Celseler Hakkında Tartışma

Başlatan Anhora, 20 Kasım 2014, 03:22:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Anhora

Varoluşun amacına istinaden sorduğum bir soruya, kalın puntoyla belirttiğim cevabın verilmesi beni sanki kendi varoluşumuzu yaratıp, kendi varoluşumuzun tanrısı olabiliriz gibi bir şey düşünceye itti. Velhasıl forumda aratıp bulduğum bu celsede de benim sandığım şeyle bağlantılı bilgiler verilmiş.

S: (L) Yani her zaman çok dikkatli olmamız gerekiyor, öyle mi?
C: Başkalarının seni yolundan alıkoymasına kesinlikle izin verme. Seni gerçekten uzaklaştıracak pek çok girişime maruz kaldın. Şimdi birkaç bildiri geliyor: Dur. Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir \"İlüzyon\". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir.Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek \"eğlence.\"

Belki de bizim yaratıcı dediğimiz şey, aslında biziz. Kendi kendimizi yaratmışız ve her aşamada kendimizi deneyimliyoruz. Ki bu da aslında yaratıcıya atfedilen bir görüştü Tasavvufta.
Ad vitam æternam

bozadi

#1
Foruma hoşgeldin sevgili Anhora.

Kasyopya celseleri bir bilgi ve ilham kaynağı bizim için. Tek başına herşey değil. Üstelik celselerde sapmış bilgilerin de bulunduğunu bizzat Kasyopyalılar söylüyor. Alıcıların kendi güçlü önyargıları veya uğradıkları psişik saldırıların etkisiyle oluşuyor bu tür sapmalar sanırım. Neyi gerçek kabul edip neyi etmeyeceği, neye inanıp inanmayacağı herkesin kendi tercihi. Ama gerçekten celselerde verilen pek çok bilginin son derece isabetli olduğuna inanıyorum ve büyük bir ilham buluyorum bu bilgi ve yorumlardan.

Sorduğun soruyla ilgili olarak birkaç fikrimi paylaşmak ve celselerden birkaç yeri alıntılamak istiyorum. Öncelikle bu kadar basit bir şekilde ifade edilebilmesine rağmen, varoluşun anlamının, öneminin, amacının ne olduğu sorusuna çok açıklayıcı ve doyurucu bir yanıt üretmek sanırım hiç kolay olmayabilir. Sebep-sonuç şeklinde açıklamalar elbette vardır, düşünülerek tespit edilebilir ama belki de bazı cevaplar mantıksal olduğu kadar duygusaldır ve ancak sezgilerle derinlemesine anlaşılabilir.

Benim celselerde görebildiğim ve içime de sinen açıklamalar, bu sorunun yanıtını kendimiz vermemiz gerektiğine işaret ediyor. Çünkü K'lar bizim dışımızda, bize dışarıdan emirler-komutlar yağdıran bir Tanrı'nın mevcut olmadığını vurguluyor ısrarla. Yani bize yasaklar, ödüller, cezalar dayatan, neyin ne olduğuna, örneğin "amacın" ne olduğuna bizim adımıza karar veren ve dayatan harici bir Tanrı yok. Varsa bizle birlikte var ve biz o'yuz, tıpkı var olan herşey gibi. Yani var olan herşey aslında "bir ve aynı şey". Dolayısıyla "mutlak" manada bir Yaratan ve Yaratılan ayrımı da yok. Ancak "nisbi ve göreceli" olarak var. Dolayısıyla, eğer varoluşun bir amacı varsa ve varlık o amacı biliyorsa, biz de biliyoruz demektir. "Varlık" terimi BH ile yakından ilişkilidir. BH yani "pozitif" (+) varlığa işaret eder. KH yani "negatif" (-) yokluğa işaret eder. Artı artar. Eksi eksilir. BH yolu varlığın giderek mutlaklaşmasına doğru gider. KH yolu ise yokluğun giderek mutlaklaşmasına doğru gider. Son açıklamaları şunun için yaptım: varlığın amacını ancak varlıkla, yani BH'yle uyumlu olduğumuz zamanlarda derinlemesine sezebilir, bilebilir ve takdir edebiliriz. Halbuki bizler her zaman BH ile uyumlu frekanslarda değiliz. BH ve KH kutbiyetleri arasında savruluyoruz pek çok zaman. Evet, BH eğilimimiz KH eğilimimizden daha fazla olabilir ama bu durum KH frekanslarının (bazen şiddetli bir şekilde) muhatabı olmamızı engelleyebilecek düzeyde değil kesinlikle. Yani hepimiz KH'yi bolca tadıyoruz. Ve o veya bu şekilde KH frekanslarıyla iştigal ederken, varoluşun anlam ve önemine dair derinlemesine ve/veya yeterince isabetli bilgi ve sezgilere sahip olamayabiliriz. Yani bir bakıma şöyle düşünüyorum: Bu sorduğun sorunun cevabını bazı zamanlarda çok iyi biliyorsun, ama sonra hiç bilmemişsin gibi unutuyorsun. Ama sonra tekrar hiç unutmamışsın gibi biliyorsun. 3. yoğunluğun BH ve KH yolları arasında bir seçim seviyesi olması ve içinde bulunduğumuz koşullarda bu iki kutbiyet arasında ciddi bir rekabet durumu söz konusu olması nedeniyle, 180 derece zıt yönlere savrulabiliyoruz. Adı konmamış kitlesel bir şizofreni durumu yaşıyoruz veya buna zorlanıyoruz kısacası. Ve hayatımızla ve hayatla ve varlıkla ilgili tüm soruların ve tüm cevapların anlamları zaman içinde sapabiliyor, değişebiliyor. Bu durum varoluşun istikrarsızlığından ziyade bizlerin istikrarsızlığı ile ilgili bir sorun veya durum.


25 Ekim 1994

S: (L) Çocuklar dev mürekkep balıklarının ne yediklerini bilmek istiyor.
C: Çeşitli şeyler.

S: (L) Bu gezegende bir var olma amaçları var mı?
C: Herhangi bir şeyin var mı?

S: (L) Var mı?
C: Biz sorduk. Retorik soru.



12 Aralık 1995

S: (L) Carlos Castaneda "Kartal'ın yayılımları"ndan bahsediyor, kanımca Kartal varlığı, tüm yoğunlukların içinden aşağıya doğru yayılan Baş Yaratıcı. Ve "görebilen" Nagual da, Kartal' ı büyük, siyah ve beyaz bir nesne olarak görüyor. Onlar kaynağı mı görüyorlar, yoksa farklı bir yoğunluktaki bir şeyi mi görüyorlar?
C: Kaynak mı ? Böyle bir şey yok.

S: (L) Yani Baş Yaratıcı diye bir şeyin olmadığını, varoluşumuzun bir orijini ya da kaynağı olmadığını mı kastediyorsunuz ?
C: Baş Yaratıcı sensin.

S: (L) Ama bu çok ezoterik... Şeyden bahsediyordum...
C: Konu şu ki: Farkındalığını, çok uzun zaman önce varoluşunuzu hapsetmek için ekilmiş olan monoteist felsefelerle doldurmaya son ver. Öğrendiğin bunca şeyden sonra bir kaynağın, bir liderin, bir temelin, bir denetmenin vs olmadığını hala göremiyor musun? Sen, farkındalık profilin içerisinde, tam olarak tüm yaratılışın içerisinde var olan tüm güce sahipsin!! Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara sahipsin, bilincinin içerisinde. Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda sen harfi harfine, tüm olmakta olan, olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!


17 Haziran 1995

C: Sürekli dışa doğru genişletirsen düz bir yüzeye ne olur?

S: (L) Bilmiyoruz. Bu... (SV) Sürekli gidiyor.
C: Sürekli gidiyor mu?

S: (L) Evet, daha büyük ve daha düz!
C: Öyle mi? Bir çizgiyi sürekli olarak uzatırsan ne olur?

S: (Laura ve S___) Sürekli uzar.
C: Öyle mi?

S: (L) Hı hı!
C: Nereye uzar?

S: (SV) Sonsuza kadar. (J) Kendine döner. (L) Bilmiyoruz.
C: Ou, biri "Kendine döner." dedi.

S: (J) Kuyruğunu tutan bir yılan gibi.
C: Bunu neden bilmiyoruz?

S: (L) Çünkü bilmiyoruz. Uzayın eğimli olduğu tahmini...
C: "Çünkü bilmiyoruz." Peki neden bilmiyoruz?

S: (L) Çünkü oraya gitmedik.
C: Kolomb keşfi öncesinde İtalya ve İspanya'nın dışına çıkmış mıydı?

S: (L) Tamam, bir çizginin sürekli uzaması durumunda sonunda kendine döneceğini varsayıyoruz...
C: Hayır, hayır, hayır bekle! Bir soru sorduk!

S: (L) Elbette Kolomb'un orada birşey olduğuyla ilgili bir fikri vardı ama oraya henüz gitmemişti, hayır. Ama gitti ve buldu.
C: Sadece bir fikri mi vardı?

S: (L) Evet, bence öyle.
C: Hmmm. Biz öyle hatırlamıyoruz. Bizim hatırladığımız kadarıyla, içgüdüsü ve hayalgücü vardı ve içgüdüsünü hayal gücüyle birleştirdiği zaman gerçeğe dönüştü. Gerçeğe dönüştüğü zaman, fiziksel üçüncü yoğunluk gerçeğinde ortaya çıkacağından tam emin olduğu bir gerçeklik yaratmıştı. Ama önemli olan kendine güveniyor olması değildi. Öyle olduğunu biliyordu. Denkleme şüphe eklemek için kendini durdurmadı. Ama sen "Ne olduğunu bilmiyoruz, çünkü oraya hiç gitmedik!" dediğinde yaptığın şey bu. Mantıklı düşün lütfen. Herşeyin büyük bir döngü olduğunu defalarca söyledik. Daireler içinde dairelerden bahsettik. Döngülerden bahsettik. Kısa dalga döngülerinden ve uzun dalga döngülerinden bahsettik. Şimdi, bizden istediğiniz ve bizim büyük bir mutlulukla verdiğimiz tüm bu bilgilerden sonra, düz bir çizginin sonsuza kadar düz bir çizgi olarak devam etmesini mi beklersin? Bunu nasıl yapabilir? Üçüncü yoğunluk dünyanızda, Doğu'ya veya Batı'ya ya da Kuzey veya Güney'e düz bir çizgi çizerseniz ne olur?..

S: (J) Kendine geri döner.
C: Doğru.

S: (L) Tamam, demek büyük bir kürede yaşıyoruz!
C: Öyle mi?

S: (L) Öyle anlaşılıyor. Yoksa büyük bir daire mi?
C: Ah ah ah. Daha fazla çalışman ve öğrenmek gerekiyor canım. Daha fazla çalışman gerekiyor. Albert Einstein'ın bile ne olduğuyla ilgili bir teorisi vardı.

S: (L) Evet ama sadece bir teori.
C: Ou, o halde teoriyi bırakmak gerekiyor demek. Hiçbir zaman bilmeyeceğiz. Sadece bir teori. Unutalım gitsin.

S: (T) Ben hala daireyi genişletiyorum... (SV) Ben de.
C: Çok iyi, fikir buydu. Gidiyor, gidiyor ve gidiyor.

S: (L) Benimki de gidiyor, ama kendine dönmedi ve hiçbirşeyle karşılaşmadı. Anlatmaya çalıştığınız nokta nedir?
C: Bir nokta mı olması gerekiyor?

S: (L) Elbette!
C: Kim demiş? Öğrenmenize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu sürecin ne zaman sona ermesini bekliyorsunuz?

S: (J) Hiçbir zaman. (L) Tanrım, umarım hiçbir zaman.
C: Öyleyse hiçbir zaman bir nokta yok!

S: (J) Anlatmak istediğiniz noktayı anladık! (L) Nokta falan yok. [Gülüşme] Daireyi dışa doğru genişletirsen ve daire tüm yönlere doğru genişlerse, yedi çizgiyi de kendisiyle birlikte çeker ve kapsanan kesitlerdeki alan da sürekli artar ve sonra o daireyi çevirdiğimizde bir küre olur.
C: Aynen öyle. Ama Laura bunun büyük bir kürede yaşıyor olduğumuz anlamına geldiğini söylüyor. Ve belki de öyle.

S: (T) Büyük bir küre olmazdı, yalnızca daire içindeki büyük bir küre olurdu. Eğer daire genişlemeye devam ederse, dışa doğru gitmeye devam ederdi, giderek büyürdü, büyürdü, büyürdü... (L) Beni sinirlendiriyorsun... (T) Ama sonsuza kadar gidiyor... Çünkü dışa doğru gitmede bir son yok.
C: Yok mu?

S: (SV) Yok.
C: O halde belki başlangıç da yoktur.

S: (T) Başlangıç da olmazdı, sadece büyük, açık bir boşluk. Sonsuz bir boşluk...
C: Eğer son yoksa, başlangıç yoksa, ne var?

S: (L) Nokta yok. (J) Burada ve şimdi.
C: Burada ve şimdi, yani aynı zamanda gelecek ve geçmiş. Geçmişteki herşey, şu andaki herşey ve gelecekteki herşey, hepsi birarada. Üçüncü yoğunluktaki insanlarınızın çok azının uzay yolculuğunu anlayabilmelerinin nedeni bu, çünkü üçüncü yoğunluğunuzda uzayda yolculuk yapmak, geceleyin rahat evinizde yatağınızda uzanmak kadar üçüncü yoğunluk bir eylem olsa da, zaman referansı ortadan kalkar. Anneniz gibi kendinize yakın tuttuğunuz birşey. Ve en büyük ilüzyonunuz. Size defalarca zamanın olmadığını söyledik ama elbette beyniniz bu kavramla o kadar yıkandı ki, ne yaparsanız yapın ondan kurtulamıyorsunuz, öyle değil mi? Uzayın derinliklerine gittiğinizi düşünün. Herşeyin tamamen bir olduğu gerçekle karşılaştığınızda kendinizi kaybederdiniz. Değil mi? Kendinizi uzay boşluğunda giderken düşünün!

S: (L) Bunu düşünmek istemiyorum. (J) Uzay da yok! (T) Daire genişlemeye devam ediyor mu? Daire genişlerken onu 180 derece çeviriyorsun ve küre oluyor. Küreyi kendi çevresinde döndürmek için kürenin dış kenarındaki bir noktayı alıyorsun ve bir simit oluyor ve sürekli genişleyen bir iç tüp. (L) Ve ortada bir karadelik! (SV) Neden karadelik olmak zorunda? (J) Spiral. (T) Onu çevirdiğin zaman daha da büyük bir iç tüp oluyor. Genişlemeye devam ediyor ve daha fazla alan kaplıyor...
C: Şimdi, yoğunlukları birleştirdiğiniz zaman, fiziksel gerçeklik ile eterik gerçekliği, veya diğer bir deyişle düşünce formu ile fizikselliği birleştirmiş oluyorsunuz. Bunları mükemmel bir şekilde birleştirebildiğinizde anlarsınız ki, bir başlangıç ve bir son olmamasının nedeni, bir başlangıç veya bir son düşünmeye ihtiyacınız olmamasıdır çünkü gelişiminizi tamamlamışsınızdır. Yedinci yoğunlukta Bir ile birlik olduğunuzda, bunu gerçekleştirmişsiniz demektir ve artık fiziksel ve eterik formlar arasında bir farklılık olması için hiçbir neden yoktur.[/font=Tahoma]

Bu alıntılardan ben şunu çıkarıyorum: varoluşun anlam ve önemine "karar vermesi" gereken biziz. Varoluştaki en yüce gerçek biziz. Yani varlık. Dolayısıyla varoluşun anlamına, önemine, amacına karar verecek olan da biziz. Geleceğimizi, kaderimizi belirleyen şey de bu bir bakıma. Siyasetçiler bizim adımıza herşeyin anlam ve önemini belirlemeye çalışıyor. Dinler (klasik söylemlerinde) aynı şeyi ciddi oranda yapıyor. Ama insanlık dediğimiz, evrensel dediğimiz değerler, hayatımızın, varlığımızın anlam ve önemini, amacını kendimiz belirlememiz gerektiğine işaret ediyor bence. Bu konudaki tutumumuz kaderimizi de belirliyor. Çünkü bizim adımıza varlığımızın ve varlığın anlam ve öneminin ve amacının ne olduğuna karar vermeye çok hevesli olanlar, aslında bizi köleleştiriyor olabilirler. Ki bugün dahil olmak üzere dünya üzerinde yaşadığımız her gün bunu deneyimliyoruz. Siyaset dünyası, devletler dünyası, ordular dünyası, dinler dünyası, şirketler dünyası... İnsanlığı köleleştirme konusunda olağanüstü işlevseller... Öyle değil mi? Bunu her gün deneyimlemiyor musunuz?

bozadi

#2
Yukarıdaki mesajı önce sevgili Anhora'nın "Herkese Merhaba" adlı başlığında yazıp yolladım ama tartışmayı farklı bir başlık altında sürdürme kararını fark edince oradaki mesajımı kopyalayıp buraya taşıdım. Aslında Anhora'nın o bölümde açtığı başlık da bu tartışma için uygundu (çünkü belirli bir işlevi olan özel bir bölüm değil, Karalamalar anabaşlığı altında üyenin kendi açtığı bir başlıktı) ama sorun değil. Sorguluyoruz bölümü belki de daha uygundur.

bozadi

#3
Yarın devam edebileceğim, herkese iyi geceler dostlarım.

Anhora

#4
Merhaba hoşbulduk sevgili bozadi, öncelikle değerli zamanını ayırıp bu kadar açıklayıcı bir cevap verdiğin için çok teşekkür ederim.

3. Yoğunlukta BH vs KH çatışmasından çıkacak sonucu vicdanımızın vereceğine inanıyorum. Kur'an'da Amel Defteri dedikleri, bilinaltımıza işlenen her şey, yaptığımız her şeyin sorumlusunun kendimiz olduğunu ve yine yargılayanın da kendimiz olacağını hissediyorum, bu bilgiler ışığında.


Eğer tüm varoluşun bilgisine vakıfsak, neden bu dünyaya doğduğumuzda hiçbir şey hatırlamıyoruz diye sorasım geliyor [:)]

Alıntı Yap12 Aralık 1995

S: (L) Carlos Castaneda "Kartal'ın yayılımları"ndan bahsediyor, kanımca Kartal varlığı, tüm yoğunlukların içinden aşağıya doğru yayılan Baş Yaratıcı. Ve "görebilen" Nagual da, Kartal' ı büyük, siyah ve beyaz bir nesne olarak görüyor. Onlar kaynağı mı görüyorlar, yoksa farklı bir yoğunluktaki bir şeyi mi görüyorlar?
C: Kaynak mı ? Böyle bir şey yok.
Çok enteresan ya, kaynak diye bir şey yok diyorlar. E hiçbir şey yoksa akla tek bir şey geliyor: Biz bir simülasyon evreninde yaşıyoruz.

Görüşmek üzere iyi geceler.
Ad vitam æternam

isiklidusler

#5
ve sanırım ben bu alıntılardan sonra kaynak ifademi ve düşüncelerimi değiştirmeliyim, teşekkür ederim;

Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir.

bi önceki mesajda benim yaptığım alıntı da buydu; ben de çok düşündüm bunun üzerine ve en çok düşündüğüm ifadelerden biri belki de açıkçası;
tüm varoluşun yokolmasının kaynaksal/kökensel olarak bizim yokoluşumuz (tümsel/tümel mutlak yokluk) olamayacağı benzeri yoruma gittim ben ve gerçekten ayrı bi kaynak ve monoteist bi felsefe geliştirdim mi/sundum mu? ve bunun yansımalarıyla mı düşündüm bende merak ettim şimdi açıkçası alıntıları tekrar okuduktan sonra; ve sorguluyorum şimdi-kendimi değerlendiriyorum;

kullandığım kaynak ifadelerinin monoteist bi yansıma olarak değerlendirilmemesini ve yorumlanmasını (yani bizden ayrı varoluşu yapmış bir varedici kaynak olarak) isterdim; İfade bir ikilik doğursa da /yansıtsa da en azından ben böyle yorumlamadım ve bu anlamda kullanmadım/sunmadım sanırım; Kendi adıma bunun için özür dilerim;

Ve yine de sanırım belki de kaynak ifadelerimi birlik ile mi/ruh ile mi takaslamalıyım ya da daha çok düşünmeliyim sanırım, yeniden değerlendirmeliyim; belki de köken kelimesini seçmeliyiz;

Maharaj'ın da (ya da-çevirilerin de geçen-öyle kullanılan-aktarılan) çok kullandığı bi ifade bu, Önceki mesajda belirttiğimiz alıntıyı sunmak istiyorum izninizle;

örneğin bu başlıkta da alıntıladık ;
http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=167

<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">
"Maharaj: Kaynağın başlangıcı bulunamaz, tüm bellek ise bir yerde başlar. Böylece, dış daima belirlenir ve saptanır, oysa ki iç, sözcüklerle tutulamaz. Öğrencilerin hatası iç-varlığı elle tutulabilir bir şey olarak hayal etmeleri, algılanabilir olan her şeyin geçici ve o yüzden de gerçeklikten yoksun olduğunu unutmalarıdır. Ancak idraki mümkün kılan gerçektir - ona Hayat ya da Brahman, her ne derseniz deyin.

Zihinsel olan her şey gibi, Neden-Sonuç Yasasıda kendi kendisiyle çelişir. Var olan hiçbir şeyin kendine özgü, belli bir nedeni yoktur; en küçük bir şeyin varlığı için bile tüm evren katkıda bulunur; evren olduğu gibi olmadıkça hiçbir şey olduğu gibi olamazdı. Her şeyin kaynağı ve toprağı her şeyin tek nedeni olduğuna göre, nedensellikten evrensel bir yasa olarak söz etmek yanlıştır. Evren kendi içeriği ile sınırlanmışdeğildir, çünkü onun potansiyelleri sonsuzdur; üstelik o, temelde tümüyle özgür olan bir prensibin tezahürü ya da ifadesidir.
her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

her şeyin kaynağı, Sonsuz Olanak, En Yüce Gerçek'tir ki O sizin içinizdedir ve O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üstüne gönderir. Fakat bu kaynak bir neden değildir ve hiçbir neden de kaynak değildir. Bu yüzden her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum."[/quote]

amacı dışlamamız (kaynaksal/ruhsal-içerik olarak) buna ilişkindi;
 yani (varolmak ya da olmak) nedensellik -başlama dışarmıyorsa (ya da aslında başlama önceli ile içermiyorsa da)  amaç içte belirlenir ve saptanır, dışlayan dışsal bir amaç ve öncel -belirlenim- yoktur;
ya da ve bir sonuca da bağımlı değilse sonuç ve sonlanım yoktur;

Varoluşun amacına istinaden sorduğum bir soruya, kalın puntoyla belirttiğim cevabın verilmesi beni sanki kendi varoluşumuzu yaratıp, kendi varoluşumuzun tanrısı olabiliriz gibi bir şey düşünceye itti.
demişsiniz;
şöyle diyor celseler; "Ben bir olanım, dünyaların yaratıcısı, Şimdi bu cümle(ifade) üzerien biraz düşünmenizi istiyoruz,"
ya da evet "kişi kendi başına evrenler yaratabilir ve bunu deneyimleyebilir;"

tüm bu şeylerin nasıl açılımlanacağı/açıklanacağını bende bilmiyorum ama; bir deneme;
bir deneme sadece yanlışlarım/yanılgılarım olabilir; lütfen kaba bi yorumlama denemesi olarak alalım ve elştirelim/geliştirelim ve genişletelim,
kendi varoluşumuzun tanrısı olmak ifadesi yanlış ama bi yandanda belki doğru da olabilir, yorumlayamıyorum tam olarak açıkçası;
doğru çünkü tümvarolan-mutlak varlık- tanrı; (celselere göre)
yanlış çünkü belki de tüm varolan olmak dışında tüm yokolanız da;
 varedilmedik-yapılmadık ve yaratılmadık, başlamadık ve hep varız-vardık-birliğiz ve bir olanız, (bu hep vardı ve başlamadı-(ve biz oyuz) yaratılmadı-yaratılmadık)
Fiziksel olarak yaratıldık ya da bu evren-fiziksel evren yaratıldı ya da bunun gibi bi şey;
tanrı varolan; (celselerin açıklamasıyla; kim sorusuna "aynı zamanda kendiside yaratılmış olan yaratıcı" cevabı verilir ve "tanrı da bir ilüzyon" der ilüzyonlarla ilgili bir soruya yanıt olarak yine)
Birlik, yokluk'u da (varlık'ı da) tanımlama olarak içeren ve içinde oluşturan olmalı;
Tanrı yokluk kavramı ile bağdaşmıyor; (Celseler tanrı mutlak varlıktır ve karşısında mutlak yokluk zıtlığı bulunur der) Tanrı "var" kavramına denk düşüyor gibi;
Olmak kavramı- başlama içermeyen olmak kavramı- içinde Tanrı değiliz; ya da sizin belirtiminizle kendimizin tanrısı; Yaratım değiliz ya da yaratılmış olanda değiliz; Ama bir yandan da bu ilüzyon/gerçeklik içinde öyleyiz;

belki de var da değiliz-yokta değiliz ya da  bu kelimeler bizim içimizde oluştu ve gerçeği tanımlamaya bile yetmez der/demek gibi;

Maharaj'ın bi alıntısı daha var izninizle; "Kendi başına hiçbir şeyin varlığıyoktur. Her şey kendi yokluğuna muhtaçtır. Olmak, fark edilebilir olmaktır, orada değil, burada olmaktır, o zaman değil, şimdi olmaktır, başka türlü değil de böyle olmaktır. " diye devam eder; -belki de birazda harekete ilişkin bu düşündüm de şimdi;
her neyse belk ide bunu/bunları yeterince iyi ve yerinde kavrayamıyoruz
ama sanırım celseleri tekrar okuma-gözden geçirme/inceleme zamanımız gelmiş-çatmış ve hatta geçiyor bile belki de,

yine
buralarda; (aşağıda paylaştığım linklerde yorum alanlarında ) benzer sorgulamalar yaptım bende; dilerseniz okuyabilirsiniz ya da üzerine paylaşabiliriz-düşünebiliriz;
paylaşmak isterim;
http://isiklidusler.blogspot.fr/2014/07/parmenides.html#comment-form
http://isiklidusler.blogspot.fr/2014/07/baslamama.html#comment-form
http://isiklidusler.blogspot.fr/2014/07/devim-devinimhareket-ucan-ok.html#comment-form
http://isiklidusler.blogspot.fr/2014/07/cokluk-birlerin-bir-coklugu-olmas.html#comment-form

yine başka alıntılar ve paylaşımlar yapmak ve düşünüşlerde sunmak isterim izninizle;
Bu konularda oldukça düşündük- yazdık çizdik geçmişte,  dilerseniz ilerleyen mesajlarda paylaşmak -çok- isterim; Hep birlikte değerlendirebiliriz
 

Anhora

#6
Bu celselerden, nasılının bilinebilmesi mümkün kılındığı anlaşılıyor. Yani yaratma ve yoketme gücüne sahip olmanın. Ancak bunun bir nedene bağlı olmadığı söyleniyor.
Amaçsızlığı amaç edinmiş bir düzen sonunda neye dönüşür? (Kaostan kaynaklanan düzen kavramı aklıma geliyor. Kaos'un enteresan bir gücü var sanırım.)

Alıntı YapBirlik, yokluk'u da (varlık'ı da) tanımlama olarak içeren ve içinde oluşturan olmalı;
Tanrı yokluk kavramı ile bağdaşmıyor; (Celseler tanrı mutlak varlıktır ve karşısında mutlak yokluk zıtlığı bulunur der) Tanrı "var" kavramına denk düşüyor gibi;

Bu cevap iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı diye ayrılan bir dualiteyi andırıyor. Varolan her şey eşiyle yaratılmış, yin yang birleşince "Bir" i oluşturuyor. Bir'in amacının amaçsızlık olduğu söyleniyor.

"Hak, ama makamının dipsiz karanlığı içinde gizli bir hazineyken, kendi içine döner. Özünün ihtişamını seyreder. Bu özü sever ve aşk saçar. Bu kusursuz hazinenin bilinmesini ister. Ve görünür olmak için ışır, ışık olur. Varoluşun anlaşılabilir başlangıcı, bu yüce nurun gizemindedir.

Bu ışıktan önce kavranılamaz hakkın gizeminden başka hiçbir şey yoktu. Tıpkı beyazdan başka hiçbir rengin olmadığı karda, insanın bir süre sonra kör olması gibi eğer karanlık, gölge yoksa ışıkta görünemez, anlaşılamaz. İşte Allah'ta anlaşılabilmek ve görünebilmek için tıpkı cama ayna niteliğini kazandıran sır gibi kendi nuruyla karanlığa, aynaymış gibi yansıtma özelliği kazandırır. Ancak bir nur olan Allah, ayna ve aynanın üstüne düşen görüntü gerçekte bir ve ayna olan tek nurdur. İşte hakkın bilinmesini istediği gizli hazinesi, isim ve sıfatları yani evren, Allah'ın nuruyla aydınlanıp bir ayna niteliği kazanan karanlıkta görünür hale gelir. Bu karanlık tasavvufta Küll-i Nefs, Levh-i Mahfuz, Ayan-ı Sabite gibi adlar alır.

Bu ilk meydana çıkış yani varlığın ilk iniş mertebesinde henüz bir farklılaşma yoktur. Bir çeşit içsel okyanus ya da kozmik su gibi de düşünülebilecek olan bu ayna bir döl yatağı gibidir. İçinde gizli hazinenin bütün içeriği tezahür etmeye hazır tohum enerjiler halinde bulunur. Sonradan olacak hiçbir şey yoktur. Özetleyecek olursak gerçek vücut, tektir. Ve o da Hak'tır. Yansıması da Küll-i Nefs'tir. Bu yansıma ve yansıyan yani gören ve görünen ilişkisinden de bilgi yani ilahi anlayış ya da ilahi bilinç doğar. Buna kelam da denir.

Bu , "Varlık kendini, kendisi vasıtasıyla bilir." anlamına gelir. İnsan-ı Kamil, hakikat nuru ya da külli akıl gibi adlar da alan bu ilahi bilinç, Küll-i nefs'te tasarı halinde bulunan, bütün yaratılmış ve yaratılacak olan şeyleri tecelli ettirip ona biçim verecek bir güç olduğu gibi bu gizli hazineyi anlayıp, idrak edebilecek bir bilinçtir. Özetle Küll-i Akıl ya da İnsan-ı Kamil denen bu ilahi bilinç bütün ruhların, insanın ve maddi eşyanın temel maddesi olan evrensel ruh, yani ilahi bilinçtir." diyor Yunus Emre belgeselinde.

Bu teoriye göre bir amaç var o da ilahi bilince kavuşmak. Bence ilahi bilince kavuşma yolunda sorgulamalara gerek kalmıyor. İlahi bilince ulaşan varlık. Sormaya gerek duymuyor. Biliyor. Celselerde de bundan bahsediyordu.



Ad vitam æternam

bozadi

#7
Sevgili isiklidusler ve Anhora. K'ların önemli bir uyarısını hatırlatmak istiyorum. Dünya insanlığının en büyük sorunlarından biri "tek boyutlu düşünüş". Varoluş çoklu boyutlardan oluştuğu için (temel olarak 7 yoğunluk seviyesi), pek çok tartışmanın da birden fazla seviyede bir karşılığı vardır. Ve K'lar bazen birşeye "öyle birşey yok" dedikleri zaman, aslında sadece bizim o şeyi algıladığımız şekliyle öyle birşeyin olmadığını vurguluyorlar. 

Örneğin K'lar pek çok defa zaman diye birşey olmadığını söylediler. Ama yine K'lar varoluşta zaman diye birşey olduğunu ama bizim 3. yoğunlukta anladığımız şekilde bir zamanın mevcut olmadığını söylüyorlar. Aynı şekilde bir Kaynak veya bir Tanrı var ama bizim çoğu zaman algıladığımız şekilde bir Kaynak veya Tanrı yok. Örneğin "Monoteizm" "Tek Tanrıcılık" anlamına geliyor. Bizim bu forumda esas aldığımız kaynaklar da "tekliğe" vurgu yapıyor. Hatta Ra defalarca "Tek Yaratan" ifadesini kullanıyor. Burada mesele şu ki, Monoteist felsefeler Yaratıcı ile Yaratılanı (örneğin İnsanı) birbirinden çok kesin hatlarla ayırıyor. Özdeşliği "inkar" ediyor. Ve neredeyse faşist, psikopat, şizofren, ucube bir Tanrı imajı betimliyorlar. İşte, "Tanrı yok" veya "Kaynak yok" demek, zihinlerimizdeki bazı önyargıları yıkmaya yönelik biraz da. Görülebildiği kadarıyla İslam'da Tasavvuf gerçeğe en yakın betimlemeleri sunuyor (tasavvuf başlığı altında bazen birbiriyle çelişen beyanlar olabilse de).

Hayvanlar 2. yoğunluk varlıkları. Ve ikinci yoğunluğun derslerini "bitiridikleri zaman" 3'e mezun oluyorlar. Bizler 3. yoğunluk varlıklarıyız. 3. yoğunluğun derslerini bitirdiğimiz zaman 4'e mezun olacağız. Yani zaman diye birşey illa ki var ama bizim zaman algımız evrendeki zaman kavramıyla çok uyuşmuyor ve yanlış yorumlara neden olabiliyor. Bunu bir ara ayrıca da tartışabiliriz.

Aynı şekilde varoluşun özünde hiçbir amaçsallık olmadığı düşüncesi de bence doğru değildir. Sadece bizim zihnimizde dayattığımız bazı amaçsallık kavramlarıyla uyumlu bir amaçsallık değildir o.

Varoluşun özündeki, merkezindeki mutlak birlikten kısmen ayrılıp bireyselleşen bilinçler, kalpten ayrılan kanın tekrar kalbe dönmesi gibi o özle tekrar bütünleşmek, birleşmek istiyor. Bir çiceğin yüzünü güneşe/ışığa dönmesi gibi ruhlar da kendi "kaynakları" olan varoluşun özüyle tekrar birleşmeye yönelik büyük bir özlem duyuyor. Ama işte, burada "kaynak" derken, kaynaktan ayrılmış olan varlık "mutlak" şekilde ayrılmış veya kopmuş değil. O kaynaktan ayrılmak, ondan tamamen kopmak anlamına gelmiyor. Bir dalganın denizden yükselip tekrar denize düşmesi gibi. Yani ikisi "aynı şey". Ama dinlerin klasik yorumları yaratan ile yaratanı birbirinden çok feci şekilde ayırıyor / koparıyor kendi söylemlerinde ve sanki bu yaklaşım Tanrı'nın / Varlığın kendi yaklaşımıymış gibi bir betimlemede bulunuyorlar. Yani sanki Tanrı bize "Sizi ben yarattım, size istediğimi yaparım, haddinizi bilin, fena yaparım sizi. Dediklerimi yaparsanız büyük ödüller vericem size" gibi birşey söylüyormuş gibi bir "algı operasyonu" yapılıyor. Bu bir yalan. KH varlıklarının amaçlarına, yani köleleştirme projelerine hizmet eden bir yalan. Dalga nasıl denizle aslında aynı şeyse, biz de Tanrı'yla, yani Varlıkla aynı şeyiz.

Ama burada şu ayrımın da yapılması gerekiyor. Bizler her ne kadar Varlığın en mutlak yeriyle, merkeziyle, yani 7. yoğunlukla kesintisiz bir bağlantı halinde olsak da, aynı zamanda "nispi" bir ayrışmışlığımız var. Örneğin şu anda birer bireysel varlık formu olarak 3. yoğunluk seviyesindeyiz ve 4'e ilerlemeye çalışıyoruz. Yani ikili bir durum var ve ikisi de aynı anda geçerli. Bizler hem 7. yoğunluk varlığıyız, yani varoluşun mutlak özüyle kesintisiz bağlantı halindeyiz ama aynı zamanda ondan tıpkı kanın kalpten geçici olarak uzaklaşması gibi bir nispi uzaklaşmışlık durumu içindeyiz ve tekrar merkeze dönme, bütünlenme eğilimindeyiz.

Alıntıladığın tasavvufi açıklamayı yeterince kavrayabilmiş değilim, inceleyeceğim. Ve forumun kitap tavsiyeleri bölümünde Gaia adlı arkadaşımızın bir sorusuyla da bağlantılı olması isabetli oldu aslında. Birlikte burada o hususu da inceleriz umarım.

Mutlak Varlık (mutlak pozitif) ile Mutlak Yokluğun (mutlak negatif) birer "İyilik ve Kötülük Tanrısı" olması fikri ilginç. Üzerinde hala düşünüyorum. Yani bunun ne ölçüde isabetli ve açıklayıcı bir bakış açısı olduğuna dair fikir yürütmeye, zihnimdeki bilgi parçacıklarını birleştirmeye çalışıyorum. Müsait zamanımda mesajlarınızı okuyup yorumlarımı paylaşmaya gayret edeceğim.

isiklidusler

#8
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Bu celselerden, nasılının bilinebilmesi mümkün kılındığı anlaşılıyor. Yani yaratma ve yoketme gücüne sahip olmanın. Ancak bunun bir nedene bağlı olmadığı söyleniyor.
Amaçsızlığı amaç edinmiş bir düzen sonunda neye dönüşür? (Kaostan kaynaklanan düzen kavramı aklıma geliyor. Kaos'un enteresan bir gücü var sanırım.)

Bu cevap iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı diye ayrılan bir dualiteyi andırıyor. Varolan her şey eşiyle yaratılmış, yin yang birleşince "Bir" i oluşturuyor. Bir'in amacının amaçsızlık olduğu söyleniyor.

düzen (kendi içinde amaçsızlığı edinmiş demek ne kadar doğru olur,
Ben kendimce yorumlayayım;
Amaç denilince şuralara gidiyor?
neden, neden varız ?
varoluşun anlamı ve amacı ne? ne gerçekleştirecek;
gibi sorular ve çağrışımlar sanırım farklı ifade edilsede birbirine yakın ve çok yakın;

belki de tüm bunların, içimizdeki bu boşluk ya da karşılıksızlıktan daha anlamlı cevapları ve kavrayışları var sanırım ilerleyen devinim ve öğrenimde; biz de birlikte göreceğiz; öğreniyoruz; Öğrenmek amaçsa;
Sorun üretmeden çözüm üretemiyiz; Amaç ve sonuç birbirine bağımlı; Başlangıç-başlama ve nedene değil; Amaç yol ya da gerçekleştirilecek hedefse?;
Öncel bir amaç sorgulandığında bu neden? olur ya da neden sorusu? Ne sebepten ötürü varız demek gibi bu; (kendimizden yanıtlanır ya da zaten kendimizden ötürüdür yanıt - Bu anlamda amaçta kendimizdir-kendimizizdir; Başka bi şey ya da başkalık ve başka değil ve olamazda,)

kısa felsefi bi yorumda;
amaç ifadesi neden? sorusuna yöenliyorsa, neden varolduk-ne olacak -ne yapacağız; ya da bir-biz tüm bu şey ne yapıyor ve yapacak;

olduğu gibi olan şey bu (ve yaptığını yapan;) yaptığını yapacak;

amaç neden'e bağımlı ise ve neden başlamaya-öncele(başlatan ve yapana) bağımlı ise böyle bir amaç yok demek istedik biz; sadece varız;
bi amaç için varolmadık ya da bi amç bizi başlatmadı (ve varetmedi)
başlamadık düşünüşü içinde bu kalıplar dğeişir ya da kaybolur bir ölçüde;

başka bir ifade denemesi;
değil-amaçsız değil, ki dışı(önceli ve başlatanı) yok
dışsal bi amaç edinemez yada tanımlamaz ve belirlenemez, Ona kimse bir amaç vermedi;
varolmaya, varbaşlamaya öncel bi amacı yok; çünk üduru mbu değil-gerçek;
-amacı iç devinimi; amaç kendi içinde beliren ve ortaya çıkan bi ifade zaten başlı başına;

;

iyilik ve kötülük tanrısını ve yokluk'a -olmamaya- gelince?
yokluk olmama mıdır? (yok olmamak mıdır? - yok demek olmamak demek midir?)

olmak; varolmak ve yokolmak, ikisinide içerir; İkisi de olmak'a ilişkindir; varolmayanın yokluğundan da söz edilemez;

olmak ya da varolmak vardoğmak ya da varadoğmak değildir; (yoktan vara doğmak)Bi olmama halinden öylece belirmek(başlamak-hiç bulmak-kimlik bulmak) değildir- öylece olmaktır;
-yine bu düşünüş içinde amaç ve neden sorusu erir; Ya da bu bu düşünüş kökensel oalrka incelendiğinde ve düşüncede temel'e yerleştirdirildiğinde amaç ve neden soruları biraz olsun değişime uğrar-uğramalı;

Yok -yokluk için, "bulunmama hali" demişti birisi geçmişte hatırlıyorum; Bulunmadığınız yerde yoksunuzdur; Ama aslında siz varsınız; Maharaj'da diyor ki orada değil burada olmak'tır; Örneğin evde yokum dediğimde evde değilim ve buradayım; Ve aynı şekilde geçmişte ben yokum, Ben şimdide ve buradayım;
 

Anhora

#9
Sevgili bozadi ve isiklidusler, dediklerinize kısmen katılmakla birlikte, bazı noktalarda boşluklar kaldığını hissediyorum.

Çok düzgün ve net bir şekilde ifade edemiyorum belki ama demek istediğim; bu gören ve görünen ilişkisinden doğan, açığa çıkan ilahi bilincin/bilgi'nin amacını kastetmiştim. Belki çocukça sorular soruyor olabilirim. Cehaletimi mazur görün.

Ayrıca bozadi bazı kavramların 3. yoğunluk seviyesine ait olduğunu ve diğer seviyelerde bir anlam ifade etmeyebileceği kavramını anladım. Zaten öyle değil midir? Yaptıklarımızın hiçbir amacı yoktur. Ama bunlar birleşir ve bir sonucu oluşturur. Çok zekice hazırlanmış bir sistemin birbirinden alakasız parçaları gibi savrulsak da, hepimiz aynı amaca hizmet ediyor olabiliriz. BH ve KH ayırmadan. Hepimiz belki de o ilahi bilince hizmet ediyoruzdur.

Ben yıllarca iyiliği savunup, kötülüğü dışlayan insanlara şu soruyu sordum:
Yaratıcı/Mutlak güç, kendi yarattığı kavramlar arasında nasıl bir seçim yapabilir? İyiliği severken, kötülüğü nasıl dışlayabilir? Bunu buraya da uyumlandırabiliriz. BH felsefesinin olması gereken olduğunu savunupta KH'in sadece özgür iradenin yansıması olduğunu ve bizim sınandığımızı nasıl söyleyebiliriz ki?

Belki de asıl bilinmesi istenen mesaj budur. Yin Yang'ın birbirine geçmesi gibi. İyilik kötülüğe hizmet ettiği gibi, kötülük de iyiliğe hizmet ediyor.
Hep iyilik olsaydı. Bu sefer iyiliğin iyilik olduğunu bilemeyecektik. Dolayısıyla bir amaç da meydana gelmeyecekti.
Ad vitam æternam

isiklidusler

#10
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora
bu gören ve görünen ilişkisinden doğan, açığa çıkan ilahi bilincin/bilgi'nin amacını kastetmiştim.
daha iyi bir devinme olabilir yanıt/nedne olmasın, bilmiyorum;

öğrenme var ve ,hep birlikte çözüyoruz ve keşfediyoruz;
deviniyoruz; öğrenme ile;

işte bu soru ve sorular belki de tam anlamıyla biliniyor-cevaplanıyor olsa sonuç olur; devinim olmaz; Bu yanlış bi ifade ve  ben anlatamadım; (Bu soru ve sorular bile başlı başına amaç ve sonuç değil mi?) Belki bi bulmaca yapıp çözmek gibi (hep birlikte çözüyoruz) ama belki de değil ben anlatamadım ya da anlamadım; ama kendimce türetiyorum; deniyorum;
Ama bu durumda (zeka) kendi amacını-öğrenmesini (ve kendisini)tamamlamış-çözmüş (deşifre etmiş ve bilmiş) olur belki de; Kendini çözmüş ve keşfetmiş; (eğlence biter-)
Ya da siz birlik ya da yedinci seviyeye ilişkin bir kavrayıştan-arayıştan vb. den de sözediyor olabilirsiniz;
Belki de bilmek için 'bilmeme' yapılması gerekiyordur ve bilmeme yapmışızdır; çözmek öğrenmek için; eğlenmek ve devinmek için; bilmiyoruz; düşünmeliyiz ve bol bol daha çok düşünmeliyiz;
 çözmek' e ilişkin-öğrenmek'e ilişkin ve keşfetmek'e ilişkin; belki de bunlar;
bi çok cevap bulanabilir;
dostluk bunlardan biri olabilir- eş arama ve eş varlık arama (kendini görme-gerçekleştirme) bunlardan biri olabilir; tüm bunları oluşturma ve yansıtma cevap olabilir; içinize (kendi kalbinizi) bakınız;
Örmneğin Şafağı Getirenler de (ilk/baş yaratıcı) deneyimi yükseltmek-aşkınlamak-geliştirmek gibi ifadeler vardır;
ama bizim tanımlamalarımızda sonsuz potansiyeli/potansiyelini ifade etmek ifadesinden öte geçemeyeceğiz sanki; doğalca olanların olması ve olduğu-olması gerektiği gibi olması ve öylece olması gibi;
olanların olması zaten kendi doğası ise kendini açıklıyor; (olanlar ve diğer her şeyler- tüm olan biten )
doğası gereği olması gereken neyse o oluyor;
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora
Ben yıllarca iyiliği savunup, kötülüğü dışlayan insanlara şu soruyu sordum:
Yaratıcı/Mutlak güç, kendi yarattığı kavramlar arasında nasıl bir seçim yapabilir? İyiliği severken, kötülüğü nasıl dışlayabilir? Bunu buraya da uyumlandırabiliriz. BH felsefesinin olması gereken olduğunu savunupta KH'in sadece özgür iradenin yansıması olduğunu ve bizim sınandığımızı nasıl söyleyebiliriz ki?
Belki de asıl bilinmesi istenen mesaj budur. Yin Yang'ın birbirine geçmesi gibi. İyilik kötülüğe hizmet ettiği gibi, kötülük de iyiliğe hizmet ediyor.
Hep iyilik olsaydı. Bu sefer iyiliğin iyilik olduğunu bilemeyecektik. Dolayısıyla bir amaç da meydana gelmeyecekti.
Bilmiyorum ne demeli; belki biraz-biraz daha düşünemeliyiz;
Sınama yok; sınayan yok ya da kim ve ne?
Kendini deneyimleyen şey;
olması gibi olması-nı/öz-kendi doğasını deneyimleyen şey; ve deneyimlemekte doğası
olması gibi olması – olduğu gibi olması- doğası; ve öylece kendiliğinden var;
 

Anhora

#11
Ama varlık bilinmek istiyor bilinmemek değil [:)]
Ad vitam æternam

isiklidusler

#12
Alıntı Yap>Orjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Ama varlık bilinmek istiyor bilinmemek değil [:)]

bilmeyen kim ve bilmeyen var mı?
bilmeyen gerçel-(belki de sonsuz) biz özne var mı? ya da sonsuz bilmeyen demeliyim (hiç ve asla bilmeyecek);
öğrenecek-bilecek (sonuç)
biliyordu (öncel)
bilmeme yaptı ve bilecek sonuç mu?
bu devinme içinde bilmeme olmadan bilme olmaz-doğmaz;
bilmeme, bilme için (bilmek için) öğrenme içinde devinmelidir
devinim olmaz doğmaz yoksa; mutlak biliş içinde mutlak biliş-devinsizlik olur;

(cansız madde bile öğreniyor-tadını çıkarın; Kasyopya Celseleri)
 

bozadi

#13
Alıntı YapÇok düzgün ve net bir şekilde ifade edemiyorum belki ama demek istediğim; bu gören ve görünen ilişkisinden doğan, açığa çıkan ilahi bilincin/bilgi'nin amacını kastetmiştim.
Bilginin değil de, o bilgiye sahip olanın amacının ne olduğu sorulabilir ve amaç "varlığı onaylamak, ona hizmet etmek ve sürdürmek"tir bana göre.

Alıntı YapBen yıllarca iyiliği savunup, kötülüğü dışlayan insanlara şu soruyu sordum:
Yaratıcı/Mutlak güç, kendi yarattığı kavramlar arasında nasıl bir seçim yapabilir? İyiliği severken, kötülüğü nasıl dışlayabilir?
Şu soruya samimiyetle yanıt vermeni ve vereceğin yanıt üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeni rica ediyorum sevgili Anhora: hayatında hiçbir şeyi başka birşeye karşı savunmadın mı veya savunmuyor musun? Adaletsizlik karşısında adaleti savunmaz mısın, örneğin, ikisi de bir düalitenin doğal birer parçasıdır diye?

isiklidusler

#14
izninizle; Maharaj-Ben Oyum'da bir tarama/derleme yaptım; "karşıt" ve zıtlık" terimleri ve kavramlarıyla; eklemek isterim;

+ Zihin düzeyinde ancak negatif(karşıt) terimler içinde tarif edilebileceğinizi ne kadar berrak bir biçimde anlarsanız, arayışınızın sonuna o kadar çabuk ulaşacak ve sınırsız varlığınızı idrak edeceksiniz.

+ Bölmek, ayrı ayrı düşünmek zihnin gerçek doğasıdır. Bölmenin bir zararı yoktur. Fakat ayrılık gerçeğe ters düşer.

+ Nesneler ve insanlar farklıdırlar, fakat onlar ayrı değiller. Doğa birdir, gerçek birdir. Zıtlar vardır ama zıtlık yoktur.

+ Bütün ayrımlar zihindedir, gerçekte hiçbiri yoktur. Devinim ve devinimsizlik zihin halleridir ve karşıtları olmadıkça var olamazlar. Hiçbir şey kendi başına devinmez ve durmaz. Zihnin ürettiklerini mutlak varlığa atfetmek bir hata/(yanılgı-ilüzyon)dır. Hiçbir şey tek başına var olamaz.

+ Doluluk ve boşluk göreli terimlerdir. Gerçek ise gerçekten ötedir - bilince nazaran öte değil, fakat her türlü ilişkiden öte.

+ Gerçek bir başka şeyin hali değildir - o bir ruh hali, bir bilinç hali ya da psişik bir hal değildir; başlangıcı ya da sonu olan, varlığı olan ya da olmayan bir şey de değildir. O bütün karşıtları içerir

+ Bir zihin hali olarak devinimsizlik vardır ve bir de olma hali olarak devinimsizlik vardır.
Gerçek devinimsizlik eylemin ta kalbidir: Ne yazık ki dil(lisan) zihinsel bir araçtır ki ancak karşıtlarla işler.

+ Zihnin ötesinde deneyim diye bir şey yoktur. Deneyim dual (ikili) bir durumdur. Siz gerçek hakkında o bir deneyimmiş gibi konuşamazsınız. Bu bir kez anlaşılırsa, siz artık "halde olmak" ile "hale gelmek" arasında, karşıtlarda olduğu gibi bir ayrım yapamazsınız. Gerçekte onlar aynı ağacın kökleri ve dalları gibi bir ve ayrılmazdırlar. Her ikisi de ancak bilincin ışığı içinde var olabilir ki bilinç de "Ben-im" duygusunun sonucu olarak ortaya çıkar. Başta gelen-olgu, ana gerçek budur;
+ Ne de olsa, evrensellik ve ebedilik/sonsuzluk yalnızca kavramlardır. Yer ve zaman ile bağımlılığın karşıtıdırlar. Gerçek ise bir kavram değildir, bir kavramın tezahürü de değildir.

+ Şunun anlaşılması gerekir ki, gerçeği ya da Tanrı'yı veya Guru'yu arayış ile kendini arayış aynıdır, biri bulunduğunda hepsi bulunur. Zihninizde "Ben-im" ve "Tanrı-dır" (Ben varım ve Tanrıvar) birbirinden ayırt edilemez hale geldiğinde, o zaman bir şey olacak ve Tanrı'nın sizden dolayı ve sizin Tanrı' dan dolayı var olduğunuzu en ufak bir kuşku izi bile taşımaksızın bileceksiniz. O ikisi birdir.

- fakat o karşıtların oyunu içinde değildir. Siz onu bir geçişin, bir değişimin sonu olarak düşünmemelisiniz. Bilincin artık bilinç olarak mevcut olmayışından sonra da o yine kendisidir. Artık o zaman "ben insanım" ya da "ben Tanrı'y ım" gibi sözcükler bir anlam taşımaz.

+ İnsan kendini bilmek için karşıtıyla yüz yüze gelmelidir kendisi olmayanla.

+ Kim olduğunuzu unutmakla ve kendinizi ölümlü bir yaratık olarak düşünmekle o kadar çok dert yarattınız (ki;)

+ Varoluş, biliş gibi parlar, Siz ayrılık hayal ediyor ve sorularla kendinize eziyet ediyorsunuz. Formüllerle gereğinden fazla uğraşmayın. Saf varoluş tarif edilemez.

+ Kanılara ihtiyacım yok. Ben anılardan ve beklentilerden kurtulmuşum, ne olduğum ve ne olmadığım ile meşgul değilim.Ben kendini-tariflere bağımlı değilim; (Ben O'yum, Ben En Yüceyim) gibi tarifler benim işime yaramaz. Ben hiçbir şey olmak ve de dünyayı olduğu gibi, hiçbir şey gibi görmek cesaretine sahibim. Bu çok basit geliyor, onu bir deneyin!

+ Beklenti içinde olmayın. Bilmiyorsunuz. Tüm tezahürün zıtlıklar içinde olduğu doğrudur. Haz ve acı, iyi ve kötü, yüksek ve alçak, ilerleme ve gerileme, dinlenme ve uğraşma –onlar hepsi birlikte gelir ve giderler- ve bir dünya oldukça da, onun çelişkileri olacak. Bazen mükemmel uyum, aşkın mutluluk ve güzellik dönemleri de olabilir, fakat sadece bir süre için. Mükemmel olan bütün mükemmelliklerin kaynağına geri döner ve karşıtlar oynamaya devam ederler.

+ Gerçeği ise bilmek değil olmak zorundasınız;

+ Gerçel kanıtlanamaz da çürütülümez de,