"Ben O'yum" afirmasyonları

Başlatan bozadi, 07 Ağustos 2009, 23:30:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

"Ben O'yum" kitabının ilk birkaç bölümündeki çeşitli beyanların öznesini 1. tekil şahısa çevirerek ve nadiren birkaç kelime ekleyip atarak veya değiştirerek onaylama/afirmasyon serisi haline getirmeye çalıştım. Mümkün olursa tüm kitapta aynı çalışmayı yapıp burada sizinle paylaşmak istiyorum. Mevcut afirmasyonlar içinde geliştirme amaçlı değişiklikler olabilir. Ekleyeceğim tüm afirmasyonları bu birinci mesajın içine ekleyeceğim. Görüş, öneri, eleştirilere açıktır.


[/font=Book Antiqua]


Bütün sorunlarım bedenimin sorunlarıdır. Besin, giysi, barınak, aile, dostlar, isim, ün, güvence, hayatta kalabilme... Tüm bunlar bir bedenden ibaret olmadığımı idrak ettiğim anda önemlerini yitiriyor.

Beden olmadığımı söylemek de tamamen doğru değildir. Bir bakıma ben bütün bedenler, kalpler ve zihinlerim ve çok daha fazlasıyım.

Var olma hissi, 'ben benim' hissi, ilk ortaya çıkandır. Zihnim 'ben benim' üzerinde sürekli ve sabit kaldığında, sözcüklerle anlatılamayan, ancak yaşanabilen bir hale giriyorum. Tek yapmam gereken tekrar tekrar denemektir. "Ben" duygusu her zaman benimledir. Ne var ki ben ona beden, duygular, düşünceler, fikirler, sahip olunan mal-mülk gibi binlerce şey eklemişim. Kendimle özdeşleştirdiğim tüm bu şeyler yanıltıcıdır.

Ben görülüp algılanabilen, idrak ya da hayal edilebilen birşey değilim. Ama ben olmazsam ne idrak ne de hayal gücü olur.

Her çiçek ayrı bir renge sahiptir ama tüm renklerin nedeni aynı ışıktır. Her renk bellekte ayrı ama özde bir ve aynıdır. Bu öz tüm deneyimlerin kökü, temeli ve zamansız-mekansız "olanağıdır." Ben o özüm.

Kendimi şu ya da bu olarak, şunu ya da bunu yapan olarak düşünmeyi bıraktığımda, her şeyin kaynağı ve kalbi olduğum idrakiyle aydınlanıyorum. Bununla birlikte de büyük bir sevgi geliyor; ne seçim ne de bağımlılık konusu olan, fakat herşeyi sevilmeye değer kılan bir güç olan sevgi.

Herhangi birşeye bağımlı değilim; geçip giden gösteriyi geçip giden gösteri olarak görüyorum. Dikkatimi kendi üzerimde topluyorum. Varlığımın, var oluşumun farkına varıyorum.

Şimdiyi böylesine farklı kılan benim varlığımdır. Ben gerçek olanım çünkü ben daima şimdideyim. Şu anda varım.

Olan herşeyin kaynağı "Sonsuz Olanak" en yüce gerçektir ki o benim içimdedir. O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üzerine gönderir.

Ölümde yalnızca beden ölür. Hayat, bilinç, gerçek ölmez. Doğmuş olan ölmek zorundadır. Ancak doğmamış olan ölümsüzdür. Asla uyumayan ve uyanmayanı arıyorum. "Ben" duygusunun neyin bir yansıması olduğunu bulmak için aklımı ve gönlümü onun üzerinde tutuyorum. Buna içten, gerçek bir istek sayesinde ulaşırım. Amacımın direnci, sağlamlığı ve arayışımın dürüstlüğü beni hedefime ulaştırır.

İçime dönüyorum. 'Ben benim'e. Var olanım'a. Ayırabildiğim tüm zamanımda onunla oluyorum, ta ki ona kendiliğimden dönüp kendiliğimden onunla oluncaya kadar. Bundan daha sade, daha kolay bir yol yok.

Bilmediklerimin esiriyim, bildiklerimin ise efendisi. İçimde her ne kusur ya da zayıflık keşfedersem ve işleyiş biçimini anlarsam, sadece bu bilme o kusur ya da zayıflığı yenmem demektir. Bilinçaltında olan bilinç düzeyine çıkarıldığında eriyip gider. Bilinçaltının çözülüşü enerjiyi serbest bırakır; zihin kendini yeterli hisseder ve sakinleşir. Zihin sükunet bulduğunda kendimi saf tanık halimle görüp tanırım. Kendimi deneyimden ve deneyimleyenden geri çeker, her ikisi arasında ve her ikisinin de ötesinde olan saf farkındalık halimle onlardan ayrı ve bağımsız dururum.

Kendimi özdeşleştirdiğim "ben şuyum" "ben buyum" sanılarına dayalı kişilik yine devam eder fakat sadece nesnel dünyanın bir parçası olarak. Ama bu kişiliğin tanık ile özdeşleştirilmesi bitmiş olur.

Var olan herşey ben'im ve var olan herşey benim'dir. Tüm başlangıçlardan öncesi ve tüm bitişlerden sonrası ben'im. Herşeyin varlığı benim içimdedir, 'ben benim'dedir ve o her varlığın içinde parlayandır. Her ne vaki olursa mutlaka ben ona tanık olarak oradayım. En yüce haldeyim. Tek doğal hal budur.

Benim dünyam herkesle ortak, herkesin içine girebileceği bir dünyadır. Benim dünyamda katılım, içgörü, sevgi, gerçek değer var; birey bütündür ve bütünlük bireyde yer alır. Herşey birdir ve Bir herşeydir.

Berrak bir zihin ve temiz bir kalp için çaba gösteriyorum. Tüm ihtiyacım sakin bir uyanıklığı koruyarak kendi gerçek doğamı araştırmaktır.

Ortak iyiliği arzu ettiğimde tüm dünya benimle birlikte arzu eder. İnsanlığın arzusunu kendi arzum ediniyorum ve onun için çalışıyorum.

Ben bilinci ve onun sonsuz içeriğini aydınlatan farkındalığım.

Hedefime olan bağlılığım beni gerçeğin arayışına ve insanlara yardım etmeye adanmış bir hayat sürmeye sevk eder ve kendini-idrak hali de arzular, korkular ve yanlış fikirler biçimindeki engelleri kaldırarak, yüce ahlakı ve erdemi kolayca ve kendiliğinden ulaşılabilir hale getirir.

Kişinin gerçeğin sadece bir gölgesi olduğunu, fakat gerçeğin kendisi olmadığını idrak ettiğimde, üzülüp dertlenmekten vazgeçiyorum. Kendi içimden, içsel rehberim tarafından yönlendirilmeyi kabul ediyor, benimsiyorum ve hayat bilinmeyene doğru bir yolculuğa dönüşüyor.



[/font=Arial]

bozadi

#1
maharaj'ın söyledikleriyle ilgili olarak, "kişilik" konusunu ele almamızın faydalı olacağına inanıyorum. ve bu temelde maharaj'ın bu mesajları verişinin ve veriş biçiminin nedenlerini daha iyi anlayabileceğimize inanıyorum.

ben şöyle düşünüyorum: 4. yoğunluk yaklaşırken, bireyler 4. yoğunluğa geçecek olsunlar veya olmasınlar, bu önemli geçiş sürecinden maksimal olarak yararlanabilmek için, maharaj insanların bilinçlerini bu süreçte anlamlarını giderek yitirecek olan fani şeylerden uzaklaştırıp kendi öz varlıklarına yöneltmelerine çalışıyor. bunu sağlamak için de insanların bilinçlerine sarsıcı bir meydan okumayla yaklaşıyor. "titre ve uyan" gibisinden. çünkü çeşit çeşit uykular içinde olduğumuzu biliyor adam. herşeyi yumuşak yumuşak anlatsa, biz bunları o an en güzel şekilde onaylarız ve uyanıyoruz sanırız ama sonra bu bilgileri farkına bile varmadan uykumuzun bir parçası haline getiririz. yani bizi uyandırmaya yönelik bu bilgileri rüyanın bir parçası haline getiririz.

rüyadan kastettiğim şey, kendini dünyayla, bedenle, dünyadaki kişilikle fazla ilişkilendirmişlik hali. ruhun, varoluşun, bütüncüllüğün ve dolayısıyla dengenin eksik olma hali.

maharaj'ın birkaç cümlede bir (kitabı okuyanlar hatırlayacaktır), kendisine soru soranlara meydan okuyucu, sarsıcı şekildeki cevaplarının, uykudan uyandırmaya yönelik "dostça dürtmeler" olduğunu düşünüyorum ve söylediklerinin ancak bu şekilde gerçekten uyandırıcı etki yapabildiğine inanıyorum.

zihin (akıl) ve kişilik kavramlarına neredeyse külli bir şekilde saldırıyor. aslında burada asıl yıkmaya, sarsmaya çalıştığı şey "dünyevi zihin" ve "dünyevi kişilik". anlattığı çeşitli şeylerde zaten bunu bir şekilde doğruluyor. ama biz farkına bile varmadan o kadar dünyevileşebiliyoruz ki, adamın dünyevi/evrensel diye ayırmasına gerek olmadan, bütüncül bir sarsma yöntemine başvurması gerekiyor, diye düşünüyorum.

bozadi

#2
:))) Pınar, verdiğin örnek dün akşamki deneyimimle örtüşüyor.

sıkıldığım için yakındaki bir alışveriş merkezinin sinemasına gittim. 21:30-23:15 seasındaki "lanetli ev" diye bir filme tek başıma girdim. :)) normalde korku-gerilim filmleriyle hiç işim olmaz. ama bu film gerçek bir olaydan esinlenmiş, ve belki hayaletler vs gibi şeylerle ilgili gerçeğe yakın bazı temalar vardır diyerek girdim. beklediğim bazı şeyler vardı ama benden fazla puan alacak bir film değildi.

asıl mesele, bir alışveriş merkezinin içinde de olsa, geceleyin büyük bir ekran karşısında, abartılı ses sitemlerinin ortasında tek başına korku/gerilim filmi seyretmenin yanlışlığındaydı.

gerilimli ama nispeten normal bir sahnede aniden ve çok yüksek bir volümle berbat suratlar ve figürler çıkıp durunca, varlığın gücü, şimdinin gücü hak getire bende. özellikle de o sıkkın, bunalmış, stresli halimle.

kendim kaşındım, hem de para verip kendimi bu durumun içine soktum, diye düşünmeye başladım. ara ara gözlerimi kapatıp bunları düşünürken, bir yandan da hala bilinçaltımdan filmi kaçırmamam gerektiğini düşünüyorum. yaşadığımızın hayatın da buna benzer bir durumu olduğunu düşündüm. kendimiz geliyoruz, gerilim/korku/mutsuzluk karışık bir film izliyoruz, filmi sevmiyoruz ama aklımızı filmden ayıramıyoruz da...

keşke film arasında veya sonunda ışıkların aniden açılması olayı, bildiğimiz hayatımızda da olsa (öteki dünyada/ışıkta dinlenmeye gitme dışında). belki çeşitli düzeylerde oluyor da.

ama olayı şansa bırakmadan, en etkili "ışık açma" olayı sanırım tam da maharaj'ın verdiği mesajlarla yakından ilgili. yani kendi varlığının koşulsuz, sınırsız gücüne uyanmak/hatırlamak ve giderek orada kalmak... bir yandan varlığın öz/sade bilgilerini hatırlarken, bir yandan da içinde yer aldığın dünyayı, hikayesini giderek daha bütüncül, daha gerçek bir şekilde anlamak...

Tiversonus

#3
Teşekürler sevgili Bozadi. Özellikle yazılanın da ötesini ve anlamını, niyetini sorgulamanı takdir ettim, elbette saygı içerisinde. Osho, Muharaj, E.Tolle ve elbette Mevlana v.s., resmin bir bölümünü veriyorlar diye düşünüyorum. İnsanlık bilincine -kitle- hep bir katkıları var diye düşünüyorum. Bazen yumuşak, idare edici, ileridekini unutan anlatımlar gerçekten fayda yerine zarar verebiliyor. Örneğin ruhu henüz açılmamış bir çocuğa söylenen (iyi niyet le de olsa) günü kurtaran yalanlar, ileride değişmeden tortulaşarak kalabiliyor. Tam uydu mu bilmem ama benziyor sanırım.

Evet Ra da benzerini söyler, bunu söyler iken başka açıklamalar da yapar ve sonunda: İlk söylenen bırakılır ve ara şeyler kabuller içinde kalıverir. Örneğin Bir'in yasasında "Siz Bir'siniz, Birliksiniz" anlatımı kabuller içinde kalır iken. Bir başka bilincin kabulünde de "hasat ve hasatı koruyan, yapan" varlıklar kavramı sadece ve sadece yeralır. Ve böylece resmin genelini algılam azalır ve daha çok sapmalar dahi ortaya çıkabilir.

İşte bu noktada benim eleştirim olabilir Maharaj'a ve aynı zamanda olmaz çünkü o, Ra'nın bir bölümünü söylemiştir. Zor bir durum.

İşte bu tür zor durumlarda kendi içimde eleştirimi yaparken, dışarıda çok fazla o yazarı eleştirmem. Yaptığının kitle bilincine katkısından (resim genel olarak tam ufuklu verilmese dahi). Sonuçta Maharj'ın ve Tolle (an felsefesi) bir katkı yapmışlardır derim. Aslında K'ların dediği gibi :"bilgiyi bayram şekeri gibi verseydik, erir giderdi" sözüne çok katılıyorum. Bu açıdan bakıldığında bilinç sahibinin de kendi içinde keşfedeceği (dışarıdan aldığını ezberlemenin ötesinde) "bilgiler" vardır. Bu bakımdan Muharaj'ın verdiklerine yaklaşım tarzın gerçekten takdire değer, verilenin ötesinde.

Bu güzel paylaşım için, bilgisever olarak teşekür ederim, şimdi 6 adet kitaptan sonra acaba okusam mı, yoksa senin verdiğin onaylamaları mı takip etsem diye de düşünüyorum:))

Ve ilave; paylaşıldığında herşey o kadar bilinçlerin krılmasına uğrar ki, "anlatılmak" istenenin dışında o artık "anlaşılan" olmuştur; ve bir ince kafayı yemişlik alayına alınırsınız, anlatmak, paylaşmak ise cesaret ister işte bu neden ile (ki unu ben inceden bu sitede ve açıktan çok yakınlarımdan gördüm). Zor iştir anlatmak ve bazen artık çok yalın olmaktan başka çare kalmaz veya anlatmaktan vazgeçmek: Tanrı toplam bilinçtir ve O'nun parçasıyız" diyen bir insana, "bak ateist bu" eleştirisi gelebildiği gibi (hayır sadece Tanrı'nın ne olduğunu farklı düşünüyoruz) bir başka bilinçte "bak bu kendini isa, musa, 6.yoğunluk melek ilan ediyor" ve ben hala diyorum: "Tanrı varolan toplam bilinçtir ve ben O'nun ile Bir'iM"...Zor gerçekten zor bir durum:((

Tiversonus

#4
İşte yukarıdaki nedenlerden dolayı; Maharajı, Tolle ye göre daha fazla takdir ettim, hiçbiri büyük resmi tam ufuktan da olsa vermediğini düşünsem dahi...

bozadi

#5
takdir etmenden sevinç duydum Tiversonus. çeşitli büyük yazarların/insanların, eserleriyle resmin tamamını değil, parçalarını veriyor oldukları yorumunu çok önemli, her zaman akılda bulundurulması gereken bir doğru olarak görüyorum.

"yumuşak" mesajlar, içinde bulunduğumuz sürecin giderek şiddetlenecek olan doğası gereği anlamını ve verimliliğini iyice yitiriyor bence. 3. yoğunluk ortamı bir kıyamete maruz kalacak. herkes buna katılmıyor olabilir tabii. ra, pleiades ve kasyopya bilgileri bunun kesinlikle böyle olacağını söylüyor bence.

aklımızı, gönlümüzü istikrarlı, dengeli tutabilmek için, artık şiddetli ve giderek şiddetlenecek bazı koşulları hesaba katmamız gerekiyor. bu düzen yıkılacak. bu kadar basit. bu yıkım hem her türlü dünyasal afet, hem de zihinlerimizdeki dünyanın afeti olacak. ta ki asıl ilişkimizin dünyayla değil, kendi öz varlığımızla olan bağımız olduğunu kesin bir şekilde idrak edinceye kadar, etrafımızdaki ve beyinlerimizdeki/yüreklerimizdeki tüm yıkımlar bizi, etrafımızdakileri çok ciddi bir şekilde etkileyecek.

bu düzende her günümüzün nasıl zaten bir kıyamet olduğunu ne kadar erken idrak edip öz varlığımızla bağlantımızı temel edinirsek, dünyasal afetlerden negatif etkilenebilirliğimiz o kadar azalacaktır. artık afetleri "büyük resim"miş gibi değil, sadece büyük resimde bir parça olarak görüp değerlendirebileceğiz.

ra bilgileri'nin anlaşılması, takip edilmesi, yorumlanması belirli bir entellektüel seviye gerektiriyor. basit olmayan, zaman zaman iyice karmaşıklaşan bir anlatım. ama bu durum, kaynağın özelliğinden, değerinden birşey kaybettirmiyor bence.

maharaj'ın dilinin de basit olduğunu iddia etmek kolay değil ama o tek bir konuya odaklanıyor, ki bu konu ra'nın "bir'in yasası" dediği şeyle çok yakından uyumlu birşey. "ben en yüce ve tek gerçeğim. herşey birdir." gerçekten maharaj, ra bilgileri'nin belirli bir parçasını ele alıyor. bu parça zaten ra'nın da asıl vermeye geldiğini bildirdiği parça. ama eğer ra kitabın ilk cümlesinden son cümlesine kadar sırf "herşey bir" deyip dursaydı ra bilgilerini şu an sevdiğimiz kadar seviyor olmazdık. 6. yoğunluk varlıklarının güzelliği, varoluşun her alanıyla ilgili engin bilgiye sahip olmaları ve bunları paylaşmaları. kasyopyalılar bu konuda ra'dan daha fazla risk alıp daha heyecan verici bilgiler veriyor bence. ama neticede pleyades ve kasyopya bilgileri, ra'nın açtığı bir bilinç kanalını genişletmeye çalıştılar bence.

ra'nın biraz da "sütten ağzı yanıp yoğurdu üfleyerek yeme" gibi bir durumu var, kendisinin de ifade ettiği gibi. daha önce insanlığa verdikleri bilginin nasıl giderek negatif amaçlara yönelik olarak kullanıldığını görünce, artık etliye sütlüye fazla girmiyor. ama bu kararıyla bile öyle bir ana arter açtı ki, pleyades ve kasyopya bilgileri o arter olmadan bu kadar verimli olamazdı. bu ekip çalışmasında ra'nın en "baba" rolü oynamış olduğundan bir şüphem yok benim.

ra ile maharaj'ı karşılaştırmak pek kolay değil. ra bir 6. yoğunluk varlık grubu ve bir medyum aracılığıyla mümkün olan en az sapmayla doğrudan bilgi veriyor. maharaj ise bir 5. veya 6. yoğunluk gezgini olarak, 3. yoğunluk düzeyinde elinden gelen en iyi şekilde tek bir konu üzerinde odaklanıyor. muhtemelen yapabileceği en iyi şey de bu. ve odaklandığı şey, ra'nın da esas olan dediği, "birlik yasası"nın bir vurgulaması.

maharaj'ın konu kapasitesi ilkel kalıyor ama bu öyle bir ilkellik ki, eğer samimiyetle takip edilirse, ra bilgilerini takip eden yüzlerce, belki binlerce insanın pozitif kutuplaşma seviyesini katlaması mümkün olabilir.

sanırım bizim "ilgi yönümüz", "ben o'yum" ile "ra bilgileri" arasında bir yerde. ikisinden de severek yararlanabilecek durumdayız. bunları birbirine alternatif olarak görmemiz gerekmiyor.

yalnız sana ilginç birşey söyleyeyim mi; yakında yaşanacağı tahmin edilen yıkım süreci öylesine etkili olacak ki, artık çoklu kavramlar fazla işine yaramayacak muhtemelen. yani 7 yoğunluk, kh/bh ve diğer pek çok kavram bile bir anda silinmiş hale gelebilir zihninden. işte bu anlamda, belki de öyle tek bir şeye odaklanmalı ve onda ustalaşmalıyız ki, kıyametin en derin dehşeti bile onu bizden koparamasın, aklımızdan, gönlümüzden silemesin.

işte bu anlamda, yani kıyamet koşullarına direnç gücü bakımından, ortalama bir insan için maharaj'ın kitabının etkisinin, ra bilgileri'ninkinden daha derin ve etkili olacak olmasına şaşırmamak gerekir bence. yani koşullar o kadar zorlaşabilir ki, artık bir "kuram"ın ayrıntılarını hatırlayabilecek durumda olamayabilirsin.

tek bir isabetli konuya (varlığın gerçeğine & gücüne) adanmış bir insan, ra'nın ve benzer kitapların tüm tezlerini anlayabilen bir insandan çok daha dirençli olabilir en zorlu koşullarda ve daha fazla pozitif kutuplaşabilir. tabii burada sanki ra bilgileri'ni maharaj'ın zıddı birşey anlatıyormuş gibi lanse ediyorum istemeden. ra'nın "bir'in yasası" dediği şeyle maharaj'ın tek kitapda 600 sayfa boyunca anlattığı şey aslında aynı şey.

ra bilgileri'ni alanlar batılı. belirgin akademik, bilimsel yönleri, tavırları var. maharaj klasik bir doğulu. konunun doğrudan özüne inen bir yaklaşım.

bizler doğu ile batının ortasındayız. iki öğretinin güzelliğinden de yararlanarak ve en zor koşullarda bunların ikisinin faydalarını da yitirmeyecek şekilde ne yapabiliriz, bunu tartışmalıyız belki de.

bozadi

#6
ra'nın, pleyadeslilerin, kasyopyalıların çok çeşitli dünyasal ve evrensel konular hakkında anlattıkları şeyler, bizi bir araya getiren bir ilginçliğe, etkileyiciliğe, samimiyete sahipti.

ama eğer varlığımızın mutlak gücüyle temas kurmazsak, bu bilgilerin önümüzdeki süreçte bize hiçbir faydası olmayabilir. bu kitapların her birinde bizim tanrının kendisi olduğumuz (tıpkı diğer herşey gibi) tekrar tekrar vurgulanıyor. bu gerçeği anlamak ve deneyimlemek için birşey yapmazsak, bu ve başka kitapların/kaynakların verdikleri diğer tüm bilgiler de anlamını ve faydasını yitirecektir.

bozadi

#7
"bilgi korur" diyoruz. gerçekten korunabilmek için, cevabı üzerinde bilgimizi netleştirmemiz gereken ilk sorular şunlar olabilir:

ben kimim, burada ne işim var?

bence cevap yaklaşık olarak şöyle birşey olabilir: ben tanrının, yani var olan tek şeyin bir parçasıyım. o tek şeyin kendini bilme ve geliştirme sürecinin vazgeçilmez bir parçası olarak, o tek şeyin bünyesindeki çeşitli ortamlara girip çıkarak arttırdığım bilgilerimle bu sonsuz yolculuğuma devam ediyorum. dünya da bu sonsuz yolculukta kendimi geliştirmek üzere dersler aldığım duraklardan biri.

bu soru ve cevabı neye göre öne sürüyorum? öyle kötü birşey veya şeyler olabilir ki, ben bildiğim herşeyi unutabilirim. aslında şu anda da öyle bir durumdayız belki. yani kötü durumdayız. bu soruların yanıtlarıyla ilgili ortak ve tatmin edici bir yanıtımızın olmaması, durumumuzun kötülüğüne bir işaret olabilir. :)))

bu cevapları ille kesin bir şekilde bilmiyor veya hatırlamıyor olmak sorun değil. yeter ki bilmediğimizi, hatırlamadığımızı, içimize sinecek şekilde bu sorulara yanıt veremiyor durumda olduğumuzu kabul edelim.


Tiversonus

#8
Muharaj'ın bir çok önermelerine katılıyorum...Hatırlanırsa bir sezgisel duruşum olmuştu yine de Muharaj'a...Şimdi daha fazla kelimelere dökebilecek kadar farkı anlatabileceğimi sanıyorum.


Şöyle izah edeyim: Geçen Kasyopya celselerinde, Hindu nefes tekniklerine 6.Yoğunluk Işık varlıkları net olarak "faydalı" benzeri cevaplar verdiler...Sorun burada ortaya konanın doğru/iş yapar/faydalı olmaması değiş diye düşünüyorum. Problem doğruluğunun beraberinde "denge" unsurlarını içermemesi diye düşünüyorum. Yani, dengelenmek--hayata vermek--Bilgi toplamak denklemindeki dengenin yanında verilmemesi diye düşünüyorum...Şu söylendi; bundan 60 yıl önce Dünya da çoğunluk savaşı istemiyordu ama yine de savaş yaşandı...Ve bilgi toplamak yönünden eksik olduğu söylendi..


Buradan hareket ile; acaba diyorum Muharaj'da çok doğru temelleri olan bir öğretiyi sunmuş ama "denge" li olmayan bir doğruluğa sahip mi?


Ra Bilgilerinde açıkça Bir ve sonsuz olduğumuz söylenir. Ancak olay burada "kesilmez", pozitif yol önerilir, Başkalarına Hizmet önerilir. Örneğin bilimadamlarının hizmetlerinden, Konfederasyon üyesi varlıkların hizmetlerinden bahsedilir. Kısaca Bir'in Yasası anlatılır ve enerji dengelenmelerinden, adım adım yoğunluk çıkışlarından bahsedilir. Yapılmaya değer tek faliyetin "öğrenmek7öğretmek" olduğu da çok açık vurgulanır. İşte Muharaj her ne kadar doğru olsa da denge unsurlarını ortaya yeterince koymamış diyebilir miyiz?


Mevlana keza öğle; tekamülün yolunu ortaya koymuş. Ve bunun yanında Ben Kimim'e de çok açık gödermeler yapmış. Bir bakışla denge ve yükseliş adımlarını vurgulamıştır.


Pleyades öğretileri de keza, adım adım Ben'lik çalışmalarından bahseder, 12 benliğe kadar sürecek bir aşamadan bahseder. Kısaca varlık bulunduğu bilinçden kademeli bir gelişime gireceği söylenir ya da vurgulanır.

Tüm bu yazdıklarımdan önce sevgili Bozadi ni yazılarını tekrar okudum ve katılıyorum. Bu açıklama daha çok Muharaj ın denge unsurunu taşımayan bir yanı olabilir diye yazıyorum. Kısaca Muharaj doğru söylüyor ama bilgi toplama ve hayata katılım yönlerine değinmeyerek denge unsuru taşımıyor diye düşünüyorum.

Birbirlerimizi "bilinç besinleri" ile besleyebilme arzusu ile düşündüklerimi, bir bakış açısı olarak paylaşıyorum.

Kısaca görüşlerim bunlar.

bozadi

#9
"ben o'yum" kitabının içeriğinden afirmasyonlar çıkarmaya çalışmaya devam ediyorum ama sıkça duraksıyorum bunun en ideal şekilde nasıl yapılabileceği konusunda. afirmasyonlarda tartışma şansı yitiriliyor gibi geliyor bana bir de. o yüzden şimdi kitabı bölüm bölüm ele alma denemesi yapmayı planlıyorum.

maharaj'ın söyledikleri arasında kasyopyalıların söyledikleriyle çok örtüşen şeyler olabildiği gibi, taban tabana zıtlaşan şeyler de oluyor. ama iki kaynağı da çok seviyorum ve maharaj'ın aslında kasyopyalılarla uzlaşımsız olduğunu düşünmüyorum. maharaj çok önemli olan belirli bir konu üzerinde yoğunlaşıyor. kasyopyalılar zaman zaman maharaj'ın yoğunlaştığı konu dahil olmak üzere pek çok konuda bilgi veriyorlar. bunları yeri geldikçe tespit edebileceğiz.

ben maharaj'ın 5 BH ağırlıklı varoluşsal kimlik vurgusu yaptığını düşünüyorum. aslan (ve tabi kova) burcuyla ilişkili 5. yoğunluk, varlık özü denebilecek olan parçamızın merkezlendiği yer bence. ra'da 5. yoğunluk "eş-yaratanlık" seviyesi olarak geçmişti. bu tanımlar, maharaj'ın yapmaya ve anlatmaya çalıştığı şeyle yakından ilgili.

maharaj "zihin" derken 3. yoğunluk zihinden bahsediyor ve hatta 3. yoğunluk kh egemenliğindeki zihinden. ve bu temelde zihni/aklı tamamen huzursuzluktan ibaret birşey gibi görüyor. yani neredeyse zihin denen aracın mümkünse bir ameliyatla alınması daha iyi olacakmış gibi bir tablo çiziyor gibi görünüyor. ama sonra bunun böyle olmadığı, zihnin doğal ve vazgeçilmez olduğu, asıl meselenin zihnin/aklın nasıl kullanıldığı, neye yöneldiği olduğunu söylüyor. bu tür çelişkili görünümler bol kitapta. buna katkıda bulunan faktörlerden biri de bu kitabın, maharaj'a birşeyler sormaya gelen çeşitli bireylerin çeşitli sorularına verilen çeşitli yanıtların birleştirilmiş (birleştirilmeye çalışılmış) hali olması. farklı kişilere çok farklı ve hatta birbiriyle zıtlaşıyormuş gibi görünen şeyler söylüyor maharaj. hatta aynı şahısla konuşurken bile, bir cümleden bir cümleye zıtlaşıyormuş gibi görünen şeyler oluyor. bunları sıkça tespit edebileceğimizi düşünüyorum. maharaj 3. yoğunluk kh egemenliğindeki bir dünyadaki "kayıp ruhlara" evlerinin yolunu göstermeye çalışıyor ısrarlı bir şekilde. aslan-kova kutupsallığıyla rezonanslı olan 5. yoğunluk, ruhların "evi" diye tanımlanmıştı kasyopya celselerinde (1'den 5'e kadarki seviyelerin ruhları için). çünkü varoluşsal benlik (eş-yaratanlık) farkındalığının, kimliğinin seviyesi 5. yoğunluk. ve bana göre maharaj da 5. yoğunluk varlık özleriyle rezonansını önemli ölçüde yitirmiş olan 3. yoğunluk bireylerine tekrar o rezonansı sağlama konusunda yardımcı olmaya gelmiş bir gezgin. ama sadece 5. yoğunluk değil, 7. yoğunluk perspektifi tanımlamaları da bol miktarda mevcut maharaj'da. 5. yoğunluk aydınlanma/ışık/bilgelik yoğunluğu. nitekim maharaj da gnani'lerin (guruların/bilgelerin) öneminden bahsedip duruyor. ama sonuçta 5. yoğunlukta da bir bireysellik var her ne kadar 3. yoğunluktaki gibi olmasa da. maharaj ise tüm zihnin, tüm bireyselliğin, tüm ayrılıkların tamamen eridiği, yok olduğu bir seviyeye/kata/hale referansta bulunuyor sıkça. bu daha çok 7. yoğunlukla ilişkili bana göre. ne bilinçli ne bilinçsiz, ne öyle ne böyle (hindu felsefesidne 'neti neti' diye tanımlanan fikir), sürekli öyle bir halden bahsediyor maharaj. herhangi bir kutupsallığın muhatabı olmayan, tüm kutupsallıkların kaynağı ve hedefi olan, hepsini kapsayan ama hepsinin ötesinde olan bir hal. en yüce yal. 7. yoğunluk.

tabi maharaj acaba iyi mi yapıyor 3. yoğunluk kh enerjileriyle yoğun bir şekilde muhatap olan varlıklara 7. yoğunluk haline dair tasvirler yapmakla, emin olamıyorum. belki de bh profiline / yönelimine sahip olanlara yönelik uyandırıcı (3. yoğunluk dramalarından uyandırıcı/uzaklaştırıcı) etki yapsın diye radikal bir tutum benimsiyor. ben bazen biraz gıcık olsam da genel olarak çok ilham verici buluyorum maharaj'ı. ve okudukça daha çok seviyorum, bağlanıyorum doğrusu. üstelik yaptığı şey, örneğin kasyopyalıların ve kasyopya ekibinin yaptığı şeylerle zaman zaman çok zıtlaşıyormuş gibi görünmesine rağmen. ben iki kaynağın da ayrı ayrı bir önemi ve geçerliliği olduğunu düşünüyorum. ikisinden de yararlanıyorum. kasyopyalıların olumlu referansta bulunduğu "I am discourses" adlı kaynak da maharaj'ın "i am that" (ben o'yum) kitabının içeriğiyle önemli paralellikler taşıyor sanırım. kasyopyalılar ve maharaj zıtlaşmıyorlar bana göre, ve kasyopyalılar maharaj'ın mesajlarıyla çok uyumlu pek çok şey de söyledi. (akışına bırakma, arzulu düşünceyi bırakma, beklentisizlik, herşeyin ilüzyon oluşu, herşeyin bir oluşu, çabasızlık, kendiliğindenlik, meditasyon ve nefesin [yoga] önemi, güven vs vs). kasyopyalılar çok daha geniş bir yelpazede bilgi veriyor ve bir ekibi bir misyona hazırlıyor ve bu sırada onları takip eden herkesle de dolaylı olarak iletişim kuruyor, bilgi veriyor. maharaj, çok spesifik (ben kimim, neyim) konusu üzerinde yoğunlaşıyor ki, bu da sonuçta kasyopyalıların tavsiye ettiği pek çok şeyi destekleyici özelliği olan bir konu (ben o'yum, ben tanrıyım, herşeyim, baş yaratıcıyım vs).

"ben o'yum" kitabının içeriğini parça parça buraya aktarıp tartışmamızı öneriyorum. maharaj'ı hemen anlamak, hemen benimsemek hiç kolay değil, ama sabırlı olununca gerçekten paha biçilmez farkındalıkların (ana farkındalığın belki de) önünü açıyor bana göre. ve bu forumda konu edilen, aktarılan bilgilerle uzlaştırılması mümkün değilmiş gibi görünen şeyler söylese de bazen, biraz sabır ve analizle tüm gerekli bağlantıları kurabileceğimize inanıyorum.

kitabı edinmemiş olanlara edinmelerini tavsiye ediyorum. (ben o'yum, sri nisargadatta maharaj, akaşa yayınları)

son olarak, kitapta çevirmenin sadece "Ben-im" (I am) diye çevirdiği ifadenin "Ben Benim" diye düşünülürse daha anlaşılır olabileceği varsayımıyla bu ifadeyi kullanacağım, tam olarak bunun doğruluğundan/uygunluğundan emin olamasam da. olmazsa sonradan yine hepsini orijinal (ben-im) haline alırız.

bozadi

#10
ilk bölüm maharaj'ın "tadını" vermiyor henüz tabi (bence). hatta son derece abuk, soğuk da gelebilir pek çok kişi için. deli saçması gibi bile görünebilir.

maharaj hiç sıkılmadan 600 sayfa boyunca (bu kitapta) aynı basit ve derin gerçeği hiç üşenmeden sıkılmadan, binbir türlü örnekle ve açıklamayla tekrar tekrar açıkladığı için, maharaj'ı yanlış anlama şansı yok. sadece sabır gerektiriyor. açıkçası ben eşsiz ve sonsuz değerde buluyorum maharaj'ın mesajını. hem de bir o kadar değer verdiğim kasyopya ve diğer kaynaklarla taban tabana zıtlaşıyor gibi görünen yönleri olmasına rağmen. ve aradaki bağlantıları kurabileceğimizden de şüphem yok. kasyopyalılar gerçeğin "çok boyutlu" olduğunu, tek boyutlu/lineer düşünmenin zararlarını vurgulayıp durdu. işte, maharaj da o çok sayıdaki boyutlardan biri üzerinde yoğunlaşıyor. bu bana göre 5. yoğunluk/boyut varlık özü farkındalığı ve o özle uyumlu/rezonanslı hale gelmeye yönelik son derece şifalandırıcı bir etki yapıyor ve bu şifanın hayatımızın diğer herhangi bir yönüne de fayda sağlaması kaçınılmaz. maharaj diğer tüm konulara dışlayıcı bir tutum sergiliyor. çünkü sonuçta bir 3. yoğunluk enkarnasyonu içinde sundu bu bilgileri. 3. yoğunluk bir varlıktı yani bu bilgileri sunarken (gezginse, orijinal boyutuna geri mi dönmüştür, bilmiyorum). ve 3. yoğunluk bir varlık olarak en faydalı haline gelebilmek için tüm konsantrasyonunu, en önemli gördüğü tek bir konuya odaklamayı seçmiş. ve bence hiç de kötü yapmamış. echkart tolle ile de belirgin bir örtüşümü var gibi görünüyor maharaj'ın ama açıkçası tolle'ye bir türlü ısınamadığım halde maharaj'ı bayağı bir benimsedim. herkesin bu konudaki düşünceleri farklı farklı olabilir tabi.

bozadi

#11
bu ilk bölümde bana etkileyici gelen bazı şeyler:

* ben benim.

hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi görünen bu söz bir yandan da tüm varoluşu kapsıyor gibi. çok sade ve çok güçlü bir izlenim bırakıyor bende. "kimsin?" veya "kimim?" sorusuna bir yanıt. "ben benim" veya "ben o'yum", "herşeyim", "herşeye mümkün kılan, gerçeklik veren ışığım."


* Görmüyor musunuz ki sizin tüm sorunlarınız bedeninizin sorunlarıdır -besin, giysi, barınak, aile, dostlar, isim, ün, güvence, hayatta kalbilme- bütün bunlar sizin bir bedenden ibaret olmadığınızı idrak ettiğiniz anda önemlerini yitirirler.

tüm sorunlarımızın bedenimizin sorunları olduğu fikri/iddiası biraz fazla iddialı görünüyor ama tam tersini de iddia edemiyorum.


* Ne olmadığınızı bilmek yeterlidir.

bu da ciddi şüphe uyandırıcı bir beyan benim için. ama maharaj'ın sabretmeye değer olduğunu seziyorum.


* Ona ulaşmanız gerekmez, çünkü siz zaten o'sunuz. Eğer bir şans tanırsanız, o size ulaşır. Gerçek olmayan şeylere olan bağımlılığınızdan vazgeçin, o zaman gerçek olan süratle ve pürüzsüzce kendi yerini alacaktır. Kendinizi şu ya da bu olarak, şunu ya da bunu yapan olarak düşünmekten vazgeçin. O zaman sizin herşeyin kaynağı ve kalbi (özü) olduğunuz idrakiyle aydınlanırsınız. Bununla birlikte de büyük bir sevgi; ne seçim ne de bağımlılık konusu olan, fakat her şeyi sevilmeye değer kılan bir güç olan sevgi gelecektir.

bu kısım özellikle çok etkileyiciydi benim için.

bozadi

#12
Alıntı Yapben herhangi bir şeye bağımlı değilim ve geçip giden gösteriyi, geçip giden gösteri olarak görüyorum; siz ise şeylere tutunup yapışıyorsunuz ve onlarla birlikte hareket ediyorsunuz.

genel olarak güzel, ikna edici bir tanım gibi geldi bana. bağımlılık meselesi her zaman önemli bir mesele sanırım.

Alıntı YapOlaylar nedensiz ve hedefsizdirler

maharaj'ın kendiyle çelişir göründüğü noktalardan biri bu. gözüme çarptığı için örnek vermek istiyorum, 49. bölümde maharaj bir soru üzerine şu açıklamayı yapıyor:

Alıntı YapBir yanlış anlama olduğunu hissediyorum. Ben "rastlantısal" sözcüğüyle, bilinen hiçbir yasaya uyamayan demek istiyorum. Her şey rastlantısal ve nedensizdir dediğimde, nedenler ve onların itaat ettikleri yasalar bizim bilgimizin, hatta imgelemimizin ötesindedir demek istiyorum sadece. Eğer siz, sizin düzenli, uyumlu, önceden tahmin edilebilir saydıklarınıza doğal derseniz, o zaman daha üstün yasalara uyan ve daha üstün güçlerle yönetilenlere de "kendiliğinden" denilebilir. ...

işte, maharaj bunu çok yapıyor aslında. "zihin/akıl kötüdür, berbattır, atın gitsin" gibisinden şeyler söylüyor, ondan sonra yüksek zihin, alçak zihin gibi tanımlar getiriyor. anladığım kadarıyla maharaj'ın bu nispi çelişkilere düşmek zorunda kalmasının nedeni, karşısındaki bireyin vurgulanmasına ihtiyaç duyduğu şeyi vurgulama isteği. insanların çoğunluğu çoğu zaman "alçak" zihin modunda olduğu için, maharaj onları "zihinden her ne anlıyorlarsa, onu tamamen bir kenara koymayı denemelerini" istiyor, ki yüksek zihin kendini gösterecek boşluk/imkan bulabilsin.

"daha yüksek yasalar", "bilgimizin ötesinde" kalan şeyler diyor maharaj. 3. yoğunluktan yukarıdaki seviyelerin etkileri/enerjileriyle meydana gelen olayları, durumları, akışları kastediyor. elbette maharaj çok iyi biliyor varoluşun seviyeleri/katları olduğunu ve nasıl bir önceki yoğunluktan bilgimizi arttırma yoluyla buraya mezun olduysak, buradan da yine bilgimizi arttırarak mezun olacağımızı. maharaj da zaten öğrenişin önünü tıkadığını tespit ettiği en önemli meselenin çözümüne ısrarla odaklandığı için biraz dar kafalı "görünen" bir yol izliyor. maharaj her söylediğinde veya söylediklerinin her ayrıntısında mutlak doğruyu, hatta bazen basit bazı doğruları bile temsil etmiyor bence, ama bu onu yanlış veya kötü niyetli de kılmıyor kesinlikle. maharaj'ın odaklandığı "mesele" bence de belki en önemli veya "en başta gelen" mesele.

ben kimim, neyim? kimlik konusu 5. yoğunluk/burçla yakından ilgili. 5. burç olan aslan ateş elementi. 1. burç olan koç da ateş elementi ve koç burcunda da kimlikle ilgili önemli bazı parçalar var. nitekim "ben" kavramı koç arketipiyle çok yakından ilgilidir. koç aynı zamanda başlangıçları, temelleri ifade eder. özgürlük/hareket alanımızın, bizi bağlayan doğal yasaların ne olduğuyla ilgili temel bazı farkındalıkların şekillendiği yer.

ve dünyada bu konudaki farkındalığımızı sınırlayacak/zehirleyecek nitelikte (bu amaçlı) o kadar çok şey var ve bunlar o kadar yoğun ki, bundan etkilenmemek mümkün değil ve netice itibariyle ne/kim olduğumuz, bizi bağlayan gerçek/doğal yasaların ne olduğu, buna dayalı olarak özgürlük/hareket alanımızın ne olduğu ile ilgili farkındalığımız da feci bir sınırlama ve zehirlenmeye maruz kalıyor. ve bu, geri kalan herşeyi de çok olumsuz etkiliyor. o yüzden maharaj da kimliğin aslı, özü, temeli ile ilgili çarpıklıkları gidermeye çalışıyor elinden geldiğince ve çok da iyi yapıyor. ama bunu yaparken de başka her türlü konuya/gerçekliğe feci şekilde kepenk kapatıyor görüldüğü kadarıyla. orada biraz hata yapıyor bence, ama bu onu yanlış kılmıyor, zararlı kılmıyor bence. aksine maharaj çok önemli/temel/merkezi bir doğruya (onunla ilgili problemimize) işaret ediyor ve onu çözmek için var gücüyle ona odaklanıyor. bu çok spesifik odaklanma onu pek çok başka konulara/gerçeklere, o konuların/gerçeklerin varlığı, önemi konusunda hatalı/problemli denebilecek beyanlar vermeye de mecbur bırakıyor ve o bunu göze alarak, insanların geneli için yapabileceği en iyi şeyi yapıyor. iyi ki de öyle yapıyor. enerjisini çeşitli konulara dağıtmış olsaydı, bu kadar etkili olamayacaktı belki de. yaptığını çok iyi yapabilmek, iyice etkili olabilmek için, başka pek çok şeyi feda ediyor. ve bence buna değiyor.

maharaj'dan yararlanmayı reddetmek, ona şükran duymamak söz konusu değil benim için. ama sadece onun işaret ettiği yöne %100 adanabilmem ne mümkün, ne de bunu istiyorum. ama yararlanabildiğim kadar da yararlanmak, o konudaki açıklarımı azaltabildiğim kadar (giderek) azaltmak istiyorum ve bu konuda ondan çok yardım alıyorum.

ra'nın, pleyadeslilerin, kasyopyalıların anlattığı kozmoloji ve o kozmoloji içindeki etkileşimler, bizi saran koşullar vs'ye duyarsız, ilgisiz kalmam mümkün olamıyor. bu "maalesef" mi böyle, bilmiyorum, çok umursamıyorum da, sadece öyle. sadece iki rehberlik/bilgi türü arasındaki köprüyü giderek istikrarlı/sağlam hale getirmeye çalışıyorum. kasyopyalıları okudukça maharaj'a hayranlığım arttığı gibi, maharaj'ın mesajını özümsedikçe kasyopyalıların verdiği bilgileri de daha rahat, daha sakin, daha faydalı olacak şekilde yorumlayabildiğimi gözlemliyorum. hiçbir kaynak tek başına "herşey" olmadığı gibi, maharaj ve anlattıkları da "herşey" değil, ama çok faydalı/şifalandırıcı yönleri var.

bu dünyada, bu düzende "kim/ne" olduğumuzla ilgili o kadar berbat, o kadar sınırlandırıcı, o kadar zehirli bilgilere maruz kalıyoruz ki ister istemez, bu herşeyin rengini, tadını çok fena bozuyor. maharaj'ın işaret ettiği yol, bolca geliştirmeye sevk edildiğimiz değersizlik, suçluluk, günahkarlık, olumsuzluğu-hak ederlik komplekslerinin aşılması için de çok pratik ve ikna edici bir yol. ve doğru sonuçta. bence çok etkili bir doğal panzehir dolayısıyla.

bozadi

#13
bu arada, "telif" konusunda bir problem meydana getirmeme adına bir çaba olarak, her yeni bölüm ekleyişte baştaki bölümleri (kitap alıntılarını) sileceğim sanırım. örneğin üçüncü bölümü eklediğimde kitabın 1. bölüm alıntısını sileceğim, sonra 4'ü eklediğimde 2. bölüm alıntısını sileceğim veya buna benzer birşey.

bozadi

#14
Alıntı YapM: Arzu hazzın, zevkin anısıdır, korku da acının, ıstırabın anısı.
hmm. süper bir tanım gibi geldi bana.

Alıntı YapM: Pekala. Zihin kendi doğası gereği ayırır ve karşı koyar: Birleştiren ve uyumlu kılan, parçada bütünü gören, parçayı bütünle bir eden bir başka zihin mevcut olabilir mi?

S: Başka bir zihin mi - onu nerede aramalı?
M: Sınırlandıran, bölen, ayıran, karşı koyan zihnin ötesine geçerek. Bildiğimiz şekliyle zihinsel süreci sona erdirerek. O sona erdiğinde, bu zihin doğmuş olur.
işte, maharaj'ın zihni ikiye ayırdığı bir yer. veya, genelde "zihin" derken "3. yoğunluğa odaklı zihni" kastettiğini ifade eden bir yer. maharaj son derece arzu edilebilir bir zihin türünün varlığına işaret ediyor. bu "4. yoğunluğa odaklanan zihin" olabilir bence. veya 5. yoğunluk varoluş bilincinden ilham alarak 4'e ilerleyişe yardımcı olan bir zihin biçimi.