Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 10 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

#240
Tiversonus siz bu yazıyı yazarken birşeyler yazmak için uğraştım durdum aklımdan geçenleri yazmak yerine bir ooof of yazıp gönderiyordum nerdeyse.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#241
Ve sanırım herkes bulunduğu yerlerde çok kıymetli iş yapıyorlar, yani frekans tutculuk. Ama bazı kanallar özel koşullarından dolayı yer değiştirebilirler, yani kanal farklı bir şey. Evet bunu sezgimize de sormamızda fayda olbilir. Yani herkes yerinde kıymetli midir?

Tiversonus

#242
:))Evet, teşekür ederim, bugünkü paylaşımızı harika idi her ikiside...:))

Belki son günlerde tartıştığımız "Tüm İnsanlar KH'dir" in belki de bir başka yorumu bu hasat işi BH olmanın burada (Dünya 3. yoğunlukta) olmayacağıdır belkide...Yani şu DENGELİ enerji merkezleri işi bence çok daha önemli...Sanırım bizler birer "ampül" gibiyiz ve ışığı sevgi moduna getirmemiz yetecektir..Yani kendimizi-bilmek ve belki de KH olduğumuzu bilmek ve dengeli kalmak yetecektir diye de bilir miyiz? Yaratılış her zaman şakacıdır derler ya:))

Tiversonus

#243
Aslında şunu birara tartışmaya açmak isterdim: Ra'da anlatılan ya da 5. yoğunluk Spadyom'u anlatan kitaplarda enkarne işini, varlığın kendisinin seçtiği...Yani bir başkası gelip te sen şusun busun demiyor, bizzat varlık isterse hiç enkarne de olmuyor...Sanırım bilgi toplamak ve kendini-farkındalık ile bir şuur ya da farkındalığa gelmek ve elbette burası bir düşünceye karşılık veren bir yer(canlı küre) olduğu için, dengeli kalabilmek, karmik döngüleri fazlaca harekete geçirmemek gibi şeylere dikkat etmeli. Yani sonuçta kademeli bir hatırlama olacak ise, örtüler kalkacak ise, sadece düşmeden sevgi içinde olup BH seçimi-farkındalığına gelmeliyiz diye düşünüyorum. Ve elbette gölge varlıklara, yapışık düşük frekanslı enerjilere filan dikkat etmeli. Bir farkındalık modu için ise belirli çalışmalar ve arınmalar, rahatlamalar/nefes ve bilgi toplama... Bir ilginç konu ise 4. yoğunluk küçüktür 5. yoğunluktan, pardon 4<5 yani bunun bir anlamı olabilir mi? Belki yarın tartışırız, bir sinerji ya da birbirlerimizi ilhamlama yapabiliriz...

Hızlanan titreşimler, EM dalgaları gibi şeyleri kaldırabilmek, bünyelerimizi stressiz tutabilmek için zaten bazı çalışmalar yapılmalı diye düşünüyorum. Ve duygusal temizlik yoksa sinirlenme ve kurban rolleri ve tekrar kendine dönen, karmik süreç kısır döngüsü, yani ne yapar ise varlık bilmeden ya da farkında olmadan yine kendi kendine yapıyor galiba. Ya da diğer kurban rollerini oynayanlar ile fazlaca etkileşim ile kendi frekansımızı düşürebiliriz.
Kısaca kurban rolü hemen kendine geri dönen bir düşüş yapabilir, işte bu tür şeylere yani KARMA olayına dikkat etmeli, özgür seçimlere sayglı olmalıyız diye kişisel düşünüyorum... Yorumlarım bunlar ve yanılıyor ve sonra değiştiriyor da olabilirim.

Aklıma Gandhi'ni şu ünlü sözleri geldi:

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür... Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...

Bilmiyorum başka yorumu olan var mı? Olursa birlikte düşünelim derim.

Tiversonus

#244
Kısaca BH ve KH hallerinin ve anlamlarının bilgisine ve bizdekilerin tesbitine, farkındalığına ulaşmalıyız ve denge içinde kalmalıyız, her şekilde KH olarak bir istikamet/temayül/meyil kazanmalıyız yani ya da elbette isteyen için sanırım. Ve böylece sadece Biz seçeriz, çünki Bir'in, Bir'liğin modeliyiz, biz kendimize küçük roller seçmedikçe kimse kolay kolay seçtiremez, yani bu bile bir farkındalık kanımca...

Aslında "seçmek" demek birazda bir şeyi (seçilecekleri) yerli yerince, yeterince tanımak demektir galiba. Bilmediğimiz bir şeyi seçmemiz de çok zor galiba.

Tiversonus

#245
Aslında bir BH ya da KH seçimine kadar ayakta kalabilmek zaten kendi başına bir seçim gibi geliyor bana, yani Dünya değişimleri ve hızlanan uzayda, evresel temel kanunlar ve KH frekansı sabitleme işleri (bilinçli virüsler, aşılar) yani işte bunları aşabilmek bile bir çalışma, uzaklaşma, kendiliğinden bırakma gibi şeyler ile ancak olabilir kanımca ve elbette bilgi ve farkındalık ve uygulama ile...Düşünün ağır bir yemek yamek bile, kendi başna bir problem bu zamanlarda ya da bol haberleri, medyayı takip etmek tam bir stres yumağı yapabilir. Ve bilgisi yok, şuuru yok, ayırımı ve ne olduğunu bilmiyor??? İşte o bir türlü zaten mevcudu seçmiştir, diğer varlıklar kanımca uygulamasına yardımcı olurlar. Evet ayakta kalabilmenin şartlarını yaratabilmek belki insan bedenindeki ruhu BH yapmıyor ama bir şekilde bu şartları sağlayabilmek te bence br seçim gibi (ne kadar KH olsakta hepimiz) kanımca...Evet her An seçiyoruz galiba ve sonra o seçimler bir yere ulaşıyor, orada da şekil alıyor net olarak.

Ve burada olmak seçimimiz ile Yüksek Benlik bağlarımızdan seçtiğimiz için bir yardm alıyoruz, evet seçtiğimiz için ve bunlar eklenerek, görünmez dostların da yardımı ile şekli bir durum zaten oluyor. Bulunduğumuz yer ve adanmışlık sadece bu ve samimiyet bile bir yerlerden yardım ile karşılanıyor yani yardımı biz seçiyoruz. Yardımsız gidenlerin ise işi bence çok zor. Çünki adım adım seçenler arasında bir ışık bağı kuruluyor ve müthiş bir yardımlaşma ile (örneğin bugün) çok daha rahat olmamı sağlayan bir yardımı ruh grubumdan aldığımı sadece biliyorum, işte bence sevginin seçimi kanımca bu, çünkü sevgi birleştirici güçtür ancak, teşekür ederim tüm dostlara. Ne kadar aramızda bir yazı ya da sz söylemesek bile zaten biliyoruz bir şekilde birbirlerimize birleştirici bir sevgi bağı ile yardım ettiğimizi herbirimizin belki sırasıyla, belki artık söylemenin bile gereksizliği (yardım) ile doğal oluyoruz. İşte bence bu bir seçim.

2012 yi seçmek için bekleyenlere gerçekten süpriz olacak, çünkü an ve an seçiyoruz ve o bir an sonra Kuantum sıçraması yaptırıyor: Her bir sözcükte, her bir paylaşımda, her bir bakışımızda, her bir düşünce kıvılcımında, duyguda, yardımlaşmamızda, ufak ufak seçiyoruz zaten ve belki bir açıktan gözüken, KH olmamızı bozan bir şey yok ama işte o her an'daki küçük adım müthiş değerli, bunun değeri sonra daha açık gözükecek kanımca. Evet üssel bir değişimimiz var ve bu ancak paylaştıkça genişliyor ve diğer türlüsü bilinaçaltı tarafından bloklanıyor ya da Yüksek Benlikler tarafından. Her bir an'da zaten seçtik ve seçiyoruz bu bir an sonra net gözükecek kanımca...

Çünkü koşulsuzca verdikçe, o boşalanı Kaynak'tan gelen ile dolduruyoruz. Ve bu bizleri dağa sağlam yapıyor.

Herkese İyi Geceler!

Tgur

#246
S: (L) Güzel! Yani tüm kürede yeni yıl değil ve yine zamanla ilgili söyleyeceğinizi söylediniz. Fakat kısa bir süre sonra herkes 1998 olduğunu söyleyecek ve gerçekten 1998 olacak. Bu yaklaşan yılla ilgili söyleyeceğiniz herhangi birşey var mı? Elbette tüm medyumların ve kanalların şu anda foton kuşakları, sıfır bölgeleri ve benzer şeylerle ilgili müthiş kehanetlerde bulunmakla meşgul olduklarından eminim. Yepyeni tarihlerle ortaya çıkacaklar sanırım...
C: Bu saçmalıklardan hala yorulmadın mı?

S: (L) Evet, yoruldum ama daha önce çok isabetli bazı kehanetlerde bulunmuştunuz, bazıları ise tamamen isabetsizdi. Aklıma gelen birşey; bir celsede Nuh tufanından sonra hayatta kalanların sayısını 19 milyon, başka bir celsede ise 119 milyon olarak belirttiniz. Doğru rakam hangisi?
C: Her ikisi de olabilir.

S: (L) Her ikisi olamaz!
C: Evet, olabilir... herşey algılayıcının algıladığı gibidir.

S: (L) Sanırım biraz daha lineer olduğunuzda sizi daha çok seviyorum!
C: Hiç bir zaman lineer değildik. Çünkü bu sana göre değil. Şirket yöneticisinin bebek bezi takmaya ne kadar ihtiyacı varsa, senin de lineerliğe o kadar ihtiyacın var!

S: (L) Evet, ama... bu tür durumlarda birşey etrafında daireler çizip net cevap alamadığımızı hissediyorum. Evet bazı durumlarda bu tür yanıtların gerekli olabileceğini anlıyorum ama daha doğrudan bir şekilde ele almak istediğimiz başka pek çok şey var.
C: Sorulara verilen yanıtların niteliğiyle ilgili önvarsayımlarda bulunduğunda çok sıkıntı yaşıyorsun.

S: (L) Ama yine de...
C: Hayır hayır... Annenden rica et, verdiğimiz yanıtı sana tekrar okusun.

S: (AK) Bir önceki yanıtı mı okuyayım?
C: Yanıtların niteliği.

                      -----------------------------------------------------------------------------------------

Burada konumuz şu sık sık dile getirdiğimiz lineer bakış ,küresel bakış arasındaki farklar,

Konuyu pek dallandırmadan ,

Nuh tufanın sonucundaki hayatta kalanların bir celsede 19 ,diğer birinde 119 milyon olarak verilmesi ,

Bunda lineerlik nerede, küresellik nerede,(Çok sert mi ifadelerim ,sözlerimden sakınır oldum, zira hiç istemediğim halde bazı dostları,hiç ama hiç istemediğim ,imalamadığım halde kırmış gibi sezgiler alıyorum ,biliyorum, ışık dostlar çok kırılgandır ,ama benim sözlerimi nasıl kendilerine diye kabul ederler ,sizlerin hepinizi sevginin lineer üstü duygularla sevdiğimi söylediğimde illa matematik bir sembol mü vereyim çocuklar gibi ,vereyim isterseniz ,kubbe-i kainatı aşar da aşar..)

Evet,
lineer bakarsak rakamlar farklı,bizi aldatıyorlar mı  ,küreselle nasıl değerlendirme yapalım,

*Kadim zamanda olmuş bir hadisenin ,insanlığı etkileyen özünde, rakamaların mı ,yoksa oluşun mu önemi var ,yani nitelik ,nicelikten önemli değil mi ,
*Nicelik üzerindeki bu başka başka tanımlamalarla bizler, bilinç yönünden birşeyler kaybediyor muyuz yoksa kazanıyor muyuz,
Bence kazanıyoruz ,sayılara takılıp bilincimizi ,aldatılıyoruz barajına takmak yerine, zaman ve ölçünün bir illüzyon olduğu gerçeğine yönelterek,bunların dışında da oluşumlar olabileceği esnekliği ve kabul görülülüğü ile ,olayların, dünyasal varsayımlar üstündeki değerlendirmeler yapabilecek şekilde karşımıza çıkabileceğini kabul eden ,karşılayan, bir genişliğe sokuyoruz.

Bu bilinç genişliği ne işe yarayacak,
Oluşumun ,olmanın başlangıcında, düşüncenin,daha doğrusu madde boyutu da dahil bütün oluşların bu bilinçle olabileceği bilgisi ,yazılar içerisinde yer almak yerine ortaya, faaliyet sahasına çıkacak ,etken olacak ,ve yaratıcılığın ilk marşı olarak sahnemizde yerini alacaktır..

Kısaca olumlu ve olumsuz varoluşlar bizim eserimizdir, bilgisi benliğimizin her yönünü kaplayacaktır.

 Aksi takdirde ,yani sayı ve diğer kantitatif etkenlerle sınırlanmış bilinç,önünde şu zamanlarda çığ gibi dökülen ispatlara rağmen ,en yakını ,GDO yu beceren , klonlamayı ,genetik müdahaleleri kolayca yapan kabiliyet ve bilgi genişliği göz önünde olduğu halde,kendi  DNA yapısını kurcalayan kapatan ,örtüleyen ,kabiliyet kapasitelerini sınırlayanın yine varlığın, gelişmiş , negatif tarafı olduğunu kabul etmez ,başka güçleri yaratıp önünde korkar ve kapaklanır.

Ve birileri de bundan istifade edip çobanlığın hükmünüsürdürür ,zira sayıların gücünü bir kırbaç gibi kullanacağı geniş bir sürü gurubu önünde durmaktadır..


Oysa,

Devir bilgi devri ,çobanlar kuzu ,kuzular çoban
Boşunadır kendini güttürecek bir çoban araman
Ayağından asılacak dalı bir an evvel seç
Gayretsizsen ağaç da kalmaz biraz çabuk davran..




bozadi

#247
sevgili Tgur, başkalarını bilmiyorum, ama ben şimdiye kadar sizin ne kasyopyalılar ne de başka herhangi bir konudaki bir sorunuzdan bir güceniklik duyduğumu hatırlamıyorum.

şimdi bu celsede geçen 19 milyon - 119 milyon konusu, tüm kasyopya celselerinde, hatırladığım kadarıyla, aynı rakamsal soruya iki farklı noktada verilen rakamsal cevaplar arasında bir çelişkinin / zıtlığın var göründüğü belki az rastlanacak bir örnek. aynı veya benzer nitelikte bir çelişki içeren bir yanıt veya açıklamayla ilgili fikri olan varsa bunu duymayı isterim. çünkü benim bildiğim kadarıyla bu konuda en az sorunlu kanal bilgilerinden biri kasyopya bilgileri.

konu şu: nuh tufanından sonra dünyada hayatta kalan kaç kişi vardı sorusuna bir celsede 19 milyon, bir başka celsede ise 119 milyon yanıtı veriliyor. laura'nın dikkatini çektiği için, bir başka celsede bu rakamsal uyuşmazlığın nedenini soruyor ve kasyopyalılar da cevabın her ikisi birden olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor ve bu konuda mutlak bir çelişki / yanlışlık algısının, laura'nın lineer düşüncesiyle ilgili olabileceği ifade ediliyor. ama laura keşke şunu sorabilseydi konu kapanmadan önce; "19 milyonu ne anlamda söylediniz, 119 milyonu ne anlamda söylediniz?" soruyu bu şekilde sorsa, belki de lineerlikle suçlanma yerine gerekli açıklamayı alacaktı. ama daha ziyade lineerlik yakıştırmasına alındığı için konuda gerekli açıklamayı almadan başka soruya geçiyor.

sevgili Tgur, kasyopya bilgilerine duyduğunuz ilgiyi biliyorum ve bundan dolayı seviniyorum. şimdi, kasyopya bilgilerini neden beğendiğinizi, devamını neden büyük merakla beklediğinizi gözden geçirin.

sonra şu ifadenize bir göz atalım:

"lineer bakarsak rakamlar farklı, bizi aldatıyorlar mı, küreselle nasıl değerlendirme yapalım"

bu kadar kasyopya celsesi okuyup bu kadar yoğun bir bir ilgi duyduktan sonra, bir benzerini bulmanın zor olduğu rakamsal bir çelişki görür görmez "bizi aldatıyorlar mı" diye sormanızda biraz tuhaflık yok mu acaba?

aldatmak, aldatılmak bu kadar basit mi?

kendini kasyopyalılar olarak tanıtanlara, bunca celsede verilen bilgilere güvenip güvenemeyeceğinizi, aldatılıp aldatılmadığınızı bu şekilde mi belirleyeceksiniz?

bu konuyu tartışmamızın faydalı olabileceğine inanıyorum. alınmaca gücenmece yok. ben kasyopya bilgilerinde çizilen büyük resim ve o büyük resmi dolduran binlece verinin birbirini doğrulayıcılığı, tutarlılığı ve pozitifliğine o kadar güveniyorum ki, kasyopya bilgilerine getirilen eleştirilerden asla bir güceniklik duymam. ama eğer bu bilgilere güvenim ve bu bilgiler konusundaki bilgim düşük olsaydı, o zaman gücenik duyabilirdim belki.

ama bu bilgilerden bu kadar ilham aldıktan, etkilendikten, takdir ettikten, devamını arzuladıktan sonra 19 - 119 milyon çelişkisi veya olası benzeri bir problemsellik karşısında "bizi aldatıyorlar mı" sorusu beni şaşırtıyor. "bu bilgide bir çelişki mi yok mu?" diye sorsanız, hatta "verilen diğer bazı yanıtlarda da bu tür çelişkiler olamaz mı?" diye sorsanız bunu çok iyi anlar ve "mutlaka çelişkiler olduğu" şeklindeki düşüncemi paylaşırdım. ama bu çelişkileri "kasyopyalılara" atfetmek yerine, frank adlı kişinin varlığına, veya celsede bulunuyor olabilecek, negatif eğilimli bir başka katılımcının varlığına, o anda o celsede bulunanların (laura dahil) o andaki bir enerji saptırıcı etkisine bağlardım bunu. neden kasyopyalılara atfedeyim? yüzlerce, binlerce sayfada verilen yanıtlarla oluşmuş ve pekişmiş bir güveni bu kadar kolay harcamam.

kaldı ki, kasyopyalılar, verdikleri bilgilerdeki olası sapmaların kendilerinden değil, alıcıların eğilimlerinden, enerjisel durumlarından, negatif varlıkların saldırılardan ve olası başka faktörlerden kaynaklanabildiğini ve "bunun gerçekten olduğunu ama neticede miktarının yüksek olmadığını" söylemişlerdi.

ve eğer kasyopyalılar, nuh tufanından sonra hayatta kalanlarla ilgili olarak verdikleri 19 - 119 milyon rakamlarının her ikisinin birden geçerli olabileceğini söylüyorlarsa, buna da güvenmeyi seçerim.

lineer olmamak biraz da bununla ilgilidir. "bir cevapta 19 denmiş, başka yanıtta 119 denmiş. bu bir çelişki. acaba kasyopyalılar bizi ALDATIYOR MU?" diye sormamakla ilgilidir biraz da. kasyopya bilgilerini büyük bir ilgi ve dikkatle okuyan biri olduğunuzu bilmesem bu kadar şaşırmazdım bu sorunuza.

olamaz mı? bir yanıtta 19, bir başka yanıtta 119 rakamının verilmesinin bir açıklaması olamaz mı?

afetten 119 milyon kişi kurtulup da, yaralılar, hastalıklar, olası bir açlık veya başka kötü koşullarla kısa bir süre sonra bu rakam hızla 19 milyona inmiş olamaz mı örneğin? iki yanıtın da doğru olması böyle birşeyle ilgili olamaz mı? işte lineer düşünmemek bununla ilgili. her zaman herşeyin tek bir yanıtı olmayabilir. ama soru soranlar bir cevap talebini dayattıkları için, bazen yeni sorular sorulması isteniyor, bazen de sorucuların o andaki soru perspektifine göre bir yanıt veriliyor olamaz mı?

benim asıl söylemek istediğim burada çelişki gibi görünen şeyin kesinlikle bir çelişki olmadığını kanıtlamaya çalışmak değil.

daha ziyade, bir kaynağa güvenip güvenmemenin bu kadar basit olmaması gerektiği hakkında. kasyopyalılar sizin gözünüzde şimdiye kadar kendilerini kanıtlamadılarsa, bundan sonra da kanıtlayamazlar demektir. bu bir tercih meselesi. ve tercih sizindir.

tüm iyi niyetimle ve herkes için faydalı olması isteğimle, yeni sorularınızı ve görüşlerinizi duymayı ve kendi soru ve görüşlerimi paylaşmayı zevkle isterim.

Tgur

#248

Sevgili Bozadi,
Evvela K.lar hakkındaki sahiplenmenize hayran kaldım ,
bizi ziyadesi ile aydınlatmak için siz gayretli dostumuzun ,söylediği her kelimeyi ,yorumu, haklı ve uygun görmeyi istiyorum ,zira buna layıksınız..

Sonra ,sizin işaret edip benim salt düşüncem olarak tanımladığınız bölümün ,aslında, küresel düşünce izahı için başlangıçta devreye aldığım ve hiçbir yönü ile tasvip etmediğim bir cümlede
kilitlenmiş olduğunu görünce ,yazdıklarımı tekrar bu düşünce ile değerlendirmenizi talep etmek olduğunu belirtmek istedim ve kolaylık olsun diye kopyalayıp yapıştırıyorum,

"Evet,
lineer bakarsak rakamlar farklı,bizi aldatıyorlar mı ,küreselle nasıl değerlendirme yapalım,

*Kadim zamanda olmuş bir hadisenin ,insanlığı etkileyen özünde, rakamaların mı ,yoksa oluşun mu önemi var ,yani nitelik ,nicelikten önemli değil mi ,
*Nicelik üzerindeki bu başka başka tanımlamalarla bizler, bilinç yönünden birşeyler kaybediyor muyuz yoksa kazanıyor muyuz,
Bence kazanıyoruz ,sayılara takılıp bilincimizi ,aldatılıyoruz barajına takmak yerine, zaman ve ölçünün bir illüzyon olduğu gerçeğine yönelterek,bunların dışında da oluşumlar olabileceği esnekliği ve kabul görülülüğü ile ,olayların, dünyasal varsayımlar üstündeki değerlendirmeler yapabilecek şekilde karşımıza çıkabileceğini kabul eden ,karşılayan, bir genişliğe sokuyoruz."

Bir diğer husus ,
Her boş zamanım fırsat buldukça K.'ları incelemekle geçiyor ve bol miktarda yorum veya sorularım
olacak ,paylaşmak ve irdelemekten ben de çok zevk alıyorum ,

Sevgiler..


Tgur

#249
Ve ilaveten ,

İzahın yetersiz olabileceğini fark ederek şunları da ilave ediyorum,
Konuştuğumuz ,incelediğimiz ,anlamaya çalıştığımız her üst bilgi dediğimiz konular lineer üstü bilgilerdir ,yaşamaya çalışıp, kendimizi uydurmaya çalıştığımız, bazen başarılı çoğu zaman başaramadığımız ,maalesef takıntılı ve ilkeli her şey sanan bilinç yoğunluğun sergilediği
kurallar manzumesi ile kısıtlanmış hayat değil midir ,güzelliği gören gözlerde mecal bırakmayan,
sevgi ile yaklaşıldığında iktisadi bir yön arayan ve her şeyi karşısındakini kandırmaya yönelmiş
davranışlara göre kalibre etmeye şartlanmış ,almadan vermeyi unutmuş ve katiyen anlayamayan bir organik portallar yoğunluğu yok mu etrafımızda ,

Ama biz, olan her şeyi, kişiyi, anlayışı, kendimizi zedelemek pahasına olsa bile bağrımıza
basmaya ,kendimizin bir başka yönü olarak kabul etmeye bilgilendik ,küresel düşünce yoğunluğu olarak işin girizgahı bu haslet olacak diye belledik..

bozadi

#250
sevgili Tgur, kasyopya bilgilerine gözü kapalı saldırılara o kadar kafayı takmışım ki, mesajınızın devamını okumadan sizi de onlarla aynı şeyi yapıyor olarak algılama hatasına düştüm aptalca. affınıza sığınıyorum.

Gregorsamsa

#251
Sevgili tgur (ve aslında kasyopya celselerini takip eden diğer tüm dostlar), aslında bir konuya açıklık getirmekte yarar var. İşin aslı Laura ve QFG (Quantum Future Group) adında hatırı sayılır sayıda araştırmacıdan oluşan kurum, Kasyopya celselerinin bu şekilde salt bir spiritüel kanallama ve buna ait diyaloglar olarak yayımlanmasına pek sıcak bakmıyorlar. Bu celseler ya Laura'nın yıllar süren araştırmalarına ve QFG nin çalışmalarına dayanan kitaplar içerisinde  sunuluyor ve içerik bağlamında açıklamalar getiriliyor ya da orijinal kasyopya forumda yine bu bağlam ve içerik içerisinde doğrudan bu celselere katılanların da katılımıyla derinlemesine tartışılıyor, sorular yanıtlanıyor.

Bundan yaklaşık 1-1.5 ay kadar önce tesadüfen bu celselerin türkçeye çevrilip Türkiye' de bir forumda yayınlandığını öğrenince önce biraz şaşırdılar (oysa sevgili bozadi daha bu işe başlarken Laura'ya mesaj atıp onay ve yorumunu istemiş ama bir cevap alamamış) biraz sevindiler ama çokça da bunu pek uygun bulmadıklarını söylediler. Tabii yalnızca az önce belirttigim, celselerin "içerik ve bağlam" konseptinden ayrık ve yalnızca ham haliyle verilmesinin yanlış anlaşılmalara sebep olacagı endişesiyle. Açıkçası ben çok haksız olmadıklarını düşünüyorum. Diğer yandan burada bizler, bizler yani forumu takip edip bunları tartışan hepimizi kastediyorum, bu içeriği kısmen oluşturuyoruz yorumlarla. Ama sanıyorum daha fazlası gerekiyor. Tabii bu şartlar altında yaptığımız kötü bir şey değil, yapmayın diyen de yok zaten. Bizlerin bu içerik ve bağlamı daha fazla aktarmamız gerekiyor sanırım.
Biz elimizdeki şartlarla buna gayret edebiliriz.
Diğer yandan ben kasyopya celselerini takip eden arkadaşların ingilizce bilenleri (tercüme yapma seviyesinde olması gerekmez, sözlük yardımıyla da olsa okuyup anlama seviyesi yeterli) mutlaka ama mutlaka sott foruma gidip önemli başlıkları hatta ücretsiz olan Laura nın wave serisini okumalarını tavsiye ediyorum. Ki böylece bu tartışmalar daha sağlıklı bir zeminde yapılabilir.

Temelde şunu unutmamak lazım K'lar bilgi vermekten ziyade bilgiye yönlendiriyorlar.

QFG ekibinden biri bozadi ile olan bir yazışmasında celselerin %90 araştırmadan oluştugunu söylemişti.

Bir diğer yerde Laura'nın şöyle bir mesajı vardı :

"Açıklıkla itiraf edebilirim ki bana bazı ipuçlarını veren K'lar olmasaydı yanlış yöne sapmam an meselesiydi [ ezoterizm ve insanlık, dinler, mitler tarihi konusundaki araştırmalarına ithafen söylüyor] , ve bu noktaya gelemezdim [vardığı sonuçları kastediyor]. Buna ek olarak QFG araştırma ve tartışma grubumuz var. Bir konuda küçük bir ipucuna denk geldiğimizi düşündüğümüzde çok farklı dillerde ve kültürlerde hemen bu konuda araştırma yapmaya başlayabilecek 50 kişilik bir ekip var. "
 

Tgur

#252
Evet sevgili Gregorsamsa ,

Araştırma ve üzerinde yoğun bilinç yorumları ile düzenlenmiş celseleri okumak gerçekten çok doyurucu olurdu,ne çare ki lisandaki yetersizlik bunu bize uygun kılmıyor,Kitap halinde olan çeviri de çok faydalı olurdu,hele tartışmalarla ,yorumlarla zenginlemiş olanı olursa.

Ancak şu devamlı oynayan zihin var ya, mutlaka alışılmışın dışında birşeylere doğru bizi yönlendiriyor,

Mesela şimdi şunu bana söyletiyor, insanlık, dinler ve kitaplar devrinde yükseliş imkanı buldu ama bir okadar da yanlış yorumlamalar ve malüm dayatmalar manüplasyonlarla  acı çekti, çekiyor..

Bir yüksek bilginin
en mükemmel bir kitap halinde sunulması elbette çok önemli ,ancak ham celselerin üzerinde zaman illüzyonu üzerinde gezinerek yapılan araştırma ve yorumlar daha etkili ve idrak ettirici olur ,

Zira konu ,kişinin bireysel araştırma ve bilinç geliştirmesine bağlı yoğun bir uğraşıyı gerektirir ,hazırlop bilgiyle kendini avutup bir yerlerde durmak artık insanlığın ruhsal yükseliş yolunda kesiklikler
yarattığı gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Bunlar tabiki bizim acizane görüşlerimiz ,kimseyi bağlamaz,herkes yorum ve hayat yürüyüşünde serbesttir ve bu yürüyüşte kollektif bilince birşeyler ilave ederse bizim için de doneler zenginliğidir..

Sevgiyle..

Tgur

#253
Selamlar,

Tiversonus dostumuz ,o şahane açılımlarında bu konuya dokunmamış ,benim ilgimi çekti,

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
S: (A) Başka evren mi?
C: "Big bang" nedir Arkadiusz?
S: (A) Belli ki büyük bir patlamaydı, ama BİZİM evrenimizdeydi, başka bir evrende değil...
C: Ama kökeni neydi? Ve neresi? Ya da bu patlamanın kökeni? Ya da herşeyin kökeni?
S: (A) Belli ki büyük bir patlamaydı, ama BİZİM evrenimizdeydi, başka bir evrende değil...
C: Ama kökeni neydi? Ve neresi? Ya da bu patlamanın kökeni? Ya da herşeyin kökeni?
: (A) Tamam. Bizim evrenimizin kökeni ne miydi? Bunu bilmiyorum Bilmek istiyorum. Sadece kelimeler kullanıldığında sorun yok, ama eğer matematiksel modeller kullanacaksan...
C: Sen de orada devreye giriyorsun.
S: (A) İyi güzel de...
C: Her dev ışığını daha önce ışığın olmadığı yere tutar. Bir zamanlar sadece ışıktan ibaret olan yere!

 ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"C: Her dev ışığını daha önce ışığın olmadığı yere tutar. Bir zamanlar sadece ışıktan ibaret olan yere!"

Bir puzzle çözer gibi bu çelişkili  gözüken ifadeyi çözmeye çalışalım,

Bu dev kimdir ,nedir ,
Işık ve karanlığı devreye sokan ,madde oyununu başlatandır,
Bir zamanlar sessizlik ve durgunluk olarak tarif edebileceğimiz "sadece ışıktan ibaret olan" yerde big beng döngüleri ile artı ve eksi nin bir denge içinde potansiyel oluşturan hale gelmesini, sağlayandır ,
Potansiyel oluşunca ,zaman illuzyonu da oluşmuştur ,zira karanlıkta kalıp ışığa ulaşmak için mutlaka bir zaman kavramı lazımdır.
Işık ve karanlığı aynı zamanda hissetmek ve etkilenmemek ancak "an" da olabilir ,
Ritüeller bu "an" algılamalarını yaratmak için devrededir,
Etkilenme varsa zaman da vardır ,ve bu zaman çeşitli yoğunluklarda değişik ölçümlerle ifade edilebilir ,bizim bulunduğumuz bu yoğunlukta ,1 ve 2 ci yoğunluktan daha farkındalıkta olduğumuzdan ,enkarnasyonlar  yolu ile karma borçlarını bitirip ,zamanın ana doğru yaklaşan bölümlerine yani etkilenmenin en az olacağı bölümlerine uzanabilmek öngörülmektedir,
Yani anı yaşayabilmek, Bir ile bir olmak..

Bu izah ile,

Kutuplaşma 6 yoğunluktan aşağıya doğrudur,
Zaman kutbiyetin başlangıcı ile başlamıştır,
Zamanın çeşitli yoğunluklarda farklı uygulamaları ,algılamaları vardır,
Tanrısal düşüş dediğimiz olayda  ,yani zamanın en uzun denendiği  akıl/beden/ruh bütünlüğü olan insan ,3 yoğunluk bölümünde, minimal uygulamları yaratmış, daha doğrusu bu düşkünlüğü,
karanlığın (Kh nin) manüplasyonları ile ışıkla buluşabilme işini savsaklatmış ,güçleşen bir hale sokmuştur.
Bütün bunlara rağmen ışık, "sadece ışıktan ibaret olan" oluşumla buluşmak durumundadır,
Yani "BH mutlaka galip gelecektir" ifadesinin başka türlü söylenişi.

Döngü ,bu çağda ,hasat olacakları toplama ,olamayacakları bulundukları boyutta bırakacak bir kapanma gösteriyor,geri kalanlar birkaç yüzbin yıllık diğer döngülere tabi olacaklar şeklindeki aktarımları düşünerek ,endişe veya aldırış etmez bir yaklaşımı kendinizde test edin..

Endişe mi ,aldırmazlık mı baskın,

Bu da benim testim..


Tiversonus

#254
Herşeye rağmen bunları konuşabilmek güzel.

Herşeyi ilgilendiren kavramlar ile ilgilendiğimiz de; konunun dağılması çok muhtemel, dağılmak ile genişlemek bazen aynı şey olarakta algılanabilir. Fikirlerimizin konuşulması değil ancak fikirlerimizi oluşturabilmek için fikirleşmemiş, bulmacanın olası parçalarını konuşmak üzere üzerinde düşündüğüm bazı şeyleri yazmak istiyorum. Kaygan zemin olmaması açısından önce bazı temel düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Döngü, "yan yatmış 8" başlığında kafamda duruyordu zaten. Şunu soruyorum kendime bir başka bakış açısı yakalayabilmek adına: Şehirlerarası bir yolda giden hızlıca bir arabaya bakış açımız genel olarak, sabit olan bir zemin (ki yol ya da asfalt oluyor bu örnekte) ve hızlıca giden bir araba ya da taşıt...Farklı bir bakış ile; arabanın sabit olduğunu ve asfalt-yolun kayışını sağlayabilir isek; bu yapılabilir ise ne olur? Sanki bir kilimin alttan çekilmesi gibi! Evet görüntü aynı olmaz mı?

Temel algılarımızı sadece bir test ya da farklı bakış ile olasılıklar içerisinde simüle edip, bunların değerini test edebiliriz. Bu bir fikre ulaşmak için bence güzel bir yöntem. Elbette testleri geçebilir ise.

Eve alfa-omega döngüsünde, bir "zaman" ile ilerliyoruz diye algılıyoruz, aslında fiziki olan herşey "zaman" akışı içinde olarak algılanıyor. Durum kanımca bu şekilde ve zaman-uzay bir bütünlük olarak madde-dalga ikilemi olarakta düşünülebilinir. Ama ben şunu düşünüyorum zaman için (3. yoğunluk algısı ile); maddenin enerjisel bir akışı olarak buradan (3. yoğunluktan) gözüküyor zaman. O bir akış olduğundan birimini ancak madde enerjisi ile ve değişken, mutlak olmayan şekilde denklemlere koymak gerekiyor. Öyle ya, akışın bir matematik denklemi olmalı. Ve bir şeyi de dönüşebilir olan şeyler ile ancak iade edebiliriz. Bilinmeyenleri bilinenler ile açıklamak demektir bu aynı zamanda. İşte problem burada, "bilinmeyeni bilinenler ile açıklamak" tan başka br yol olabilir mi? Başka bir değiş ile, gerçekten bildiklerimiz mutlak şekilde gerçek midirler. Bildiklerimiz başka şekillerde de ifade edilemezler mi?

Bazen birbirinden çok farklı matematik denklemlerin bir problemi aynı derecede açıkladığını duymuşuzdur. Halbuki, denklemlerin bakış açıları ve varsayımları birbirlerine zıt oldukları halde.

Döngü şu olabilir mi? Yan yatmış sekiz rakamı simgesiyle döngüyü düşünelim. Ve burası altı çizilmeli ve tüm varoluş veya 6. bilinç yoğunluğu ve alt bilinç yoğunlukları; "sabit bir resim" gibi algılansa. Evet tüm "Herşeyin Bir'liği" dışındaki tüm yoğunluklar sabit bir resim ya da bir otoban gibi algılansa. Böylece tüm sonsuz bir sabit döngü elde etsek, devamı sekiz çiziyor, hayır hareket etmiyor düşünelim bu daha iyi...Ve sadece bu sonzuz döngüde hareket eden "bilinçler" olarak ifade edebileceğimiz saf-düşünce birimleri olsun. Resmim bir şekilde sabit ve bilinçler yarış rabaları gibi bu resimde (yarış pisti gibi) hareket ediyor olsun.

Burada sıkıntıya düştüğüm şey şu: 6. blinç yoğunluğunu Ra bilgileri kaynağında, çok farklı da olsa çok azalmışta olsa bir titreşim ile sınırları olan bir titreşim olarak ifade edebiliyoruz. Ve bu nedenle bu kaynakta 6. yoğunluk besini sözkonusudur. Bir besin bir sınırdır bana göre ve bu besin Pleiades Öğretilerinde de var. Bilincin besin olması ya da duygular v.b. Önemli olan besin olması besin olursa bir sınır var, ihtiyaçlılık var demektir. Hiçbir şeye ihtiyacı olmamak, "Tanrı" demek değil midir? Sadece düşünüyorum. Kasyopya celselerinde ise 6. yoğunluk için "saf bilinç alemi" denilir ve "biz ancak BH den alırız" sözü de var, yani yine bir "sınırlama" var.

Bazı şeyleri gördüğümüzü sanırız. Ancak hiç bir şeyi görmeyiz aslında. Şimdi Big-Bang görmüyoruz orada, bir kırılma ile veya belkide olayı çok ufak parçasının bir komşu evrendeki yansımasını görüyoruz diye düşünüyorum. Yan komşunun oluşumu gibi de düşünülebiinir. Orası sanki evin başka bir odası...Ancak herşeyi birbirine bağlayan meşhur "çekim" olarak -ki bu da 7. yoğunluğun ancak güçsel "tüm" alt yoğunluğa yansımasıdır yani çekim herşey demek/Tanrı gücünün tamamı demek te değildir-  olarak bağlı ise, herşey bununla bağlı ise, bu şu demek te olabilir: "Herşey birbirine bağlıdır."  Hatta başka evrenler, yoğunluklar yani herşey...Kanımca gözüken çekim bağı üzerinden bizim evrenimize yansıyabilendir. Bu tıpkı, tren yolundan gelen titreşim gibi, ama tren değil.

Başta söylemeye çalıştığımda geldik yine. Herşey ile ilgi bir şeyde istikrar bulamayız, o bilinç açılımı ile bulmacanın çözümünde ilerlemeye bağlı kanımca. Evet "tutarsızlık" var, ama "tutarlılık" iyi ya da gerekli bir şey mi? Örneğin an felsefesi, bir an öncesi kayıt oluyor ise, o kayıttaki tercihimi tekrar istikrar ile tekrarlamak doğrumudur? O an'da bir bilinç seçimi yaptık, bilinç genişledi ve seçimlerimiz yeni an'da değişebilmeli mi? Örnek; 4. yoğunluk sevgi yoğunluğu ve 5. bilinç yoğunluğu Bilgi yoğunluğu aynı olaya benzer bakarlar mı? İstikrar aynılık mı? İstikrar bir parça eskiden ayrılmak ile oluşan bir trend mi? Ve bir bilinç yoğunluğunda bireysellik çok gerekli iken birisinde toplumsal bellek olmak çok önemli diğerinde Tek Bir şey olmak...

Sabit bir resimde yürüyen bilinç arabaları gibi, sonsuz çizen bir parkurdayız. Anlamak için sabit demiştim. Sonra, resmin sabitliğini biraz değiştiren bir şablon yani resmi canlı bir resim, devamlı varolan sonsuzluk amblemi ve temel yapısı içinde her bir tekrarda artan bir oktav. Yani şunun gibi hep "do" notası olsun ama yine do notası ama farklı oktavda bir "do" notası olsun. Elbette "do" burada bir simgesel örnek olsun.

Düşüncem bu demek değil ancak şu bu da olabilir mi türünden şeyler. Ve ufuktan bakış ile bir şeye "yaklaştıkça" baktığımız, burada yaklaşmak bilinç yolculuğu olsun bir geminin bir adaya yaklaşması gibi, görüntü daha da netleşecektir. Belki uzaktan baktığımızdaki istikrar da yok olacaktır.

Ve bence "inançsızlık" baskın derinlerde ki bu da normal, delillerin kıymetli gördüğü fizik alemde bu normal gerçekten, delil için bilgiye zaman ayırmak gerekir veya aynı şeyin başka bir ifadesi şöyle: Bu alemde "inanç" büyük kıymette ki o herkesin normalin/avamın işi değil. Avam büyük reytingli pembe dizilerin takipçisi. Burada az bulunması anlamında avamın işi değil diyorum. Bilgi aramanın önemi de işte bundan kaynaklanıyordu; inancın oluşmasında, işte az bilgi toplamanın ya da buna zaman ayırmama seçiminin bir normal yansıması. Bilgi herkesin yolu olmaz...Ve nitelik olarak bu bir seçim ise ve seçim özgürlüğüne saygı pozitiflik ise bu da benim konum olmamalı diye düşünüyorum. Yani bilgi toplama seçimime devam ve diğeri özgür irade seçimi olduğundan bence avamı az konuşmakta kalınmalı; heryerin altın olmasını isterim demeye hakkım yok. Olan olmakta zaten, ya da olması gereken normal olan: Resim sabit; oktavlı hareket var ama bu sabitliğin içinde.

Kısaca bir istikrar ancak ufuktaki şeyler açısından aranmalı. Bu ufuk ancak üst yoğunluk olabilir. Tıpkı merdiven gibi. Evrenlerin ve fazla sayıda BigBang'lerin olduğu zaten kabul gören bir şey bilim dünyasında. Kardeliklerin artık "kara" olmadığını söylüyor bilim dünyası. Ve Newton'un istikrarını bozan Einstein ve onunda istikrarını bozan kuantumcular oldular. Ama her varılan Bilinç noktasından baktığımızda varoluşa devamlı olarak istikrarsızlık algımız olabilecektir ve vardığımız "istikrarsızlık noktası" ise yeni bir bakışı sağladığından bu sefer istikrarlı gözükecektir. Burada bunu belirleyen eski bilincin aynı kalmamasıdır. Sorun şu: Şimdiki bilincimiz "eski" midir?