atmosferin bileşenleriyle etkileşime girdiğinde özellikle alt tabakalarda ortadan kaybolduklarını belirterek, birkaç yüz kilometre irtifanın üzerinde bu kaybın belirgin şekilde azaldığını, üst tabakalarda çok daha fazla miktarda antiprotona rastlandığına işaret etti.

Gözlemlerinin en önemli bölümlerinden birinin antiprotonların harika bir enerji kaynağı olduğuna dikkat çeken İtalyan bilim adamları, bunların, benzinin yanmasıyla ortaya çıkan bir kimyasal tepkimeden 10 milyar kat daha fazla enerji ürettiklerini kaydetti.

http://www.veteknoloji.com/dunyayi-saran-anti-madde-ilk-kez-tespit-edildi-44146--0.html
 

Alemtac

#392
Hayalet Zaman Hipotezi

"Phantom time hypothesis" yani hayalet zaman hipotezi denen bu hipoteze göre Julien takvimdeki 10 günlük sarkma hatas?n?n Gregoryen takvimle düzeltilmesi sonucu ortaya yakla??k 300 y?ll?k bir kay?p zaman ç?km??, yani ?u anda asl?nda 1700'lü y?llarda ya??yoruz.

Bu kay?p zaman'?n yakla??k olarak M.S. 583-661 ve 750-968 y?llar? aras?n? kapsad???n? iddia eden bu hipotez'e göre hata ?öyle olu?mu?:

Yazarlar?n yapt?klar? hesaba göre Julien takvimin kullan?lmaya ba?land??? M.Ö. 45 ile Gregoryen takvimin geli?tirildi?i 1582 y?l?na kadar 10 günlük hata meydana gelebilmesi için geçmesi gereken süre 1257 y?l. Haliyle 1582'den 1257'yi ç?kart?rsan?z kar??n?za M.S. 325 y?l? ç?k?yor, yani Julien takvimin kullan?lmaya ba?land??? y?l de?il ?znik konsili'nin topland??? y?l!

Ba?ta komplo teorisi gibi görünse ve çok kar?? ç?kanlar? olsa da hipotezi geli?tirenlerin sa?lam argümanlar? var gibi görünüyor. Kay?p y?llar olarak neden o dönemleri seçtiklerini ise o dönem ya?and??? söylenen olaylar?n ve bulgular?n anakronistik olmas? ile aç?kl?yorlar. Onlara göre o dönemlerde ya?ananlar ya hiç ya?anmay?p sonradan uyduruldu, ya da ya?and??? söylenen zamanlarda de?il daha önce ya da sonra ya?and?.

http://en.wikipedia.org/wiki/Phantom_time_hypothesis
 

Alemtac

#393
DEĞİŞİM SIRASINDA NE OLACAK-Drunvalo Melchizedek
Yaşam Çiçeği yazarı Drunvalo Melchizedek konferansından,
Yakın Gelecekte ne olacak,

Değişimlerin yer aldığı Dünya yalpalamasının bu noktasına yaklaştığımız zaman, bütün sosyal yapılar vb. herşey çözünmeye başlar ve çöker. Bunun anahtarı Dünyanın Manyetik Alanıdır. Günümüz Biliminin anladığı, Dünyanın sıvı görünümlü kompozisyonun katı olduğu yerde, Many...etik Alanın desteklediği bir bağlantı yeri olan Manyetik-Hidrodinamikler içindeki ilk yerde değişim için bir eksene sahip bir Anahtar olabilir. Bu Alan çöktüğünde, bazı katı unsurlar sıvı ve kaypak olur. Onlar bunu Laboratuvarda örneklerle kanıtladılar. Bu Manyetik ve Elektromanyetik Alan bir Anahtardır. Bu Manyetik Alan biz olarak düşündüğümüzün kim ve ne olduğunu yorumlamak ve hem de zihnimizi depolamak için kullandığımız bir şeydir. Biz hafızayı yitirmemek için dış bir Manyetik Alana gereksinim duyarız. Manyetik Alanın bazı biçimleri olmadan yaşayamayız. Dünyanın belli başlı şehirlerine bakacak olursanız, Dolunay esnasında ve onun önceki ve sonraki günlerinde daha fazla tecavüz ve öldürme olaylarının olduğunu fark edeceksiniz. Neden, Dolunayın Dünya Manyetik alanında bir dalgalanma sebebine meyletmesidir, ve bu değişim İnsanları duygusal olarak aşırı bir duruma getirmek için yeterlidir. Manyetik Alan duygusal bedeni etkiler.

Manyetik Alanın Çöküşü

Şeylerin bir denge dışına çıkmaya başladığı bir yalpalama noktasında olduğunuz bir Gezegen düşünün. Aniden Dünyanın Manyetik Alanı, zamanın çok kısa bir devresinde (genellikle üç ile altı ay) bir aşağı, bir yukarı inip çıkmaya ve dalgalanmaya başlıyor. Olan, İnsanların onu kaybetmeye başlamasıdır. Onlar çılgınlaşır. O, bütün bir Gezegen yapısının çökmesidir. Dengesizleşen herşey parçalar halinde düşer. Manyetik Alan nihayetinde üç buçuk gün içinde bütünüyle gidecektir. Genellikle siz büyüyen bir Kaos göreceksiniz.

Dünyanın başlıca 4000 Kutsal alanı, Dünyanın Gezegensel ızgarası düğüm noktalarında yerleşiktir; Mısır Gizadaki Büyük Piramit, Perudaki Machu Picchu, İngilteredeki Stonehenge, Meksikadaki Teotihuacan Piramitleri, Titicaca gölü, Güney Amerika, Shasta dağı, Kaliforniya, Sedona, Arizona, Kambodyadaki Angor Wat, Guatemala daki Tikal, İngilteredeki Averbury, Çindeki Shaanxi Piramitleri, Büyük Zimbabvenin Harabeleri, Avusturalyadaki Kunoonda taş çemberleri, Haleakala Krateri, Hawai, Kailas dağı, Tibet ve Haleakala, Hawai vb.

Morfolojik Izgara Etkileşimleri

Her zaman bir kişi, Bilinç Izgarası içinde düzenli çalışır, onlar ızgaradan gelen belirtileri arttırır. Burası, bu yolla, İnsanların tamamen hatırlamaya ve nefes almaya başlayacağı bir yerdeki bir noktaya gelecektir. Çocuklar en az soruna sahip olacaktır. Sizden daha yaşlılar onu daha zorlukla yapacaktır.

Boyutsal Arayüz ve Eksen Değişimin Son Zamanı

O olursa, umarım orası dışında çılgınlığa ulaşmayacaktır, orası Kıyametin geldiği fikrinin olduğu yerdir. Eğer kayıtlardan geriye doğru bakacak olursanız, M.S 1400 de eksenin değiştiği zaman Güney Amerikada, onların hepsi, duygularının çok güçlenmesi nedeniyle birbirleriyle kavga ve savaşa başlamışlardı. Bunun olmayacağını umut ederim.

Bilinç içindeki Boyutsal değişimden önceki beş altı saat civarında işlem (çoğunlukla o bir eksen değişimine bağlıdır) başlar. Bilinç içindeki Eksen değişimleri ve değişimler genellikle birbirine bağlıdır. Bu sebepten, bu Bilinç değişimi, Eksen değişiminden önce ya da sonra olabilir. Genellikle onlar eşzamanlıdırlar, ve çoğunlukla Boyutsal değişimden önceki bu beş-altı saatlik devre içinde olan, görsel bir fenomen, bir olağanüstülüktür. Neredeyse kesin olan bu olgu, 3. Ve 4. Boyutun bir Arayüze sıçraması sırasında olacaktır, ve Bilincimiz 4.Boyuta doğru bir harekete başlayacak ve 3.Boyut Bilinci geriye doğru uzaklaşacaktır. Bu olduğunda, Dünya üzerinde doğal yoldan ortaya çıkmamış, Sentetik olarak üretilmiş maddi nesneler, ne maddeleri olduğuna bağlı olarak, büyük bir oranda gözden kaybolmaya başlayacaktır. İlkinde hepsi gözden kaybolmaz. 3.Boyut Bilinç Izgarası, Manyetik Alanın çökmesiyle birlikte çökmeye başladığında bu sentetik nesneler, beş-altı saatlik bir devre içinde gözden kaybolmaya başlar. Eksen/Bilinç/Izgaradan bu yana değişimler milyonlarca yıldır olmuştur, bu, haklarında anlatılması için geride bir öykü bırakan daha önceki Uygarlıklardan (ki onların bazıları bizimkinden daha ileriydi) geriye kalan, neden bu kadar az miktarda üretilmiş nesnenin var olduğudur.

Nesne olgusunun gözden kaybolmaya başlaması, gerçekten İnsanları çılgınca giden bu şeyin ne olduğunu anlamaz bir duruma getirmeye başlar. O, bunu hatırlamanın önemli olması nedenidir. O doğal bir işlemdir, ve bu olmaya başladığında siz, yapay bir yapı içine değil, doğal bir yere ulaşmak zorundasınız. Dünyanın dışında olmak istersiniz. Bu, neden çok ileri Uygarlıkların taş gibi doğal malzemelerin dışında yapılar inşaa ettiklerinin sebebidir. Onlar bunu Boyut değişimleri yoluyla ve orada kalsın diye yaptılar.

Bu, hem de, 1400 yıl yaşındaki Taos Pueblo da olma nedenidir, onlara kabile yasasıyla, kendi binalarında herhangi bir sentetik maddeye sahip olma izni verilmedi. Onlar arınma günü geldiği zaman, içeri gidip merkezlenmiş kalacaklarını biliyorlardı.

Muhtemelen olacak olan bir başka Fenomen var. Boyutsal Arayüz vuku bulurken, 4.Boyut nesneleri 3.Boyut Dünyasında görünür olabilir. O nesneler renkleriyle herhangi bir yere uyuyor görünmeyecek ve sizin aklınızı karıştıracaktır. Bu nesneler zihninizi sizin anlayamayacağınız bir biçimde etkileyecektir. Aşamalı bir hareketten sonra Arayüz yoluyla olması arzu edilir, bu nesnelerin herhangi birine temas etmeyin (birine dokunmak anında ve tamamiyle sizi 4.Boyut içine çekecektir) ya da onlara bakmayın. Onlar çok şaşırtıcı, büyüleyicidirler, ve onlara bakmak sizi çok hızlı bir şekilde 4.Boyuta çekecektir.

Eğer sakin ve merkezlenmiş olursanız, bir süre için bunların hepsini izlemeye muktedir olacaksınız, ancak uzun bir süre değil. Olabilecek en kısa bir sürede Manyetik Alan çöker, sizin görüş ve görünüm alanınız gözden kaybolacak ve kendinizi kara bir boşlukta bulacaksınız. 3 Boyutlu Dünya, bütün niyet ve amaçlar sizin için gidecektir. Bu süre içinde bir çok İnsana olan, onların uykuya dalması ve bu devre esnasında düş görmeye başlayacak olmalarıdır ki bu süreç üç ila dört gün sürecektir. Eğer isterseniz tam olarak orada oturabilirsiniz, ancak anlamalısınız ki olması için herneyi düşünürseniz o olacak. Kelimesi kelimesine, 4.Boyut içinde bir "Doğma" işleminin bir türü içinden geçtiğinizi idrak edin ve onun için endişelenmeyin. Bu işem doğal ve mükemmeldir, ancak o çok çok eskidir. Onu daha önce yaptınız. Bu işlem sırasındaki bazı sürelerde, daha önce yapmış olduğunuz gerçek bir hatırlama içinde olabilirsiniz.

Diğer Taraf

4.Boyut Dünyası Algı içine girerken Işık tekrar geri gelir. Kendinizi daha önce hiç görmediğiniz bir Dünyada bulacaksınız (sahip olmanıza rağmen, onun hafızanızdan daha önce bir çok kez silinmiş olması nedeniyle onu hatırlamayacaksınız). O yeni bir yer etkisi gibi görünecek. Bütün renkler ve şekiller ve hissedilen herşey yeni olacak. Şimdi olduğunuzla aynı ölçüde olmanız hariç, tam olarak 3.Boyut Bilincine geldiğiniz zamanki gibi bir algısallıkta olacaksınız. Dünyadan Dünyaya benzer bir çok şey vardır, onlardan biri "Kutsal Üçleme" dir (Ana, Baba ve Çocuk). Bu yeni damgalı yere girerken, hiçbirşey anlamayacak olmanıza rağmen, orada ayakta duran iki Varlığı göreceksiniz-Anne ve Babayı; onlar size çok yakın bir benzerlikte olacak. 16 fit (4,88 mt.) uzunluğunda olacaklar. Birisi Dişil birisi Eril olacak. Bu Varlıklar, sizinle bir bağa sahiptir ve sizi bu Dünyadaki ilk biçimlenme devresi sırasında koruyacak ve rehberlik edecektir. Bu Varlıklar, sizinle Dünyadaki Ebeveynleriniz arasında olmak zorunda olan bağın bir çeşidine sahip değildir. İlk başlangıçtan beri onlar sizin Yaratıcının bir parçası olduğunuzu biliyor ve sizin Kutsal Doğanızı tanıyorlar. Herhangi bir sentetik giysinin değişim içinden geçişte onu yapamayacak olmasından bu yana, uygun çıpaklıktan daha fazlası düşünülen, tam olarak şimdideki siz gibi görüneceksiniz.

Diğer tarafta açığa çıkacak ve neden olduğunu anlamayacak olmanıza rağmen, her nasılsa doğrudan güçlü bir sevgi duyumsadığınız bu iki Varlıkla inanılmaz bir gerçeklik içinde olcaksınız. Fiziksel biçiminizin kesinlikle aynı olmasına rağmen, Bedeninizdeki Atomik yapı dramatik bir şekilde değişecektir. Önceki Fiziksel yapı yoğunluğunun çoğu Enerjiye çevrilmiş olacak ve bu Atomik yapı öncekinden daha ileri parçalar halinde olacaktır. Bedeninizin çoğu Enerjiye dönüştürülmüş olacak ancak bunu siz bilmeyeceksiniz.

Bir çoğu çağrılır-Azı seçilir Senaryosu

İncilde İsa dedi ki, "İkiniz yatakta olacaksınız ve birinizi ben alacağım". Bu bir, "Bir çoğu çağrılır-azı seçilir" senaryosu konuşmasıdır, ki o sıklıkla olandır, ancak siz birisine yardım için çok dahasını yapabilirsiniz. Bu işlem içinden yalnız başına geçeceksiniz. O sizin Kim olduğunuz ve karakterinizce belirlenmiş olacaktır.

Genelde olan bazı İnsanların bu işlemin içinden geçtiği ve bazılarının bunu yapmadığıdır, ancak üçüncü bir olasılık vardır – ki o, bazılarının onu baştan sona yapmış olacağıdır. İsa bir örnekseme olarak Kepek ve Buğdaya dair bir mesel anlattı. Buğday bazı zararlı otların içinde büyüyordu. Bu zararlı otları kim ayıklar? Zararlı otlar bunu yapar. Siz kendinizi ayıklarsınız. Siz 4.Boyut Bilinçliliğine eriştiğiniz zaman, bir çok İnsan sizin bütün Dünyayı ve herşeyi saniye, saniye düşünüp duyumsadıklarınızla yarattığınızı bilmez. O, 3.Boyut içinde dahi gerçektir, ancak kültürel olarak bizim kendimize, herhangi birşey yapamayacağımıza dair bütün bu sınırlandırmaları koymamız nedeniyle o idrak edilemiyor. Orada ona bir anda olan bütün herşey dahildir. Eğer siz oradaysanız ve gerçekten onun için hazır değilseniz, ve negatif düşünceler düşünmeye başlarsanız, ve korku içeri girer, siz Varlığınızın, daha alt seviyede bir Boyut içine geri fırlatılmasıyla sonuçlanacak bir senaryo yaratacaksınızdır.

Aynı zamanda bu "Buğday" içeri giriyor ve orada oturup düşünüyor "Sevgi, Gerçek, Güzellik, Huzur ve Uyum" – ve o olandır. Siz onun hepsini göstermeye başlıyorsunuz. Siz, Kim olduğunuz ve Karakteriniz - ne hissedip düşündüğünüz nedeniyle yeni Realite içinde dengede olursunuz. İsa, bu zamandan söz ederek dedi ki, "Eğer kılıçla yaşarsanız, kılıçla öleceksiniz" ve "Halim ve selim olanlar Yeryüzünü miras alacaktır". Orada olanlar korumayı, öldürmeyi ya da bu satırlar boyunca bir başka herhangi bir şeyi yargılamıyor, ancak tam olarak Pozitif olma ve pozitif düşünceleri düşünmeyi gösteriyor, ve siz tam şimdi oyunu kazandınız.

Sonra, yankılanmayan mevcudiyetler ("Kepek") giderilir ve yankılanan mevcudiyetler ("Buğday") kalır, olmaya başlayan bu şeylerin ilki, "Hey, her ne düşünürsem o oluyor!" diye idrak etmeye başlamanızdır. Genellikle İnsanlar, bu ışıkta Bedenlerine bakarlar ve çocukça bir uygulamayla – akıllarındaki ideal görünüm her ne ise görünümlerini ona uydurmak için değiştirmeye başlarlar. Eğer Dünyevi olmayan soylara bakarsanız, onların hepsi uzun, güzel ve sağlıklıdır. Bedenin kendi modifikasyonu, 4.Boyut ilerlemesinden gelen doğal bir olaydır. O Yaratıcı bir ifadedir. Ondan sonra diğer şeyler, bir etkinlik olarak daha fazla ilginç olur.

Dünyadaki 3.Boyut içinde o, birisinin bebeklikten kendisini koruyup gözetmesine kadar kabaca 18-21 yıl alır. 4.Boyut Dünyasında ise deneyimsellikle o, sizin şimdiki ölçünüzden ayrılıp tekrar büyümeye başlayarak kendinizi bir erişkin olarak ifade etmenize (ilk ulaştığınız zaman) kadar aşağı yukarı iki yıl alır. Bedeniniz büyür, başınız geriye doğru daha uzun bir duruma gelir, ve siz Ahknatona (bir Mısır Firavunu çn.) benzeyerek bunu bitirirsiniz. Bu bir başkalaşımdaki Mısırlı yumurtasının neye dair olduğudur.

Bütün bu açıklamalar, Boyutsal Bilincin gelecek alanı içindeki ilerleme ve Boyutsal Arayüzün ilk bir kaç saati içindeki süreçte huzurunuzu sürdürmenin neden gerekli olduğu içindir. Tekrar, Karakteriniz üzerinde çalışın. Merkabanızı tesis etme anı, onu yaptığınız bu süreç esnasındadır. O, çok önemli bir iç Teknolojidir. Diğerlerine yardım etmek çok önemlidir. İfade edilenin daha çok anlaşılmasıyla, eğer isterseniz, yardım için daha çok manevi sorumluluğa sahip olursunuz.

Kozmik Gelişiminiz

Bu değişim esnasında, bilincinizin şimdiki ifadesi içinde, sizin olduğunuz yerdeki bir noktayı Bir yaparak birleştiren "Yüksek Benliğiniz" ile bir kutupluluk vardır.

Boyutsal Bilincin çok yüksek bir seviyesi, Dünya Gezegeni olarak bir "Bedene" sahiptir. Bu Bilincin yüksek seviyesi üzerindeki siz, bir beden olarak şimdiki kullandığınız bedene sahipsiniz. Abartısız, bir gün siz, bu yaşam sürecinin bir parçası olan Gökyüzündeki Güneş ve Yıldızlar olacaksınız.

Yeni "Ebeveynleriniz"

Karşılaşıp bağlanacağınız bu Varlıklar sizin yeni "Ebeveynleriniz" dir, zaten siz onlarla "Karmik" bir bağa sahipsiniz; siz kendi yolunuza gidene kadarki bu ilk iki yıl sırasında onlar size göz kulak olup size rehberlik edecektir. Onlar Dünya Ebeveynlerinden farklıdırlar, Yaratımın bir parçası olan sizin Kutsal Doğanızı anlarlar, kimileri, denetlenmiş "sahipler" olarak onların çocuklarına bakarlar. Eğer yeni Ebeveynleriniz size birşeyler anlatmak istediyse, siz basitçe onu deneyimleyeceksinizdir.Eğer onlar bir oda hakkında konuşmak istediyse, siz o odanın içinde olacaksınızdır. O, Bilincin 42+2 seviyesinden gelen, bir düş zamanının daha yüksek bir seviyesinin genişlemesi gibi olan bir sınıflandırmadır. Bu 4.Boyut hükümranlığı, gerçekten, bazı şekillerde 3.Boyuttan çok farklı değildir. O hala, Fiziksel bir görünüme sahip olan bir Dünyadır.

Gezegensel Izgaraya Mesih/Birlik Bilinci Modellerini Aşılama

Bir çok bireysel mevcudiyet, bu Gezegen üzerinde kendilerini Birlik Bilinci içindeki olasılıkları resmetme yoluyla gösterdi. Bir model olarak yazının tanıtımından sonra, bu sayede Akaşik/Morfik ve Birlik Bilincinin bir seçim olduğu İnsan zihni içindeki bir örneği aşılamaya gereksinim duyuldu. İsa, ki o Boyutsal seviyelerin en büyük sayıları içinden geçmiştir, o amacı başarıya ulaştıran bir Varlıktı. Onun bu çabasının nedeni, İnsanlığın Birlik Bilinci idealinin, bir model olarak hareket için İnsanlığın Zihni içinde olmasındandı. O hem de, Gezegenin çevresindeki Izgara içindedir de.

İlk olarak siz, "o, bizim olacak olduğumuz olan" Birlik Bilincini resmeden, Pharaohstan birisi olarak Akhenatona sahipsiniz. O, bir kaç yıldır çevrede gezdi ve onu Izgara içine yerleştirdi. O, büyüyen Kardeşlik özünden gelen tohumu yarattı. Bu, sonuçta onlardan, Meryem ve Yusuftan geldi, ki onlar onu, İsa olarak sözü edilen Yusuf oğlu Yeshua içindeki Birlik Bilincinin tekrar tanıtımı için olanaklı yaptı. İsa İnsanlara "Birbirinizi sevin, düşmanınızı sevin" diye anlatmaya başladığı zaman, kimse onu işitmek istemedi –İnsanlar Dualite Bilinci içindeydi ve o herhangi bir duygu yaratmadı. Şimdi 4.Boyut Bilincini neredeyse biliyoruz – o bir duygu yaratacaktır. Onun söylediği kelimeler güç dolu ve gerçek, ve biz bu bilgiyi alma ve onu yaşamlarımızın bir parçası yapma gereksinimindeyiz.

3.Boyut Dünyasından gelen Birlik Bilinci Varlıklarının bütün çabaları, Atlantiste vuku bulan oluşumu şifalandırma çabası içinde olmuştur.

Drunvalo, "O şimdi görünüyor ki bu değişim, 1998 in çöküşü civarında, herşeyin nasıl gideceğine göre yer alacak" diyerek konferansı bitirdi. Pleadian Gündemini yazan Barbara Hand Clow, onun 21.Haziran.1998 de olacağını düşündü...

http://www.in5d.com/drunvalo-m#8203;elchizedek-the-shift.html

Çn: Süleyman Kaya

Sevgi ve hep ışıkla...
 

Alemtac

#394
GAİPTEN VAHYEDİLEN HER MEDYUMİK BİLGİ VE KİTAP DOĞRUMUDUR?...

Posted by süleyman on July 10, 2011 at 8:29pm

."...Her şeyden önce Bilgi, "Bedensiz"  ya da hiç "Enkarne Olmamış" bir Varlıktan geliyor diye, onun bir başka İnsanın verebileceği bilgiden daha "Bilgece", ya da daha değerli olabileceğini otomatik olarak kabul etmeyin.Bir Varlığın bir Bedene sahip olmaması, onun Bilge olduğu anlamına gelmez. Hem Bedensiz, hem de Bilinçsiz (olan) bir çok Varlık vardır ve biz böyle bir çok Varlıkla karşılaştık.Ama, Ayırd Etme açısından, bir İnsan olarak sahip olduğunuz iki temel Gücü kullanabilirsiniz.Bunlar Kalbin Gücü ve Zihnin Gücüdür, ya da, Ayırd Etme Gücüdür.

 

Size söylenenleri, sorgulamadan doğru olarak kabul etmeyin.Onları Kalbinizin Süzgecinden geçirdikten sonra, onu etraflıca anlamak için Mantığınızı ve Muhakeme Gücünüzü kullanın.Verilen Bilgiyi doğru olarak kabul ederek, herşeyi "Pasif" bir biçimde almayın.Düşünceye dalarak (iyice düşünüp taşınarak), verilen Bilgiyi inceleyin; onun tutum ve gidişini (işleyip işlemediğini) sınayın.Ve sonra onu hayatınızda sınayın ve işe yarayıp yaramadığını görün.Bu bizim söylediğimiz, her şey için geçerlidir!..."

 

Hathor Bilgileri-Yükselmiş Bir Uygarlıktan Mesajlar

Bölüm 13-"Sorulmayan Soru"

 

Farkındalığın "Aydınlık" ışığında sevgi, huzur ve uyumla...

NOT: Bu yazı 28 Aralık 2010 Salı günü Facebook sayfamda da aynı adla yayımlanmıştır...

http://lovepeaceandharmony.ning.com/forum/topic/show?id=2209390%3ATopic%3A234753&xgs=1&xg_source=msg_share_topic
 

Tgur

#395
Son derecede doğru,

Bedensiz ve bilinçsiz varlıklar yanında, bedensiz ama bilinçli olanlar da var ,yalnız onların bir kısmı kendini negatif yönde bilinçlendirmiş olabilir,zira varoluş dinamiğinde, negatif yönde gelişmek te pozıtif kadar müdahele edilmeyen bir gelişme şekli ,malüm yüzde doksanbeş negatife yönelmek ve o yönden bütünlüğe ulaşacağım sanmak gerçeği de var,

Biz bu durumu, biraz da 3B alışkanlığımızla bilinçsiz olarak tanımlama durumundayız ,zira pozitif geleneğimizi puslandıracak davranış olarak gelmektedir,

Negatif bilinçlenmeyi gelişmeye yardım eden bir unsur olduğunu kabul etmek ,tamamen bir yanılgıdır ,ve bu yanılgı yüzünden kök noktalarına kadar indirgenmeyi kendine hedef yapmış davranış ,sonuçta yok olmaya doğru yönelecek ve pozıtif özellik, genişleme yoluyla bütünlüğün genel karakteri olacaktır.

Bu durumda, özsel süzgeç dediğimiz ,aldığımız bilgileri özümseme hali,tamamen pozitif kriterler şeklinde kendini gösterir ,ancak buradaki özümsemede taraf tutmayan özellik, yani negatifin de oluş ve maksadı hakkında bilgili olup varlığını kabul edebilmek ,kapılmamak, ancak maalesef bilgi tokatlarını bolca yemek ile mümkün olmaktadır..

Fazla uzattım..


Tgur

#396
Bilgi tokatları ne demek ,bunu açmam lazım ,bilgi neden tokatlasın
Bilginin geliş ve hazmediliş ve uygulamaya geçişi çeşitli yönden nitelendirilir ,

İlgi ve bahsettiğimiz uyum yolları ile alınıp inanç haline gelen bilgi en makbul olanıdır ,bilgiyi alıp dünya bilinç yoğunluğu kalitesini arttıran bir davranıştır,

Ancak eski bilgilerde kalmış ve çeşitli dayattırma ve aldatış illüzyonları ile takılmış bir bilinç yapısı ve döngüsü de vardır bu yaşam ortamında,

Bu döngüyü gerçek sanıp kendini sıyıramayan bilinç, eninde sonunda bahsettiğimiz ileri bilgi seviyesine gelecektir ama tokatlanarak ,
Basit bir misal,

Trafik kaidelerine uymak, insanların tümü için rahatlatıcı bir özelliktir ,ama bunu anlamayan bir insan düşünelim ,bu kişi trafik yönünden zorla eğitilmiş, imtihan olup ehliyet almıştır ama bilinci hala KH yapısına uygun egoizma içindedir,

Bu kişi kırmızı ışıkta geçişini sürdürür ve bir başka aracın çarpması ile hasar görür ve hayatta kalır ,eğer araç kullanabilecek durumda kalabilmişse birdaha kırmızı ışıkta geçme işini düşünmez bile ,yani bilgi gelip yerini bulup uygulama alanına girmiştir ama tokatla gelmiştir..


Alemtac

#397
Sevgili Tgur, bu sabah sizi ve sevgili eşinizi düşünmüştüm :)) Sizden haber almış sayıyorum kendimi, sağlıkla kalın :)
 

Tgur

#398

Gerçekten Sevgili Alemtaç,bu seslenişin bizlere bir ilaç, tatlı bir melodi gibi geldi,seni nasıl sevip değer verdiğimizi biliyorsun,

Bu aralar,tahminen üç dört ay, bir yer değişimi ile meşguldük,eski enerjileri terk edip bir yenilenme sürecine girdik ve oldukça mutlu bir değişim geçirdik,
Eski iş yerimi değiştirme işi tabiki eşimin dürtüleri ve dekorasyon konusunda zevkli öngörüleri ile oldu ,ben sadece formalite işlerini ele aldım ,neticede yeni bir uğraşı ve beklenen yeni yüzler ve yeni beklentilerle dolu bir sürece girdik ,ikimiz de yeniden doğmuş gibiyiz,
Seni bu yeni enerji alanımızda, 8 Eylülde yapacağımız açılışa davet ediyoruz ,tabi arzu eden diğer dostları da..

Sevgiler tekrar..

Email adresim mevcut.

Alemtac

#399
Memnuniyetle Sevgili Tgur :))) Yeni enerjilerle dolu yaşamınızı şimdiden kutluyorum.

Sevgiler :)
 

Alemtac

#400
ELENİN KUYRUKLUYILDIZI DÜNYA İÇİN BİR TEHTİD OLMADAN GEÇİYOR-NASA

Ağustos.16.2011-http://www.jpl.nasa.gov/news/news.cfm?release=2011-255

 

Sıklıkla Kuyrukluyıldızlar filim ve televizyonlarda ölüm ve kötülük habercileri olarak ortaya getirilirler, fakat çoğunlukla Dünya için bir tehdit değildirler. İç Güneş Sistemimizin en son ziyaretçisi Kuyrukluyıldız Elenin de bundan ayrı değildir. Elenin, 16.Ekim.2011 günü Dünyaya en yakın yaklaşma noktası olan 22 milyon mil (35 milyon km.) lik bir mesafeden geçecek.

 

Astronomik ismi  C/2010 X1 olarak bilinen bu Kuyrukluyıldız ilk kez 10.Aralık.2010 da Rusya, Lyubertsyde gözlemci Leonid Elenin tarafından bulundu, ki o bu keşfi Yeni Meksikada küçük bir gözlemden yararlanarak yaptı. Keşfedildiğinde Elenin Dünyadan 401 milyon mil (647 milyon km.) uzaklık civarındaydı. Onun keşfinden beri Elenin -bütün Kuyrukluyıldızların yaptığı gibi- Güneşe en yakın bir noktada, Güneşin Merkezine en yakın bir yörünge yolu yapıyor olarak Yeryüzü çevresine bu mesafe içinde yaklaşmıştır.

 

NASA Bilimcileri sizin sorularınızı yanıtlamak için son bir kaç aydır fazla mesai yapmışlardır. Aşağıda en yaygın olanlardan derlenen bu sorulara, Kaliforniyada, Moffett Sahası içindeki NASA Ames Reserarch Merkezindeki NASA Astrobiyoloji Enstitüsünden David Morrison ve yine Kaliforniya, Pasadenadaki NASA Jet İtiş Gücü Laboratuvarında, NASAnın Dünyaya Yakın Nesneler Program Ofisinden Don Yeomans yanıt veriyor.

 

Kuyrukluyıldız Elenine Dair En Yaygın Sorular

 

Kuyrukluyıldız Elenin Dünyaya en yakın ne zaman olacak ve en parlak ne zaman görünecek?

 

K.Y.Eleninin Dünyaya 16.Ekim.2011 günü, 22 milyon millik (35 milyon km.lik) bir mesafede en yakın nokta olmak üzere yaklaşma zamanından önce onun kısaca en parlak bir görünümü olacaktır.

 

K.Y.Elenin Dünyaya yakınmı ya da Dünya ile Ay arasındanmı geçecek?

 

K.Y.Elenin Dünyaya 22 milyon mil (35 milyon km.) den daha fazla yaklaşmayacaktır. Bu mesafe Dünya ile Ay mesafesinin 90 katından daha fazlasıdır.

 

Bu Kuyrukluyıldız olduğu yerden ya da gelecekte bizi etkilermi? Bu Göksel Kütleler Dünya üzerinde gel-git dalgalarının ya da, hatta Tektonik Tabakaların değişimine neden olabilirmi?

 

K.Y.Eleninin Dünyaya yaklaşması ve diğer Göksel Kütleler ile hizalanmasının Dünya ve dışındaki güçleri için önemli bir sonuç doğuracağına ilişkin İnternet üzerinde doğru olmayan spekülasyonlar vardır. K.Y.Eleninin diğer Göksel Kütleler ile herhangi bir yaklaşık hizalanması anlamsızdır, ve bu K.Yıldız onun yörüngesini bozacak herhangi bir karanlık Kütle ile karşılaşmayacaktır, ya da Yeryüzünde her hangi bir biçimde bizi etkilemeyecektir." Dedi, NASA Jet İtiş G.L.dan Bilimci Don Yeomans.

 

"K.Y.Elenin sadece çok uzakta olmayacak, aynı zamanda o bir K.Yıldızın küçük bir yüzüdür." Dedi  Yeomans. "Ve K.Yıldızlar dışardaki en yoğun düzenlenmiş nesneler değildir. Onlar genellikle bağsız paketlenmiş buz kiri benzeri bir şeylerin yoğunluğuna sahiptir."

 

"Böylece siz, bize 35 milyon kilometreden (22 milyon mil) daha fazla yaklaşmayacak, makul ebatlı bir buz kirtopuna ulaştınız." Dedi Yeomans. "O, bizim Gezegenimiz üzerinde ölçülemeyen çok küçük bir etkiye sahip olacaktır. Mukayese edilirse, benim küçük otomobilim, Eleninin hiç yapmayacağından, Okyanus dalgaları üzerinde daha büyük bir etki yapar."

Ben K.Y.Elenin nedeniyle 3 gün Karanlık olacağını duydum. K.Y.Elenin Güneşi 3 gün engelleyecekmi?

 

"Dünyadan göründüğü şekliyle Elenin Güneşin yüzünden karşıya geçmeyecek," dedi Yeomans.

 

"Ancak, hatta o Güneşin yüzünden karşıya geçebilseydi, ki geçemez, dedi Astrobiyolojist David Morrison, K.Y.Elenin 3 mil (3-5 kilometre) civarı genişliktedir, Güneşi geçiş mesafesi ise kabaca 865.000 mil (1.392.082 km.) dir. Böyle küçük bir nesne nasıl Güneşi engeller, ki o böylesi büyük bir nesnemidir?"

 

Güneşin tutulmasına dair düşünelim, ki o, Ayın Güneş ile Dünya arasında görünmesiyle olur. Ay, 2.500 Mil (4.000 Km) civarı çapındadır, ve Güneşe kendi çapından kabaca 100 kez uzakta  250.000 mil (400.000 km.) civarında olduğu zaman ancak Güneşle aynı ebatlı bir görünüme sahip olur. 2-3 Mil (3-5 km.) çaplı bir K.Yıldızın Güneşi kapatması için kabaca, deniz seviyesinden 250 mil (400 km) yükseklikteki Uluslararası Uzay İstasyonu yörüngesi gibi bir mesafeye sahip olması gerekecekti. Bununla birlikte, yukarda ifade edildiği gibi, bu K.Yıldız Dünyaya 22 milyon milden daha fazla yaklaşmayacaktır."

 

Ben Elenine dair bir "Cüce Kızılyıldız" teorisinin var olduğunu duydum. Onun kütlesi K.Y.Hondanın yörüngesini önemli bir ölçüde çekme için yeterli olacakmıydı? Bu, Eleninin Kütlesini saptamak için kullanılabilirmiydi?

 

Morrison, bu K.Yıldıza dair bir "Cüce Kızılyıldız Teorisi" yoktur dedi. "Bir K.yıldız hiçbirşekilde Cüce Kızılyıldız gibi değildir. Kabul edinki Astronomlar bir nesnenin kütlesini bir diğerine yaptığı çekimsel etki ile ölçer, ancak K.Yıldızlar herhangi birşey üzerinde ölçülebilir bir etkiye sahip olmak için uzak ara çok küçüktürler."

 

Eğer biz bizim dış Güneş Sistemimizde bir "Cüce-Kara yada Kızılyıldız" a sahip olsaydık, sanırım onu göremezdik, doğrumu?

 

"Hayır, o doğru değil," dedi Morrison. "Eğer biz dış Güneş Sistemimizde bir Cüce Kızılyıldıza sahip olsaydık, onu görebilirdik, onun kızıl ötesi Enerjisini bulgular ve diğer nesneler üzerindeki yörüngesel etkisini ölçebilirdik. Güneş Sisteminde bir Cüce Kızılyıldız yoktur, aksi taktirde biz onu bulacaktık. Ve böyle Cüce Kızılyıldız gibi bir şey de yoktur."

 

K.Y.Elenin bize yaklaştığı zaman çıplak gözle görünür olacakmı? Ben Halley-Boppsun geçişini kaçırdım, şimdi Elenin Gökyüzünde bir geçiş yaptığı zaman, eğer bazı şeyleri görmeye muktedir olacaksak bilmek istiyorum.

 

"Biz henüz K.Y.Eleninin çıplak gözle görünür olup olmayacağını bilmiyoruz." Dedi Morrison, "Onun geçişinde, Ekimin ilk haftası içinde bu K.Yıldızı en iyi görüş, karanlık bir Gökyüzü ve bir Dürbün gerektirecektir. Bir talihsizlik eseri, bu Eleninin K.Yıldızı görüş için Hale-Bopp K.Yıldızının yerini tutamaz, ki o geçtiğimiz bir kaç on yılın en parlak Kuyrukluyıldızıydı."

 

"Bu Kuyrukluyıldız büyük bir gösteri yapmayabilir. Şimdi kesin olarak o Dünya üzerinde herhangi bir tahribata  neden olmayacaktır. Ancak, mucize için bir neden vardır. " dedi Yeomans. "Bu cesur küçük yolcu, bizim Güneş Sistemimizin Gezegensel Bölgelerinin çok uzağından buraya gelen Kuyrukluyıldızlara nisbeten oldukça genç olan bu Kuyrukluyıldız, üzerinde çalışmak için Astronomlara bir fırsat önerecektir. Kısa bir zaman süresinden sonra o, tekrar başa geri dönecektir, ve biz binlerce yıl Elenini görmeyecek ve onu işitmeyeceğiz. O oldukça güzel."

 

 

Bu K.Yıldız NASA Bilim İnsanlarınca "Wimpy" diye adlandırılıyor, neden?

 

"Biz, geçmişte bir K.Yıldızın güvenle uçuyor olarak nasıl göründüğüne dair konuşuyoruz." Dedi,NASA nın Dünyaya Yakın Nesneler Program Ofisinden Yeomans. "Gezegensel Bölgenin ötesindeki bazı K.Yıldızsal Ziyaretçiler -1997 deki Hale-Bopp gibi- gerçekten geceleyin Gökyüzünde bir Ay ışığına sahiptir, ki orada onları siz, İç Güneş Sisteminden güvenle geçerken çıplak gözle kolayca görebilirsiniz. Fakat Elenin doğruca tayfın diğer sonuna doğru meylediyor. Muhtemelen siz bir çift iyi Dürbüne, açık bir Gökyüzü ve karanlığa ve hatta onun gecedeki parlaklığını görmek için ıssız bir bölgeye gereksinim duyacaksınız."

 

Neden siz K.Y.Elenine dair daha fazla konuşmuyorsunuz? Eğer bu şeyler küçük ve endişelenecek bir şey yoksa neden K.Y.Elenine dair bir Kamu bilgisi olmadı?

 

K.Y.Elenin küçük ve zayıf olması nedeniyle tam olarak çok fazla basına verilmedi. Her yıl çeşitli yeni K.Yıldızlar keşfedilir, ve siz normal olarak onlara dair başka bir şey duymazsınız. Gerçekte Eleninin çok fazla dikkat çekmesi gerçek olmayan İnternet haberleşmesinin çeşitliliği nedeniyle olmuştur. NASA nın halihazırdaki Elenin bilgilerini İnternet üzerinden http://www.jpl.nasa.gov/news/news.cfm?release=2011-135 sitesinden görebilirsiniz. Eğer bu K.Yıldız herhangi birisi için bir tehlike arzediyorsa onu buradan kesinlikle öğreneceksiniz. Daha fazla bilgi için NASAnın http://www.jpl.nasa.gov/asteroidwatch/ linkindeki

 "Asteroid Gözlem Sitesi" ni ziyaret ediniz.

 

Ben NASAnın Elenini bir çok kez diğer K.Yıldızlardan daha fazla gözlemlediğini duydum. Bu gerçekmi, ve NASA bu K.Yıldızı hafifemi alıyor?

 

NASA düzenli olarak, yer ve Uzay temelli Teleskopların her ikisini de kullanarak Dünyaya nispeten yakın geçiş yapan K.Yıldızları ve Asteroidleri araştırır, izler ve onları sınıflandırır. Dünyaya Yakın Nesneleri Gözlemleme Programı, genellikle "Uzaybekçisi" diye adlandırılır, bu nesneleri keşfeder, onların alt kurumlarını sınıflandırır ve eğer herhangi birisi Gezegenimiz için Potansiyel bir tehlike olabilecekse, onların güzergahını saptamak için öngörüde bulunur. Daha fazla bilgi için NASAnın NASA-JPL Dünyaya Yakın Nesneler http://neo.jpl.nasa.gov/ sitesini ziyaret ediniz.

 

Bununla birlikte, ya NASA ya da JPL, herhangi başka bir K.Yıldızı veya Elenini gözlemleme faaliyetiyle uğraşmaktadır. Postalanmış gözlemlerin çoğu Dünya çevresindeki Amatör Astronomlar tarafından yapılmaktadır. Eleninin çok fazla halka mal olmasından bu yana, o doğal olarak daha fazla gözlem içine alınmıştır.

 

Ben JPL Web sitesinden K.Yıldız Eleninin yörüngesel diyagramına bakıyordum, ve merak ediyordum yakınlaştırma yapıldığı zaman neden yörünge bazı açılar gösteriyor? Eğer diğer K.Yıldızlardan herhangi birisini alırsanız, açıların ve dönemeçlerin olmadığını görebilirsiniz.

 

Birçok İnsan, rutin olarak JPL Web Sitesi üzerinde, bunun basit bir gösterim aracı olduğunu anlamaksızın K.Yıldızın yörüngesini işaretlemeyi deniyor. Bu araç, Güneş yakınındaki yörüngeleri daha düzgün göstermesi için son günlerde geliştirilmiştir, o bir yörünge yaratmayı sağlayan Bilimsel bir Program değildir. Yeomans, Dünya Yakınındaki Nesneler üzerinde bu Yörünge İşaretleyici web sitesinin, uzun süreli aralıklar üzerindeki nesnelerin gerçek hareketini doğrulukla gösterdiği, ya da Gezegensel yakın karşılaşmalar sırasında kesin olduğu anlamına gelmez, diye açıklıyor. Daha fazla uzun süreli işaretleme kesinliği için, Yeomans, http://ssd.jpl.nasa.gov/horizons.cgi?find_body=1&body_group=sb&;... yerine JPL Yatay Sistemini kullanmayı öneriyor.

 

DC Agle (818) 393-9011
Jet Propulsion Laboratory, Pasadena, Calif.
[email protected] -2011-255

 

http://www.jpl.nasa.gov/news/news.cfm?release=2011-255

 

Çn: Süleyman Kaya

 

Sevgi ve hep ışıkla...

http://lovepeaceandharmony.ning.com/forum/topic/show?id=2209390%3ATopic%3A253353&xgs=1&xg_source=msg_share_topic
 

Alemtac

#401
Arzın merkezinin manyetik sırları
Son güncelleme: 31 AĞUSTOS 2011 - TSİ 11:54
Gaby Hornsby

BBC Horizon programı yapımcısı


Depremler, püskürmeler ve Dünya'nın sürekli değişen manyetik alanları üzerinde yapılan gözlemler, uzmanların gezegenimizin merkezine yeni bir kapı açabilmesini sağladı.

Verne yüz yılı aşkın süre önce Arzın Merkezine Seyahat romanını yazdığında, ışıldayan kristaller ve çalkantılı bir deniz, tarih öncesinden kalma hayvanlar ve dev mantarlar bulunacağını tasavvur etmişti.

Yer kabuğunun altı, aslında tam anlamıyla bir sır küpü. Günümüzde bile Satürn'ün halkaları konusunda yerkürenin çekirdeği hakkındakinden daha çok şey biliniyor.

Ancak artık bu durum değişmeye başladı. Sismolog Profesör Rick Aster "Dünyanın derinliklerini gerçek anlamda keşfetmek konusunda altın çağa girdik." diyor.

Bilim adamları için Dünya'nın merkezini keşfetmek Ay'ı incelemekten bile zor.

Bu merakı kamçılayan unsurların başında, çekirdeğin canlılar için hayati nitelikte olan manyetik alanları yaratıyor olması geliyor.

Manyetik alanlar arıların kovanlarını bulmasını, deniz kaplumbağalarının, kuşların ve kelebeklerin göç edebilmesini sağlıyor.

Aynı zamanda uzayın tehlikeleri ile bizler arasında koruyucu bir kalkan yaratıyor; güneş rüzgarlarının taşıdığı radyasyonun dünyaya ulaşmasını önlüyor.

Metal kristallerinden bir orman
Uzmanlara göre Verne'in muhayyelesinde yarattıkları da gerçekten bütünüyle uzak değil.

Dünyanın merkezine seyahat etme düşüncesi ise hayata geçirilebilecek gibi görünmüyor, çünkü derinlere inildikçe ısı ve basınç hızla yükseliyor.

Uzaktan kumandayla yapılan sondajlarda bile insanın inebildiği en derin nokta 12 kilometrede. Rekoru elinde tutan Rusya'daki Kola Süperderin Sondaj Kuyusu, dünyanın merkezine olan uzaklığın sadece binde ikisine dek inebiliyor.

Ancak sismoloji (deprem bilimi) uzmanların çekirdek konusunda fikir sahibi olmasını sağlıyor. Büyük depremlerin yarattığı sismik dalgalar Dünya'nın bir ucundan öbür ucuna iletildiği için uzmanların içeridekilere ilişkin bir tablo oluşturmasını sağlıyor.

Sismolojiyi "kilidi kıran uygulama" olarak niteleyen Aster, çekirdeğin dışında eriyik bir tabaka olduğunu gösteriyor; "bu neredeyse su kadar akıcı, akkor halinde metallerden oluşan muazzam bir okyanus" diyor.

Bu dış çekirdek, Mars büyüklüğünde. Ancak Rus matruşkaları gibi bunun altında bir çekirdek daha var. Katı metal bir top çeklindeki iç çekirdeğin büyüklüğü Ay'a yakın.

"Dünyanın merkezinde çok büyük kristaller bulunabilir. Bunlar 10 km bile olabilir. "

Profesör Kei Hirose ,Tokyo Teknoloji Enstitüsü
Uzmanlar bunun demir-nikel alaşımından oluştuğunu düşünüyor.

Profesör Kei Hirose, Japonya'nın Osaka kenti yakınlarındaki laboratuvarında çekirdeğin koşullarını yaratmaya karar vermiş. 10 yıllık çalışmalarının sonunda da başarıya ulaşmış.

Önce iki elmasın uçlarından bir kıskaç yapan Hirose, bunlar arasında bir parça demir-nikeli atmosfer basıncının 3 milyon katı basınca tabi tutup 4,500 dereceye ısıtımış.

Bu olağanüstü koşullar altında alaşımın kristal yapısı değişip kristaller hızla büyümüş. Hirose, "Dünyanın merkezinde de çok büyük kristaller bulunabilir. Bunlar 10 km bile olabilir." diyor.

Hirose bu kristallerin kutuplara doğru bir orman gibi şekilleneceğini düşünüyor.

Manyetik güç zayıflıyor
Dünyanın manyetik alanını yaratan ise iç çekirdek değil, dış çekirdeğin eriyik metalleri. Dünya'nın dönmesi ve milyonlarca yıldır yavaş yavaş soğumasıyla bu tabaka elektromanyetik bir dinamo etkisi yapıyor.

Temel ilke bu olsa da, eriyik metalin nasıl hareket ettiği bir sır. Dünya dönerken merkezinden ısı kaybediyor; bu da derinlerdeki kızgın okyanusta karmaşık akış modelleri oluşturuyor.

Maryland Üniversitesi'nden jeofizikçi Profesör Dan Lathrop, "Çekirdeği Dünya'nın atmosferi gibi düşünebilirsiniz; burada da fırtınalar, cepheler ve kötü koşullarla sürekli değişken bir ortam var" diye anlatıyor.

Lathrop oluşturduğu büyük model üzerinden manyetik sahanın asla sabit olmadığını, sürekli dalgalandığını gösteriyor.

Dünya'nın manyetik alanı son 180 yıldır sürekli olarak zayıflayageldi. Ancak bir alan var ki her yerden daha büyük hızla zayıflıyor. Atlas Okyanusu'nun güneyi ve Güney Amerika'nın orta kesimlerine denk düşen bu alana 'Güney Atlantik Anomalisi' deniyor.

Uzay araçları için bu alan yaygın bilinen bir tehlike, çünkü burada oluşan manyetik çukur uyduların yörüngesine yüklü parçacıklar girmesine ve elektronik cihazlarının aksamasına yol açıyor.

Uzmanlar, uydu işletmecilerinin başını ağrıtan bu sorunun Dünya'nın manyetik alanında büyük bir değişimin habercisi olabileceği kanısında.

Bilim adamları manyetik sahanın dış çekirdek düzeyindeki haritasını oluşturduklarında, Güney Atlantik Anomalisi'nin altında, bildik kuzey-güney yarıküre ayrımının geçerli olmadığını farketti. Burada bazı noktalarda yer yer manyetik saha tersine dönmüştü ve yön güney yerine kuzey olarak görünüyordu.

Yeraltında olup bitenleri hava olaylarına benzeterek açıklayan Lathrop, eriyik metal tabakasında "sıradışı derecede şiddetli bir cephe oluşmasıyla" sahanın tersine döndüğünü düşünüyor.

Lathrop'a göre, bu gibi küçük alanlar derinleşir ve yayılırsa Dünya'nın manyetik sahası alabora olma noktasına gelip tamamen değişebilir.

Ancak bu bir gecede olabilecek bir değişim değil. Süreç binlerce yıl alabilir, bu süre içinde de saha hayli karışık bir dağılıma sahip olur.

Örneğin manyetik kutuplar ekvatora kayabilir. Bu durumda beraberlerinde harikulade Kuzey Işıkları'nı da götürür.

Çekirdekteki akışta meydana gelen değişiklikler Dünya'nın manyetik sahalarını daha önce de yüzlerce kez tersine döndürdüğünden, bu çok da şaşırtıcı bir sonuç olmaz.

Lathrop "Mesele Dünya'nın manyetik alanını tersine çevirip çevirmeyeceği değil; bunu ne zaman yapacağı" diyor.

Bu değişimin vakti, çekirdeğin sırlarından sadece biri. Yine de yüzyıllarca burada ne olabileceğini kurgulamakla yetinen insanlık, 6.000 km altımızdaki bu büyük mucizeyi nihaye kavramaya başlıyor.



--------------------------------------------------------------------------------


Bu konuda daha geniş bilgiye ve Horizon ekibinin hazırladığı programın görüntülerine ulaşmak için tıklayın program sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/08/110831_earth_core.shtml
 

Alemtac

#402
Parçacık Fizikçilerinin sakladığı bilgi

CERN'de "ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi" bulundu ancak açıkça söylenemedi. Fiziksel amaç belli iken metafiziksel sonuç ilginç oldu.


CERN deneyleri ile ilgili bir açıklama geldi fakat eksik. Fiziğin teorisi alt üst olmak üzere çünkü "ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi" bulundu ancak açıkça söylenemedi.

Basına yansıyan bilgiye göre Gran Sasso bilim tesisindeki bilim emekçisi parçacık fiziği uzmanları, Albert Einstein'ın özel görelilik kuramını çökertebilecek bir açıklama yaparak ışıktan hızlı "nötrino" parçacıkları bulduklarını iddia ettiler.

Hızlı bir teorik hatırlama yapalım.

Kuantum sıçramasına göre enerji transferi bilgi transferi olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için atom altı parçacıklar devreye girer. İsviçre CERN' de yapılan deneyde atom altı parçacığı olan kayıp halka bulunmaya çalışılmaktadır. Kayıp halkaya ulaşıldığında atom altı parçacıkların formülü bulunmuş olacaktır.

Nükleer enerji atom altı parçacıklardan sadece biridir, bütün atomaltı parçacıkları bir araya geldiğinde atom oluşur. Her atomaltı parçacık, ayrı bir enerji bandı oluşturur. Atom altı parçacık fiziğinde, asıl hedeflenen nokta ışık hızından daha hızlı giden parçacığı bulmaya çalışmaktır. Bunun içinde İsviçre'de Hadron çarpıştırıcısı deneyi gerçekleştirildi.

İsviçre'de CERN'de yapılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı deneyi için yerin 100 metre altında 27 km uzunluğunda 3.8 m çapında bir tünel açıldı. Bunun içerisinde özel helyum soğutuculu manyetik alanda kurşun iyonları kullanılarak fotonlar ışık hızına yakın çarpıştırıldı. Kara delik oluşturma ihtimali olan bu deneyin sonucunda atom altı parçacıklara ulaşıldı. Atom altı parçacıklardan bir tanesi oynatıldığı zaman atom enerjisi gibi bir enerji ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı güçlü enerji kaynağı bulmaktır.

Hadron çarpıştırıcısı deneyinde bir de foton telepatisi denilen bir durum ortaya çıkmıştır. CERN 'de yapılan deneyde inanılmaz bir olay gerçekleşti. Bu deneyin aynısı CERN'e 10 km uzaklıktaki bir yerde ve Chicago'da da bir merkezde yapıldı. Her 3 yerde de benzer foton üretilmişti. CERN'deki foton üzerinde çalışmalar yapılır ve hareket ettirilir. 10 km uzaktaki merkezde ve Chicago'da aynı deney yapılmadığı halde fotonun aynı anda ve aynı yöne hareket ettiği gözlemlenmiştir.

Atom altı parçacık fiziğinde 3 farklı yerde yapılan bu deneyde parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ve aralarında eş zamanlı ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır,  aynı manyetik alanda olan parçacıklar binlerce kilometre ötede de olsa aynı hareket ederler. Atom altı parçacık fiziğinde, farklı yerde yapılan deneylerde, parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkarmıştır. Bu deney de ışık hızından daha hızlı bir hızın olduğunu ortaya koymaktadır.

Deney şöyle gerçekleşir: Lazerden çıkan ışık özel bir kristalden geçirilir. Bu kristalden geçerken foton ikiye ayrılır. Az enerjili iki foton üretilir. Diğer taraftan fotonun karşısına yarı yansıtıcı ayna konulur. Ayna da fotonun bir kısmı yansır bir kısmı da aynadan geçer. Bu deney yapılırken aynı anda diğer yerlerdeki fotonlarda aynı şekilde davranır.

Bu deneye kadar fiziğin tezine göre, hiçbir sinyal ışıktan daha hızlı gidemezdi. Işıktan daha büyük bir hız varsa fizik biter deniliyordu. Hiçbir sinyal ışıktan hızlı gidemez tezi altüst oldu. İşaretlenmiş fotonlar aynı anda aynı davranışı zamandan bağımsız olarak yapmıştır. Biri hangi yönde hareket ettiyse, diğerleri de aynı yöne dönmüşlerdir.  Çok şaşkınlık uyandıran bu olaya inanılmaz deney denilmiştir.

Bu deneyden hareketle teorik fizikçiler, "Bilgi ışıktan hızlı gidiyor" tezini geliştirmişlerdir. Bu tez nedensellik ilkesini altüst etmiştir. Nedensellik ilkesinde bir sonuç nedene bağlı olarak ortaya çıkıyordu. Elektrik düğmesine basmayınca lamba yanmıyordu. Nedensellik ilkesi geçerli değilse, elektrik düğmesine basmadan, elektriği düşünerek lambanın yanması mümkün olacaktır. Şizofrenlerin söylediği "Düşünce ile elektriği yaktım" iddiasının bir bakıma deneysel olarak gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Bilginin ışıktan hızlı gittiğinin anlaşılması üzerine bilgi iletim deneyleri yapılmaktadır. Teorik olarak yapılan bir astronot deneyi var. Bu deneyde bir ışık yılı uzaklıktaki gezegende bir astronot vardır. Dünyadaki bir laboratuvardan ona haber gönderilecek olsa ancak bir ışık yılı sonra oraya ulaşacaktır. Fakat fiber optik çember yapılıp fotonlar çember içerisinde döndürülür. Aynı sistem astronotun da yanında yapılır, orada da fiber optik tüpün içinde fotonlar döner. Bu iki cihaz beraber hareket ettiğinde, dünyadaki cihazın fotonlarının yönünü oynatarak haber gönderildiğinde bir ışık yılı uzaktaki astronotun yanındaki fotonların yönü değiştirilecektir. Astronot bunu gördüğü anda haber alacaktır. Bir mesaj geldiğini anlayacaktır. Sanki mors alfabesi gibi mesaj gönderilecektir.  Artık bu teze göre teori kabul edilmiş ve hipotez haline gelmiştir. Kuantum uyumuna göre bir dil oluşturuluyor. (Ayrıntılı bilgiler wikipedia da mevcut)

Evrenin % 4'ü madde, % 96'sı karanlık enerjidir. Enerji olduğu düşünülmektedir ama görülmediği için karanlık diye tarif edilmektedir. Fotonlar gibi çalışmayan, ışıktan bağımsız bir enerjidir. Bilim adamları o karanlık maddeyi bulmaya çalışıyor. Evrenin % 96'sı şu anda bu karanlık maddeden salınım ve titreşim halindedir. Kuantum dinamiği içerisinde bunların hepsi dalga fonksiyonudur.

Atom çekirdekleri parçalanıp da, daha hızlı parçacık bulunduğunda o parçacığın tanımlaması yapılacaktır. Çünkü fizik ilk başladığında, ses hızının bittiği yerde fiziğin biteceği düşünülürdü. Daha sonra ışık hızının bittiği yerde fizik bitti denildi. Teorik fizik ve atom altı parçacık fiziği içerisinde de ışıktan daha hızlı parçacıklar bulunursa yeni bir fizik alanının ortaya çıkacağından bahsedilmektedir. Bir bakıma bu yaratılış fiziği olacaktır. Dünyada ışıktan hızlı giden parçacıklar (Nötrino veya Psikon) belki de ışınsal varlıkları, ruhsal enerjiyi, ruhu, melekleri, ruhanilerin varlığını bir enerji formu olarak göstermeye yarayacaktır.(Ayrıntılı bilgi, İnanç Psikolojisi Timaş Yay. 2009)

Nükleer enerji gibi yeni ve büyük bir enerji kaynağı bulup, insanlığın geleceği için kullanılabilir mi? Yoksa silah haline gelir mi? fiziksel amaç bu iken metafiziksel sonuç ilginç oldu. Bu sorularla birlikte araştırmalar devam ediyor.

Önce ruh yaratıldı diyen Kutsal metinleri artık bilim doğrulamaya başladı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7
[email protected]

http://www.haber7.com/haber/20110926/Parcacik-Fizikcilerinin-sakladigi-bilgi.php

 

Tgur

#403
Değerli dostumuz Alemtaç ın bu aktarımını aşağıdaki alıntıyla karşılaştırıp yorumlayınız ,

Hadisede, ışık hızının üstündeki hız arayışını ve astronot yoluyla ispat için düzenlemeler peşinde olmanın nekadar geri bir davranış olduğunun farkına varabiliyor musunuz ,

Geri bir davranış şeklinde tanımlamamız biraz insafsızca olsa da insanlığın em anlayışının ,yani bilinç iletişimi anlayışını yerleştirebilmek adına, bilim adamlarının bu mekanik araştırmalarını tamamlayıp, olayı ruhsal Ifade biçimine birleştirmeleri  gerekmektedir .

Gerçi ne kadar bundan kaçsalar da olayı izah eden  ifadeler bu yola doğru kaymakta.Daha doğrusu, olayı yorumlayan Profosörümüzün bu yoldaki işaretleri, birleştirme işinin hızlandığını göstermekte.

----------------------------------------------------------


100. maymunun hikayesi:

Pasifik Okyanusu'nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.
1952'de Koshima Adası'nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.
Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo'nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.
1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!
Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.
Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.
Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası...
"Yüzüncü Maymun Fenomeni", Duke Üniversitesi'nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların... Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. "Yüzüncü Maymun" belki de sizsiniz.
Ken Keyes Jr.
Çeviri: Nil Gün

Alemtac

[yuvadan_mektuplar] Son buyuk depremler tektonik savas mi?
TO: 1 More1 recipientCC: recipientsYou More
BCC: recipientsYou Show Details FROM:Saffet   TO:Solaris   Message flagged Monday, October 24, 2011 2:02 AMMessage body  
 
ABD "Deprem Silahi" Turkiye'yi Vurdu
23 Ekim 2011

Sorcha Faal,

Bugun Kremlin'de Karadeniz Donanmasindan 'flas' bir rapor alindi, buna gore Turkiyenin Kuzey Irak'a girmesine karsilik olarak ABD korkulan "Deprem Silahlari"ndan biriyle Turkiye'ye saldirdi.

Bu rapora gore Karadeniz'deki ve civarindaki Rus monitor istasyonlari son 36 saatte iyonosferde "hizli" bir isinma gozlemeye basladilar, bu isinma dogu Turkiye'yi vuran 7.3 buyuklugundeki depremden birkac saat once zirveye ulasti.

Iyonosferin isinmasinin, ABD'nin tum dunyada bulunan ve Alaska'daki ana uslerinden kontrol edilen HAARP tesislerinden calistirilan "Deprem Silahlarinin belirgin ozelligi" oldugunu not etmek onemlidir ve bu silahin en son Mart ayinda Japonya'ya karsi kullanildigi ve 9.0 buyuklugunde depreme neden oldugu belirlendi.

Rus Donanma Istihbarati subaylari bu saldirinin amacinin Irakli Kurt asilerin 4 gun once 26 Turk askerini oldurmesine karsilik olarak gecen hafta Turkiye'nin Kuzey Irak'a girmesine "ciddi sekilde engel olmak" oldugunu soyluyor.

Bu rapor soyle devam ediyor, ABD'nin "buyuk korkusu" Turkiye'nin Irak'a girmesinin daha buyuk bir Orta Dogu savasina yol acacak olmasi, cunku Turk ordusu kaynaklari Israil'deki Kurtlerin artan gucunu sucluyor, ama halka "diger gucler" olarak tanimliyorlar.

Amerikan insanlarinin bilmedigi sey, ABD'nin Irak'i istilasindan kisa sure sonra yuzlerce Israil Ozel Kuvvetler birliklerinin, Turkiye, Suriye ve Iran'a karsi bir "kuvvet ussu" insa etmek icin Kuzey Irak'in Kurt bolgesine akmasidir. Bu gecen Agustos'ta Iran Israil'in ayrica Kuzey Irak'a insansiz hava araclari gondermeye basladigini bildirdi. [NOT: Bu ussun fotograflari cekilmisti]

Rus istihbarat analisti uzun zamandir Amerika'nin tum Orta Dogu (bazilari tum dunya icin oldugunu soyluyor) icin "master plani"nin tum bolgeyi kendi orijinal kabile sinirlarina geri bolmek oldugu konusunda uyarmakta.

ABD "master planin"in basarisindan suphe edilemez, cunku son 25 yilda Sovyetler Birligi, Yugoslavya, Afganistan, Irak ve simdi de Libya'yi bolduler, planlari Turkiye, Suriye, Iran ve sonra Suudi Arabistan'i bolmek.

Turkiye ABD nin onlari parcalama planinin ilk kez 2006'da Roma'daki NATO Savunma Egitim Merkezindeki soylevde farkina vardi, Amerikan Ordusu Subayi Turkiye'deki 18 sehrin "Kurdistan" olarak gosterildigi bir harita kullandi. Daha sonra ABD Savunma Sekreteri Donald Rumsfeld bu harita icin ozur dilese de, bu son saldiri onlarin gercek amaclarini gosteren orneklerden biri.

ABD'nin Turkiye'ye karsi bu saldirisinin tum ayrintilari henuz degerlendirilmemis olsa da, Rus Donanma yetkilileri bu raporda daha fazla saldirilarin "yakin" oldugunun dusunulmesi gerektigi konusunda Kremlin'i uyardilar.

23 Ekim 2011 © EU and US tum haklari saklidir.

http://www.whatdoesitmean.com/index1532.htm

9 Buyuklugundeki Depremden Once Japonya Uzerindeki Atmosfer Hizla Isindi

http://redicecreations.com/article.php?id=15426

GRAFIKLERI YUKARDAKI LINKTE GOREBILIRSINIZ
Asagidaki bu makale Induksiyon Manyetometre cizelgelerinin atmosferin isinmasina neden olan gerilim altindaki tektonik levhadan radon gazi saliverildigi hipotezini ileri suruyor. HAARP teknolojisinin atmosferi isitma kapasitesine sahip oldugu biliniyor. Cok buyuk petrol platformuna benzeyen ve ABD Donanmasi tarafindan isletilen gezici HAARP versiyonu vardir. ABD Donanma filosu Japonya depreminden once bu genel bolgede idi. HAARP benzeri bir teknoloji atmosferin isinmasinin kaynagi olabilir miydi? 2.5 Hertz'deki ELF (ekstra dusuk frekans) dalgalarinin depremlerle iliskili bir armonik oldugu biliniyor. Zirve sicaklikta HAARP manyetometre okumalari 2.5 Hertz bandinda cok aktif idi. Yakin gunlerdeki HAARP manyetometre aktivitesini gormek icin tarihi degistirebilirsiniz.

Bilim insanlari Japonya'daki cok buyuk depremden onceki gunlerde deprem merkez ussunun uzerindeki kizilotesi emisyonlarin dramatik sekilde arttigini soyluyor

Jeologlarin uzun zamandir buyuk depremlerden onceki gunlerde garip atmosferik fenomenlerin kisisel ayrintilara dayali raporlari uzerine kafalari karisIk. Ama bu hikayeleri destekleyecek iyi verilerin elde edilmesi zordu.

Ancak son yillarda cesitli ekipler deprem bolgelerinde atmosferik izleme istasyonlari kurdular ve uydular bir deprem sirasinda ust atmosferin ve iyonosferin durumu hakkinda verileri geri gonderebiliyor.

Gecen yil DEMETER uzay arasindan bazi buyuleyici verilere baktik, bunlar Ocak 2010'daki 7 buyuklugundeki Haiti depreminden once ultra – dusuk frekansli radyo sinyallerindeki onemli artisi gosteriyordu.

Bugun, NASA Goddard Uzay Ucus Merkezinde Dimitar Ouzounov ve birkac arkadasi 11 Martta Japonya'yi harap eden Buyuk Tohoku depreminden alinan verileri sunuyor. Bunlarin sonuclari sasirtici.

Japonyadaki 9 buyuklugundeki depremden once, iyonosferin toplam elektron iceriginin deprem merkez ussu uzerinde dramatik sekilde arttigini, deprem olmadan uc gun once maksimuma ulastigini soyluyorlar.

Ayni zamanda, uydu gozlemleri merkez ussunun uzerindeki kizilotesi emisyonlarda buyuk artis gosterdi, bu emisyonlar depremden onceki saatlerde zirveye ulasti. Baska bir deyisle, atmosfer isinmaktaydi.

Bu tur gozlemler Litosfer-Atmosfer – Iyonosfer Eslesme mekanizmasi adi verilen fikir ile tutarlidir. Dusunce su ki, bir depremden onceki gunlerde, faydaki buyuk gerilimler, onun buyuk miktarlarda radon gazi salivermesine neden olur.
Bu gazdan gelen radyoaktivite havada buyuk olcekte iyonlasir ve bunun bir takim vurma etkileri vardir. Su molekulleri havadaki iyonlara cekildigi icin, iyonlasma suyun buyuk olcekte yogunlasmasini tetikler.

Ama yogunlasma islemi ayrica isi saliverir ve kizilotesi emisyonlara neden olan budur. Ouzounov ve arkadaslari  "Ilk sonuclarimiz 8 Mart'ta yayinan kizilotesi radyasyonin hizli artisinin uydu verilerinden gozlenmekte oldugunu gosteriyor" diyor.

Bu emisyonlar iyonosferi ve onun toplam elektron icerigini etkilemeye devam eder.

Litosfer, atmosfer ve iyonosferden bir tanesi karistigi zaman, bu ucunun olculebilen bir sekilde eslestigi anlam ifade eder. Soru su, yeni kanitlar bu fikri nereye kadar destekliyor.

Japonya depremi modern zamanlarda adayi vuran en buyuk depremdir ve kesinlikle en iyi arastirilan depremler arasinda olacaktir. Eger bu verilerden bu iliskinin iyi bir kaniti ortaya cikmazsa, diger firsatlar nadir olacaktir.

Referans: arxiv.org/abs/1105.2841: Atmosphere-Ionosphere Response to the M9 Tohoku Earthquake Revealed by Joined Satellite and Ground Observations. Preliminary Results.

Kaynak: technologyreview.com

HAARP Manyetometre verileri Japonya depreminin baslatildigini (uyarildigini) gosteriyor

From: aangirfan.blogspot.com

ABD Hava Kuvvetleri ve Donanmasi 11 Mart 2011'de Japonya'daki 9 buyuklugundeki depreme neden olan seyin gorsel icgorusunu sundu.

Yukaridaki resim HAARP websitesinden indirildi.

Bu bir zaman – frekans spektrogamdir, HAARP Induksiyon Manyetometresi tarafindan kaydedilen sinyallerin frekans icerigini gosteriyor.

Tokyo Universitesi tarafindan saglanan bu cihaz 0 – 5 Hz araligindaki ULF'de (ultra dusuk frekans) jeomanyetik alandaki (Dunyanin manyetosferi) zamansal degisimleri olcuyor.

Japonya depremi ve tsunaminin gerceklestigi gun ne oldugunu gostermek icin resme gorusler eklendi.

Yukaridaki eslik eden HAARP spektrum cizelgesine bakarak, 9 buyuklugundeki depremin ne zaman vurdugunu gorebilirsiniz – dikey olarak cizilmis kirmizi cizgi – ve depremden once ve sonra neler oldugunu gorebilirsiniz.

Ayrica gorebileceginiz sey manyetometre tarafindan kaydedilen sabit 2.5 Hz ULF frekansidir.

ULF 2.5 Hz frekansi baslatilmis (uyarilmis) bir depremin kanitidir.

Cizelge bu sabiti 9 buyuklugundeki deprem vurmadan once, deprem sirasinda ve sonra kaydetti.

11 Mart 2011'de 2.5 Hz ULF frekansi yayilmaktaydi ve 0:00'dan yaklasIk 10:00'a kadar ya da 10 saat boyunca kaydedildi.

Japonya depreminin sadece birkac dakika surdugunu biliyoruz, oyleyse neden 11 Mart 2011 sabahi deprem imza frekansi (2.5 Hz) 10 saat boyunca kaydedildi?

Cunku HAARP faz dizi anten sistemi 2.5 Hz ULF frekansi yayinliyordu (aktariyordu) ve bu Japonya depremini ve tsunamiyi tetikledi.

HAARP'in resmi websitesine giderseniz 2.5 Hz ULF frekansinin sadece 10 saat boyunca yayinlanmadigini, ayni zamanda depremden 2 gun onceden surekli olarak yayinlandigini kendinizi gorebilirsiniz.

HAARP'in websitesinden gorebileceginiz gibi yayinlanma 8 Mart 2011'de gece yarisindan hemen once basladi. http://maestro.haarp.alaska.edu/cgi-bin/scmag/disp-scmag.cgi?20110308

Depremi baslatan 2.5 Hz ULF frekansinin 9 Mart ve 10 Mart 2011'de tum gun boyunca yayinlandigini gormek icin Sonraki Gun linkini tiklayin.

Bir depremin imza frekansi 9 Mart ve 10 Mart gunlerinde gosterilse de, Japonya'nin dogu sahillerinde gerceklesen deprem yoktu.

2.5 Hz ULF yayininin onemi nedir?

Bir depremin dogal rezonansi 2.5 Hz.dir.

ABD ordusu icin calisan bilim insanlari Alaska'daki HAARP tesisindeki faz dizi antenleri kullanarak bunu kesfetti.

HAARP'in kendi grafikleri depremlerin 3 gun boyunca sikca gerceklestigini ileri suruyor.

Onlarin sahip olmadigi bir gercegi biliyoruz.

HAARP manyetometre verileri, Japonya depreminin dogal olarak gerceklesen bir deprem olmadiginin – onun tetiklendiginin – kanitini sunuyor.

Bu veriler bize bir HAARP askeri yerlesiminin buyuk bir depremi tetiklemek icin bilinen deprem imza frekansini yayinladigini gosteriyor.

Yayin en muhtemel olarak USS Ronald Regan gibi tasiyici saldiri grubunun korumasi altindaki Pasifik veya Atlantik okyanusunda herhangi bir yerde hareket edebilen Deniz – Ussu X – Bandi Radar platformu gibi yuzen bir HAARP sisteminden aktarildi.

11 Mart 2011'de Stars & Stripes raporuna gore USS Ronald Reagan neredeydi? Reagan tasiyici grubu talime katilmak icin Guney Kore'ye dogru gitmekteydi.

Bilim adami: Japonya depremi, nukleer kaza tektonik nukleer savastir ;


http://www.examiner.com/exopolitics-in-seattle/scientist-japan-earthquake-nuke-accident-are-tectonic-nuclear-warfare

HAARP Uzmani: \"Mayis 2008 Cin, Ocak 2010 Haiti ve Subat 2010 Sili depremlerinin hepsi gizli siyasi ve finansal gundemleri olan tektonik saldirilardir\"