Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

29 Aralık 2018

Başlatan bozadi, 02 Ocak 2019, 18:06:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bona fide

#45
bozadi:
"Ama bu konuyla ilgili tüm tartışmaları gündememizden/hayatımızdan çıkarmaya çalışmanın da doğru bir tutum olacağını sanmam. Ve evet, bu konuya (ve pek çok başka ikincil, üçüncül ... konulara) ayrılan dikkat enerjisinden tasarruf yapıp hayatımızın en temel sorunlarını ve çözüm arayışlarını tartışmamız icap eder diye düşünüyorum."

Ben kh lerin kitlesel olarak insanlara cinsellik her şekliyle ikram edilerek vazgeçilmez hale getirilmeye çalışılması ve bunu fark edemiyor oluşumuzu kastettim. tıpkı yeme içme gibi. insanların sadece yaşaması için değil lezzetli tatlara bağımlı olmasını sağlamak her yerde yeme içme sofra ortamı sözde sağlıklı gıda reklamları insan vucudu gerçekten iyi bir ögütücü. cinsellikte bdsm misal roman ve filmlerle luks yaşamlarda gerçekleşen sunumlarla yani modern insan yapıyor sizde yapabilirsiniz cinsellikte şiddet eğilimlerinin normalleştirilmesi zevk olarak algılanmasının sağlanması bunu başardılarda, kadının resmen anatomisini değiştiren fiziksel görüntüler kardaşyan ailesiyle servis edilen vucut modeline özenen kadınların o şekli almak için yaptıkları delilik noktasında artık. dergilerde net sitelerinde surekli seksi kadın görselleriyle akılları çelinen onlara benzemek isteyen kadınlar için kozmetik ve estetik dünyasına müşteri toplayan merkezler. meme popo estetiği tahmin edemeyeceğimiz boyutta bir piyasa. pornoların artık alelen ulaşılabilir olması aslına bakarsak porno sektoru diye bir sektorun olması ensestin normalleştirilmesi yöneticilerin tecavüz aile içi ensest pedofili cinsel şiddet olaylarında yasaların dinlerin caydırıcılıktan çok teşvik edici olması diyanetin sapık fetvaları ortada. diğer ülkelerde keza seks turizmleri kız erkek çocuklarının pazarlanması tayvan filipinler çin ukrayna romanya dahi bu pazardaydı bi ara şuan durum ne bilmiyorum yoksullukla ortaya çıkan pazar suriyeden gelen göçmelerin kızlarıda satılıyor kuma ya da hizmetçi olmak üzere daha yakında haberi vardı kampta görevli bekçi göçmen kadınları pazarlıyor diye. dünya zıvanadan çıkmış durumda savaşta suriyede yaşananlar din adamlarının savaş fetvalarında tecavüzün teşviki işide moral olsun diye beyni yıkanıp seks için gönüllü giden kadınlar. kayıp çocukların yüzbinleri geçmesi akıbeti bilinmiyor. araştıranlar öldürülüyor ucu hükümet yetkililerine kadar giden ağ sonuçta. tüm bu naneleri yiyenler sanki yaptıklarından daha korkunçmuş gibi eşcinsellik hastalık mı doğuştanmı gibi kendilerini normalleştimeye çalışırcasına cinselliğin farklı yönelimlerinden birine kancayı takıyor öyle böylede değil tıbbi dini psikolojik sosyolojik her açıdan irdeleyerek kendilerince tanımlama karar alma merci oluyorlar. sözde cinsellikte insanların zevk almasını sağlamaya yönelik çalışmaların geldiği nihai nokta alkol uyuşturucu ve şiddetle, kadın kız-erkek çocuk istismarı olmuş ve olmaktadır. hollandada camlı vitrinlerde alelen sokaktan geçenlerin rahatlıkla izleyeceği şovlar uyuşturucu öyle yoğunki sokakta havayı teneffüs etmeniz yetiyo. avrupada elit yaşlıların bakire gençkız çocuk fantazileri için uzak doğu latin amerika ırka göre fantazi sonuçta asyalı-latin turları ve ülkemiz ensest zirveye oynuyor. yasaların caydırıcı olmaktan uzak olması bi yana, bazı aklı evvelin tecavüze sebep bulmaya çalışan ahmak bakış açısı. bu pazar medya basın yayın teknoloji sayesinde talep yaratıyor kişisel gelişimciler dahi erkekler sekste ne ister kadınlar sekste ne ister romantizm denen şey bir ticaret aracı iki insanın birbirini sevmesi tariflerle ispatlanıyor balayı turları dekorlar düğünler kır kış şato amon yarebbim sömürülen zavallı insan ruhu ve evlilik kutsal evlilik öyle böyle değil sistemin sabit gelir aracı. kurulması için gereken eşyadan yaşanılan sürede kullanılacak olanların dizaynına kadar araç gereç adına. ve bu evliliğe masumca toplum düzeni için olmazsa olmaz yaklaşımı. bu yaklaşım her zaman diri tutulmalı beslenmeli desteklenmeli dinle siyasetle medya ile. insanların sosyal asosyal hiper normal şizofren depresif agresif bipo adlarla belirli davranışa göre gruplandırılması. dışarı çıkıp sistemi hareketlendirmesi- yolunması için sistemin belirlediği aktivitelere dahil edilmesi. terapi için alışverişle kendini yenile. öfke üzüntü yas, hastalık belirtisi robotuzya ağlamak yok yahu ruhu geç vucudun kimyası isyan ediyor reaksiyon gösteriyor göğsü sıkışıyor gözlerinden yaş geliyor buna dahi ticari açıdan tanımlamalar getiriyorlar insanın kanını emmek için. eğitimin ve bilginin eksikliği eğitim şeklide sisteme göre dizayn edildi gerçi. ben insanların tek tek kendi devrimini yaparak bu sistemden çıkabileceğini düşünüyorum. bu dejenere ortam bunu sağlıyor bıktırarak çekilmez olmaya başlayarak çok fazla insan sistemden uzaklaşmış ya da en az muhatap olacağı yaşamlarda.
kasyopalıların eşcinsellik konusunu işlemeleri diğerlerini daha masum yapmıyor belki sonrasında öbürleride ele alınır almak zorunda değiller gerçi spontane gelişiyor çoğu soru.
demek istediğim hetero ilişkilerde zıvanadan çıkmış her türlü ilişki varken iki erkek olmalarından dolayımı onların uygulamaları tukaka oluyor. anal ilişki serbest lakin iki erkek yaparsa çok yanlış çok büyük günah. saçmalık bence, çocuk yaşlı genç her kadınla her türlü birleşme medya porno yayınlarda özellikle roman ve dizilerde içine romans katarak meşrulaştırılan sapıklığı, eşcinsellik yanlıştır goygoyuyla örtbas edilerek benimsetiliyor.watped diye bir yayın platformu var milyara ulaşmış okuru besleyen konular bu sapıklık düzeyindeki sözde konu aşk ilişkileri. okur yaş aralığı 11-17 genelde ve bdsm içerikli romanların hastası fanı milyara yakın genç kız çocuk zihnine yerleşen tabloda erkek, egemen güçlü ve sekste zevk için kadına şiddet uygulayabilir kadın kahramanlarında bundan zevk alıyor toplum bunu onaylamış durumda eşcinsel olmadığı sürece herşey mübah. mantık bunun neresinde. anal ilişkide anüs aynı işlevi görüyor kadında da. bilimsel bakılacaksa tıbben zararlı yada zararsız noktasındaysak ruhen birey bir erkeği sevebilir bunda tehlike var mı yok fiziksel varsa kadında çocukta aynı tehlikede. peki bu yaygaranın amacı gerçekten üreme tehlikeye girecek endişesi taşıyanlar kadınla çocukla aynı cinsel birleşmelerin -şiddet türü-nün yayın organları ve sistem tarafından benimsetilmesi özendirilmesine uğraşırken, eşcinselliğin kabulu yada reddi adına şov ve gösterilerle gürültü çıkarmalarındaki amaç ne? bence bu eğilimin de diri tutulması için. reklamın iyisi kötüsü olmaz. herkes kendi devrimini yapacak başka başka bir çıkış göremiyorum.
kasyopalılar soru neyse ona cevap veriyor. çıkarımı cevap üzerinden yapınca bu hataya düştüm. (Joe) Bu, herhangi bir şekilde eşcinsellikle bağlantılı mı?

C: Evet

S: (Joe) Eşcinsellik, insanlık üzerinde 4KH zihniyetinin yansıması olan bir oynama yapmaya mı yönelik?

C: Evet

S: (Niall) 4KH eşcinsel mi?

C: Hayır. Bu güçle ilgili, seksle değil.

S: (Pierre) Bunu insan dünyasındaki pedofil halkalarında görüyoruz. Bu kesinlikle seksle ilgili değil, sevgi zevkiyle ilgili değil. Güçle ilgili.

(Joe) Egemenlik.

C: Küçük bir "normal" eşcinsellik yüzdesi var.

S: (L) Yani, farklı insan özelliklerindeki diğer varyasyonlar gibi normal bir varyasyon olarak. Çoğunlukla karma, etki-damga sıralamasında bir fark, hormonlar gibi faktörlerden falan kaynaklanan özellikler.

soru neydi
S: (Niall) 4KH eşcinsel mi?
cevap
C: Hayır. Bu güçle ilgili, seksle değil.
ve akışta yine soruya
C: Küçük bir "normal" eşcinsellik yüzdesi var. demeleri eğilimin normal olduğuna dair. laura da ne diyor
S: (L) Yani, farklı insan özelliklerindeki diğer varyasyonlar gibi normal bir varyasyon olarak. Çoğunlukla karma, etki-damga sıralamasında bir fark, hormonlar gibi faktörlerden falan kaynaklanan özellikler.
cinselliğin her şekilde pazarlanmasına dair soru sorulsaydı bunada 4kh faaliyeti diyeceklerdi soruların -farkında olmayarak belkide- yönlendirmesiyle resmin tamamını -4kh tarafından cinselliğe "her şekliyle" teşvik edildiğimizi zevkin peşinden gittiğimizi düşüşü fark edemiyoruz. kendimce çıkarımları yazdım yazarak düşündüm daha doğrusu. tüm bunların kültür adı altında -yemek ve seks- yapılandırılması korkunç. buda daha ayrı bir tartışma konusu. uzun yazılar genelde okunmaz umuduyla ne kadar saçmaladığımı sonra kontrol edip yazıyı düzenlerim.
 

gerçek tosun paşa

#46
Wuhuuuu Laura çok formda ateş ediyor! Mükemmel bir çalışma yapmışlar. Laurayı gerçekten seviyorum.

Bu arada çok değerli arkadaşlar yine kendileri gibi çok değerli fikirlerini paylaşmışlar ve mükemmel bir konu olmuş.

motherofrsd foruma hoş geldin. Çok başarılı bir çalışmayla giriş yapmışsın emeğine sağlık.

Fark yaratan bir celse bu.

motherofrsd

#47
Hoşbuldum ve teşekkür ederim. :)

Eşcinsellik olsun din olsun kitleleri tesir altına alan yapıların her biri aslında bir tür program. Adeta bir virüs programı. Bizler özümüzü bu tür virüslerden korumak için harika bir yazılıma sahibiz.Ruh akıl ve dikkat yazılımımızın en önemli parçaları. Ama yazılım yeni bilgilerle ve ışıkla güncellenmez ve arınmaz ise saldırılardan etkilenmesi pek muhtemeldir. Bu yüzden bu forum ve buradaki her birey her bir yazılım çok büyük öneme sahip. Birlikte kuvvetli bir ağ oluşturabilmek dileğiyle...
 

bozadi

#48
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Wuhuuuu Laura çok formda ateş ediyor! Mükemmel bir çalışma yapmışlar. Laurayı gerçekten seviyorum.

Bu arada çok değerli arkadaşlar yine kendileri gibi çok değerli fikirlerini paylaşmışlar ve mükemmel bir konu olmuş.

motherofrsd foruma hoş geldin. Çok başarılı bir çalışmayla giriş yapmışsın emeğine sağlık.

Fark yaratan bir celse bu.

:)

bozadi

#49
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen motherofrsd

Hoşbuldum ve teşekkür ederim.:)

Eşcinsellik olsun din olsun kitleleri tesir altına alan yapıların her biri aslında bir tür program. Adeta bir virüs programı. Bizler özümüzü bu tür virüslerden korumak için harika bir yazılıma sahibiz.Ruh akıl ve dikkat yazılımımızın en önemli parçaları. Ama yazılım yeni bilgilerle ve ışıkla güncellenmez ve arınmaz ise saldırılardan etkilenmesi pek muhtemeldir. Bu yüzden bu forum ve buradaki her birey her bir yazılım çok büyük öneme sahip. Birlikte kuvvetli bir ağ oluşturabilmek dileğiyle...
Bu güzel dileğine katılıyorum motherofrsd :)

sercany

#50
Uzun zamandır celselere bakmıyordum, açıkçası grubun İslam ve İslam dünyasına bakış açısı klasik batı toplumunun bakış açısından çok farklılaşmamış durumda. Tamam evet şu an ki ortadoğu coğrafyasına bakıldığında kan gölü götürüyor herkes barbar herkes vahşi demek çok kolay ama Muhammed kendi dönemi açısından gerçek bir devrimci ve bulunduğu toplumu ileriye götürebilecek sistemsel düzenlemeler yapmıştır ki 11-12. yüzyıl'a kadar tüm batı topluluğu bu egzotik bölgelere durmak bilmeksizin bir haçlı akını yaratmışlar.
O dönemde bakarsak barbar hristiyanlar akın akın ortadoğuya gelip yerleşmeye çalışıyorlarmış.
Yine de yukarıda bir arkadaşın bahsettiği gibi insanları dinlerden bağımsız olarak değerlendirmek gerekiyor, bir insanın BK veya KH olması kendi özünü ne kadar bulabildiği ile alakalı, dinler sadece birer katalizör..
 

bozadi

#51
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sercany

Uzun zamandır celselere bakmıyordum, açıkçası grubun İslam ve İslam dünyasına bakış açısı klasik batı toplumunun bakış açısından çok farklılaşmamış durumda. Tamam evet şu an ki ortadoğu coğrafyasına bakıldığında kan gölü götürüyor herkes barbar herkes vahşi demek çok kolay ama Muhammed kendi dönemi açısından gerçek bir devrimci ve bulunduğu toplumu ileriye götürebilecek sistemsel düzenlemeler yapmıştır ki 11-12. yüzyıl'a kadar tüm batı topluluğu bu egzotik bölgelere durmak bilmeksizin bir haçlı akını yaratmışlar.
O dönemde bakarsak barbar hristiyanlar akın akın ortadoğuya gelip yerleşmeye çalışıyorlarmış.
Yine de yukarıda bir arkadaşın bahsettiği gibi insanları dinlerden bağımsız olarak değerlendirmek gerekiyor, bir insanın BK veya KH olması kendi özünü ne kadar bulabildiği ile alakalı, dinler sadece birer katalizör..
Foruma hoşgeldin sercany

Valla ben de senin gibi düşünüyordum ve hatta hala öyle düşünme yönünde bir eğilimim var ama bu eğilimimi sorgulama sürecindeyim.

Konuyla ilgili bazı yabancı kaynaklar okuyorum, örneğin celsede sözü geçen kitabı biraz gelişigüzel okudum, tekrar daha ayrıntılı okumam gerekiyor.

İşin tuhafı, tartışma "Muhammed öyle miydi, böyle miydi?" tartışmasının ötesine geçiyor, "Muhammed diye biri var mıydı, yok muydu?" sorusuna gelip dayanıyor. Bu iddiayla ben daha yeni karşılaşıyorum, yani celsedeki bazı anlatımlar ve bu konu üzerine yapmaya başladığım araştırmalarda rastladığım belli başlı iddia sahipleri vs. Muhammed'in gerçekten yaşayıp yaşamadığına dair yabancı kaynaklarda uzun yıllardır (sanırım onyıllardır) bazı iddialar, tartışmalar varmış ve işin garibi son yıllarda Türkçe kaynaklarda da bununla ilgili bazı tartışmalar yapılmış anladığım kadarıyla. Bunları paylaşırız, bir google taramasıyla bazı iddialar, tartışmalar görülebilir.

Ben hiçbir dinin mensubu değilim. Bu konuyu araştırırken İslam'ı kötüleme, Hristiyanlığı veya başka bir dini yüceltme gibi bir eğilimle yapmıyorum bunu. Belli başlı tüm dinler adına çok kötü şeyler de, iyi bazı şeyler de yapılmış gibi görünüyor.

Celseler bağlamında örneğin "İsa" diye bir peygamberin aslında yaşamadığı yönünde beyanlar üzerine bazı kısa araştırmalar yapınca, bu konuda pek çok yabancı kaynak olduğu, iddianın doğruluğunun neredeyse "kesin" olduğu sonucuna vardım örneğin. Atatürk'ün bile bu yönde dolaylı da olsa bir beyanı olduğu anlaşılıyor.

Ve şimdi Muhammed diye birinin yaşayıp yaşamadığı yönünde ciddi iddialara, tartışmalara rastlıyorum ve incelemek, araştırmak istiyorum. Bu İslam'a yönelik bir savaş değildir, konunun gerçeği neyse er veya geç netleşecektir.

sercany

#52
Günaydın Bozadi, zarif cevabın için teşekkür ederim. İsa ile ilgili daha önce bende kaynak ve belgesellerde yaşayıp yaşamadığı ile ilgili çok fazla tartışmaya rastlamıştım ve genel kanının böyle bir insanın yaşamadığına dair bilimsel açıklamalara varıyordu haklısınız. Fakat Muhammed'in yaşayıp yaşamadığı bağlamında başlamış olan tartışmalara ben hiç denk gelmemiştim ilk defa sizden duymuş oldum ve şaşırdım, bu konuyu araştırmak gerekiyor haklısınız.Sonuçta insanlığın büyük bir dilimi bu üç büyük dine mensup ve kimse bu dinlere mensup insanları rencide etmek istemiyor bu konuda hemfikirim ama farkındalıklar için bilgi ve gerçek her zaman değerli ..
 

gerçek tosun paşa

#53
sercany hoş geldin. Değerli düşüncelerini paylaştığın için teşekkürler. Ben de bozadiyle çok benzer durumdayımç Kaslar yeri geldiğinde paranoyak gibi düşünün diyor. Şu an içinde bulunduğum durumda herhangi bir şeyin sorgusuz kabul edilmesinden çok uzaktayım. Arayışımız devam ediyor. Şahsen bir çok peygamberin gerçekte olmadığını sembolik hikayelerden ibaret olduğunu düşünüyorum.

Düşüncelerden ibaretiz haliyle düşünebildiğimiz kadar varız.

bozadi

#54
Townsend'in "The Mecca Mystery" (Mekke gizemi) adlı kitabındaki iddialarından aldığım bazı notları aşağıda paylaşıyorum. Bu iddiaların doğruluk/yanlışlık durumunun araştırılması gerekiyor:

İslam'ın ortaya çıktığı söylenen süreçte Mekke'nin çevresindeki büyük medeniyetlerin (Pers, Roma ve diğer) ticaret veya diğer resmi kayıtlarında, "tüm şehirlerin anası" olduğu söylenen Mekke hakkında veya Muhammed'in kabilesi olduğu ve Arabistan'ın en önemli kabilelerinden biri olduğu söylenen Kureyş kabilesi hakkında, bunların varlığını doğrulayacak hiçbir veri mevcut değil.

Çok daha az önemli sayılabilecek, Mekke yakınındaki Taif ve ayrıca Necran kentlerine ticaret kervanlarının uğradığına dair kayıtlar var ama ne dini, ne de ticari bir merkez olarak Mekke'nin varlığını doğrulayacak kayıt yok.

Kabenin esasen İbrahim tarafından yapıldığı söyleniyor ama İbrahim'le ilgili tarihsel betimlemeler hep Mısır-İsrail arasında. İbrahim'in Mekke diye bir yeri ziyaretiyle ilgili bir kayıt veya mantıksal bir açıklama yok.

Aksi yöndeki iddialara gösterilen, İslam öncesi dönemlere ilişkin kanıtların en yaygın iki tanesi, Batlamyus'un Arabistan haritasında, günümüz Mekke'sine yakın sayılabilecek (ama tam olarak aynı yer değil) bir yerde 'Makoraba' diye bir yerleşime atıf yapması ve ayrıca Tevrat'ta 'Bekke' diye bir yere atıfta bulunulması. Son derece şüpheli olan bu referansların, bu yöndeki iddiaların en sağlam kanıtı olarak sunulması birşeyleri belli ediyor.

Kuran, hitap ettiği kitle sanki Mekke değil de Filistin/İsrail bölgesindeymiş gibi atıflar yapıyor. Örneğin Lut kavmiyle ilgili açıklamalar yapılan Saffat suresi 137. ayette, "Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?" deniyor. Burada hitap edilenin Mekkeliler olması pek muhtemel görünmüyor.

Enam 99: "O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. O bitkiden de kendisinde üstüste binmiş taneler bitireceğimiz bir yeşillik; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır." Üzüm, zeytin, ayva Mekke'de, yani bu ayetlerin indiği söylenen yerde yetişen, oradaki insanların yetiştirdiği veya yetiştirebileceği şeyler değil. Kuran'da, hitap ettiği kitlenin tarım ve hayvancılıkla uğraştığına dair ifadeler içeren başka ayetler de var ama Mekke'de o ayetlerde ifade edildiği şekliyle tarım veya hayvancılık yapılmasına imkan verecek koşullar mevcut değil. Yine, Akdeniz'e komşu İsrail/Filistin civarı bölgelere dair işaretler bunlar.

Tevrat ve İncil'le karşılaştırıldığında Kuran'da coğrafi yer atıfları son derece az.

Dan Gibson'ın tespitine göre, Kuran'da toplam 65 tane olan coğrafi atıfların en az 54'ü üç kabileye ilişkin: Ad (23), Semud (24) ve Medyenliler (7). Semud ve Medyen için tasvirler İsrail bölgesine işaret ediyor. Mekke'nin bulunduğu bölgeye dair atıflar yok denecek kadar az. Kuran, "şehirlerin anası" diye tasvir ettiği Mekke'den neredeyse hiç bahsetmiyor.

Muhammed'in 571-632 yılları arasında yaşadığı söylendiği halde, İslam'ın kendi tarihi kayıtlarında Muhammed adı ilk kez 691'de geçiyor (Halife Abdülmelik zamanında Kubbetü's Sahra duvarlarına işlenmiş yazılar).

Kuran'da "Muhammed" ismi (dolaylı atıflar dışında) doğrudan yalnızca 4-5 kez geçerken, "Musa" 136 kez, "İbrahim" 69 kez, "Meryem" 34 kez ve "İsa" 25 kez geçiyor.

Kesin tarihsel/arkeolojik kayıtlarda ne Muhammed'in ne de ilk dört halifenin varlığını doğrulayan bir veri yok. Varlığı bu tür kayıtlarla doğrulanan ilk halife Muaviye.

İlk üç Emevi halifesi döneminde İslam diye bir dinin mevcut olduğunu doğrulayacak tarihsel bir kayıt yok. Abdülmelik 691'de Kudüs'te Kubettü's Sahra'yı yaptığında, tarihsel anlamda Araplar ilk kez "Muhammed" ve "Kuran"a dair bir referansta bulunmuş oluyor.

Muaviye'nin Mekke'de doğmuş bir Arap olduğu iddia ediliyor ama Suriye'de (Şam'da) doğup büyümüş Hristiyan bir Süryani olduğuna dair pek çok tarihsel işaret var. Şam, Filistin/İsrail'in kapı komşusu. İslam'la ve Kuran'la ilgili pek çok şey bu bölgeye işaret ediyor. Dahası, İslam'ın ilk yıllarında kabe olarak kullanılan yönün Mekke değil Kudüs (Filistin/İsrail) olduğu, kabe yönünün sonradan değiştirildiğine dair bilinen bazı hususlar var.

Kuran'da Süryanice (Aramice) çok sayıda kelime var. Dahası, Kuran'da Süryani Hristiyanların tarihsel kaynaklarından önemli miktarda alıntı yapıldığına dair göstergeler var.

Kuran'ın orijinalinde sesli harfler yok (Arapçada gelenek olduğu gibi). Sonradan Kuran'ın daha anlaşılır olması için eklendiği açıklaması yapılıyor. Luxenberg takma adlı bir şahıs, Kuran'da Süryanice kökenli belgelerden alıntı olduğunu düşündüğü bazı ayetlerde, sonradan eklenmiş olan sesli harfleri çıkarıp kalan sessiz harflerin işaret ettiği kelimeleri Süryaniceden kontrol ettiğinde, pek çok ayetin çok daha mantıklı, anlaşılır bir hale geldiğini tespit etmiş. Yani Kuran'ın Süryani Hristiyan kaynaklarından alınan metinlerinde sonradan eklenen sesli harfler nedeniyle kasıtlı veya kasıtsız şekilde pek çok anlam sapması meydana geldiğini iddia ediyor.

Cennetteki hurilerle ilgili ayetlerde yaptığı incelemeler ve Süryanice karşılaştırmaları, Cennetteki hurilere değil "üzümlere" atıf yapıldığı sonucunu ortaya çıkarıyor ve Süryani Hristiyan inancında da cennet ve üzüm ilişkilendirmesi bilinen birşey.


bozadi

#55
Townsend'in iddiasına göre Araplar Muhammed ismine ve Kuran'a ilk kez Abdülmelik'in Kudüs'teki Kubbetüs Sahra duvarlarına işlediği yazılarla referansta bulunurken, ilginç bir şekilde daha erken tarihlerde "Araplar arasından çıkan bir peygambere" atıf yapan bazı Hristiyan kaynaklar var.

Örneğin 634-640 yılları arasında (Muhammed'in öldüğü söylenen tarihten kısa sayılabilecek bir süre sonra) yazıldığı söylenen "Doctrina Jacobi" adlı bir Hristiyan metninde Muhammed ismi geçmemekle birlikte, "Araplara öncülük eden bir peygamber çıktığı" bilgisi geçiyor.

Sebeos adlı bir Ermeni, 660 civarında yazdığı bir metinde Araplar arasından "Mahmet" adlı bir peygamber çıktığına değiniyor.

Bu iki kaynakta ve diğer bazı kaynaklarda bu Arap peygamber hakkında verilen bazı bilgiler, İslam tarihi bağlamında anlatılan bazı bilgilerle ciddi bazı çelişkiler gösteriyor iddialara göre, bunlara müsait bir zamanda değinmeye çalışacağım konuyu biraz daha inceledikten sonra.

bozadi

#56
Konuyla ilgili bu ve benzer birkaç kaynağın iddialarını anlamaya çalıştığım bu dönemde, bu iddiaların şöyle bir resim çizdiğini algılıyorum:

İsrail civarı, milattan önceki zamanlardan beri Yahudilerin krallıklarının bulunduğu bir bölge. Çeşitli krallıklar kurulup yıkılıyor. Roma döneminin bir noktasında İsrail bölgesi Romalıların eline geçiyor. Romalıların "Suriye eyaleti" içinde kalıyor yani bugünkü İsrail toprakları. Yahudiler Roma'ya karşı birkaç kez ayaklanıyorlar, savaşıyorlar topraklarını geri alabilmek için (66-136 yılları arasında) ama başarısız oluyorlar.

Bu arada, Roma ve Pers imparatorlukları arasında da sürekli savaşlar oluyor. İddiaya göre Romalılar da Persler de bu savaşlardan oldukça yorgun düşüyorlar ve uzunca bir süre birbirlerine bulaşmamaya özen gösteriyorlar, savaştıkları bölgelerden geri çekiliyorlar. İşte onların geri çekilip boşalttıkları bölgelerde doğan güç boşluğunu Araplar değerlendirmeye başlıyor. Emeviler dediğimiz grup, bir Arap imparatorluğu kuruyor. Ve başta Romalılarla iyi geçindikleri ve hatta işbirlikleri yaptıkları halde, güçlendikçe hırslanıyorlar ve nihayet Roma'ya kafa tutacak hale geliyorlar. İşte bu durum Yahudilerin çok işine geliyor çünkü kendi başlarına topraklarını kurtaramadıkları Romalılara karşı Araplarla işbirliği yapabileceklerini anlıyorlar. Hatta bu Arap imparatorluğunun şekillenme sürecinde önemli bir rolleri var gibi görünüyor. "İbrahim'den akraba sayılırız, İsrail/Filistin aynı zamanda sizin de kutsal toprağınız, o toprakları Romalılardan kurtaralım" diyorlar. Ve nihayetinde Araplar Kudüs'ü alıyor.

Townsend dahil olmak üzere çeşitli yazarlar, Kudüs'ün alınmasına kadar olan süreçte henüz İslam diye bir din kurulmuş olmadığını, İslam'ın ve Kuran'ın bu süreçten sonra yavaş yavaş şekillenmeye başladığını ve yüzyıllar içinde oluştuğunu iddia ediyorlar. Buna dair açıklama iddiası da şu: Arap imparatorluğu giderek güçlendiği ve büyümekte olduğu için, bu toprakları birleştirecek, dağılmasını önleyecek bir "din tutkalına" ihtiyaç duyuluyor. O zamana kadar aslında Hrisyanlarla da Yahudilerle de iyi geçiniliyor ama Arap imparatorluğu güçlendikçe, Arapların özgüveni (ve egosu) tırmandıkça, Hristiyanlığa da Yahudiliğe de ihtiyaçları olmadığını hissetmeye başlıyor yöneticiler. O vakte kadar hem Yahudilikten hem de Hristiyanlıktan alıntılamaya ve sentezlemeye çalışmış oldukları monoteist dini mayayı yepyeni bir boyuta taşıyarak "İslam" dinini yaratmaya ve imparatorluklarının resmi dini haline getirmeye başlıyorlar.

Bu hikayeye göre Emevilerle Abbasiler arasındaki çatışmanın tam olarak neyden kaynaklandığını henüz anlamlandırmış değilim ama bugün bildiğimiz şekliyle İslam'ın şekillendirilmesi, netleştirilmesi Emevilerden ziyade Abbasiler döneminde olmuş olabilir. Emevilerin özellikle ilk üç (Süfyani) halifesi (1. Muaviye, 1. Yezit, 2. Muaviye) döneminde henüz ortada İslam diye birşeyin olmadığı üzerinde odaklanmakta olan iddialar söz konusu. Emevilerin Mervani denen soyundan gelen halifeler döneminde, özellikle Abdülmelik döneminde İslam ve Muhammed terimleri geçmeye başlıyor. İddiaya göre o zamana kadar yalnızca "Allah birdir (Allah'tan başka tanrı yoktur)" şeklinde olan şahadet beyanı "Allah birdir ve Muhammed onun kulu ve elçisidir" şekline dönüşüyor. Yine iddiaya göre Muhammed bir şahsın ismi değil, bir yüceltme sözcüğü (hamd edilen, övülen, yüce). Dolayısıyla Abdülmelik döneminde Muhammed ismi kullanılırken bile bunun Muhammed adlı bir şahsı mı ifade ettiği, yoksa Emevi halifesinin kendisini (veya belki İsa'yı?) yüceltmek için kullandığı bir sıfat mı olduğu çok belli değil. Yani Abdülmelik döneminde bile henüz bugün bildiğimiz şekliyle İslami temeller atılmamış olabilir. Belki de bunu Abbasiler yaptı, yani kurulmakta olan yeni dini hem Hristiyanlıktan, hem de Yahudilikten bağımsız yepyeni bir din ambalajı içine koyma işini özellikle Abbasiler üslenmiş ve Emevilerle bu nedenle çatışmış bile olabilirler buna göre.

bozadi

#57
Bu görüşe göre İslam'ın doğum yerinin Kudüs'ten Mekke'ye taşınması da aynı nedenle oluyor, yani "Nasıl Yahudiliğe de Hristiyanlığa da mecbur değilsek, kendi dinimizi yaratabiliyorsak, hem Yahudiliğin hem Hristiyanlığın kutsal toprağı sayılan Kudüs'e de mecbur değiliz, kendi dini merkezimiz olabilir" diyerek İslam'ın doğum yerini Mekke'ye projekte ediyorlar en sonunda. Mekke'nin pek bilinmeyen bir yer olması da bu anlamda elverişli bir durum, çünkü kimse çıkıp "Hayır Mekke'de bu anlatılanlar olmadı" diyemiyor, çünkü Mekke diye bir yeri bilen yok. İslam'ın doğum yerini "iyi bilinen" başka bir şehre projekte etseler, bu durum sonradan ciddi başağrıları yaratacaktı, çünkü orada öyle bir dinin doğumunun gerçekleşmediğini bilecek, iddia edecek çok kişi çıkacaktı.

Abdullah bin Zübeyr'in Petra'da (İsrail/Filistin bölgesinde sayılabilecek bir yer) olduğu, Abdülmelikle hilafet konusunda savaştığı ve yenildiği söyleniyor. Hatta "kabenin yıkılması" Mekke'de değil Petra'da gerçekleşmiş birşey gibi görünüyor. Hacer-ül Esvet denen siyah taş (kutsal göktaşı) Mekke'de değil, Petra'daki bir tapınağa aitti görünüşe göre. Zübeyr yenilince Hacer-ül Esvet denen kutsal göktaşını ve muhtemelen diğer bazı kutsal nesneleri alıp Mekke denen (muhtemelen sonradan o şekilde adlandırılan) ıssız bölgeye kaçıyor ve taraftarlarını orada örgütlemeye çalışıyor. Emevi Abdülmelik Kudüs'te örgütlenmeye çalışırken, halifelik mücadelesinde ona yenilen Zübeyr'in Petra'dan kaçarak gittiği Mekke, Emevilerle çatışan Abbasiler döneminde İslam'ın başkenti yapılıyor bu hikayeye göre.

bozadi

#58
Hani celselerde "İlk Hristiyanlar" olarak adı geçen bazı Yahudi gruplardan bahsediliyordu ya, hatta "Zealot" ve "Sicari" gibi adlar verilen psikopat suikastçi bazı gruplarla da ilişkilendiriliyordu bunlar. "Hristiyan" sözcüğü bildiğiniz gibi "Christ", yani "Mesih" sözcüğünden türüyor. İşte o Yahudi grupların beklediği Mesih, Romalıların eline geçmiş olan ve bir sürü isyana, savaşa rağmen geri alamadıkları kutsal topraklarını geri alacağına inandıkları bir Mesih. Arap yöneticiler (sonradan "halife" olarak adlandırıldılar) giderek güçlenip kendi imparatorluklarını kurmaya başlayınca ve Romalılarla savaşacak hale gelince, bir kısım Yahudiler bekledikleri Mesih'in, Roma'yla savaşıp Kudüs'ü "kurtaracak" olan bu Araplar arasından çıktığını veya çıkacağını düşünüyorlar anladığım kadarıyla.

"Müslüman Arapların" kendi tarihlerinde 691 yılına kadar İslam/Muhammed gibi terimler olmadığı halde Hristiyan bazı kaynaklarda, Muhammed'in öldüğü söylenen yıldan kısa sayılabilecek bir süre sonra Araplar arasından bir peygamber çıktığı ve hatta adının Mahmet olduğuna dair yapılan atıflarda da aslında o peygamberin veya öncünün Yahudilerle birlikte hareket ettiğine ve hatta "gelecek bir Mesih'in habercisi" olduğuna dair bazı ifadeler de var diye hatırlıyorum okuduklarımdan. En azından o kaynaklardan birinde bu görüş vardı, onu tespit edip aktaracağım.

bozadi

#59
Townsend'in açıklamalarına göre, 634-640 yılları arasında, yani Muhammed'in öldüğü söylenen tarihten birkaç yıl sonra yazılmış olan ve "Araplar arasından bir peygamber çıktı" ifadesini taşıyan "Doctrina Jacobi" adlı Hıristiyan metninde geçen hikayeye göre, hikayenin yaşanmakta olduğu söz konusu yıllar içinde o Arap peygamberinin "halen yaşamakta" olduğu vurgusu dikkat çekici. Söz konusu metin incelendiğinde, geçmişe değil, olayın yazıldığı tarihten (634-640 yılları arasında bir tarih) belki de birkaç gün önceki bir görgü tanıklığına dayanarak "bir Arap peygamberinin çıktığını ve kendisini gelecek bir Mesih'in habercisi ilan ettiği" belirtiliyor; tanıklık edilen olay Mekke'de değil Filistin/Kudüs civarında gerçekleşiyor. Yani Muhammed olduğu düşünülen veya onunla ilişkilendirilen şahıs, yanılmıyorsam Miraç efsanesi dışında hayatında hiç bulunmadığı söylenen Filistin/Kudüs civarında Yahudilerle birlikte görülüyor.

Dolayısıyla, Muhammed'in varlığına kanıt olarak gösterilen başlıca kaynaklardan biri olan "Doctrina Jacobi" ("Yakub'un Öğretisi" anlamına geliyormuş) çeşitli bakımlardan "tarihsel" Muhammed'le uyumsuzluklar gösteriyor. Öncelikle Muhammed'in öldüğü söylenen tarihten sonra halen yaşayan biri bu şahıs ve kendisinin Mesih'in habercisi olduğunu söylüyor ve hikayeye göre Yahudilerle birlikte hareket ediyor.

Muhammed'in varlığına şahit olarak gösterilen bir diğer kaynak şahıs olan Ermeni Sebeos 660-670 civarında yazdığı bir eserde, Araplar arasından "Mahmet" adlı bir peygamberin çıktığını söylüyor. Ama Sebeos da bu peygamberin Yahudilerle işbirliği içinde olduğunu ve hatta 660-670 yılları itibariyle Araplarla Yahudiler arasındaki işbirliğinin devam ettiğini söylüyor, ki bu da klasik İslam tarihiyle uyuşmayan bir bilgi.

İki kaynakta da bu Arap liderin Kudüs'ü ele geçirme konusunda Yahudilerle işbirliği içinde oluşuna işaret ediliyor anladığım kadarıyla. Hem de Muhammed'in öldüğü söylenen tarihten sonraki bir tarihte.

Konuyla ilgili iddiaları, karşı iddiaları, gösterilen dayanakları incelemeye, paylaşmaya çalışacağım.