29 Aralık 2018

Başlatan bozadi, 02 Ocak 2019, 18:06:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Deizm Derneği'nin bu son derece insancıl ve cesur inisiyatifini tebrik ediyorum. Ayrıntılarda tartışılabilecek pek çok şey var belki ama meselenin özünü güzel koymuşlar ortaya.

Tgur

#31
Harika yorumlar ve çıkarımlar Beyrutkapı, Bozadi takdir ve teşekkürler..

bigsenfoni

#32
Verdiginiz cok güzel örnekler ve yorumlar icin tesekkürler arkadaslar...daha öncede bahsettigim gibi gectigimiz 3-4 sene Kumran  :)  üzerinde cok düsündüm alimallah en az 6 kere hatim indirmisimdir ;D 

Dogru taslari yerine koydugunuzda büyük resimdeki degisiklikler farkindagilinizi yükseltecektir/genisletecektir zaten amacim/amacimiz da bu egilmi!?Takilmadan arastirarak,üzerinde ön yargisiz düsünerek dinlemenizi tavsiye ederim.(Yasar Nuri Öztürk https://www.youtube.com/watch?v=ZWd_kRfsOl4&list=PL9C459277E4BC498A bana zarari olmadi...)Kutbunuz ve farkindalik dereceniz neyse zaten onunla ilgili/ona göre bilgileri özümsersiniz ve ''ol''ursunuz.

O zamanin sartlarinda (karanlik caglar) o kadar tanrilariyi,( ki metafizik anlamda karanlik demonlar,kötü cinler,karanlik/seytani ruhlar...gibi karanlik varliklarin kendilerini tanri olarak gösterdiklerinden eminim.)Karsina alip bu sekilde bir bildiri kitap yayinlamak/yazmak ... cesareti ister!Birde 4 khnin ne yapabilecegini az cok biliyoruz.


Cakmanin ,cakmasinin,cakmasinin cakmasi...cakar cakmaz cakan cakmak  ;D



CELSE 2 - 20 Ocak 1981

SORU: Tarihçenizden ve bu gezegendeki eski kavimlerle olan
temaslarınızdan biraz söz edebilir misiniz? O zaman bir başlangıç
noktamız olur.



RA: Bir öğretme/öğrenme vasıtasını oluşturacak en uygun yöntemi
araştırmakta olduğunuzun farkındayız. Bizim enkarne halimizi merak
edip ilgi duyduğunuzu biliyoruz. Zaman/uzay dilimindeki birkaç bin
yılımızın geçici bir ilgi kaynağı olup olmadığını anlamak için ikinci kez
soru sorulmasını bekledik. Bu bilgiyi verirken, sizin yerel zaman/uzay
diliminizde geçirmiş olduğumuz zamanın üzerinde gereğinden fazla
durulmamasını istiyoruz. Bizim sorumluluğumuz altında olan
öğrenme/öğretme olayı tarihselden çok felsefidir. Doğru değerlendirildiği
takdirde zararlı olmayacak olan sorunuza yanıt vereceğiz.

Konfederasyon üyeleri olan bizler on bir bin yıl önce, o zaman
gezegeninizde bulunan ve Tek Yaratan'a yönelmiş iki uygarlıkla iletişim
kurduk. Safiyane bir şekilde, doğrudan temas yoluyla
öğretip/öğrenebileceğimize ve bireysel his ya da kişiliğin özgür irade
sapmalarının tehlikede olmadığına inanıyorduk. Bu uygarlıklar zaten
herkesin birliğini ve her şeyin bilincini kucaklayan bir inançla uyum içinde
olduklarından, onları rahatsız edip düzenlerini bozacağımızı
düşünmemiştik bile. Geldik ve hizmet etmek istediğimiz halklardan kabul
gördük. Onlara teknik yardımlarda bulunduk; akıl/beden/ruh bileşiminin
çarpıklıklarının, titreşimleri bu iş için uygun olan kristalin, belli oranlara
göre yapılmış zaman/uzay malzemesi içine yerleştirilmesiyle elde edilen
bir yolla tedavi edilmesini öğrettik. Piramitler böyle yapıldı.
Ama gördük ki bu teknoloji en çok, etkili bir güce sahip akıl/beden
sahipleri tarafından ve onlar için kullanılmaktadır. Halbuki Bir'in
Yasası'nın amacı bu değildi. Bu insanları terk ettik. Sizin Güney Amerika
dediğiniz bölgedeki insanlarla çalışan grup bu kadar kolay vazgeçmedi.
Onlar yeniden o bölgeye döndüler. Biz dönmedik. Ama, ilk kez bizim
neden olduğumuz bilinç değişimi, sonradan Bir'in Yasası'nda
öngörülmeyen bir şekilde çarpıtılmış bile olsa, sorumluluk bizim olduğu
için sizin titreşim düzeyinizi asla tamamen terk etmedik. Gelmiş
olduğumuz ülkenin, sizin Mısır dediğiniz ya da bazı bölgelerde Kutsal
Topraklar diye adlandırılan ülkenin yöneticileriyle temas kurma
girişiminde bulunduk.
Sonunda sizin zaman/uzay kayıtlarınızdaki adı ile Onsekizinci Hanedan
döneminde, sizin deyiminizle bir firavun ile temas kurabildik. Bu varlığın
sizin katınızdaki yaşam deneyimi henüz çok kısa idi ve o bir "Gezgin"di.
Böylece, bu akıl/beden/ruh bileşimi bizim iletişim titreşimlerimizi duyabildi
ve bunları kendininkilerle birleştirmeyi başardı. Bu genç varlığa zengin bir
tanrının adını çağrıştıran "Ammon" adı verilmişti. Ama bu varlık,
tanrılardan birine gösterilen saygıyı içeren bu adın kendi adı
olamayacağına karar verdi. Böylece, ismini, güneş küresini onurlandıran
bir isim olan "Aten"e çevirdi. Bu isim, bizim kendi varlığımızın doğasını
anladığımız şekliyle, bizim gerçeğimize daha yakın bir isimdi. Adına
İkhnaton da denilen bu varlık, Bir'in titreşiminin gerçek spiritüel titreşim
olduğuna inandı ve Bir'in Yasası'nı yürürlüğe koydu.
Ama, bu varlığın inançlarını paylaşanlar çok azdı. Rahipleri de gerçek bir
ruhsal araştırmadan yoksun bir biçimde, sadece yüzeysel olarak
inanıyorlardı. Halkı eski inançlarını sürdürüyordu. Bu varlık bu katı terk
ettikten sonra, birçok farklı tanrı üzerine kutuplaşan inançlar ortaya çıktı
ve ta ki Muhammed diye adlandırılan bir varlık gelip de insanları daha
idrakli ve anlaşılır akıl/beden/ruh ilişkilerine sokana kadar bu durum
böyle devam etti.
Daha fazla ayrıntıya girmemizi istiyor musunuz?

Celsenin tamami
https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=500&whichpage=2

https://www.lawofone.info/results.php?s=2&fbclid=IwAR0agE64zJT7QeA0Ll8z7FjBw_3IHIMKp8-vvVNarUlo3B5uYEwAu5r5FGY#2

http://www.llresearch.org/library/the_law_of_one_turkish/the_law_of_one_book_1_turkish.pdf

Birde Ra gurubunun Ra'dan sonra iletisimine gectikleri Q'uo diye bir varlik var.Muhammed ve islam ile ilgili celse asagidaki linkte...

http://www.llresearch.org/transcripts/issues/1995/1995_1217.aspx?fbclid=IwAR37otflEBcQxSAey372J5RxiOuXSiXrSG8HfaJ2mxaffrMqDcSgwjorRvI


Q'uo - Ra !  :o  Tesadüfe bak obooo ürktüm. Benim gördügümü baskasida görüyor mu yoksa Paranoya olmaya mi basliyorum   ;D  :o  :P
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#33
Paylaşımlar için teşekkürler bigsenfoni.

Ra'da konusu geçen, çoktanrılı dinlerin neden olduğu ciddi, yıkıcı bir kaosun, İslam da dahil olmak üzere tek tanrılı dinlerin etkileriyle bir ölçüde düzene sokulduğu izlenimini çıkarıyorum ben de ve bunu "pozitif" birşey olarak değerlendirdim şimdiye kadar, hala da öyle değerlendiriyorum ama çeşitli farklı açıklama olasılıklarına da tamamen kapalı değilim.

Tektanrılı üç büyük din, politeizmden/çok-tanrılılıktan kaynaklı bazı ciddi sorunları bir ölçüde çözerken, kendileri bambaşka ciddi sorunlar yaratmış gibi algılıyorum.

Evet, hem Ra'da, hem de Ra bağlantısı koptuktan sonra bağlantı kurulan Quo'nun verdiği bilgilerde, Muhammed bu çoktanrılılık meselesinin neden olduğu sorunları çözmeye yardımcı olmak için gelmiş bir BH gezgin olarak tanıtılıyor. Bu bilgiler de benim Muhammed'le ilgili sahip olduğum fikirlerin şekillenmesinde çok etkili oldu. Bu konudaki fikrim tam tersine dönmedi ama yine de bu konuda bildiğim, inandığım herşeyi ciddi bir sorgulamadan geçirmem gerektiğini hissediyorum. Belki de en sonunda fikrim değişmemiş olacak ama daha önce gözden kaçırdığım bazı şeyler olabileceğini düşünüyorum.

Bu arada ilginç bir şekilde, Quo'nun bu konuda verdiği bilgiler aslında bazı bakımlardan celsede K'lar ve Laura tarafından söylenen şeyleri doğrulayan bazı özelliklere sahip. İslam ile Yahudilik (Kuran ile Tevrat) arasındaki bir özdeşlikle ilgili bu. Quo'nun kastettiğim açıklamaları:

Alıntı YapEklenti:

Tevrat'taki Yaratıcı olan Yehova'ya özgü denebilecek güçlerin dinamik zıddı olan dişi enerjinin dengeleyiciliğine işaret edecek şekilde, Tanrı'yı tanımlayacak duygu yüklü olmayan bir kelime bulmak çok zor. Peygamber Muhammet'in ve Allah olarak adlandırılan Tek Yaratan'ın enerjisi de eşit ölçüde eril, tepeden bakan ve buyurgan yapıdadır. Gezegeninizde bu enerjinin uygun olduğu bir zaman vardı. O zaman geçmişte kaldı. (...) 'Yang' nitelikli olarak tanımlanabilecek agresyon ve kontrol enerjisi evrimde başkalarına hizmetin değil kendine hizmetin temsilcisi olmuştur.

***

Kuran'la ilişkili problemler, Tevrat'la ilişkili problemlerle aynıdır ve bu konularda bir fikir geliştirmeye çalışırken bu iki eserin birlikte değerlendirilmesini tavsiye ediyoruz.

***

Ortadoğu'da yaşayanların (İsa'nın takipçilerinin, Yehova'nın takipçilerinin, Allah'ın takipçilerinin) sürekli bir ölümcül savaş hali içinde olmaları gerçekten ironiktir dostlarım. Hepsi aynı kandan. Hepsi aynı öğretiye mensup.


***

Muhammet olarak bilinen varlığın sunduğu şeylerin pozitif yönlerini Sufilerin mistisizminde aramanızı tavsiye ederiz ve Tevrat'ın yazılarının ve peygamberlerinin en pozitif yönlerinin ise Kabala üzerinde çalışıp Hayat Ağacı'nı geliştiren küçük varlık grubu içinde bulunabileceğini düşünüyoruz.

***

P: Kitaptaki negatif veya Orion etkisinin miktarı hakkında yorumda bulunabilir misiniz?

Q'uo: Diğerlerine ışık ve hizmet sunmaya yönelik bu tür tüm çabalarda olduğu gibi, kutupsallığın gücü bir çekim yaratır ve çevrede bulunanlar tarafından fark edilir. Orion İmparatorluğu denen grup bunu fark etti ve mümkün olan durumlarda kendi bilgi türlerini sunmak ve bu bilgi türlerini, o dikkatlerini çeken kaynağınkiyle aynıymış gibi göstermek üzere gezegenin karantina sistemin dengeleyici etkilerinden yararlanmak istediler. Yani bu tür tüm çabalarda, fani olan tüm varlıklar için mevcut olan bazı farklı anlarda veya fırsatlarda, diğer bilgi türünün sinyalinin bir ölçüde sızması durumu söz konusudur. Dolayısıyla, bu tür ilhama dayalı tüm bilgilerde, sadık muhalefet denenlerin dengeleyici çabalarının oraya çekilmesi durumu vardır.

P: Kuran'da kitabın mutlak doğru olduğu ve kendini-aşma (self-transcendence) çalışması yerine kitabın mutlak bir şekilde takip edilmesi gerektiğinin söylendiği yeri merak ediyorum. O kısmın Orion ürünü olup olmadığını merak ediyorum.

Q'uo: Bu sorunun yanıtı Karışıklık Yasası'nın ötesine geçiyor çünkü bu nokta, ilgili tüm varlıkların sunulan şeye bakıp eserin özünde neyin yattığıyla ilgili kararlarını vermelerini gerektiren nokta.

***

Tevrat olarak bilinen kaynaktakine benzer diğer öğretilerde olduğu gibi, Muhammet olarak bilinen varlığın sunduğu öğretileri de eksik buluyoruz.

***

Soru: ...Tevrat öğretisiyle Kuran öğretisini ilişkilendirdiniz ve aklıma geçmişte yaptığım araştırmalardaki birşey geldi. O araştırmada Yahudi halkının, Yehova adlı bir varlık tarafından üzerinde oynanan bir türün genetik olarak geliştirilmiş bir versiyonu olduğu şeklinde bir bilgi vardı. Onları daha akıllı, daha zeki, fiziksel olarak daha güçlü ve böylece gerçeği aramaya daha muktedir hale getirmek için yapılan bir genetik müdahale.

Muhammet'in öğretileri dünyanın tam olarak aynı bölgesinde, sadece farklı kabilelerde ortaya çıkıyor. Bu iki öğretide de Yehova etkisi diyebileceğim bir etkinin mevcut olup olmadığını merak ediyordum. Yani Muhammet de Yehova olarak bilinen varlığın sapmaları yoluyla aktarılan bir Tek Yaratan öğretisine mi aracılık etti?

Q'uo: Bu iki büyük öğreti arasındaki benzerliğin temel nedeni, her iki öğretinin yayılım sürecinde, ilgili kültürlerin sadece kendilerini saran diğer kültürlerle değil, aynı zamanda evlerini yapmaya ve birer kültür olarak gelişmeye çalıştıkları fiziksel çevreyle ilgili zorlu/düşmancıl fiziksel koşullar altında kalmış olmalarıdır.

Gelişim ve hayatta kalma mücadelesi çok zordu ve bu durum ırklar arası mücadeleleri de şekillendirmiştir. Dolayısıyla bu kültürlerin varlıklarının özünden yaptıkları aydınlanma ve ilham yardımı çağrısı yanıtlanırken verilen bilgiler, gerekli çabanın gösterilmesini teşvik etmede bir miktar 'korku' dediğiniz şeyin de kullanıldığı, fiziksel, zihinsel ve hatta ruhsal bir mücadele gerektiren emir ve koşullarla doluydu.

Yani bu varlıkların çağrısına yanıt olarak gelen bilgiler, bir kültür olarak yaşadıkları deneyimlerden etkilenmiştir.


Dikkatinizi çekecektir, Quo her ne kadar bazen her üç dini katarak konuşsa da, çoğu durumda İslam ile Yahudiliği (Kuran ile Tevrat'ı) birbiriyle özdeş olarak tanımlıyor. Ve bu konuda özel bir araştırma yapmamış olmama rağmen, Kuran ve Tevrat'ın İncil'den farklı olarak birbirine çok daha yakın bir niteliği olduğu izlenimini edindim hep. Ve bu nitelik özellikle de yukarıda tanımlandığı gibi, "tepeden bakan, buyurgan tanrı" meselesiyle ilgili hep. Her iki kaynak da Tanrı'yı bence aşırı derecede "şahıslaştırıyor" ve o şahsa pek çok insana özgü ve önemli bir kısmı negatif enerjiyle yüklü karakter özellikleri yüklüyor. Örneğin Tevrat'ın tanrısı açık açık "Ben kıskanç ve intikamcı bir tanrıyım" diyor. Aşağı yukarı aynı şey Kuran'ın tanrısı için de geçerli görünüyor. Kendi yarattığı Şeytana kızıyor, intikam almaktan bahsediyor, gönderdiği bir öğretiyi benimsemeyenleri tehdit ediyor, IŞİD'i çağrıştıran vahşi cezalandırmalar (el-ayak kesme) emrediyor, vs. Allah'ın kıskançlığına atıfta bulunan hadisler var. Bunlar hakikaten tüm evreni, tüm varoluşu var eden merkezi gücün (Varoluş Güneşinin) özellikleri veya vasıfları olamaz bence. Bu noktada Deistlerin yukarıda alıntıladığım görüşlerine tamamen katılıyorum.

Linkini verdiğim başlıkta alıntıladığım gibi, Ra bilgilerinden "makaslanmış" olan bir soru-cevapta, Yehova'nın Oryon KH tarafından gönderdildiği bilgisi var. Nitekim K'lar da "Yehova kimdi?" sorusuna "Sahte tanrı" diye cevap vermişlerdi. Quo bu konuda biraz karışık konuşuyor ama bir şekilde o da Yehova denen şeyin "tepeden bakan tanrı" olduğuna dikkat çekiyor, "BH'den ziyade KH'ye hizmet eden bir agresyon ve kontrol enerjisi" olduğuna dikkat çekiyor ve bu durumun Tevrat ve Kuran'da tahribatlara neden olduğunu söylüyor. Aynı şeyi doğrudan İncil için söylememesi ilginç. İncil harika doğrulukta, hiç bozulmamış bir kitap olduğu için değil, ama Tevrat ile Kuran arasında özel bir bağ/özdeşlik olduğuna dikkat çekiyor sürekli. Ki bu durum son Kasyopya celsesinde söylenen bazı şeyleri doğruluyor gibi görünüyor, şu veya bu ölçüde.

Bu arada, hem Quo hem de K'lar, Tasavvuf öğretisinin İslami literatürde "pozitiflik" namına yararlanılabilecek tek kaynak olduğunu söylüyor veya ima ediyorlar. İki kaynak da Kuran'da ciddi bir negatiflik sorunu olduğunu söyledikleri halde, Sufilerin İslam yorumuna olumlu referansta bulunuyorlar. Ki Tasavvuf her ne kadar Kuran'ı referans aldığını söylese de, Kuran'ın tamamında değilse bile önemli bir bölümünde tasvir edilen, sevgiden ziyade korku empoze eden kızan, lanet okuyan, tehditler savuran, yani insana (üstelik pek ideal bir insan değil) özgü negatiflik yüklü tavırlar sergileyen Allah'tan çok farklı, korku yerine sevginin, birliğin kaynağı olan bir Allah anlayışı var özünde. Kısacası, Tasavvuf'un "Kurani" olduğunu söylemek pek kolay görünmüyor bana, ki İslam camiasının azımsanamayacak bir bölümü Tasavvufu İslam dışı sayıyor, Sufilerden nefret ediyorlar. Osmanlı Şeyhülislamı Ebussuud'un Yunus Emre'yi "kafir" ilan etmesi, onun öğretilerine uyanların katlinin vacip olduğunu söylemesi boşuna değildir. Yunus'un ve nice benzerlerinin savunduğu din anlayışı Kuran'da tasvir edilenden çok farklıdır, korkuya değil sevgiye dayalıdır.

Quo'nun anlattıkları bir noktada daha, son celsede geçen Yahudilikte ve İslam'da (Tevrat'ta ve Kuran'da) apokaliptik (kıyamet) vurgularının nedenleriyle ilgili önemli ipuçları içeriyor. Tekrar alıntılamak istiyorum:

Alıntı YapEklenti:

Bu iki büyük öğreti arasındaki benzerliğin temel nedeni, her iki öğretinin yayılım sürecinde, ilgili kültürlerin sadece kendilerini saran diğer kültürlerle değil, aynı zamanda evlerini yapmaya ve birer kültür olarak gelişmeye çalıştıkları fiziksel çevreyle ilgili zorlu/düşmancıl koşullar altında kalmış olmalarıdır.

Gelişim ve hayatta kalma mücadelesi çok zordu ve bu durum ırklar arası mücadeleleri de şekillendirmiştir. Dolayısıyla bu kültürlerin varlıklarının özünden yaptıkları aydınlanma ve ilham yardımı çağrısı yanıtlanırken verilen bilgiler, gerekli çabanın gösterilmesini teşvik etmede bir miktar 'korku' dediğiniz şeyin de kullanıldığı, fiziksel, zihinsel ve hatta ruhsal bir mücadele gerektiren emir ve koşullarla doluydu.

Yani bu varlıkların çağrısına yanıt olarak gelen bilgiler, bir kültür olarak yaşadıkları deneyimlerden etkilenmiştir.
Anladığım kadarıyla o "çevreyle ilgili zorlu/düşmancıl fiziksel koşullar" denen şey ciddi bazı doğal afet süreçlerine atıf yapıyor. Yani kıyameti andıran koşullar var. İnsanlar hayatta kalma konusunda ciddi bir endişe içinde gibi görünüyor. "Kıyamet" algısının çok güçlü olmasına neden olan dış çevresel (belki atmosferik) koşullar olabilir. O dönemi bir araştırmak gerek.

Bize anlatılan İslam tarihinde o dönemde kıyameti çağrıştıran uzun süreli doğal afetlerden falan bahsedildiğini hatırlamıyorum veya aklımda öyle birşey kalmamış. Ama hem celsede geçen bilgiler, hem Quo'nun söylediği şey ve sanıyorum ki bazı tarihsel kaynaklar (bu konuda bir yabancı kitaba değineceğim daha sonra), İslam'ın başlangıcı olarak atıfta bulunulan dönemde kıyametimsi bazı çevresel koşullar olduğuna işaret ediyor. Belki de birebir İslam'ın doğduğu söylenen döneme değil de, Yahudiliğin şekillendiği döneme aittir, belki İslam'ın Yahudilikten modellenen yönlerine yansımıştır bu tasvirler bilmiyorum, ama bir şekilde hem Tevrat'ta hem de Kuran'da bu kadar kıyamet anlatımları ve/veya kıyametimsi, korkuya dayalı, tehditkar bir söylem olması bu konuyla yakından bağlantılı olabilir. Araştırmaya çalışalım.

bozadi

#34
Celsede Yahudiliğin doğuşuyla ilgili olarak geçen,

"Bir kuyruklu yıldız / fırtına tanrısına tapınmaya yönelik geniş çaplı bir kült olarak başladı. Malı-mülkü elinden alınmış bir halkın ihtiyaçlarını karşılayacak ve aralarında dayanışmayı teşvik edecek şekilde yeniden düzenlendi."

cümlesinde, "malı-mülkü elinden alınmış" diye çevirdiğim kısmın orijinalinde "dispossessed" terimi var. Sözlüklerde "malına mülküne el konmuş" veya "mülksüzleştirilmiş" gibi bir anlamda gösteriliyor. Yalnız, burada kastedilen şeyin "afetler nedeniyle malını-mülkünü / varını-yoğunu kaybetmek" olabileceğini düşündüğüm için, "malı-mülkü elinden alınmış" ifadesini "varını-yoğunu kaybetmiş" olarak değiştirdim.

Bu arada, arkadaşlar celselerden alıntılar yaptıklarında, bu alıntıları okurken fark ettiğim bazı yazım veya çeviri hatalarını da dönüp orijinal celse çevirisinde düzeltiyorum bazen. Celse çevirilerinde değiştirilmesi, düzeltilmesi veya geliştirilmesi gereken irili ufaklı pek çok şey olabilir. Sorular, eleştiriler, öneriler üzerine belirli noktaları özel olarak inceleyip geliştirmeye çalışabilirim.

motherofrsd

#35
Genel kanı olarak homoseksüelliğin genetik olduğu düşünülür. Ve kendisini insan hakları aktivisti olarak gören bilim insanları bu konuda gerekli net açıklamaları yapmazlar. Amerika'daki İnsan Genetiği Derneği'nin yürüttüğü bir dizi çalışma ile insanlarda eşcinsellik geninin olmadığı ortaya konuldu. Çalışmaya göre epigenetik etkiler yani kimyasal değişiklikler DNA dizilimini değiştirmeden insan genomunu etkiliyor. Ve bu değişimler insanların cinsel yönelimleri üzerinde etkin.



Peki bahsi geçen epigenetik etki nedir? Epigenetik, biyolojide, DNA dizisindeki değişikliklerden kaynaklanmayan, ama aynı zamanda ırsi olan, gen ifadesi değişikliklerini inceleyen bilim dalıdır. İnsanların cinsel yönelimlerini dahi etkileyebilen bu epigenetik mekanizmaları daha derinlemesine inceleyelim:





Doğrudan Etkileyenler genlerin sessizleşmesine neden olurlar.
Bu da geni "inaktive" edici bir mutasyon veya delesyon gibi genetik bir mekanizmayla eşdeğerdir.

DNA Metilasyonu: Gen ifadesini değiştirerek hücre fonksiyonlarını değiştiren epigenetik bir olay.

Asetilasyon: organik bir bileşiğe bir asetil fonksiyonel grubu eklenme tepkimesidir.

Fosforilasyon: Bir fosfat grubunun organik moleküle bağlanmasıdır.
Protein fosforilasyonu: proteinlerde serin, treonin veya tirozin kalıntılarına, bir kinaz enzimi aracılığıyla bir fosfat grubunun eklenmesidir.

Dolaylı yoldan gen ifadesine etkiyen mekanizmalar post-transkripsyonel (transkripsiyon sonrası, yani ana DNA molekülünden RNA molekülü elde edildikten sonra) mekanizmaları özellikle de nonkoding RNA'nın (RNAi vb.) kodlayıcı RNA (mRNA) üzerine etkiyerek protein sentezini engellemesini içerir.

Protein sentezi hakkında küçük bir ara bilgi vereyim. Protein sentezi genetik bilginin protein şeklindeki ifadesidir. Protein sentezi sırasında m-RNA'daki bilgiler deşifre edilir. Ve canlılar dış ortamdan aldıkları proteinleri enzim olarak kullanmazlar. Kendi proteinlerini kendileri sentezlerler. Ve hücrenin yaşayıp gelişebilmesi ve kapasitesinde bulunan tüm fonksiyonları aktif hale getirebilmesi için yeteri kadar kendi sentezlediği proteine ihtiyacı vardır.

Buradaki bilimsel terimlerden anlamamız gerek şey eşcinsellik etkisini ortaya çıkaran Epigenetik makanizmaların birer "ek" ve "engelleyici" olmaları. Genlere "ekleme" yapılması ve "protein sentezi yapımının durudurulması" söz konusudur. Bilim insanlarının değinmediği konu ise bu ekleme sürecidir. Genlere ekleme nasıl yapılıyor??? Burada aklımıza elbette Kasyopyalıların "genetik değişim" ve "kaçırılma" konularında söyledikleri gelmelidir.

Peki genetiğimizde bulunan bir bilgiyi nasıl kullanıyoruz?

Canlılar herhangi bir duruma, ortama maruz kaldıklarında genlerinde bulunan bilgiyi açığa çıkarırlar. Bilginin ortaya çıkmasında duygusal ve fizyolojik süreçler etkilidir.


Bitkiler üzerinde yapılan bir çalışma:
• Strese maruz kalan bitkiler, gen ifadelerini değiştirerek, değişen ortama adaptasyon sağlamışlardır. Bunun için gerekirse genomlarını destabilize bile etmişlerdir. Böylelikle yeni bir fenotip ortaya çıkarmışlardır.
• Yeni fenotipe sahip bitkiler, stres ortamından uzaklaştırılmalarına rağmen, dört nesil boyunca bu adaptasyonu korumuşlardır. Yani stresten ortaya çıkan adaptif fenotipik değişiklikler 4 sonraki nesile kadar aktarılmıştır.
• Strese maruz kalmanın hafızası mevcuttur ve de bu hafıza dölden döle aktarılabilmektedir.

İnsanlarda homoseksüelliği etkileyen epigenetik faktörler ise çeşitli yöntemlerle aktif hale getiriliyor. Bunun için medya, sosyal projeler, duygusal buhranlar vs. kullanılıyor.

Ülkemizden örnek verelim.

National Geographic homoseksüel propaganda yapmak için çok bilinçli çalışmalar yürütüyor. Dergi ve belgesellerinde sıklıkla eşcinsellik seviciliği yapıldığını görebilirsiniz. Örneğin bir erkek çocuğunun sonradan kız cinsiyetini seçmesi



 
Sonradan kensinin de biseksüel olduğunu açıklayan Elif Şafak sevginin kutsallığı adı altında homoseksüel ilişkiler anlatmıştı kitaplarında. Kendisini takip eden yüzlerce kişiye de bir homoseksüel destekçisi olduğunu duyurmuştu. Bir insanın fikir ve düşüncelerini özgürce yazmasını eleştirmiyorum kesinlikle. Fakat söz konusu sizi takip eden düşüncelerinize önem veren yüzlerce insan olunca konuya farklı bir açıdan bakmak gerekiyor.






 
Diğer ünlüler ise


Ceylan Ertem


Yonca Evcimik


Nükhet Duru


Sezen Aksu


Hande Yener


Mabel Matiz



Göksel

Bu listeye oldukça fazla isim eklenebilir.
Ünlülerin ortak teması "sevgi ve insan hakları". Fakat bu yaklaşım kesinlikle kuzu postuna bürünen bir kurt. Eşcinsel olmak ve eşcinselleri desteklemek saf, toplumdan yargılamalardan bağımsız bir sevginin ibaresi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Batı toplumunda kimi gruplar bu bakış açısını daha da ileri seviyeye taşıyarak pedofili olanlanları "sevgi ve özgürlük" başlığı altında destekliyor.

British Council ise Türkiye'de eşcinsellik fikrini daha şirin ve kültürel bir faaliyete dönüştürmek için kısa film yarışmaları düzenliyor. O filmleri çekerken insanların rol yapmaları için bürünmeleri gereken ruh halini siz düşünün. Hiç bir saatliğine de olsa homoseksüel gibi davranıp o hissiyatla yaşadınız mı? Yarışmaya katılacak kişilere neyi deneyimletmek istiyor olabilirler?



Geçtiğimiz yıllarda İngiltere'den Türkiye'ye ziyarete gelen bazı diplomatlar oldu bu kişilerin ortak özelliği de homoseksüel olmaları veya eşcinsel ve pedofili destekçisi olmaları. Bu isimlerden birisi Alan Duncan bir diğeri de John Woodcock. İngiltere Parlemantosu'ndan Alan Duncan "Gey olmanın hayatındaki en iyi şey olduğunu" söylüyor. John Woodcock'ı ise erkek çocuklarına makyaj yaparken, LGBT'yi ve Pedofili derneğini desteklerken görüyoruz. Bu kişiler Türk diplomatlarla ne için el sıkmış olabilir?

John Woodcock:






Alan Duncan







Bunların yanısıra dünya çapında reklamlarda, afişlerde, dizilerde bolca eşcinsel desteği mevcut.Dikkat edelim kullanılan temalar yine "barış ve sevgi"












Burada kesinlikle homofobik bir durumdan bahsetmiyorum. Kişinin yaşamı ve hakları elbette kutsal. Fakat dünya çapında empoze edilmeye çalışılan bir homoseksüel dalgası mevcut. Kişiler öncelikle genetik değişimlere uğratılıyor sonra bir dizi görsel ve fikirsel frekanslara maruz bırakılıyorlar, duygusal buhranlar zaten malum. Böylelikle bu simülasyonda homoseksüel programını aktif hale getirmiş oluyorlar. Ciddi, bilinçli ve tesadüflerden uzak bir çalışma olduğu kesin. Ancak Kasyopyalıların da söylediği gibi "bilgi korur". Bilgi ve farkındalık bizlerle olsun.
 

beyrutkapı

#36
Foruma hoş geldin motherofrsd. Değerli paylaşımın için ayrıca teşekkürler.
 

bozadi

#37
Foruma hoşgeldin motherofrsd :)

Eşcinsellik meselesine dair oldukça dolu görünüyorsun :) Paylaşımın için teşekkürler. Konunun genetik yönlerine dair yaptığın açıklamaları, bununla ilgili bilgilerim çok kıt olduğu için henüz çok anlamıyorum ama bu konuda bilgimi artırmaya çalışacağım. Siyaset/sanat dünyasından yaptığın alıntılar oldukça ilginç ve düşündürücü gerçekten. Yorumlarına katılıyorum ve duyarlılığını, düşüncelerini, tepkini paylaşmana sevindim.

Cinsellik/seks konusunda nasıl aşırı zıtlara bir zorlama varsa (bir yandan önüne gelenle sevişme kültürü yayılmaya çalışılıyor, bir yandan bazı dinbazlar nikahlı karı-kocanın sevişirken tamamen çıplak olmalarının dinen sakıncalı olduğunu ilan ediyor), eşcinsellik konusunda da hem homofobik, hem de homofilik durumlar var gibi görünüyor, yani bir yandan eşcinsellere ve eşcinselliğe yönelik aşırı nefret ve baskı kültürü, diğer yanda abartılı bir eşcinsellik reklamı ve propagandası var. KH böyle birşey. Kontrolden çıkmış veya çıkarılmaya çalışılan bir dengesizlikler silsilesi.

ogeday

#38
Foruma hoş geldin motherofrsd.Yillar once yapilan bir celsede K lar escinselligin sebebinin bebeklik doneminde hem cinsle olan asiri iliskisinin buyuk olcude etkili oldugunu soylemislerdi.Erkek cocugunun bir yetiskin erkege fazla sarilmasi veya tam tersi denebilir.
 

Elysium

#39
Alıntı YapMuhammet Tanrimi var diyor yoksa O "hu" mu var diyor. "La ilahe ill Allahu"
Burada neyi kastettiğini anlayamadım, açıklarsan sevinirim.


"Tanrilar (ilahlar) yoktur, sadece O vardir.

Tanri kavrami ile Yaratici kavrami birbirinden farklidir.

Var olan tek gercek tanimlanamaz olan en eski sebep ve Baslangicin Babasi (Ab Resit) olandir. Veya Kabaladaki Ain Seph, Veya Islamiyetteki Hüve/O'dur.


K'larin Bir in yasalari diyor "Bir" kim?

1. Hindistan Boga Kültü
2. Yahudi Pegasus Kültü
3. Hiristianlik Orion Kültü
4. Islamiyet Sirus Kültü

Sybolleri karsilastirdiginda görürsün.

Islamiyetteki Ay ve Yildiz Bildigimiz Ay degildir Sirusun Ay seklini aldigi an dir.
 

bona fide

#40
cinselliğin kendisi sapma iken -yeme-cinsellik- sınıflandırılması konularıyla -homo,hetero- insanlarda
ötekileştirme üzerinden kaos ortamı yaratılması kh nin başarısı. homoseksüel heteroseksüel ilişkilerde duyarlı olmak gibi gösterişten ibaret yaklaşımlardan ziyade öncelik tüm cinsel eğilimler üzerinden prim yapanları metalaştırarak bunu pazar haline getirenleri eleştirmemiz gerekir. yönelimleri gürültü ederek desteklemek homo -hetero pazarı daha çok hareketlendiryor. teknolojinin khye hizmetine alet oluyoruz. her türden eğilimin başkasına zarar verme noktasında itirazları daha güçlendirip arzunun kontrol edilebilmesi üzerine yoğunlaşılmalı bence. ve celsede pavluş üzerinden olumlu hedef belirterek onun yeni bir oluşumda tercih edilebilir intibası yaratmak gelmiş geçmiş tüm habercileri devreden çıkarmak gibi taraflı bilgi sunumu kh nin manupilesi gibi görünüyor.uzun yıllar önce kumran yazıtlarının insanları yönlendirmek için keşfedilmiş havası yaratılarak inanç üzerinden kitleleri yönlendirmeye çalışan yahudi faaliyetleri yapıldığından bahsedilmişti. komplo ya da değil bir tarafa yönlendirme var mı yok mu kh nin dünyası dışardan bakmaya izin vermeyecek şekilde biri yoksa öbürü var al sana seçenek gibi hep tercih edilecek yeni versiyonlarla geliyor yeni dünya dini dedikleri türden. tüm habercilere minnet duymakla birlikte içerden bakarak değerlendiremek her zaman bitaraf yaratacak.
 

bozadi

#41
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Elysium

"Tanrilar (ilahlar) yoktur, sadece O vardir.

Tanri kavrami ile Yaratici kavrami birbirinden farklidir.

Var olan tek gercek tanimlanamaz olan en eski sebep ve Baslangicin Babasi (Ab Resit) olandir. Veya Kabaladaki Ain Seph, Veya Islamiyetteki Hüve/O'dur.


K'larin Bir in yasalari diyor "Bir" kim?

1. Hindistan Boga Kültü
2. Yahudi Pegasus Kültü
3. Hiristianlik Orion Kültü
4. Islamiyet Sirus Kültü

Sybolleri karsilastirdiginda görürsün.

Islamiyetteki Ay ve Yildiz Bildigimiz Ay degildir Sirusun Ay seklini aldigi an dir.
Açıklamaların için teşekkürler Elysium. Sirius (Sirius A) Güneş dışında görebildiğimiz en parlak yıldız olduğu için ve elbette başka çeşitli olası nedenlerle hakkında epeyce şey söyleniyor. Dogon Kabilesinin bu yıldızla ilgili şaşırtıcı bilgileri ve açıklamaları olduğuna dair anlatımlar var. Şire/Şira adlarıyla Kuran'da da geçtiğini hatırlıyorum. Ama somut/pragmatik bir sonuç çıkarmak kolay değil gibi görünüyor bu Siryus meselesinden.

bozadi

#42
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

cinselliğin kendisi sapma iken -yeme-cinsellik- sınıflandırılması konularıyla -homo,hetero- insanlarda
ötekileştirme üzerinden kaos ortamı yaratılması kh nin başarısı. homoseksüel heteroseksüel ilişkilerde duyarlı olmak gibi gösterişten ibaret yaklaşımlardan ziyade öncelik tüm cinsel eğilimler üzerinden prim yapanları metalaştırarak bunu pazar haline getirenleri eleştirmemiz gerekir. yönelimleri gürültü ederek desteklemek homo -hetero pazarı daha çok hareketlendiryor. teknolojinin khye hizmetine alet oluyoruz. her türden eğilimin başkasına zarar verme noktasında itirazları daha güçlendirip arzunun kontrol edilebilmesi üzerine yoğunlaşılmalı bence. ve celsede pavluş üzerinden olumlu hedef belirterek onun yeni bir oluşumda tercih edilebilir intibası yaratmak gelmiş geçmiş tüm habercileri devreden çıkarmak gibi taraflı bilgi sunumu kh nin manupilesi gibi görünüyor.uzun yıllar önce kumran yazıtlarının insanları yönlendirmek için keşfedilmiş havası yaratılarak inanç üzerinden kitleleri yönlendirmeye çalışan yahudi faaliyetleri yapıldığından bahsedilmişti. komplo ya da değil bir tarafa yönlendirme var mı yok mu kh nin dünyası dışardan bakmaya izin vermeyecek şekilde biri yoksa öbürü var al sana seçenek gibi hep tercih edilecek yeni versiyonlarla geliyor yeni dünya dini dedikleri türden. tüm habercilere minnet duymakla birlikte içerden bakarak değerlendiremek her zaman bitaraf yaratacak.
Cinsellikle ilgili eleştirilerinin şu yönüne hak veriyorum bona fide: ister hetero, ister homo yönelimiyle olsun, cinsellik ne yazık ki genel olarak insanlığın karşı karşıya olduğu ciddi sorunların aciliyetini gözden kaçırmaya, dikkat saptırmaya yönelik bir konu ve metalaştırma alanı olarak bereketli bir şekilde kullanılıyor KH güçleri tarafından. Ama bu konuyla ilgili tüm tartışmaları gündememizden/hayatımızdan çıkarmaya çalışmanın da doğru bir tutum olacağını sanmam. Ve evet, bu konuya (ve pek çok başka ikincil, üçüncül ... konulara) ayrılan dikkat enerjisinden tasarruf yapıp hayatımızın en temel sorunlarını ve çözüm arayışlarını tartışmamız icap eder diye düşünüyorum.

K'ların veya Laura ve ekibinin Pavlusçuluk veya "Pavlus pazarlaması" yaptığını düşünmüyorum şahsen. Ama gerçekten pozitif niyetli olduklarına, son derece takdire değer faaliyetlerde bulunduklarına inandığım için, bu ekibin kendi inançsal arkaplanları olan ve aynı zamanda dünyadaki en kalabalık din kitlesi olan Hristiyanları öğretilerine ve faaliyetlerine davet etmede Pavlus'la ilgili bazı temalardan yararlanıyor olmalarında garipsenecek veya kınanacak birşey görmüyorum. Hristiyancılıktan veya Pavlusçuluktan "nemalanmak" isteyen bir kaynak/ekip için İsa'yı çöpe atmak, İncil'i %70 bozuk ilan etmek, kendi kendini ciddi şekilde sabote etmek anlamına gelirdi.

K'lar celselerde sürekli olarak "hiçbir belirli kaynağa/kişiye takılı kalmayın" diye tekrar tekrar uyardılar, "bizi de tanrılaştırmayın" diye vurguladılar. Binlerce sayfa celse metninde hiçbir belirli şahsa veya kaynağa yönelik bir "sürekli takip/izleme" çabasının teşvik edildiğini düşünmüyorum. Bundan sonra böyle birşey yapacaklarını da sanmıyorum ama bekleyip görelim tabi.

Gavroche

#43
Düşünüyorum ve gelip cevapları buluyorum, teşekkürler bozadi

bozadi

#44
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gavroche

Düşünüyorum ve gelip cevapları buluyorum, teşekkürler bozadi
Sevindim Gavroche :)