Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Afrin'e hava operasyonu başladı (20.01.2018)

Başlatan bozadi, 20 Ocak 2018, 20:35:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
25 Ocak 2018

Afrin'e tafra AB'den...


Prof. Dr. Ünal Emiroğlu




Türkiye'nin Afrin operasyonuna tepki AB'den (Avrupa Birliği) geldi. AB Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini çok kaygılıymış. Fransa da geri durmadı, konuyu BM (Birleşmiş Milletler) Güvenlik Konseyi'ne taşıdı.

Endişe duymalarının gerekçesi "insani kriz" miş! Türkiye'nin attığı adım sonrası bölgedeki sivillerin haklarının ihlâl edilme ve yapılacak insani yardıma engel teşkil etme ihtimali çok ama çok kaygılandırmış bu arkadaşları.

Peki, ortalığı fışfıklayıp sonrasında demokrasi ve insan hakları bahanesiyle kâh BM kâh NATO kalkanıyla insanlığa karşı suç işleyen, toplumları bölük pörçük eden bunlar değil mi ve bunların hâmisi ABD değil miydi? Bu haltları yerken kimse insani krizden filan bahsetmiyordu.

Milyonlarca insanı yerlerinden yurtlarından edip bunları mülteci olarak sınırlarına dahi yaklaştırmayan, kalın duvarlar ve tel örgülerle tedbir alan, bu insanlara köle muamelesi yapan bunlar değil miydi?

Eğri oturup doğru konuşalım; sınır komşumuz Suriye ile sorunumuz yok iken hatalı dış politikalarımız, sınır ve bölge güvenliğini bu hale getirdi. Ve bizi meşru müdafaaya zorladı. Çatışma mühendisi ABD ve hempaları bölgede terör ve çatışmayı tırmandırarak bizi de ateşe attı. Şimdi "kaygılı" vaziyette temaşa etmekteler.

Zararın neresinden dönülse kârdır. Uluslararası hukuk açısından meşru savunma kabul edilen Afrin operasyonumuza dışarıdan müdahale edilmesine meydan vermeden, süratle hedefe ulaşıp geri dönülmelidir.

Gelelim insani krize... Uluslararası ilişkiler açısından bakıldığında, "İnsan Hakları" kavramı yeni bir şey değil;

Siyasi bir ilke olarak kavramın kökenlerini, Birleşik Amerika bağımsızlık deklarasyonu ve Büyük Fransız Devrimi bildirgesinden başlatarak, ABD Başkanı Wilson'un Birinci Dünya Savaşı ertesinde Kongre'de açıkladığı "14 İlke" sine, Cemiyet-i Akvam ilkelerine; BM'nin San Fransisco çağrısına, Avrupa Konseyi Tüzüğü'ne, 1975 Helsinki Sözleşmesi'ne ve 1990 AGİK (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı) Şartı'na kadar uzatmak gerekiyor.

Bugüne kadar gördüğümüz; İnsan Hakları siyasetinde Batı'nın çifte standart uyguladığıdır.

1789 Fransız İhtilâli sonrasında "Hürriyet-Müsavat-Uhuvvet (özgürlük-eşitlik-kardeşlik)" bildirgesini dağıtan, İstanbul/Galata'daki Fransız Elçiliği mensuplarının bunu insan hakları için yaptığını söylemek fazla iyimserlik olurdu. Amaçlarının ne olduğunu tarih göstermiştir: Osmanlı İmparatorluğu'nu sömürgeleştirmek.

Günümüze baktığımızda Türkiye'yi bölmek için insan hakları arkasına sığınıldığını görüyoruz.

Düşmanlarımıza fırsat vermemek ve aleyhimize propaganda yapmalarını önlemek için, insan hakları siyasetinde doğru yolu izlemek ama sırf siyaseten değil, inanarak hukuk devleti ilkesini ve adalet mekanizmasını hayata geçirmemiz önceliğimiz olmalıdır.

Kaynak: Yeni Mesaj


bozadi

#46
"İnsani Kriz" uyarılarını yapanlar NATO ve hatta BM gibi insanlığa karşı sayısız katliam suçunun faili veya aracısı veya aklayıcısı olan güçler bile olsa, bu uyarılara saygı duymak gerek. TSK ve ilgili tüm güçler, sivillere zarar vermemek için azami gayret göstermek zorundadır aksi takdirde bunun acısı, cezası yine gelir bizi bulur. Ama evet, makale yazarının dikkat çektiği konu da çok ama çok önemlidir. İnsaniyetten, demokrasiden bahseden batılı güçler, bu kavramlara en çok ve en düzenli tecavüz eden güçler olagelmiştir. Bunu söylemeyen, buna açıkça karşı çıkmayan, var gücüyle protesto etmeyen herkes doğrudan veya dolaylı olarak o güçlerin bu şeytanlıklarına yardımcı olmuş olur.

bigsenfoni

#47
''Türkiye'nin Afrin operasyonuna tepki AB'den (Avrupa Birliği) geldi. AB Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini çok kaygılıymış. Fransa da geri durmadı, konuyu BM (Birleşmiş Milletler) Güvenlik Konseyi'ne taşıdı.''

Yüz yil önce nasillar ise simdide aynilar...Mustafa Kemal Atatürk verilmesi gereken cevabi 100 önce vermis.



Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir'de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu. Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah, erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik. Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu. Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa'yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu. Paşa, Vali'ye sordu:

-Konu nedir?
Vali anlattı:
-Sayın Konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim

Mustafa Kemâl Paşa, Konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu. Buna rağmen kendisine Vali'yi muhatap aldı:

-Ee, peki daha ne istiyormuş.
Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi:
-Tebamız için Hükümetinizden yazılı teminat istiyorum.

Mustafa Kemâl Paşa:
-Ne yani, Yunanlılar zamanında siz, tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?

Konsolos kasılarak:
-Evet, dedi. Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.

-O halde buyurun tebanız ile birlikte Yunanistan'a gidin efendim.

Konsolos:
-Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?

Mustafa Kemâl Paşa:
-Siz kiminle. neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben, Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkumandanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim!

Konsolos, Mustafa Kemâl Paşa'nın son sözü üzerine sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.

Mustafa Kemâl Paşa, adamın arkasından Vali'ye döndü:
-Bunlara yüz vermeyin Vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi. Küstahlık derecesine bakın, Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak! Savaş halinde değiliz sanki. Bana savaş mı açıyorsunuz, diye soruyor!

Birkaç saat sonra, İngiliz donanma kumandanı Hükümet konağının kapısından girerek, Mustafa Kemâl Paşa'nın odasına yöneldi. Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.

-Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa ile görüşmek istiyorum.
Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı.

Amiral:
-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale'deki başarınızın rastlantıya borçlu olmadığınızı kanıtladınız. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum, diyerek övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa, bıkkın bir sesle:
-Bunları geçin Amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin... dedi.

Amiral bu tavır karşısında bocalıyarak konuya girdi:
-İzmir'de tebamız ve sizin azınlıklarınız. Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?

Paşa :
-Hiç kuşkunuz olmasın Amiral, tebanız ve azınlıklar Hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler.

-Peki suç işleyenler?

Paşa:
-Suç işleyenler sayın Amiral, muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker.

-Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış ola-bilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığıyla yüz yüzedir. Ermenileri biliyorsunuz büyük bir toplumu göçe zorlandı ve önemli bölümü hayatlarını kaybetti. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır.

Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemâl Paşa "dünyanın koparacağı gürültü" ile tehdit edilince amiralin sözünü kesti:

-Üstünlük pozunuzu derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin dahili işleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin.. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.

Amiralin yüzü bembeyaz oldu.
-İngiliz Hükümetinin tebasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz.

Paşa:
-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum.

Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı:
-İngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz?

Paşa:
Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık. Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat, nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken "barış antlaşması yapmamış iki devletiz. Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum.

Bir balmumu heykeline döndü Amiral. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemâl Paşa'nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek:
"Affedersiniz",dedi. Yerlere kadar eğilerek geri geri gidip dışarı çıktı.

İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirmeye başladılar. Birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.

Salih Bozok
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#48
Paylaşım için çok teşekkürler bigsenfoni. İşte, bugün devletimizin yapması gereken de budur. Ülkemizin bu kadar Amerikan/NATO üssüyle dolu olması, en başta TSK'nın ve CHP'nin (sadece bu kurumlarla sınırlı olmasa da, en çok bu iki kurumun) Atatürk mirasına ettiği ihanetin boyutunu ortaya koyuyor aslında. Belki başlarda ABD ve NATO hemen şeytani bir rol oynamadı ama zaman içinde bunların şeytanlıkları ortaya çıktıktan sonra da ne yazık ki kendini Atatürkçüğün bekçisi diye yutturagelmiş bu siyasi ve askeri kurumlar Atatürk'ün anti-emperyalist mirasına en ağır ihanetleri etmişler, ülkeyi, milleti ve kaynaklarını faşist Amerika'nın, NATO'nun, İsrail'in hizmetine sunmaktan hiç çekinmemişlerdir. Sağcı/dinci çevreler de bu konuda kesinlikle masum değildir ama ben özellikle kendine Atatürkçü diyenlerin, "Atatürk'ün askeriyiz" diyenlerin, ve bu bağlamda en çok da CHP ve TSK'nın ülkemizdeki bu faşist ABD/NATO örümcek ağının varlığına isyan etmesi gereken kurumlar olmasını beklerdim ama ne yazık ki durum bunun tam tersi oldu. Bu ülkede Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışmalarını (PKK meselesi başta olmak üzere) ve katliamlarını ABD/NATO/CIA/MOSSAD gibi kurumlar, üsler ve bunların yerli işbirlikçilerinin yaptığı, yaptırdığı, finanse ettiği, provoke ettiği çok iyi biliniyor. Buna rağmen kendini Atatürkçülüğün bekçiliğiyle tanımlayan kurumlar tüm bu kapkaranlık, şerefsizçe süreçlere doğru dürüst ağızlarını açıp gık bile dememişlerdir (istisnalar, kaideler), çünkü tüm bu şeytanlıkları çevirenlerle aynı yataktalardı, Atatürk'e ihanet etmekle, şeytanların "müttefiki" olmaktan gurur duymakla ve rüşvetlerini yemekle meşguldüler. Tekrar tekrar söylüyorum, halkı suçlamıyorum, halkı güdenleri suçluyorum. Sorumluları suçluyorum.

Ve aynı nedenle, Erdoğan'ın ABD, NATO ve dolaylı olarak İsrail karşıtı tırmanan duruşunun paha biçilmez bir değere sahip olduğunu düşünüyorum ve bunun aynı zamanda Atatürk'e ihanet eden sözde Atatürkçü kurum ve çevrelerin de kendilerini temize çekmeleri için paha biçilmez bir fırsat yarattığına inanıyorum.

Bu elbette körü körüne savaşa atlamakla olacak diye birşey yok, ama tavır alınması lazım. Güçlü bir karşı çıkış, protesto, özeleştiri, silkeleniş ve uyanış lazım.

bozadi

#49
25 Ocak 2018

Şam: Hava savunmamız Türkiye'ye karşı hazır


Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat, Türkiye'nin Afrin'e yönelik olarak başlattığı 'Zeytin Dalı Harekâtı'nı 'işgal' diye niteleyip karşılık vereceklerini söyledi.




Suriye, harekatın başlamasından önce, "Hava sahasındaki Türk hedefleri yok etmeye hazırız" demişti.

Şam'da BBC muhabirine konuşan  Mikdat, "Türkiye'nin işgali, Suriye'nin egemenliğinin açıktan ihlali, egemenliğine karşı bir saldırıdır" dedi.

Muhabirin "Rusya'nın harekata yeşil ışık yaktığı belirtiliyor" demesi üzerine Mikdat şöyle konuştu: "Bilmiyorum. Rusların ne düşündüğünü biliyoruz. Rusya'nın Suriye adına hareket edebileceğini ya da Suriye'de şimdiye kadar savunduğu prensiplere karşı hareket edebileceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla bu, Türkiye'nin Suriye egemenliğine karşı bir saldırganlığı ve Suriye'nin böylesi bir saldırıya karşı her tür cevabı vermeye hakkı var."




"Buna askeri olarak karşılık verecek misiniz?" diye ısrarla sorulması üzerine Mikdat şu yanıtı verdi: "Bu saldırıyı kınadık ve buna göre hareket edeceğiz. Özellikle herhangi bir eylemden bahsetmeyeceğim ancak Suriye'nin kendini korumaya hakkı vardır. Tekrar tekrar söyledik, Türk rejiminin saldırılarına yanıt vermek için mümkün olan her aracı kullanacağız."

Mikdat, "Bu, uçakları düşürmeyi de kapsıyor mu?" sorusuna ise, "Bunu çok açık olarak söyledik. Hava savunma sistemlerimiz hazır" karşılığını verdi.

Mikdat, ABD'nin Suriye topraklarından kısa vaadade çekilmeyeceği yönündeki tavrını da, "Başka bir yıkıcı hata" olarak tanımladı.

Kaynak: Diken


bozadi

#50
Erdoğan AKP'sinin 2011'den beri yaptıkları ve bunun neden oldukları düşünüldüğünde ve Suriye devletine bir "zeytin dalı" uzatma niyetinin bile Suriye devletinden resmi bir izin almadan ve dolayısıyla bu anlamda Suriye topraklarına tecavüz edilerek ve üstelik ÖSO adlı terör örgütü açıkça desteklenip kullanılarak yapıldığı için, Suriye devletinin Türkiye'ye, daha doğrusu Erdoğan'a kızgın ve güvensiz olması kadar doğal birşey olamaz ama umarım ne Erdoğan bu işi Suriye devletinin iradesini ezmeye çalışacak şekilde tırmandırır, ne de Suriye devleti bizim ordumuza karşı açıkça silahlı karşı koyuş sergiler (S400'le saldırmak dahil). Çok karmaşık ve sorunlu bir süreç ilerliyor. Umarım yanlış birşeylere neden olmadan usulca sonuçlandırılır ve umarım Suriye devletinin meşru yönetimiyle somut anlaşmalar sağlanır. Rusya ve İran'ın bu konuda ellerinden geleni yapması gerekiyor.


gerçek tosun paşa

#51
Sıkıntı yok İranlılar bile bizi kınadılar. Elbette adettendir böyle diyecekler. Ülkelerinin insanlarını kurtaran ülkeye saldırmalarının söz konusu olacağını düşünmüyorum. Suriyenin S400 leri kendi kullanımında bile değildir. Ruslar getirdi onları ve Ruslar girin diyor, sorun yok.

bozadi

#52
TSK'nın ve CHP'nin karanlık geçmişiyle ilgili olarak "istisnalar" dedim, ordu içinden Eşref Bitlis ve ordu dışından Uğur Mumcu ve onlar gibi nice kahraman komutanlar ve aydınlar vardır, ABD-İsrail ortaklığının ve müttefiklerinin (İlüminati Örümceğinin) ülkemiz ve milletimiz üzerinde ördüğü şeytani ağın farkına varıp insanları uyandırmaya, bu karanlık süreçlere karşı birşeyler yapmaya çalışan. Ama işte, bu insanlar öldürüldüler ve öldürülmeyenlerin de büyük baskılara ve engellemelere maruz bırakıldıklarına şüphe yoktur ve ne TSK, ne de CHP bu işlerin ardındaki malum güçleri ifşa etmek ve karşı koymak için somut bir adım atmamıştır kurumsal bazda. Acı olan, onursuz olan budur. Şeytani güçler tarafından ele geçirilmişliğin, işgal edilmişliğin resmidir. Ama yine şuna inanıyorum ki, son zamanlarda hem CHP'de hem de TSK'da temizlenme, arınma, toparlanma belirtileri vardır ve elbette eğer o ordunun, o partinin tabanında ve idaresinde iyiye, doğruya, onura güçlü bir şekilde eğilimli insanlar olmasaydı, bu mümkün olmazdı veya olmaz. Ama şükürler olsun ki varlar elbette. Çok berbat, çok karanlık, çok şeytani süreçlerden geçmiş olsak da, o kabustan yavaş yavaş çıkıyoruz gibi görünüyor. Bence CHP eskisiyle karşılaştırıldığında daha halkçı, tabanla daha organik bağlantılar kuran bir parti haline geliyor. TSK'nın da Amerika'yla ve İsrail'le olan ilişkilerini, hatta göbek bağlarını ciddi şekilde sorgulamaya başladığı görülüyor. Ki TSK'daki bu gelişmeler, CHP'nin giderek daha fazla arınmasına, pozitif yönde gelişmesine yardımcı olacaktır bence. Global faşistlerin ülkemizdeki baş taşeronluğunu yapan Fethullah mafyasının yediği ağır darbe, tüm bu olumlu süreçlerin meydana gelmesinde önemli bir gelişme oldu gibi görünüyor. Fethullah daha önce AKP'ye derinden nüfuz etmiş olsa da, TSK ve CHP'ye de azımsanamayacak ölçüde nüfuz ettiğinden şüphe edilmemelidir bence. Ama tamamen ele geçirecek kadar değil tabi ve çok şükür sorun büyük ölçüde giderildi. Erdoğan AKP'sinin Fethullah konusunda "büyük suçlu" olduğu iddia edilebilecek olmakla birlikte, bence AKP'nin FETÖ'yü bünyesine almadaki kararlılığı da, sonra bünyesinden atma kararlılığı da bence hepimiz için en hayırlı neticeyi vermiştir, belki de etkili sonuç için olması gereken tam da buydu. Bu durum AKP'yi tamamen aklamasa da, doğrudan veya dolaylı olarak hayra hizmet etmesini sağlamıştır bence. Erdoğan AKP'sinin büyük müdahalesi olmadan, devlet mekanizmasındaki, TSK'daki, CHP'deki ve yargı alanındaki FETÖ etkisi bu ölçüde azaltılamazdı bence.

gerçek tosun paşa

#53
Senle bir süredir yaptığımız konuşmalara çok benzer görüşlerini aktaran bir youtuber var. Konuyu ele alış şekli bizim burada ortak olarak bildirdiğimiz görüşlere fazlasıyla uyuyor ve zihinleri açıcı bir etkisi var en azından düşünme yetisini geri getirebilecek şeyler söylüyor. Belki izlemişsindir ama sana videonun linkini atıcam. İnsanlara farklı bir açı kazandırmak için yaptığı videoları kayda değer bulduğumu söyleyebilirim kendi adıma.

Bana da foruma üye bir arkadaşım izletti geçtiğimiz gün.

https://www.youtube.com/watch?v=a0vSLA4SvTo


bozadi

#54
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Senle bir süredir yaptığımız konuşmalara çok benzer görüşlerini aktaran bir youtuber var. Konuyu ele alış şekli bizim burada ortak olarak bildirdiğimiz görüşlere fazlasıyla uyuyor ve zihinleri açıcı bir etkisi var en azından düşünme yetisini geri getirebilecek şeyler söylüyor. Belki izlemişsindir ama sana videonun linkini atıcam. İnsanlara farklı bir açı kazandırmak için yaptığı videoları kayda değer bulduğumu söyleyebilirim kendi adıma.

Bana da foruma üye bir arkadaşım izletti geçtiğimiz gün.

https://www.youtube.com/watch?v=a0vSLA4SvTo
İzleyeceğim, teşekkür ederim.

bozadi

#55
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Senle bir süredir yaptığımız konuşmalara çok benzer görüşlerini aktaran bir youtuber var. Konuyu ele alış şekli bizim burada ortak olarak bildirdiğimiz görüşlere fazlasıyla uyuyor ve zihinleri açıcı bir etkisi var en azından düşünme yetisini geri getirebilecek şeyler söylüyor. Belki izlemişsindir ama sana videonun linkini atıcam. İnsanlara farklı bir açı kazandırmak için yaptığı videoları kayda değer bulduğumu söyleyebilirim kendi adıma.

Bana da foruma üye bir arkadaşım izletti geçtiğimiz gün.

https://www.youtube.com/watch?v=a0vSLA4SvTo
Hiç fena değil. Müsait vaktimde kanalın/şahsın diğer videolarına da gözatmayı planlıyorum.

gerçek tosun paşa

#56
Beğenmene sevindim. Tabi tarzı ve konuları ele alış şekli herkese hitap etmeyebilir, eleştirilebilir fakat vermeye çalıştığı mesaj dikkat değer.

bigsenfoni

Video cok hosuma gitti,tesekkurler gtp.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#58
27 Ocak 2018

Ankara'dan Şam'a zeytin dalı! Başbakan Yıldırım: Rejimsiz çözüm olmaz


Ankara Şam ilişkileriyle ilgili yeni bir açıklama geldi. Başbakan Binali Yıldırım'a Şam ile bir temas olup olmayacağı soruldu. Başbakan bu soruya "Rejimi yok sayarak Suriye'de bir çözüm arayışı içine girersek daha uzun yıllar bu kaos devam eder." sözleriyle yanıt verdi




Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Suriye'ye uzattığı zeytin dalı, diplomasinin de önünü açıyor. Ankara'dan peş peşe Şam'la diyalog açıklamaları geliyor.

Başbakan Binali Yıldırım İstanbul'da Beyoğlu sohbetlerine katıldı. Gündeminde Afrin'deki "Zeytin Dalı Harekâtı" vardı. Harekâtın nedenlerini anlattı. Toplantıda Türkiye'nin Suriye hükümetiyle doğrudan teması olup olmadığı da soruldu. "Rejimsiz çözüm olmaz" dedi.

Başbakan Yıldırım, "Esed ile bizim doğrudan bir temasımız yok. Afrin olayında da Rusya  üzerinden ve daha alt düzeyde temaslar söz konusu oldu. (...) Ama  geldiğimiz noktada rejim bir vaka, bir hakikat... Yani rejimi yok sayarak  Suriye'de bir çözüm arayışı içine girersek daha uzun yıllar bu kaos devam eder. O  yüzden tabii ki çözümde rejim de olacak ama Suriye'nin tüm etnik grupları bu  çözümde yer alacak. Kimler yer almayacak? Eline silah almış, terör faaliyeti  içinde olan, masum, sivil insanları katledenler bu masanın hiçbir yerinde  olmayacak. Bizim şartımız bu, bunu baştan beri savunuyoruz." ifadelerini kullandı.

Yıldırım, Amerika ile ilişkilerde yaşanan gerginlikle ilgili bir soru de "ABD ile ilişkilerimiz sadece YPG değil, FETÖ meselesi yüzünden gerildi." dedi.

Amerika'nın FETÖ konusunda vurdumduymaz davrandığını söyleyen Yıldırım, "ABD'nin Türkiye ile ilgili nerede duracağını açık ve seçik olarak ortaya koyması lazım." diye konuştu.

Kaynak: Ulusal


bozadi

#59
Güzel hareketler bunlar. Yıldırım ego kontrolü konusunda Erdoğan'dan daha usta aslında ama Erdoğan'da olan bazı şeyler de onda yok.

Yıldırım'ın bahsettiği, "Eline silah almış, masum/sivil insanları katledenler" arasında ÖSO da var aslında. Bu örgüt Suriye devletinin meşru yönetimini devirmek üzere silahlı faaliyet gösterdiği için, Suriye devleti açısından açıkça bir terör örgütüdür. Ama şu aşamada AKP tarafından PKK/PYD ve IŞİD'e karşı mücadelede kullanılması nispeten görmezden gelinebilecek birşey bana göre. Ama yarın öbür gün Suriye devletine ve ordusuna karşı faaliyet gösterir göstermez Suriye ve müttefiklerinin hedefi haline gelecektir doğal olarak. AKP'nin bu konuda dikkatli olması gerekiyor. Suriye konusunda daha önce şeytana uyduklarını gerçekten anlamışlarsa ve "Rejimle" aralarını gerçekten düzeltmek istiyorlarsa tabi. Muhtemelen iki ileri bir geri adımlar olacak bu konuda ama inşallah uzunvadede tekrar sağlıklı bir diyalog kurulur.