Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#270
Sevgili Tiversonusun sorduğu "Borsa" meselesinden evvel şu alıntıdaki Plavix ten bahsedeyim ,
Sakın pıhtı önleyeceğim diye buradaki ilacı kendi başınıza kullanmaya kalkışmayın ,(meletonin gibi),
özellikle aspirin ile beraber kullanıldığında şiddetli kanamalara yol açar,bu ilaç ancak anjiyo sonu
verilecek kararla kullanılır ,evet, bir traktör gibi damarları temizler ama sakın uzman kontrolsuz devreye
almayın.

"S: (L) Bunu gidermek için ne yapabilirim?
C: Aspirin terapisi. Eğer başarısız olursa, naturopatik tedaviler yeterli oluncaya kadar plavix dene.

S: (L) "Plavix" nedir?
C: Pıhtıönleyici. (ç.n.: kan inceltici)."

Devam edeceğim.

Tgur

#271
Borsa meselesi,
K.ların temas kurduğu şahıslar ego imparatorluğu mensubu,onlarda kazanç kriterleri, emek karşılığı kazanılanı değerlendirmedeki seçimlerde gizli ,yani borsa seçimleri üzerindeki isabetlerle yaşamlarını yürütebiliyorlar ,
Malüm K.lar,temas kurduğu varlıkların ayakta kalabilmeleri için birşeyler yapabilmeyi, ama bunu gökten para yağdırarak değil de sansasyon yaratmadan ve guruptakileri de çığrından çıkarmadan sağlamayı düşünmekteler ,malüm ,duymuşsunuzdur "mistik hediyeler birdenbire değil azar azar verilirmiş"..

Bu durumda K.ların borsa ile ilgili davranış tarzlarını normal karşılamak lazım,oyun, oyun sahasınının makbul özelliğine göre oynanmalıdır .

Sonra yaptıkları öneri, şuna buna yatırım yapın şeklinde değil, borsaya girmiş firma idarecileri ile çekinmeden girip yüzyüze konuşup durumu anlayıp ona göre hareket edin şeklinde ,
Bu arada Lauranın sezgisel kabiliyetinin de devreye girmesi olayı yarı mistik, yarı olağan kazanç avantajı haline sokabilir ,bunu da ilave edelim..


Tiversonus

#272
"oyun, oyun sahasınının makbul özelliğine göre"

Sevgili Tgur, harika özetlemişsiniz, bunun an'a kayıtlansın istedim.

Lineer bakış ile olaylara bakanlar hep bir tuzağın içine düşerler: Örneğin Peygamber Muhammed'i yaşadığı çağın tüm ekonomik ve sosyal toplum yapısına göre düşünmek gerekir; "bilgi" Gezegene verilmeli ama şartlar da gözönüne alınmalı veya Gazi Mustafa Kemal keza hep günün şartlarına göre hesi hizmet etmişlerdir. Örneğin bir çok tarihsel kayıtta, Peygamber Muhammed'in evinin önünde bir heykel bulunduğu veya Küp'ün içinde duvarda İsa'nın resmi olduğu belirtilir.Hepsi, Gezegene Şafağı Getirenlerdir..Melekler tüm ırklar ile ve dinlerde çalışmışlardır, bizler tüm dinlerde ve değişik ırklarda bedenlenmişizdir...Düşünün o toplumun şartlarında ve özgür irade yasası ile birlikte ve çok zor şartlarda, dikkat edilirse hep bir kraliyet ya da kuvvetli bir "toplum yeri" aranır, hizmet için. Çünkü, ayakları yere basan bir yaklaşımla bu, gerekli bir sonuçtur, dönemin toplum yapısı ve şartları dolayısı ile. İdeal olan mıdır, asla ideal olan olmayabilir ama "gerekli" olandır.

Ego imparatorluğu yerine, İslam ülkelerinin birinde olsa idi bu mesajlar nasıl olurdu, örneğin ülkemizde olsa idi? Çok basit aslında; örneğin toplumun orta sınıfından öğretici/eğitmen olan bir öğretmen; "Ben ateistim veya Budistim" dese ne kadar işinde rahat edebilir, elbette bu bir marjinal örnek yani asla ben Ateist değilim, Budist'de değilim, "Sonsuz ve Tek Olan Bir" felsefemdir. ama hür düşüncenin yaşamasının, söylenmesinin, rahat bırakılmasının sözkonusu olması ile ilgili bir uç örnek. Geçelerde İsa öğretmen, "ayağımı kaydırıyorlar, ben demokratım diye" dert yanıyordu, Fizik öğretmeni İsa öğretmen. Gerçek resim bu. Eşinin başı örtülü olmayanın memur olma ya da rahat olma şansı bile zorda, bu zamanlarda, ülkemizde, en azından rahat bırakmazlar. Aklıma sevgili Mevlana'nın kadın ve örtü ile ilgili eseri aklıma geldi, şimdi:))

Ve Kanal mesajlarının geneli hakkında; bunların hiç bir zaman en ideal olduğunu söyleyemeyiz, fizik bilgiler veya doğa yasaları ile ilgili şeyler dışında. Ve düşünün "yediden yetmişe" misali bir toplum grubu okuyacak ve özgür irade gereği, bir çok unsur gözetilecek, demek istediğim linner bakmamalı bazı şeyleri, boşlukları bizim doldurmamız gerekir.

Büyük Resminde ise; herşey tek kavrama doğru basitleşiyor aslında. Ruh'un ters çevrilmiş yaratımı veya bilinç evrimi, aynı şey. Ve bu dönemde ilk defa bir mesajcı yerine, milyonlarca mesajcı var buda ilginç, yani milyonlarca "Başkaları ile "Bir" hissedebilen ve Kalbinden Hissedebilen" milyonlarca kişi ya da AKIL/BEDEN/RUH bileşimi...Ve belki de milyonlarca olunduğundan, kaçırmalar, kertiş maniplasyonları da açığa çıkıyordur, hedef tek olsa idi tersini veya bastırılma kolaylığını düşünün.

Tiversonus

#273
Şu kan inceltici işini söylemeniz bence gereksiz, ama yine de uyarmanız iyi olmuş, özellikle de doğal olmayan ilaçlar hakkında dikkat etmeli...Ve "melotonin" hakkında şu belirtilmişti; zaten doğal olarak vucudun ürettiği bir şey. Ve Melotonin reçetesiz, sağlık bakanlığı onaylı satılmakta bildiğim kadarı ile veya bir çok ülkede "reçetesiz ve bitkisel" sıfatı ile satılmakta, çünkü bu ülkeler biraz daha dikkatliler. Bir örnek olsun:

http://www.eczanemizde.com/?urun-detay_5314_Melatonina_Tablet___Rahat_Uyku_icin.html

Ve bir çok resmi onay taşıyan gıdalar özellikle de "3 TL ye kilosu tavuk Sucuk" ları na dikkat derim, hertürlü resmi onayına rağmen!!!

Acaba "Grip aşısı" nı buraya mı koyuyorlar, ama bence bu paraya ancak, "üzerine para verilen, tüketilince" ürünler diyebilirim:)) Artık topla, tüfekle savaş devri sona erdi, tükettiklerinize dikkat edin diye öneriyorum.

Ve "matematik bizi özgür kılar" diyorum. Ve ayağı şiş olanlar da doktora gitsin diye öneriyorum. Ya da reçeteli aspirin kullansınlar. Kısaca hangi resmi kuruluşlar insan sağlını düşünürler, vitamini bile reçeteden çıkaran zihniyet. Ve reçetesiz satılan; emildikçe kana karışan demir tabletlerini "Avrupada" da yaşayanlara öneriyorum. Çünkü orada bu reçetesiz. Bilgi korur arkadaşlar, ve evrendeki şu gezegenler hep matematik ilkeler sayesinde kafamıza düşmezler, Evren matematik temelli çalışır ve matematik bizi özgürleştirir.


Tgur

#274
Kıymetli dostum,

İnternetten ilaç almak ,Amerikadaki süpermarketlerin ilaç satması gibi çok tehlikeli neticeler doğurabilir ,zayıf da olsa memleketimizde Sağlık Bakanlığının ilaç kontrolü üzerinde etkisi var
Konu, kapitalist anlayışın ,ilaç ve sağlık üzerinde oyun oynayıp etkiyi kazanç hanesinin artıları şeklinde kendi hesabına yazması ile ilgili..
Reçete ile ilaç satım kontrolunu bile yozlaştıracak uygulamalar şu anda dünyada gündemde ,ilaç evvela bulunup kotarılıyor ve ondan sonra o ilaca göre hastalık uyduruluyor ,Domuz Gribi aşısı örneğinde olduğu gibi.
Bu mevzuda daha çok şeyler söylenebilir ,söylendi de ve sitelerde yayınladı da hatırladığım kadarı ile,

Ve haklısınız,sağlık ve ilaç konusunda bu kadar karmaşa olunca nasıl davranacağız ,hele bedenimizi bu karmaşık gibi görünen ancak  büyük bir uyum içinde çalışan halini düşününce.

Vücudumuzun seslerine kulak vereceğiz ve pek fazla da her şeye aldırmayacağız ,mesela, kolestrol düzeyiniz çok yüksek değil de birazcık yükselti gösteriyorsa telaşa kapılmayıp  ilaçlara saldırmayıp ,sakin, uygun perhiz yapıp bol su içerek  v.s. gibi doğal yollarla olayı atlalatacağız ,

Hastalık üzerine branşlaşmış meslek erbabının  insanı seven ,bilgili olanını arayıp ona yöneleceğiz veya mecbur olup müracaat ettiklerimizin bu kabil uygulamada olanın tavsiyelerine uyacağız ,
içinde bilgisizlik,çıkar dolu davranışta olanı ayıklamak belirli bir sipirütüel bilgiye gelen ve sezgilerini kullanabilen siz kıymetli dostlarımız için zor değil zaten.
Sevgiler..

Tiversonus

#275
Siz tv seyretmezseniz işyerinde, ben de dediğinizi yaparım:))

Şaka bir yana, sağlık karnesi varken en son baktığımda, 5 yıl da 5-6 sayfa bitmemişti. Yani doğal terapiler ve doğal malzemeleri (ki ilaç statüsünde olmayan) kullanmak öncelikli olmalı. Kesik, çizik benzeri şeyler için, mecburi şeyler için elbette Doktora gidilmeli. Akıllı olmak gerekir. Bilgi korur deniliyor ya, bileceğiz, araştıracağız.

"Sezgi" kullanımı ise bu zamanların en önemli olan bir aracıdır. Bakın bir haftadır omuz ağrım kalmadı, sezgimi devreye koydum ve "pat" diye önüme "statik yatak" çıktı, taksitli de olsa aldım ve bu yeni, iki kez rüyamda yakut taşı görüyorum ve bir kaç gündür çokça araştırıyorum, doğal olanını. Ve piramit kristaller hayatıma girdi, istemek ve sezgi kullanımı ve potasyum, kalsiyum, magnezyum içeren doğal bazı şeyler ve çok rahatım...Anlatması zor ama olay şu: Sezgi kullanımı ve sevgili Alemtac'ın on üzerinde on olumlu cümle rekoru olan dostumuzun:) "ağlamayan çocğa mama yok" :) türevi sözü çalışır, ve ben de çalıştı...İnanın, sezgi kullanımı ve istemek! Sezgimizi kullanmayı öğrenmeliyiz! İstemeyi öğrenmeliyiz!

Selamlar, Sevgiler...

Tgur

#276

Kasyopya celselerinden şu son okuduğumuz (22 Temmuz 2000) bölüm gerçekten ilginç, gerçi hepsi çok değerli ve ilginç ,teslim etmemiz lazım ,öncelikle reenkarnasyon ve paralel hayatlar açıklamaları bu konuda doyurucu malümat isteyenlere çok şeyi açıklıyor ,hele zamanda geri ileri gitme olayının isabetli yorumlarla oturuşu mükemmel.
Zamanı gözardı eden anlayışı daha da belirgin hale getiriyor ,

Bütün bunların yanında beni çok memnun eden ,en son cümle  oldu,

"S: (I) Evet, bilmem gerekeni bilmek için gidecek uzun bir yolum ve yapacak çok işim var...
C: Hepimizin gidecek çok uzun bir yolu var ama oraya varmak eğlencenin yarısı. Ve bu yanıtla birlikte, iyi geceler."

Şimdilik bu kadar ,sevgiler..



Tiversonus

#277
Önemli Öneri: Tam Geçiş Çizgisinde,  Mutlak Şekilde Sınırsız Olasılıklarla Düşünmek!


"3. yoğunluk KH yaşam formlarının ya 4. yoğunluğa geçiş öncesinde ya da tam geçiş çizgisinde öğrenecekleri "numara", mutlak şekilde sınırsız olasılıklarla düşünmektir. Bu süreçteki ilk ve en somut adım, ummayı/beklentiyi (ç.n. anticipation) tamamen bırakmaktır. Bu sizin için çok zor. Bunu anlıyoruz, ama bu nedenle de bu noktayı tekrarlayıp duruyoruz."


Bu öneriyi Işığın En Önünde Bulunanlardan Olan Kasyopyalılar söylüyorlar. Işık bilgidir. Ve bunun neden önemli olabileceğine dair, üzerinde öneminin nereden ya da nerelerden kaynaklanabileceğini düşünmek gerekir. Bunu yapabilmek için (mutlak sınırsız olasılıklarla düşünmek), ilk başlarda üzerinde biraz düşünmek gerekebilir, şimdi burada ve önemini kavramak ise sanırım bir 'aydınlanma' olacaktır, kavrayabilenler için...Evren'in veya varoluşun sonsuz imkanları ile ilgili olmalı ya da işleyişi ile ilgili olabilir...


Ve Kasyopyalılar bir "örnek' veriyorlar, belki 'bu neden gerekli?' diye ve aslında bu örnekten başka, başka örnekleri de bulalım, birlikte bulalım diye düşünüyorum.


"Örneğin, geçmiş hayatlarınızdan birinin aynı zamanda gelecekteki bir hayatınız olduğunu düşünür müsünüz?"


Ve bunu, diyelim ki, az ya da çok gerekli veya önemli bir şey olarak bir ölçüde kavrayabildik, işte burada ikinci bir adım olarak; bunu pratik olarak nasıl yavaş yavaş geliştirebilir, bir ölçüde bunda ustalaşabiliriz? Kısaca, önemini bilmiyorsak -ki bir şey ne kadar önemli olursa olsun bilmiyor isek çok önemsiz gözükür- önemini öğrenene kadar deneyimleriz gibi geliyor bana, nasıl bir fırsatı var bu önerinin işte sırası ile;


1. Önce kavramak
2. Sonra pratiklerine geçip ustalaşmak.

faydalı olabilir.



Bunun böyle olmasını gerektiren başka örnekleri bulabilelim diye bu soruyu soruyorum: "Mutlak Şekilde Sınırsız Olasılıklarla Düşünmek" yoğunluk sınırı "geçişinde" bu gerekir, çünkü?... Evet başka bunun faydasını gösterecek hangi Evrensel ya da Varoluş Gerçeklerinden "örnekler" verebliriz?
 


Işığın En Önündekilerden bir tavsiye daha:


C: Bu düşünceden yansıyan herşeyi düşünmenizi tavsiye ediyoruz!

Tgur

#278
Evet, sınırsız olasılıklarla düşünebilmek, takınılan konulara açıklık getirmesi bakımından çok faydalı olur, bunun için,

Kollektif anlayışları çekinmeden ortaya dökmek,yani aklımıza geleni hiç bir kısıtlama düşünmeden söyleyebilmek,
Konuyu dağıtacak ,(esasta muğlaklaştıracak buraya çok uygun olur ama..)dallandıracak ,anlaşılamayacak konularla tarif etmemek,
Gereksiz edebi veya teknik malümata kalkışmamak,
Velhasıl, basit ifade ve örneklerle açıklamaya kalkışmak (benim sıklıkla tercih ettiğim gibi)
Uygun olur kanaatindeyim,

Bu çerçevede ,
(lütfen kimseyi kast etmiyorum ,sadece benim izahlarıma uygun bir kılıf hazırlamaya çalışıyorum) zamansızlığın olmadığı ortama düşünceleri çekmeye çalışırsak o ortamda beklenti ,zamanı devreye sokan bir hal olur ,zira beklentiyle bir sonraki veya bir evvelki oluşumla ilgileniyor olursunuz ,bu da zamanın neden konulduğunu açıklar,

Bakışı bir evvel veya bir sonraya kaydırmak ancak zaman devrede ise mümkün olur,

Bu durumdan bir netice çıkmakta,
Bütün tatları aynı anda tadayım dediğinizde ,doygunluk sonunda, aldığınız o karmaşalı duyguların dışında tatmin edici duyguların tek tek analizi istendiğinden/deneyip görülmek istendiğinden  varoluş ortaya konmuş ve zaman ve yoğunluklar tesis edilmiştir,

Bulunduğumuz yoğunluk ,en sert tadımı devreye alan ,yani lokmayı ağızda iyice geveleyip tadına varma ,özümseme istendiğinden, zamanı en uzun ve dolayısıyla zahmetli geçirten bir yoğunluk olmuştur ,zira tatların içinde hoşumuza gitmeyenlerin belirdiği anlar da  vardır ve onu çiğnemekten vazgeçmek için zamana mahkümüz.

Tiversonus

#279
Benim burada "gördüğüm" en önemli altınlı-aferin cevapları şunlar olabilir: Deneyimleyen Tek Bir varlıktır, başta da O sonda Da O (zaman yok)!. Bu düşünce bence "Sınırsız Olasılıklarla" düşünülmüş bir düşünce! diğer tüm düşünceler ise sınırlıdır, ama onlarda düşüncedir. ..Sonra 'düşünce yaratır' misali sonsuz düşünce havuzuna beklenti sınır koyar...

Şimdilik bunlar, elbette fazlası da var ama, günlük hayatta bazen fiziksel yoruluyoruzdur, Bütünün Hayrına Hizmet İçin bir şeyler yapmaya çalışırken, işte kafamı toplayamadım...

Tiversonus

#280
"Sınırsız Düşünceler" ile düşünün dendi ya, işte bir itiraf, sevgili Bozadi'nin "onaylamalar" başlığında bir kitap onaylaması paylaşımında yaptığım muhalefetin (tam olmasa da böyle idi sanırım) yanlış olduğunu düşünüyorum...Evet o onaylamaları aynı kelimeler ile olmasa bile ben de onaylıyorum. Ve bundan dolayı özür diliyorum ve sevgili Bozadi'ye teşekür ediyorum.

http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=301&SearchTerms=O

Tgur

#281
Çok güzel tarif ettin kardeşim,
Yorgun olsan da fayda var sizde..
Olan biteni sıfırlayıp, bir tek anlayışın yani o nun deneyi olarak yorumlamak meseleyi çok sadeleştirir
ve K .ların söylediği gibi ne kadar acıda olursak olalım durumun eğlenceli olduğunu anlayalım.
Ve anladığımızı anlayanlar olunca yeni saldırılar bekleyelim ,
beklentiyi kaldıralım denmişti ,gelin çıkın şimdi işin içinden..

Tiversonus

#282
"Sınırsız Düşünceler" ile düşünün dendi ya, işte bir itiraf, sevgili Bozadi'nin "onaylamalar" başlığında bir kitap onaylaması paylaşımında yaptığım muhalefetin (tam olmasa da böyle idi sanırım) yanlış olduğunu düşünüyorum...Evet o onaylamaları aynı kelimeler ile olmasa bile ben de onaylıyorum. Ve bundan dolayı özür diliyorum ve sevgili Bozadi'ye teşekür ediyorum.

http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=301&SearchTerms=O


:))Sevgili Tgur, 'saldırı bekleyin' demiyorlar ve bence çok önemli burası "saldırının her zaman" varolduğunu bilin dediler...Herzaman, var...Bence çözümler, her bilinç seviyesine göre celselerde var; bir bilgeler için, iki bilgi toplayanlar için:

Bilgeler için; resme korku girdiğinde dönüp bakmamak:))

Bilgi toplayıp henüz sevgi ile yuğuramayanlar için ise, farkına var ve dua et, duygularını kontrol et, gibi şeyler...


Acaba iki şık ile sınırlamak sınırlı düşünce mi oldu...Belki şu; bu sefer başka kapılardan üzerine gelme silsilesi olacak, yani istediğin kadar 'Kamil' ol:))


Ve bu olasılık şimdi aklıma geldi ve bence önemi büyük olabilir:

"Tam Geçiş Çizgisinde, Mutlak Şekilde Sınırsız Olasılıklarla Düşünmek!"

İşte tam bu sınırda acaba KH'lerle mi karşılaşabiliriz veya BH varlıkları mı karşılarlar, bunlar da ihtimaller sanırım. Elbette geçememek te bir ihtimal...

Tgur

#283
Çeşitli senaryolar  akla geliyor tabii ki ,ancak "sınırsız olasılıklarla düşünmek" birçok şeyi kapsıyor ,

Ancak o esnada tahmin ederim ki bazı kısıtlamalar dışında olacağız,
en azından yaşamın,daha doğrusu fiziğin çekiştirmelerinden azade olacağız ,bu durumda zihinde farkındalık varsa yeşillikler altında sere serpe yatmanın son olmadığı bilincinde isek, kandırıcı mizansenlere kapılmayıp veya dünyadaki takıntılı yaşamı özlemeyip, yolculuğun devamında sadece ben adım atarım düşüncesi ile gözlerimizi ileri dikeceğiz.

Tanrısal düşüş sembolizmasını hatırlayalım ,kapının ardında altın var,
altını kumla kıyaslıyacak bilinçte iseniz altına ulaşmanın, elde etmenin bir avantaj olmadığını bilmek ,artık bu gibi sığ tercihlerin peşinde olmamak, sizi aldatma sevdasında olanların emellerini suya düşürür ,hırs, kin ,nefret ,intikam duygularının olmadığı bir bilinç  bir nevi altın peşinde olmayan demektir ,

Bu durumda,
diğer olasılılıklarla sizi elde etmeye veya etkilemeye çalışan davranışları beklentisizlik özelliği ile savuşturmak da sizin silahınızdır , ve tercihte, bu gibi düşüncelerden arınmış, olumsuzun da üzerinde durulmayacak potansiyel bir unsur olduğunu kabul eden anlayış ,sizin kılavuzunuz olur.

Bütün bunları biliyorsunuz da şu anda tatbik edebiliyor musunuz gibi bir sual hemen önünüze çıkabilir,

Burası KH sahası ,derviş gibi kendinizi koyuverirseniz bir anda yok olursunuz , bunu hala, şu evrelerde dahi öğrenmek durumundayım bunca seneden sonra ,gösterilen pozitife doğru fazlaca kaymış bir davranışım
derhal etkisini gösteriyor ve denge kanunlarını bana hatırlatıyor,
Mesela veresiye defterini kabartmaya başlıyor,

Bildiğimiz halde rol yapıyoruz diyoruz ,
Fazla kaçırırsam replikleri,sahne başıma yıkılacak ,bilincindeyim..
 

Tiversonus

#284
Biliyorsunuz çok film seyrediyorum, tv yayını yerine. İşte bunların birinde, adamın başına dünya yıkılıyor ve sonra acı ve acının içinde ilacı, bir uçurumun kenarında duruyor aktör ve yanındakine şunu söylüyor:güzel yanı şu diyor, bu uçurumdan atlamak bile farkettmiyor artık. Uçurum bir deniz. Bunun üzerine düşünmüştüm, bence ilginçama gerçek payı vardı galiba. Tabi bu film, nasıl olurda gerçek hayatın yerini alabilir. Ancak bir noktada, farketmez diyebilecek düşüşler sanırım bu da bilgi acı ve bu ne oluyor, işte bilgelikli bir şey. Yaşamak bitene kadar yaşamak, nasıl bir şey acaba. hani bir arabaya artık bıkacak kadar biner ya insan, işte sanırım bu 3. yoğunluğa da bıkana kadar yaşamak nasıl acaba:)) Evet yoğunluklar yaşayarak bıkana kadar yaşanmalı mı? Sufi filmi babaaziz de son sahne de buna benzerdi,genç ben korkarım sen ölünce diyor, babaaziz de bak diyor, sonsuzlukla evlenmeye gidiyorum, düğün gecemi berbat etme. Bir'lik durumunun saf sevgi titreşimi olduğunu unutmayalım, tek korku bilgisizliktir, bence sorun bilgisizlik dışında başka bir şey değil ve meleklerin elleri armut toplamıyordur, bence tabi ki...Çok mu az mutlak olmayan sonsuz bakış oldu, ama farketmez geride ne var ki, evet bilgi ve armağanlar da olacaktır, Benlikten Benliğe armağanlar, aslında, belirli bir frekansta armağan değil bunlar ama Yaratan titreşimi, Bh titreşimi, varoluş, hiç bir zaman süprizini esirgemez, yeter ki titreşimle bunu Benlik kendi dar görüşü ile kendi kendine kendinİ engellemesin, çünkü bu engellemeye saygı duyulur, sanırım böyle...