Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#315
İlk Kaynak tarafından Varlık Bilinci yaratıldıktan sonra hala keşif için bir yolculuk gözükmüyor. Keşif için Varlık bilinci araçları (bedenleri) oluşturuyor ve böylece keşif daha alt bilinç yoğunluklarında başlıyor.


Burada Özgür İrade keşfin en temel gerekliliği gözüküyor...Tersini düşünelim, örgür iradeye sınırlar olsun ya da özgür irade olmasın...Şu örneği düşünüyorum: Satranç oyunu. Tarihte ünlü satranç oyunlarını verenkitaplar vardır. Diyelimki otuz-kırk hamlede oyun bitiyor. Oyunun her bir hamlesi yazılır bu kitaplarda, birinci hamlede piyor, ikinci hamlede at ve böylece tüm oyunun ne olduğu bu tür kitaplarda yazar. Oyunun her adımı bellidir. Bu oyunu oynamak bir keşif olabilir mi? Bu oyunu oynamak öğretici, geliştirici olabilir mi? En azından keyifli olur mu? Sanmıyorum ve bu bir taşa yazılmış bir oyun gibi olurdu. Ve esla da "keşif" olmazdı. Ne Toplam Bilinç ve ne de Bilinç birimleri için bir keşif ve sonsuz bir dans olmazdı. En karanlık harekete dahi bir özgürlük var deniliyor. İşte KH olmadan BH olmaz deniliyor. Zaten karanlık bir odayı düşündüğümüzde kapıyı açtığımızda "karanlık" dışarı doğru yayılmaz...Aslında "karanlık" diye bir şey sadece orada Işığın yokluğudur. Evrenin "karanlık" yerlerine Işık taşıma demek oyunun bir şekilde bir oranda "karanlık içinde" başlaması ya da "karanlık" bilinçlere Işık taşınması da anlamına gelebilir. Sonuçta "karanlık" ışığın yokluğundan başka bir şey değildir. Bilinçte düşme, bir anlamda ışığın azaltılarak oluşturulmuş bir "karanlık" yerden oyunun başlamasını doğuruyor gözüküyor. Kısaca "karanlık" sadece Işığın yokluğudur.


Ve İlk Kaynak, Özgür İrade bahşetmiş ise, herşeyin Tek'liği "en-güzel" de olduğuna göre ve diğer herşeyin bu durma göre "daha-az güzel" dir. Eğer ki, kendimizi İlk Kaynağa hizalıyor isek, başkalarının Özgür İrade seçimlerine en az kendi Özgür İrade seçimimiz kadar yargılamadan saygılı olmak; bunu yapmak gerçek pozitifliktir ya da yapmıyorsak İlk Kaynağın İradesine aykırı bir duruşa girmektir ve bu asla "güzel olmayan" bir durumdur.

Elbette, kendi Özgür İrademiz ile başkalarının Özgür İradeleri arasında her zaman düz bir hareket tarzı olamayacak kadar çok ama çok olası hayat durumları ve çeşitlilikleri sözkonusudur. Yine de en temel "güzelliğin" ya da "pozitifliğin" göstergesi; Özgür İradelere saygılı olmaktır.


Kozmik yasaların izin verdiği maksimun sınırlar içerisinde uyarı, nasihat ya da çekincelerimizi belirtmek ve sonra karşı tarafın Özgür İradesine seçimi bırakmak kendimizi İlk Yaratıcı'nın her bir parçaya bahşettiği bir duruma "hizalamak" sayılabilir...Tersi olan şey, karşı tarafın düşüncelerinin kozmik yasaların izin verdiği sınıarın çok üzerinde bir yargılayıcısı, seçimlerinden dolayı aşağılayıcısı, onu bir şekilde cezacısı olmak, acaba nasıl bir şeye kendini hizalamaktır? Ceza kesen, cezalandıran bir İlk Kaynak'a mı? Bu İlk Kaynak yapısına uymayan bir durum ise bu hiç te "güzel" olmayan bir şey olabilir mi?

Tiversonus

#316
Sorgulanabilir, yorumlanabilir her şeyin bir şekilde subjektifliğe hizmet ettiğini söylemek doğru olabilir. Bu Özgür İrade olayıda sanırım böyle bir şey. Biliyorum çünki, bu konuda bir kaç eleştiri aldım. Bunlardan birisi beni çok yaralamıştı...Evet bu konu da sorgulanabilir bir konu kabul ediyorum. Ama belki şu daha az sorgulanabilir bir şeydir: Birbirlerimizi taşıdığımız İlk Kaynak titreşimlerinden dolayı sevebiliriz. Önerim bu, belki bu da sorgulanabilir bir şeydir, gözlemciye bağlı.

Tiversonus

#317
:)) Üçüncü bir şık daha var: Özgür iradelere en hafif deyim ile minumum seviyede saygılı olamıyor isek ve birbirlerimiz de sevemiyor isek; savaşalım ve işte şu andaki Dünya'nın genel durumu bu ve titreşimlerimiz ile oluşturduğumuz bir şey...Kısaca ya sev ya savaş:)) gerçi insanın sevişmeleride bir savaş gibi...Dünya'nın "en akıllı adamı" Hawking demiş ya; insan türü çok "vahşi" ya da "yıkıcı bir tür",,, galiba haklı.

Tiversonus

#318
Genel Olarak, dağınık konularda olsa bir şeyler paylaşmak istiyorum. Belki genel bir durum tesbiti ya da duygusal ya da zihinsel duyumsamalar niteliğinde bazı şeyler.


Sitelerde bir zamanlar şunu duyumsadım; Dünya bu kadar berbat ve işkence durumları var iken, benim ya da bazı insanların kendilerini "iyi" hissetmeleri ve iyi hisleri çağrıştıran kelimeler ile örgülü yazı paylaşımlarımın, varolan gerçekliği ret edici şeyler ve hatta biraz daha, neyse, işte bu durumun sanal bir baloncuğun içine girmek olduğu veya buna benzer şeylerin düşünülmesi...Bunlar ile ilgili düşüncelerimi yazmak istiyorum.


İnsanı isyan ettirecek, bağırttıracak, tam anlamı ile işkence türü bir toplumsal yapının içinde yaşıyoruz. Bu çok doğru. Zaten belirli bir süre önce bu tür şeylere patlamalarım ve isyanlarım dolayısı ile açıkça hasata da olmuştum. Hayattan zevk almıyor, seyretmekten nefret edilen bir filmi zorla seyretmeye zorlanmış gibi de hissediyordum, bir ölçüde hala böyle. Bu bazen hadi çabuk bitsin bu işkence, türünden çabuk ne olacak sa çabuk olsun havası da yaratıyordu, bir ölçüde hala da öyle. Seyredilmesi zor bir film olsa insan ne yapar? Filmi kapatır ya da sinemadan dışarı atar kendini değil mi? İşte bir ölçüde hala da öyle.


Uzatmayayım, Pleiades öğretileri, kasyopya celseleri ve diğer bazı kanal bilgilerinin tavsiyesi ile bir gün, yatak odamın içerisinde tv si olan ben, hiç tv izlememeye başladım. Sonra siyaset ve çatışma konularına girenleri ya susturdum ya da ben bir basit bahane ile uzaklaştım. Halbuki, sabah üçlere kadar tartışma programlarını izlerdim. Kısaca; bu bende belirli bir oranda rahatlık yarattı ama yetmezdi bu. Sonra, duygusal arınma teknikleri ile derin düşünce ile zihnimde bazı kavramların ret egzersizlerini bilgi temelli bir yaklaşıma getirdim. Olan şu idi: Ben izin verme katsayımı değiştirdim.

Tüm olanı yine pür dikkat takip ediyordum bi,r şekilde ama verdiğim tepkiyi değiştirmiştim. Gerçeklerden hiçte uzak değildim ve işin aslı, enerjimi tüketen isyanların seviyesi çok aza düşünce arta kalan enerjim ile çok daha fazla gerçek bilgiye de ulaşabilir olmuştum.

Bu Dünya Para İmparatorlu yana yana niye tvlerde insanları düşük frekans bombardımanına tutuyorlar. Neden dramlar ve dramlar tekrar tekrar yayınlanıyor. Ve diğer yazılı basın v.s.

Burada Pleiades öğretileri ve kasyopya hep bir frekans kontrolünden bahsetmişt. Bende iş gördü, evet iş gördü, Yeter mi elbette yetmez. Arınmaların sınırı kanımca yok. Bu asla bilgiden kopmak değil ama bir tuzağa da, istenilen frekansta bir gerçekliğe hapsolmak ta değil.

İsyanlarım kısa süreli oldu ve arınmanın etkisi ile çok kısa sürede oyunun ne olduğunu bilmekten de olabilir toparlayabiliyorum. Örneğin son ayda çok isyanlı bölümlerim vardı. Ama bunu sitede paylaşmak pekde aynı durumda olan insanlara faydalı olamaz dı. Bu belki enerji vampirliğine de girebilirdi.

Şunu gördüm geçen aylarda. Aslında ben hiç mi hiç yıkıcı bir insan türünün örneği değilmişim. Kendi halimde o kadar masum ve yapıcıyım ki, z,hnimde ve frekansımda harika titreşimler dans ediyordu. Beni bana bırakmayan yaşam çevresi ve oradaki çok düşük frekanslı insanların, işkence vari yaklaşımları idi. Ve bir örnek; altı yedi kere sus dediğinde ve bedensel ağrının üstüne susmayan saldırgan bilince, yıllar sonra küfür etmiştim. Sülaller, anneler, babaler v.s. Ve burası ilginç,, karşı taraf susunca, bir üç beş dakika sonra hiçte suçluluk gibi düşük bir frekansa girmeden içimden gülüyordum, beni bana bırakmışlardı. Ve kendime de gülüyordum, bak diyordum kadın ve erkek ayırımı yapmadığın küfründen de belli ve resmen çok ama çok kısa süre sonra müthiş yüksek frekanstaydım...Nedeni bir ölçüde kasyopyalıların ve diğer kaynakların önerdikleri DUYGUSAL ARINMA e NEFES EGZERSİZLERİ ve geçmişi bağışlama ve derin düşünme ile varoluşun yasalarını düşünmem di..


Titreşimim şu yazıyı yazarken oldukça yüksek ama yine de bir an önce olacak olan olsun mu denilse hemence evet diyecek kadar da ortamın işkencavariliğinden sıkkınım.


Bir insan gibi tepki verdiğimizde bunun düzenin beklentisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu polyanacalık da değil bilmek ama ne kadar etkileneceğine insanın kendi karar vermesi durumu.

Son Hathor mesajı bu durumu harika özetlemiş, tekrar okunacak bir bildiri kanımca. Evet negatiflik dayanılmaz boyutlarda ama işte onu alt etmek için ince bir yaklaşım öneriliyor orada. Vereceğimiz enerji bazı şeyleri büyütüyor bu doğru.

Önerim daha dayanıklı olabilmek için tepkimizin bizim kontrolümüze geçeceği herşeyden irtibatlı bir gerçeğin arayışı frekansına geçebilmek.

Tiversonus

#319
Özet olarak söylemek gerekir ise; dış katalizör olaylara verdiğimiz duygusal tepkilerin ya da tüm tepkilerin kontrolünü ele alabiliriz. Yani Kendimizi değiştirebiliriz, dışarıyı direkt olarak belki de değiştirmenin tek yolu da budur. Bu demek değil ki; zihinsel düşüncelerimiz, fikirlerimiz değişti, belki şöyle değişir, çok daha net görebilmek anlamında...Yapılacak ilk iş ise kendimize vakit ayırabilmek ve kendi üzerimizde çalışmak, eklenmeler başlayacak ve devam edecektir. Önce kendimize vakit ayırmak... Geçenlerde kontrollü duygu boşalımı türünden ağlamak için uygun ortamda zorladım kendimi:)) tık yok o kadar zorlamam rağmen.Ve böylece daha fazla şevkat ve sevginin oluştuğunu farkettim...Elbette zihinsel bakış ile neyin ne olduğunu görmekten vazgeçilmiş bir durum değil, zihinsel sıkıntılar kısa devreli gelip geçiyor. Ama varolanı daha net görebiliyor kişi...İnancım şu ki (bunu ufak şeylerde denedim) eskiden frekansımı bozan kişiler ya da tv ve gazete dramları v.s. şeyleri aynı oranda seyretsem asla aynı oranda duygusal tepki vermeyeceğim, bu ilginç gerçekten.

Tiversonus

#320
Meditasyon Sırasında Ortaya Çıkan Sinek


Azönce aklıma geldi, paylaşmak istedim: Bir ara internette bir çizgi-film izlemiştim. Bir japon meditasyon yapıyor, rahat sessiz bir odada. Ve bir tane vızıltı içinde bir sinek giriyor odaya. Meditasyon yapan kişi rahatsız oluyor ve ünlü japon kılıcını ayağa kalkmadan çıkarıyor ve tek hamlede sineği ikiye bölüyor:) Ve bu kez iki adet sinek vızıltısı ya da sinek oluşuyor ve kılıç ile tekrar bunları ikiye bölüyor ve bir süre sonra onlarca sinek ve vızıltıları oluşuyor.


Bunun üzerinde çok uzunca düşünmüştüm o sıralarda. Evet gerçekten bir şeye odak vermek (olumlu ya da olumsuz, ki olumlusu niyet oluyor) o şeyi büyütebiliyor gerçekten. Bu olaya dair bir çok celsede benzer bilgiler var. İşte en son bugün sitemizde yayınlanan The Group mesajı, herşey biraz korku ile alakalı diyor örneğin "teşhircilik", örneğin "Genişleme" yerine "savaş"...


Bence üzerinde düşünmeye değer bir çizgi film idi.





ek: The Group mesajı

"önce niyet edip bu duruma uyumlanmaya başlarsa, o kişi buraya geldiğinde dönüş yapmak için her zaman kolaylıkla bir açıklık bulacaktır. Çünkü o kişi zorlu enerjilere gelmeden önce uyumlanmıştı."





ek: kısa bir aramadan sonra buldum videoyu :)

http://www.youtube.com/watch?v=9l-YYqjhVi4&feature=player_embedded#!

sirera

#321
Teşekkürler Tiversonus, hoş bir film, neşeli. Meditasyonla, dumansız bir alev, eylemsiz bir eylem, yaratımsız yaratıcı, yönetmeyen yöneticiyi, olabilmeyi, ne hoş anlatmış.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#322
Sirera'ya teşekürler, aslında son The Group mesajında geçen bazı kavramları düşünüyordum ve paylaşmak istiyorum:


Herşey "eşzamanlı" oluyor Evren'de, yine de üçüncü yoğunluk algılarımız ile liner bir zaman akışı duyumsuyoruz. Bu konularda geliştirmek üzere düşündüğüm şeyleri paylaşmak ve belki bu bakış ile "kuantum sıçraması" nı anlayabilmeyi daha kolay hale getirmek istiyorum.

Nasıl bir işleyiş ile zamanı lineer-bir akış ile algılıyoruz? Bu nasıl çalışıyor? Tüm Uzayı bir kafes olarak düşünmek gerekiyor. Ve aslında bu kafes içerisinde algılamayı bilinç denilen şey yapıyor. Tanrı toplam bilinçtir ve bilinç herşeydir. Evrenimiz içerisinde herşey bir düşünceden ibarettir.
 

Bilinç yoğunluklarının tamamı kendisine özel bir duyumsama ile, gerçekliği yaşamakta diye düşünüyorum. Örneğin 3. bilinç dünyamız herşeyi farklılıklarına göre duyumsamakta ama diğer bilinç yoğunluklarında ise artık zaman bükülebilir bir duruma gelmekte. Herşeyi Bir'liğine göre duyumsama boyutu ise 4. Bilinç yoğunluğundan başlıyor.


Peki bizler nasıl zamanı yaratıyoruz ya da duyumsuyoruz? Uzayı kafesler olarak düşünelim. Her bir kafes bir AN olsun. Bir an^dan diğer bir an'a belki yüzlerce farklı olasılık an'ı potansiyel olarak mevcut. O yüzlerceden seçtiğimiz bir an'dan da yine belki yüzlerce ya da onlarca olasılıklı bir uzay kafesine geçmek mümkün. Böylece bir arıdşıklık içerisinde bir önceki an, geçmiş olarak zihinsel bir kayıta dönüyor ve geçmiş denilen hatıralar kaydı oluşuyor. Bu nasıl olabilir diye düşünüyorum.Bu bence her nefes alış verişimizde otomatikman olan bir süreç. Genetik bir süreç daha doğrusu Ruhun taşıtı olan bedenlerden ve onun çalışma prensibinden oluşan bir ilüzyon. Her nefes alış ve verişimiz bir ölüm ve yeniden doğma sürecimiz aslında. Ve nefesimizi iradesizce otomatik olarak alıp veriyoruz. Her alış verişimizde bir "önceki" kayıt" oluşuyor ve yeniden doğuş, yeniden doğuş ise yeni an'da bulunduğumuz uzay kafesi.

Belirli nefes tekniklerinde bilinçli nefes alma durumlarında sıkça yaşana şey, bir zaman kayması algısıdır, bu odaklanma ve kayıt sürecine küçük de olsa bilinçli bir müdahale durumumuz olabilir. Nefse alışımımızın durması ile bilincin 5. yoğunlukta (spatyom) da işlevine devam etmesi de bence anlamlı ve üzerinde düşünülecek bir durum. Bilinç hiç bir şekilde durmuyor, ölmüyor sadece araçları değiştiriyor. Herşey bilinçtir ve bilinç herşeydir. Fiziksel bedenin çoklu yapısınıda düşünmek gerekir.

The Group diyor ki; Tanrı'nın büyük nefes alışı ve verişi aynı an'da başlar. Aslında olay şu; 7. Bilinç yoğunluğu bir düşünce ile kafes yapı içerisinde belki katrilyonlarca olası anlardan oluşan bir kafesi zihninde oluşturur. Ve diğer 6. bilinç yoğunlukları bu kafes yapıları içerisinde genetik bedenlerin duyumsama limitleri ile duyumsarlar. Varoluşun her bir bilinç katından yukarı doğru çıkıldıkça hep varolan manzara çok daha net gözüküyor diye düşünüyorum. Üçüncü yoğunluk tan bakış ile biz bir lineer akışa hapsılmuşuz ve aslında sanki bir fayans döşeli zeminde üç aşamalı bir duyumsama içerisindeyiz: geçmiş, şimdi, gelecek...Ama bir bakış ile bütün fayanslar zaten oradalar ve dolayısı ile zaman algımız sadec bir algı. Bunu bir bilgisayar programı gibi düşünebiliriz. Bir yeşil spor sahasının tüm alan kayıtları programa kayıtlı aynı an'da orta da duruyor. Oyunu oynayan bilinçler varolmayan, programda varolmayan hiç bir kesitte olamazlar. Programın dahilinde olan bir mekana oyuncu adım atar, mekanı pasif pozisyondan aktif pozisyona getirir. Kısaca müthiş bir engin deniz gibi Evren'imiz ve her bir damla orada potansiyel olarak zaten eşzamanlı varlar.

Üst yoğunlukların bu karelerde hareketi ise kendi yoğunluk bedenlerinin ve açılmış/genişlemiş bilinçelri sınırlarında olacaktır. Tanrı 7 günde evreni yarattı sözü manidardır. Burada şu ihtimali düşünüyorum; 7. Bilinç yoğunluğu Teklik katı varolan herşeyi, yaratımı tüm duyumsama ile GÖRDÜĞÜ için gerçekte hiç bir şekilde zamanın olmadı boyut orası olsa gerek, diğer boyutlar ise hala genişleyecek bir bilinç yapıları ile bir şekilde çok istisnai zaman algıları olabilir. Örneğin 6. yoğunluğun bir döngüsü bir kaç milyon yıl sözü bu bakımdan anlamlıdır. Ve bizlerde öğrenmeye devam ediyoruz diyorlar çeşitli kaynaklarda. Kısaca bilinç genişlemesine devam ediyorlar.


Burada takip edenler açısından önemli olan şey şu kanımca: Nefes egzersizlerinde durma (alme ve verme) an'larında, geçmiş kayıtları değiştirebilme potansşyeli çok müthiş. Çünkü her yeni nefeste yeniden doğum an'ı yaşanıyor. Bu neden ile bu nefes duraksamalarında güçlü niyet beyanları yapılırsa çok faydalı ve hızlı bir arınma yaşanacaktır diye düşünüyorum. Ututmayalım ki her bir parça en büyüğün bir modelidir. Buradan muazzam değişim yakalayabilir bilinçler.


Bilinçli nefes alış verişlerinde duraklama an'larında odaklanılan tek bir kelime belki de kayıtsal zaman oluşturmayı sekteye uğratıyor ve böylece, bir zaman kayması algısı yaşanıyordur. Bu kayılara ulaşılan, bilinçli ulaşılan an'lar kanımca çok kıymetli amaçlar ile kullanılabilinir. Diğer türlüsü zaten otomatikman olarak işleyen bir şey durumunda.


Tgur

#323
10 OCAK 2002 son celsedeki şu aktarım sanırım bazı şeyleri genişçe açıklıyor,dikkatinizi çekmek istiyorum,

S: (L) O halde Frank'in katıldığı celselerde bozulmalar olmuş olması güçlü bir ihtimal. Celselerin saflık derecesi ile ilgili verdiğiniz %72'lik oranın nedeni bu muydu?
C: Evet.

S: (L) Yani Frank'in varlığının o %30'luk bozulmaya neden olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Evet.

S: (L) Bu bozulma en çok ne şekilde meydana geldi? Tespit edebilir miyiz?
C: Kehanetler ve korkutma taktikleri.
----------------

Bozulmanın ne yönde olduğunu bu bölüm açıkça belirtiyor ,o halde özellikle Frankın başlangıçta olduğu celselere dikkat edersek ,"kehanetler ve korkutma taktikleri" bu bölümlerde oldukça bol idi..

Ra bilgilerinden hatırladığıma göre, Kutsal kitap aktarıcılarının da bu KH tuzağına düşürüldüğünü ve kıyamet kehanetlerini insanlığa sunduklarını biliyoruz..

Onun yüzünden insan zihni oldukça karışmış durumda ,bu korkuların barajladığı zihin yapısı yüzünden  verilen bilgilerde bu KH karışıklığının mekanizmasını bilmedikleri ve katiyen sorgulamadıkları için fasit döngü yani takılı düşünce tipi genellikle devam ediyor.

Bütün bu gerçekleri kısım kısım yakalayabilmek için yaptığımız  yorum fırsatlarını verdiren akatrımları yapan kıymetli dostlarımızı nasıl tekrar tekrar takdir etmeyiz , şükran duygularımı sunuyorum bu vesile ile..

Ve onlara yine tekrar okudukları hakkında peşin hüküm verip elastiki zihin cimnastiğini yapamayan kişilerin  sığ yorumlarına aldırmamalarını tavsiye ederim, enerjinizi boşa tüketmeyiniz ,

Her ne kadar bahsettiğim son celsede "aldırmamazlığın ,tokat atana diğer yanağı göstermenin" hatalı olduğu ,bunlara gerçeklerle cevap vermenin doğru yol olarak sunulduğu hatırlansa da mahşeri bir zihin karmaşasında ,yani evrim farklılıkları gösteren insanlığın tek tek bilinçlenmesi için yapılacak teke tek mücadelenin de imkansız olacağını düşünmeliyiz Bu durumda doğru bildiğiniz gerçekleri bir defa daha söylenmesi ve en azından izleyenleri tatmin eder bence bu kafidir..



Tiversonus

#324
Herkese Merhabalar,

Özet ile; SONSUZ OLASILIK, SONSUZ KOMBİNEZYON, ama Merkeze/Merkezden OLMAK yani Bir ya da "Kimim Ben" diyen "Mevlana" nın kelime anlamının ne olduğunun farkında OLMAK...Tek Bir kimlik var.


Not: Sorgulamanın anlamına ve kapsamına zarar verdiğini düşündüğümden dolayı, büyük bir özür ile yazımı makasladım:)

Tiversonus

#325
Sorgulamak ile ilgili düşüncelerim sırasında OLMAK anlamını düşünmür buldum kendimi. Basitçe ifadenin derinliğini kaybetmeden anlamı taşımasını nasıl sağlayabilirdi? Deneyelim: Micheal Angelo bir heykeltraş. Şunu söylüyor ünlü eserleri için: Eser pasifte olsa oradaydı ve ben sadece fazlalkları yonttum...İşte bir bakış ile herkse kendinin bir heykeltraşı, asla başkasının bir şekillendiricisi olarak başkasının heykeltraşı değil...Elimizde fazlalıkları yontma aletleri ile fazlalıkları yontuyoruz, yapan biz ve kendimize yapılan bir işlem ve orada başta herşeyin başında zaten bir potansiyel olarak varolanı ortaya çıkarıyoruz. İşte bu neden ile oldurmak değil bu OLMAK'tır...

Hadi elimizde yontma aletleri ile bir "karşıdakine" şekil vermeye çalışalım! Ee bir kere kendi fazlalıklarımız ile bunu yapacağız ve hadi yontalım karşıdaki heykeli. Yontucu fazlalıklı yani olmamış ama oldurma ustası gibi garip bir durum. Başka bir şey de şu; Gerçek Varoluşun temel yapısında dolayı "dışarıdan" alınacak itkinin bir değeri ya da etki ölçüsü olacaktır,hadi içte karşılığı da yoksa bu itkilerin...Kısaca etrafımıza baktığımızda, örneğin bir oylama nedeni ile ya da bir olası şevkatsizlik durumu ile sinirlenen, hayıflanan insanlar vardır etrafımda. Şunu düşünürüm; bu aslında eline yontma aletlerini alıp, kendinin heykeltraşı olmaya değil de başkalarının heykeltraşı olmaya çalışmaktan başka bir şey değil ki? Olmamış, yanlış olmuş, niye böyle yapmış, bu çok kötü filan türü şeyler bence bunlara işartet. Bir başkasının OLMası'nın neden olmadığının yargılayıcısı olmuşuzdur. Aslında şunu sormak gerekiyor, doğru ya da yanlışın da ötesinde: Böyle bir tavırın üreteceği nedir? İçeride karşılığı yok ise, dışarıdan karşılık beklemek ve iyi ya da kötü şeklinde de gelmeyince bir yargıya varmak. Dışarıyı yontmaya çalışmanın en büyük tuzağı kendin ile çalışmamaktır, nereden bakılırsa bakılsın, bu çalışmayacak bir şeydir...Işığını içeriden taşırsın, yaşamın içinde fener olursun ve işte içerden dışarıya büyük değişim için faydalı bir netice. Yaşa ve örnek ol, alan alır alamayanı dövsende alamaz, bu ham ve bilinçt bir aşama işi, yargısızca böyle...

Yontma aletleri ile hep gözü dışarıda olanı bazen şöyle anlarım: Aşırı değer yüklü bir yorum getirirler. Ve orada bir şey dikkatimi çeker benim. Olayın çerçvesinde olan onlarca ton ara renklerden algılama dışına atlanılır...Şimdi Vinci nin bir resmine bakalım, resimde bir renke aramaya odaklanalım ve sadece aradığımızı görebiliriz. Halbuki boş zihin ile maksimum açık ve berrak bakış ile OLAN dan daha fazlası nı görebiliriz. OLAN dan daha fazlasını görmek!

Olanı daha fazla GÖREBİLMEK için zihnin bir özel berraklık modunda olması bize ne sağlar?

İki boyutlu bir dünya hayal edelim: yuvarlak bir kafa ve pc oyunu gibi programlayalım. Bir gördüğü iki renk olacak, siyah ve beyaz, siyahı görünce yiyecek, beyzaı algılayacak, başka renk algısı yok. Görünce yemesi için iki adet sinir ucu olacak; siyahı yemeyince ızdırap çekecek bir duyumsama, yiyince haz verecek bir duyumsama siniri:iki adet sinir algı sensörü...Tüket-Boşalt-Acı-Haz işt böyle bir sanal iki boyutlu program...Tüketecek haz, boşaltacak ve tüketmeye hazır duruma gelecek tüketmez ise acı...Basitbir bilinç yapısı işte..

Hidrojen oksijen atomu ile birleşip suyu oluşturyor. İyi de yapıyor..Peki neden bunu yapıyor??? Yani hidrojen niye daha değişik atomlar ile daha fazla birleşmiyorda bunu seçiyor? Elbette bir bilinci var, hatta sınırlı da olsa bir özgür iradesi var...Ama işte sınrlı ve bilincli...Manavdan yemek tarifi istesem, sebzeli, kadsaptan isyesem etli tarifler verecektir muhtemelen. Ve hastamı oldum; Tüket-boşalt hazza geç ve o kadar iyi niyetliler ki, saece bilinç seviyesi ve hamlık ya da neyse elbette yenilcek çünkü Ruh taşıtı bir şekilde yakıta ihtiyaç duyuor. Önemli olan şey başka bilinç seviyelerinden de kaynaklanan Şifa nın atlanması, atlanma değil aslında programda olmadığından algılama sınırları dışında "yok" sınıfında bazı bilinçlerce.

Tiversonus

#326
İki boyutlu olan, sanal dünyamızdaki bilinç birimi iki rengi algılayacak bilinç taşıyıcısına sahipti, işte diyelim ki üçüncü bir renge rastlamıyor mudur veya başka bir renge? Elbette rastlıyordur ama Ruh taşıyıcısında algılama sinirleri "yok" ise farkında olamayacaktır, aslında olmayacaktır. Tüket-Boşalt-Üre-Haz-Acı ile başlayan bilincin basit yolculuğuna devam edelim: Algılanmaya getirilen kısıtları nasıl aşabiliriz?


Bence en önemli şey bir Farkındalık modunda GÖRMEK için çabalamak, bazı sinirleri daha fazla sayıda oluşmaya ivmeleyecetir. Sorunda şu; bilinç algıları kutupluluk içerisinde olanlar, bilinçlilik algılaması Bir'lik algılamasında olanlara nasıl davranacağı? İşte algılama kalıpları içinde "en uzun vade" de bir sonraki haz için tüketime dayalı olacağı için, bilincin zamanı planlama süresi de çok kısa süreli olacaktır: Günü ya da işte altı ayı kurtar, gerisine bakarız. İşin garip tarafı sensörün limitinin dışında olan şeyi zaten "yok" göreceği ya da "boşluk" göreceğidir...4 mikron ölçekte tarama sınırına sahip bir tarayıcı için tüm 4 mikrondan daha küçük olan şeyler boşluktur, sayısı sonsuz da olsa...Yıllarca "uzay boşluğu" denildi, boşluğun yerine jelimsi elektrik yüklü bir plazma kavramı ise yeni yeni bilinçlerin algısına girdi, ama çoğu bilince göre hala bir boşluktur. Boşluk olmaz ise ne olur? Bütünlük gibi bir şey olabilir mi? Bir şekilde bağlılık ta denilebilir buna. Yıllarca paplık bilinçlere kilit vurdu: Merkezde Dünya ve diğer herşey onun etrafında...Bir bilici aşkınlayan bireysel bilinç birimi şunu dedillendirdi: Güneş merkezde ve gezegenler etrafında. Peki papalık bu delilli işlere neden savaş açtı? Amacı neydi? Varsa ispatı ya da açıklaması, kabul edilemez miydi? Yani neyse o cinsinden yerine bir yaklaşım yerine savaş açmasının temeli nedir? Satatükonun amacı nedir? Gerçek neyse odurdurdan neden mücadele edilir?

Uzay boşluğu...E işte dolunayda avrupada bazı iskandinav ülkelerinde ek sağlık ve güvenlik önlemi alınıyormuş. Bir sürü bilimsel ölçmeli araştırma ile dolunayın etkileri ortaya konulmuş. Hani "boşluk" idi...Kim ilgilenecek ki bunun ile Tüket-Boşalt- Üre-Haz ve kısa döngü algılaması var iken...75 bin kişiye "ek iş" imkanı off aman ne güzel abd ye:)) 60 milyar dolarlık Sudi Arabistan silah satacak. Aman borsa pirim yapar be...Silah ne iş yapar? Irak'ta yeni 1.000.000 civarında insan ölmedi mi? Bu silah ne iş yapar? Önemli deil ki, 75 bin kişiye iş sahası yapar, değil mi? Borsa da artar...Ve Suudi bu parayı kimden alıyor..Cevap: Uzay boşluğu...Yok ya getir matematik defterini bak işte; hacılardan, ama hacının haberi yok. Yok değil uzay boşluğu: Şimdi bu nasıl sorgulanır? Biz her kolaya verilen para ile din kardeşlerimize kurşun sıkıyoruz diyen bilinçler matematik ve cebir bilmezler mi? Aman boşver; haz-tüket-boşalt...Görünen evrenin önünde gözükmeyen yazı vardır: Matematik...

Olmamışa ne yapacağız? Öneri, uyarı, tavsiye gibi basit Gerçeği sunuş, başka bir şey yapamazsın ki? Tebliğ et bırak. Varoluş aleminin her an ve her zamanda içiçe geçmiş bir durum olduğunu dar bilinci ile gözlemleyemeyene yapacak bir şey yok. Zaten hekes olacak şekilde içiçe gerçeklikler çalışıyor. Seçimler, GEBE OLDUKLARI SONUÇLARI ile hep bir DENGE durumundadır...Göremeyen için ise "uzay boşluğu" dur...

Tiversonus

#327
Burası önemli kanımca! Şimdi abd ıraka gidip işkence yapıyor. Kapalı yerde yapıyor ve yine yaptığı işkenceyi SERVİS ediyor: İddiam servis ettiği yönünde. Neden? Siz bakmayın sızdırma, ufak ceza tiyatrolarına:) İyi niyetli (ve de haklı) insanlardan bir şey çalınıyor kanımca...Frekans titreşimleri dar bir moda hapsediliyor. İyi niyetliler, haklılar ama frekansları düşürülüyor, buna dikkat çekmek istiyorum. Peki neden bunu yapıyor? İşte burası çok önemli. Birlikte-Yaratan olabilmenin frekansı engelleniyor...iŞKENCECİ HERZAMAN İŞKENCESİNİ SERGİLEME EĞİLİMİNDEDİR İLGİNÇ DEĞİL Mİ?

Burada alışılagelinmiş olanın dışında durumlar var: Hem gerçekliği en berbat, en vahşi, en sıkıcı hali ile gözlemleyeceğiz ve hem de bir frekansı kaybetmeyeceğiz; realiteyi bilinçli yaratımlarımız ile aydınlatabilmek için. İşte anlaşılmasının dahi çok zor olunduğu durum budur kanımca. Hatta iyi niyetli insanlardan bile hayalcilik ya da polyanacılık bazında eleştiri alabilirsiniz. Kınamanın veya diğer her türlü kutupluluğun tarafı olunmadığından...Gerçeği en saf hali ile gözlemleyeceğiz ama bir frekansı da kaybetmeyeceğiz, işte başarılması gereken durum budur kanımca...


Son Hathor mesajlarında "etraf cehennemi yaşarken cenneti yaşamak" mümkündür denilmişti: Kuklalar ve kuklacılardan da bahsedilmişti. İsa isteyin verilecek demişti, ayrıca "inanan dağları devirir"...İnanan dağları devirir çok yanlış yorumlanır kanımca. Bir saf inanç ile bir "titreşimin" tutulması bence daha doğru bir yorumdur. Titreşimi bütün aksine bombardımana tutulmuş duyu organlarımıza rağmen tutabilmek bence inanmaktır. İnandığını bağırmak aslında "acaba" gibi bir ispat arayışını çağrıştırır...İşte neden gerçek varoluşun bilgisi ile papalığın veya diğer unsurların uğraşmasının sebebi budur kanımca, insanların uyanmasını önlemek. İnsanlar (bilinçler) ne büyük bir potansiyelde olduklarının bırakın farkında olmalarını kıymetlerini unutturulmuş ve bir gerçekliğe hapsolunulmuştur. Korku, kaos ve karmaşa içinde bırakılmışlardır. Her bilinç birimi olasılığın sonsuz bakışındaki kadar değerlidirler...İster kuantum yaratımı deyin ister birlikte-yaratan deyin, spiritüel teknikler muazzam yaratma gücüne sahiptir...İşte yana yana spiritüel kişilerin biraraya gelinmesinin engellenme çabaları bu yüzden Konsorsiyum tarafından dikkatle takip edilir...Bir fazla kişi ne üssel artış yapar; Bir'in Yasası'na dengelenmiş; Tam Yaratım Gücü ile müthiş bir Güç!!!

Ve işte, Tüm varoluşun içinde bir duyumsama titreşimine ulaşmak ve bunu duyumsamak: Evren'in içimizden aktığını...Düşünmek değil, bir kabul edilebilir fazda duyumsamak...Eski şamanları ve kamları düşünün, öneriyorum: Grup üssel olarak kuvvetlenir. Varoluşun eşzamanlılığı için bir bakış ile bu , diğer benliklerimiz ile birlikte-yaratan olmaktır, halife olmaktır...Elbette her aksiyonun bir reaksiyonu olacaktır. Bütünün hayrına çalışmak ise, kendimizi İLK Kaynağa hizalamak ile olur ancak.

Moderator

#328
"ÖZGÜR SEÇİM"-Friedrich WilhelmNietzsche


"Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.

 Sadece seçim yaptığını zanneder.

Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır.

Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..."






Friedrich Wilhelm Nietzsche

:)) Güzel bir alıntı, tesadüf oldu...
 

Tiversonus

#329
Bir kaç gün içinde yazdıklarım hakkında, bir kaç küçük şey ilave etmek geldi içimden: Bir bakış açısı olan şeyler bunlar, bir fikir paylaşımı ve değişmez olan statik, mutlak şeyler de değiller açıkçası. Ama herşeye rağmen, tüm 3. yoğunluk mesafe, mekan algılamalarına rağmen, bir ölçüde ruhsal titreşim frekansı benzerliklerimiz ile bunları ağ çalışması konusu yapmak gerçekten rahatlatıcı gibi geliyor. Ağ çalışması, hiç olmaz ise bir "gerçeklikte" birliğimizi sağlayabiliyor. Bilinç açıklarımızı kapatabimek için, birbirlerimizi bilinçte besleyebilmek için güzel bir fırsat sayılabilir... diyelim ki 2. yoğunluk bilinç kardeşimiz olan bir kedi var ve 3. bilinç yoğunluğu bilinç kardeşini seviyor ve işte bilinç algısı ile bir adet taze tutulmuş fareyi ağzında getiriyor ve öne koyuyor, bunu etrafımda o kadar çok gördüm ki son zamanlarda ve inanın o bile güzel bir sevgi gösterisi oldu bana, söylemek istediğim şey şu, İŞTE HERŞEY TEK BİR ŞEY İÇİN DEĞİL Mİ? :)) Bilinçte açılan bir sevgi de var elbette...Önemli olan tekamül etme isteğimiz ile pozitif bir etkileşim çok önemli, hepimizin birbirimize sunacağı şeyler var, en azından potansiyel olarak. Yargılamadan farklı fikirler de olmamız bir zenginlik yaratabilir ya da aynı fikirde olup ta birbirlerimize pek de bilinçte besleyici olamayabiliriz, kısaca "niyet" çok önemli.


Ve çok öze söylenecek özet ve güzel cümleler:

"Gerçek din Hayat'ın kendisidir"...ne kadar basit ve derin değil mi? Aynen e=mc2 denklemi gibi...

Bu da wingmakers materyalinden::

"cahil kalma korkun seni cahil bırakıyor olabilir" diyordu öğrenci öğretmen diyaloğında, bu da derinliği olan bir cümle kanımca. Ya da "anlayamamaktan mı korkuyorsun, öğrenmek ile mi ilgileniyorsun? her ikisi tezat olabilir",... bu da çok derin bir cümle idi ve dün aklıma geldi, paylaşmak istedim...Ama esas şu; haklıyım-titreşimim düştü ise, sonuç yaratımsızlık, haksızım ama titreşimim yükseldi yaratımın "bilinçli gücü" bende, yani sonuçta titreşim kalıbımız, enerji imzamız iş yapıyor, diğer her türlü şey ise ego ile ilgili şeyler...elbette sonsuz olasılık demek sonsuz kombineyzyonda demek. Ve Sonsuz bir yolda hep bir öğrenciyiz, en azından kendimi bu şekilde hissediyorum.