Ra bilgileri ve Dinler

Başlatan SPeCTaToR, 26 Haziran 2016, 15:23:51

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

SPeCTaToR

Arkadaşlar ben Ra bilgileri okudum.bana çok inandırıcı geldi..Ama 3 büyük din hakkında bir bilgi bulamadım..RA Muhammed hakkında ne söylemişdir.İsa hakkında ne söylemişdir merak ederim? bunun hakkındakı fikirlerinizi paylaşırsanız sevirinirm..Quo adlı varlığın da bu hakda fikirleri olmuşdur qaliba.öylemi?
 

bozadi

#1
Foruma hoşgeldin spectator. Ra'nın 1. cildinde Muhammed hakkında tek bir yerde bir bahis geçiyor hatırladığım kadarıyla. Mısır'ın Firavunlar döneminden bahsedilirken, Ammon / Aten / İkaneton gibi adlarla bilinen bir firavunun "Tek Yaratan" inancıyla ilgili doğru bilgiler aldığı ve bunu yaymaya çalıştığı ama halkın ve yöneticilerin çoğunun bu fikirleri fazla benimsemeyemediği, o firavunun ölümünden sonra ise karmaşık / kaotik inançların iyice yaygınlaştığı söyleniyor:

"Bu varlık bu katı terk ettikten sonra, birçok farklı tanrı üzerine kutuplaşan inançlar ortaya çıktı ve ta ki Muhammed diye adlandırılan bir varlık gelip de insanları daha idrakli ve anlaşılır akıl/beden/ruh ilişkilerine sokana kadar bu durum böyle devam etti."

Öyle görünüyor ki, çok tanrılı inançların neden olduğu kaostan sonra, İslam'ın olumlu / düzene sokucu bir etki yaptığı vurgulanıyor.

Ra adlı varlık grubuyla temas kuran Ra ekibinin lideri Don Elkins intihar edince, grup bir daha Ra ile bağlantı kuramıyor veya kurmuyor. Sonrasında Q'uo adlı grupla bağlantı kuruyorlar, çeşitli konularda bilgi alışverişi yapıyorlar ama Ra kalitesinde ve tadında değil bana göre o temas. "Q'uo"nun İslam ve Yahudilik hakkında verdiği bazı bilgilerin çevirisini forumumuzda paylaşmıştık, görmüşsündür.

Anhora

#2
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Merhaba bozadi, Ra Bilgileri'nin ilk 2 kitabını okudum. 3. Kitaba geçtim.

Şöyle ilginç saptamalar çıkardım:

Enteresan şekilde, RA'nın savları birbirini tamamlıyor. Saçma denilecek cevaplar yok. Hep mantıklı cevaplar ve mesela atıyorum 1. kitabın 50. sayfasında geçen savla 2. kitabın 70. sayfasında verdiği sav birbiriyle çelişmiyor.

Ancak kafamı kurcalayan bir şey var. Çok fazla akıl/beden/ruh üçlemesine atıfta bulunuyor. Sanki bu new age tarikatları gibi hristiyanlıktan aşırılmış trinite'yi gözümüze sokuyor gibi geldi. Sonuçta Bir'in Yasası diyorlar. Ama üçlemeye çok önem veriyorlar. Tek kafamı kurcalayan nokta bu oldu şimdilik.

Ve kitap çok ilginç gidiyor. Yani bize din diye (inananlar kusura bakmasın ama) yutturulan çoğu şeyden daha mantıklı ve geneli kapsayıcı savlar öne sürüyor. Ve insan; bu, böyle olmalı diyor.

Bu arada 7 yoğunluk derecesinin işleyişiyle ve amacıyla ilgili bilgilere ulaştım yalnız hala bu sistemin yani yaratımın amacının ne olduğu bilgisini göremedim. Belki ilerleyen kitaplarda bulurum.
Ad vitam æternam

Scyth

#3
Yaratımın amacı bana göre can sıkıntısı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#4
Dinlerde çarpıtılan pek çok kısım var ama iman kısmı önemli. Sadece cennet kısmını 7. yoğunlukla değiştirmen lazım. 7. yoğunluğa ulaşma özlemi= İman.

Ra bilgilerini okurken bunun 6. yoğunluk varlığının bakış açısı olduğunuda unutmayın 3. yoğunlukta 6. yoğunluğun bakış açısıyla yaşamak pek mümkün değildir; her sınıfın kendine göre dersleri var.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Anhora

#5
Merhaba Scyth,
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Dinlerde çarpıtılan pek çok kısım var ama iman kısmı önemli. Sadece cennet kısmını 7. yoğunlukla değiştirmen lazım. 7. yoğunluğa ulaşma özlemi= İman.

Elbette Bir'in Yasası'na iman gerekli yalnız amacın ne olduğunu bilmeden körü körüne inanamazsın. Ya da en azından ben bunu yapamam. Yaratımın amaçları arasında Logos/Alt-Logos/Alt-Alt-Logos diye giden yaratım sürecinin içerisinde her birinin kendi Logos'unu yaratan varlıkların amacının yine deneyim olduğunu okudum.

Demek ki ortada yaratımdan farklı bir süreç daha var. Yaratım için elverişli ortam oluşturan bir güç. Bu bana ilgi çekici geliyor.

Her şeye kadir olan ve yasaları tutan bu güç, neden deneyime ihtiyaç duysun?
Görünür/Bilinir olmak (gerçi her boyutun görünürlük kıstası ayrı) ışığın varlığının oluşması için önemli. Ancak bu görünen/gören ve görünüm ilişkisine neden gereksinim duyulduğu sorusu ilgimi çekiyor.
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth


Ra bilgilerini okurken bunun 6. yoğunluk varlığının bakış açısı olduğunuda unutmayın 3. yoğunlukta 6. yoğunluğun bakış açısıyla yaşamak pek mümkün değildir; her sınıfın kendine göre dersleri var.

Evet belki de bu soruların cevabını 3. yoğunluk derecesinde bulamayacağız/kavrayamayacağız. Ama bilinç varolduğu sürece sorulması gereken bir çok soru ve verilmesi gereken bir çok cevap olacak. [:)]
Ad vitam æternam

bozadi

#6
Anhora, Ra'yı ayrıntılı/dikkatli bir şekilde okuyor olmana sevindim. Elimizdeki diğer kaynakların durumunda olduğu gibi, Ra Bilgileri'nin de tamamen çelişkisiz veya %100 doğru olduğunu sanmıyorum ama elimizdeki en değerli kaynaklardan biri olduğundan da şüphe duymuyorum.

Evet, "akıl/beden/ruh" terimi ve buna benzer, bazıları bana biraz zorlu/gıcık gelen teknik ifade biçimleri epeyce var Ra'da. Çok kafayı takmıyorum bunlara, çeşitli sebeplerden dolayı öyle olması gerekmiş olabilir. Ve evet, ben şahsen Carla Rueckert'de fazlasıyla dinsel eğilim/önyargı bulunduğunu ve bu durumun alınan bilgileri bir ölçüde etkilediğini/saptırdığını düşünüyorum. Bir "üçleme/teslis" olması bakımından "akıl/beden/ruh" teriminin de bu yüzden çok kullanılmış olması olasılık dahilindedir elbette ama JCA'nın açıklamasına katılıyorum, yani bir üçleme olması dışında büyük bir benzerlik yok sanki bu iki kavram arasında.

7 yoğunluk seviyesini kapsayan bu varoluş sisteminin "amacı" konusu benim de sıkça üzerinde düşündüğüm şeylerden biri. İlginç bir şekilde Maharaj'ın ("Ben O'yum") açıklamalarında bu konuda belki doğrudan değilse de dolaylı bir tatmin bulduğumu söyleyebilirim. Bu amaçsallık konusu benim zihnimde kısaca "Varlık neden var?" sorusuyla cereyan ediyor genellikle. Hem forumda sıkça ele alınan kanallanmış kaynaklarda, hem de Maharaj'da belki bu konuya dair doğrudan ve dolaylı bazı teknik açıklamalar yapılıyor ama, Maharaj'ın bu konudaki "tavrını" çekici buluyorum. Bir yandan bazı sebepler açıklamakla birlikte, temelde en mutlak seviyedeki varoluşun bir nedeni/nasılı olmadığına değiniyor. Ve bu konudaki tüm meraklarımızın o mutlak varlık olduğumuzun farkına varmayla birlikte kendiliğinden giderileceğine/cevap bulacağına vurgu yapıyor sürekli. Yani "Siz önce sahte benlikten/egodan bi kurtulun, ondan sonra bilirsiniz/hatırlarsınız neyin ne olduğunu, en ufak bir şüpheniz veya endişeniz kalmaz" diyor ve Maharaj'ın haklı olduğunu seziyorum. Maharaj'ı okumak kolay değil, meydan okuyucu bir tarzı var ve bazen çok basit bazı gerçekleri bile körü körüne inkar ediyor veya saldırıyormuş gibi bir hava yaratıyor. Ve bazen de son derece çelişkili şeyler söylüyor gibi görünüyor. Ama okumaya devam ettikçe, daha önce çelişki veya düpedüz yanlış gibi görünen şeylerle ilgili son derece ikna edici açıklamalar yapıyor. Zihni/aklı ve bilgiyi bazen körü körüne karalıyormuş, küçümsüyormuş gibi görünüyor ve bu bakımdan K bilgileriyle ciddi şekilde zıtlaşıyormuş gibi görünüyor ama belirttiğim gibi, bir başka yerde öyle açıklamalar yapıyor ki, arada çelişki olmadığını, tamamen aynı gerçeklerin vurgulandığını açıkça gösteriyor. Bunlara dair notlar alıyorum bugünlerde ve tamamlayınca bunları özenle bir araya getirip paylaşacağım.

Anhora

#7
Merhaba JCA,

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen JCA

@Anhora

Teslis (üçleme) bir inanç. Akıl, beden ve ruh ise varlığın veçheleri. Hristiyanlıktan binlerce yıl önce bile varolan bir olgu.  Teslisteki Baba, oğul ve ruh'u incelerseniz sayısının üç olması dışında ra'nın akıl, beden ve ruh tanımları ile çok bir benzerliği olmadığını göreceksiniz.


Evet ben de buna inanmak istiyorum. İbrahimi dinler sembolleri kendilerine yontmakta başarılılar. Hele de hristiyanlık.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Evet, "akıl/beden/ruh" terimi ve buna benzer, bazıları bana biraz zorlu/gıcık gelen teknik ifade biçimleri epeyce var Ra'da. Çok kafayı takmıyorum bunlara, çeşitli sebeplerden dolayı öyle olması gerekmiş olabilir. Ve evet, ben şahsen Carla Rueckert'de fazlasıyla dinsel eğilim/önyargı bulunduğunu ve bu durumun alınan bilgileri bir ölçüde etkilediğini/saptırdığını düşünüyorum. Bir "üçleme/teslis" olması bakımından "akıl/beden/ruh" teriminin de bu yüzden çok kullanılmış olması olasılık dahilindedir elbette ama JCA'nın açıklamasına katılıyorum, yani bir üçleme olması dışında büyük bir benzerlik yok sanki bu iki kavram arasında.

Evet sonuçta bir medyum aracılığıyla ulaşıyor bu bilgiler elimize, zaten çoğunlukla kavram seçmede zorlanıyor RA'lar. Belki de anlayabilmemiz için böyle ifade etmişlerdir. Zaten (Alttaki infografikte görüldüğü gibi) o kadar çok din ve inanış var ki. Hepsinin anlattığı ortak şeyler kozmik gerçeklik olmalı.



Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

7 yoğunluk seviyesini kapsayan bu varoluş sisteminin "amacı" konusu benim de sıkça üzerinde düşündüğüm şeylerden biri. İlginç bir şekilde Maharaj'ın ("Ben O'yum") açıklamalarında bu konuda belki doğrudan değilse de dolaylı bir tatmin bulduğumu söyleyebilirim. Bu amaçsallık konusu benim zihnimde kısaca "Varlık neden var?" sorusuyla cereyan ediyor genellikle. Hem forumda sıkça ele alınan kanallanmış kaynaklarda, hem de Maharaj'da belki bu konuya dair doğrudan ve dolaylı bazı teknik açıklamalar yapılıyor ama, Maharaj'ın bu konudaki "tavrını" çekici buluyorum. Bir yandan bazı sebepler açıklamakla birlikte, temelde en mutlak seviyedeki varoluşun bir nedeni/nasılı olmadığına değiniyor. Ve bu konudaki tüm meraklarımızın o mutlak varlık olduğumuzun farkına varmayla birlikte kendiliğinden giderileceğine/cevap bulacağına vurgu yapıyor sürekli. Yani "Siz önce sahte benlikten/egodan bi kurtulun, ondan sonra bilirsiniz/hatırlarsınız neyin ne olduğunu, en ufak bir şüpheniz veya endişeniz kalmaz" diyor ve Maharaj'ın haklı olduğunu seziyorum. Maharaj'ı okumak kolay değil, meydan okuyucu bir tarzı var ve bazen çok basit bazı gerçekleri bile körü körüne inkar ediyor veya saldırıyormuş gibi bir hava yaratıyor. Ve bazen de son derece çelişkili şeyler söylüyor gibi görünüyor. Ama okumaya devam ettikçe, daha önce çelişki veya düpedüz yanlış gibi görünen şeylerle ilgili son derece ikna edici açıklamalar yapıyor. Zihni/aklı ve bilgiyi bazen körü körüne karalıyormuş, küçümsüyormuş gibi görünüyor ve bu bakımdan K bilgileriyle ciddi şekilde zıtlaşıyormuş gibi görünüyor ama belirttiğim gibi, bir başka yerde öyle açıklamalar yapıyor ki, arada çelişki olmadığını, tamamen aynı gerçeklerin vurgulandığını açıkça gösteriyor. Bunlara dair notlar alıyorum bugünlerde ve tamamlayınca bunları özenle bir araya getirip paylaşacağım.

Amacın olmadığı fikri benim pek aklıma yatmıyor. Sonuçta düşünebildiğimiz her şey gerçekleşme potansiyeline sahip. Bilinç her şeyi bilmek istiyor. Bilinç ötesini bile. Bizi sınırlandıran ve düşünmemize olanak sağlamayan şeyler olduğunu düşünüyorum. Önemli olanın da bu kabuğu kırmak olduğunu düşünüyorum. Bu akıl/beden/ruh birleşimimizi kırıp, okyanusla bir olmak için.. Evet bu 7. yoğunluğa ulaşıp BİR olmak. Bu fikri tersine mühendisliğe soksak mesela, ilk yaratım sürecinden önce her şeyin O ve BİR olduğu varsayılmıyor mu?. E sonuçta O'na döneceksek, neden ayrıldık? Deneyim için. Katalizörleri deneyimlemek için ve sonuçta tekamül edebilmek için bu boyutları deneyimliyoruz. Zaten ilk başta O'ysak, Yaratıcı neden tekamül etmek istesin? :) Belkide bu yaratım döngüsünden farklı şeyler vardır. Gestalt'a göre "Bütün kendisini oluşturan parçaların bir araya gelmesinden daha fazlasıdır." bu varsayıma göre Yaratıcı'nın da parçalarının toplamından fazla olduğu önermesine ulaşılabilir. Demek ki kavramların ulaşmadığı bir nokta var. Ve o nokta bilinenden, bilinmeyenden ve bunların dışında kalanlardan farklı olduğundan tarif edilemez. Yaratıcı'nın üstünde bir şey var mıdır acaba? :) Ya da bu altlık üstlük ilişkisi bizim illüzyon dünyamızın eseri olabilir.

Maharaj'ı bilmiyorum. Paylaştığında gözden geçireceğim.
Ad vitam æternam

bozadi

#8
(yukarıdaki resmin boyutu forumun normal sayfa/metin genişliği boyutunu çarpıttığı için yeniden ölçekledim ve orijinal resme bağlantı/link kurdum. Resme tıklandığında yeni bir sekmede gerçek boyutuyla görüntülenebilir.)


Alıntı YapBilinç her şeyi bilmek istiyor. Bilinç ötesini bile. Bizi sınırlandıran ve düşünmemize olanak sağlamayan şeyler olduğunu düşünüyorum. Önemli olanın da bu kabuğu kırmak olduğunu düşünüyorum. Bu akıl/beden/ruh birleşimimizi kırıp, okyanusla bir olmak için.. Evet bu 7. yoğunluğa ulaşıp BİR olmak.
Maharaj'ı bilmediğini söylemişsin ama bu yukarıda yazdıklarında Maharaj'ın "Ben O'yum" kitabında yüzlerce sayfa boyunca anlatmaya çalıştığı meseleyi özetlemişsin adeta : ) Yalnız Maharaj süper-bilinç "okyanusuyla birleşmek" için ille de "7. yoğunluğa" ulaşmak gibi bir gereklilik olmadığını vurguluyor. Tabi aslında Maharaj "yoğunluk" diye bir kavram kullanmıyor ama içinde bulunduğumuz varoluş seviyesi içinde Mutlak'ın farkına varılabileceğini, daha doğrusu Mutlak "olunabileceğini", hatta bunu yapmadığımız sürece başımızın beladan kurtulamayacağını ısrarla vurguluyor.

Maharaj'ın mesajının doğru/geçerli olduğuna inanıyorum. Her ne kadar onun mesajı K bilgileriyle çelişiyormuş gibi görünse de, bence aslında çelişmiyor. Örneğin K'lar her ne kadar "siz 3. yoğunluksunuz" deseler de, bir yandan da "3. yoğunluk düşünmeyi bırakın" diyorlar, "Herşey 7. yoğunluk" diyorlar, "7. yoğunluk ebedi ikametgahınız" diyorlar, "Baş Yaratıcı sizsiniz" diyorlar vs.

Evet, biz 3Y'deyiz (3. Yoğunluk) ama bu demek değil ki 7Y 3Y'den görülemez veya sezilemez. Nasıl Dünya gezegeninde olduğumuz halde Güneş Sistemindeki gezegenlerin kaynağı ve merkezi olan, bizden milyonlarca km uzaklıktaki Güneş'i görebiliyorsak, onun sıcağıyla ve "aydınlatıcı" ışığıyla besleniyor ve varlığımızı sürdürebiliyorsak, aynı şekilde mevcut bilinç düzeyi bakımından 3Y seviyesindeki "ruhumuz/varlığımız" da tüm varoluşun güneşi, kaynağı ve ta kendisi olan 7Y'yi bir şekilde görebiliyor, sezebiliyor, onunla özdeşliğini hissedebiliyor. "Çekim" denen şey bu. Ona çekiliyoruz.

Evet, arada daha 4 seviye/sınıf var ama bu demek değil ki 3Y'deki deneyimimizde 7Y'ye dair bir algı, inanç, iman  ve güven geliştirmeyelim bilinçli bir şekilde. Bu elbette ciddi bazı belirli sınırlılıklar dahilinde olacaktır ama zaten içinde bulunduğumuz seviyede tüm ihtiyacımız olan, "bizim için" yeterli düzeyde bir algı/farkındalık/inanç sahibi olmak, fazlası değil. 3Y'den ne kadarını algılamak, erişmek, yararlanmak mümkünse, o kadarı. Şu an için fazlasına ihtiyaç duymadığımız gibi, kaldıramayız da. Yani bizim için önemli olan, 3Y'de 7Y'ye dair mümkün ve makul olan optimal bir bilinç, inanç ve güven geliştirmektir diye düşünüyorum. Maharaj "Mutlak"la ilgili deneyimin bizim anladığımız şekliyle "deneyim", "bilgi" ve "zihin" kavramlarının veya araçlarının ötesinde olduğunu vurguluyor ısrarla. Tasvir edilemeyeceğini, tanımlanamayacağını, ancak "olunarak" doğrudan deneyimlenebileceğini söylüyor ve her ne kadar burada "deneyim" kavramı kullanılsa da, bunun aslında "bir deneyimin" çok ötesinde birşey olduğunu vurguluyor. Çünkü "Mutlak"la özdeşleşiliyor, "bireylik" geride bırakılıyor böyle bir deneyimin zirve noktasında.

Maharaj normal hayat meşgalelerinin sürdürülmesi, yaşamsal sorumlulukların (aile, çalışma, görevler vs) yerine getirilmeye devam edilmesini öneriyor ama mümkün olan her fırsatta "mutlakla" özdeşlik farkındalığına dönülmesini tavsiye ediyor. Hatta anladığım kadarıyla ve kendisinin de örnek teşkil etmekte olduğu gibi, eninde sonunda "mutlaklık" farkındalığını hiç kaybetmeden olağan hayatımızı yaşamaya devam etmemizin mümkün hale geleceğini söylüyor.

Aslında Maharaj her ne kadar sıkça "zihin", "arzu", "bilgi" gibi kavramları bir bütün olarak ve çok sert bir şekilde çöpe fırlatıcı bir tavır sergilese de, okumaya devam ettiğinizde aslında bu kavramların sadece 3KH dünyasında, yani ego-bazlı hayattaki versiyonlarını kastettiğini anlıyorsunuz. Yüksek-alçak zihin, yüksek-alçak arzu ve yüksek-alçak bilgi ayırtlarını getiriyor.

Maharaj'a soru sorunlar ısrarla "şunun nedeni ne, bunun nedeni ne" gibi sorular soruyorlar ve Maharaj da bıkıp usanmadan bu tür nedensellik sorularının anlamsızlığını vurguluyor. Bu soruları soranın KH nitelikli bir zihin yapısı olduğunu, yani "ego" olduğunu vurguluyor ve ne kadar nedenler sıralansa da egonun (bir arzu-korku yumağı) tatmin olmayacağını, tüm yapılması gerekenin egonun yani Mutlak'tan ayrı/farklı bir varlık veya birey olma "ilüzyonunun" aşılması olduğunu, o zaman tüm bu nedensellik sorularının cevaplarının "zaten bilindiğinin" farkına varılacağını söylüyor.

Anhora

#9
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Maharaj'ı bilmediğini söylemişsin ama bu yukarıda yazdıklarında Maharaj'ın "Ben O'yum" kitabında yüzlerce sayfa boyunca anlatmaya çalıştığı meseleyi özetlemişsin adeta : ) Yalnız Maharaj süper-bilinç "okyanusuyla birleşmek" için ille de "7. yoğunluğa" ulaşmak gibi bir gereklilik olmadığını vurguluyor. Tabi aslında Maharaj "yoğunluk" diye bir kavram kullanmıyor ama içinde bulunduğumuz varoluş seviyesi içinde Mutlak'ın farkına varılabileceğini, daha doğrusu Mutlak "olunabileceğini", hatta bunu yapmadığımız sürece başımızın beladan kurtulamayacağını ısrarla vurguluyor.

Maharaj'ın mesajının doğru/geçerli olduğuna inanıyorum. Her ne kadar onun mesajı K bilgileriyle çelişiyormuş gibi görünse de, bence aslında çelişmiyor. Örneğin K'lar her ne kadar "siz 3. yoğunluksunuz" deseler de, bir yandan da "3. yoğunluk düşünmeyi bırakın" diyorlar, "Herşey 7. yoğunluk" diyorlar, "7. yoğunluk ebedi ikametgahınız" diyorlar, "Baş Yaratıcı sizsiniz" diyorlar vs.

Bu anlayışı Tasavvuf'tan aldım aslında. Okuduğum RA Bilgileri'yle de birleştirip bir sentez yapmaya çalışıyorum aklımca. "Ben O'yum" ve "En-el Hak" aynı şeyi anlatıyor olabilir. Bu kadar çok ortak özelliğin farklı alanlarda, farklı şekillerde karşımıza çıkması bana pek şaşırtıcı gelmiyor. Sonuçta hepimiz kolektif akıla sahibiz. Birbirimizin farkında olmasak da aynı şeyleri düşünüp, aynı şekilde yaşayabiliyoruz. Bunun bir örneği eski çağlarda birbirinden haberi olmadan aynı sistemlerle, birbirine benzer şekilde yaşayan insan toplulukları olabilir. Konfüçyüs de, Mevlana da, Maharaj da, Yunus Emre de, Gandhi de, İsa da, Muhammed de aynı şeyleri anlatıyorlardı ama sadece onları dinlemeyi bilenler gerçekten anlatmak istediklerini duyabiliyorlar.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Evet, biz 3Y'deyiz (3. Yoğunluk) ama bu demek değil ki 7Y 3Y'den görülemez veya sezilemez. Nasıl Dünya gezegeninde olduğumuz halde Güneş Sistemindeki gezegenlerin kaynağı ve merkezi olan, bizden milyonlarca km uzaklıktaki Güneş'i görebiliyorsak, onun sıcağıyla ve "aydınlatıcı" ışığıyla besleniyor ve varlığımızı sürdürebiliyorsak, aynı şekilde mevcut bilinç düzeyi bakımından 3Y seviyesindeki "ruhumuz/varlığımız" da tüm varoluşun güneşi, kaynağı ve ta kendisi olan 7Y'yi bir şekilde görebiliyor, sezebiliyor, onunla özdeşliğini hissedebiliyor. "Çekim" denen şey bu. Ona çekiliyoruz.

Ben bu görüşe şöyle bakıyorum. RA'ların dediği gibi bütün potansiyel tohum enerjide saklı evet. Ama tekamül gerçekleştikçe ve öğrenmemiz gereken dersleri verdiğimizde artık özgür irade sapmasının isteğine kalıyoruz. Gezginler gibi istersek 6Y'tan 3Y'a geçmeyi ve tekrardan öğretmeyi seçebiliriz ya da bir üst yoğunluğa geçebiliriz diye düşünüyorum. Boyutların birbirini kapsadıklarını ve birbirine geçtiklerini düşünüyorum yalnız sapmaların ve kuralların sanki şu Flammarion gravüründe olduğu gibi bir ayırımının olduğunu yani bir çizgisinin olduğunu düşünüyorum.

Bir üst yoğunluk derecesinin kuralları bir alt yoğunluk derecesinde nasıl uygulanabilir ki? Yani 3. yoğunluk nesnesini 2. yoğunluğa indirgesek gölge gibi gözükmez mi? Ya da daha üst yoğunluktaki bir enerji bedeni 3. yoğunluğa indirgesek ışık olarak gözükmez mi? Yoğunluklar birbirlerini kapsasalar bile hepsini kapsayan yoğunluğun 7Y olduğunu düşünüyorum. İç içe geçmiş çemberler gibi.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Evet, arada daha 4 seviye/sınıf var ama bu demek değil ki 3Y'deki deneyimimizde 7Y'ye dair bir algı, inanç, iman  ve güven geliştirmeyelim bilinçli bir şekilde. Bu elbette ciddi bazı belirli sınırlılıklar dahilinde olacaktır ama zaten içinde bulunduğumuz seviyede tüm ihtiyacımız olan, "bizim için" yeterli düzeyde bir algı/farkındalık/inanç sahibi olmak, fazlası değil. 3Y'den ne kadarını algılamak, erişmek, yararlanmak mümkünse, o kadarı. Şu an için fazlasına ihtiyaç duymadığımız gibi, kaldıramayız da. Yani bizim için önemli olan, 3Y'de 7Y'ye dair mümkün ve makul olan optimal bir bilinç, inanç ve güven geliştirmektir diye düşünüyorum. Maharaj "Mutlak"la ilgili deneyimin bizim anladığımız şekliyle "deneyim", "bilgi" ve "zihin" kavramlarının veya araçlarının ötesinde olduğunu vurguluyor ısrarla. Tasvir edilemeyeceğini, tanımlanamayacağını, ancak "olunarak" doğrudan deneyimlenebileceğini söylüyor ve her ne kadar burada "deneyim" kavramı kullanılsa da, bunun aslında "bir deneyimin" çok ötesinde birşey olduğunu vurguluyor. Çünkü "Mutlak"la özdeşleşiliyor, "bireylik" geride bırakılıyor böyle bir deneyimin zirve noktasında.

Senin de Maharaj'dan alıntıladığın gibi üst yoğunlukların kavram ve deneyim tipleri bizim için 3Y'da önemli olan kavramlar ve deneyimler olmayabilir. RA da aynısını diyordu. Katalizörler her yoğunlukta değişiyor. Bu yoğunlukta bireysel negatif/pozitif sapmalar kuvvetliyken başka bir yoğunlukta tek başımıza değil de kollektif olarak negatif/pozitif birliğe ulaşılması önemli olabilir. (Bu da çok ilginç aslında. RA'lar pozitif kutuplu, Orion'lar Negatif. KH kutbiyetindekilerin de tekamül süreçlerinden bahsediyorlar. Sonunda Ying Yang gibi negatif ve pozitif birleşiyor mu acaba?) Bunun bir yol olduğunu düşünüyorum. Her yaptığımız şey bütün yaratım sistemi için önemli. Evet 3Y'daki deneyimimiz 7Y'a ulaşmak için önemli ve 2Y'un gelişmesi için de önemli. Bütün yaratılanlar birbirlerini etkiliyorlar. (Nolan, Interstellar'da 5Y varlıklarının tesseract açarak 3Y'dakilere yardım etmeye çalıştıklarını aktarmıştı.)

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Maharaj normal hayat meşgalelerinin sürdürülmesi, yaşamsal sorumlulukların (aile, çalışma, görevler vs) yerine getirilmeye devam edilmesini öneriyor ama mümkün olan her fırsatta "mutlakla" özdeşlik farkındalığına dönülmesini tavsiye ediyor. Hatta anladığım kadarıyla ve kendisinin de örnek teşkil etmekte olduğu gibi, eninde sonunda "mutlaklık" farkındalığını hiç kaybetmeden olağan hayatımızı yaşamaya devam etmemizin mümkün hale geleceğini söylüyor.

Aslında Maharaj her ne kadar sıkça "zihin", "arzu", "bilgi" gibi kavramları bir bütün olarak ve çok sert bir şekilde çöpe fırlatıcı bir tavır sergilese de, okumaya devam ettiğinizde aslında bu kavramların sadece 3KH dünyasında, yani ego-bazlı hayattaki versiyonlarını kastettiğini anlıyorsunuz. Yüksek-alçak zihin, yüksek-alçak arzu ve yüksek-alçak bilgi ayırtlarını getiriyor.

Maharaj'a soru sorunlar ısrarla "şunun nedeni ne, bunun nedeni ne" gibi sorular soruyorlar ve Maharaj da bıkıp usanmadan bu tür nedensellik sorularının anlamsızlığını vurguluyor. Bu soruları soranın KH nitelikli bir zihin yapısı olduğunu, yani "ego" olduğunu vurguluyor ve ne kadar nedenler sıralansa da egonun (bir arzu-korku yumağı) tatmin olmayacağını, tüm yapılması gerekenin egonun yani Mutlak'tan ayrı/farklı bir varlık veya birey olma "ilüzyonunun" aşılması olduğunu, o zaman tüm bu nedensellik sorularının cevaplarının "zaten bilindiğinin" farkına varılacağını söylüyor.
Ama öğrenmeye çalışmak egonun ürünüyse, deneyimin ve katalizörlerin ne amacı kalır ki? Bence tam öyle değil. Çünkü bilirsen daha çok iman edersin. Ama bu bilgi tabi ki kitap okuyarak öğrenilemez. Sanırım deneyimleyerek öğrenmemiz gerekiyor.
Ad vitam æternam

bozadi

#10
Alıntı YapBoyutların birbirini kapsadıklarını ve birbirine geçtiklerini düşünüyorum yalnız sapmaların ve kuralların sanki şu Flammarion gravüründe olduğu gibi bir ayırımının olduğunu yani bir çizgisinin olduğunu düşünüyorum.
Bu resmi daha önce bir yerde gördüğümü hatırlıyorum, ilgimi çekmişti. Bir gerçeklikten başka bir gerçekliğe bakmak! Einstein ve benzer araştırmalar yapan başkalarının adeta bu resimde betimlendiği gibi diğer boyutlara dair geçici/kısmi gözlemler yaptıklarına değiniliyordu celselerde.

Alıntı YapYoğunluklar birbirlerini kapsasalar bile hepsini kapsayan yoğunluğun 7Y olduğunu düşünüyorum. İç içe geçmiş çemberler gibi.
Evet. 7y diğer tüm yoğunlukları kapsıyor. Çünkü örneğin 3. sınıfa giden bir öğrenci oraya 1 ve 2. sınıfların bilgisini alıp mezun olduktan sonra ulaşmıştır. Anladığım kadarıyla 3y olmak, 1y+2y+3y olmak anlamına geliyor ama esas keşif ve canlılık son seviyede, yani 3'te oluyor bu durumda. Hem maddi bir bedenimiz (1y, madde) var, hem kompleks bir biyolojik makinemiz (2y, bitki ve hayvan), hem de bireysel farkındalık ve seçim yeteneğimiz (3y). Her yeni seviye, öncekilerin üzerine kat atmak gibi birşey. 5'ten itibaren fizikselliğin bittiği vurgulanıyor ama o evrensel perspektifli seviyelerde de önceki yoğunluk seviyeleriyle ilişkiler ve etkileşimler bağlamında, aynı durum farklı biçimlerde de olsa devam ediyor olarak düşünülebilir belki. 7y tüm yoğunluk seviyelerinin bir toplamı oluyor. "Bütün parçalarının toplamından fazlasıdır" özdeyişini de bu toplama uygulamak gerektiği anlaşılıyor, her nasılsa.

Alıntı YapKH kutbiyetindekilerin de tekamül süreçlerinden bahsediyorlar. Sonunda Ying Yang gibi negatif ve pozitif birleşiyor mu acaba?
Forumda zaten sıkça konusu geçtiği için "spoiler" sayılmayacağını umarak, Ra'nın bununla ilgili açıklamasına tekrar referansta bulunmak isterim: KH varlıkları 6y'ye kadar yükselebiliyorlar en fazla. Orada BH'ye geçmedikçe ilerlemeye devam edemiyorlar. KH kutbiyetinin en yüksek olabildiği yer 4KH. Oradan 5KH'ye mezun olabilmek için KH kutbiyetinin azaltılması gerekiyor aslında. 5kh'den 6kh'ye mezun olabilmek için KH kutbiyetinin iyice azaltılması gerekiyor. Ra'nın deyişiyle, 6y'nin nispeten başlarında bir yerde artık o seviyenin olağanüstü yüksek bakış açısıyla o KH varlıkları bile mutlak birlik gerçeğini görebilecek hale geliyor, daha doğrusu görmek zorunda kalıyor ve kendi istekleriyle BH kutbiyetine geçiyorlar. Aslında BH'ye geçmeleri için ille 6y'ye kadar ulaşmaları gerekmiyor, 4kh'den ve 5kh'den de bu geçişi yaptıkları anlaşılıyor. Ve ayrıca 4kh'de (yani %95 ve üzeri seviyede KH kutbiyeti) bu "varlıkların" (!) bir kısmının da yok olmayı seçtikleri anlaşılıyor.

Alıntı YapAma öğrenmeye çalışmak egonun ürünüyse, deneyimin ve katalizörlerin ne amacı kalır ki? Bence tam öyle değil. Çünkü bilirsen daha çok iman edersin. Ama bu bilgi tabi ki kitap okuyarak öğrenilemez. Sanırım deneyimleyerek öğrenmemiz gerekiyor.
Maharaj'ın kastettiği şey "Öğrenmeye çalışmak egonun ürünüdür" gibi birşey değil aslında. Ama insanların çoğunluğunun son derece ego-merkezli bir düşünüş ve davranış tarzı olduğunu biliyor (bu, K'ların "hepiniz KH'siniz" deyişiyle de yakından bağlantılı bir husus). Aslında Maharaj'ın karşısına gelenlerin çoğu toplum geneliyle karşılaştırıldığında muhtemelen ego seviyeleri daha düşük insanlar ama bu yine de onları egodan bağımsız kılmıyor ve Maharaj'ın bütün anlatmaya çalıştığı da bu. Onun aslında herkese tek tavsiye ettiği ve nasılını anlatmaya çalıştığı şey bu: Egoyu (sahte benliği) bırakın. Egoyu bırakmadan gerçeklikle ilgili soruların cevabını gerçek manada bilemezsiniz, anlayamazsınız, kendinizi kandırırsınız.

Üstelik Maharaj şunu da sürekli olarak vurguluyor: Egoyu bıraktığınızda eriştiğiniz halin ve farkındalığın sizin kendi gerçek, doğal haliniz ve farkındalığınız olduğunu da "hatırlayacaksınız". Ben bundan şöyle bir sonuç çıkarıyorum: Bizler aslında BH kutbiyetimizi güçlü bir şekilde artırdığımız, belki bir anlamda "BH sızıntısı" yaşadığımız, yani geçici ve sınırlı bir şekilde de olsa KH'liği aşıp BH'liği deneyimlediğimiz durumlarda, "varoluşun nedeni/anlamı" dahil olmak üzere, tüm en genel felsefi meraklarımızın cevabına da eriyoruz doğal olarak. Ama tekrar KH egemen frekanslara veya koşullara döndüğümüzde, o farkındalığı da büyük ölçüde kaybediyoruz. Yani örneğin ben şimdi şunu gönül rahatlığıyla iddia ediyorum: Hepimiz gibi sen de varoluşun anlamının/öneminin/nedeninin ne olduğunu gayet iyi bildiğin durumlar deneyimledin ama sonra o farkındalığı yitirdin ama mutlaka ona tekrar eriştiğin durumlar yaşayacak ve hatta, bunu yeterince istiyorsan, o farkındalığı bir daha hiç kaybetmeyeceğin bir duruma erişeceksin sonunda.

Diyebilirsin ki, "Açıklamasını bu kadar çok merak ettiğim birşeyin cevabına eriştiğim bir durum yaşayıp da nasıl o cevabı muhafaza edemem zihnimde?" Maharaj'ın anlattıklarından anladığım kadarıyla, geçici olarak güçlü bir BH ilhamı yaşadığımız bir sırada, yani egoyu geçici bir süre için tamamen bıraktığımız bir durumda, varoluşun veya varoluşu sürdürmenin nedeninin ne olduğunu sorma gereği duymuyoruz. Bütün bu sorular ego yasalarının egemen olduğu ve kalmak "zorunda" olmadığımız karanlık ve işkenceli bir hapishanenin içinden soruluyor. Evet, yine de bu durum o soruları sormanın aptalca veya gereksiz olması gibi bir anlama gelmiyor kesinlikle. Tüm sorular, tüm sorgulamalar değerlidir Maharaj'a göre. Yeter ki cevabı için samimi bir çaba gösterilsin. O çabanın ne/nasıl olduğunu anlatıyor, tekrarlıyor yüzlerce sayfa boyunca (ve Türkçe'ye henüz çevrilmemiş başka kitaplarda). Ve bence hepimizin en çok yapması gereken şey de o çabayı göstermek, bu konuda destekleşmeye çalışmak. Doğrudan veya dolaylı olarak bunu yapıyoruz zaten ama artık dolaylamayı azaltıp doğrudanlığa yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum. Senin vurguladığın soru da aslında öyle bir soru, yani bizi gerçekten ne yapmamız, nereye bakmamız, cevabı nerede aramamız ve nerede aramamamız gerektiği konusunda uyanışa yaklaştırabilecek bir soru.

Eckhart Tolle'nin de (Şimdi'nin Gücü) Maharaj'la tamamen aynı şeyi anlattığı düşünülebilir belki ama nedense Maharaj bana daha sıcak, daha samimi, daha ikna edici geldi. Belki de bir önyargı sonucu böyle düşünmüşümdür. Müsait bir zamanımda Tolle'nin kitaplarına tekrar bir gözatıp durumu yeniden değerlendirmeye çalışacağım ve fikrim değişmiyorsa, neden değişmediğine dair bir netleştirme yapmaya çalışacağım.

bona fide

#11
merhaba, bilemiyorum aslında kafamdaki soruyu buraya yazmam ne kadar doğru var olan bir yaratıcıya yönelik soracağımdan başlık uygun geldi. bu naif açıklamamdan sonra konuya gireyim. kırıcı ve yargılayıcı olmaktan ziyade kullanacağım kelimeler kapasitemle alakalı. sorguluyorum madem sevgiye ulaşmak amaç bu ikiyüzlülük niye? sonsuz yaratıcı sevgiyi kendine ulaşmak için basamak yapmışsa neden 6. yoğunluğa kadar negatif güçlerin akıl almaz vahşetlerine hem yaratıcıyı hemde kendilerini sevdikleri için izin veriyor. ve 6. yoğunluğa geçişte mecburen pozitif olmak zorundalar iyilerle kötülerin savaşı ama her iki grupta yataıcıyı seviyor. yani yaratıcı kendi varlığındaki kötülükleri zaten logosları oluştururken de biliyordu sonuçta her şey onun ruhundan öyle diyor yazılar yaratıcının kendi benlik problemi tüm canlılığa yansıtıp binlerce yıldır acılara işkencelere tarifi mümkün olmayan dramlara sahne olan yaşamın canlılığın ruhun tüm bu trajedilerden sonra sevgiye sığınıp kurtuluşa ermesi ödül mü. bizler kendi içimizde aynı savaşı yaratıcının bize verdiği enerjiyle yönetiyoruz tanrıyı oynuyoruz ve bu ego savaşı tanrıya ait. işte bu çok aptalca değil mi tanrının şımarıklığı, yarattığı ruhların aslında yaratıcının kendi benliklerinin mücadelesi neden kendinden milyarlarca ruha bu ızdırabı deneyimletiyor mazoşist gibi sonuçta yaratıcıdan oluşan varlıklarız? şizofren kişilikler içersinden uygun olanla yaşam seçip sınavla tanrının istediği kıvama sevgiyle ulaşmak nası yani yaratıcıda bir problem yok mu sizce. biliyorum yazdıklarımı iğrenç buldunuz. binlerce yıldır sona eren hayatların ızdırabını kendimde hissediyorum ve bunu olağan karşılayamıyorum efendim 6-7. boyutta acı yok sevgi var çekilen çile kutsal yani. geçmişte kaldı yani ne güzel hani bilsem tüm canlılık benim negatif uzaya geçmemle acılardan kurtulacak gönüllü olurum bebekler çocuklar kadınlar  erkekler  hayvanlar nedir bu ızdırap sevgiye ulaşmak, buna zorlamak denir bi yerde başı ve sonu belli savaşta kazanan yaratıcı. kasyopa celselerinde negatiflerin korkutucu hikayeleri vardı insanları kaynatıp yiyorlar insanlık bunu surekli yapıyor hayvanları yiyoruz hem blinçleri açık değil diyor doğurup yavrularını koruyan besleyen temizleyen koynunda ısıtan hayvanlar bilinçsiz şuursuz kesılse avlansa çiğ yada pişmiş yense sorun değil bi sakatlık var. burda yani dinlerden azadeykende böyleydim kendi yaşamımda deneyimlerim mucadelelerim hadi günü kurtarmak diyeyim kötünün iyisi ve şanslıyım ama diğerleri çok fazla acı var yas var keder var birey teslim oluyor güç yaratıcıda ve bu adil değil bence. bencil bir yaratıcının kişilik problemleri uzay zaman ve zaman uzayda çözümlenmek üzre parçalara bölünüp işlemmi görüyor. neden iyi hissedemiyorum. derdim kötülüğü övmek değil ilüzyona kaptırmışlıkta değil boyutlarda da bu sınav tanrının kendisiyle olan sınavına alet olmak. saçmaladım farkındayım. sadece bunlar beni iyi hissettirmiyor. mahkum gibiyiz
 

bona fide

#12
her şey ilüzyon tek gerçek sevgi derken bu hangi boyuta mahsus bir çıkarım. ışığa kavuşana kadar ilüzyon mu çunki sevgi ve nefreti düşmalığı vahşeti barındıran yaşamlar 5. boyuta kadar faal. benim şu yaşam dönemine gelene kadar deneyimler belki akılalmaz kötülükler barındırıyordu korkuyorum kendimden yaşattığım acıların olabileceğini düşündükçe ürperiyorum. tanrı neden kendisine bu işkenceyi- tüm zamanlarda yaşanan trajedileri- reva görüyor neden kendisinden milyarlarca yaratıp aynı ruhsal deneyimi yaşatıyor.ve bunun sonu yok gibi. yüzbinlerce yıldır bu ego ya da kompleks mi. yaratıcı kendisini gerçekten seviyormu şüpheliyim.
 

bigsenfoni

#13
Nasrettin hoca bir gün damdan düşmüş,komşulari hocanin uğultularini duyunca koşmuşlar.Hocaya,hocam gecmiş olsun bi isteğin varmi demişler.Hocada kosun bana damdan düşen birini bulun getirin demiş.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

beyrutkapı

#14
Bir özgür irade evreninde her şey olasıdır bona fide. Sonsuz olanda her şey var. Dünyadan bahsederken burası evrenin Sibirya'sı diyor gurdjıeff. İşin garip yanı şimdi baktığımız yerden her şeyi olduğu gibi kavramak mümkün değil. Peki sevgili bona fide, ya tüm bunlar sadece bir kabussa ce gerçekten uyandığında hiç olmamış olacaksa bunca şey. Zaman nihai olarak yoksa, tüm illüzyonlardan sıyrıldığında gerçekten olan bir şey de yoktur. Kafanı karıştırmak istemiyorum. Bu da bir bakış açısı sadece.  Tıpkı atan kalbin gibi, varoluşun büyük nabzı eninde sonunda her şeyi kendine toplar. Sonra anlar belki insan aşk imiş her ne varsa alemde! Seni çok iyi anladığımı düşünüyorum. Tüm bu sorgulamaların da bir durak olduğunu bilmelisin. Tıpkı varoluşun kendisinde bir problem olmaması gibi. Bu evren eninde sonunda herkese her şeyi ödetir emin ol bundan. Ta ki bir başkasıyla her adımda ve en küçük kıvılcımda oluşan ayrılık illüzyonu yenilene kadar.vahşette bir duraktır belki kim bilir? Kendini var oluşun geri kalanından ayıran özgür iradenin kimi zaman cellat kimi zaman kurban olarak geçtiği bir durak. Herkes ve her şey tanrıysa, ra nın dediği gibi, biz tanrı olarak gördüğümüzün düşüncelerini değiştiremeyiz. En küçük parçasıyla bile özgür irade seçimler yapar ve deneyim oluşur. Üstelik bu hapishanede olmayı kendimiz seçmişken! Şimdi çok eski bir zamandayız bona fide! Bir şeyleri değiştirmek için geri geldik belki! Yada geleceğindeyiz kendini anlamak isteyen, boşlukta öylece varolamayan sonsuz bir enerjinin yada tanrının. Her neyse. Çok uzattım. Herşey olması gerektiği gibi oluyor. Ve şuanda, şimdi durduğumuz yerde bize görünen çok çok azı.