Realitelerimizdeki sorumluluk payımız

Başlatan Gülay, 02 Nisan 2009, 01:58:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ivrin

#15
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Pınar



Bu soruda ise, akışa güvenmek ve onunla bir olmak geliyor hemen aklıma.Çünkü seçimlerimizde başkalarının etkilenmesinin bizi kısıtladığını düşünmek bizi akışa ters ya da bir yerlere takılı kalmaya iter.Bu nedenle aslında, bir kişiden ziyade, herkesin akışın güvenliğini duyumsaması gerekmektedir.Çünkü yoldaki tıkanıklık, akışı takip eden kişilerin de yola devam edememelerine sebep olacaktır.:)) Bizler domino taşları gibiyiz.Gideceğimiz yön belli, buna direnirsek akışı tümden bozarız ve oyunun da tadı kalmaz.:))


İşte bu yüzden sevgili dostum, Başkalarına Hizmet ile aydınlanmayı sürdürme çalışmaları tüm sorumluluğu ile devam etmeli[;)]
 

Tiversonus

#16
"Ve gördük ki her durumun yaratımı önce düşünce de başlıyor! Sonra inançta ve sonra da eylemde bitiyor."

Kasyopya celselerinde şu kavram söylenir: "saf bir inanc" . Sanırım şu vurgulanmak istenir, "beklentisizlik" halinde "çekim" manipüle edilebilinir. "Beklenti" içerisine girilir ise yaratım ya durur ya da beklenti yok oluncaya kadar askıda kalır. Beklentisizliği de yani "kendin için değil" ancak "bütünün hayrına" beklentisizlik içerisinde yapabilirsin. Muazzam bir denge seziyorum veya işleyiş.

Ve harika özetlemişsin, teşekürler ivrin.

ivrin

#17
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

"Ve gördük ki her durumun yaratımı önce düşünce de başlıyor! Sonra inançta ve sonra da eylemde bitiyor."

Kasyopya celselerinde şu kavram söylenir: "saf bir inanc" . Sanırım şu vurgulanmak istenir, "beklentisizlik" halinde "çekim" manipüle edilebilinir. "Beklenti" içerisine girilir ise yaratım ya durur ya da beklenti yok oluncaya kadar askıda kalır. Beklentisizliği de yani "kendin için değil" ancak "bütünün hayrına" beklentisizlik içerisinde yapabilirsin. Muazzam bir denge seziyorum veya işleyiş.

Ve harika özetlemişsin, teşekürler ivrin.

Bu özet "Bir"e ait sevgili Tiversonus ve bütündeki bilgi de yavaş yavaş ortaya dökülüyor işte, bazen senden bazen benden bazen diğer sevgili meleklerden. O sonsuzluğun saf bilgisinin ne kadar kendisi olma yolunda yol aldığımızla alakalı olabilir mi acaba?

Sevgilerimle..
 

ivrin

#18
Sevgili dostlar; Yaratım ile ilgili ağ çalışmalarında gelişim daha hızlı oluyor ve bazı kabul edilemeyen kalıplaşmış olanlarla da, kaçışı olmayan bir yüzleşme yaşandığı için, bir nevi gelişim kesin sağlanmış oluyor.

Çünkü o çalışmalarda kendimize itiraf edemediklerimizi görme şansımız oluyor; genelde zihin kendisini besleyebilmek için hataları görmez, tam tersine kimliğini korumak için hataları besler çünkü alışkanlıklardan kurtulup bağımsızlaştıkça zihinsel kimlik realitenin içine çöker o da buna karşı direnç göstererek varlığını koruma mücadelesine girer ve öz-varlığımız ile aramızda perde olur. İşte o sebeple bu yüzleşmeler de dostlar arasında kaçış olamıyor! Siz görmeseniz de guruptaki diğer dostlar görüyor hataları ve bir bütün halde çözüme gidildiği için de doğru sonuçlar elde ediliyor. Ben her zaman bunu savunuyorum; gurup çalışmaları gerçekten yüreklilik isteyen çalışmalardır ve ben her zaman bunu sınırsızca desteklerim, böyle kararlar alan insanlar benim için en cesur insanlardır, egonun yok olduğu bir birliğin içinde eksik ve hatalarınla yüzleşmek kadar geliştirici ne olabilir ki!

Akloliklerin iyileşme süreçlerinde yapılan toplu terapileri düşünün işte hiç bir bağımlılığımızdan (bağımlılık diyorum dikkat! Sakın yanlış anlaşılmasın. Çünkü irade tek başına daima güçlüdür ama bağımlılıklar seçimimiz olduğunda irade devreden çıkar ve o alan zihinsel kimliğe emanet edilmiş olur) tek başına kurtulamıyoruz gerçeğini orada görebilirsiniz! Ben bunu tam anlaybilmek için çok defa bağımlıların toplu terapilerine katıldım, orada bir alkol ya da madde bağımlısı olmanıza gerek yoktu, orada kendi zihinsel kimliğinize veya bir kişiye ya da eşyaya bağımlılığınızın, veya zihnin hatalı düşünce kalıplarına bağımlılığınızın da sonuçlarını görme değerlendirme şansınız oluyor. Sonra da dostlarımla yaptığım ağ çalışmalarında yaratımlarımıza blokaj koyduklarımızla yüzleşmeye başladığımızda bizimde bir çeşit bağımlılık terapisi gördüğümüzü farkettim. O blokajları ben bağımlı olduğumuz kimyasal maddeler olarak görüyorum, her hatalı düşünce kalıbı bir çeşit uyuşturucu yani bizi farkındalıklarımızdan ve yaratımlarımızdan alıkoyuyor! benim kendime öğütlerim arasında en sevdiğim öğüdüm şudur; "Alışkanlıkları ile yaşayan kendi iradesizliğinin esiridir, bağımsız birey alışkanlıkları ile değil güçlü iradesi ve farkındalıkları ile varolur." ve yaratımı da ancak bağımsız irade ile öz-varlığımız yapabileceğine göre, öncelikle bu bağımlılıklarımızdan kurtulma seanslarımızı bir düşünelim mi?

İşte yaratımlarımızı bu bağımlılıklar sayesinde gerçekleştiremediğimiz için, "alışkanlık" bağımlılığından da ağ çalışmalarıyla en kısa zamanda kurtulabilir ve yaratım çalışmalarına girebiliriz. Ancak guruptaki herkesin aynı yüreklilikte olma durumu elzemdir ve -düzen içerisinde şeffaf olma- zorunluluğu vardır. Çıkan sonuçlardan örselenme utanma gibi duygu durumları yaratacak kimselerin bu çalışmalara girmemesini tavsiye ederim. Alışkanlık edindiğimiz tüm düşünce kalıpları bizi yaratımlarımızdan uzak tutuyor arkadaşlar ve en kötüsü de o hatalı düşünce kalıplarına geliştirdiğimiz inanç. İşte o zaman çöküş kaçınılmaz oluyor:(

Sevgili dostlar bunu ifade etmeden de geçemeyeceğim; sitemizin en büyük faydalarından biri de şu ki, burada birbirimize ulaşma konusunda hiç bir sıkıntımız yok! Bir toplu çalışma yapmak isteyen arkadaşlar olduğunda, gerek yazışarak gerekse de görüşerek buluşmaları adına sitemizin bunu engelleyici kuralları olmamasına minnettarım ve çok teşekkür ediyorum. İyiki buradayız ve bir bütün halde gelişimimiz adına her anlamda hizmetimizi icra etme yöntemlerimiz sınırsız. Bu başlıkta da tekrar şükranlarımı sunmayı bir görev bildim.

Sevgiler..
 

Pınar

#19
Sevgili Meleklerim, sizlerle arınma ve geçmişin gölgesinden nasıl çıktığımı paylaşmak istiyorum.[:)]

Yaklaşık 3 yıldır, sürekli okuyarak ve araştırarak kişisel gelişim ve arınma metotları üzerine bir çok bilgi edindim. Tümü değerli bilgiler, ancak benim zihnimde tümü teorikti.EFT, Sedona, NLP, Deep Peat, Reiki, AGMA her biri hakkında bilgi depolamıştım. Bunları çevremdeki kişilere, " bak böyle yapacaksın, bu sorununu şu şekilde aşacaksın" tarzında beylik laflar ile ben biliyorum diye ahkam kesmekteydim. Kısaca, "spirütiel serseri" olma yolunda emin adımlarla ilerliyordum.[8D] Ta ki, sürekli aynı stresleri yaşadığımı farketmeye başlayana kadar ve tüm bunlarla nasıl başa çıkacağımı bilemez hale gelene kadar. O an Gülay'ın yazdıklarından ve onun " Bu kadar bilgiyi neden pratiğe dökmüyorsun?" sorusundan sonra, bana vermiş olduğu meditasyonu yapmaya başladım. Bendeki sorun şu idi ki, eril enerjim dişi enerjimi tamamen baskı altına almış, "kaba yenge" motifi ile işlenmiştim, bunun yanısıra öfkemi ve sevgimi dengeleyemiyor ve ani tepkilerle birden uçuşa geçiyor, kendime gelip sakinlediğimde çevre ormanda devrilmemiş çam bırakmıyorum.[:D]

Meditasyonda kendimi dengelediğim ilk gün, kelimenin tam anlamıyla paslanmış demir bir çarkın iniltisi gibi dönmekte zorlanmıştım. Ama yılmadan devam ettim. Hayatımda ilk defa, içinde bulunduğum bu durumdan, içsel çekişmelerimden kurtulmak istiyordum, çünkü başka bir ruh durumunun farkına varmıştım. Huzurlu, anda ve dengede olabilmenin müthiş dinginliğini farketmiştim. Daha sonraki dengeleme ve meditasyonlarımda bir akrep ile yüzleşmeye başladım. Biliyordum ki, bu akrep benim yıkıcı olan tarafımdı. En son onu toprağa emanet ettim.[:D]

Yaşamımda, sürekli tekrar eden olayların varlığını farkettim, bir kaç yıl arayla aynı dersleri gördüğümü ve her defasında başarısız olduğumu. Bu arınma çalışmalarımda bu ders yine önüme çıktı, ama bu kez farkındalıkla bunu kabullendim. Olay bu, ders de bu dedim ve sevgiyle olanın olmasına izin verdim. Dersler devam ediyor, arada gol yiyorum, arada topu tutuyorum. Amacım, her defasında topu tutar hale gelmek. Ve bu arada inanılmaz bir biçimde rahatım, andayım, kafamdaki bıcırtılar, şikayet edenler, sızlayanlar yok, en güzel olanı da anda kalmam.[:)]

Şimdi bilincindeyim ki, seçimlerimi yapma özgürlüğüm var, bu seçimlerimin sorumluluğunu sevgiyle taşıyorum. Bu muhteşem sistemin işleyişini öğreniyorum ve öğrendikçe bu sistemin mükemmel işleyişine hayran oluyorum.

Sevgiyle...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Gülay

#20
Bir haftadır aşırı yoğunum ve sert enerjilerin beni ve çevremdeki insanları nasıl etkilediği (haftalık astroloji bilgilerinin de bu yönde açıklamaları var) herbirimizin zorlu sınavlardan geçtiğimizi gösteriyor..

Kendi realitem içersinde karşılaştığım sertliklerden merkezimde kalmaya dikkat ederek ve özellikle öfkemi kontrol ederek dengede kalmaya gayret ediyorum...

Ve 2009 la birlikte yaratımın hızlanması, olumsuz bir konunun düşünce seviyesinde bize hissettirdiği negatif duyguyla, 'bu şöyle olur... yada acaba şu bu nedenlemi olumsuz oldu...' gibi bir saniye içinde aklımızdan geçen yorumların birden bire aynısının olduğunu görmekteyim..
Ama bu 'ben demiştimde başıma geldi' türünden değil, resmen düşündüğüm şeyi bizzat yaratma yetisi, ben bunu çok fazla deneyimlemeye başladım bu yüzden paylaşıyorum...

Örneğin, davetinde ısrarcı olan bir ahbabımdan o an  kurtulabilmek için o güne .... isimli arkadaşımın bana geleceğini ve kutlama yapacagımızı söylüyorum ve kurtuluyorum..
Bir gün sonra o arkadaşım beni arıyor ve şarapları alarak geleceğini ve hayatındaki bir güzelliği kutlıyacağımızı söylüyor,

Fakat olumsuzlukları daha fazla yaratıyorum ve artık düşüncelerimi ve dediklerimi daha fazla gözlemlemeye başladım...
Kendimce çıkış yolları bulmaya çalışıyorum,

Diyelim bir kişiyle bir konuşmaya giriyorsunuz, ve konusuna göre kafanızın içinde yargılarla karışık hissetmeler oluyor, onu saniyede geçiriyorsunuz, en çokta acaba mı? denildiği noktada acabayı yaratıyorsunuz...
Şİmdilik tespitlerim bunlar, bakalım kendimi düşüncelerimi ve realitemi yakalama konusunda yeni farkındalıklar geliştiriyorum ve bunları paylaşacağım...

Ama Aktaryusluların bildirdiği sözler içimde çok güzel yankı buldu;

'''KORKULARIMIN YAŞAM ALANIMA GİRMEDEN DEĞİŞTİRİLMESİNİ SEÇİYORUM'''

Evet, ben şu anda bunu seçtim, vede öyledir:)))
 

Tsunami

Ah sevgili Gülay, nasil yerinde tespitler ve ne kadar haklisin :)

Bu ara neler oluyorsa beni de inanilmaz yoruyor düsüncelerim ve düsüncelerimin yaratimlariyla bogusmakla mesgulum:(

Düsündügüm her sey neredeyse simsek hiziyla gerceklesmekte. Olumlu olanlar evet beni cok mutlu ediyor ama olumsuzlari da yoruyor. Düsünce boyutunda olumlu da kalabilmek tanrim ne zor!!

Gectigimiz hafta ici olanlari anlatmaya calisayim:

Bir arkadasim beni ve su an yanimda olan annemi evine davet etti. Ana caddenin kenarinda oturur ve cocuklari o caddede bisiklete binerler. Bir kac sene evvel, ordayken kizim arkadasimin cocugunu  bisikletini alip caddeye firlamisti. Olayi farkettigimde dizlerimin bagi cözük bir halde bir kilometre pesinden kosmustum.Kizim kücüktü, iki tekerli bisikleti yeni ögrenmisti ve trafik kurallarindan bihaberdi. Neyse herhangi bir sey olmadan ama duygusal acidan sonderece yipranmis bir halde onu yoldan alip eve getirmistim. Bu korku bende duruyormus, hic bir yere gitmemis meger:(((

Arkadasimin teklifini kabul etmistim ama bir kac dakika sonra korkumla yüzyüze geldim. Tanrim, ne yapacaktim? Yine ayni sey olursa? Bisiklet? Ana cadde? Kizim? Kizimi okuldan almistim. Kafam bu sorularla ve olumsuz yaratimlarla mesgul bir sekilde direksiyondaydim. Derken önümde trafik durdu. Tabii ben de . Epeyce bir bekledikten sonra, önümdeki arabalar teker teker manevra alani yaratip döndüler.Gittigimiz yönde trafigin acilmayacagi belliydi. Hepsi döndü. En önde ben kaldim. Dönmeyecektim, ne oldugunu bilmek istiyordum. Zaten bosalan yerlere gele gele olayin gerceklestigi yerin tam önüne geldim. Bir ambülans, bir polis arabasi ve bir kücük bisiklet!!!! Aman Allahim, gözyaslarimi tutamiyordum. Minicik bir bedeni sedyeye koyarak ambulansa bindirdiler. Bisikletli kücük bir kiz cocuguna araba carpmisti. Üstelik tam arkadasimin evinin oldugu caddedeydik. Bu kadar mi olur dedim..Bu neydi simdi??

Arkadasima gitmek istemedigimden emindim ama annemin ve arkadasimin planini degistirmeli miydim? Bir sey yapmadim. O gece arkadasimdan mesaj geldi, bir isi cikmis...Aman tanrim bu mesajin karsiligina ne yazdim biliyor musunuz, \"Cok tesekkür ederim, seni seviyorum:)))\"

Bu da olumlu bir düsünce ve yaratimdi.

Yine bu hafta benzin isigini farketmemis olmamdan dolayi , bir korku yasadim. Ya yolda kalirsam diye..Kaldim!!!

Düsündügüm herseyin hizla gerceklesmesi basimi döndürüyor, yavas biraz ..biraz yavas..el insaf diyorum; duymuyor:))))))
 

Gülay

#22
Sevgili Tsunami

Mümkün olan ölçüde korkularımızdan özgürleştiğimiz her seferinde yaratımın en az zarar veren realitesini gerçekleştiriyoruz...

Bunu hem terapilerimde hemde kendi özelimde gözlemledim ve doğruluğu konusunda emin olduğum için buraya yazabilirim...

Kuantum alanımız sayısız potansiyel realitelerle dolu, ve biz hangi titreşimde bulunuyorsak o düzeydeki realiteleri deneyimliyoruz...

Ayrıcada büyük geçmiş olsun dünyasal açıdan yani:)))
 

Alemtac

Sevgili Gulay;

Seni tebrik etmek istiyorum ve cok da tesekkur ediyorum: Kuantum Astrolojisi...

Actigin bu baslik herkese farkli bir bakis getirecek, astrolojinin farkliligini ortaya koyabilecek ve digerlerinden (fal/gelecek habercisi) ayricaligini gosterebilecek. Ozgur iradeye saygi budur bence, sadece yolu gostermek..secim bizlere kalmis.

Sevgiler
 

Gülay

#24
Sevgili alemtaç

Teşekkür ederim, bende senin aktarımlarından öğreniyorum ve birlikte öğreniyoruz:)))

 

Gülay

#25
KİŞİSEL BENLİĞİME, GENEL BİR BAKIŞ AÇISIYLA ÖZELEŞTİRİ


Belirli aralıklarla (genellikle 6 ayda bir) yaşadığım olaylardaki tepkiselliklerimi değerlendiririm ve hedefim olan 'tam ve bütün olma haline' ne kadar yaklaştığımı değerlendiririm ve kendimce tutum ve davranışlarımda dönüştürülmesi gereken noktaları tespit ederim...

En son yaşadığım ve sert etkilerle test edildiğim malum realitemde bırakmam gereken ve dönüştürmem gereken benliklerimi paylaşmak istiyorum...

- Bir bilgi bir diğer kişiye aktarıldığı anda objektiflikten çıkar  ve aktaran ve bilgiyi alan kişiye malolur..

- Bu aşamadan sonra yapılan karşılıklı diyaloğ bilgiyi pozitif veya negatif kutupluluğa kaydırır ve bu durum mutlaktır...

- Eğer yapılan diyaloğlar  içimizde sevgisizlik hissettiriyorsa, yada kişisel saldırı olarak algılamamıza neden oluyorsa işte tam burada negatif benlikler kırmızı alarm vermektedir...

- Bu noktada derhal en yüksek farkındalık haline geçilmesi gerekmektedir...

- Girilen diyalogta bir yanlış anlaşılma sözkonusuysa en uyumlu cümlelerle ve mümkün olan yargısızlıkla mevcut durum yeniden açıklanabilir...

- Tam bu noktada hem kendimizi yani duygularımızı, hemde karşımızdaki kişiyi mümkün olan en objektif bakış açısıyla gözlemlemeliyiz...

- Uygulamaya koyduğumuz bu tedbirlere rağmen negatif diyalog ısrarla sürdürülmeye çalışılıyorsa;

- Bu durumda bir duygusal vampirlik söz konusudur ve en büyük tuzak Haklı-haksız psikolejisi ile bir vakum yaratılarak içine çekilmemiz söz konusudur..

- Bu tuzağa bir kere düştüğümüzde ne kadar iyi niyetli olursak olalım ''körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar'' diyaloğu yaratılmış olmasıdır..

- Ve bu bir kısır döngüdür...

- İçine düştüğümüz durumu farkettiğimiz anda bu diyaloğtan derhal çıkmamız gerekir..

- Eğer bir kızgınlık veya kırgınlık oluşmuşsa bilinen yöntemlerle bu duygulardan kurtulmamız ilk yapmamız gereken şeydir...

- Çünkü hep unuttuğumuz ama hiç unutmamamız gereken tek şey kimseyi değiştiremiyeceğimiz gerçeğidir...

- Ve maalesef karşımızdakini değiştirebileceğimiz illizyonundan çıkmak farkındalık oluşturmanın birinci kuralıdır...

- İkinci kural ise hiç bir şeyi kişisel algılamamamızdır...

- Karşımızdaki kişiye ait olan ve bizi rahatsız eden  her yargı o  kişinin kendisine aittir ve o istemedikçe değiştirilemez ve buna sizin yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur..

- Ve bunu kabul ettiğimizde kendimizi savunmamız gereken bir durumun da mevcut olmadığı idraki tek gerçektir..

- Savunmasızlık halinin, negatif blokajı % 50'in altında olan insanların başarabileceği bir hal olduğunu düşünüyorum ...

- Kendimin ve bu yazdıklarımı okuyan herkezin en kısa zamanda bu idrake gelmesini temenni ediyorum:)))   

-
 

Alemtac

#26
Yinede tum yasananlarin "Hayirli" bir nedeni vardi :))
 

Gülay

#27
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Yinede tum yasananlarin "Hayirli" bir nedeni vardi :))


[:)][:)][:)]

Evet, her şerdeki hayır misali değilmi:)))
 

Alemtac

#28
Ol, Yap, Sahip Ol

Burada en önemli konu olmak ve yapmak arasındaki farkı anlamaktır. 'OLMAK' Ruhun fonksiyonudur, 'Yapmak' ise bedenin. Beden Daima bir şeyler yapar.Ya ruhunun doğrultusunda ya da ruhuna rağmen. Ruh, ne yapıyorsan yap, ne olduğunla ilgilenir. Çoğu kişi bir şeye sahip olduğunda (zaman, para, sevgi, eş, ev vb.), nihayet bir şey yapabileceğini(kitap yazmak,hobileriyle uğraşmak,tatile çıkmak, ilişki kurmak gibi.) ve bunu yaparak da bir şey olabileceğini(mutlu, huzurlu, doyumlu, aşık vb.) zannediyor. Bu tamamen yanlıştır. Çünkü evren yasası bunun tam tersi, OL-YAP-SAHİP OL, şeklindedir. Hiçbir zaman 'sahip olmayı' 'olmaya' çevirmez.

Ama 'olanı' 'Sahip olmaya' çevirir. Bu nedenle önce, olmak istediğini, 'ol' (mutlu, sevecen, bilge, huzurlu, doyumlu, aşık) Sonra bu olduğuna göre eylem 'yap' (davran,yaşa) Sonucunda da, sahip olmak istediklerine, davranışların sonucu, kavuşacağını görürsün. Bu yaratıcı süreci harekete geçirmek istediğinde , Önce neye sahip olmak istediğine karar ver(seç), Ona sahip olduğunda, nasıl olacağını Düşün ve onu 'ol'. O halde kaynak ol.Kendinde neyi deneyimlemek istiyorsan, başkalarına da onu ver. Başkalarına verdiğin şeyi kendine verdiğini hatırla. Çünkü sadece 'BİR' var ve biz 'BİR'iz . Büyük sır budur. İlişkilerinde de aynı kuralı uygula.

Başkalarının sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de onlara öyle davran. Gezegenimizdeki tüm sorunlarımızın, tüm çelişkilerimizin, tüm zorluklarımızın, barışı ve hazzı yakalayamamamızın kaynağı, bu basit gerçeği bir türlü anlayamamamızdır. Öğrenmek için de aynı yolu izle ve öğrenmek istediğin şeyi öğret. Öğretmek için , önce mükemmel olman gerektiğine inanma. -Kendin hakkındaki her küçük düşüncen 'BEN'i yadsımaktır. -Kendin hakkında söylediğin her aşağılayıcı söz 'BEN'i yadsımaktır. -Kendinle ilgili 'yeterli değilim' rolünü oynadığın her davranış 'BEN'i yadsımaktır. Yaratıcılığın 3 aracını , Düşünce, Söz ve Eylem'i doğru kullanırsan, yaşamla mücadele etmezsin. Düşündüğün ,söylediğin her şey , şunu deklere eder, 'Ben buyum, kim olduğum budur' Yaptığımız her seçimle, kendinizi tanımlıyorsunuz. Kürtaj sorununun, savaş sorununun veya sigara içme, et yeme, vb., sorunlarınızın yanıtı budur. Bu nedenle, 'Ne Yapmaya çalışıyorum? en önemli sorudur. Konu ne kadar önemsiz olursa olsun sadece şu soruyu dikkate alın, 'Bu gerçekten ben miyim? Kim olduğumun seçimi bu mu?'

'Tanrı İle Sohbet' Neal Donald Walsch

 

Gülay

#29
Sevgili arkadaşlar

Hepimizin davranış modellerimizi oluşturan kişilik kalıplarımızın tekamüldeki insan varlıklar olarak ''ruh çağlarıyla''ilişkili olduğunu düşünüyorum...Bu nedenle realitelerimizi yaratan düşünce,duygu,ve eylemlerimizin içinde enkarne olduğumuz ruh çağlarımızla çok fazla ilgisi var..
Bu konuda kaynak olarak ''kendini tanıma rehberi-mıchael''kitabından yapacağım alıntıyı sunuyorum...

YENİ DOĞMUŞ RUHLAR :

yeni doğmuş ruhlar çoğunlukla toplumun kıyısında yaşarlar.Hayatta kalma mücadelesi içinde oldukları için ormanın derinliklerinde yada dünyanın tecrit edilmiş bölgelerinde yaşarlar.Bedene odaklı yaşarlar,cinsel ilişkilerde çocuk yapsalarda deneyimleri hayvanidir.
olumlu yanları: sade toprağa bağlı,çocuk-ruhlu,saf,sorgulamayan
olumsuz yanları:hayvani,çaresiz,korkmuş,saldırgan

BEBEK RUHLAR :

Bebek ruhlar artık daha fazla yaşam deneyimi kazanmışlardır..Bu aşamada ruh küçük bir çocugunkine benzer ahlaki kural ve talimatlara sahiptir,ama hala çevreyi korku verici bir yer olarak görür ve daha gelişkin ruhların rehberliğini ararlar..Bebek ruhların inançlarını kolay kolay sarsamazsınız ve bu yüzden başka bir görüşlerle karşı çıkılırsa saldırganlaşabilirler..Bebek ruhlar katı yurttaşlar,dini kurallara sıkı sıkı bağlı yada örnek görülen toplum liderleri olmaktan hoşlanırlar..Cinsel konularda rahatsızlık,biraz utanç ve suçluluk duyarlar..Kimi bebek ruhlar şiddette eğilimli olup,genelde çeşitli mafya ve terör örgütlerinde tetikçi olabilirler..
Olumlu yanları :iyi yurttaş,dürüst,çalışkan,ailesine bağlı,güvenilir
Olumsuz yanları:sabit fikirli,aşırı bürokratik,katı,mantığından çok olumsuz duygularıyla davranır,acımasız ve şiddet uygulayıcı olabilir,otoriteyi sorgulamaz

GENÇ RUHLAR :

Genç ruhlar çağda istedikleri şeyi almak konusunda ısrarcıdırlar.Ün itibar ve zenginliğe erişmek için herşeyi mübah görürler...
genç ruhlar önemli itibar ve dereceler alabilmek için ünlü üniversitelere üşüşürler,zengin ve itibarlı olmaya aşırı tutku duydukları için kötü birer taklitçi olurlar ve sırıtırlar..Dış görünüşe ve estetiğe takıntılı olurlar..Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu genç ruh aşamasındadırlar..Ağırlıklı olarak genç ruhların hakim olduğu bazı ülkeler; ABD,Almanya,İsrail,kore vd.
Olumlu yanları :üretken,çalışkan,güvene layık,ilerlemeyi teşvik eder ve zenginlik yaratırlar
Olumsuz yanları:rekabetci,sıkıştırıcı,kendini üstün gören,aşırı maddiyatcı ve'' ben haklıyım sen haksızsın''zihniyetıne sahiptir..
Ayrıca şunu hemen eklemek istiyorum her ruh çağının içinde 7 aşamadan geçiyoruz ve herbirinde 35-40( fazlasıda olabilir )yaşam geçiriyoruz.
 
OLGUN RUHLAR:

Olgunluk çağına gelen ruh gerçeği aramaya başlar,''ben kimim ve neden buradayım?'' diye sorar..Olgun ruh aşaması ruhsal farkındalığa giriştir ve bu asla kolay biribiçimde gelmez..çünkü bu ruh çağında psişik-enerjinin içe akışı sözkonusudur ve kişilik bunu kaldıracak kadar donanımlı değildir.kişilik bazen bu aşırı yüklenmeden yıkılır ve bu şizofren,psikoz ve diğer ruh çağlarından daha yüksek bir intihar oranıyla sonuçlanır..
olgun ruhlar yoğun bir şekilde ilişkiler konusunda deneyimler yaşarlar.Olgun ruhlar,çoğunlukla tüm yaşamları boyunca birlikte olabilecekleri bir ilişki ararlar.Bu ruh çagı kişisel ilişkilerin gelişimiyle tamamlandığından ömür boyu süren evlilikler bu aşamada rastlanır.Olgun ruh aşamasında gelişimin erken aşamalarında kullanılmayan beyin bölümleri kullanılmaya başlar...Bu ruh çağında bulunan kimi eksantrik kişiler sahip oldukları ün,yada yüksek bir mevkiyi geri tepip uzaklaşabilirler..
tanınmış olgun ruhlar arasında ;Van Gogh,Mozart,Marilyn Monroe,jane Fonda vd..
Olumlu yanları :Ruhsal gelişmeye açık,içsel anlamların farkında,hem genç hemde yaşlı ruh kişilikleriyle temasta, bu yüzdende en dengeli ruh çağı
Olumsuz yanları:melodram seven,duygusal olarak patlayıcı,nevrotik,art arda krizler yaratıp onların kurbanı olabilir..

YAŞLI RUHLAR :

Kişisel ilişkilerin karmaşıklığıyla ilgili olgun-ruh derslerinde ustalaşmış olan yeni yaşlı ruh,bir sonraki boyutu-varoluşun çerçevesini,ruhsallığı anlamaya koyulur..Yaşlı ruhlar diğer varlıkları bölünmez bir bütünün parçaları olarak algılar ve tüm insanlar arasındaki derin bir ilişki ve bağlantıyı farkeder.O başka bir insana baktığında,o insanda kendi veçhesini görür..
Tipik bir yaşlı ruh bireyseldir,yumuşak başlıdır,istemediği şeyi pek yapmak istemez.İyi yemeği,içkiyi ve arkadaşlığı sever,toplumda ilerlemek için bir meslekte sebat etme güdüsü genelde yoktur.Yinede her ruh çağında olduğu gibi bu ruh çağındada zenginlik ve başarıya ulaşanlar bulunur..
Yaşlı ruhlar kendilerine has, kişisel ve adetlere aykırı olan spiritüel uygulamaları tercih ederler..Yaşlı ruhların eksantrik halleri daha genç ruhlardan oluşan bir topluma garip görünebilir,ama bu uygulamaları toplumun tepkisini çekmeden başarabilirler..
Olgun ve yaşlı ruhlar kendine değer verme,kendini beğenme konusunda diğer ruh düzeylerine göre daha zorlanırlar.Bu neden böyledir?
daha genç ruhlar başkalarıyla karma yaratarak deneyim kazanmaya bakarken,daha yaşlı ruhlar karmalarını tamamlamakla ilgilenirler,çünkü dünya hayatından mezun olma aşamasına gelmişlerdir..
Yaşlı ruhların nihai dersi kendini ve başkalarını koşulsuz olarak kabul etmektir.Bu kendi değerini bilme konusunda ustalaşmayı gerektirir..Kabulun anahtarı ise bağışlama ve kendini sevmektir..
Yaşlı bir ruhta ego daha az önemlidir.Egonun sorunlar yarattığını ve bunların içgörü ile neyin doğru olduğunu idrak ederek çözülebileceğini bilirler..
Yaşlı ruhların bazı örnekleri şunlardır:Carl jung,Abraham Lincoln,Dalai Lama,Jhon Lenon vd..
Olumlu yanları :Yumuşak başlı,sevecen,geri planda kalabilen,eksantrik,şevkatli,ruhsal farkındalığa sahip,yoğun biçimde algılayıcı,nazik,kabul edici,felsefi,iyi öğretici olabilen,daima gerçeği araştıran..
Olumsuz yanları:zor kişilikler,mücadeleci,tembel,güdüsüz

AŞKIN RUHLAR:

Aşkın((transandantal))sözcüğü illizyonların ötesinigörebilen ruhlardır.Yaşlı ruh aşamasından sonra gelinen ruh çağıdır..Yaşlı ruh çağının yedinci düzeyine erişen her bir parça(öz),devresini tamamlamış olarak astral kata geri döner,ve burada kendi varlığı ile birleşip diğer parçalarınının da dünyasal süreçlerini tamamlamalarından sonra,yeniden tek bir varlık haline gelirler,işte varlığın bu aşamasında bu öz lerden biri dünyada aşkın ruh olarak yeniden enkarne olur..Genelde ermişler,azizler ve büyük öğreticiler bu ruh grubundandırlar..Örnek kişilikler Mevlana,Yunus gibi sufi erenlerimiz olduğu gibi ayrıca Mahatma Gandi ve Mustafa Kemal ATATÜRK en önemli aşkın ruhlardandır..

SONSUZ RUHLAR :

Bu ruh grubunda bulunanlar Avatarlar,peygamberler dir.

Evet arkadaşlar,uzun oldu ama sevgiye adanan tekamül yolculuğumuzda ruh çağlarını anlamak ve insanlara bu biliş ve farkındalıkla sevmemiz gerektiğini hatırlatmak istedim...
Şu önemli notu da eklemeliyim yazımın sonuna;
Her ruh yaşadığı dönemde hangi düzeyde bulunuyorsa o yaşamının 3te birini yeni düzeyinde yaşar, 3te ikisini eski düzeyinden yaşar.
Bu yüzden 35-40 yaşlarından sonra yeni düzey deneyimlenir..Sanırım bu yüzden kırklı yaşlara 'tekamül yaşı' denmiştir...