Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#255
Alıntı Yapveya aldırış etmez bir yaklaşımı kendinizde test edin..

Endişe mi ,aldırmazlık mı baskın,

Sevgili Tgur aklıma şöyle bir "döngü" geldi ve paylaşmak istedim:

Kanal Bilgileri şunu söylüyor ilk başta :"ne yazık ki, çok az hasat olabilecek" benzeri şeyleri. Sonra bu söylendiği sıralarda bir küçük bölüm susuyor ve büyükçe bir bölüm bu söylenenleri "rahatsız edici" buluyorlar ve bu tür söylemlerde bulunan Kanalları "tukaka" ilan ediyorlar. Burada önemli olan şeyi "hoşlarına gitmemek" ve bir süre sonra olaylar hızlandığında şunu görüyoruz, ortalıkta bulunan bu kişiler geri çekiliyorlar. Hoşlarına gitmeyen şeyleri duyupta itiraz etme olaylarında olduğu gibi benzer şekilde olayların gelişimi de hoşlarına gitmiyor muhtemelen. Ve ortalıktan çekiliyorlar. İşin ilginç yanı ise, Kanal'ın ilk başlarda söylediği şeyin bu bütün süreci "önceden" söylediği gibi; çok az sayıda gerçekten bu işler ile samimi olarak ilginenlerin kalması. İlginç bir durum. Burada bilgi herkesin yolu değil oluyor böylece. Ama işte olayın ilk başlardaki görüntüsünde kalabalıkta gerçeği söylemek ya da söyleyebilmek ile ilgi bir durum var sanırım. Galileo gibi olabilen o çağda kaç bilim insanı vardı diye düşünüyorum. İşte ilk başlarda kanalların doğru söylediği itiraz edenlerin yaptığını "önceden" görmek ile ilgili olabilir diye düşünüyorum. Önceden söyleyebilmek nise sanırım cesaret ve başkalarının ne düşündüğünü dikkate almamak ile ilgili olabilir. Aslında bu da bir bilgiye dayalı hareketin işareti olabilir. Genele rağmen söyleyebilmek, çekinmeden söyleyebilmek. Tersini düşünüyorum; kalabalık günlerde çok kişinin hasat olabileceğini söylemek ise, insanları bir tembelliğe iterek bilgi toplamadan ve olmaktan alıkoyabilecek bir yaklaşıma ya da sonuca yol açabilir. Yani çok kişinin hasatı geçeceğini söylemek ki genelin başta beklediği "güzel şeyler" sınıfında oluyor bu; bence pozitif bir yaklaşım olamaz. Her iki ihtimalde de...

Bilgi ile yürüyen kişinin kriteri "hoşa gidecek olan" olamaz diye düşünüyorum, burada kritik şey hoşumuza gidecek şeyi duymak isteyişimizdir...Bunu insan ilişkilerinde de görebiliyoruz. Forum geçmişimize baktığımızda ise; hoşumuza gidecek şeyleri söyleyenlern bize pek bir şey veremedikleridir.

İşte buna gülümsüyorum. Kişi ya da bilinç, başkalarının hoşuna gitmeyeceğini bile bile gerçekleri söylediğinde, o kişi "kötü" ilan ediliyor ve sonra olaylar kişiyi doğruladığında ise, zaten ortalıkta geçmişte yapılan yanlış kötü nitelemesi için özür dileyecekte kalmıyor. Sanırım bu bir test.

Tgur

#256
Sevgili Tiversonus ,

Konu frekans mevzuu,
Uygun frekansa gelemeyenler o bandta söylenenleri anlamaktan uzak iseler, başka istasyonlardan kulaklarına hoş gelecekleri arayacaklardır ,ve bazen de babamın ben çocukken dinlediğim radyodaki klasik müziği kötüleyip,"kapat şu gürültüyü" dediği gibi ayrıldıkları frekansı karalayıp ayrılacaklardır,

Kalanlara düşen nedir,

Her frekansın kendine özgü bir döngü devresi olduğunu ,bu döngü sınırlarında bilgilenip titreşim arttırıp diğer frekanslarla bir ortak koordinat tutturmalarını beklemektir..
Burada maharet ,hangi frekansta olursa olsun ,kişinin kendini bütünlük koordinatına uyumlamaya çalışmasıdır ,
Baksanıza ben daha yazıları uygun kalıp frekansına uydurmayı bile beceremedim ,düzeltip düzeltip duruyorum, transistörlü radyo frekansından gelip internet yayılım frekansına uyumlanmak o kadar kolay olmuyor,

Sevgiler..

Alemtac

#257
:)))

Sevgili Tgur;

Her zaman ki gibi tam yerinde tespitiniz için kendi adıma teşekkür ediyorum. Üst frekansta olanların görevleri alt frekansın titreşimini arttırmak ve kendi frekanslarını bir üst frekanstan gelen titreşime ayarlamak. Bir alt frekans olmasaydı bir üstte var olamazdı mantığıyla ve eski bir söz, "meyvesiz ağaç taşlanmaz" ı hatırlayarak hoş görmek. Fikirlerimize aykırı cevaplar geliyorsa, dinleniyoruz demektir. Aykırı fikirleri savunanların düşünmesine yol açıyoruz ve bu anlamda faydamız oluyordur diye düşünüyorum. Düşüncelerimize cevap veren olmazsa da aldırmamak gerekir diyorum. Yapılan herhangi bir davranış, geliştirilen bir düşünce ve söylenen herhangi bir söz boşa gitmiyor, evrendeki yerini buluyor.

Sevgiler :)
 

Tiversonus

#258
Herkese Güzel Haftasonları :))

Benzer şeyleri yaşadığımızı anlatmak adına aklımdan geçenleri yazmak istiyorum. Bunların arasındaki temel dinamiğin ne olduğunu tam anlayamasam da sezgisel olarak bir bağlantı olduğunu hissediyorum.

Transistörlü radyo:)) Evet bu babamın anlatımıydı; Kani Karaca dedemin işyerine gelir ve "hacı, hacı radyoyu aç" der ve Alman malı değerli transistörlü radyo açılır ve Karaca kulağını radyoya dayar ve Şam radyosundan Kur'an ezberlermiş, sonra İstanbul'a varlıklı kişilere Mevlüt okuyan olmuş, çabayı görüyor musunuz!...Sonra bu transistörlü radyo da ben "ayağında kundura" şarkısını dinlediğimi net hatırlıyorum ve beni düğmesinden çarptığını:))

Ve çocukken tv de klasik müzik yayını açtığımda, sanırım Hikmet Şimşek yönetirdi genel olarak, annemin ekşiyen yüzü hala aklımda, düşünüyorum da ilkokul yaşında nasıl bir heves ile klasik dinler ki bir insan, demek ki bu bir bulunulan yaşamdan fazla bir şeyleri taşıdığımızı gösterebiliyor. Belki de başka bir şey.

Ve şu andaki bilgisayarımda arka plan resmimi tarif edeyim: Üç adet reiki sembolü, en üstte Ra'nın kanatlı sembolü ve sol tarafta "baskaları ile "Bir" hissedebilmek" yazıyor sağ tarafta ise "Kalbinizden hissedebilşmek" yazıyor...Aklıma şu geldi, yani demekki ben bunlarda ya zorlanmışım ya da tüm zihinsel onaylamalarıma rağmen ara sıra unutmuşum ve unutmamak için arka plan resmi olarak uğraşıp göz-önüne koymuşum:)) Kısaca evet bazı şeylere uyumlanmak zor, belki zor değil de "çaba" gerektiriyor, hepimiz için...Ama şu da aklıma geliyor, net olarak kişi niyetini haykırdıkça ki bu içsel olsun ve açıkfikirli oldukça ve bir bilim insanı gibi de yeterince ön-kabulsuz oldukça bunların olması normal ve hatta "olmaması anormal", aşılması ise "gelişme" sanırım.

Sanırım resim şöyle, deniz sahilindeki kumlar kadar gezegenler ve yıldızlar var. Ve merkez ile hac'cını yeterince tamamlayan her bir parça komplike oluyor ve organizeleşiyor ve bu bilinç birimleri, varoluşun uygun yerlerine tıpkı çiftçilerin yaptığı gibi yaşam ekiyorlar ve kendilerinden de bir maya koyuyorlar. Yani yaşam ekmek. Ve bir kalıp ile işler yürüyor ve bir süre sonra olmuş, olgunlaşmış meyvaların hasatı geliyor, olmamış olanlar da var ama olmuş olanların da zarar görmemesi gerekiyor. Sonuçta anne ve baba gibi bir şey. Anne ve baba kendinden vererek çocuk yapıyorlar gibi. Şimdi çocuk anne ve babasına tapar mı? Ne, döver bile:))) Neyse işte hepsi bir plan. Ve hayatta da öyle değilmidir, çocuklar büyüdükçe anne ve babayı da takmazlar:)) Yani en azından şu, çocuklarda büyürler ve anne-baba olurlar en azından....İşte meyvalaşmış ürünler var, olmamışlar var, hamlar var. Olayın özeti de şu aslında, herşey bir normal rotada yürüyor...

Hareketsiz bir nesne hareketsizliğini sürdürme eğilimindedir, hareketli nesne de aynı şekilde kısaca benzer şekilde şeyleri her parça deneyimliyor. Gezegende kendinin "Yaratan ile Bir" olduğunu anlayabilenler için şu aklıma geliyor işte gezegende Yaratan ile "ayrılık" gibi bir şey hakim olmalı ki; evet bu olmalı ki; işte bu aşılarak, evet bu aşıldığında nereye varılabilir ki? Öyle değil mi? Varılsa varılsa Bir olduğumuza, varamayan için ise zaten olmamışlık sözkonusu...Kısaca herşey tavında oluyor bence, kavramsal olarak. Aşılacak şey geliştiren bir şey ve plan dahilinde var zaten ve elbette dengeli bir parkur aynı zamanda, ama zaten olmamaışlar ile olmuşlar arasında yüzde 50 gibi bir şey olsa, bu durum da garip olurdu. Düşünün dünyadaki tüm statükoyu temsil eden kavramları ve bunların eşit sayıda aşılmasını, evet zor bir parkur çünkü olmak için; sabır gerekiyor, özgür iradelere saygı gerekiyor,affetmek gerekiyor, herşeye Bir hatta dualitenin dogmasına, zulmüne de Bir olarak bakabilmek gerekiyor. Zaten Bir olarak bakabilen ile Bir olarak bakamayan arasında davranışların farklılığı dolayısı ile, bu neden ile Bir bakabilmek kıymetli olmaktan öte az sayıda olmak zorunda oluyor. Mevlana ile etrafını ve karşı caddedeki Balcılar çarşısını düşünelim:)) Elbette simgesel bunlar... Bu Bir'in felsefesinden kaynaklı da olabilir. Düşünün özgür iradeye saygı ile hareket eden ile etmeyen arasındaki hareket kolaylığını, hangisi kolay hareket edebilir. İşte bu noktada üst yoğunluk çiftçiler devreye giriyorlar, mahsul zarar görmesin diye veya en azından akımı dengelemek için...Şunu söylüyorum net, evet bu ilginç; tüm Kendine Hizmet'liliğin yoğun olduğu bir ortamda eğer saf niyet ile isteyen olsun buna yardım "daha fazla" gelecektir matematik olarak çiftçilerden:)) Elbette bu ortamın tüm berbatlığının dengelenmesinin de bir sonucu olabilir:)) Garip değil mi? Diyorlar ya bizler sizlerin aracılığı ile toplumsal baz da çalışırız gibi. Kısaca aklımdan geçenler bunlar oldu, yani bardağın epey bir kısmını dolu görüyorum yani olumlu bakmak gerekiyor çabalayanlar için sanırım... Belki de yanılıyorum, ama sorun değil, ben açıkfikirli olduktan sonra yanılmak nedir ki, açıkfikirli bir insan her hipotezini fazla bir direnç ile karşılaşmadan düzeltebilir. Ama işte hiç yanlış yapmayayım diyerek ya da türlü sebepler ile hiçbir yanlış yapmayan, çabalamayanın işi gerçekten zor. Dolayısı ile sizin çabanız ve zorlanmanız bence takdire değer şeyler, elbette benzer şekilde farklı kavramları da bizler yaşıyoruz. Özetle açıkfikirli, ön-kabulsüz ve saf niyetli çaba ile yapılan şeylerde belki hata yapılır ama sonuç devamlı pozitif gerçekliğe dümen kırmaya mecbur diye saf şekilde düşünüyorum:))

Selamlar, Sevgiler...

Tiversonus

#259
Bu arada bir itiraf; yazımı yazdıktan epey bir süre sonra sevgili Alemtac'ın net özetleyici yazısını gördüm...Teşekürler, düşünce paylaşımı için...İşte garip oldu şimdi bu da; teşekürler paylaşmayana, teşekürler okuyana, yeşekürler okumayana:)) Yani en güzel şey sanırım şu: Teşekürler herşeye:))

İşte aynı şey; vardığımız yer aslında varılmamış/sapılmış noktaların aşılması da denilebilinir:)) Yani kendimizdeki sapmalarımızı, isteklerimizi de sevgi ile şifalamaka gerekiyor, önemli olan varmak için çabanın da, açık fikirliliğinde olması diğer sapmalar olmasa hiç yaşamamış olmaz mıyız zaten, zaten herşey Bir iken neden ayrıl dı ki, ayrılık zaten sapma demek, sapma demek arınmak demek, arınmak demek bu bende eskiden var dı demek:))

Tiversonus

#260
Sevgili Bozadi'nin siteye koyduğu son celseden önce buraya güncel bir konu ile ilgili fikirlerimi yazmak için bir kaç cümle yazmıştım. Ve ilginç şekilde epey bir süredir "tesadüfi meşguliyetler" yaşadığımdan bu yazıyı yazamamıştım. Öncelikle sevgili Bozadi'ye gayretleri için teşekür ediyorum, celseler için. İlginç şekilde bu celse de bir cümle geçiyor, benzer şekilde düşünüyordum:

"Herşeyde komplo "görmek", hiçbir şeyde komplo "görmemek" kadar tehlikeli ve faydasız"[/font=Comic Sans MS]

"Çünkü GERÇEKTEN geniş çaplı zihinsel/psişik manipülasyonlar ve kontroller uygulamaya çalışanlara farkında olmadan mükemmel bir şekilde sponsorluk yapmış oluyorlar."


Güncel Haiti depremlerinden sonra; bunun ABD tarafından, bir silah denemesi olarak yapılırken "hata" nedeniyle ortaya çıkan bir durum olduğu ile ilgili, ortalıktaki "yaygın haberler" ile ilgili düşüncelerim var. Ve bu silah İran için kullanılacaktı deniliyor.

Öncelikle haberi mantık süzgecimizden geçirelim:

* Ortada bir "hata" sonucu ortaya çıkmışlık görüşü var.
* Rusya'nın benzer silahlara sahip olduğu görüşü ile destekleme girişimi var. Yani Rusya'da bile var!.
* İran için kullanılacak bir silahın denemesi yapıldı haberi var.
* HAARP ile ilgili bir silah haberi var.

Burada ABD'nin bu işin arkasında olması ya da olmaması gibi 2 şık sözkonusu gözüküyor. Kısaca spiritüel camiada "bu işin arkasında ABD var mı, yok mu?" tartışması yapılıyor.

Öncelikle ABD hükümet olarak ya bu işin arkasındadır ya da değildir diye tartılan bir olayda, Rusya'nın sanki 4. Yoğunluk Dünyasında bir kutupluluğunun tarafı gibi, sırf buralardan bu haberlerin ortaya çıkmasından dolayı haberlere değer vermek ne kadar doğru? Dünya üzerinde Kendine Hizmet'in hakimiyetine ters düşen bir yaklaşım bu. Ama bu da pek önemli değil. Önemli olanın; korku, kaos ve karmaşa içine sürüklenmek diye düşünüyorum.

Spiritüel çalışmaların, Dünya Bilincine ve Realitesine katkıları düşünüldünde; oyalayıcı, dikkatlerin büyük bölümünü buraya kaydırıcı bir sonucun çıkmasını pek yararlı bulmuyorum. Bu işin arkasında Kendine Hizmet'in varlığı ya da yokluğunun spiritüel insanlara yükleyeceği görevler nelerdir? Herşeyden önce sonuç ne olursa olsun Spiritüel çalışmalar eğer sekteye uğruyor ise, tüm olası sonuçlarda ortada pek de pozitif olmayan bir şey çıkıyor demektir.

Yapılan iyi şeyleri, çalışmaları, egzersizleri aksatmamak gerekiyor. Olayın kaynağı hakkında gereğinden fazla enerji harcamak bence bir tuzak haline dönüşebilir.

Kısaca nasıl ki negatif "işini" yapıyor ise; pozitif kutbiyete eğilimli insanlarında "işini" yapması daha faydalı diye düşünüyorum, pozitiflik açısından. Bu işin "işi" yapmaya sekte vuracak şekilde korku ve karmaşaya yol açacak şekilde ya da oyalayıcı şekilde insanların -ki bazı insanlarda buna yol açılıyor, açıkça böyle- gündeminde kalması, pek de faydalı değil diye düşünüyorum. Güzel bir tepki verilecek ise öneri olarak şu yapılabilinir: Daha fazla, belki iki kat daha fazla spiritüel çalışma yapmak. Bu daha pozitif bir tepki olmaz mı?


Bunu yıllarca benzer şekilde "negatif avcılarının tavrı" nda görüyoruz: O kadar çok "av peşinde" koşturuyorlar ki; pozitiflik için "iş" yapacak enerjileri kalmıyor. Dengeli kalabilmek bir ölçü içinde hareket etmeyi gerektiriyor. Elbette, korunmak için bilgi'ye ihtiyaç olabilir. Ancak, değiştiremeyeceğimiz şeyler için fazla kaygılanmak yerine; Barışın, Dengenin, Sevginin bir ifadesi kalabilmek ve açılan 4. yoğunluk için BH yolunu izlemeye devam etmek çok daha pozitif bir davranış olacaktır.

Kişisel düşüncelerim bu yönde.



Tiversonus

#261
Geçmişin Bir Fonksiyonu Olarak Şimdiki An'ı Yaşamak


Popüler olarak zamanı "lineer/doğrusal" algılarız. Zaman, tüm lineer/doğrusal algılamalarımızın ötesinde yine de bir "akış" tır. An'ların birbirini takip ettiği bir akış. Şimdiki an "geçmiş" zihinsel bir kayıt; gelecek ise henüz gerçekleşmemiş, tüm olası seçimlerimize bağlıdır. Yaşadığımız an'da bize sıkıntı veren "geçmiş" deneyimlerimiz ya da dramlarımız için bir analiz yapılırsa farklı bir bakış açısı yakalayabilir ve "olası" geleceğimizin bilinçli yaratıcısı olabiliriz.


Örneğin:

n  : Şimdiki AN
n-1: Geçmiş AN
n+1: olası gelecek AN

olarak simgesel düşüelim. Ve şimdiki an'daki durumumuzu tesbit için analiz yapmaya çalışalım:, durumu tesbit etmeye çalışalım:

* Geçiş an'ın ya da an'ların tohumu olarak, şimdiki an'da bir dram yaşamaktayız (örneğimiz de bu olsun).

* Geleceği şimsiki an'daki darmımızın üzerine tohumluyoruz.

* Geçmiş an'ın ya da an'ların can acıtıcı, sıkıntı verici deneyimini, şimdiki an'da bir sıkıntı olarak yaşıyor isek; tercih etmediğimiz bir seçimi şimdiki an'da yaşıyoruzdur. Yoksa neden şu an sıkıntı yaşayalım? Sevdiimiz, arzu ettiğimiz bir şeyi elde edememişizdir bu durumda.

* Dramın arkanda arzu edilen, istenilen bir şeyin olmaması var. Bu tesbit ortaya çıkıyor.

Durum tesbitlerimiz genel olarak bu şekilde . Şimdi, şimdiki an'da dramı devam ettirerek varacağımız olsı gelecek an ya da an'ları düşünelim:

* Dram devam ettiği için, gelecek an'da ya da an'larda benzer şekilde, taşıdığımız frekansı kendimize çekeceğiz.

* Bu durum, dramın altında yatan, arzu etmediğimiz şeyi yaşamamıza devam etmek demek oluyor.

* Sonuçta dramımızı oluşturan şeyin, dramın altında ya da gölgesinde kalmasıdır. Yani haklı ya da haksız gibi bir kavramın esiri olarak ya da neden oldu?, neden bu şekilde olmadı? gibi bir düşüncenin esiri olarak yaşamak ortaya çıkıyor. Ve hiç bir şekilde arzu ettiğimiz ya da istediğimiz deneyimi bu şekilde yaratamıyoruz, geçmişin esiri oluyoruz; haklı ya da haksız sonuç değişmiyor.

* Arzu edilen ya da istenilen deneyimi "gerçekten" yaşamak istiyor isek yukarıdaki yaklaşımın buna hizmet etediğini matematiksel olarak görebiliyoruz. İşin garip tarafı şu; günlük dramlarımızda bu durumu sürdürerek sanki bu şekilde istediğimizi elde edebileceğimiz duygusunu ki bu düşük frekansla, yüksek frekanslı bir şeyi elde edebileceğimizi düşünmek demektir, Evrensel yasalara bu uymuyor.

* Deneyimlemek istediğimiz bir şeyi, olası ileriki an'larda deneyimleme şansını yok ediyoruz..

* Başka bir olasılık ise; eğer dram ile elde edilecek durum olsa bile bunun başlangıçta (burada dramsız bir durumu varsayıyorum) ki durumdan uzaklaşmışızdır. Dramsız durumda istemeye başlayıp, dramlı durumda istemeye devam eden gibi bir durum oluşuyor.

* Burada olası iki pozitif olasılık var kanımca:

1. Ya istediğimizi ya da arzu ettiğimiz olayı başlangıcından çok daha yüksek titreşimde deneyimleyebiliriz, -aynı olay ya da kişi ile.

2. Ya da; daramı yaratan olayın geçmişimizde bir kayıt olmasını sağlayarak; benzer durumu ya da olayın (drama yol açan) benzerini -farklı olay ve farklı kişiler ile- daha yüksek titreşimlisini yaşayabiliriz.

Sonuç olarak, geçmişin analizini yapmak ta bir yanlış yok. MATEMATİKSEL OLARAK, artık pozitif yol olarak; ya geçmişimizde bir kayıt olarak aynı şeyi, aynı kişi ile yüksek titreşimde yaşayacağız veya geçmişin bir kaydını taşıyarak yüksek titreşimde, eskinin aşılmış bir frekansının üstünde başka deneyime devam edeceğiz. Bu iki pozitif olasılıktan uzak kalmak; "matematiksel olarak, arzu ettiğimiz şeyin artık önemli bir değer taşımadığını düşünür şekilde" hareket etmektir. Eğer arzu ettiğimiz şeye önem veriyor isek; artık bunun daha yüksek bir titreşimde deneyimlenmesinden başka bir yol kalmamış demektir.

Kısaca, Evrensel yasalar eşliğinde, işin içine matematiği de koyarak, düşüncelerimi paylaştım...Hatalı ya da yanlış çıkarımlarım da olabilir. Hayatın, bilinci yukarı doğru iten bir motoru gibi çalıştığını düşünüyorum, herşey bilincin yükselimine hizmet ediyor. Ki bu uzun bir süre düşüş olarak yaşansa bile sanırım böyle. Ve sanırım tek çıkış yolu; bilinçte yükselmek oluyor...Eğer değer verdiğimiz şey Evren'in yasalarına ters bir şey ise, sanırım yine durum değişmiyor: Şimdiki an'da yaşamak gerekiyor.

Bir şeyi ya daha düşük bir bilinçte deneyimleriz ya da daha yüksek bir bilinç düzeyinde. Düşük linçte deneyim, uzayan hayat deneyimleri demek te olabilir ve düşük titreşim birçok hayat sonra yine bir katkıya dönüşüyor olmalı. Bunun ortası yani "aynı şey" diye bir bilinç durumu yok sanırım. Bu da bir seçime dayalı farkındalık ve uygulamada sanırım.

Örneğin; çok hayat deneyimi sonucunda, deneyimin doğası gereği, bazı şeyler azalıp, kendiliğinden çekip gidiyor diye düşünürsek, tüm hayatın devamlı olarak bilinçte yükselişe hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Örneğin düşük frekansın en uç noktası olarak ifade edilebilecek olan KH grubu bile, bir aşamadan sonra tüm oklarını ve silahlarını kendi aralarında bir birlerine kullanıyorlar ve parçalanıyorlar ve bu şekilde artık kendi birliğinden kopuşların başlaması ile BH'ye güç kaybediyorlar. Ki eğer bu durum olmasa "bir süreliğine de olsa Herşey takrar nasıl Bir" olabilir? Kısaca zamanın olmadığı perspektiften bakar isek, ayrıca zitife meyil etmiş bir durumumuz var ise, özellikle bu var ise, bilinçte daha yüksek bir titreşimde deneyimden başka huzur veren, şevkatli, sevgi dolu bir deneyim yapmaktan başka şansımız kalmıyor.

Drama şu şekilde de bakabiliriz: İsteğin ve arzunun, deneyimin üstüne çıkarak, deneyimin olası çıkış noktasındaki benzerlerini veya türevlerini yok etmesidir. İşte paradoks burada; drama yol açan "deneyim" artık dram tarafından imkansızlaştırılıyor!

Dramları bırakmak için güzel bir sebep değil mi?

Tiversonus

#262
İşin garip olan sonucu şu aslında: Ya daha yüksek bilinç durumu ile ya da daha düşük frekanslı bir bilinç durumu ie artık; istediğimiz deneyimi deneyimleyebiliriz, işte bu sonuçlardan pozitif olanı diyebileceğimiz; daha yüksek bilinç durumu ile deneyimleyebilmeiçin bir şeyi; geçmişi sevgi ile bağışlamak ya da sevgi ve şevkat durumu ile yargılamadan geçmiş ile bağlarımızı kopartmak gereiyor...Gerçekten hayat çok değerli bir öğrenme ve öğretme işlevi görüyor. Düşünün yargılayarak, suçlayarak, düşük frekanslar besleyerek yüksek bilinçle istediği deneyimi yaşaması mümkün değil ancak düşük frekanslı deneyimler için ancak sözkonusu olabilir. Hatta isteyerek, zevalarak deneyimlenen şeyler içinde bu sistem işliyor: İsteyerek, zevk alarak deneyimlenen şeyler için dahi durum böyle...Örneğin hayaini kurduğumuz bir arabaya ilk başlarda binerek, onu sürerek aldığımız zevki, kayfi, bir kaç yıl sonra yaşayamıyoruz...

Tiversonus

#263
Peki geçmişi değiştirebiliyor isek -ki bu çok yerde söyleniyor- durum ne olacak? :)) Bu da ilginç sonuçlara yol açabilir kanımca...Ama şimdilik tek başına tartışma için yeterli düşünce besini var, birazda başka nöronlar çalışsın:)) Kısaca "gelecek geçmişi değiştirebilenlerin olacaktır" diyorum:))

Tiversonus

#264
Dünyanın en büyük nötrino teleskopu

Kuzey buzullarının 1400 metre altında kurulu olan AMANDA- Nötrino teleskopu, 1 kilometre yüksekliğinde ve 200 metre genişliğinde bir silindire yerleştirilmiş 700 sensörden oluşuyor. Amacı, evrendeki en şiddetli patlamalardan saçılan nötrinoları saptayarak, bir yayılma haritası çıkarmak..



Kuzey Kutbu'nda Amundsen-Scott istasyonuna yakın bir bölgede buzun 1400 metre altında kurulu olan Amanda nötrino teleskopunda 6 ülkeden 120 fizikçi çalışıyor. Nötrino teleskopu, gökyüzünün haritalanmasında kullanılacak.

Nötrino parçacıkları, evrenin en şiddetli olaylarında üretilir. Gamma ışınları patlamaları ve merkezlerinde süper masif kara delikler içeren aktif galaksiler, bu nötrino üreticilerin başında gelir.

Nötrinoların madde ile aralarında zayıf etkileşim vardır, ve bu nedenle nötrinolar çok özel ve yüksüz parçacıklar olarak kabul edilir. Işık veya diğer yüklü parçacıklardan farklı olarak, nötrinolar toz tarafından emilmeden veya manyetik alanlar tarafından saptırılmadan kozmos boyunca dolaşır dururlar.

Amaç yakalamak

Nötrinolar, evrenin her yayına saçıldıklarından dünyadan da geçerler. Bunlardan çok az bir kısmı da, Antarktikten geçerken buzullardaki oksijen çekirdeklerinin içinde parçalanır.

Bu parçalanma sırasında ortaya çıkan bazı ışıltılı parçacıklar Antarktik buzulları boyunca yol alarak AMANDA teleskopuna ulaşır.

Teleskopta çalışan ekip, nötrino gökyüzüne ilk kez baktıkları için astronomi için yeni bir şeyin bulunma şansı yüksektir.

Nötrino etkileşimleri çok azdır ve aralarındaki mesafe çoktur. AMANDA'dan geçen bir milyon nötrinonun yalnızca biri sinyal üretir.

Dedektörleri tasarlamanın ve kurmanın maliyeti 31 milyon dolara çıktı. Bilim adamları Güney Kutbu'nda AMANDA'nın daha büyük versiyonlarını kurmayı planlıyor.

IceCube olarak tasarlanan bu yeni dedektör 5.000 sensor içerecek ve 2009 yılında tamamlanacak. Bu tarihten önce NASA, ANITA adını verdiği bir nötrino dedektörü ile yüklü balonu 30 gün boyunca Güney Kutbu üzerinde uçuracak.

Dedektör bir milyon kilometre küp buzu kontrol edecek. Burada hedef nötrinolardan sızan radyo dalgaları atımlarının izini sürmek.


Kaynak:Hürriyet


Daha Fazla Bilgi İçin:
http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=289&SearchTerms=nötrino

Garip daha önce uzunca bir alıntımı bulamadım, veya acaba öbür sitedemiydi, hafızamda olacaktı bu ve Güneşin karşısına çıkmak aynı zamanda bilimsel işleyen bir şey bunu eklemeliyim.

Neyse şunu paylaşmak isterim (Güneş ve nötrinolar hakkında), bu bir duyumsamam, yanılıyorda veya tam anlatamıyorum da olabilir:

Bir sinema salonundaki projeksiyon makinasından çıkan ışığı düşünün, işte perdeye vurduğunda belirli geometrik formlarda 2 boyutlu bir resme dönüşüyor...Işık kaynakları olarak Güneşler'in fonksiyonunu "benzer" düşünebiliriz, aslında akan saf Enerji, enerjinin aktarımı ise Işık ve ses ile oluyor ve tuval nasıl bir resmin temelini oluşturup resmi (boyaları, renkleri v.s) var ediyor ise, burada ışık kaynaklarından akan ışık (belirli frekans aralığında kavranabiliyor, aslında görebildiğimiz ışık varolan frekansın çok küçük bir bölümü) tıpkı tuval gibi görev yapıyor, o tuval bir "zemin" gibi işlem yapıyor ve BEDEN/akıl/RUH bileşimi ile duyumsuyoruz...Duyumsamamız arttıkça ışığın üst titreşim frekansını algılıyoruz ve duyumsama ile birlikte realite değişiyor...ANLATMASI ZOR ama Güneşleri projeksiyon makinaları gibi ve hatta merkezi bilgisayarlar gibi düşünebiliriz veya alışveriş merkezlerindeki barkot okuyucularına...

Paylaşmak istedim, katkıda bulunan olursa düzeltmek ya da sinerji oluşturarak bakış açımızı geliştirmek dileğimdir.





Üzerİnde Düşünebilmek Açısından, (gerçi sevgili Alemtac'da değinmiş), 27.5.2000 Kasyopya Celsesi'nde geçen Bilinç Yoğunlukları duyumsamalarını vurgulamak istedim:

2. Bilinç Yoğunluğu=====>>>>BENZERLİKLERİNE göre;
3. Bilinç Yoğunluğu=====>>>>FARKLILIKLARINA göre;
4. Bilinç Yoğunluğu=====>>>>BİRLİK (BİRLİĞİNE dayalı)
5.  //        //   
6.  //        //
7. Bilinç Yoğunluğu

En azından bir sonraki Bilinç Algılamasına meyil etmiş olan bilinçler, felsefe açısından, müzik, sanat, şiir v.b. tüm duyumsama ya da kavrayış açısından "Bir'liğe Dayalı"  algısı oluşmaya başlıyor olmalı...Bence üzerinde düşünülmesi gerekli olan başka bir şey ise bunun duygu ya da fikre dönüşebilmesi veya genel olarak duyumsamaya dönüşebilmesi için hangi faktörün devrede olduğudur? Kişisel düşüncem, "bilgi", evet bir alakasız gözükse bile değil; Evren^deki Zeki Enerji'nin Birlik içerisinde aktığını görebilmek için pozitif bilgi toplamak bence çok ama çok önemli, böylece bir duyumsamaya geçilebilir veya hızlıca geçilebilir diye düşünüyorum: BİLGİ Toplamak (içeriği uygun)!!!


Fikir belirtmek istediğim bir koonu ise şu:

"C: Beklentiyi dizginlemenizi tavsiye ediyoruz."

Kanımca üst yoğunluk için söylenen her türlü "beklenti" durumunun "engelleyici" bir yanı var. Bunu Evrensel işleyen bir durum ile ilgili bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Geçen önerdiğim filmde de bu vardı, sihir yaratırken "senin için önemli olmaması gerekir" türünden bir cümle var, burada üst realitenin "Bir'lik duyumsaması" ile açılan, işleyen yapısı sözkonusu olabilir, çok istemek ya da bunun bir türevi olarak bir belirli bir kalıp ile üzerinde çokça düşünmek bir direnç yaratıyor, buraya ilerlemeye engel olan bilinç ve bilinçaltı bir direnç. Burada işleyen bir realitenin temel yapısı sözkonusu olabilir tıpkı yapılan yaratımlarda olduğu gibi "çok önemsememe" ile gayretli yada çaba içerisinde olma arasında muazzam bir denge ya da bilinç duyumsaması ile bir şeyler görülebiliyor, görebilmek ise zaten realite oluyor...Bu psikomontiyom da da söz konusu edilmişti, beklen ti içerisinde devamlı aynaya bakmak bir şeylerin oluşmasına "fren" görevi yapan zihinsel enerji ya da bir enerji üretiyor...Benim aklıma eski Türk çadırları gelmişti; çadırları siyah renkte olan ve içinde devamlı zaman geçiren kişi olduğumuzda, yattığımızda, yemek yediğimizde v.s. o ortam içerisinde olağanlaşır insan ve beklentisizce bir aynaya gözucu ile baktığında işte o zaman psikomantiyum çalışır. Elbette çadırın içinde olmak ta gerekiyor ancak beklentisiz olmakta...Bunu üst realite çalışması için bilgi toplamak ve çalışmaka ama beklenti içinde olmamak ile benzerleştirebiliriz.

Burada benzetme kullanırsam; bir golf sopasını tutmak ama sımsıkı değil, arabanın direksiyonunu tutmak ama sımsıskı değil, bir tuvale diyelimki kuş kanadı çizdik ama o an bu beğenilir mi, resmim satılır mı, başkası ne der gibi düşüncelere dalmak değil, işi akışına bırakmak...Burada bir duyumsamamı belirteyim, bazı kişilerin odağı hep başkalarının ne yaptığında olması, işte bu durum bile bir zihinsel direnç yaratır, her bir Ruh eşsizdir, odağımızı başkalarının yerine kendimizde tutmak burada önemli. Ve okyanusun bir dalga denizi olduğunu imgeleyelim, kendi odağımızda yapılaakları yapar ve işi akışına bırakabilirsek, kendi olağanlığı içerisinde su dalgası ile kendi dalgamız arasında en-az dirençli bir etkileşim oluşur, meydana çıkr ve dalga bizi kaldırır, ama suyun içinde çokça çabalar isek bu tıpkı boğulmakta olan birinin telaşına benzetilebilir, işte bir direnç yaratırız...Kısaca su dalgasında olduğu gibi, kendimize göre rahat bir akış bir başkası için zorlayıcı olabilir veya tersi de. Odağımızı kendimizde tutup, bilgi paylaşımı ile birbirimizi desteklemek ama yaptığımız işi de çok umursamamak ama bir şeyler yapmak, akışına bırakmak...ve bir Ruh'un ne yaptığı önemli değil (her bir Ruh'un dengeleri farklıdır onu kendimizle kıyaslamak anlamsız) kendi doğalığımızda, kendi dansımızı ve resmimizi yapıp; resmin ve dansın titreşim dalgalarının dışında başka bir şeyi umursamamak ve akışına bırakmak: Yapmak ama umursamamak; yapmak ama beklentisizliğe geçebilmek, işte zihinsel ret egzersizleri ve elbette bilgi, bu konuda bilgi ve üzerinde düşünmek (bir derecede beklentiyi nötrleştirene kadar) ve sonra düşünmemek, sadece notanın kendisi olmak...Dağıtmış olabilirim konuyu ama bence önemli bir konu...

Elbette yanılıyor da olabilirim ama şimdilik düşüncelerim bu yönde...

Tgur

#265
"S: (L) Asıl "Dul'un Oğlu" Horus gibi görünüyor. Kutsal Kase hikayelerindeki Perceval da "Dul'un Oğlu" olarak biliniyordu. Buradan Mısır ve Kelt arayışı arasında bir ilişki olduğunu açıkça gördüğümüzü söyleyebilir miyiz? "Dul'un Oğlu"nun tanımının, "bedenlenmiş bilgeliğin yolunda yürüyen" bir kişiyle ilgili olduğunu söylemiştiniz. Bu neden bedenlenmiş bilgelik olarak tanımlanıyor?
C: Bedensizken bilgelik en büyük halindedir.

S: (L) ...Bunu anlayamadım.
C: Anlamaya çalış... İyi geceler."


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yukarıda evvelki celselerden bir alıntı,aşağıdaki ise, en son Kıymetli BH nın K.lar akatarımından başka bir bölüm, -------------------------------------------------------------------------------------

"S: (L) B'nin yoğunlukların ilerleyişi ile ilgili ilginç bazı fikirleri vardı. Belki şimdi bunları gündeme getirmesi için uygun zamandır.
C: B sahneyi alsın!

S: (B) Web sitesinde "Wave 6"yı okurken, 4. yoğunluk farkındalığı hakkında çıkarımda bulunmaya yönelik bir çerçeve oluşturmak amacıyla 2. yoğunluk farkındalığı ile 3. yoğunluk farkındalığının karşılaştırılmaya çalışıldığı bir bölüm vardı. Orada söylenen şey şuydu; biz cisimleri benzerliklerine dayalı olarak algılıyor/tanıyoruz. 2. yoğunluk varlıkları ise cisimleri farklılıklarına göre tanıyor. Bu fikri ilerletecek olursak, 4. yoğunlukta tüm cisimlerin aynılığını mı bileceğiz? Ve bu da 3. yoğunluktaki şeylerin bilinçli bir manipülasyonunu mu sağlıyor? Ayrıca, eğer hayvanlar herşeyi iki boyutlu olarak algılıyorsa ve 3. boyutu tıpkı bizim zamanı algılayışımız gibi bir geçiş veya hareket olarak algılıyorsa, o zaman belki biz de 4. yoğunlukta zamanı 4. boyutsal bir ölçüm olarak algılayacağız. 2. yoğunluk varlıkları için üçüncü boyut bir ilüzyon faktörü. 3. yoğunlukta da öyle ama biz ilüzyonun farkındayız ve dolayısıyla onu gerçekliğe ekliyoruz. Buna göre, 4. yoğunlukta zaman artık bir ilüzyon olmadığı için somut ve manipüle edilebilir halde mi olacak?
C: Oldukça yakın. Şimdi dikkatinizi verin! Ya 2. yoğunluktaki varlık cisimleri benzerliklerine dayalı olarak algılıyorsa, 3. yoğunluktaki varlık cisimleri farklılıklarına dayalı olarak algılıyorsa ve 4. yoğunluktaki varlık da cisimleri kendisinin tüm o cisimlerle birliğine dayalı olarak algılıyorsa? (ç.n.: acaba "benzerlik/farklılık" derken, varlık ile cisim arasındaki benzerlik/farklılık mı, yoksa cisimlerin kendi aralarındaki benzerlikleri/farklılıkları mı???)

S: (B) Tüm o cisimlerle birliğine dayalı olarak mı? Bunun BİR SONRAKİ yoğunlukta olacağını sanıyordum.
C: Hayır.

S: (B) Yani 4. yoğunluk sadece gelişimsel bir adım değil, DEV bir adım mı? (L) Evet. Sanırım adımlar sıra sayılarından ziyade matematikteki kare artışına benzer bir şekilde ilerliyor. (B) Evet, 1. yoğunlukla 2. yoğunluk arasındaki farkı düşünecek olursak bunun doğru olması gerekir. MEGA bir sıçrayış! (A) "4. yoğunluktaki varlık da cisimleri kendisinin tüm o cisimlerle birliğine dayalı olarak algılıyorsa?" cümlesiyle ilgili bir sorum var. Cisimlerle birlik halinde olan kim?
C: Algılayıcı.

S: (L) Evet. İnsanın bedeni dışındaykenki algısına benziyor. Benim bununla ilgili deneyimim gerçekten ilginçti. Birşeyi düşünür düşünmez, onu hemen sadece dışından "görerek" değil, aynı zamanda "içini de" görerek algılıyordum. Sanki onun içine girmişim gibi. Onun bir parçası olmuşum gibi. Eğer bir küre düşünmüşsem, sadece "orada duran" bir top görmüyordum; onunla "birlik halindeydim." Kürenin "içindeydim" diyemem çünkü bu "dışarısı" ve "içerisi" ayrımını doğuruyor. Öyle birşey yoktu. Hepsi aynı anda. Burada konuşmakta olduğumuz şey bununla mı ilgili?
C: Bir kısmı."
---------------------------------------------------------------------

Her iki alıntı birleştirilip manalandırılınca bilgelik konusu, çerçevenin içerisinde kendini belirtmeye başlıyor,yani  maruz kaldığımız etki ve tepki dünyasının varsayımlar batağından biraz sıyrılıp gerçeği ,daha doğrusu anlatılmak isteneni anlamaya başlıyoruz.

Pek tabidir ki Laura nın geçirdiği deneyimi tam manası ile geçirmeden konuyu tam kavramak mümkün olamaz,bu deneyim, bütünle bütünleşebilmek edebiyatını gerçek hale getiriyor,algılama 3. yoğunluğun o ızdırap verdirici madde kıstırmalarından ,yani kimyasal etkileşmelerden ,metobolitik faaliyetlerinden ,saplantılı yanlış uygulamalar cangılından,uykudan uyanamamış mahmurlar anlayışlarından ve dayattırmalarından sıyrılmış bir hale gelip ,her uyarlanan noktada sevgiyi ve bütünlüğü öngörmekte, anladığım kadarı ile..

Evvelden  , üçüncü yoğunluk sakinleri ile temas ve öğreti ilgilenme faaliyetlerini ,üstatlar dediğimiz yüksek benlik, ulular ,diğer yoğunluk varlıklarının ,insanların çıkardığı düşünceleri alıp okuyarak değerlendirdiklerini tahmin ederdim ,oysa yalnızca öyle değilmiş..Mutlaka düşüncelerin de bu ilgilenme konusunda önemli bir yeri var ,ama bedensiz duruma gelip bireysellikten arınmak sadece bir tekil astral bedene sahip olup hür şekilde uçup dolaşmak da değilmiş.
Veya tek bir uçurtma olmak ve onunla tatmin olup kalmak, üst yoğunluk alt titreşim bölümlerinde bir yerlerde kalmış, bu bana yeter diyen varlıkların seçimi de olabilir (varsayımlar),

Ancak ,bütünle bütünleşmenin ne olduğunu anlamaya ,kapatılan hiçbir kapının arkasında kalmak tercihinde olmayan varlıklar ,yolculuğun sonsuz olduğunu idrak edenler ,"bedensiz bilgeliğin"ne olduğunu araştırmaya yönelirler..

İyi yolculuklar..

Tiversonus

#266
"ama bedensiz duruma gelip bireysellikten arınmak"

Sevgili Tgur, sadece anlamaya çalışıyorum veya ne anlatmak istediğinizi yanlış anlamamak adına soruyorum: "ölmeden ölmek" anlamında mı bu "bilgeliğin bedenden kurtulması" durumu?...Ve sevgili Kasyopya ekibinin "Borsaya yatırımı" konuşuyor olmalarını nasıl yorumlarsınız, bu bilgeliğin 3. Yoğunluk KH ortamında bu nasıl yapılabilir? Yapılabilir mi? Teşekür ederim.

Tgur

#267
Sevgili dostum,

Bu sorunuza cevap vermek hem kolay hem de çok zor,
Kolay,çünkü Lauranın deneyine benzer bir deneyim ben de geçirdim,
bunu böyle açıklayınca işin zorluğu ortaya çıkıyor ,zira şu veya bu sebeple kendimi ortaya çıkarmaktan hicap duyuyorum.

Ancak hayatım boyunca bazı anormal denen vizyon ,rüya,deneyimler geçirdim ,ve her birinin ardından neden, diye sorguladığımda bu tip olayların mutlaka bir bilgi açılımında zorlandığımda geldiğini gördüm,
Durum böyle olunca,yani bilginin yerleşmesi ,özümsenmesi ile ilgili şeyler olduğunu görünce ,ispat isteyen şüpheler dolu olan farkındalık faaliyetleriminin bu açılımlarla berraklık ve katiyet kazandığını görünce ,bütünlük merakı ile olan alışkanlığım bunun paylaşılması konusundaki tabiiliği de fark etmeliydi ,ama olmadı, çok azını açıklama yolunu daima seçer oldum yani hep gizlendim..

Ancak,gizli saklı hiçbirşeyin şu evrede artık kalmayacağını da biliyoruz,utansak ta sıkılsak ta yeri geldiğinde bu itilimlere mani olamıyoruz ,ve işte anlatıyoruz,

Hayatımın bir iki haftalık bölümünde bütünlük ile birleştiğimi hissettim ,ben her şeydim ,mesela araç ile gidiyor isem araç benim bedenim üzerindeki yolda gidiyordu yani hem aracı kullanandım hem de yol ve etrafındaki yer yüzü idim ,etraftaki ağaçlar sanki göğsümde kalın kalın çıkmış tüyler idi ,yollar bedenim üzerinde çizgiler gibiydi v.s.

Bu hissediş günün çeşitli zamanlarında idi ,epeyi etkilenmiştim..

Sonundaki sorgulamam yukarıda bahsettiğim neticeleri doğurdu,
yani genellikle her israr ettiğim konuda bir nebze farkındalık katiyet ,inançla da beraber olduğumu hissettirdi ,hissettiriyor.

Diğer konuya sonra girerim ,kısmet olursa.

Tiversonus

#268
İşte şimdi size kızdım:)) Yani bir daha okuyacağım. Niye kızdım, keşke bu deneyimleri daha önce paylaşsaydınız diye ve şimdide bedenli bilgiden size sevgilerimi yolluyorum:)) Yani ben de anlatmam konusunda, sezgim "anlatmalısın" ile anlatmaya başladım. Bu sezgi sizde var mı bilmem. Ama anlatınca da, -bakın insanlar iki farklı yerde olduklarında daha az garipsenir olacağız. Genelde ilk baştaki anlattıklarımla kişiler, çok garip, sonra garip, sonra da normal kabul edilecek zamanlara yürüyoruz... Bence geriden gelenler şanslı, biz bazı şeyleri çözene kadar bir yerlerimiz patladı:)

Seviliyorsunuz Selamlar...

Tgur

#269
Şu sezgiyi kuvvetle hissediyorum,Bu anlattıklarımızı okuyup ben de böyle şeyler hissetsem nasıl olur şeklinde düşünen her bilgilenmeye adanmışa buna benzer şeyler mutlaka gelir, geliş şekli ve tavrı onun bilgilenme yolunda nerelere yakınsa ,ona paralel,
Konu
yüksek benliğin kendini açmışa bilgiyi süratle vermesidir ,iş ciddidir anlıyacağınız..
Bana hiçbir isbat gelmiyor ki diyenler ,sabah uyanınca çeşitli konulardaki(özellikle ruhsal)algılamalarına baksınlar ,inanışlarında farklılık var mı ,hemen yarın değil ,beklentiyi de kırmayı anlayabilmek lazım,
Anlaşılacak odur ki yeter ki bir kişi kendini yüceltmeye adasın,

Kurgu bilim gibi gelen her şey, her anormal addedilen hal, eğer bilgi verecek yoğunluk ve özellikte ise uygundur ,kabul edilmelidir ve sorgulanmalıdır..