Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#210
Bir üstteki harika :)) içler dışa, dışlar içe dönüyor (nedemek istiyorsam???) Üstteki de ay tutulmasını ifade ediyor :) Bir başka hizalanma daha var...
 

Tiversonus

#211
2 adet çapraz co-ku-rei sembolünün de üst üste oturmuş haline benziyor.

Alemtac

#212
5 adet ortadaki gezegen hizalanmadan bahsediyor olabilir, 3 tane yandakilerden ortada olan güneş gibi geldi bana. En dış dareyi sayarsan 12, bir içtekini saturn den itibaren sayarsan 8 gezegen var. Galiba Galaktik konseyde artık Plutonu gezegenden saymıyor :))
 

Alemtac

#213
İç içe iki hilal Penumbral Ay Tutulmasının temsilidir bence, nedersiniz? :))
 

Tiversonus

#214
Diğer başlıkta sözü edilen "karadelik" ile ilgili Kasyopya celselerinde bir şey (samanyolu galaksisinin merkezinin
karadelik olduğu ile ilgili, ama yoktur türünden bir hatırlama içindeyim yani o bölümü bulamadım, belki de yanlış hatırlıyor olabilirim.) bulamadım. Araştırırken Kryon celsesinde sözü edildiğini gördüm. Paylaşmak adına:

Galaksi ve güneş sistemi arasında bir fark vardır – büyük bir fark. Newton, dinle. Güneş sisteminin ortası olağan kütledir. Herhangi bir güneş sistemindeki güneş ne kadar büyük veya küçük olursa olsun, olağan, kalıcı kütleyi temsil eder. Galaksiler gibi dev sistemlere gittiğinizde, burası sihrin olduğu yer, ve
keşiflerin yapıldığı yer. Yıllar önce, bilimde kaydedilmeden önce bile, her galaksinin ortasında dönüşe neden olan şeyi size
anlattık. Ortasında boyutlararası olan bir şeyin olduğu söyledik – kara delik. Birkaç yıl önce, size hikayenin kalanını verdik;
her bir galaksinin ortasında ikizlerin olduğunu söyledik. İki kuantum nitelik vardır.  Birine kara delik diyorsunuz,
göremediğiniz onun ikizidir. Bunlar boyutlararası enerjinin itme/çekme sistemidir. Evrenin ve ileri geri yayılan enerjinin isimlendirilmiş kuvvetlerinin kayıp parçalarıdır.

Kryon
Bu canlı kanal mesajı Kaliforniya, Shasta Dağında
verildi
Kryon Summer Light Conference™
17 Haziran 2007

Lee Carrol kanalı ile[/size=1]
http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=288&Itemid=308

Gregorsamsa

#215
S: (L) halfpasthuman.com'daki Clif High doğru birşeyin üzerinde mi?
C: Kesinlikle!

Merhabalar, 5 Ağustos tarihli son Kasyopya Celsesinde geçen halpasthuman  projesi ile ilgili kısa bir bilgi vereyim çünkü geçen seneden beri benim de takip ettigim bir şey, celsede geçince aktarmak istedim.

Cliff High ve ekibi bir grup ileri derecede programcı. Yıllar içerisinde geliştirmiş oldukları bazı programlar var. Bu programlar ve süper hızlı bilgisayarlar sayesinde , belirli bir dönem zarfında internette , tüm Dünya ortamında, forumlarda, haber sitelerinde, bazı raporlarda, kısacası kişisel karşılıklı yazışmalar hariç oluşturulan, ortaya çıkan tüm textsel bilgiyi analiz edip, linguistik bir modele oturtup gelecege yönelik tahmin yapıyorlar.

Biraz karışık anlatmış olabilirim. Aslında işin özü şu : çıkış noktası olarak, insanlığın toplu bilincinin geleceği şekillendirmede en önemli faktör oldugundan yola çıkarak, milyonlarca yazışma, dokümanı tarayıp, trilyonlarca kelimeyi proses edip (sanırım tekrar etme sıklığını ya da buna benzer matematiksel modelleri baz alarak) yakın gelecekle ilgili tahmin raporları yayımlıyorlar (bazılarını sipariş üzerine parayla filan satıyorlar) .

Tabii ki bazen tutturuyorlar bazen yanılıyorlar. Ama genel olarak bu camiada başarılı görülen bir proje.

Elimde geçen senenin sonunda yayımladıkları 2009 tahmini var ay bazında, rapidshare e yükledim, buradan indirebilir isteyenler:

http://rapidshare.com/files/265959647/2009summary.pdf

Aynı ekibin 4-5 aydır devam eden :(bu kez ekin çemberleri ile ilgili)bir başka projesi var. Burada paylaşmak için biraz olgunlaşmasını bekliyordum, ilk ürünlerini yayınladıkları için bunu da paylaşmak istiyorum. Proje şu :
Ekin çemberlerinin belirli bir merkez etrafında , belirli bir rotasyon hızında döndürülmesi sonucu bazı mesajlar vereceği, 3 boyutlu şekiller oluşturacagı, şifaya yönelik etkileri olacagı, çakraları açmaya, zihni farkındalığı artıracagı yönünde bir hipotez. Hipotez diyorum, çünkü henüz bununla ilgili çok ispatlanıp ortaya konmuş bir şey yok. Ama ekin çemberi diagramlarını farklı hızlarda ve farklı merkez noktaları etrafında döndürmeye yarayan bu program (en azından beta sürümü olarak) tamamlandı ve kullanıma açıldı.

Bu programın indirme linkini şu an veremiyorum, çünkü bununla ilgili bir kılavuz vs de hazırlamak gerekiyor. İlgilenenler olursa önümüzdeki günlerde verebilirim.
Ama bu program vasıtasıyla 2005-2009 (bu güne dek) ortaya çıkmış ekin çemberlerinin döndürülmesi sonucu oluşturulmuş yaklaşık 43 dk lık bir video var.
Dosyanın orijinalı 1 GB büyüklüğünde idi, bunu paylaşabilmek için, sıkıştırarak avi dosyası haline getirdim büyüklüğü ancak 560 mb civarına inebildi. Onu da winrarla 6 parçaya bölüp rapide ekledim. Linkleri :

http://rapidshare.com/files/265951690/Messages_from_Above.part1.rar
http://rapidshare.com/files/265953556/Messages_from_Above.part2.rar
http://rapidshare.com/files/265954818/Messages_from_Above.part3.rar
http://rapidshare.com/files/265956534/Messages_from_Above.part4.rar
http://rapidshare.com/files/265958778/Messages_from_Above.part5.rar
http://rapidshare.com/files/265958931/Messages_from_Above.part6.rar

önemli not : bu konuda çok bilgiye haiz degilim ,kendim de 43 dk. lık tamamnı ksintisiz izlemedim ama eger videoyu indirip izlerseniz, bunu, hemen ardından özel dikkate yönelik bir iş yapmayacagınız ( örneğin araba kullanmak, bir iş makinasında çalışmak vs) bir zaman diliminde yapınız, örneğin gece yatmadan önce.
 

Tiversonus

#216
Maya Takvimi 6. Gece (Kasım 2009) Anlamı Nedir?

* Maya takviminin 21 Aralık 2012'de sona ereceğini iddia etmesinden çıkarı olduğunu düşünüyorum.
•   Dolayısıyla 28 Ekim 2011 tarihinin medyada duyurulmamasının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum.
•   28 Ekim 2011 tarihi, eski Maya kaynaklarından bilinen Dokuz Altdünya ve On Üç Üstdünyanın evrensel evrimi tüm yönleriyle tanımladığını destekleyen muazzam kanıtlara dayanmaktadır.
•   Bu gerçektende Edgar Cayce'in zamanında yaptığı meşhur New York borsasının çöküşü tahmini ile paralel, ancak benim tahminim yaklaşık on yıl öncesinden yapılmıştı ve herhangi bir profesyonel ekonomist bu kadar zaman öncesinden böylesi bir ekonomik düşüşü tahmin edemezdi.
•   28 Ekim 2011
•   Çoğu takvim, Gregoryen, İslam, Budist ya da İbrani takvimleri astronomik döngülere dayanırlar
•   Evrensel Yaşam Ağacının farklı kuantum hallerini tanımlamaktadır. Maya takvimi daima böylesi kuantum zaman değişimleri çerçevesindedir
•   Bu kuantum değişimlerinin arkasında olan evrenimizin merkezinde ki Evrensel Yaşam Ağacı,
•   sık sık Yaşam Ağacına göndermelerde bulunan dini kehanetleri nasıl anladığımızı da etkiler.


* farklı kuantum hallerini ifade eder.
* Son tarih basit olarak Evrensel Yaşam Ağacının en yüksek kuantum haline eriştiği nokta anlamına geliyor.
•   Aksine bu o noktaya kadar Yaşam Ağacının kuantum hallerinin birbirini izlemesinden kaynaklı değişimlerin sonu anlamına geliyor.
•   döngüsel dönüşümlerin sonuna ve evrenin en yüksek kuantum seviyesine yaklaşıyoruz.
•   Bu gerileme aslında ekonominin döngülerinin sonunun başlangıcıdır.
•   ekonomik döngülerin nasıl sona ereceğine dair bazı tahminler yapabiliriz.
•   Altıncı Gecenin başladığı tarih olan 8 Kasım 2009'a doğru ekonomik gerilemenin güçlenmesini ve Amerikan Dolarının çökmesini ve buna bağlı olarak dünyada kurulu para sisteminin çöküşünü bekleyebiliriz.
•   günlük hayatlarımıza yansımasının çok güçlü olacağı konusunda hemfikirdir.
•   28 Ekim 2011'i savunanlar, aslında Altıncı Gece ile gelecek olan daha derin bir ekonomik kriz için insanların hazırlık yapmasını öğütlüyorlar.
•   bu yenidünyada hâkimiyetin yeri olmayacak.
•   tüm borçların donmasına yol açacağından
•   bir azınlığın kârı için organize edilmiş ve insanların ihtiyacındansa soyut değerlere yönelinen bir banka ve para sistemini dışarıda bırakıyor.
•   Yeni Dünya'nın uygulamaya konmasının dirençle karşılaşmamasını beklemek çok naifçe olur diye düşünüyorum.
•   insanın insana hâkimiyeti düzeninin düşüşü şoke edici olacaktır,
•   eski ekonomi açısından "daha iyi" olmayacak
•   Yeni Dünya herkes için değildir ve ona tahammül edebilmek için kişinin kesinlikle manevi güce ve bütünlüğe ihtiyacı vardır.
•   Bu tartışmaya dini bir hava katmak istemiyorum ama kesin olan bir şey var ki bu yeni dünyaya adım atmak isteyen herkes samimi bir şekilde hakikati aramalı ve basite kaçan açıklamalardan kaçınmalıdır.
•   Yaklaşan kuantum sıçramalarının bilinçli olarak bir parçası olmak isteyen ve bunlardan kaynaklanan yaratılış dalgalarında sörf yapmak isteyenler eğer


Kasyopya'lılar 2012 tarihinin bir yanıltmaca olduğunu söylediler. Neden, neyden, ne için? Yani bu ne için yapılmış olabilir eğer "doğru" ise? Bunun üzerinde düşünmeye değer diyorum.
Maya araştırmacısı Calleman'ın anlattıklarını anlayabilmek için belirli bir altyapıya yani bilince ihtiyaç var diye düşünüyorum. Çoğu zaman söylenen ile anlaşılan arasındaki "fark" söylenenden değil sadece algılayanın bilincinden kaynaklanan bir durum diye düşünüyorum. İşte bu bakımdan şu durumlar dikkate alınarak söylenenler doğru algılanabilir diye düşünüyorum:

1.   Realitemizi bizler yaratırız. Çünkü biz aslında ortak yaratanlarız. Tanrı bizden ayrı değil. Biz zaten O'yuz. Biz tanrıyız.

2.   Merkezi sistemlerin ortaya koyduğu, planladığı, icraa ettiği [1. şık geçerliliğini yitirmeden] döngüler var. Evrim, döngüsel enerji kalıplarıyla sürüyor.

3.   ZAMAN", OLASILIKLAR ÇÖKMEYE BAŞLAYINCAYA KADAR AÇIKTIR. [Bu durum 1. ve 2. şıkkı ortadan kaldırmıyor]

4.   Bütün bunların bilgisi, travmatik dönemin, daha az tarvma ile atlatılmasını sağlayabilir. Sağlayabilir ancak bunun da şartları vardır.


Önemli gördüğüm bir durum olduğu için, tartışılması, üzerinde düşünülmesi, belki de bilgi toplanması bakımından bu konuyu güncelleştirmenin faydalı olduğunu düşünüyorum. Kısıtlı bir ortamda yapabildiğim için (aktarımlar v.s) çok verimli olmadığı içinde özür diliyorum.

Tiversonus

#217
Galaktik Kozmik Isinlar – Gunes Patlamalarinin Diger Tarafi


Mitch Battros - Earth Changes Media

 

Galaktik Kozmik Isinlar (GKI) yuklu parcaciklarin spektrumunda en kucukleridir. Gunes patlamalari ve Koronal Kitlesel Puskurmeler (KKP) yuklu plazmanin daha fazla fark edilebilir kaynagidir. Bircok insanin bilmedigi sey, bunlarin ikisinin de olumcul olabilecekleridir.

 

Hava durumu, uydular ve elektrik hatlarina direkt etkisi olan gunes patlamalari ve KKP'lere benzemeyen sekilde Galaktik Kozmik Isinlar fark edilmezdir. Tam su anda bombardimana tutuluyoruz. Buradaki ironi – Koronal Kitlesel Puskurmeler, "solar minimum" sirasinda en guclu ve tehlikeli zamanlarindadir. Bu zaman sirasinda (su anda oldugu gibi) tehlikeli radyasyon seviyelerine maruz kalabiliriz. Daha onceki turlerin yok olusuna neden olarak radyasyon gosteriliyor.

 

Illinois Universitesinden Brian Fields, "Dunya'nin atmosferinin en ustunde her santimetre kareye, saniyede birkac kozmik isin carpiyor" diyor. Bu "asil" kozmik isinlarin hic biri topraga erismiyor. Bunun yerine, ust atmosferdeki atomlarla carpisiyorlar, daha dusuk enerjili "ikincil" parcaciklarinin yagmurunu yaratiyorlar.

 

Ikincil Etkiler

 

Deniz seviyesinde, ikincil kozmik isinlarin cogunlugu oldukca nufuz edici olan muonlardir. Her dakikada bedenlerimizden yaklasik 10,000 muon gecmekte. Bu mounlarin bazilari bedenimizden gecerken molekulleri iyonize eder, ara sira zararli olabilecek genetik mutasyonlara neden olurlar.

 

Halen, ortalama bir insan kozmik isinlardan yilda yaklasik 10 tane gogus rontgen filmine esdeger miktarda almaktadir. Bununla alarma gecmemeliyiz, cunku bu insanlarin ve atalarimizin eonlardir maruz kalmis olduklarinin altinda dogal arka plan radyasyonun parcasidir. Aslinda, mutasyonlari baslatan kozmik isinlar bazen faydali olabilir.

 

Polonya'daki Szczecin Universitesinden Franco Ferrari, "Kozmik isinlarin bir sekilde Dunya uzerindeki organizmalarin tekamulunu sekillendirdigi aciktir" diyor.

 

Astrobiyoloji dergisinin son sayisinda, Ferrari ve ayni universiteden Ewa Szuszkiewicz kozmik isinlar ile ilgili bildiklerimizi gozden gecirdiler ve bu parcaciklarin su andaki biyolojik iliskisinin gecmisin temsilcisi olmasi gerekmedigini one surduler.

 

"Erken Dunya'nin organizmalarinin, stabil olmayan ve dissal etkenler altinda kolayca mutasyon geciren DNA'ya sahip olmalari cok olasidir"

 

Kozmik Isin Firtinasi

 

Uzun zaman once sadece biyoloji mutasyona cok daha hassas olmus olmayabilir, ayrica gecmiste kozmik isinlar cok daha yogun olmus olabilir, hem Dunya'nin atmosferini hem de asagidaki yasami etkilemis olabilir.

 

Tartismali bir teori kozmik isinlarin bulut uretimini artirabilecegini one suruyor. Bulutlu gokyuzune uzaydan daha fazla gunes isigi carpip geri sicrar, gezegeni sogutur ve yaygin ekosistem degisikliklerine neden olur. Artan kozmik radyasyon ile ilgili bir diger teori neredeyse ters etkiye sahiptir – koruyucu ozon tabakamizi sokup atarak, Dunya daha fazla solar UV radyasyona maruz kalmakta. Tum bu ekstra UV (Ultra viyole) yasam icin dusmanca kosullar yaratacaktir.

 

Ozonun tukenmesi de yakin mesafedeki gamma isinindan ortaya cikabilir. Ancak, radyasyon flasi sadece bir saniye surer ve ozon birkac yil icinde duzelirdi. Tersine, Fields'a gore yakindaki bir supernovadan gelen kozmik isinlar Dunya'yi en azindan 1,000 yildir bombaliyor.

 

Fields, "Bir organizma gamma patlamasindan etkilenebilir, ama kozmik isinlar bircok nesilleri etkileyecektir" diyor.

 

Kilpayi kurtulma

 

Turlerin tukenmesinin kozmik isinlar nedeniyle olup olmadigini anlatacak bir yol, yakinlardaki bir supernovada olusmus olan radyoaktif izotoplari ve sonra ilgili patlama dalgasiyla gezegenimize uflenmis oldugunu bulmaya calismaktir.

 

1999'da, Almanya Munih Teknik Universitesinden bir grup derin okyanuslardan alinan kaya orneklerinde demir – 60 belirlediler. Bu asiri derecede nadir demir izotopu supernova ateslerinde olusur. Ayrica radyoaktif olarak kararsizdir (degisken), yarilanma omru 1,5 milyon yildir, bu nedenle oldukca yakin zamanlardaki bir supernovadan gelmis olmalidir.

 

Demir – 60'in yeri ve yogunlugundan, Alman grup daha sonra varsayilan supernovanin yaklasik 100 isik yili uzaklikta 2,8 milyon yil once patlamis oldugunu hesapladi.

 

"Buna kilpayi kurtulma derdim" diyor

 

Bu supernovadan gelen kozmik isinlarin iklim uzerinde etkisi olmus olabilir, ancak ciddi biyolojik hasara neden olmasi icin, bir supernovanin Dunya'dan 30 isik yili mesafede patlamasi gerekir.

 

30 isik – yili galaktik olcekte kucuk olmasina ragmen, Fields muhtemelen Dunya'nin, 4,5 milyar yillik tarihinde duzinelerce kez supernovanin "oldurucu kapsamina" yakalanmis olabilecegini dusunuyor.

 

Ancak, yakinlardaki bir supernova, kozmik isin yogunlugunun artmasinin tek yolu degildir. Gunesimiz galaktik merkezin etrafinda donerken, duzenli olarak galaksinin spiral kollarindan birinden gecer, burada kozmik isin radyasyonu ortalamanin uzerindedir, diyor Ferrari. Bazi arastirmacilar, spiral koldan her geciste, kozmik – isinin baslattigi bulut olusumu vasitasiyla Dunya'da Buzul Caginin meydana geldigini spekule ediyorlar.

 

Benzer sekilde, Melott ve calisma arkadaslari Gunesimizin galaktik planda asagi yukari sallanmasi ile fosil biyodegisimindeki 63 – milyon yillik dongu arasinda olasi bir baglanti kesfettiler. Hipotez su; gunes sistemimiz galaksinin bir kenarinda zirveye ciktigi her seferinde, gunes sistemimiz daha fazla kozmik isina maruz kalmaktadir.

 

Ancak, son kanitlar kitasal yukselme ve gozlenen biyodegisim dongusu arasinda bir korelasyonu isaret ederken, Melott simdi bu sallanmanin sadece kucuk bir rol oynayabilecegini dusunuyor.

 

Kozmik isinlari turlerin yok olmasi olaylarina baglamak icin daha fazla calisma gerekmektedir. Melott, yakindaki supernovanin baska radyoaktif izotop kanitlari icin arastirmanin devam ettigini ve grubunun biyolojik yikima herhangi farkedilebilir bir modelin olup olmadigini gormek icin kozmik isin bombardimaninin simulasyonlarini gelistirdigini soyluyor.

 

"Hic kimse zemindeki tam etkileri hesaplamadi" diyor.

 

Earth Changes Media

 

(CEVIRI: Saffet Guler)

 


Tiversonus

#218
Kanal Bilgileri'ne ve özellikle (benim açımdan Kasyopya bilgilerine); eleştirisel bakış açısına güzel bir "örnek" olması açısından şu alıntıyı paylaşmak istiyorum:


Kanal bağlantılarında verilen bilgileri aklımızdan, iç görümüzden eleyerek geçirmenin önemli olduğunu düşünüyorum.Nereden ve ne şekilde olursa olsun alınan bilgilerin iyi analiz edilmesi gerekir.

İçeriğinde korku, endişe, telaş yaratmaya çalışan mesajlar için negatif kaynaklı diyebiliriz. İrademiz ve varoluşumuzu tehdit eden, özgür irademizi küçümseyen her fikir üzerimizde güç kullanmaya çalışan bir varlık ya da varlık gurubunu işaret eder. Ancak ışığın önünde hiç bir karanlık vücut bulamaz.

Yukarıdaki bağlantıda kaçırılma olayları ile ilgili verilen bilgilerdekilerin aksine ; kendi korkularımızdan başka korkulacak hiç bir şey yoktur. Hiç bir güç sizi istemediğiniz bir şeye zorlayamaz. Zorlayabileceğini ısrarla söyleyenler üzerinizde korku yoluyla güç kazanmaya çalışanlardır. Sizi kimse uzay gemisine alıp inceleyemez(siz izin vermedikçe).
 

Sizin şimdiye dek araç olarak kullandıklarınızı küçümsemek ya da hesaptan düşmek değil niyetimiz. Bizim istediğimiz yalnızca eski araçlarınızı aşmanız. Beslediğiniz saygı ve bağlılıklarınızın bir kısmı, zamanı gelip de her biriniz size bu zamanda yolunu gösterdiğimiz adımların ötesine geçtikçe size daha fazla hizmet etmeyecek olan inançlara yönelikti. Başka bir enerji size, "pekala" diyebilecek, "Eğer Pleiades'liler size bunu gösterdiyse çok iyi yapmışlar. Size yol gösterdiler. Bırakın sizi daha ileri götürelim." Gezegene gerçekte nihai noktayı temsil edecek hiçbir şey verilmediği için evrimin sonu yoktur.

4BH (Başkalarına Hizmet) ekibi olarak, 10'ar yıl arayla gelen RA bilgileri, pleiades öğretileri ve kasyopya bilgilerini bir çeşit "üçleme" olarak görüyoruz. Kendi aralarında bazı noktalarda uzlaşmaz görünmelerine, bazı ayrıntılarda belirgin şekilde çelişmelerine rağmen, belirli bir büyük resimde eşsiz bir örtüşümleri olduğunu düşünüyoruz ve bu üçlünün oluşturduğu o ortak paydayı temel almak gerekir.

Bize göre, 6. yoğunluk varlıkları (melekler, varoluşun rehberleri ve yüksek benliklerimiz) , dünya insanlığının bilgi talebine en net ve derin yanıtları bu üçlemeyle vermiştir. Epey zorlu şeyler yaşayan dünya insanlığının içinde bulunduğu durumun, karmaşanın, zorluğun ve karanlığın derinliği, bu üçlemede giderek daha çıplak bir şekilde verilmiştir. Buna göre kasyopya celseleri, durumun karanlık yönleri ile ilgili gerçekleri "en çıplak" haliyle veren parçadır. Önceki parçalar okunmadan, hazmedilmeden, kasyopya celselerinin tek başına değerlendirilmesinin aşırı bazı etkiler yapması kaçınılmaz olacaktır.

O nedenle, kasyopya celselerini takip edip de, RA'yı ve pleiades öğretileri'ni okumamış takipçilere, önce onları okumalarını ÖNEMLE tavsiye ediyoruz. Bu kaynakların "birbirini bütünleyici parçalar" ve "en nitelikli bilgi paylaşımı serisi" olduğu yönündeki fikrimize katılmayabilirsiniz. Herkes için en doğru olan, kendisine en doğru gelendir.

Bizim bu üç kaynaktan anladığımız en önemli gerçeklerden biri şudur: en büyük, en derin korkularımız, endişelerimiz, sadece çeşitli bilgi eksikliklerimizden, yani cehaletimizden kaynaklanmaktadır. Yani temelde korkulacak birşey yoktur. Her varlık yaratanın parçasıdır ve varlığı koşulsuz bir şekilde korunmakta ve gözetilmektedir. Yalnız bu genel olarak varlığın devamlılığına ve bütünlüğüne yöneliktir ve varlığın deneyim koşullarını belirleyici nitelikte değildir. Bu koşullar, yani deneyimlerin özellikleri, doğrudan veya dolaylı olarak varlığın kendi özgür iradesiyle belirleniyor.

Bizi korkutan, endişelendiren, üzen herşey, doğrudan veya dolaylı olarak dünya üzerindeki fiziksel deneyimlerimiz sürecinde karşılaştığımız, algıladığımız şeylere gösterdiğimiz edinilmiş tepkilerle ilgilidir. Bu deneyimler ne kadar negatif içerikli olursa olsun, varlığımızın en temel gerçeğini, yani tüm varoluşun, yani tanrının bir parçası olduğumuz ve koşulsuz olarak sevilip gözetildiğimiz gerçeğini değiştirmiyor. Madem öyle bir gerçek var, neden bu kadar negatif koşullarda deneyim yaşıyoruz sorusunun yanıtı (veya yanıtları) mutlaka vardır ve belirttiğimiz üçlemede bununla ilgili bol miktarda bilgi vardır.

Kasyopya celselerinde kasyopyalıların laura ve ekibini birşeylere hazırlayış şekli elbette herkesin yapması gerekeni temsil etmiyor. Celselerde özellikle laura'nın dünyanın geçmişinde ve bugününde olan bitenle ilgili araştırmalarının celselerdeki değiniliş, soruluş ve yanıtlanış şekli , o konularda o düzeyde araştırma yapmayanlar için tam olarak kavrayışa imkan vermeyecek niteliktedir. O yüzden celseleri takip edenlerin, zaman zaman iyice belirsiz bir hal alan ve dolayısıyla sinir bozucu hale gelebilen çeşitli verilere fazla kafayı takmamalarını öneriyoruz. Kasyopyalıların, laura'yı her neyi veya neleri keşfe yönlendiriyorlarsa, o yönlendiriş sırasında, gayet genel, bizim de kavramakta, anlamakta, değerlendirmekte fazla zorluk çekmeyeceğimiz nitelikte sundukları bilgi ve tavsiyeleri çok değerli buluyoruz. Bu bilgi ve tavsiyeleri, RA'nın ve pleyadeslilerin anlattıklarını zenginleştirici, bütünleyici yönleri olduğunu düşündüğümüz için beğeniyoruz ve sizin beğeninize sunuyoruz.

Herkesin aynı şeylere girişmesi gerektiğini savunmuyoruz. yalnız, sistemin ilgili birimleri tarafından özellikle newage literatürü yoluyla, sevgi öğretileriyle harmanlanan, gaflet uykusunu sürdürücü, dünyada olan bitene gözlerimizi açmamızı zorlaştırıcı nitelikte propagandaların farkına varılması ve tüm bunların yaklaşan dönüşüm süreciyle nasıl bir bağlantısının olduğunun anlaşılması, bize göre 4'üncü yoğunluk adayı olmanın bir koşulu durumundadır. Belirtilen üç kaynakta bunun doğruluğunu doğrudan ve dolaylı olarak onaylayıcı bol miktarda bilgi vardır.


Bir kanalın esas amacı negatif olup pozitifmiş gibi görünmeye de çalışabilir. Eğer bir insan belirli ruhsal temel bilgilere sahip değilse aradaki ayrım noktalarını ortaya koymakta güçlük çekecektir.

Kendi yolumuzun tek doğru olduğunu sanmak veya kendi yolumuzun herkese de uyacağını düşünmek fazla peşin hükümlü bir yaklaşım olur, diye düşünüyorum

Kasyopya bilgilerine karşın aktarılan bir çok kavramın Ra'da farklı şekilde geçtiğine de tanık olabiliyorum. Örneğin "Zaman yok mudur?" gibi bir soruya Ra, alışılmış ruhsal kanalların aksine "3. yoğunluk derecesinde zaman (geçmiş, şimdi ve gelecek) vardır" diyerek cevap veriyor. Zaman ancak tüm zamanların 'bütünlendiği' bir derecede geçersizleşebilir. Ki hala değişim gerektiği (zaman demek değişim demektir) için oranın da başka bir zamanı var denebilir. Örneğin bir resimde sol taraf geçmiş, sağ taraf gelecek ise; resmi çizen istediği zamanda istediği olayı yaratabilir ('olay' da çeşitli şekiller oluyor). Fakat bu çizme işleminin kendisinin de zamana/değişime ihtiyacı var. Ama bu zaman resmin içindeki zaman çerçevesinde değildir, bir üst zaman sözkonusudur denebilir.

Korku unsuru içeren bölümlerin -Ra Bilgileri'ndeki ifadeye göre- pozitif bir kaynağa ait olamayacağı değerlendirmesi göz önünde bulundurduğum önemli kıstaslardan biriydi.

Sonradan celselerin birinde, araya negatif bilgilerin de karıştığı belirtilince, bu da mantığa yatkın bir açıklama oldu. Mesela işlenmemiş tütünün gerçekte insanlara faydalı olduğu bilgisinin doğru olup olamayacağı gibi, kafamda soru işareti bırakan çokça konuya rastlıyordum okuduğum anlarda. Sonuçta bilgilere hep şüpheyle baktım. Ama "bilgi korur" ifadesi benim için gerçekten de büyüleyici bir cümleydi ve aynı zamanda tüm kanal bilgilerini çok güçlü bir biçimde savunuyordu.

Zaman kavramı ile ilgili farklı açıklamalar olmasını ise kendimce şöyle açıklıyorum. Zaman diye bir şeyin olup olmadığı, içinde bulunulan duruma göre farklı yorumlanabilir. 3. yoğunluk derecesi için zaman vardır. Çünkü fiziki bedenlere sahibiz. Fiziki bir ortamda yaşıyoruz ve algılamamız da buna göre. Yol bölü hız eşittir zaman diye fiziksel olarak formüle de etmişiz. Yani biz üçüncü boyut algılamasında baktığımızda ve içinde bulunduğumuz yoğunluğu esas aldığımızda, zaman diye bir şey var. Ama üst yoğunluklara çıkıldıkça, fiziksellik azaldığı için algı da değişiyor diye düşünüyorum. Yorumlar da bu nedenle esas alınan kritere ve içinde bulunulan algı durumuna göre farklılık kazanıyor. Yani üst yoğunluk varlıkları bu nedenle, "gerçekte zaman yok" derken kendi -mevcut durum- algılarını esas almış oluyor.

Çetin BAL: Kendi yorumlarımı pek katmak istemesemse bazı durumlarda bilgiler o kadar farklı yönlere kayıyorki yorum belirtmemek oldukça zor. Genelde kanal bilgileri içinde yoğunluk kavramı ''boyut kavramı'' olarak ele alınıyor.Üst yoğunluk ortamları demek üst boyut ortamlarını ifade etmektedir.Üst boyutlara çıktıkça yada alt boyutlara indikçe yada başka boyutlar içine diyelim yöneldikçe fizikselliğin azalması diye bir şey olmaz.Fizikselliğin artması yada azalması kavramı yanlış bir kavramdır.Fiziksel ortam özelliklerinin ve süreklilik yapısının değişmesi sözkonusudur.Şimdi herhangi bir boyuttan bahsediyorsak bir şekilde zaman ve uzay kavramı orlardada söz konusudur. Zamanın ve uzayın söz konusu olduğu yerlerde bilinen gibi olmasada farklı fiziksel unsurlar mevcut olacaktır. Farklı boyutlarda zamanın yapısı bize göre genişleyip daralarak farklı bir genlik kazanabilir. Hiç bir boyutta fizikselliğin azalması yada zamanın olmaması diye bir şey olamaz. 3.yoğunluk, 4.yoğunluk, 5. yoğunluk, 7. yoğunluk denen şey biz insanların algılamasına göre olan bir durumdur.Bir açıdan baktığınızda bunların hepsi gerçeğin doğasına karşın simgesel tanımlamalar gibi kalmaktadır.Sonsuzlukta hiçbir varlık yoktur ki gerçeğe dair tam bir tanımlama getirebilsin.Yapamazlar! Çünkü uzaylıda olsa ne kadarda gelişmiş bir teknolojide geliştirseler mutlaka gerçeğe dair varlığa dair kullanılan dil içinde  belirli simgesel tanımlamalar getirmek zorundadırlar.Bu durum ruhsal varlıklar içinde geçerlidir. Onlardan tek farkımız maddenin değişik yoğunluk düzeylerinde farklı bir elbise giymiş olmamızdır.
-----------------------------------------------------------
Ayrıca ister dünyaiçi, ister dünyadışı olsun, dünya insanlığı üzerinde karanlık projeler çevrildiğinden hiç şüphe duymuyorum.

Bana burada dikkat çekici gelen hususlardan biri, ra bilgileri, pleiades öğretileri ve kasyopya bilgileri'nin adeta bir üçleme olarak gelmesidir.

Ra bilgileri sevgi-birlik öğretisinin en yoğun şekilde verildiği, kh (kendine hizmet) güçlerinin dünya üzerindeki faaliyetlerine dair bazı kritik bilgilerin de verildiği ama bu bilgilerin en sınırlı tutulduğu versiyondu.

Pleiades öğretileri de sevgi-birlik öğretisinin, ra'daki kadar olmasa da epeyce verildiği bir kaynaktı. Ama dünya insanlığı üzerinde binlerce yıldır oynanan oyunun incelikleri konusunda ra'dan daha fazla bilgi içeriyordu.

Kasyopya celseleri ise önceki kitaplardaki şekliyle sevgi-birlik öğretisinin en sınırlı tutulduğu, komplonun özellikleri hakkında ise şimdiye kadarki en derin bilgilerin verildiği kaynak oluyor bana göre.

Her ne kadar kasyopya celselerinde meşhur komployla ilgili epeyce irkitici hususlara yer verilse de, bunun amacı insanları bir korku yumağına mahkum etmek değil, bilakis hem bize en korkutucu gelenin, hem de o en korkutucunun aslında neden korkutucu olmadığının bilgisini yan yana, peşpeşe vererek korkularımızla yüzleşip aşmada büyük bir fırsat sunmak bence. Kendimizi ortalama 60-70 yıllık bir ömrü olan bir kostümle özdeşleştirmeyi bir tarafa bırakmayı teşvik ediyor. Tüm komplolar ancak kendimizi bedenle özdeşleştirdiğimiz sürece korkutucu gelebilir. Bize en korkutucu gelen şeyleri yapmayı seven varlıklar, ruhu, varoluşun birliğini, tekliğini, aynılığını tanımamakta ısrar eden varlıklar oluyor. Ve bu ısrarlarını sürdürdükleri sürece de kendi kendilerini çok büyük sıkıntılara sürüklüyorlar. Çünkü varlıklarının özüne düşmanlık ettiklerinin farkında değiller. Ruh'un yolculuğu kh'den bh'ye, yani karanlıktan aydınlığa doğru, kontrol ve baskıdan dayanışmaya ve özgürlüğe doğru bir öğrenme yolculuğu.

Bizi de kendilerine benzetmek ve "ebedi ruhsal gerçekliğe karşı [cahilce] isyanlarına" katılmamız (tabii köleleri olarak) için üzerimizde çok büyük ve planlı bir baskı uyguluyorlar. Dünya insanlığının maruz bırakıldığı politik ve ekonomik baskıların, ardı arkası kesilmeyen şiddetin, vahşetin, adaletsizliğin, aşağılamaların sebebi başka birşey olamaz.

Kasyopya celselerinde doğrudan sevgi birlik, güzellik üzerinde odaklanılmamasının özel nedenleri var.

Ruh denen şey gerçekten çok boyutlu birşey. Her insan, kendi sonsuz varlık özü olan bireysel bir ruha sahip. Ama ruhların özellikleri bizim şu andaki bilgi seviyemizle kavranmayacak kadar çok. Yanılmıyorsam ra bilgilerine göre bireysel bir ruhun en üst seviyesi 6'ıncı yoğunlukta. Yani belki de 6'ıncı yoğunluk varlıkları dediğimiz şeyler bireysel ruhumuzun en üst seviyesi oluyor. Kasyopyalılar "biz gelecekteki siziz" dedikleri zaman da bir anlamda bunu söylemiş oluyorlar.

Çok ilginç, çok tartışılabilecek, çok konuşulabilecek birşey. Ruhu anlama çabasında bu tartışma ve görüşmeleri yapmamız da çok eğlenceli ve bilgilendirici olur doğrusu.

Kasyopyalılar da zaten her tür kaynaktan faydalanılabileceğini vurguladılar. öğrenişin insana güç kattığını söylediler.

Kasyopya bilgileri birçok açıdan, sadece muğlak değerlendirmeler taşıyan başka birçok kanala göre, çok daha net şeyler söylediği için ilgi çekici.

Farklılıklar; en temelde Ra sadece temele odaklanır gerisini teferruat bulur. Kişisel ve kehanetsel şeylerle pek ilgilenmez. Sorgulanmaktan kimlik sorulmasından rahatsızlık duymaz, hatta önerir. Hatta tüm sorulara olan her cevabını "ben ra" diye açarak mühürler (Türkçe çevirisinde bu kısımlar çıkarılmıştır). Ra 6. derecede birleşmiş bir varlıklar topluluğu olduğunu söyler ve ayrı ayrı isimler sunmaz. Kasyopyalılar celse başındaki bir isim sorma olayında bile "Niye soruyorsun ki" diye nazlanırlar. Ayrı ayrı isimler sunarlar vb. Daha da sayılabilir. Ra trans halinde alınmıştır. Bu hal medyumun sesinin dahi değiştiği ve artık bedeninde olmadığı bir haldir.

Yüzbinlerce yıldır genetiği şiddet, baskı, vahşet, savaş, esaret, aldatılma, aşağılanma ile şekillendirilmiş bir insanlığın evlatları, tüm bunlarla yüzleşebilmek için öncelikle tüm bunlardan bir adım geri atabilmeliydi. İşte ra bilgileri'nin sağladığı şey buydu. Peki bunun amacı neydi? Tabii ki hem bireysel, hem de kitlesel deneyimlerimizdeki negatiflikler ve bunların kaynaklarıyla yüzleşebilmek. Evrendeki tüm negatifliklerle yüzleşmek değil. Negatifliğe meydan okumak değil. Negatifle savaşmak değil. Negatiflik temelli güçlerin hayatlarımıza nasıl sızdığının farkına varmak ve bunları "temizlemek." Yoksa tüm varoluştaki negatifliğin "kökünü kurutmak" değil. Sadece bizim hayatlarımıza sokulabilmiş kısmıyla yüzleşmek ve ondan nasıl arınacağımızı bulmak, bilmek. İşte mesele budur.

Zaten bu yaşamın temel işlevi negatiflikle başetmek değil seçim yapmaktır. Negatifliğin belki de haklı bir işlevi var, seçime doğru itmek amacıyla. Yani bu yaşam bu yaşam için değil. Önemli olan sonraki yaşamlar için 4. dereceye geçebilmek.

Ruhsal yol temelde, aslında herşeyin sebebinin içte olanla ilgili olduğunu bir şekilde giderek daha fazla farketmektir, diye düşünüyorum.

Madde bazlı düşünen bir insanla, ruhsal tarzda düşünen bir insan arasındaki en temel bakış açısı farkıdır. Maddeci olan için dış dünya daha gerçektir, iç dışa göre şekillenir ve ikincildir. Ruhsal tarzda bakan ise dışın bir şekilde 'iç' için ve 'iç' sayesinde varoluğunu düşünür (herşey bir iken zaten herşey içte olmak zorundadır da nihai olarak). Bu açıdan pozitif gözüksün, negatif gözüksün dışta olan şeyler (görüntüler) aslında 'için yansımaları' olarak veya 'için gereksinimleri' adına vardır. İç olmadan bir anlamları ya da varlıkları da yoktur.

Bu yüzden dışta ne gerçekleşirse gerçekleşsin beni dış varlıkların/negatiflerin, ülkelerin/insanların, olayların ve komploların tek tek türü ve ayrıntıları genelde hiç ilgilendirmiyor. Çünkü biliyorum ki, şöyle olmasalardı böyle olacaklardı, şunlar tarafından olmasaydı bunlar tarafından olacaklardı. Bu açıdan olanların köküne inip arkaplanı anlamaya çalışmak benim için daha anlamlı.

Çetin BAL: Forum sayfalarında gezerken bir arkadaşımızın benim fikrimle aynı düzlemle olan  çok taktir ettiğim bir ifadesini gördüm sizlerle sözlerini onayladığım bu arkadaşın kısa fikrini paylaşmak istiyorum...

[ Benim pek ciddiye almadığım pozitif gözüken bir mesaj türü daha var. Örneğin "işte şu tarihte yeryüzü çok değişik/güzel/şöyle/böyle enerjilerle temas edecek" şeklinde bunu büyük bir fırsat olarak sunan pozitifçi mesajlar var. Bunlar da benim için farklı değil. Hiç ilgimi çekmiyorlar çünkü ruhsal gelişmenin aynı zamanda içsel gelişme olduğunu biliyorum. Dışsal enerjiler beni pat diye ermiş yapmayacak. Adı üstünde bunlar dışsal. Dışsal olarak hertürlü fırsat (en negatif katalizörden en pozitifine kadar) her an var zaten. Önemli olan benim onları nasıl değerlendirdiğim. Ben aynı ben olduğum sürece (gelişmeye niyetim yoksa) dışarıda ne olduğunun önemi yok. Dışarıda en büyük günışığı varken bir kör gene göremez. Ama kendi üstünde çalışmaya azmetmiş biri ise mum ışığında bile ilerleyebilir. Bu açıdan ilerleme/gelişme imkanı dıştan çok içseldir. Ve öyle olması da gerekir. Çünkü ormanda doğmuş, tek başına yaşamış, uygarlıkla tanışma olanağı hiç bulamamış ve "kitap nedir, kanal bilgisi nedir" haberi dahi olmayan biri bile 4. yoğunluk derecesine geçmek için bizimle eşit fırsatlara sahip olmalıdır, eşitlik ve denge açısından. Sonsuz bir bunu nasıl sağlayabilir, işte bu şekilde. ]

Kaynaklar üzerine yorum yapmak, katagorize etmek, değer biçmek ilkel dinsel uygulamaların kalıplarıyla hareket etmeye benzer.

Dengemiz bozulmadan; daha ileri bir tekamül/gelişmişlik seviyesinde yeni bir DENGEYİ oturtamayız....

Çünkü okuduğumuz düşündüğümüz herşey bizde bir sonuç oluşturuyor. Bu da bir yargıdır. Yoksa birşeyleri okuduktan sonra hiç yargı oluşturmazsak, bu hiç sonuç çıkartmamış olmakla ya da okumamış olmakla yakındır belki de.

Bence yargı olayında iki kötü şey var. Biri önyargı, yani yeterince incelemeden, bilgi sahibi olmadan yargı sahibi olmak. İkincisi de fazla katılaşmış esnekliğini yitirmiş yargılara sahip olmak. Matlaşmış ışığa kapalı bir yargı değil dünyayı içine alan ışığı içine alabilen bir yargı kalıbı elde etmeliyiz.

"Bana inan kurtul" diyen çok inanç var ama "sana ne söylersem söyleyeyim, bana tamamen güvenme, içgüdülerini kullan" diyen bir din veya öğretiye ben bugüne kadar rastlamadım. Kasyopyalılar bunu söyleyince, bu insanı ister istemez etkiliyor. Herşeyi benim özgür irademe bırakıyorlar.

Yukarıda kehanet konusunda bahsettiğimiz gibi bence kehanetlere pek güvenilmemesi en mantıklısı. Hem özgür iradeye dayanan evrende bir sürü alternatif gelecek olduğundan hem de KH'ların bu kehanetleri manipüle ederek korku salmasından dolayı...

Mesafe denilen şey yok her şey aynı yerde tekrarlanıyor.
Zaman denilen şey yok herşey yani geçmiş ve gelecek aynı anda yazılıyor.
Her şey bir yani ne yapıyorsanız kendinize yapıyorsunuz.
Burda anlatılan şeyler sizlerin anlamanız için bir şekilde
yorumlanıyor ondan dolayı bazı çelişkiler oluşuyor.
Yani herşey bir virtual Reality (Sanal gerçeklik) bunu yaratan da bizleriz.
Her olay bir döngü ve bu döngüler bir sürü tekrarlarla düzeltiliyor.
Tabi bu anlattıklarım yüksek farkındalıkta gözlemleniyor.
Beynin çok azı kullanılıyor kalanıda bu sanal gerçekliği gerçekleştiriyor.
Bütün bunları farkettiğinizde Teferruat önemini kaybediyor.

Örneğin sizler için Ra'nın negatif varlıkların araçları vb. üzerinde ayrıntılı durmaması size bir eksiklik olarak gelebiliyor; bana ise "sorun çözüm için vardır, fazla negatif ayrıntı öğrenmek onların üstümüzdeki tahakkümünü arttırabilir" şeklinde gözüküyor.

Örneğin ne adası idi unuttum (paskalya adası idi sanırım), koca koca ürkütücü insan başları olan. Ra'nın açıklamasına göre bunlar sırf, orada yaşayan varlıklar görünce (aynı zamanda zihinde korku uyandıran şekiller özellikle ortak bilinçaltından seçilmiş), kendilerinin haberinin olmadığı ne devasa güçlerle karşı karşıya oldukları hissi uyansın, diye yapılmış. Bu his zaten varlıkta bir 'karşı koyamama, fethedilme' duygusuna yol açıyor ki, böylece negatif varlıklar onu kolay ele geçirsin. Benzer şekilde Kasyopya bilgilerinde kertenkele ırkı, kaçırmalar, implantlardan bahsediliyor. Aslına bakarsanız karşı karşıya olduğumuz varlıklar 3. derece değil. Bu açıdan bakınca ne kaçırmaya, ne incelemeye, ne de implant yerleştirmeye ihtiyaçları yok. Çünkü bu yöntemler 3. derece yöntemler. Bundan çok daha ince ve doğrudan olarak bizlere erişme imkanları var. Örneğin ufo ile adam kaçırıp inceleme/deney yapma gibi gözüken olayların da, Ra'nın açıkladığına göre işlevi; aslında korku yaratma ve gücünü gösterme/hükmetme amaçlı imiş. Yani aslında onların bizi kaçırma veya implant yerleştirme gereksinimi yok; 'bizi kaçırabilecek kadar bizden güçlü/hükmedici güçler oldukları' hissini yerleştirme/oluşturma gereksinimi var. Bu his yerleştirilince 'kaleyi içten fethetmiş' oluyorlar zaten.

Kasyopyalılar başta da aynı 6. derece varlıktılar, eğer öyle idilerse. Kehanetin tutmayabileceklerini de biliyorlardı. Aslında 6. derece bir varlık açısından bunun bir bilinemezlik olduğuna da emin değilim. Onlar bizim zaman sürekliliğimizin dışında olarak, geçmiş ve gelecek şeffaf olabilir belki de onlara.

Eğer 4. yoğunluk varlıklar gerçekten komet kümesinden sonra gelip biat isteyeceklerse onlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Bugün celseyi okuyan biri mi daha çok korkar, 4 yıl sonra bu varlıklarla yüz yüze karşılaşan biri mi? Burada amaç mümkün olduğunca çok insanı bu karşılaşmaya hazırlamak. Aslında mesele korkmaları değil. Benim korkum insanların korkması değil onlara inanması.

Tabii bunların hepsi bu bilgilerin doğruluğuna dayanıyor o yüzden inanmıyor olabilirsiniz ama Pleiades öğretileri de Kasyopya celseleri de öyle bir sürecin gelip negatif varlıkların bizden sadakatimizi isteyeceğini söylüyor. Bu konumda neyle karşı karşıya olduğumuzu bilirsek yani imzaladığımız kağıdı okursak daha net karar verebiliriz. Bu yüzden onların niyetlerini öğrenmek bana önemli geliyor.

Ayrıca Pleiades öğretileri şunu iddia ediyor.Bu tanrılar dediğimiz, bu döngüde dünyanın kontrolünü elinde tutan ve diğer döngüde de tutmak isteyen varlıklar gözümüze büyük bir haşmetle görünecek ve dünyada bulunan aslında kendi yaratımları olan tüm hastalıkları, açlığı vs. yok edecekler ve kendilerini iyi olarak gösterecekler. Eğer saf bir insan bunları görüyorsa inanma eğiliminde olacaktır. Yalan vaatlerle dolu politikacılara oy veren halklar vaatlerini gerçekleştiren varlıkları görünce ne yaparlar? Eğer bu dünya güçlü bir şekilde KH'a hayır demezse bir dahaki döngüde tekrar KH olacak. Bu düşüncenin getirdiği heyecanla bazen ben haddimi aşan yorumlar yapabiliyorum ama sadece iyilik istiyorum. Eğer KH'lar bu kadar yardımsever olacaksa KH ile BH'ı nasıl ayırabiliriz diyenler olabilir. Benim aklıma gelen en basit yöntem BH çağrılınca gelir ama KH'ın gelme isteği vardır ve çıkarı olduğunda gelir. Aklımızda bulunsun belki bir gün lazım olur.

İmplant konusunu açmanız çok iyi oldu. Yaygın bir yanlış anlama olabilir. İmplantları kullananlar Griler çünkü Kertenkeleler bu yoğunlukta fazla kalamıyor. Griler onların hizmetkarları olarak keşif görevini yerine getiriyor. Kaçırılma ve bilimsel deneyleri yapanlar da onlar. Yukarıdaki celsede belirtildiği gibi griler 3. ve 4.yoğunluk arası sibergenetik varlıklar.

İşte tam bu noktada "varolan herşeyin bir görevi vardır "gerçeği ortaya çıkmaktadır, Bilinen, erişilen ne olursa olsun, olan biten diye tanımlanan ne varsa onu da "vibrate "eden bir etkinin olması gerekliliği bu görev özelliğinin tanımıdır diyorum, minimal zihnimle.

Ve yine o minimal zihnime ,
Hepimiz biriz ve bir'in gösterisi isek, bu bir'in nereden geldiğini soran bir düşünce gelirse nasıl cevaplayacağım..





http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/HTMLdosya2/KasyopyaBilgileri-2.htm

Tiversonus

#219
"İçeriğinde korku, endişe, telaş yaratmaya çalışan mesajlar için negatif kaynaklı diyebiliriz. İrademiz ve varoluşumuzu tehdit eden, özgür irademizi küçümseyen her fikir üzerimizde güç kullanmaya çalışan bir varlık ya da varlık gurubunu işaret eder. Ancak ışığın önünde hiç bir karanlık vücut bulamaz. "


 Genel olarak spiritüel camiada şu önerme kullanılır: Korku, telaş uyandıran bilgiler barındıran kanallar negatiftir.

Bu önermenin doğru olamayacağını düşünüyorum. Şöyleki, bazı insanlar vardır "fobi" olarak nitelendirilen özelliklere sahiptir. Uçak korkusu, böcek, haşere korkusu, kapalı yerde kalma korkusu v.b. Sanırım "korku" kavramının içeriği, kapsamı ve kelimeye yüklenilen anlamları düşünmek veya irdelemek gerekir. Pekala bir kişinin korktuğu "bilgi" den bir başka kişi korkmayabilir...Prof.Robert Winston'un sunduğu bir belgeselde bu "korku" kavramı incelenmişti, bu belgeselin izlenmesini tavsiye ederim. Korku "hayatta kalma" ile ilgili bir fonksiyon görmesi de ilginçtir, evrimin bir döneminde. Bu kavramın iyi incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Aslında "pozitif" ve "negatif" kavramlarının da iyi incelenmesi gerekir. Birine göre pozitif olan bir diğerine göre negatif anlam da kazanabilir.

Geriye kala kala "özgür iradelere saygı" ve varlığın kendi iç dinamikleri ile gelişimine izin verici bir tavır kalıyor. Özgür iradelere saygı, varlığın deneyimlerine izin verme anlamına gelebiliyor, yani deneyimleri ile bilinç sarmalında tırmanışına. Yüksek bilinçli bir varlık hiç mi yardım etmeyecektir? İşte burada "yardım" ın yapısı, içeriği önemli hale geliyor. Yardım, zorlayıcı olamaz, olmamalı. Aynı zamanda yardım, varlığın gelişimine hizmet eder ken, gelişimini sekteye uğratıcı bir aşamayı da geçmemeli diye düşünüyorum. Kısaca, yardım isteği olmalı ve belirli yapıda yardım hizmeti olmalı. İşte bunlar pozitifliğin göstergeleridir. Bu örneği hep veriyorum: Bir öğrencinin derslerini, ödevlerini ebebeynlerinin yapması bir yardım değil; bilakis çocuğun gelişimini sekteye uğratan bir davranış olabilir.

Spiritüellikteki kavramlardan birisi de "ruhsal rehberler veya öğretmenler" in varlığıdır. Bu yardımcıların, karmik derslerin öğrenilmesinde yardımcısı oldukları bireye yaklaşımları nasıldır? İşte bu konunun da irdelenmesinin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Buradan pozitifliğin ipuçlarını bulabiliriz diye düşünüyorum.

Benim açımdan ise durum daha da basit: Işık ailesi aynı zaman da "bilgi" ailesidir. Bilgi bir farkındalık artışına neden oluyor ve farkındalık artışı ise değişime neden oluyor ve elbette varlığın OLMASINA. Kısaca "bilgi" -yaşamı onurlandıran, Dünya'yı onurlandıran- nin varlığına bakılmalıdır. İnsanların Ruhsal gelişimlerine fayda saplayacak, geliştirecek ve hatta koruma sağlayacak olan bilgidir kanımca.
 



"Sizi kimse uzay gemisine alıp inceleyemez(siz izin vermedikçe). "

Şimdi bu önerme doğruluk payı olarak yüksek kanımca. Ama yine de "dikkat" edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Neden? Özgür iradeleri, bilgisizlik/akılsızlık (Ra'da aynen bu geçer=akılsız) boyutunda olan bir insanın özgür iradesi olur mu? Daha iyi bir ifade ile, akılsız/bilgisiz bir insanın seçimleri daha kolay manipüle edilebilir. Dünya medyasına bakalım ve genel olarak bazı kavramların nasıl "manipüle" edildiğini düşünelim. İşte bu manipüle edilmiş sahte bilgileri doğpru kabul eden kişiler olacaktır. Veya biz kendi bilimimize bakalım: Deneylerde kullanılan hayvanları, bitkileri düşünelim: Geçenlerde izlediğim bir belgeselde, uzun ömürleri nedeniyle avlanan ve parçalara ayrılan kutup buzunun altından yakalanan Köpekbalıklarını izledim (Dünyanın pis işleri-Discovery). Ve bunu yapanlar ise gerçekten centilmen bilimadamlarımız ve kadınlarımız dı. Ve çapaların ucunda cezbedici "etler" asılmıştı. Balık açısından "negatif" bir durum; Bilimadamları açısından pozitif bir durum var galiba ortada:))

Yani kısaca, bilgisiz ve cahil bırakılmış bir insanlık kitlesinden büyüklüğünden bahsedebiliriz. İşte bunlar "özgür iradeleri ile köleleştirilebilir" ler bu aynen Ra da geçen bir kavramdır. Özgür iradesinin varlığının "farkında" olmayan kişiler var veya özgür iradesini kullanacak bilgiye sahip olmayanlar var diye düşünüyorum.

Psikopatlık konusu gerçekten ilginç. Şiddet ile ilgili, Bilim ve Teknik dergisi önermiştim (öneriler böl.) ve buradaki bilgiler ile bugün siteye koyduğum alıntı gerçekten ilginç veriler sunuyor. Okuyup irdelemekte fayda olabilir diye düşünüyorum.


http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=11

Son olarak "İnsan DNA'sında Dünya dışı Genler" bölümünün de incelenmesinin faydalı olabileceğini vurgulama istiyorum.

http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=254

Özet: Dualite evreninde, kutuplar birbirlerini tanımlar ve aralarındaki potansiyel farkı ise gelişme (Ben'liğin öz-keşif sürecinde) için bir fayda sağlar gözüküyorlar. Yani negatiflik veya pozitiflik diye sınıflamaların ötesinde "bilginin ne ürettiği" önemli kanımca. Ürettiği derken, bu bilgi yaşamı onurlandırıyor mu? Ruhsal gelişime ne katkısı oluyor? Yani ben pekala bir nükleer patlama bilgisine sahip isem; bunu nasıl ve ne amaçla kullandığım daha önemli diye düşünüyorum. İşte her halükarda gelişimin engelleyici Kontrol Mekanizması (matrix kontrolü), insanların ruhsal gelişimlerini hızlandıracak bilgileri saklamak, gizlemek ve "çarpıtmakla" meşgul olacaktır. Örneğin, spiritüel camida "metafizik uyuşturucu" ve "metafizik gürültü" kavramlarının da irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Kısaca Işık ailesi aynı zaman da "bilgi" ailesidir (bilgi'ye ne yüklendiğine dikkat edilmesi şart).

İnsan, Varoluşun "asli unsurudur" ve bunu hiçbir varlık grubuna devretmemeli diye düşünüyorum. Ve Kasyopya'yı aktarım noktası olarak kullanan 6. Yoğunluk Başkalarına Hizmet Varlıkları (saf bilinç alemi varlıkları) nın birkaç sözü ile noktalamak istiyorum:


* HERZAMAN DAİMA OBJEKTİFLİK İÇİN ÇABA HARCA VE SUBJEKTİFLİĞİN, DUYGULARIN, ACELE DÜŞÜNÜLMÜŞ FİKİRLERİN VEYA KARARLARIN SENİ YÖNETMESİNE İZİN VERME!

* İLÜZYONDAN ÇIKIŞ BİZZAT DOĞASI GEREĞİ RAHATSIZLIK VERİCİDİR.

* TÜM YARATIMIN GENİŞ BÜTÜNLÜĞÜ HAKKINDA ŞAŞIRTICI GERÇEKLERİ KEŞFEDEBİLMEN İÇİN YARDIMCI OLABİLİRİZ, VE TÜM BU GERÇEKLER ASLINDA KENDİ ZİHNİNDE KİLİTLİ DURUYOR.

* ''ARZULU DÜŞÜNME'' BİLGİYİ ENGELLER.

* CESARETİNİZİ KIRMAYA DEĞİL YALNIZCA ''HAYATIN GERÇEKLERİNİ'' SUNMAYA ÇALIŞIYORUZ.

* EĞER İÇERİK UYGUN İSE, OKUMAK İYİ BİR ÖĞRETMENDİR.

* SAHTE GÜVENLİK DUYGUSUNA DÜŞMEYİN: İHMAL/BİLGİSİZLİK TEHLİKE YARATIR...HER ZAMAN!!!

* BİLGİ HER ZAMAN SİZİ İHTİYAÇ DUYACAĞINIZ TÜM ENGELLEME TEKNİKLERİNE YÖNELTİR.

* BEŞİNCİ YOĞUNLUK BAĞLANTILARINIZIN MESAJ VEREBİLMEK İÇİN YARATICI OLMALARI GEREKİYOR, ÇÜNKÜ O KADİM ÖZGÜR İRADE EMRİ BUNU GEREKTİRİYOR.

* BİLGİ GÜÇTÜR. EĞER BUNU SİZE BAYRAM ŞEKERİ GİBİ VERİRSEK ERİR GİDER.



Not: Kasyopya celsesinde geçen "ruhlu" ve "ruhsuz" kavramlarını ilk duyduğumda hafif bir şok'a uğramıştım, açık söylemek gerekirse. Sonra bu konu hakkında Ra bilgileri'ni araştırdım: Sevgili Ra herzaman ki gibi "babacan" tavrı ile; "ihtiyaçları sevgi olarak algılayan" bir kesim olduğunu (gezegende) ve bunların da 5. yoğunlukta hayat seçimlerini kendilerinin yapmadığını  ve bu sürecin "otomatik" olduğunu söylüyordu. (Bakınız: Bir'in Yasası bölümüne)

İşte "otomatik enkarnasyon" sürecindekilerin Dünya küresindeki oranı % 46 deniliyordu. Bu veri Kasyopya Celseleri ile örtüşüyordu.

Ayrıca Ra bilgilerinde bazı bölümlerde "Akıl/Beden" kelimesi geçiyordu. Ra'da dikkatimi çeken bir veri/izlenimim ise yoğunluk dersleri için gezegen küresinde bir "denge" (ruhsal gelişmişlik açısından) kurulmaya çalışıldığı idi.

İnsan DNA sında Dünyadışı genler yazısındaki bilgileri de düşündüğümüzde, gezegen küremizde farklı ruhsal seviyede Ruh'ların varlığı sözkonusu olabilir. Gelişimine Dünya'da devam edenler, DNA'si değiştirilenler ve başka gezegenlerden getirilenler veya enkarne olanlar olabilir.

Sonuç olarak olaya şu şekilde bakıyorum: Çevremize baktığımızda gerçekten ruhsal seviyesi "ihtiyaçlar" ile sınırlı insanlar var. Bunlar bilgi veya ruhsal gelişim peşinde olmayan karakterde kişiler. Açıkçası sevdiğimiz aile bireyleri arasında da bu nitelikte kişiler olabilir. Böyle ise ne yapmalıyız? Yani kendini ruhsal gelişime vermeyen bir yakınımıza kötü duygu besleyemeyiz değil mi? Sadece biliriz ve bu bilgiyi bir "ayırım" unsuru olarak ta kullanmayız, hoşgörü içinde kabul ederiz. Ruhsal seviyesini kabul eder ve sevgimizi eksiltmeyiz. Belki bu tür bilgi bize faydalı dahi olabilir.

Kasyopya celselerinde Laura'nın kedilerinden birinin insan adayı olduğu vurgulanmıştı. Bunu da düşünmekte fayda var. Aday olmayanları Laura'nın beslemekten vazgeçtiğini hiç düşünmüyorum. Şu anda ben de 2 köpek ve 5 kedi besliyorum.

Sonra Mevlana'nın Mesnevi 3. cilt 3109'uncu (bunu akıldan yazdım, yanlış ise özür dilerim) sayfada "tekamül yolu" ile ilgili söyledikleri de ilginçtir: Hayvan'ken öldüm insan oldum.

Yani burada bilgiyi ayırmıcılık veya sevgisizlik unsuru olarak kullanmadıkça, bilgi bilgidir. Yoksa öyle insanlar var ki; sadece renkleri ayırımcılık unsuru/bilgisi olarak kullanabiliyorlar v.b.

Kısaca gerçekten medyada gördüğümöüz kadarı ile kendi özkızına tecavüz v.s. gibi (hayvan krallığının bile ancak bir bölümünde olabilecek) ruh "parlaklığında" olanlar olabilir. Hayatı fiziksel ihtiyaçlarının giderilmesi temelinde yorumlayan ruhlar da olabilir. Onlar da "aydınlık ruhlu" varlıklardan öğrenmek üzere bir denge içinde enkarne olmuşlar diye düşünüyorum. Bu bilgiyi bir "ayırım" aracı halinde kullanmak zaten kendiniz ruhsal gelişime adamış bir kişiye ters gelir, ancak gereksiz enerji kaybının da olmaması için bu kişi bu bilgiyi kullanabilir diye düşünüyorum. Her seviyede, parlaklıkta, bilinçte ruhların olması zaten normal değil mi? Bunu hoşgörü ile kabul etmekten başka çare de yok sanırım.

Tiversonus

#220
7/10/1995'de 4 gün süren bir kehanet konferansından...

*1930'larda başlayan değişim, 1998'den sonra dünyada olaylarla fark edilecek.
*Manyetik alan değişecek. Manyetik kuzey kutbu, kuzey batıya, manyetik güney kutbu, Hint Okyanusu'na doğru değişecek,
*Dünyanın manyetik alanının değişmesi yüzünden, önce iklimlerin, sonra da genetik kodlar değişmeye başlayacak. Dünyanın vibrasyonu etkilenecek ve daha yüksek bir frekansa geçecek.
İnsanda "Kollektif Algı" ya açılış olacak, bu ise yeni bir bilinç alanına geçiş anlamına gelecek.
*Tümüyle yeni bir enerji sistemi, yeni bir insan ırkı yer alacak.
*Değişim ani ve şiddetli olacak ve milyarlara varan kitlesel kayıplar olacak...

(İngiltere; Matrix Institude "Earth Changes" dergisi)


GORDON MICHAEL SCALLION (İNGİLİZ FUTURİST)

Tgur

#221
: (L) Mouravieff diyor ki; iki tür insan vardır. O bu iki türü "Adem öncesi" ve " Ademsel" olarak adlandırıyor [III. Kitabında bu konuda görüşlerini açıklıyor(çn: Gnosis 3. kitap)]. Ana fikir özet olarak; Adem Öncesi insan türünün bir "ruhlarının" olmaması ve bir ruh geliştirme ihtimallerinin de olmaması. Tabii bu oldukça sarsıcı bir düşünce ama son zamanlarda bu konuda yapılan bilimsel tartışmalar var ve bunların dayanak noktası da bir klinik kanıta dayanıyor, bu da gerçekten "mekanik" olan ve "iç" veya "yüksek" benliğe sahip olmayan insanların varlığı [bknz. "Division of Consciousness" çn : "Bilinçliliğin Bölünmesi"].
Bu konuda Gurdjieff ve Castaneda'nın da benzer görüşleri vardı.
Mouravieff'in ortaya koyduğu bu düşünce, yani bu şekilde iki tür insan olması yaklaşımı doğru mu ?
C: Elbette, bununla birlikte bir "İncil tesfiri" var.

S: (L) Mouravieff diyor ki "Adem-öncesi" insan türünün bir üst merkezleri yok ve bizim 300.000 yıl olarak tahmin ettiğimiz Büyük Çevrim boyunca da bir üst merkez geliştirebilme ihtimalleri yok. Bu "Adem-öncesi" varlıklarla ilgili doğru bir tanımlama mı ?
C: Evet, onlar yoğunluk seviyeleri arasındaki "organik portallar." [ç.n. portal =kapı, geçiş]

S: (L) Mouravieff' e göre bu insan türünün farkındalıklarını [bilinçlerini] yükseltmeye yönelik her türlü çaba başarısız olmaya mahkum.
C: Oldukça. Büyük bir kısmı çok efektif makinalar. Sizlerin "psikopat" olarak tanımladıklarınız "defolu" olanlar. En iyileri çok uzun ve dikkatli bir gözlemlemeye tabi tutulmadıkça ayırdedilemezler.

S: (V) ben veya bu odadaki herhangi başka bir kimse, hiç böyle biriyle karşılaştık mı, eğer karşılaştıysak, referans olması için örnek verebilir misiniz ?
C: İnsan nüfusunun yaklaşık olarak bu şekilde iki eşit sayıda bölündüğü gerçeğini göz önüne alırsan, o zaman sıradan "ruhlu" [ademsel] bir insanın hayatı boyunca eşit sayıda organik portalla ve ruhlu insanla karşılaştığını daha iyi anlayabilirsin. eBununla birlikte birisi ruhunu geliştirme ve güçlendirme sürecine girmişse, Kontrol Sistemi bu kişinin hayatına daha fazla bu tür "öğ" sokmaya çalışır. Şimdi; karşılaştığın ve tanıştığın tüm insanları düşün ve özellikle de samimi olduklarını. Bunların hangi yarısının organik portal olduğunu ayırt edebilir misin ? Ayırt etmek zor değil mi ?

S: (BT) Bu İncil' de bahsedilen "kan soyunun kirlenmesi" ifadesinin ardında yatan orijinal anlam mı ?
C: Evet.

S: (L) Bu, "Frank" le, Vincent Bridges'le , Terri Burns'le , Olga'yla ve çetenin geri kalanıyla yaşadığımız deneyimlere kesinlikle yepyeni bir anlam kazandırıyor.
Bunun anlamı şu ki; bu organik portalları , ruhlu insanlardan ayırt edebilmek yükseliş süreci [ç.n. : hasat] açısından can alıcı ve kritik bir konu.

............

(V) Geriye dönüp hayatımı incelediğimde, bana öyle görünüyor ki; babam kesinlikle bir organik portaldı.
C: Sakın şimdi doğru, yeterli düşünme sürecini gerçekleştirmeden kimseyi etiketlendirmeye başlamayın. Unutmayın çoğunlukla; tutarsız ve karşıt bir tutum sergileyen bir kişi mücadele içerisindeki bir ruh olabilir.

S: (L) Sanırım söyledikleri temel şey ; gerçekten iyi olanları [ç.n. gerçekten kusursuz bir organik portal olanları] çok uzun bir gözlemleme süreci hariç ayırt edemezsin. Psikopatlarla ilgili çalışma yaparken keşfettiğimiz temel anahtar onların eylemlerinin söyledikleriyle uyuşmuyor olmalarıydı. Peki ya bu yalnızca zayıf ve isteksiz olmanın bir semptomu olduğunda ? (A) Bir ruhum olup olmadığını nasıl anlayabilirim ?
C: Hiç başkası için için sızlıyor mu ?

S: (V) Sanırım empatiden bahsediyorlar. Ruhu olmayan insanlar başka bir insana ne olduğunu umursamıyorlar. Bir başka insan acı ve sefalet içerisindeyse bunu nasıl umursayacaklarını dahi bilmiyorlar.
C: Deneyimledikleri tek acı "yiyecek" veya konfordan, ya da istedikleri bir şeyden mahrum bırakılmalarıdır. Onlar ayrıca empatik görünebilmek için başkalarının algılarını dolandırmada ustadırlar. Fakat genel olarak bu tarz davranışlar basitçe kontrolü elde tutmak içindir.

S: (A) Bir ruhun olması ya da olmamasının kan soyuyla [bağıyla] ne ilgisi var ?
C: Genetik ruhla birleşir, eğer varsa.

S: (L) "Organik portallar" öldükleri zaman 5. yoğunluğa giderler mi ?
C: Yalnızca geçici olarak , "ikinci ölüme" kadar.

S: (V) Bu organik portal türü insanların "orijini" neresidir ? Yaratılış planı açısından bakıldığında, nereden geldiler ?
C: Orijinal olarak 2. ve 3. Yoğunluk arası köprünün bir parçasıydılar. Bu konuda kısa dalga çevrimleri ve uzun dalga çevrimleri konusundaki celselere yeniden göz atın.
------------------------------------------------------------------------------------------

Organik portallar üzerine,

Evvela göze çarpan ilginç  konuları işaret edelim;

*Adem öncesi ruhu olmayan ve olması mümkün olmayan insanlar,

*Bunların 2 den 3 e geçişi sağlayan köprünün bir parçası olarak tanımlanmaları,

*Defolu ve psikopat olarak belirtilmeleri

*Kalıtım yoluyla ruha bağlantısız hallerinin devamı

*5 . yoğunlukta geçici bulunup ikinci bir hayat/ölüm kısa dalga çevirimine girmeleri

*Dünya nüfusunun yarısının böyle olduğu,

*Birisi ruhunu geliştirme ve güçlendirme sürecine girmişse, Kontrol Sistemi bu kişinin hayatına daha fazla bu tür "öğe" sokmaya çalıştığı,
   
Bütünlük bilinç perspektifinden bu anlatılanlara bakıldığında ,varoluşun hakikaten düşük
bir parçasından bahsediliyor olduğu bana oldukça ters geldi ,baştan onu belirtmeliyim,

Zira anlayışımız, olan her şey ,bir maksada bağlı olmuştur ve bütünlüğün her zerresinin önemi vardır.
Burada bu konumdakilerin, diğer insanlara "kontrol sistemi" tarafından (ki bu sistem de hiçbir zaman başıboş olmadığımız ,özgür irade seçiminde kadersel çizgide  gittiğimizi sansak bile bir kontrol altındayız,yüksek benlik gözü üzerimizde) ruhsal gelişme unsuru olarak verilmesi ve hele ruhsal bilinçlenmeye karar vermişlere done olarak sunulması da dikkat çekici.

Üzerinde düşünülmesi gereken husus, acaba bunları KH gurubuna adapte etsek ,yani bu anlatılanları
olumsuz gurubun topluca tanımlanması şeklinde kabul etsek hata mı yaparız.

Öyle değilse KH , BH nin kırılmış ,yoldan çıkmış düşmüş bir bölümü mü ,ayrı bir özellikte mi
guruplanmalı .
KH e toptan adapte etmek bence daha uygun gibi geliyor, zira nüfus olarak dünya nüfusunun yarısı.
Bu durumda KH nin aldattığı veya provake edip, illüzyona sokup sapmış,takılı kalmış hele getirdiği
diğer yarının durumunu da geçici KH  gurubu içine alabiliriz .
Açıkça bu geçici KH , BH nın sapmış, aldatılmış bölümüdür ve yapılan çalışmalar, bilincini kımıldatıp seçimini olumlu yolda yapmasını sağlamak üzerinedir.

Bütün bunların yanında baştan bilincimize ters gözükene de değinmek gerekir,

Varolan her zerre değerlidir ,bir taş olup veya bir atom haline indirgenip yeni gelişimler için zaman mesafe deneyimine mecbur kalsa  dahi değerlidir ,bu duruma gelmiş veya organik portal halinde
ruhsuz olanlar gurubunda olsalar dahi bir önemi vardır ,

Bizim done unsurlarımız madde boyutunun gördüğümüz anlayabileceğimiz unsurlar ile sınırlıdır,
Esasta 300 binlik bir zaman çevirimi zamansızlık özelliğinde hiçbir şeydir.
Madde boyutu zaten bilinen sonsuzluk yoğunluğunda  oluşlardan birisidir ,
Ve maruz kaldığımız yaşamsal olaylar ve değerlendirmeler bu kısıtlı donelerle bazen varsayımdan
öteye gidemez, o halde,

Olanı kendimizden uzak bir yerlere doğru atan bilinç ,bizim ayırma modundan halen çıkamadığımızı gösterir,

Sözler bu noktaya geldiğinde, Sevgili Tiversonus dostumuzun büyük bir çaba ile K.ler celselerinden alıntıladığı o mavi yazılı sözler bölümündeki en altta kırmızı ile vurguladığı kısımdan da bahsetmek lazım ,yani bu söylediklerim benim düşüncelerim acizane kanaatlerimdir..



Tiversonus

#222
Aklıma gelenleri paylaşmak istiyorum: Şu an fiziksel alemimize baktığımızda gördüğüm 2 oluşum muazzam gözükür gözüme: Güneşler ve Karadelikler.

Bunlardan hangisi önemsizdir sorusu, bilim insanı için bir anlam taşımaz. Hepsi çok büyük ehemmiyette olan şeyler ve hatta bazı durumlarda birvirlerini var eden şeyler. Bu bakış açısı içinde belirli bilinç te bilgi birikimine ihtiyaç vardır. Ama Evern için bu iki olay cidden herikisi bir den önemlidir.

Peki bilgi birikimi olmayan(yeterli olmayan) için algı ne olacaktır? Güneşler güzel şeyler ve Karadelikler yıkıcı şeyler mi? Olabilir! Her sonuçta varolan yerinde, bilinçlerin algılamalarının ötesinde hem de yerli-yerinde varolmaya devam edeceklerdir. İlginç değil mi? Söylemek istediğim bu iki yapınınözelliklerini okuyanlar, kendi bilinç yapılarına göre çıkarsamalar yapacaklar hem de farklı farklı. Ama en sorunsuzu incelemmek ve bakmamaktır bu iki olguya. O zaman rahatı mı seçmeliyiz? Görmemezilikten miş gelmeliyiz? Bir başka sorun bunubir yapı olduğunun doğallığında olaya bakmak. Her şe doğal. İki yapının kafamızın üzerinde asılı varlığından habersiz milyarlar insan olduğunu söylesem, ne düşünürdünüz? Sonuç olarak bu iki farklı yapı ve birbirlerini tamamlayan bir yapı yerliyerinde duruyor olurdu.

Üst yoğunluk bilincinde olayı anlatıp, alt yoğunlukta anlamanın problemlerini yaşıyoruz diye düşünüyorum.

Bence (ön-yargısızca) bunda bir öğrenmeyi sağlayan bir yapının temelleri var diye de düşünüyorum: Ruhu parlak olmayanlar, parlak olanlardan öğrenecek; ruhu parlak olanlar da "sabırı" öğrenecekler.

Kabul edemediğimiz bir çok şeyin, bizden kaynaklandığını düşünüyorum, olayın varlığından değil. Veya olayın varlığına getirdiğimiz yorumların bizleri sıkıntılıdüşüncelere soktuğunu. Bu her iki durumda da bizlerin bilinç olarak 3. yoğunluk algısı ile herşeyin algılanabileceği veya algımızın tüm yoğunluk algılarından üst olduğunu düşünmemizden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

İşin garibi aslında şu: Dünya gezegeninde bulunan canlı sayısının içerisinde 3. yğunluğun çok ama çok daha az olmasıdır. Yani daha alt yoğunluk çok daha fazla ama çok daha fazladır. Şimdi üzülecek miyiz?

Bir farklı bakış açısı olarak fikierim dir, çok fazla kaale almayın derim.

Selamlar, Sevgiler...

Tiversonus

#223
Benim bir iddiam var: Altıncı yoğunluk bakışı ile, tüm varoluş, bizim anlayabileceğimiz, kavrayabileceğimiz hususları dikkate alınmadan; sadece kendi bilinç yapılarının gördükleri en saf şekilde anlatılsa: Bir çok insan bunu müthiş yadırgar veya anlayamaz veya kabul etmez di...

Elbette benim iddiam bu.

Ve bir akı yürütme daha: Hazır yiyeceklerin üretildikleri yerleri ve şeyleri tam manası ile insanlar görselerdi, bir çok yemeği yemezlerdi.

İşte söylemek istediğim şu; varolan ile beklentilerimiz arasında farklar var. Ama bir şekilde varolan varlığını hep dayatır, hissettirir. Önemli olanın bu varolanın içerisinde hangi tavır, hangi yolu hangi duyguları veya yönelimi yapacağımız konusudur.

Dünya gezegeninde "bazı hayvanların yapmayacağı işleri yapanlar var" diyen benim bu bir kanal bilgisi bile değil sadece çevremden gözlemlerim. Şimdi bu gerçek ile benim ne yapacağım önemli olan. Yaniben de tepki olarak onlar ile savaşayım mı? Yoksa bilgi temelli ruhun gelişimine yönelik çalışmalar mı yapayım v.s. Bu bence çok daha önemli diye düşünüyorum.

Tgur

#224
Konu, tam da Tiversonus dostumuzun suskun olma kararına denk geldi ama olsun, o nasıl olsa kendi araştırmacı tarzına karşı koyamaz, ancak diğer kıymetli dostların yardımı da gerekir ;

Uzun zamandır zihnimi kurcalayan kronoloji konusunda bir boşluk vardı ve 26/09/2009 tarihli K. celsesinin yayınından sonra sorgulamalarım arttı,insanlığın kökenini kertiş ana bazına alan sarsıcı  bilgiler verildi ,
K.lar önemsiz ,ne olacak şeklinde geçiştiriyorlar ,gerçekten önemsizliğinde haklı olabilirler kronoloji üzerinde yoğunlaşırsak anlarız sanırım,

Dünya varoluş kronolojisinden bahsediyorum,

Şu andaki dünya bilim bilinci bunu tam çözebilmiş değil ,işin içine Darvincilik ,buna karşı koyanların netice vermez gürültüsü ,jeolojik araştırmaların ve arkeolojik ,antropolojik araştırmaların karbona bağlı zaman tesbitini tek sağlam done kabul edip, bütün tarihsel bilgiyi bunun üzerine dayandırıp, işi bitirdik zannetmeleri ,gibi zayıf dayanaklar bizi tatmin etmiyor.

Zira  ,dünyanın geçirdiği muhtelif enerjisel değişiklikler(radyasyon v.s etkileri), doğa olayları,karbon atomunun izotopik değişikliklerin etki altında kaldığını ve buna bağlı yapılan zaman tayinlerinin dayanaksız olacağını öğrendik.Çünkü kabaca bu metod, carbon 12 ve 14 ün atmosferde sabit kalma ve canlıdaki bozunma süreleri ile orantılı bir hesaplamayı devreye sokuyor ,ancak atmosferin sabit değerler tutma özelliği ,bahsettiğim enerjisel ,elektro manyetik çalkantılardan dolayı her zaman bozunmaya uğrayabilir.K. celselerinden birinde de bu husus vurgulanmıştı.

Çeşitli kanal bilgileri ve aldığım diğer birçok medyamik alıntılarla da toparlayabildiğim bir kronolojik sıralama var ,lütfen ilave ve düzeltmeler olursa müdahele ediniz ,tabi çok kaba bir sıralama ,
İnsan formunun diğer formlarla epeyi uğraşılıp bir yapı olarak devreye girmesi ,ancak bu yapıda tam tutunulamaması ,K.ların bahsettiği 2. ci yoğunluktan 3. yoğunluğa "organik portal" olarak tanımlanan geçiş insanları, buradaki insan formu üzerine çalışmaları kertişlerin o bahsi geçen çalışmaları olarak alabiliriz ,ancak belki de başka varlıkların insan formu üzerindeki çalışmaları da buna katılabilir ,dünya ortamına çeşitli galaktik savaşlar sonu gelenlerin  olduğu bilgiler de var,

Mitos tanrılar dönemi ve bunların bu insanlarla karşılaşması, karışması ,
Bu arada insanlara tanrısal özelliklerin  aşılanması ,yani ruhsal bağlantı ,ruh üflenmesi,
Lemurya , mu dönemi,
Atlantisliler dönemi,
Aztek .maya, firavunlar dönemi,
Peygamberler ,dinler dönemi,
Şimdiki dönem

Diğer yandan organik portalların ruh la bağlantısının katiyen olamayacağı ,"kan soyunun kirlenmesi" halinde genetiksel aktarımları ret eden anlayışı da kabul edemiyorum ,

Aldığımız genetik bilgiler ve kromozomların engelli kapanış ve kapasite kısıtlanmalarına maruz kaldığı örtülmeleri bilmemize  rağmen   Mendelleme ,yani kalıtım yolu ile karakterlerin birbirine aktarılmaları kanunu işler bir durumda ,bu şekilde ben, kan soyunun kirlenmesine karşı "kan soyunun temizlenmesi" kavramını ortaya koyuyorum..
Yani psikopatlık dominant bir karakterse, eninde sonunda resesif olacaktır ve soylar boyunca çok nadir bir iki ihtimalle belki karakter olarak belirecektir.