Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

"Ben O'yum" afirmasyonları

Başlatan bozadi, 07 Ağustos 2009, 23:30:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
üçüncü bölümden çıkardığım birkaç afirmasyon cümlesi...


Hayat nehri, ıstırap ve zevk kıyıları arasında akar. Ancak zihin hayatla birlikte akmayı reddettiği ve kıyılara tutunup kaldığı zaman bu bir sorun haline gelir. Hayat ile birlikte akmak kabullenmektir, yani gelenin gelmesine, gidenin gitmesine izin vermektir.

Arzu etmiyorum, korkmuyorum, olanları oldukları gibi ve meydana geldikleri zaman gözlüyorum, çünkü ben meydana gelen şey değilim, ben meydana gelenin muhatabıyım. Sonuçta gözlemci bile değilim. Ben o nihai, o en büyük potansiyelim, ki her şeyi kucaklayan bilinç onun tezahürü ve ifadesidir.

* * *
Şu anda cereyan eden olayda (evvelce olmuş olanda ve gelecekte olacak olanda bulunmayan) olağanüstü, eşsiz, benzersiz bir şey vardır. Onun çevresinde bir canlılık, bir gerçeklik vardır; aydınlatılmışçasına ortada durur. Şu anda olanda "gerçeğin mührü" vardır ki o geçmişte ve gelecekte bulunmaz. Geçmiş, bir an için şimdi idi, gelecek de bir an sonra öyle olacak. Şimdi'yi böylesine farklı kılan benim varlığımdır. Ben gerçek olanım, çünkü ben daima şimdi'deyim, şu anda varım ve şimdi benimle olan da benim gerçekliğimi paylaşır. Şimdi'ye odaklanmış olan şey benimledir, çünkü ben sonsuz şimdiyim. Şimdi olan olaya verdiğim de benim kendi gerçekliğimdir.
[/font=Arial]

bozadi

#16
maharaj birşey arzulamamanın erdeminden bahsederken, burada yine ikili bir durum var: kh yönelimli arzular ve bh yönelimli arzular. nitekim maharaj pozitif nitelikli arzulardan, yüksek arzulardan vs behsediyor çeşitli bölümlerde. yani "alçak zihin - yüksek zihin" ayrımı arzular için de geçerli.

bozadi

#17
Alıntı YapS: Evet, bir şeyin, bir başka şeyin tek nedeni olduğunu söylemenin sonuçta tümüyle yanlış olduğunu görebiliyorum. Bununla birlikte, biz gerçek hayatta her zaman bir eylemi başlatırken bir sonuç öngörürüz.
M: Evet, bilgisizlik yüzünden böyle sürüp giden pek çok faaliyet var. İnsanlar, bir olayın gerçekleşmesinde tüm evrenin katkısı bulunmadıkça o olayın gerçekleşmeyeceğini bilseler, o zaman çok daha az enerji harcayarak çok daha fazla şey başarabilirler.
çarpıcı bir açıklama benim için.

Alıntı YapS: Ama, herhangi bir şeyin bir nedeni olmadıkça onun nasıl meydana gelebildiğini anlayamıyorum?
M: Ben bir şeyin nedensiz olduğunu söylediğim zaman, onun belli tek bir nedeni bulunmadığını kastediyorum. Sizi dünyaya getirmiş olan kendi anneniz olmayabilirdi, siz bir başka kadından doğmuş olabilirdiniz Fakat siz güneş ve dünya olmadıkça doğamazdınız. Bunlar dahi doğmamız için yeterli olmayabilirlerdi, eğer en önemli faktör, sizin kendi doğma arzunuz olmasaydı. Doğumu sağlayan, isim ve biçim veren unsur arzudur. Arzu edilen şey düşlenir, istenir ve o, somut ya da kavranabilir bir şey olarak kendini tezahür ettirir. İçinde yaşadığımız dünya, kişisel dünyamız böyle yaratılmıştır.
iyi açıklama. bir insanın doğumundaki en önemli faktör, o insanın doğma arzusu. 

Alıntı YapGerçek dünya zihnin kavrayış alanı dışındadır; biz onu arzularımızın ağı içinden görürüz, zevk ve acıya, doğru ve yanlışa, iç ve dışa bölünmüş olarak.
kasyopyalıların "arzulu düşünüş" (wishful thinking) dediği şeyi ve bunun temeldeki negatifliğini ifade etmiş.

Alıntı YapEvreni olduğu gibi görmek için ağın ötesine adım atmalısınız. Bunu yapmak zor değil, çünkü ağ deliklerle doludur. ... Ağa ve onun birçok çelişkisine bakın. Her adımda hem yapan hem bozansınız. Barış, sevgi, mutluluk ister, ama acı, nefret ve savaş yaratmak için var gücünüzle çalışırsınız. Uzun yaşamak ister ama aşırı yemek yersiniz, dostluk ister ve istismar edersiniz (sömürürsünüz). Ağınızın böyle çelişkilerden örülü olduğunu görün ve o çelişkileri giderin sizin onları sadece görmeniz onları ortadan kaldıracaktır.
hmmm, ağ derken sanki birden fazla anlamda kullanmış gibi geldi bana. hafiften "matrix" anlamında da kullanılmış gibi.

Alıntı YapS: Madem ki benim çelişkiyi görmem onu ortadan kaldırıyor, o zaman benim onu görmem ile onun gitmesi arasında bir neden-sonuç ilişkisi yok mudur?
M: Neden-sonuç (nedensellik) bir kavram olarak dahi kaos ile bağdaşamaz.
sorucu burada maharaj'ı köşeye sıkıştırmış sanki inceden :)

bozadi

#18
bu bölümden çıkarabildiğim tek afirmasyon:


Olan her şeyin kaynağı, Sonsuz Olanak, En Yüce Gerçektir ki O benim içimdedir ve O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üstüne gönderir.[/font=Arial]
[/b]

bozadi

#19
maharaj'la konukları arasında geçen soru-cevapların hepsini anlamlandıramıyorum. kavrayamadığım, atlamak zorunda kaldığım pek çok şey oluyor. tekrar tekrar okurken daha iyi anlarım diye düşündüğüm şeyler. buradaki incelemelerimde yalnızca az-çok kavrayabildiğime inandığım veya kavramaya çalıştığım şeyleri inceliyorum.

Alıntı YapM:Doğum ile meydana çıkmış olan o, bedeni bilen (bedenin bilicisi) ölüm ile de kaybolur. ...Bilinç, tezahür etmek için bir taşıta, bir araca muhtaçtır. Hayat bir başka beden meydana getirdiğinde, bir başka bilen (bilici) varlık kazanır.
"beden bilicisi" neyin nesidir anlayamadım. hafiften "beden ölünce ruh da ölür" gibi bir anlam çıkarmış gibi oluyor ama kastedilenin bu olmadığı, Maharaj'ın hem bu bölümdeki, hem de diğer bölümlerdeki çeşitli açıklamalarından anlaşılabiliyor. ayrıca beden-bilici "ölür" de demiyor, "kaybolur" diyor. ölümün ardından 5. yoğunluğa geçişle birlikte egonun çözülüşünü kastediyor belki de. yani bedenkeyken kendi varlığını o bedenin varlığıyla özdeşleştiren parçamız bir bakıma. o geçici parazit/sahte benlik ölüyor anlamında söylenmiş bir söz belki de. aslında 5. yoğunluğa geçişte bu anlamdaki "ego"nun ölüp ölmediği ilginç bir mesele benim için. örneğin bir 4KH varlığı dezenkarne olup da 5. yoğunluğa gittiği zaman ne oluyor? negatifliği de geride mi kalıyor? 5. yoğunlukta negatif kutupsallığın da mevcut olduğunu biliyoruz (6. yoğunlukta sadece denge amacıyla temsili enerji olarak mevcut olduğu söylenmişte Kasyopya celselerinde). 5. yoğunluk değerlendirme merkezine giden bir kertiş, o süreçte hala "kertiş" mi acaba? kendi deneyimlerine, felsefesine ne gözle bakıyor? çok ilginç bir mesele. bunun üzerinde düşünmeye devam edeceğim sanırım. şu anda tek sezebildiğim, 5. yoğunluğun enkarnasyon düzeylerinden çok farklı olduğu, herşeye bambaşka ve aşkın bir gözle bakıldığı. eş-yaratanlık bilinciyle. spatyom anlamındaki 5. yoğunluk ile kendi özgün müfredatı olan bir sınıf anlamındaki 5. yoğunluğun farklarını, etkileşimini merak ediyorum.

Alıntı YapM: Ölümde yalnızca beden ölür. Hayat, bilinç, gerçek ölmez. Ve hayat asla ölümden sonraki kadar canlı değildir. ...Doğmuş olan ölmek zorundadır. Ancak doğmamış olan ölümsüzdür. Asla uyumayan ve uyanmayanı ve sizdeki "Ben" duygusunun neyin solgun bir yansıması olduğunu bulun.
"hayat asla ölümden sonraki kadar canlı değildir"!!! haha, son yayınladığımız kasyopya celsesinde kasyopyalılar "Bedende olmak hiç "hayati" değil" demişti. maharaj'la pişti olmuşlar resmen. kasyopyalılarla maharaj'ın öğretisi arasında pek çok başka uyumluluk, eşgüdüm var.

"Doğmuş olan ölmek zorundadır. ancak doğmamış olan ölümsüzdür" maharaj'dan bu cümleyi ilk okuduğumdan beri aklımdan hiç çıkmayan bir açıklama. ölünce ölmeyecek olan parçamız, hiç "doğmamış" olan parçamız. olağanüstü ilham verici geliyor bana. hiç doğmayan, sadece doğan beden üzerinden buraya "uğrayan" parçamız, ruhumuz, gerçek varlığımız.

bozadi

#20
Ölümde yalnızca beden ölür. Hayat, bilinç, gerçek ölmez. Ve hayat asla ölümden sonraki kadar canlı değildir. Doğmuş olan ölmek zorundadır. Ancak doğmamış olan ölümsüzdür. Asla uyumayan ve uyanmayanı arıyorum. Bunun için aklımı ve gönlümü onun üzerinde tutuyor, ona ilgi gösteriyor ve hatırlıyorum. Ayırabildiğim tüm zamanımında onunla birlikte oluyorum, ta ki ona kendiliğimden dönüp kendiliğimden onunla birlikte oluncaya kadar. Bundan daha sade, daha kolay bir yol yok.[/font=Arial][/b]

Tgur

#21
Bozadi kardeşim ,anlamıyorum diyorsunuz ama çok güzel sonuçlamışsınız,
Bölümün özü o ,hayat denen ben in solgun yansımasında cennet cehennem çukurlarının rehabilitesi ile meşgulüz ,boş mu dolu mu diye..
Esasta solgunluğun derecesi, buradaki maceramız, azmı solgunuz ,yoksa silik bir solgunluk mu ,en iyisi silik kalmak galiba..

bozadi

#22
teşekkür ederim Tgur.

son yorumunuzu düşünüyorum; tahmin ettiğim şeyse, bunun ne kadar mümkün olabileceğinden emin değilim.

Tgur

#23
Bazen sessizlik yani silik olmanın ,başlangıçla sonun bir olduğunun idraki ile mümkün olduğundan gereklidir şeklinde düşünürüm ,muhatap olan, bir arayışın içinde size gelip çarpmıştır ,senelerin katmerleştirdiği korku ve kıyamet aurasından kurtulup, özünün tamamen içinde olduğu sevgi itilimi ile, kurtuluş ,ferahlama peşindedir ,

Zira,spirütüel bilgiler ve tasavvuf ile sufi bilgiler şeklinde dünyaya yayılan ve oldukça benimsenen konular, korkutan,sınırlayan olanların yanında kalbe daha yakın görünmektedir,

Bu durumda şahıs, mevcut sergilenmiş bilgilerle inancını yenileme veya yenilememe konusunda kendi kendine kalmalıdır derim ,mücadele olacak, bilgilenme yolunda safiyane yürüyenlere yine kendi realitesine göre ispatlar gelecek ,"bilgi korur" gerçeği kendini gösterecektir.

İşte silikliğin uygulanması, kanaatimce bazen bunun içindir.




bozadi

#24
Alıntı YapMeditasyonun başta gelen amacı içsel yaşamımızın farkına varıp onunla yakınlık kurmamızdır. Nihai amaç, hayatın ve bilincin kaynağına ulaşmaktır. Sırası gelmişken, meditasyon uygulaması karakterinizi derin biçimde etkiler. Bizler bilmediklerimizin esiriyiz; bildiklerimizin ise efendisi. İçimizde her ne kusur ya da zayıflık keşfedersek ve onun nedenlerini ve işleyiş biçimini anlarsak, sadece bu bilme onu yenmemíz demektir

günlük yaşamın bizi sevk ettiği yoğun ve sürekli stres çeşitleri, 6. yoğunluk yüksek benliğin ve/veya 5. yoğunluk merkezi benliğin sesinin/rehberliğinin duyulmasını zorlaştırıyor. meditasyonda yüzeysel düşünce süreçlerimizi yavaşlattığımız, sakinleştirdiğimiz zaman, üst boyutlarla olan süptil/ince bağlantılarımızın duyulabilirliği artıyor. ne kadar beklentisizce kendimizi yüksek bilgeliğe teslim edip bunu günlük yaşam düzeyine aktarabilirsek o kadar güzel. tekrarlandıkça da bunda uzmanlık artıyor tabi. benim bu konuda ciddi istikrar/devamlılık problemlerim oluyor. aşmaya çalışıyorum.

günlük stres düzleminde olumsuzluklarımızla ve korkularımızla yüzleşmek zor oluyor ve bilinçaltına bastırmaya çalışıyoruz. ama bu onları daha zorlu hale getiriyor. meditasyonel sükunet ve cesaret halinde, her türlü olumsuzluklarımızın farkına varıp, acil bir çözme stresi yaşamadan, sadece kabulleniş ve çözümüne güveniş duygusu yaşamak bile her türlü olumsuzluğun etkilerini azaltıp çözüm sürecine sokuyor bir şekilde. sadece farkına varmak çok şeyi çözüyor gerçekten. şu anda bizi etkileyen olumsuzlukların farkına varmaya başlamak, onlara bakmak, yüksek bilgeliğin ve hayatın hepsine bir şekilde çözüm sunacağına güvenmek olağanüstü.

--

Sanskritçe'de Sattva birebir anlamda "varlık, gerçeklik" anlamına geliyormuş ama daha ziyade "saflık" anlamında kullanılıyormuş.

bozadi

#25
Meditasyon yapmamın başlıca amacı içsel yaşamımın farkına varıp onunla yakınlık kurmaktır. Nihai amacım hayatın ve bilincin kaynağına ulaşmaktır. Meditasyon uygulaması karakterimi derin bir şekilde etkiliyor. Bilmediklerimin esiriyim, bildiklerimin ise efendisi. İçimde her ne kusur ya da zayıflık keşfedersem ve onun nedenlerini ve işleyiş biçimlerini anlarsam, sadece bu bilme onu yenmem demektir. Bilinçaltımdaki olumsuzluklar bilinç düzeyine çıktığı zaman eriyip gidiyor. Bu çözülüş enerjimi serbest bırakıyor, zihnim kendini yeterli hissedip sakinleşiyor.

Olumsuz düşünce kalıplarımı çözmem için yapmam gereken şey bunların üzerimdeki ve içimdeki etkilerini izlemektir. İşleyişlerini fark ediyorum, düşünce ve davranışlarımdaki ifadelerini gözlüyorum, o zaman yavaş yavaş üzerimdeki baskıları gevşiyor ve varlığın saf ışığı ortaya çıkıyor. Tek şart samimi ve ciddi istektir.[/font=Arial]
[/b]

maskesiz

#26
Meditasyon yapamıyorum yapmak istemediğimden değil sadece uygun ortam bulamadığımdan yada çenemin çok düşük olmasından uzun süre konsantre olamıyorum sanırım ama çok sık gözlerimi kapatır ve derin bir nefes alırım zihnimi boşaltmaya çalışırım ama nefesimi yavaş yavaş veriyorum diyemiyeceğim anında olduğu gb hepsini dışarı veriyorum belki allerjik astımım olduğu içindir ama çok isterim kendime ait bir zamanım olsun ve meditasyon yapabiliyim sağolasın Sevgili Bozadi hatırlattığın için
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

bozadi

#27
birşey değil maskesiz :-)

Tgur

#28
Meditasyonu ben de benimserim ve yaparım,
Ancak meditasyonun insanlık üzerindeki yanlış teamül ve dayattırmaları alet olarak kullanan bir bilinç düğümü yarattığını da bunca senelik hayatımda tesbit ettim,

Ne demek istiyorum,

Meditasyonun özelliği çeşitli kalıpları çeşitli usullerle tekrar etmektir,
İşte ben bu şartlar manzumesinin , meditasyonu gerçek maksadından saptırdığını, yani öze ulaşma yolundaki araç özelliğini yok edip,  amaç,son hedef haline getirilmesi şekline dönmesindeki tehlikesinden bahsediyorum.

Şu anda insanlığın büyük kısmı bu amaç tehlikesinin kıskacında ,

Meditasyon ,ilah haline getirilmiştir,

Bilinç yoksunluğundan ,kişiler ,yaşarken yaptıkları denge bozukluklarını ,hak yeme ,doğaya hayvana , insana verdikleri zararı telafi için hemen meditasyona başvurmakta ve onu uyguladıktan sonra, mesela, insanları aldatmaya devam etmekte ve bunu olağan bir yaşam hali olarak kabul etmekteler,

Tabidir ki kimsenin karma borcu ödenmesi muhasebesi üzerinde fikir yürütüp kesin bir sonucu ortaya dökmeye yetkili değiliz ,o yetki kişinin kendi benliği ve evrimi ile ilgilidir,bizim bu konu üzerindeki işaretimiz, amaç ,ilah haline getirilme işi .

Ayrıca bahsettiğimiz tehlike, bu tekrarların bir silah halinde ,bazı kişilerin diğerleri üzerinde hükümranlık kurma yolunda da kullanılmakta olduğu üzerinde de yoğunlaşmaktadır ,

Diğer yandan kişinin kendi kendine yarattığı tehlikeden de bahsedebiliriz ,aynı döngüde takılı kalmak ,yapamadığı zamanlar kendi kendini suçlamak ,stres unsuru yaratmak,olan mutluluğunu
yoketmek,

Bu mutsuzluk anlarını ben de çok yaşadım ,hatta ,yapmayanları suçlamak nöbetlerim de oldu..

Bu noktada ,bana bilgiye ulaşma yolunda kapılar açan bütün üstat ,kişi ve oluşumlara şükranlarımı sunmak boynumun borcudur ,
Bu sitede de var onlar..

Ve bir zamanlar meditasyon yaparken bildiğim dilde dualar kullanırdım ,
Yine bir zamanlar, bana liste şeklinde  verilen zikir ,dua ,v.s. listelerini kendimce seleksiyona tabi tutup ,eksiltmeler, ilaveler yapmayı ,zamanlarını, mesela spor yaparken  ayarlamalara uyguladığımı hatırlarım ,dünyalar yıkılmadı ,hatta daha çok mutluluk ve safiyet hissettim.

Şimdi ise meditasyonumu ,benimsediğim ,istediğim ölçüde ve hatta ölçü tanımaz kendi uygulamalarım ,ilavelerim ,zamanım özelliğinde sergiliyorum ve bütün bunların üstünde düşünsel çarpıklıklarımın oluşum üzerindeki etkileri olduğu farkındalığı ile düşünce disiplini üzerinde duruyorum ,

Bence belirli bir bilince gelmiş kişinin dikkat etmesi gereken husus bu ,zira oluşumun direksiyonu
elimizde , bizde..


Alemtac

#29
Meditasyon, dediğiniz gibi belli kalıplara ve ritüele bağlı olmaksızın yapılmalı bencede. Mesela pencereden dışarı bakarken bile meditadatif hale geçmemiz mümkün, yani benim için öyle oluyor. Düşüncelerimin boşaldığını rahatladığımı hissediyorum. Meditasyonda amaç Bozadi'nin de dediği gibi olumsuz düşüncelerden uzaklaşmaktır bir yerde. Mesela bir kristale bakarken de aynı şeyi yaşıyorum. Nefes egzersizlerini sağlık problemim nedeniyle söylendiği şekilde uygulayamıyorum, kendime göre bir uygulayaşım var. Meditasyon özümüzde vardır, sadece hatırlamak için bir öğreticiye ihtiyaç var. Sonrası kendiliğinden gelir.