Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ra bilgileri ve Dinler

Başlatan SPeCTaToR, 26 Haziran 2016, 15:23:51

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bona fide

#15
beyrutkapı sevgiyi başa alıyoruz tamam bunu hissederek kabul ediyoruz bir duyumsama içimizde etkileşimden doğan. başkalarıyla etkileşimlerimizle bu duyguyu öğreniyoruz. hüzün ve öfkede aynı şekilde etkileşim sonucu diğerlerini yok sayıp ilüzyon diyerek tesellimi ediyoruz bi yerde. sanki diğerleri olmamış gibi kimse zulum görmemiş gibi kötülüğün kurbanı olmamış gibi birtek elde kalan sevgi diğerleri unutulacak. her koyun kendi bacağından asılır herkes kendinden görevinden sorumlu bu saçmalık, etkileşimle görev gerçekleşmek zorundaysa başkalarından da sorumluysak yaşattığımız herşey diğeriyle bağlantılı ve acı varken devam ederken tek gerçek sevgi demek sanki diğer duyumsamaları devreden çıkarıp tepkisizce sevgi kelebek çiçek böcek duyarsızlık olmaz mı kimseye ulaşamamanın verdiği bir mutsuzluk yetersizlik hissi tüm dramları dinleyip görüp şahit olup tüm bunlar oyun ama ne hikmetse bu oyun üzerinden boyut dereceleri elde ediliyor. ben mutsuzum çok fazla acının içersinde sevginin gücü yetersiz. övünmek için demiyorum 3 yıldan fazladır vegan yaşıyoruz ve hayvanları daha üstün görüyorum sevgilerini sunma samimiyetlerini. en azla yaşama mücadelelerini ve ölüm yaklaştığında hastalık yaralanma yada yaşlılık ne ağlama ne inleme vakarla uzaklaşıp bulunmak istemedikleri bir yerde sessizce kendilerini ölüme terkediyorlar. hayranım önlerinde eğiliyorum saygıyla. insanoğluna bakıyoruz sevgi dolu sözde, yaşamak için ve daha fazlasına sahip olmak için katliamdalar surekli. bumu üstünlük ve sevgi birde boyutlarda itibar görüyorlar. bir çift yürek kitabı okudunuz belki aborjinleri anlatan gerçek yaşam öyküsü kendimden utandım ki onlarda varlıklarına sona erdirme kararı almışlar daha fazla tahammul edemedikleri için. dönmek istememe lüksü karma borcu olanlar içinde geçerliyse ve borcum yoksa dönmek istemem. benim iyi olmam başkalarının mutsuz olmasını engellemeyecek ne de olsa. benim yaratıcıyı sevmem sevgiyle ona ulaşmam kendi kazancımsa bunuda istemiyorum.
 

bigsenfoni

#16
Birsey bu kadar güzel anlatlirmi ...Teşekkürler Beyrutkapi!

Mevlana bir gün sevenleriyle kıra çıkmış.
O esnada sürü halinde köpeklere rastgelmişler.
Hayvancıklar öyle sevimli, öyle hoş muhabettle şakalaşıyorlarmışki... ve güzelce oynaşıyorlarmış ki...
Mevlana'da bu sevimli ...manzarayı bir süre seyretmiş. O sıra da içlerinden biri:
"-Köpeklerin, birliği,dirliği,...muhabbeti ne güzel. Aralarındaki hoşgörü ve saygı bize güzel örnek" demiş.
Mevlana, bu sözün sahibinden, hemen gidip kasaptan birkaç kemik getirmesini istemiş.
Kemikler gelince; ''bu kemikleri köpeklere atın'', demiş.
Kemikler atılır atılmaz köpeklerin sevgiyle oynaşmaları birden bitmiş.
O an kıran kırana bir kemik kapma mücadelesine başlamışlar.
Biraz önce birbiriyle oynaşan köpekler, o an kapışyorlarnış.
Mevlana yanındakilere;
"Biraz önce burada gördüğünüz muhabbet, köpek muhabbetiydi.
Köpeklerin muhabbeti, aralarına bir kemik düşünceye kadardır!..."
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#17
Mevlana...

Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.

Gerçek aşk'ı bilen kalp bir damla suya bile hürmetle bakar.

Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.

Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim. Ömrün ömrüme nasip olsun diye!

Sus gönlüm! Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağina inanarak sus.

Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.

http://www.neguzelsozler.com/unlu-sozleri/mevlana-sozleri.html
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#18
Sevgili bigsenfoni, Nasreddin Hoca ve Mevlana gibi çok değer verdiğimiz insanlardan alıntı yapman güzel ama bu tartışmada bu örnekleri kullanış biçiminde biraz kabalık, bir öfke var sanki. Bu belki tartışılan konunun içeriğinin çetrefilliliği ile de ilgili olabilir veya belki o an içinde bulunduğun negatif bir ruh halinden, belki maruz kaldığın negatif bir psişik etkiden de kaynaklanmış olabilir, bilemiyorum. Hepimiz zaman zaman bu tür etkilere maruz kalıyoruz sanırım. Birbirimize elden geldiğince yapıcı bir şekilde destek olabileceğimize inanıyorum.

Sevgili beyrutkapı'nın konuyla ilgili açıklamalarını genel itibariyle çok isabetli buluyorum.  Ve kendi zihnimde şu an için toparlayabildiğim bazı algıları paylaşmak istiyorum.

Sevgili bona fide, insanlığın mevcut şiddetli negativiteyle örülü bu psikopatik yaşam koşullarında bu tepkileri veriyor olmanın doğal ve hatta sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Ve bu forum biraz da bu sorgulamalar için var. İnsanlığın içinde bulunduğu berbatlıklar, psikopatinin egemenliği, bunun evrensel büyük resimle bağlantısı... Bu "şeytani" koşullarda hepimiz açık veya örtülü, doğrudan veya dolaylı, şu veya bu zamanda aynı sorgulamaları, kızgınlıkları, üzüntüleri, nefretleri deneyimliyoruz diye düşünüyorum aslında. Ve ortak yaşam realitemiz hakkındaki duygu ve düşüncelerimizi, özellikle varoluşsal meselelerimizi, dogmalardan, sansürden, önyargılardan mümkün olduğu kadar arınmış bir şekilde tartışmamızın hepimiz için büyük bir önemi olduğuna inanıyorum.

Şu an ayrıntılı olarak her sorgunu ele alamam belki ama üzerinde düşünmemizin faydalı olabileceğine inandığım özet niteliğinde bazı olasılıklardan bahsetmek istiyorum. Ve tahmin edebileceğin gibi, bu açıklamaları veya sezgileri elimizdeki belli başlı ruhsal bilgi kaynaklarına dayandırıyorum.

İnsanlığın mevcut halinin bir fotoğrafını çekip durumu sadece o kareye bakarak değerlendirdiğimizde, eksik ve hatalı bazı sonuçlara varmak çok muhtemel hale geliyor. Diyeceksin ki, "Mevcut durum dediğin çok çok uzun zamandır aynı değil mi?" Evet, çok uzun zamandır bu durum sürüyor ama ondan da öncesi var. Anlatılana göre, insanlık yüzbinlerce yıl önce eterik (fiziksel olmayan) ve BH niteliğinde bir 3. Yoğunluk deneyimi içindeymiş ama bir bakıma bu BH koşullarının rahatlığı nedeniyle ciddi bir yozlaşma deneyimlemişler. Bu hususa dair kaynak alıntılarının bir kısmını zihnimiz ve arkonlar başlığında ve diğer bazı başlıklarda yaptık.

Özet olarak insanlık egosu, yozlaşmışlığı, duyarsızlığı, iradesizliği yüzünden "cennetten düştü". Bu düşüş sürecinde aşırı KH eğilimli Kertiş denen negatif varlık grubuyla etkileşime girdi ve kendini iyice berbat hallere düşürdü. Şimdi sadece bir veya birkaç kaynağın böyle bir hikaye anlatması kendi başına çok önemli değil, önemli olan bu hikayelerin insanlığın içinde bulunduğu halleri açıklayıcı bir özelliğe sahip olup olmaması ve ben bu düşüş hikayesinde paylaşılan ayrıntıların, insanlığın uzun zamandır içinde bulunduğu yozlaşık, vurdumduymaz, atıl, tembel ve egotik halleri çok iyi açıkladığına inanıyorum ve zaten başka pek çok açıklamalarını son derece faydalı bulduğum bu kaynakların bu düşüş hikayesiyle ilgili anlattıklarının da doğruluğuna inanıyorum. İnsanlık gerçekten genel olarak son derece trajik düzeyde berbat bir halde. Tamam, birileri insanlığın zayıflıklarını kullanarak ona çok ağır işkence ediyor ama bu durum genel anlamda insanlığı masum kılmıyor kesinlikle. İnsanlık kendi hayatına yeterince sahip çıksa, kendini psikopat varlık gruplarının (dünya dışından veya dünyadaki negatif gruplar) eline düşürmezdi en başında. Hadi düştün, çıkmak için gereğini yap! O da yok! Genel anlamda yani. İnsanlığın geneli bu kadar sefil, bu kadar aptal, bu kadar alçak bir durumda. Her gün her türlü hakkı yendiği halde duyarsızlığı, korkaklığı, egosu, kompleksleri yüzünden birlik olup da kendisine tüm bu eziyetleri eden üç-beş global faşist egemenin yakasına yapışmıyor! Bu sefaleti sürdürmeyi seçiyor! Tabi OP denen ve insanlığın yarısını oluşturduğu söylenen grup da insanlığın cennetten düşmüş diğer (ruhlu) yarısının işini zorlaştırıyor ama bu da mazeret değil sonuçta.

Sana çok garip gelebilir ama tüm bu işkenceler aslında insanların hiç değilse bir kısmının uyanıp da hayatına sahip çıkması için faydalı bir katalizör olabilir. İnsanlar bıçak kemiğe dayanmadıkça "yeter!" demiyorlar genellikle. İnsanlığın bir kısmı o durumda bile "yeter" demiyor! Ve yine, bunu hayal etmek çok zor gelebilir ama şu andaki durumun, olabilecek çok daha berbat durumlarla karşılaştırıldığında kötünün iyisi olabileceğini, bu halimizin "pozitif yardım görmüş" hal olabileceğini düşünebilir misin?! Ben öyle olduğundan hiçbir şüphe duymuyorum doğrusu. Ama "özgür irade" diye birşey var. Hepimiz Tanrı'nın, yani Mutlak Varlığın bir parçasıyız. Hayatımızın sahibi biziz! Biz hayatımıza sahip çıkmayınca sömürücü kaynakları çekiyoruz hayatımıza. Ve senin de dikkat çektiğin gibi, insanlığın azımsanamayacak bir kısmı KH eğilimli. Açıkça kötülüğe adanan seçkin azınlığın dışında, ortalama insan denebilecek pek çokları kendi kendilerine ve birbirlerine hayatı işkence haline getiriyor. Aynı şekilde hayvanlara işkence ediyorlar. Et tüketimi zorunlu olabilir ve doğanın da bir parçası gibi görünüyor ama eti için öldürdüğümüz hayvanlara işkence etmek zorunda değiliz, bu kadar acı çektirmek zorunda değiliz, buna rağmen bunu yapıyoruz!

Negatif güçler Tanrı'nın, yani Mutlak Varlığın bir "psikopat" olduğuna inandırmaya çalışıyorlar bizi. Daha doğrusu, kendilerini Tanrı olarak kabullenmemizi istiyorlar. Tanrı bir "şahıs" değil. Tanrı dediğimiz şey Mutlak Varlık, Güneş (ve aynı zamanda tüm Güneş Sistemi) tarafından temsil edilen şey, yani tüm varlığın en saf merkezi ve aynı zamanda tüm varlığın ta kendisi. Tanrı'dan bahsederken aslında kendimizden bahsediyoruz nihai manada! Tanrı'ya yönelttiğimiz eleştirilerin gerçek muhatabı kendimiziz! Ve bu eleştiriler çok sağlıklı, yapılması gereken eleştiriler. Şunu ciddi ciddi düşün; Eğer insanlık bu kadar yozlaşmasaydı, bu kadar negatifleşmeseydi, kendisinden daha negatif sömürücüleri de hayatına çekmeyecekti. Nasıl temizlenmeyen yer kirleniyorsa, nasıl yuvarlanmayan taş yosun tutuyorsa, insanlığın bu sömürücüleri, bu işkenceleri, bu kabusları hayatına çekmesi de son derece benzer, doğal bir süreç sonucunda meydana geldi. İnsanlık kendi kendine zulmetmeseydi, hayatına daha büyük zalimleri de çekmezdi.

Kısacası bona fide, insanlık içinde bulunduğu koşullar konusunda masum değil! K'lar tabi ki kalbi, vicdanı, pozitifliği var güçleriyle açıklayıp ilhamını veriyor olsalar da, "acıma" duygusu konusunda çok dikkatli olmamızı da öneriyorlar. Sağlıklı, dozunda bir merhametten ayrı bir kavram olarak referansta bulunuyorlar burada "acıma" kavramına. Acıdığın zaman Tanrı'ya acımış oluyorsun. Çünkü herkes Tanrı'nın bir parçası ve kendisi. Hiçkimse bulunduğu duruma durup dururken gelmedi, herşeyin bir hikayesi, bir geçmişi var. Görüntüler bazen çok yanıltıcı olabilir. Yani tek bir kareye bakacak olursan, hiç haketmediği çok ağır bir kötülüğe veya yıkıma maruz kalan insanlar var, değil mi? Kısavadede gerçekten bir haksızlık olsa bile Hayat onu uzunvadede mutlaka dengeleyecek şeyler yapıyor ama biz bu adaletin sağlanma sürecine şahsen tanıklık edemeyiz çoğu durumda. Güvenmemiz icap ediyor. Körü körüne bir güvenden de bahsetmiyoruz. Sabır, araştırma, sezgiler...

Bunları söyleyince, sanki ben Hayata/Tanrıya/Kendime çok inanıyor, güveniyormuş, hiçbir ciddi sorun algılamıyormuş, deneyimlemiyormuş, hiç çileden çıkmıyormuş, ego kralı olmuyormuşum gibi bir hava yaratıyor olabilirim, katiyen yalan olur :|

Lütfen sorgulamaları, tartışmaları sürdürelim. Hepimizin buna ihtiyacı var bence.

bona fide

#19
merhaba bigsenfoni mevlananın sevgiye iyiliğe güzelliğe çağrısı yaratıcının kötülüğü sevmesine ve onu da sürekli diri tutmasına engel mi. köpekler kemikler için kavga ediyor. insanların kumanya dağıtırken birbirlerini ezmesine çiğnemesine ne demeli. intikam için başkalarına kumpas kurup inanılmaz cezalar vermesine işkence yöntemlerine diri diri yakılmaları doğum anı gelmiş kadının bacaklarını çapraz bağlayıp doğumu önleyerek kadının içinin parçalanarak ölmesi o acıyı düşünün doğum sancıları dışarı iterken bebeği vucutta kalması için bacaklar sımsıkı bağlı bu nasıl zevk aynı zamanda yaratıcınında aldığı zevk daha yakın örnek askerleri linç ettiler allah sevgisi ve aşkıyla bunu yapmaktan zevk alarak kendilerinden olmayanı öldürme zevki yaratıcı daha fazla ürün versin diye insan hayvan kurban etme ritüelleri halen yapılan yaratıcı kendilerine daha fazla güç versin diye bebeklere tecavüz edip kalbini yeme zevki, tecavüzler işkenceler vahşetten alınan zevkler karanlığın kötülüğü besleyip diri tutuyor  benim bahsettiğim bigsenfoni bu kötülüğün yapılırken yaratıcınında zevk alıyor olması insan aynı zamanda yaratıcıysa aldığı zevki bütünde yaratıcı da alıyor.acıyı yaşayanın acısındanda yapılan kötülükten zevk alırken aynı zamanda onun üzüntüsünden de zevk alıyor olması sonra merhametten sevgiden iyilikten zevk alması çunk, her ikisi besin biri ışığın besini biri karanlığın besini dünyayı güzellik kurtaracak diyen karakter prens mişkin gibi mevlana gibi sevgiye çağıran herkes gibi içimizde çevremizde saf iyi niyet ve vicdanla bütüne ulaşmak yaratıcının kötülüğe karanlığa olan sevgisini azaltmıyorki her an ve sürekli daha fazla hazır vaziyette. bu yorucu ben şuanki ömrümde hissettiğimle yoruldum yaratıcı binlerce yıldır fix bi şekilde aynı tempoda. herşey onun bilgisi dahilinde olmaya devam ediyor. ölmek değil kötülüğün varlığı ve verdiği zevkin sürekliliği sırf denge sağlamak için katalizör olarak sunulması dahi korkunç bir kötülük aşkını gösteriyor. ve sana, kötülüğe rağmen seni yarattıklarını seviyorum gerçekten seviyorum sevmenin verdiği enerjiyi duymsamayı seviyorum. kahreden çaresizliği teslimiyeti bana ona varlıklara ibret olsun diye başkasının felaketini lütfen iyiliğim için istemiyorum.
 

bona fide

#20
merhaba bozadi teşekkür ederim. acımak hissinden ziyade yaratıcının ve işte bizlerde onun yansımasıysak kendimizdeki bu vahşetin nasıl bir zevkle halen diri tutulması sevgiyi merhameti isteyen yaratıcı vahşeti zulmu felaketi hüznü de aynı tempoda seviyor aktif tutuyor sürekli besliyor. olacak olan olur yaşanacak ne varsa yaşanır diyor ra da. akıl tutulması yaşıyorum işte burda. sevgi ve nefret dengede ve devamlı. ne yapayım deneyimlerim aldığım derslerle iyi sevgi dolu vicdanlı oldum yaratıcının bu yönunu mutlu ettim kendimide öyle ona ulaştım diyeyim. hiç gurur ve onur duyamıyorum. değermiydi acaba ışığa tamamlanmak için ruhu hırpalayan yolculuk. kendimizde yaratıcıyız bozadi tamam duyumsamalarla bizim iyiyi güzeli seçmemiz yaratıcının kötülüğü sevmesine ve onu beslemesine engel olmuyor ve kendi ilüzyonumuzdaki realitede hep diri tutuluyor özellikle yine aşkla kötülük aşkıyla diri tutulması sağlanıyor.
 

bozadi

#21
Görüşlerim tersi ispatlanmaya, geliştirilmeye, güncellenmeye açıktır. Bu konuyla ilgili algılarımı paylaşırken, elimizdeki bilgi kaynaklarının yaptıkları bazı açıklamalara referansta bulunmam gerekiyor:

Kasyopyalılar "Birliğe" özellikle vurgu yapmakla birlikte, bizim anlayış kolaylığımız için Tanrı kavramını şu şekilde ikiye ayırıyorlar: İnsanların Allah/Tanrı dediği şey genellikle "7. yoğunluğa" tekabül ediyor. Ama diğer tüm yoğunluk seviyelerindeki herşey zaten bir devridaim halinde 7. yoğunluktan türeyen ve sonunda 7. yoğunluğa dönecek olan şeylerdir, tıpkı kanın kalpten çıkıp sonunda kalbe geri dönmesi gibi. K'lar "Varolan Herşeyin" Tanrı'nın kendisi olduğuna dikkat çekiyorlar. Ama Tanrı'nın, yani Varlığın kendi kendini deneyimleyebilmek, öz-bilinç sağlayabilmek için devridaim hali içinde enerjisini devindirdiği 7 farklı bilinç yoğunluğu seviyesi var. Tümü aynı ve bir olan varlığın farklı devinim seviyeleri. Varlığın tamamı Tanrı 'dır (Varlık = Tanrı) ama bizler bu gibi tartışmalarda Tanrı'dan bahsederken, genellikle Varlığın en saf, en tam, en mükemmel, en mutlak olduğu 7. aşamayı kastediyoruz.

Şimdi, tüm varlıklar nihai olarak Tanrı'nın bir parçası ve kendisi olduğuna göre, bile bile ve son derece zevk duya duya başka varlıklara kan dondurucu şekillerde işkence eden, katleden varlıklar da Tanrı demektir ve dolayısıyla tüm bu işkenceleri, katliamları yapan ve bundan zevk alan veya en azından tüm bunların olmasına "müsamaha" gösteren de Tanrı oluyor, gibi görünüyor. Bu bir algı, bir yorum meselesi, kısmen bir doğruluğu var gibi görünüyor ama bence mesele o kadar basit değil. Sorgulanmaya, düzeltilmeye, güncellenmeye son derece açık olmak üzere, şu görüşlerimi paylaşayım:

7. yoğunluk anlamında "Tanrı" kötülük istemez, kötülük yapmaz, kötülükten zevk almaz. "Kötülük/zulüm" alt seviyelerde, görünüşe göre en belirgin olarak da 3Y denen, bizim şu anda içinde bulunduğumuz ve BH ile KH kutbiyetleri arasında kesin bir "Seçim" yapılması gereken seviyede meydana gelebiliyor. 4. yoğunluk BH ve KH varlıkları arasındaki etkileşimde bir zulümden bahsetmek sanırım mümkün olmaz, çünkü BH varlıkları üst seviye BH rehberlerle de mükemmel bir iletişim ve dayanışma ilişkisi içinde olduklarından kendilerini her zaman ideal veya ideale yakın düzeyde korurlar. KH güçlerinin kendi katı hiyerarşileri içinde birbirilerine ettikleri işkencelerden bahsedilebilir belki ama KH onların yolu olduğu için, kendi aralarında hiçbir güç yettirme olayını bir "kötülük" olarak deneyimlemezler muhtemelen, sadece bir bilgidir. Aynı şekilde daha üst (5Y ve 6Y seviyelerindeki) BH ve KH varlıkları arasındaki etkileşimde bizim anladığımız manada herhangi bir "zulüm" imkanı olmayacaktır.

Gelişmiş Bitkilerin ve Hayvanların deneyim seviyesi olan 2Y'de bizim anladığımız şekliyle, "Avlanma" anlamında vahşetin son derece yaygın olduğu görülüyor. Ama hayvanların bilinç düzeyi ve deneyim (ders) biçimleri, avlamayı ve avlanmayı son derece doğal ve kaçınılmaz bir şekilde içerdiği için, bu av ilişkilerinin hayvanlar için değil, daha çok bizim bakış açımızla bir "vahşet" olduğu sonucuna varmamız gerekiyor gibi görünüyor. Avlamak ve avlanmak hayvanlar için hayatın son derece doğal bir parçasıdır ve 2Y'deki derslerin içeriği/konusu gereği bunun böyle olması gerekir ("2Y'deki dersler" ayrıca tartışılması gereken bir husus). Ayrıca muhtemelen hayvanlar avlamanın ve avlanmanın, doğumun ve ölümün doğallığını, döngüselliğini ve gerekliliğini bizden çok daha açık bir şekilde görebiliyorlar ve bunu bizim kadar dert etmiyorlar muhtemelen. Zaten işin özünü hatırlayacak olursak, hayvan bile bir bedenden ibaret değildir, o bile temelde bir bilinç/ruh taşır. Esas varlık beden değil, ruhtur. Ve her ne kadar bedenli deneyim (enkarnasyon) sırasında pek çok olumsuzluk deneyimlenebilse de, 1'den 5'e kadar olan seviyelerdeki ruhların yuvası olan 5Y'de olağanüstü bir nizam, koruma ve rehberlik olduğunu elimizdeki çeşitli kaynaklardan okuyor, seziyor ve elbette tartışmaya da devam ediyoruz. 1Y'deki madde deneyiminde de bizim anlayacağımız manada varlıklar arasında bir kötülükten, bir işkenceden bahsetmek pek anlamlı olmayacaktır.

Şimdi, buna göre, bizim anladığımız şekliyle varlıklar arası "zulüm" meselesi temel olarak 3Y'deki bir konu. Ve ilginçtir ki, Ra, 3. Yoğunluğun "perdeli" tek yoğunluk seviyesi olduğuna dikkat çekiyor, bunu ayrıca ele almamız faydalı olabilir. Sonuç olarak, elimizdeki bilgi kaynaklarına göre, varoluşun büyük bir bölümünde bir "zulüm" meselesi yok. Temel olarak 3Y'ye özgü bir durum. 3Y ise kesin BH veya KH kutbiyeti seçimlerinin henüz yapılmadığı ama eninde sonunda yapılması gereken seviye. Ve genel itibariyle insanlık ciddi manada KH eğilimlerine teslimiyet hali içinde yaşıyor. Eğer insanlık genel bir kitle olarak yeterince BH eğilimi geliştirmiş olsaydı, zaten birlik, bütünlük, dayanışma halinde olurdu ve kendini 3KH veya 4KH sömürücü varlıkların tesirlerine açmazdı. Ama maalesef insanlığın geneli BH eğilimlerini güçlendirme konusunda son derece pasif durumda.

Evrendeki varoluş seviyelerinin işleyişine dair bu özet açıklamalardan / hatırlatmalardan sonra, tartışmanın esas düğüm noktasına gelelim: Tanıklık etmekte olduğumuz gibi çeşitli 3Y varlıkları veya varlık grupları farklı düzeylerdeki KH eğilimlerinin de etkisiyle birbirlerine epeyce zulüm yapıyorlar. Hatta aynı KH eğilimleri, 4Y KH varlıklarının müdahalesini de çekiyor. Sonuç olarak, "Tanrının" bir parçası ve kendisi diyebileceğimiz bir takım varlıklar "zulmediyorlar". Bence burada dikkat edilmesi gereken husus şu: Bu zulmü doğrudan 7Y yapmıyor. Varlığını 7Y'den alan ama Varlığa değil Yokluğa yönelik faaliyette bulunan, yani Varlığı "yok edicilik" amacıyla kullanan, bu anlamda bir bakıma varlığa ihanet eden "anti-varlıklar" yapıyor bu zulmü. Veya, diğer bir ifadeyle, bilinçli olarak zulmeden herkes bu zulüm sürecinde kendi varlığına ihanet etmiş, varlığını yokluğa doğru sürüklemiş olur. Tanrı (7Y) kendi kendini yok etmek, azaltmak istemez. Yok ediciliğe, yani KH'ye adanan bir varlık ise gerçekte giderek kendi varlığını yok eder. Evet. BH varlığa, KH yokluğa adanış halidir. 3Y'den 4Y'ye KH modunda mezuniyet için "%94" oranında KH'liğe adanmak gerekiyor. Bu şu demek: Böyle bir varlık %6 oranında daha KH eğilimi geliştirdiği zaman YOK OLACAKTIR. K'ların ifadesiyle "kara deliğe çekilecektir." Bu bir tercih meselesidir, bazı varlıklar var olmak ister, bazıları istemez. Yok olmak 7Y'nin verdiği bir cezadan ziyade, ilgili bireysel varlığın kendi özgür iradesiyle seçtiği bir yoldur. Evet, sadece bedensel değil, aynı zamanda ruhsal bir yokoluştan bahsediyoruz burada. Yani ilgili bireysel varlığın tamamen yok olması. Abartılı bir kavram gibi gelebilir ama 3Y'de, yani insanlar aleminde bile insanlar bazen yok olmanın (var olmamanın) arzu edilebilirliğine referansta bulunabiliyorlar, bir de 4KH'yi düşünün. 5KH'ye mezun olan bir 4KH varlığı "var olmaya devam etme" kararı almış, KH'lik düzeyini bir miktar azaltmış bir KH varlığıdır.

Yani, zulmeden, Varlığın özü olan 7Y (Tanrı) değil, 7Y'nin bir uzantısı olan ama bu varlık uzantısını yok etme, yani yok olma eğiliminde olan bir varlıktır ve her zulümde varlık daha da azalır. Hayatımızdaki zulüm hikayelerinde, zalimler "varlıklarını" artırıyor gibi görünebilirler ama bu son derece yanıltıcı bir görüntüdür. Uzunvadede kötülükten, zulümden asla varlık artışı sonucu meydana gelmez, varlığın azalması ve nihai olarak yok oluş meydana gelir. Böyle bir durumda Varlığın (Mutlak Varlığın) zulmettiğini, zulümden zevk aldığını veya zulme hoşgörü gösterdiğini düşünmek bence yanlış bir çıkarım olacaktır.

Ayrıca, zulme maruz kalan varlıklar, ki eminim hepimiz hayatımızda zulme maruz kalmışızdır (daha nadir olarak "zalim" rolünde olduğumuz durumlar da yaşamışızdır), tabi ki travmaya uğrarlar ama bu zulme maruz kaldılar diye yok olmazlar. En vahşi, şiddetli bir zulüm durumunda bir insan öldürülse veya travma nedeniyle intihar bile etse, bu da yine uzun vadeli mutlak bir sonuç değildir, ruhun ölümü değildir. Elimizdeki kaynaklardan anladığımız kadarıyla şiddetli zulme maruz kalma olaylarının bazılarında geçmiş bir yaşamda oynanan bir zalim rolünün "dengelenmesi" (şiddetli negatif karmanın temizlenmesi) söz konusu olmakla birlikte, maruz kalınan tüm zulüm olaylarında ille de geçmişte şahsın kendisinin de benzer bir zulüm işlemiş olması gibi bir şart olduğunu sanmıyorum. Hatta bizzat bir K celsesinde, şiddetli bir ölüme maruz kalan bir şahsın gayet pozitif eğilimli bir varlık olduğuna ve söz konusu ölüm o olaya tanıklık eden çok sayıda insan için vicdan duygusunu tetikleyeceği, yükseltici bir etki yapacağı için böyle bir ölümü tercih ettiğine dair bir açıklama vardı. Bu iki zıt örneğe göndermede bulunmamın nedeni, yaşanan ciddi bir olayın pek çok farklı nedenleri ve sonuçları olabileceğine, hayatın çok ilginç şekillerde çalıştığına ve bizim bu tür olayların ardındaki sebepleri ve sonuçları çoğu zaman bilemeyecek olduğumuza dikkat çekmektir.

Bence bizim bu meselenin en çok üzerinde durmamız gereken yönü şu: rastgele değil de sürekli ve organize denebilecek suç/psikopati faaliyetlerine dikkat çekmek, düzeltici ve önleyici tedbir almak adına toplumsal işbirliği gelişimi için neler yapabileceğimiz. "Toplumsal" boyutta birşey yapmamız zor olsa bile, tüm bu zulüm süreçlerinin gerçekliği karşısında kendi aramızda nasıl bir dayanışma ve ruhsal gelişim/ilerleme imkanları yaratabileceğimiz.

Tgur

#22
İnsanlığın ilkelliği ve aynı gemide oluşumuzun sebepleri ve şikayetler üzerine yoğunlaşan konuları arkadaşlar çok derin noktalara da dokunarak göz önüne sermişler sağ olsunlar,

Benim bazı ilavelerim olacak,
Varoluşun genelindeki denge unsurunu her zaman göz önünde tutmalıyız bulunduğumuz yoğunluklarda bu denge dediğimiz kendini tabiri caizse ilk üç yoğunlukta kaba ve keskin hatları ile göstermekte ve ortamda bulunan bizlerin canını epeyi acıtmakta ,bu kaba yoğunlukların devreye alımasının sebeplerini tanrısal düşüş denen bu hadiseyi tahmin ediyorum çok iyi anladık,rehavetle yürütülen ve tekamül istenen uzun döngünün sanki bir büklümü veya fiyongu gibi kısa döngü devreye alınmış varoluşun bulunduğumuz kısmı dualitenin keskin kısımlarını deneyimleye koyulmuş.

Keskinliğin sebepleri nelerdir,
Etki ve tepki kanunu devrededir ,madde fiziğinin en önemli kanunu ve uygulama sahası olan
Yoğunluğun tümü bu kanundan etkilenmektedir, maddi oluşumun şekillenmesi ,değişime uğraması bulunduğu ortama intibakı v.s. gibi ve maddi olanlardan en mütekamili olan insan da bu oluşumdan etkilenmiş böylece bedensel faaliyetlerini yürütmektedir ,
Fiziğin katı etkilerinin bir istisnası olması bahsi geçen bu yoğunluk elemanlarından sadece birinden istenmektedir ,

İnsandan..

Zira insandan beyin ve zihnini geliştirip eterik ve ruhsal kanala bağlanma işinde ferdi olarak kabiliyetini kullanması beklenmektedir, Bu idrak sisteminin, muhakeme yeteneğinin gelişimi onu bütünlükle irtibatlandıran en önemli bir varlık haline getirmiştir.Burada kurgu bilimden bir senaryo üretmiyoruz ,tekamülden ve onun kademelerinden bahsediyoruz, tekamülün zincirinin mükemmel işlemesi insanın bu hasletini mükemmel kullanabilmesi halinde gerçekleşecektir.

İşte bu gelişmenin mükemmeliyeti ,yani zihnin bütünlükle bağının mutlak ve arızasız bağı için gelişme kademeleri gerekmekte bu da reenkarnasyonun mutlaklığını belirtmektedir .malüm insan hayvanlıktan yeni geçip fiziksel forma büründüğünde evvela otomatik defalarca gidip gelmelerle zihinsel aktivitesini bu bahsettiğimiz mükemmeliyete doğru geliştirdiğinde otomatik bedenlenme bitip yaşantı kusurlarını traşlayan yeniden bedenlenmeler geçirir ,olgunlaşır.

İzahın bu kısmına gelince bulunduğumuz ortamın bir fotoğrafını çekip veya filmi dondurup insan zihin manzarasına bakalım;

Ortamda aynı havayı soluyan hayvanlıktan yeni insanlığa geçenler var
Ortamda OP (organik portallar) var ,bu hususta tereddütüm var yukarıda ilk söylediklerim olabilir,
Ortamda olgunluğun ileri kademelerine gelmiş belki azalmış karma borçları olanlar var
Ortamda gezginler var

Bu bahsettiğim karmayı sağlayan unsurların teker teker özellikleri nedir bundan çok bahsedildi bilmeyenler merak edip öğrenme yolundalar,burada tekrarlamıyacağım,ancak bütün bu zihinsel karmaşayı sağlayan birimlerin beraber yaşadığını göz önünde bulundurmalı ve katiyen unutmamalıyız,

İşte bu, karmaşalı hal ve unsurların birbirine etkileri, yaşadığımız ve büyük bir ızdırapla şikayet ettiğimiz ortamın zihinsel aurası ..Bu halden nasıl kurtulabiliriz ,

Bilgiye ulaşıp bu olanların gerçeğimiz olduğu bilincine inanırsak..

Ya hoşgörüyü zihninizden eksik etmiyecek veya aldırmayacaksınız (tabii sizi yok etmeye gelenlere değil) yahut bu maddeye kısılmış ortamda her yapılandan etkiyi maddi ve manevi hissederek,değerlindirerek ,dile getirerek ,başınızı çevirmeyerek yaşayacaksınız.

Onun için bazı bilgeler, kah yeryüzüne yapışıp yaşarım kah gökyüzüne çıkıp olanları seyrederim diyor..


bigsenfoni

#23
Merhaba,arkadaşlar niyetim kimseye kabalik etmek kırmak deyil,nasrettin hocanin hikayesini örneklelem,hepimizin  aslinda düşmüş olduğuna (madde alemine) dikkat cekmek idi.Ve kimse negatif olsun pozitif olsun,diğerinden az yada fazla değerli değildir secip meselesi!Bona fide sanki benim, bu yaratiklarla/canavarlarla yaşamam bana haksizlik ediyorlar,ben buraya ait deyilim, gibi ağzini acip gözünü yummuş bir sekilde karanliğa odaklanarak eleştirmesi de bu örneği vermemde katki sağlamistir.

Buraya gelebilmemizin ana sebeblerinden biriside negatifi ve pozitifi ile ayni düsünce yogunlugunda/frekansinda olmamizdir.Cok az olan istisnalar haric.Ve herseyle/kendimizle yüzleşiyoruz.Ve gercekten hem toplumsal bellek olarak hemde kisisel benlik olarak icimiz nasil ise disimizda aynidir.Ve tekrarliyorum yüzleşiyoruz.

Psikopatlik/acimasizlik konusu yasami devam ettirmek icin zaten her zaman vardi(nesli müdafa altinda),Taki  varlik bundan zevk almaya/hazduymaya  basladiginda baska bir katagoriye gecti.Ve oda zevk/secim meselesi!Ve neyazik ki normalmiş gibi sistemin her yerini ele gecirmek üzere/gecirdi.Gerci bu insan oglunun cogunlugun cakra durumunu/ruhsal durumunu yansitiyor.

Cok genis bir konu...Algi manipulasyonlari,baski,kontrol,genetik manipulasyonlar,sömürge,programlamalar,karanlik gücler,dersler....
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bona fide

#24
bu mesajın çok iyi gerçekten çok iyi geldi bozadi. kendi içimde herşey bir plan dahilinde logos yaratılırken bellirlenen plan dahilinde gerçekleşiyor ve ruh ki verdiği izlenim o yönde kötülüğü yaratıcıya niyaz ederek bile isteye yapma gücünü elde ediyor sonraında da pozitif eğilime geçiyor yok öyle yağma diyordum. zihnimiz ve arkonlar başlığında örnek hikayede oğul gitmiş yemiş eğlenmiş sonra dönüp af dilemiş tüm aile bir olmuş. başka arzunuz, nerde o yoğurdun bolluğu diyordum  bu kadar kolaymıydı herşey. bu suça teşvik gibi küfür gibi geliyor bana. haksızlıkların hiç biri cezasız kalmamalı. yaratıcı herşeyi affeder demek bedeller ödenirse cümlesini ilaveyle söylenmeli. ra serisi kutsal kitap gibi sizede öyle oldumu bilmiyorum insanın tüm enerjisini emiyor okurken ya da okunmaması için bilinmeyen güçler olumsuz girişimde bulunuyor. her hal ve karda hayatımız şaka gibi )). ruhların yolculuğunda aniden ölen adam isyanları oynuyordu ya kaptırdığı için rolune neden yarıda bıraktırdın bana ihtiyaçları var derken. bu dahi ego bensizde bizsizde o plan işleyecek. rolde fena değil yaratıcıyı oynamak düşünsenize insan kendisini gerçekten bişey zannediyor ufacık iltifatta dahi kendimi bişey zannederim. yinede cemal süreyyanın dediği gibi "ama ayrıca aldığın şu hayat fena değildir. üstü kalsın" ve evet çok teşekkür ederim sizleri seviyorum. böyle söyleyip ayağa düşürmekte istemem ama gerçekten seviyorum ortamın sinerjisini bu kelimenin ne oduğunu bilmiyorum net olarak. atmosferini düşüncesiyle kullandım.

bigsenfoni zihnimiz ve akronlarda seni okuyunca müridin olmak istedim )). senden çekiniyormu çevrendekiler bu yeteneklerinden ötürü gözünden hiçbir şey kaçmayacağı için hazırola geçiyorlardır. ve bunu güzelliğe sevgiye buraya sermende çok özel aslında bilinmeyen dünyanın anahtarı gibisin. lütfen kaybolma. bu alemin tüm cevaplarına yakından bakan birisin. belki bu yetenek herkeste vardır ama sen kullanmayı biliyorsun.
 

bona fide

#25
tgur,

Bilgiye ulaşıp bu olanların gerçeğimiz olduğu bilincine inanırsak..

Ya hoşgörüyü zihninizden eksik etmiyecek veya aldırmayacaksınız (tabii sizi yok etmeye gelenlere değil) yahut bu maddeye kısılmış ortamda her yapılandan etkiyi maddi ve manevi hissederek,değerlindirerek ,dile getirerek ,başınızı çevirmeyerek yaşayacaksınız.

sinir bozucu şekilde zekisin, gönül tarlamı diyeyim genişletirken bazen hatta sık sık zeminde kayalıkla karşılaşıp yol bitti sanıyorum. ra sözcüsü gibisin bişey diyemiyorum sana. korkuyorum.
 

Tgur

#26
Bona fide sen ne ve açık sözlü bireysin bu forumda bizimle buluştuğun için şahsen kendimi şanslı hissediyorum,
Benden neden korkuyorsun, belki torunum yaşındasın zira ben dante gibi yarısındayız ömrün diyen cahit sıtkının belirttiği yaşın iki mislinden fazlayım ,yaşımı ortaya döküp ürkütmek de istemem ,zira içimdeki çocuk ölmedi hep beraberiz ve hepinizi kardeşçe arkadaşça seviyor ve takdir ediyorum..
Seni anlıyorum dedim çünkü geçirdiğin kademelerin olağan olağanüstü hepsini geçirdim ,halen de geçirmekle meşgulüm ,şimdi de anlıyorum yeni devreye aldıklarımla sırf sana hitap ediyor zannediyorsun ,hayır ben hep böyle konuşurum.
Sarfettiğim her durumun gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığını bu uzun seneler sonucunda geçirdiğim atlattığım sizlerin büyük kısmının henüz kıyısında olduğunuz tecrübelerle edindim. O geçirdiğiniz manevi acıları bilinç açılırken duvar gibi çarpan durumları, kıvranışlarımı ve sağlam bilgiye ulaşıp inanç haline oturttuğumuzdaki rahatlığı ve daha bir sürü şeyi..
Bu nedenlerle sizlerde her yeni inanç sistemi güzergahında kendinizi bulduğunuzda ve bilinç yönünden geliştiğinizde bu geçirilenlerin hepsinin tatlı bir macera olduğunu anlayıp o gerçek sevgi nedir romanını yazacaksınız ,

Sevgiler..


bona fide

#27
açık sözlü olmakla birlikte tgur avamlığın verdiği tuhaf bir rahatlık, tamam saygısızlık. bireylerle cinsiyet ve yaş düşünmeden iletişim kurmak. nezaket sıfır. çevreme naifle yaklaşmayı öğrenmek derken bu durumumuda dahil ediyorum kendime ve bağışla yaşını tahmin etmemle birlikte umarsız iletişim tarzımı.

tgur yıllardır bu trajedilere ferahlıkla bakabilmek için bir çift yürek kitabını arada bir karıştırırım. sevdiğimiz ne varsa kendimizde dahil emanet olduğumuzu unutmayım ama sevdiğim canlılar ve hiç uğruna ölümler... bu bağ çok güçlü şuan. bozadinin son yazısında belirttiği vahşet içeren ölümlerin bir mesaj olma niteliği farklı anlamlar ifade edebileceği karma  gibi vicdanı harekete geçirme gibi isteyerek seçim bu teselli edici tamam. trajedilere sempatiden çıkıp empati yapmak ve yine bozadinin dediği gibi olabileceğimiz kadar faydalı olmak. ya da seyretmek dediğin gibi.gücü yetmeme duygusunu hissetmenin amacıda sabır olabilir ya da tahammül veyahutta olanı kabul.illaki bir bilgi ve bildiği var.
 

beyrutkapı

#28
Her şeyi olduğu gibi kabul etmek de dersin bir parçası. Bunun için anlayış gerekir. Gerçekten doğru bir şekilde anlamadan bunu yapamayız. Bunu yapamazsak vahşet karşısında sadece korku kaygı azap üretiriz bona fide. Yani negatife besin üretiriz. Peki kim güven verecek o zaman? Vicdan sadece kendimizi güçsüz ve çaresiz hissetmemiz için mi var? Tüm olanlar karşısında kendimizi bir başına ve yalnız hissedelim diye mi var? Dünyadaki zulüm kendi hayatı pahasına bitecekse, hayatını vermeye hazır binlerce insan vardır şuan gezegende. Ama yine de bitmiyor zulüm bak. Peki ama bir dakika! Bu şehitlik güdüsü de nerden geliyor??? Kasyopyalılar der ki, bir başkasının neye ihtiyaç duyduğuna karar verdiğimiz her seferinde temel bir evrensel yasayı çiğnemiş oluruz. Oysa eninde sonunda gezegen adına yapabileceğimiz en büyük iyilik, yapabilirsek kendimizi değiştirmektir. Işığa yaklaşmaya çalışan bir bireyin, bilinçli ve donanımlı bir bireyin şuanda ve burada kendi küçücük sessiz hayatı içinde neleri başarabileceğini bir düşün. Sadece burada nefes alıp vererek bile gezegensel bilince çok önemli katkılar yapan insanlar var. Temelde her insan bir frekanstır ve bireyin frekansı bh ile rezonansa girmeye yakınsa bu kh denizinde müthiş bir katkı sağlamış olur. Enteresan zamanlar yaklaşıyor bona fide. Hepimiz burada öğrenciyiz. Bizim en büyük donamımız doğru bilgi. Biz doğru bilgiyle büyüdükçe ve değiştikçe değişecek gerçeklik. Sonsuzun muhteşem dansında bildiğimiz her şey güdük kısır ve son derece geçici. İnsan bu yolda bazen ne kadar çok şeyi yanlış öğrendiğine öğretildiğine şaşıyor. Sistemin insanın iliklerine kadar işleyen manipülasyonu tam olarak bu. Oysa bu karanlığın ortasında, yapabilirsek, dimdik ayakta durmak, her şeye rağmen coşkuyu yakalamakta var. Bize kötülük karanlık yada vahşet olarak gelen hiçbir şey ama hiçbişey o coşkudan büyük değil. Emin ol değil. Varsayımlarımız bağlıyor elimizi kolumuzu aslında. Yoksa coşkunun dalgası eninde sonunda, her şeye dokunup geçecek.
 

gerçek tosun paşa

#29
Bu konunun açılması bence çok önemliydi. Bozadinin bigsenfoniyle ilgili ifade ettikleri ve verilen cevapları çok yapıcı bulduğum için teşekkür ederim hepinize. Şu konuşmalar önemi sebebiyle herkese bir bakış açısı sunacaktır. İfade etmek istediklerimi gayet açıklayıcı bir biçimde anlatan çok değerli arkadaşlarımız olmuş. Bu konu kas celselerinde geçtiğinde Laura baya bir yıkım yaşamıştı. Bundan bahsedildiğini hatırlıyorum. Yani tanrının hem iyi hem kötü olma durumu diye basitçe özetleyebiliriz.

O zaman bu konu üzerinde kafa yormuştum ama ben bilginin kapsamlı ve sınırsız olduğunu düşünmüştüm ve kafam fazla karışmadı. Şimdi biz belirli bilgi birikimni ve bu madde aleminin kendi fizik kurallarına göre yaşıyoruz. Kültürel ve sosyal değerler bizim hayatımızı muazzam etkiliyor bozadinin dediği gibi şuan bu ilizyonun içerdiği dehşetin niteliğini veseviyesini kendi bakış açımızdan görmemiz çok zor. Çünkü odaklandığımız ve odaklanmak istediğimiz şey bu değil !

Sınırsız bilgi herşeyi kapsar bunu unutmamak gerekir. Güzel olan şeyler de vardır bize kötü gelen şeyler de ama bilgi hepsini kapsar. Bu bilginin değeri anlaşılsın diye bunları yaşıyor olmamız muhtemel olandır. Sevgi saygı ne kadar hoş şeylerse nasıl işlenmesi gerektiği muamma. Her şey gibi bunu da öğrenebilmek süreç. Sevdiği insanların hayatına zarar veren kişileri düşün. Daha sevginin ne olduğunu bile tam anlayamadığımızı kabul etmemiz elbet gerekli ki bu hayata dair çok küçük bir nokta. Her duygu düşünce için onlarca alt başlık oluşturabilir ve ayrıntılarda boğulabiliriz.

 Mesela birini yatırıp kesmek, bayıltmak ve vücudunu oymak kesinlikle dehşet içerir ama doktorlar bunu kişiyi sağlık problemlerinden kurtarabilmek için yaparlar. Biz madde alemimizde fiziksel vücudumuza mahkumuz. Yani bizim için geridönüşü olmayan bişey. Bunu yapabilmek için dehşet verici şeyleri yaparak bilgi edinmen gereklidir yani tıbbi bilgiyi elde edebilmek için. Bir cana kıymanın hissettirdikleri için de birileri adam öldürmeli. Sevmek çoğalmak varsa tam zıttı eksilmek ve sevgiyi bilememekte var. Herşey zıttıyla mevcut olabilir çünkü bahsettiğimiz bilgi sınırsız. Şimdi sınırsız nedir diye bile konuşmaya kalksak gücümüz ne derece yeter? Çok yüzeysel ve basit gelebilir ama büyük çerçevede olay bundan ibarettir. Severekte öğrenebilirsin korkarakta. Her farklı kişiye bir boş kağıt verilip çizim yapmaları istense nasıl farklı şeyler çıkacağını düşün. Hepsi bir birikimin yansıması olacaktır. Bunun hoşumuza gidip gitmemesi bizi haklı da yapmaz üstelik.

Bu bir denge işi herşeyi bil yolunu ona göre çiz meselesi. Bu yolu çizmekte çok zor. Hazmetmek öğrenmek bilgiyi işlemek çok zor. Daha kolayı denenmiş demek yeterli olmamış ki logoslara gelmişiz :)

Sen bunları nasıl böyle enayi gibi kabul edebilirsin diyebilirsin fakat ciddi olarak Bh ı bilmek istediğim kadar kh ı da bilmek isterim. Bu beni tam hissettirir sadece hoşuma gidecek şeyleri görmek değil. Bunu da herkesten bekleyemem ama burada anlatılanlarla çok değerli sonuçlara varacağımıza eminim.