Afrin'e hava operasyonu başladı (20.01.2018)

Başlatan bozadi, 20 Ocak 2018, 20:35:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#75
30 Ocak 2018

İddia: Rus uçakları TSK konvoyunu durdurdu!


Türkiye'nin dün gece Suriye'de İdlib-Halep sınırında, silahlı isyancıların kontrolündeki stratejik El Eys kasabasına asker konuşlandırmak üzere harekete geçtiği ileri sürüldü. İddiaya göre bu adım, Rusya ve Şam'la koordinasyon kurulmadan atıldı;Rus savaş uçakların güzergahını bombalayarak konvoyu durdurdu.




Suriye ordusunun Türkiye sınırındaki İdlib vilayetinde cihatçı militanlara karşı ilerleyişi sürerken, Türkiye'nin dün gece bölgede yeni bir adım attığı öne sürüldü. TSK'nin dün gece Halep-İdlib sınırında, stratejik bir noktada bulunan ve çatışmasızlık bölgesi anlaşmasında yer almayan El Eys kasabasına asker konuşlandırmak için bir konvoyu harekete geçirdiği iddia edildi. İddiaya göre bu adım, Rusya'ya bildirilmeden atıldı ve konvoyun ilerlemesi Rus savaş uçakları tarafından engellendi.

İddia şu: Stratejik bir tepede ve şu an silahlı isyancıların kontrolünde bulunan El Eys'in Suriye ordusunun kontrolüne geçmesini istemeyen Türkiye, İdlib'den 110 araçlık bir konvoyu Tahrir el Şam (eski El Nusra) militanlarının gözetiminde, Rusya ve Suriye'ye bilgi verilmeden yola çıkardı.

Ancak Rus uçakları, konvoyun El Eys'e varışını engellemek için konvoyun güzegahındaki Kammari'ye 70 ateşlik bombardıman düzenledi. Konvoy bu nedenle Kefr Haleb'de farlarını söndürerek durdu. İddia, gazeteciler Jenan Moussa ve Elijah j. Magnier tarafından sosyal medya üzerinden duyuruldu.

EL EYS NEDEN ÖNEMLİ?

Halep vilayetinin sınırlarındaki tepelik el Eys kasabası, Astana'da belirlenen çatışmasızlık bölgeleri arasında yer almıyor. Cihatçıların kontrolündeki kasaba stratejik konumu sebebiyle, son olarak İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur kentini kontrolü altına alan ve vilayetteki operasyonlarını sürdüren Suriye ordusunun ilerleyişini etkileyebilecek bir merkez.

'RUSYA VE SURİYE'NİN HABERİ YOKTU'

Ankara'nın el Eys hamlesiyle Suriye ordusunun İdlib'e ilerleyişini durdurmak istediği öne sürülüyor. Afrin operasyonunu Rusya'nın onayıyla düzenleyen Türkiye'nin bu konuda Moskova'yla görüş birliğinde olup olmadığı merak konusu. Suriye ordusu ya da Rusya tarafından gerçekleştirildiği belirtilen bombardıman, bunun aksine işaret etse de taraflardan henüz bir açıklama gelmedi.

AMAÇ AFRİN'E TAKVİYE GÜÇ MÜ ÇEKMEK?

Evrensel'in aktardığına göre, bölgeyi yakından takip eden Gazeteci Elijah J. Magnier, Türkiye'nin askeri intikalini Rusya ve Suriye ile koordine olmadan gerçekleştirdiğini söyledi. Magnier, TSK'nin Rusya ve Suriye ile anlaşmadan neden böyle bir adım attığına yönelik bir senaryoyu da paylaştı.

Magnier'in bir saha komutanına dayandırdığı yoruma göre Türkiye, İdlib'de ilişkili olduğu pek çok grubun militanlarını Afrin operasyonuna çağırdı. Bu nedenle Suriye ordusuyla sınır oluşturan stratejik merkezlerdeki savunma hatları zayıfladı. Bunun üzerine Türkiye, Menbic'de ABD, Tel Rıfat'ta Rusya'nın yaptığı gibi 200 askerini buraya konuşlandırarak Rusya ve Suriye güçlerine "Burada biz varız. Daha fazla ilerlemeyin" mesajı vermek istedi.

Kaynak: Gazete Duvar


bozadi

#76
Tahmin ediyorum ki Erdoğan her ne kadar ABD karşıtı adım atma konusunda alkışı hak etse de, Suriye devletine karşı politikasında pek çok yanlış yapmaya devam edecek. Müttefik abiler Erdoğan'a nerede şansını fazla zorlamaması gerektiğini anlatmaya çalışacaklar. Bakalım olaylar nasıl gelişecek. Erdoğan'ın şimdiye kadarki hikayesine bakıldığında pek çok ciddi hatalar yaptığı halde sonradan bu hatalardan ders alıp bir o kadar büyük ve değerli adımlar attığı görülüyor. Sanıyorum ki Suriye konusunda da bu böyle olacak. Aslında bu oldu bile ama süreç henüz tamamlanmadı, Erdoğan'ın hem Suriye özelinde, hem de Ortadoğu genelinde "pişmeye" devam etmesi gerekiyor. Bazı sorunlu konularda şansını yanlış yönde zorlamaya devam edecek, abiler tatlı-sert yol göstererek, uyararak, bazen de onalayıp teşvik ederek yardımcı olacak, sonunda iyi, doğru, güzel bir noktaya ulaşılmaya çalışılacak. Türkiye'nin tutumları gerçekten olayları ve insanları çok ilginç bir şekilde etkileyebilir, hem olumlu, hem de olumsuz yönleriyle. Bakalım nasıl olacak...

bozadi

#77
31 Ocak 2018

Afrin'den tıbbi destek çağrısı: Çok sayıda ölü ve ağır yaralı var


Afrin'de bulunan gazeteci Fatma Koçak, Avrin Hastanesi Başhekimi Doktor Ciwan Mihemmed ve hastanedeki yaralı sivillerle görüştü.




Türkiye'nin Afrin'e dönük operasyonu 12. gününde devam ederken Birleşmiş Milletler (BM), Londra merkezli Suriyeli muhalif oluşum Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye devlet haber ajansı SANA, Afrin'deki hastane yetkilileri ve kentteki gazeteciler 'Zeytin Dalı' adı verilen harekât nedeniyle sivillerin yaşamını yitirdiğini belirtiyor.

Son olarak SANA, kentte 86 sivilin yaşamını yitirdiğini duyurmuştu. 'Kürt Kızılayı' Heyva Sor da ilk 10 günlük çatışmaların bilançosuna yer verdiği ve bugün açıkladığı raporunda 20'si çocuk 12'si kadın toplam 65 sivilin hayatını kaybettiğini bildirmişti.

Afrin'in en büyük hastanesi olan, geçtiğimiz günlerde The Independent'ın Ortadoğu muhabiri Robert Fisk'in de giderek izlenimlerini aktardığıAvrin Hastanesi'ne giden gazeteci Fatma Koçak da "Hastanenin bütün odaları dolu ve her odada kadın çocuk ve yaşlılar tedavi görüyor" diyor.

Koçak'a konuşan hastanenin başhekimi Doktor Ciwan Mihemmed hastaneye şu ana dek Raco, Şerewa, Şiye, Bibbile, Mabata'dan uçak ve obüs saldırılarında yaşamını yitiren toplam 47 kişinin getirildiği bilgisini veriyor.

"Türkiye yetkilileri her gün 'Biz sivil öldürmüyoruz' diyor ama 12 gündür bu hastaneye getirilenlerin hepsi çocuk, kadın ve yaşlılar" diye devam eden başhekim, "1 yaşını doldurmamış bebekten 70 yaşındaki insana kadar 47 sivil ölü sadece bizim hastanemize getirildi" diye belirtiyor.

Mihemmed, şu ana dek 200'ün üstünde yaralı girişinin hastaneye yapıldığını söylüyor:

"Şu anda hastanede 78 ağır yaralı tedavi altında. Bunların çoğu kadın ve çocuklar uzuvlarını kaybedenleri çoğunlukta. Son olarak dün Roca'nun merkezinde obüsle vurulan 2 erkek bir kadın sivil getirildi. Kadının iki ayağı dizden itibaren kopmuş. Tabi bu verdiğim sayılar sadece benim çalıştığım hastanenin verileri toplam veriler bundan çok fazla."

Gazeteci Koçak, Doktor Mihemmed'in bu bilgileri verdiği esnada Eşrefiye Mahallesi'nden ikisi çocuk ikisi kadın olmak üzere toplam 12 sivil yaralanın daha hastaneye getirildiğini belirtiyor.

DESTEK ÇAĞRISI

Uluslararası kurumlara çağrı yapan Doktor Mihemmed ise, "Siviller öldürülüyor ve her gün ağır yaralılar getiriliyor. Bir an önce tıbbi desteğe ihtiyacımız var" diyor.

Afrin'de ve çevresinde insanı yardım çalışmalarını yürüten tek kuruluş olan Heyva Sor da benzer bir çağrı yapıyor.

Köylerde ve ilçelerde uçak ve toplarla vurulan evlerin enkazını kaldıran ve yaralıları hastaneye kaldıran kurumun gönüllülerinden Doktor Nuri Şex Kamber, yoğun saldırılar nedeniyle yaralılara yeterince yardım edemediklerini söylüyor ve ekliyor:

"Türkiye'nin bombardımanları nedeniyle geride kalan siviller oldukça kötü haldeki sığınaklara sığınmak zorunda kaldı. Sivillerin korunma amaçlı yer değiştirmeleri ve bombardımanlar nedeniyle insani ve tıbbi yardım malzemelerine olan ihtiyaç arttı. Sağlık, barınma ve gıdaya erişimdeki ciddi eksiklikler nedeniyle başta çocuklar ve kadınlar olmak üzere sivil halka yönelik ciddi endişeler söz konusu. Aşırı yoğunluklar nedeniyle büyük bir yük altında olan hastanelere acil ilaç ve tıbbi malzeme yardımlarının ulaştırılması gerekiyor."

Doktor Kamber, hala enkazların altında sivillerin olduğunu ve yoğun bombardıman nedeniyle kurtarma çalışmalarını sağlıklı yürütemediklerini de ekliyor.

BİR AİLEDEN 10 KİŞİ ENKAZ ALTINDA

Hastaneye getirilen sivillerden biri olan, ailesinden eşi ve çocuğu dahil 8 kişiyi kaybeden Muhammed Abdullan Kunco da bu bilgiyi doğruluyor.

Kunco'nun aktarımları ise çoğu sivilin uçaklarla vurulan evlerin enkazı altında kaldığına işaret ediyor.

Kunco'nun ailesi Halep'den savaş nedeniyle Efrin'in Şerawa ilçesi Gobede köyüne  göç etmiş. 25 kişilik ailede bir yaşındaki çocuk ve kadınlarında aralarında bulunduğu 8 kişi 28 Ocak'ta evlerini uçağın vurması sonucu yaşamını yitirmiş. Aralarında Abdullah Mihemmed Kunco'nun da bulunduğu 7 kişi yaralı olarak Avrin Hastanesine getirilmiş ancak aileden geriye kalan 10 kişiden haber alınamıyor.

Kunco 10 kişiye ne olduğunu bilmediklerini söylüyor. Konuya ilişkin olarak Heyva Sor'un gönüllüler ise yoğun saldırılar nedeniyle köye yaklaşamadıklarını ve büyük ihtimalle 10 kişinin enkaz altında kalmış olabileceğine dikkat çekiyor.

Kaynak: ABC Gazetesi


bozadi

#78
Bu operasyonda sivil kayıpların artması muhtemelen "patinaj" yapmayla ilgili. Yani somut ilerlemenin durduğu noktada sivillerin yaşamına gösterilen önem düşüyor ve bazı durumlarda bir ihtimal kasıtlı olarak bile sivillere zarar veriliyor olabilir. Kasıt varsa, bu kastın kim veya kimler tarafından yapıldığının da incelenmesi gerekiyor. Operasyonu sabote etmeye yönelik dış tesirlerin etkisi var mı, yoksa operasyonu yapanlarınların kendi içinden kaynaklı bir durum mu, kim, kimler, nasıl...

bozadi

#79
01 Şubat 2018

Kuvayi Milliye! Hayalden öteye...


Çatışmasızlık bölge planını kendi gündemine göre şekillendiren Türkiye, TSK'yi, değil 'vekil (proxy)' örgütlerin yerine geçirmek, TSK ile onlara kalkan oluyor. Tabii bunu yaparken ideolojik olarak 'cihatçı selefi', 'selefi', 'siyasal İslamcı', 'esnek İslamcı', 'milliyetçi-İslamcı', 'milliyetçi' diye derecelendirebileceğimiz bu örgütleri yüceltmeleri gerekiyor. Bunları Suriye'nin Kuvayi Milliye'si olarak nitelemek, bu açıdan uyanıkça bir tercih. Türkiye toplumunun algısında karşılığı olan bir niteleme.




Türkiye Suriye'de ne yapıyor? Dünyanın gözü kulağı sınırdaki hareketlilikte. Afrin'e karşı Zeytin Dalı'nın bağlamları aşağı yukarı belli. Sırra yer yok. Orada muğlak olan Rusların oyun planları. Ama Afrin'den aşağıya, İdlib'e gelince sahanın guruları bile birbirinin gözüne bakıyor. Kimse işin içinden çıkabilmiş değil. Şaşkınlar. Türkiye'yi yönetenleri tebrik etmeli! Türkiye, Astana mutabakatı uyarınca 'gerilimi azaltma planı' çerçevesinde İdlib üzerinden Halep'in güneyine doğru askeri konvoy gönderiyor, konvoy saldırıya uğruyor, ölen ya da yaralananlar oluyor, kimse üzerine almıyor. TSK, Suriye ordusu ile kafa kafaya geliyor, devlet-i aliye ürkütücü boyutta kendinden emin.

***

Afrin-İdlib-Halep üçgeninde birbiriyle ilintili gelişmeler yaşanıyor.

Afrin'de üç saatte zafer vaat eden hükümet, hedefi üç ay diye revize etse de Zeytin Dalı'yla, Rusya'nın Soçi'de düzenlediği Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin Kürt ayağını sabote etmeyi başardı. Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu'nun bileşenleri Afrin yüzünden Soçi'ye gitmediği gibi Ankara'nın bir dönem PYD'ye alternatif diye desteklediği Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de aynı sebepten kongreyi boykot etti. Suriye'yi yeniden kurma iddiasıyla anayasa taslağını hazırlayacak 150 kişilik komite, ülkenin üçte birini kontrol eden aktörler olmadan yol alacak, alabilirse! Ankara bununla övünebilir.

Kürtleri siyasi süreçten dışlamak ve mümkünse PYD-YPG'nin saha hâkimiyetini bitirmek deklare edilmiş amaçlar. Ancak Kürtlerin olmadığı bir sürecin nasıl bir çözüm üreteceği ya da Suriye'nin bütünlüğünü nasıl garanti edeceği meçhul. Zeytin Dalı'nın Suriye denkleminde çözebileceği bir şey yok. Ankara'nın alternatif çözüm planı nedir?

***

İdlib'de deklare edilen hedef ise çatışmasızlık bölgesi oluşturmak. Fakat o tarafta işler hayli karışık.

Türkiye İdlib'de çatışmasızlık bölge planını, Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ile de anlaşarak Afrin'i güneyden çevreleme hamlesine dönüştürdü. Astana ve Cenevre süreçlerini reddeden HTŞ, El Kaide bağlantısı nedeniyle ateşkes kapsamında değil.

Rusya, Afrin'e yeşil ışık yakarken Türkiye'ye çatışmasızlık bölgesi için gözlem noktaları kurma planına uygun hareket etmesini istemişti. Türkiye de, 13 Ekim'de olduğu gibi, HTŞ ile anlaşarak 24 Ocak'ta bir keşif gücünü Tel el Is'ta (Is Tepesi) gönderdi. Ardından 29 Ocak'ta 15'i tank taşıyıcısı olmak üzere yaklaşık 100 araçlık TSK konvoyu HTŞ'nin eskortluğunda İdlib'e girdi.

Farklı kaynakların verdiği bilgilere göre konvoy, Halep'in güneybatısına düşen Tel el Is'a gidiyordu. Konvoyun gittiği bölge Suriye ordusu ya da İran destekli güçler tarafından bombalandı. Konvoy El Tavvame ve Kafr Kermin arasındaki Kafr Halep'te durdu. İki Türk jeti konvoyu korumak için havalandı ancak çatışma olmadan döndü. Konvoy o gece Kafr Kermin'e çekildi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (MİRSAD) iddiasına göre Hazır'da konuşlanmış olan rejim güçleri çatışma hattına doğru ilerleyen konvoyu durdurmak için yakındaki Kammari bölgesini vurdu. Konvoyun bölgeye ulaşmasından kısa bir süre önce Rus ordusu civardaki İslamcı güçlerin mevzilerini bombalıyordu. Ertesi gün yeniden Tel el Is'a doğru harekete geçen konvoy Atarib'de bomba yüklü bir aracın hedefi oldu. TSK'ye göre bir sivil görevli ölürken bir asker ve bir sivil görevli yaralandı. MİRSAD'a göre iki asker, El Cezire'ye göre üç asker öldü. TSK saldırı için 'bölücü terör örgütü' ifadesiyle PKK'yi işaret ederken yerel kaynaklar saldırının arkasında HTŞ ya da onunla bağlantılı başka bir grubun olabileceğini kaydetti.

Selefi cihatçıların akıl hocası Şeyh Abdullah Muheysini saldırıyı kınarken, fail için İslamcı bir örgütü işaret etti: "Anlaşma ve ittifak sonucu Türk konvoyu Heyet Tahrir el Şam eşliğinde giriyor. Sonra da konvoy bombalı araçla hedef alınıyor. Bu iğrenç eylemi ancak dinden ve ahlaktan nasibi olmayan yapar."

Tel el İs, Dera-Şam-Humus-Hama-Halep arasındaki uluslararası otobanını (M5) dikizleyen bir pozisyona sahip. Suriye ordusu ve Hizbullah iki yıldır Halep yolunu açmak için El Is kasabası ve Tel el Is'ı Nusra Cephesi ve müttefiklerinin elinden almaya çalışıyor. Türk ordusu son hamleyle bir nevi bariyer gibi araya giriyor. Tel el Is ile Suriye güçlerinin cephe hattı Hadır arasında, 1 kilometrelik bir mesafe var.

7 yıla uzanan kanlı hesaplaşmada M5 otobanı kritik yer işgal ediyor. Dera, Şam, Humus ve Hama üzerinden Halep'e çıkan uluslararası yolun, Hama kırsalında kesintiye uğraması, ekonomik işleyişin ötesinde Suriye ordusunun bu gruplarla savaşını zorlaştırıyordu. Otoban bir de Şam kırsalındaki Harasta'da silahlı grupların tehdidi altındaydı. Yerel kaynaklara göre, otoban şimdi de muhalif-cihatçı gruplara kalkan olurcasına bölgeye giren Türk ordusunun baskısı altında kalacak.

Ne ölçüde Rusya ile mutabakat sağlandığını bilmiyoruz ama Suriye ve İran destekli güçlerin Türk askerinin Tel el Is'a gitmesinden son derece rahatsız olduğu anlaşılıyor. Suriye yönetimi bunu, TSK'nin vekil örgütlerin yerini alması olarak nitelendirdi. Suriyeli kaynaklara göre bu, Suriye ordusunun Şii kasabaları Fua ve Kefraya etrafındaki Nusra kuşatmasını yarma planlarını engelleyen bir konuşlanma.

Bu kadar kritik bir konuşlanma Türk ordusunu pek çok açıdan hedef yapıyor. Ebu Zuhur Hava Üssü'nü ele geçirerek pozisyonunu güçlendiren Suriye ordusunun Soçi kongresinden sonra İdlib'e yönelik operasyonu genişleteceği konuşuluyordu. Fakat Türk bariyeri sanıldığı gibi bariyer işlevi görmeyebilir. Ki Suriye ordusu hiçbir şey olmamış gibi operasyonları sürdürüyor.

***

Üçüncü ciddi gelişme, yine İdlib-Hama arasında. Biz ocağın ilk yarısında "TSK, Afrin'e girer mi girmez mi" tartışmasına tutuştuğumuzda İdlib'in güneyinde Suriye ordusu ile Türkiye destekli gruplar arasında büyük bir çatışma yaşandı. O çatışmalar sırasında Türkiye'nin temin ettiği zırhlı araçlar göstere göstere kullanıldı. Mesela Feylak eş Şam, Ceyş el Sani ve Ceyş el Nasır'ın paylaştığı videolarda çok sayıda zırhlı araç dikkat çekti.

Bu savaşa katılanların bir kısmı Fırat Kalkanı-Zeytin Dalı Harekâtı'nın aleni ortakları, bir kısmı da TSK-MİT ile koordineli çalışan örgütler. 10-13 Ocak'ta yoğunlaşan çatışmalarda Ceyş el Nasır, Feylak el Şam, Ceyş el Nihbe, Özgür İdlib Ordusu, Ceyş el Sani, Ceyş el Ahrar, Ceyş el İzze, Nureddin Zenki Tugayları, Ahrar el Şam ve bu örgütlerle husumet içinde olan HTŞ yer aldı. Bu operasyonun bir diğer sürpriz ortağı El Kaide ve Taliban'la bağlantılı Uygurların kurduğu Türkistan İslami Partisi (TİP) ile Taliban'a biatlı Özbeklerin örgütü 'Kataib İmam Buhari' idi.

Enab Baladi Ajansı'na göre bu operasyon için oluşturulan ortak operasyon odasına şu örgütler katıldı: HTŞ, Ahrar el Şam, #7716;izb el İslami el Türkistani (Türkistan İslami Parti), Cund el Mulahim, Ceyş el Ahrar, Ceyş el İzze, Ceyş el Nasır, Özgür İdlib Ordusu, Nureddin Zenki Tugayları. Suriye'de birbiriyle kavgalı örgütler, Suriye ordusu karşısında zorda kaldıklarında ya da Menağ (Minnig) Üssü gibi hedef büyük olduğunda defalarca omuz omuza savaş verdiler. Ortak cephenin son saldırıları sonuç verdi ve 15-16 yer Suriye ordusundan geri alındı. Tabii koalisyonun zaferi birkaç gün sürdü. Neticede Suriye ordusu Hama-Halep- İdlib üçgeninde 25 Aralık'ta başlattığı büyük operasyonda 120 yerleşim merkezinin yanı sıra Ebu Zuhur Hava Üssü'nü geri aldı. Suriye ordusunun Ebu Zuhur'dan sonra gözünü diktiği yer Türkiye'nin kalkan olmaya çalıştığı İdlib.

***

Esasen çatışmasızlık bölge planını kendi gündemine göre şekillendiren Türkiye, TSK'yi, değil 'vekil (proxy)' örgütlerin yerine geçirmek, TSK ile onlara kalkan oluyor. Amaç hem bu örgütlerin sahadan silinerek yok olmasını önlemek hem de Suriye denklemine bizzat girmek. Tabii bunu yaparken ideolojik olarak 'cihatçı selefi', 'selefi', 'siyasal İslamcı', 'esnek İslamcı', 'milliyetçi-İslamcı', 'milliyetçi' diye derecelendirebileceğimiz bu örgütleri yüceltmeleri gerekiyor. Bunları Suriye'nin Kuvayi Milliye'si olarak nitelemek, bu açıdan uyanıkça bir tercih. Türkiye toplumunun algısında karşılığı olan bir niteleme.

IŞİD ve YPG'nin ötesinde Türkiye'nin Suriye yönetimine karşı savaşa dahli artık daha aleni ve meydan okuma havasında ilerliyor. Türkiye'nin hamleleri daha büyük ve şah mata odaklı Rus satranç tahtasında açılan kanallarda oluyor. Bu kanalların nereye ve ne zamana kadar hamleye açık olacağı meçhul. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye ordusunu işgalci olarak görmesi, ÖSO'ya 'milli ordu' diyerek kefil olması ve sonunda bunları Kuvayi Milliye mesabesine çıkarması akla şu soruyu getiriyor:

"Acaba Türkiye, Batılı ve Arap müttefiklerinin 2012'de kendinden beklenen doğrudan müdahale seçeneğini şimdi hayata geçirerek, Rusya'ya Esad'sız çözümü dayatmak için yeni maceralar mı arıyor? Şam'la yeni bir başlangıç ihtimali konuşulurken Suriye politikasında Kürtlerin fiili özerkliğini çökertme hedefinin ötesine geçen yeni bir güncelleme mi var?"

Bu sorular spekülasyona açık. Ancak Türkiye'nin tutturduğu yolun çıkacağı yere dair fazla kafa yormadan söylenecek sözler var. Afrin ve İdlib sahnesinde olup bitenler şu gerçekleri değiştirmiyor:

– Türkiye, El Kaide'nin Suriye uzantısı olan Nusra Cephesi'nin (Şam'ın Fethi) başını çektiği HTŞ ile koordinasyon içinde hareket ediyor. Bu yapıyı kolluyor.

– Türkiye'nin 'muhalif-yerli-milli' güzellemesiyle desteklediği koalisyonun ortakları arasında terör örgütleri listesinde yer alan Türkistan İslami Parti de var.

– El Kaide'nin 'itibarlı' kadrolarının öncülüğünde kurulmuş Ahrar el Şam ve diğer selefi-cihadi güçler bu ortaklığın değişmez unsurları olmaya devam ediyor.

– Erdoğan'ın kefil olduğu bu örgütler nasıl bir Suriye istediklerini Doğu Halep ve İdlib'de defalarca sergiledi. Pratikler arasında eşcinsellerin yüksek binalardan atılması, meydanlarda insanların kırbaçlanması, yönetim destekçisi kadın ve erkeklerin demir kafeslerde teşhir edilmesi, infazlar ve kafa kesme olayları var.

***

Erdoğan bir konuda dürüst. ÖSO etiketli selefi-İslamcı gruplar Erdoğan'dan 'gerçek evlat' muamelesi görüyor. Onlar için Türkiye'yi ateşe atacak kadar gözü kara. Kuvayi Milliye diye taltif edilmek bunların hayallerinde bile değildi. Hepsi Erdoğan'a müteşekkir olmalı!

Kaynak: Gazete Duvar


bozadi

#80
Evet, Erdoğan global şeytanlarca örgütlenip Suriye'nin başına bela edilen cihatçı terörist örgütlerle dansını bir süre daha sürdürmek istiyor gibi görünüyor. Az çok anlıyorum, yani Erdoğan'ın neden bunu istediğini, ne yapmaya çalıştığını az-çok anlayabildiğimi düşünüyorum. Erdoğan'ın mevcut bilinç düzeyi açısından düşünüldüğünde ille de "şeytani" olarak görülmeyebilir bu istek.

Suriye devletinin de, ordususunun büyük çoğunluğu Sünnilerden oluşuyor ve Erdoğan çocuksu bir ilkellik taşıyan bakış açısının nispi masumiyetiyle, hemen güneyimizde, en uzun kara sınırına sahip olduğumuz komşumuz olan Suriye gibi bir ülkede bir Alevi-Şii'nin iktidarını bir türlü içine sindiremiyor. Bunun mutlaka bir an önce düzeltilmesi gereken çok ciddi bir yanlışlık olduğundan o kadar emin ki, Suriye Savaşı sürecinde dolaylı yollarla aldığı ağır yenilgi bile onun bu fikrini değiştirememiş gibi görünüyor. Halbuki örneğin Bahreyn gibi büyük çoğunluğu Şii olan bir ülkenin başında Sünni bir kral bulunmasından hiç rahatsız görünmediği gibi, o ülkede Sünni kralın Şiilere yönelik baskıcı rejimine karşı mücadele etmeye çalışan İran'ın bu faaliyetini kınamaktan da geri durmuyor.

Kısacası Erdoğan çok açık bir şekilde "mezhepçilik" oynuyor ve bir o kadar emin bir şekilde de bunu inkar ediyor. İslam dünyasının yaklaşık olarak %80-85'i Sünnilerden oluşuyor. Ve Sünni dünyasının liderliği konusunda, Suudi Arabistan, Mısır ve Erdoğan Türkiyesi arasında bir tür rekabet var. İslam coğrafyasının başkenti denebilecek Suudi Arabistan bu rekabette fiilen önde ama yozlaşma ve global şeytanlarla işbirliği konusunda da lider olduğu için ve giderek çürümekte olduğu için, son dönemde, özellikle de ağır Suriye Savaşı yenilgisinden sonra Suudilerin tahtı sarsıldı ve Erdoğan Türkiyesi ve Katar gibi şimdiye kadar Suudi Arabistan'ın "elini öpen" ülkeler, politikalarında ciddi değişiklikler yapmaya başladılar.

Erdoğan'ın daha önce Arap/Müslüman dünyasına liderlik konusunda ilgili ülkelerin "nabzını yoklayan" ziyaretler yapmışlığı ve olumlu izlenimler edinmişliği var. Kısacası, Erdoğan sadece 80 milyonluk Türkiye'nin değil, 1 milyardan fazla Müslüman'ın da "reisliğini" yapmak ve bu gücü kullanarak muhtemelen tüm dünya üzerinde önemli bir etkiye sahip olmak için çok güçlü bir güdüye sahip.

Bir süre çıraklığını, sonradan ortaklığını yaptığı Fethullah'la çatışma yaşayıp sonunda ona darbe yapmasının başlıca nedenlerinden biri, Fethullah'ın Erdoğan'ın yükselişine (boynuzun kulağı geçmesine) pek hoşgörülü yaklaşmamış olmasıdır.

Erdoğan "misyonunu" gerçekleştirme yolunda ilerlerken, Türkiye'yi Fethullah gibi bir beladan büyük ölçüde kurtarmış, en azından onu çok ciddi düzeylerde ifşa etmiş oldu ilginç bir şekilde. Kaderin sevindirici bir cilvesi gözüyle bakıyorum buna. Bu ve bunun gibi, Erdoğan'ın amacı doğrultusunda ilerlerken, pek farkında bile olmadan, bazı ciddi sorunları "çözmekte" veya en azından "yumuşatmakta" olduğunu düşünüyorum. "Tatlı bela" gibi birşey bu anlamda bence.

Erdoğan, ABD'nin aksi yöndeki tüm vaatlerine rağmen Suriye Savaşında ağır denebilecek bir yenilgi alınca ABD'ye öfkesinden ülke politikalarını yavaş yavaş anti-Amerikan bir noktaya doğru çekmeye başladı ve bu da yine Erdoğan'ın "yüce misyonuna" ilerlerken, belki çok da farkında olmadan ülkeye hediye ettiği en değerli şeylerden biri oldu bence. Şu ülkenin tarihi boyunca ABD'ye hiç bu kadar karşı tavır almamışızdır herhalde (Kıbrıs Barış Harekatı nispi istisnasıyla).

Yine, tuhaf bir şekilde, Erdoğan "İslamcılığı" bir araç olarak sonuna kadar kullanmaya gayret ederken hiç planlamadığı halde İslamcılık adı altında yapılan her türlü şeytanlığın ifşa edilmesine de yardımcı olmuş oluyor. Türkiye'deki dinci bazı kurumlardaki büyük yolsuzluklar, cinsel sapıklık olayları vb., Erdoğan iktidarına güvenip yozlaşmışlıklarını ve sapıklıklarını daha korkusuzca yapanların kendilerini ifşa etmekten kaçamamalarının örnekleri gibi geliyor bana.

Aynı şekilde, şimdiye kadar devlet soygunları, yani iktidarın devlet gücünü kullanarak yaptığı vurgunlar, soygunlar, yiyicilikler hiçbir iktidar döneminde bu kadar ifşa olmamış, bu kadar halkın gözüne sokulmamıştır herhalde. Ve siyaset özellikle de 80 Faşist Darbesi sonrası belki de hiçbir iktidar döneminde bu kadar halkın düzeyine inmemiştir, halk içinde ve arasında bu kadar çok tartışma konusu olmamıştır gibi görünüyor bana. Ve bunu "iyi" birşey olarak söylüyorum. AKP, devletle halk arasındaki sır perdesini (veya kalın duvarı) paramparça etti denebilir. Birşeyleri gizlemeye özel bir çaba gösterse bile bu pek mümkün olmuyor.

Şimdi Erdoğan Suriye'deki yanlışlığı (Sünni halka Alevi-Nusayri Lider) düzelteceğim diye terörist cihatçı sürüleriyle fink atmaya devam ederken, bu cihatçıların sonunun da çok uzak olmadığını düşünüyorum. Özellikle Rusya, Suriye, İran ve Irak gibi ülkeler göstere göstere bu cihaçıların kökünü kurutuyorlar ve kurutacaklar. Cihatçılığın iyi bir kariyer seçimi olmadığını gösteriyorlar ve gösterecekler. Ve Erdoğan da aksi yöndeki tüm çabalarına rağmen bu süreci hızlandırmaktan başka birşeye neden olmayacak. Ve işin garibi, Erdoğan yanlışını az çok anladığı zaman, cihatçıların kökünün kazınmasına bizzat da yardımcı olacak. Sadece şu anda yanlış yaptığını anlayamıyor. Ama anlasa da anlamasa da, doğruya engel olamıyor, hatta farkına bile varmadan doğrunun gerçekleşmesini hızlandıracak şeyler yapıyor kaderin ilginç cilveleriyle.

Suriye liderinin belirlenmesini Suriye halkına bırakması gerektiğini, buna böylesine açık ve hırslı bir şekilde dışarıdan müdahale etmemesi gerektiğini görecek, sonunda bununla barışacak.

Ben Erdoğan'ın İslam dünyasına prenslik yapabilecek bir duruma ulaşmasının imkansız ve mantıksız olmadığını düşünüyorum. Ve üstelik sadece Sünniler için değil, tüm İslam dünyasında gerçekten bir tür maddi ve/veya manevi prensliğe sahip olabilir. Bilemiyorum, sadece Sünniliğe oynayıp, zaten yeteri kadar kalabalık olan bu kitleye arzu ettiği liderliği yapabilecek duruma ulaşır mı bilmiyorum ama bana öyle geliyor ki en doğrusu ve güzeli bu olmaz. En doğrusu ve güzeli, Erdoğan'ın İslam dünyasının en büyük sorunu olan ve global şeytanların işini çok kolaylaştıran Sünni-Şii bölünmüşlüğüne ve nifakına karşı birşeyler yapabilmesi, bu sorunun ortadan kaldırılmasına yardımcı olarak gerçekten tüm Müslümanların gönlünde tahta oturmasıdır. Bunu belki tek başına yapamaz, Rusya ve Şii ülkeler dahil ilgili pek çok ülkenin / liderin desteğine ihtiyaç duyacaktır ve zaferi onlarla paylaşması gerekecektir ama sonuçta bunu amaç edinir ve bu yolda müttefikleriyle beraber ilerlerse, onun yeri yine de ayrı, özel olacaktır gibi geliyor bana. Çünkü bir kez doğru yolu, ışığı gördükten sonra, sürecin gerçekleştirilmesi ve/veya hızlandırılması konusunda başka kimsenin yapamayacağı bazı hayati manevraları yapabileceğine inanıyorum Erdoğan'ın.

bozadi

#81
Filistin meselesinde son yıllarda ve aylarda gelişme belirtileri gösteren Sünni-Şii dayanışması ile Erdoğan'ın bu konudaki beklenen uyanışı arasında da olumlu bir etkileşim olduğuna, olacağına inanıyorum.

bozadi

#82
03 Şubat 2018

PYD Türk tankını vurdu


PYD, Zeytindalı operasyonuna katılan bir TSK tankını vurdu.




PKK'nın Suriye kolu PYD, Zeytindalı operasyonuna katılan bir TSK tankını vurdu.Saldırıyı, TSK şöyle duyurdu.

"Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında, 03 Şubat 2018 tarihinde, Afrin kuzeydoğusu Şeyh Horoz bölgesinde harekâta katılan bir tankımız, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen saldırı neticesinde isabet almıştır."

TSK bir diğer açıklamasında ise bir askerin şehit olduğunu ifade etti. TSK'nın konuyla ilgili yaptığı açıklama şöyle:

"Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında, 03 Şubat 2018 tarihinde, bir kahraman silah arkadaşımız PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü unsurları ile girilen çatışmada, bir kahraman silah arkadaşımız da Kilis hudut bölgesinde, aynı terör örgütü unsurları tarafından gerçekleştirilen saldırı sonucunda şehit olmuştur.

Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu saldırılarda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, şehitlerimizin kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır dileriz."

TSK'DAN İKİNCİ AÇIKLAMA

TSK ikinci bir açıklama yaptı. Yapılan açıklama 5 askerin şehit olduğu belirtildi.

TSK tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

"Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında, 03 Şubat 2018 tarihinde, Afrin kuzeydoğusu Şeyh Horoz bölgesinde PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütleri mensuplarınca gerçekleştirilen saldırı neticesinde isabet alan tankta bulunan beş kahraman silah arkadaşımız tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur.
Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu saldırıda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, şehitlerimizin kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Yüce Türk Milletine başsağlığı ve sabır dileriz"

TOPLAM 7 ASKER ŞEHİT

TSK'nın yaptığı iki açıklama sonrasında, Afrin kırsalında çıkan çatışmada 1 asker, karakoldaki nöbet kulesine düzenlenen saldırıda 1 ve tanka düzenlenen saldırıda şehit olan 5 askerle birlikte "Zeytin Dalı Harekatı"nda bugün şehit olan asker sayısı 7'ye yükseldi.

TSK'DAN BİR AÇIKLAMA DAHA

TSK, bir açıklama daha yaparak 538 hedefin imha edildiği ve 899 teröristin öldürüldüğü belirtildi.

TSK tarafından yapılan açıklamada, "TSK: Harekâtın başlangıcından itibaren Hava Kuvvetlerimize ait uçaklar tarafından terör örgütüne ait 538 hedef imha edilmiştir. En az 899 PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü mensubunun etkisiz hale getirilmiştir" denildi.

Kaynak: odatv


bozadi

#83
08 Şubat 2018

"Hükümet zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çeviriyor"


Temel Karamollaoğlu, Afrin harekatı ile ilgili iktidarı eleştirdi. Karamollaoğlu, "İktidar neyi konuşmaya kalksak Zeytin Dalı'nı bahane edip zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor" diye yazdı...




Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Afrin harekatı ile ilgili iktidarı eleştirdi. Karamollaoğlu, "İktidar neyi konuşmaya kalksak Zeytin Dalı'nı bahane edip zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor" diye yazdı.

Sosyal medya hesabından Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Karamollaoğlu şu cümleleri paylaştı:

"Maalesef günümüzde milli meseleler, siyasi malzeme haline getirilmektedir. Örneğin Afrin Harekâtı ile ilgili gelişmeler AK Parti'nin ilçe kongrelerinde ilan ediliyor. MGK toplantılarında konuşulması gereken konular, parti programlarında konuşuluyor. TV haberlerinde adeta magazin haberi verir gibi operasyon haberleri verilerek harekâtın ciddiyeti zedeleniyor. Oysa Kıbrıs Barış Harekâtı'nda 'tatile çıktığından' Ayşe'nin haberi bile yoktu. Şimdi aynı Ayşe Abla, tankın yanında sarma sarıyor. İktidarıyla, muhalefetiyle, gazetesiyle, televizyonuyla herkesi ciddiyete davet ediyoruz. Futbol maçı değil vatan savunması yapıyoruz. Afrin Harekatı milli bir meseledir parti programlarında, ilçe kongrelerinde siyasi malzeme yapılamaz, yapılmamalıdır. Ne yazıkki hükümet bu tavrıyla zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çevirme çabasında.  Afrin'i bahane ederek her türlü ülke problemini sümen altı etmenin yolu aranıyor. Benzin 6 lira olmuş, zamları konuşamıyoruz çünkü Afrin var. Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre Türkiye, 113 ülke içinde 101'inci sıraya gerilemiş ama adaleti konuşamıyoruz çünkü Afrin var.Hiçbir suçu, dosyası olmadığı halde işine iade edilmeyen binlerce KHK mağduru var ama konuşamıyoruz çünkü Afrin var. 1 Milyon taşeron kadroya alınacaktı ne oldu diye soramıyoruz, çünkü Afrin var. İktidar neyi konuşmaya kalksak Zeytin Dalı'nı bahane edip zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor."

ERDOĞAN İLE GÖRÜŞECEK

Öte yandan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu'nun yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşeceği açıklandı.

Kaynak: odatv


bozadi

#84
09 Şubat 2018

CHP'li İlhan Cihaner: Milliyetçi cephe HDP'yi topyekûn kriminalleştirdi


"CHP yönetimi, olayları AKP'nin dayattığı pencereden okuyor"




CHP 36. Olağan Kurultayı öncesinde CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner yayımladıkları manifesto hakkında, " Yaptığımız çağrının, belki de en temel çıkış noktası tam da buydu. CHP üstünden Türkiye'nin dönüşüm ve değişim talebiyle yola çıktık" dedi. İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, HDp'nin 6 milyon oyu temsil ettiğini belirterek, "HDP şu anda legal bir parti. Kürt hareketinin parlamentoda temsilinin olağanüstü avantajları var. 6 milyon civarında oy alan bir partiden söz ediyoruz. Bu milliyetçi cephe HDP'yi topyekûn kriminalleştirdi. Bakın, çözüm süreci yapaydı. Çözüm sürecinde samimi olan bir hükümet kalekol yapmaz, samimi bir çözüm süreci savunan Kürt hareketi de hendek kazmazdı. Sonuçta Türkiye'nin Kürt meselesinin çözümüne ilişkin birikimini de sıfırladılar" ifadelerini  kullandı.

Cumhuriyet'ten Aydın Engin'in sorularını yanıtlayan Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner'in söyleşisi şöyle:

Beklenmedik bir çıkış yaptınız. Kurultay arifesinde CHP içinden, genel merkez politikalarını da eleştiren bir çıkış, bir manifesto beklenmiyordu. Şaşırtıcı oldu. O yüzden soracağım: İki kişi misiniz siz? Yani Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner.

İlhan Cihaner
: Tabii iki kişi değiliz. Bir kere epeydir çok sayıda milletvekili arkadaşımızla bu eksende görüşmelerimiz, konuşmalarımız oluyordu. Dünyayı okuma, Türkiye'yi okuma, partiyi, CHP'yi okuma... Yani iki kişi değiliz.

Selin Sayek Böke: Bir nokta eklemek istiyorum. Bunu önemsiyorum çünkü. Bu çıkışımızdan şaşırılmış olmasına şaşırdığımı söylemek istiyorum.

Neden?

S.S.B: Çünkü bu çıkışımızı iki milletvekilinin imzası ile açıkladık ama aslında toplumda var olan bir beklentinin, bir umudun, bir ihtiyacın sesi olduk biz. Yani özlem ve umut bizim bilmediğimiz bir şey değil. "Hayır" iradesiyle gördüğümüz bir şey. Tüm baskıya rağmen toplumun iradesiyle yüzde 50'nin üstünde bir "hayır" oyu çıktı. Adalet Yürüyüşü keza. Gayrimeşru bir sonucun dayatılmasından doğan toplumsal rahatsızlığın yükseldiği bir süreçti. Bu açıdan bizim çıkışımız hiç de şaşırtıcı değil. Belki de bu çıkışı Gezi'den beri toplumda belirginleşen tepkinin, ihtiyacın parti içerisindeki sesi olarak kavramak gerek. O yüzden bizim için şaşırtıcı değil, ben başkalarının da şaşırmaması gerektiğini düşünüyorum.

Hayır, yine de şaşırtıcı. Şaşırtıcı çünkü, böyle bir çıkış CHP saflarından, CHP içinden beklenmiyordu. Böyle bir algı yaygındı.

S.S.B: O zaman şöyle diyelim, CHP'den çıkması gerekiyordu.

Peki, iki kişi olmadığınız anlaşıldı. Ancak kamuoyunun önüne siz ikiniz çıktınız. Siz bir "ikili" misiniz?

S.S.B: Hayır, biz CHP'yiz...

İ.C: İkili değiliz onluyuz, yirmiliyiz, Biz çokuz, çok...

Manifestonuzda dile getirdiğiniz "Kurultay genel başkan değişikliği, kişisel dayanışma, delege sayısı yarışına indirgenmemeli" uyarısı var.

İ.C: Hedeflerimizden biri de bu işte. Bu olmasın, böyle olmasın.

S.S.B: Şöyle söyleyelim: Yaptığımız çağrının, yazdığımız manifestonunun belki de en temel çıkış noktası tam da buydu. Biz bırakın CHP'yi; CHP üstünden Türkiye'nin dönüşüm ve değişim talebiyle yola çıktık. Siyasi tartışmaların şahıslar üzerinden yapılmasının sancılarını yaşıyor Türkiye. 2019'a en büyük itirazımız bu. Bu durum CHP'nin kendi iç seçimleri için de geçerli. Kurultaylar esasında siyasi meselelerin konuşulduğu, siyasi hatların tartışıldığı zeminler olmalı. Genel başkan adaylarının şahsi isimler üstünden tartışıldığı zeminler değil. Bu manifesto ile bu kurultayın da değiştiğini bizzat yaşıyoruz.

Bunu biraz açın. Ne demek bu?

S.S.B: Yani bu siyasi tartışma bu kurultayla birlikte açılmış oldu. Parti tartışıyor bunu ve bu bizim manifesto ile başladı.

İnşallah tartışır mı, yoksa tartışıyor mu?

S.S.B: Yo, yo tartışıyor. Biz bunu yaşıyoruz, içindeyiz...

İ.C: Bir nokta daha var. Eğer bu manifesto çok daha önce yayımlansaydı, genel merkez, Afrin bahanesiyle hükümet bu kadar yaygın gözaltılar yaparken, Afrin operasyonu bir iç politika argümanı olarak kullanılıyorken hemencecik "Hükümetin arkasındayız, operasyonu destekliyoruz" demezdi.

Manifestonuzda Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday belirlenmesi sürecine, savaş tezkerelerine destek veren tutuma, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecindeki tavra, Yenikapı Mitingi'ndeki tutuma, 16 Nisan referandumu gecesinde gayri meşru sonuç karşısında tepkisiz kalınmasına dikkat çekiyorsunuz. Bunlar CHP genel merkezine yönelik eleştiriler...

İ.C: Evet. Genel merkez ve ayrıca o kararlarda etkisi olan başka her kim varsa onların da paylarına düşeni almaları lazım.

Kim bunlar?

İ.C: Danışmanlar olur, dışarıdan akıl verenler olur. Bu sorunları parti organlarında dile getirdik. Bizim bildiriyi zorlayan da bu oldu. Zaten işlerin yolunda gittiği bir örgütte böyle bir çıkışa ihtiyaç olmazdı ki...

CHP yönetimi olayları AKP'nin dayattığı pencereden okuyor
Manifestonuzda "muhafazakâr hassasiyetler, güvenlik, millilik, konjonktür" gibi mazeretlerin ardına saklanılmaması gereğinin altını çiziyorsunuz. Sizin açınızdan partinin Afrin operasyonuna destek vermesi bunun bir örneği mi?

S.S.B: Yüzde yüz öyle. Bakın, bu bildirgede iki önemli nokta var. CHP yönetimi kendi özünün, kendi esasının dayandığı siyasi değerleri ve onun ortaya çıkardığı siyaseti savunmak yerine AKP'nin iktidarını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu ve toplumun tümünün iradesiymiş gibi dayattığı bir pencereden okuyor olup biteni. Biz bu bildirgede şunu söylüyoruz: Evrensel sol değerlerin ve Atatürk'ün Cumhuriyet değerlerinin üzerine inşa edilmiş bir gelecek.

Neler içeriyor bu gelecek öneriniz?

Bu kavramların içerisine, bu değerlerin içerisine barış giriyor, özgürlük giriyor, eşitlik giriyor, laiklik giriyor. Bu değerleri tavizsiz savunan bir parti, topluma bu anlamda öncü olma becerisi kazanır. Bugünkü CHP yönetiminin anlayışı bu değerleri tavizsiz savunan değil, olayları AKP'nin dayattığı pencereden okuyor, bu yönde bir pozisyon tanımlıyor. O zaman da gayri meşru olanı meşrulaştıran bir araca dönüşmüş oluyor.

-Gayrimeşru... Bu terimi kullanıyorsunuz.

S.S.B: Evet ve bunu sadece OHAL'le ilgili kullanmıyoruz. OHAL bir araç oluyor. Bize bir rejim dayatılıyor. Gayri meşru bir rejim... Maalesef Türkiye'de CHP'nin şu anki yönetim anlayışı olağanüstü koşullar yaşanıyor tespitiyle bir siyaset ortaya koymuyor. Her şey olağanmış gibi bir siyaset ortaya konduğu için de meşrulaştırıcı bir araç haline dönüşüyor. Hem olağanüstü bir durum tespiti yapıp buna uygun bir yol haritası çizmemek önemli bir eksik.

İ.C: Siz asıl Afrin üstünden sormuştunuz. Bu iktidar Afrin operasyonu için Amerika'dan izin alıyor, Rusya'dan izin alıyor, İran'la görüşüyor, el altından Suriye rejimi ile de görüşüyorlar. Bir tek görüşmedikleri Türkiye. Yani çocuklarını ölüme yolladığınız insanlarla görüşmüyorsunuz, ötekilerden izin alıyorsunuz. Karşımızda bir milliyetçi cephe var. Bu yaygaraya, bu şirretliğe teslim olmamamız lazım. Oysa...

HDP legal bi parti

Anlıyorum. Peki. siz bildirgenizde asgari bir demokratik ortama geçilene, OHAL rejimi sona erene, adil ve güvenli bir seçim ortamı sağlanana kadar Meclis'te aktif boykot, Meclis çalışmalarından çekilme gibi caydırıcı bir muhalefet yöntemleri öneriyorsunuz.

S.S.B: Doğru algılıyorsunuz. Herşeyden önce bunun tartışılabilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda parti kurullarında bunun tartışılmıyor olması kendi başına bir sorun zaten. Bugün Türkiye'nin içinden geçtiği koşulların olağanüstülüğünü kabul ederek olağanüstü bir muhalefet örgütlemenin yükümlülüğü CHP'nin omuzlarında duruyor. Olağanüstü muhalefetin tanımının da Meclis içinde sanki her şey normalmiş gibi yasama faaliyeti sürdürmek olmadığı gerçeğini tespit ederek başlamamız gerekiyor. Yeter ki demokratik, meşru araçların hepsini, ama hepsini kullanabilecek cesareti ve özgüveni ortaya koyalım. Bunun başlayacağı yer de önce parti kurullarında bunun tartışılmasının önünün açılmasıdır.

Kürt meselesini bir tabu olarak algılamış bir CHP'ye alışkınız biz gazeteciler. Siz manifestonuzda adını koymuşsunuz. O yüzden soruyorum. HDP üstüne ne düşünüyorsunuz?

İ.C: HDP şu anda legal bir parti. Kürt hareketinin parlamentoda temsilinin olağanüstü avantajları var. 6 milyon civarında oy alan bir partiden söz ediyoruz. Bu milliyetçi cephe HDP'yi topyekûn kriminalleştirdi. Bakın, çözüm süreci yapaydı. Çözüm sürecinde samimi olan bir hükümet kalekol yapmaz, samimi bir çözüm süreci savunan Kürt hareketi de hendek kazmazdı. Sonuçta Türkiye'nin Kürt meselesinin çözümüne ilişkin birikimini de sıfırladılar.

36. Kurultayın sizler için önemi, anlamı ne?

S.S.B: Bakın, biz Türkiye'nin değişimine adayız. Dolayısıyla bu siyaset değişiminin çağrısını bizler Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki bir değişimin, Türkiye'deki değişimin ilk adımı olduğu bilinciyle yaptık. Bu kurultay bizler için bir ara adım.

Bir ne?

S.S.B: Bir ara adım. Biz o manifestoyu yayımlarkan "Kurultaya ve geleceğe" diye yaptık çağrımızı. Kurultay elbette önemli. Ama daha önemli olan bizim çağrımızdaki iddiayı sürdürecek kararlılık içinde olmak. Bizde bu kararlılık var... 

Kaynak: T24


bozadi

#85
4 Şubat 2018

Başbakan Yıldırım:
Hatay ve Kilis'e toplam 94 roket saldırısı yapıldı


Kilis'te açıklamalarda bulunan Başbakan Binali Yıldırım, "Zeytin Dalı Harekatı başarılı bir şekilde devam ediyor." dedi. Kilis ve Hatay'da vatandaşların morelinin yüksek olduğunu belirten Başbakan Yıldırım açıklamasında, "Hatay'a 60 Kilis'e 34 toplam 94 roket saldırısı yapıldı. 7 sivil vatandaşımız şehit olmuş 113 vatandaşımızda yaralanmıştır. " ifadelerine yer verdi.




Başbakan Yıldırım'ın açıklamalarından satır başları şöyle;
 
Afrin'de PKK/YPG ve DEAŞ örgütlerinin zulmünden inleyen Suriyeli kardeşlerimizin can güvenliğini sağlamak için kahraman Mehmetçik ve polislerimiz canla başla çalışıyorlar. Allah muvaffak etsin hepsi ile gurur duyuyoruz. 81 milyon vatandaşı için değil, güneyinde yaşayan milyonlarca Müslüman kardeşinin huzuru için mücadele vermektedir. Müttefik ülkelerin bu terör örgütleri ile iş tutması milletimizi ve bizi rahatsız ediyor. Bugün atılan füzelerin silahların nereden geldiğini çok iyi biliyoruz. Terör örgütleri ile işbirliği yapmayın. İnsan öldürmekten başka bir şey yapmayan terör örgütleri ile hiçbir yere varamazsınız. Türkiye bölgeye barış getiriyor, huzur getiriyor kardeşliği tesis ediyor.
Karalama kampanyası yapanlara, itibar edenlere bir çift  sözümüz var. NATO'da müttefikimizsiniz ve çeşitli alanlarda birlikte çalışıyoruz. Eğer bu ittifaklık devam edecekse çapulcuların sözüne  itibar etmeyeceksiniz, dostluğuna güvenilir Türkiye'nin sözüne itibar  edeceksiniz.
 
Terör örgütleriyle düşüp kalkmaktan vazgeçin. Devletler devletlerle iş yapar. 

Kaynak: Gazete Vatan


bozadi

#86
Yaklaşık 1 hafta önce verilen rakam bu ve arada bir sürü yeni roket saldırısı ve ölümler oldu.

Bugün de bir helikopterimiz düşürülmüş, 2 asker şehit olmuş ve yaralılar var.

Yani, bir yandan iyi-güzel, YPG/PKK'nın ABD destekli terörist faaliyetlerine müdahale etmek, ABD'ye dolaylı yoldan da olsa meydan okumak çok iyi, çok önemli ama, bir yandan da şehit sivil ve asker sayısı hızla tırmanıyor.

Suriye devletiyle ve müttefikleriyle etkili bir işbirliği yerine, bölgede son derece şüpheli ve Türkiye açısından maliyeti hızla tırmanan bir durum hakim görünüyor.

Böyle bir süreçte Erdoğan'ın Davutoğlu gibi Suriye konusunda çok nahoş bir geçmişi olan ve kendisine de çelme takmaya çalışmış birini kendi elleriyle tekrar sahneye çıkarması, içinde bulunulan durumla ilgili hiç hoş şeyler çağrıştırmıyor. Esad'a ve dolayısıyla tüm Suriye'ye çok ciddi bir yanlış yaptığıyla yüzleşmek yerine Esad'ı suçlamaya ve kötülemeye devam etme ve Esad'ın kendi ülkesiyle ilgili doğal çabalarını bozmaya/değiştirmeye yönelik manevralar... Davutoğlu'nun tüm pişkinliğiyle "Suriye konusunda izlediğim politikadan hiç pişman değilim" demesi... İşte, Erdoğan özellikle "bu" Davutoğlu'nu sahneye çıkararak, onunla benzer bir pozisyonda olduğunu ama alacağı muhtemel tepkileri Davutoğlu üzerinden ölçmeye çalıştığını belli ediyor.

Bir yandan sanki Suriye'de temel olarak sadece YPG/PKK'ya karşı faaliyet gösteriliyormuş gibi bir resim çiziliyor ama bir yandan da Suriye ordusunun planlarına müdahale edilmeye, bölge YPG/PKK sorununun ötesinde "dizayn" edilmeye çalışılıyor. Kısacası, gösterilen müsamahayı suistimal edici nitelikte "yaramazlıklar/şımarıklıklar" yapılıyor. Operasyonda tüm dikkat doğrudan özellikle YPG/PKK'ya yöneltilse (IŞİD'le ilgili pek birşey yok gibi görünüyor), hem sivil ve asker kaybı bu hızla artmaz, hem de Suriye devletiyle diplomatik ilişkilerin gelişme ihtimali artar. Ama Suriye'de harcanan eforun ciddi bir kısmı YPG'ye yöneltilmekle birlikte, azımsanamayacak bir kısmı ise YPG dışında, ÖSO'nun ve diğer grupların Kuzey Suriye'deki hakimiyet durumlarını belirlemeye yönelik ve işte bu durum YPG'ye yönelik müdahalede zayıflamalara, aksaklıklara ve kayıplara neden oluyor, üstelik Esad'la ilişkiler düzeltilmek yerine iyice kötüleştiriliyor.

Bakalım Erdoğan bu yanlıştan ne zaman dönecek veya dönmeye mecbur kalacak.

Menbiç konusunda biraz ahkam kesildi ama daha YPG karşısında bile yeterince hakim bir duruma ulaşılmamışken ve enerjinin ciddi bir bölümü de Suriye devleti açısından terörist olan gruplarla ittifak çalışmalarına harcanırken, ABD'ye karşı gerçek bir tavır alacak enerji, akıl ve yürek pek mümkün görünmüyor. Son görüntü, Erdoğan'ın şansını biraz daha zorlayıp Suriye'de tekrar bataklığa saplandıktan sonra bu fantazileri bırakıp asıl müttefiklerle uyumlu ve faydalı bir rotaya yöneleceğini düşündürüyor bana. Olsun, Erdoğan sonunda o veya bu şekilde doğruya dönüyor ve yanlışları bile ciddi doğruların egemenliğiyle sonuçlanıyor bence. O nedenle ilgi ve merakla izleyeceğim gelişmeleri.

bozadi


bozadi


bozadi

#89
14 Şubat 2018

ABD'den peş peşe Türkiye açıklamaları: Sonucu ağır olur


Türk Ordusu Afrin'de teröristleri vurdukça, Amerika'dan peş peşe itirazlar yükseliyor. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coat konuyla ilgili konuştu. Harekatın Amerikan askerlerinin güvenliğini riske attığını söyledi. ABD'nin eski Ankara Büyükelçilerinden Eric Edelman da Türkiye'ye karşı sert bir tutum alınması çağrısı yaptı




Sınırlarımızdaki terör koridoruna karşı başarıyla devam eden Zeytin Dalı Harekatı, Amerika'yı telaşlandırdı.

Amerikalı yetkililerin harekatla ilgili yaptığı açıklamalar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bölgede yarattığı etkinin adeta bir kanıtı.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats harekata yönelik açıklamasında, Türkiye'nin bölgedeki ABD askerlerinin güvenliğini riske attığını savundu.

Coats, bölgede Türkiye'nin önemli bir müttefiki olan İran'ı da hedef aldı. İran'ı "terörü destekleyen temel devlet" olarak tanımladı.

Suriye lideri Beşar Esad'la ilgili de konuştu Amerikalı yetkili. "Suriye muhalefetinin artık Devlet Başkanı Beşar Esad'ı devirecek güçte olmadığını" söyledi.

Bir kaygılı yorum da ABD'nin eski Ankara Büyükelçilerinden Eric Edelman'dan geldi. Edelman, Politico dergisinde kaleme aldığı makalede Beyaz Saray yönetiminin Türkiye'ye karşı daha sert bir tavır alması gerektiğini söyledi, "Asıl risk Cumhurbaşkanı Erdoğan birçok kez tekrarladığı vaadini gerçekleştirip, daha doğuya Kürtlerin kontrolündeki, ABD'nin devriye gezdiği Menbiç'e doğru bastırırsa gelecek. Bir çatışmayı önlemenin tek yolu, ABD'li siyasetçilerin şimdi, işler daha da kötüleşmeden Türkiye'ye karşı net ve sert bir tutum takınması" ifadelerini kullandı.

Eski Büyükelçiden de tehdit niteliğinde açıklamalar geldi. Edelman Menbiç'e girmenin Türkiye için ağır sonuçları olacağını iddia ederek, "Ankara'ya Menbiç'e saldırmanın çok ağır sonuçları olacağı ve Wahington'ın gerekeni yapmaya hazır olduğu anlatılmalı." açıklaması yaptı.

Edelman, ABD'nin terör örgütleriyle olan ortaklığını da itiraf etti. Türki'yenin Rusya'dan aldığı S-400'lerle "ABD'nin Suriye'deki ortaklarına saldırdığı"nı vurguladı.

Suriye'deki terör mevzilerini "ABD mevzileri" olarak tanımlayan eski büyükelçi, Türkiye'ye ambargo uygulanması gerektiğini de söyledi, "Washington Türkiye'nin ABD askerlerinin bulunduğu mevzilere saldırmasının ortaya çıkartacağı sonuçları net bir şekilde ifade etmeli. Bu, son bir kaç yıldır Rusya-Türkiye ilişkilerini karakterize eden sert ve karşılıklı bir yaklaşımla yapılmalı. En azından Türk savunma sanayi, mali sektör ve yolsuzluklara bulaşmış yetkililerini hedefleyen ambargolar konulmalı." diye konuştu.




Kaynak: Ulusal