Realitelerimizdeki sorumluluk payımız

Başlatan Gülay, 02 Nisan 2009, 01:58:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gülay

Sevgili arkadaşlar

Hepinize selamlar...

Kişisel gelişimle ilgili yazılarıma sizlerin katkılarıyla burada devam edeceğim..[:)][:)]

Damdam rumuzumu değiştirdim, kızımın adı idi zaten ve saklanmayı sevmediğim için adımı kullanıyorum...


Yeni yerimiz hepimize hayırlı olsun:)))

 
 

Pınar

#1
Hoşgeldin Sevgili Gülay, hepbirlikte çömlekçinin o püf dediği noktaya doğru sağlam adımlarla yürümek dileğiyle....

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

Seni gordugume sevindim, hosgeldin dostum :)))
 

ivrin

#3
Hoşgeldin sevgili dostum, paylaşımlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz:)
 

Tsunami

 

Gülay

#5
Sevgili arkadaşlar


Kendi dünyasal deneyimlerimizi yaratırken her an bir seçim içersindeyiz. Kişisel varlıgımızın ruhsal gelişim düzeyine göre bunu fiziksel realiteye yansıtan duygusal haller yaratıyoruz. Fizksel varoluş halimizdeyken en çokta negatif deneyimler yaratarak ve acıyla öğreniyoruz hala..
Bu noktada hissettiğimiz her negatif duygu içimizdeki korkuları yansıtan negatif sapmalarımızdan kaynaklanıyor, negatif sapmalar deneyim yoluyla nötrlenene dek yüksek benliğimiz tarafından habire önümüze konulan yaşam derslerimiz zaten..

KH negatif varlıklar bizdeki bu sapmaları görebildikleri için karmadan getirdiğimiz deslerimizde dahil olmak üzere kendi duygusal bedenimizde dengelenene kadar çektiğimiz acılar ve üzüntülerle besleniyorlar ve ipnotik uykudaki insan farkında olmadığı ve uyanamadığı için bu kısır döngüden kurtulamıyor.

Bizler gibi bu farkındalıga erişen bilgiyi alan insanlarda dahi kendi realitelerimizde bir başkasından acı dolu bir deneyim aldığımızda bunun bizim içimizdeki negatif sapmalarımızdan olduğu ve nötrlenmek üzere realitemize girdiğinini idrak etmemiz özümsememiz çok zor oluyor..

Bu bilgiyi farkettikten sonra 'koşulsuz sevgi' nin ne demek olduğunu anladım ve idrak ettim. OMNİ kitabında derki 'insanlıgın nihai hedefi koşulsuz sevgiyi deneyimlemektir, ki o kabul etme ve izin vermedir'. Ve binlerce yıldır biz dünya hayatında koşulsuz sevebilmeyi öğrenmeye çalışıyoruz..

Herhangi bir realiteyi yaratımımıza soktugumuz anda bu yaratımdan etkilenecek olan kişilerle duygusal bağlar geliştiriyoruz..
Sayısız yaratım potansiyellerimizden biliçaltımızda saklanan korkularımızdan biri örnegin değersizliğimizle ilgili olsun ve bu yaratım başlasın.
Her yaratım için konu mankenleri olarak kurban eden ve birde kurban edilenler olsun.. Tabi yaratım senaryolarımızdaki dramların mükemmelliğini kertişlere borçlu olduğumuzu hatırlatmama izin verin..

Şimdi birinci sorum:

Yaratımın içindeyken kurban eden ve edilenler olarak sorumluluklarımız ne ölçüde olmaktadır?

İkinci sorum:
Kurban eden ve edilenler herşekilde negatif kendine hizmeti mi deneyimlemektedirler?

Üçüncü sorum:
ipnotik uykudan uyanan insanın haklı ve haksızlık psikolojisinden sıyrılıp sadece 'ol'ma psikolojisine gelmesi mi gerekir yada başka ne olmalıdır?

Bu sorular gibi daha birsürü soru kafamın içinde dönüp duruyor..Varoluşumun nedenlerini ve evrene ne kattığımı anlayabilmek adına görüşlerinizi bekliyorum...

Hepimiz aşagı yukarı sufi ve yeniçağ bilgileriyle çok hızlı öğreniyoruz,ancak öğrendiklerimizi kendi günlük yaşamımıza adapte edemezsek 'spirütiel serseriler'olarak o öğretiden bu öğretiye sürüklenen insanlar konumuna geliyoruz .Duygusal sapmalarımızı anlamayı, olanı ve olacak olan herşeyin yaratanı oluğumuzu içselleştirmeyi hedefliyorum arkadaşlar...

Not: Bu soruları sormamın üzerinden 7 ay geçmesine rağmen, cevapları hala hem arıyoruz, hem öğreniyoruz, hemde kendimizi geliştiriyoruz:)))
 

Pınar

#6
Bu soruların tek bir cevabı olduğunu düşünüyorum, sevgili Gülay.:)

Yaşam arenasında, seçimlerimizle yol alıyoruz ve her seçimimiz ders potansiyeli taşıyor.Bunu kabul ederek yapılan seçimlerde, kurban olma ya da kurban etme kavramları eriyor.Elbette, seçimlerimizi yaparken, anda olmanın zorunluluğu da var. Anda olmak, farkındalık geliştirmekle mümkün. Bunu başardığımız takdirde zaten, verdiğimiz en küçük bir karar da dahi, karşılaştığımız her ne olursa olsun biliyoruz/farkında oluyoruz ki kurban olma ya da kurban etme sorunu ortadan kalkıyor, haklı ya da haksız durumu ortadan kalkıyor. Varoluşta sadece an var ve anda yapılan seçimlerin sorumluluğu. Bunu farkettiğimizde zaten, olmaya çalışmak yerine "oluyoruz".

Akan sudaki dal parçası, hiç suyun tersine hareket eder mi? Eğer buna çabalarsa, kendisinin parçalanmasına sebep olur. (Eğer bir yere takılırsa, suyun akış kuvveti tarafından aşındırılır.)Biz insanlar da böyleyiz, akışa bırakmalıyız kendimizi.Eğer direnirsek, tıpkı o dal parçası gibi yıpranır ve kırılırız.:)

Ve her zaman, inanıyorum ki pozitif olanı seçme özgürlüğüne sahibiz.:) Yeter ki, farkında olalım. Evrensel sevgiyi, hükmetme ile karıştırmayalım.

Sevgiyle...

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tsunami

Elbette herzaman pozitif olani secme özgürlügüne sahibiz, ama bu gercegi hayatimiza uygulamakta ne kadar basarili olabiliyoruz?

Insanlarin secimleri, sorumluluklariyla kisitlanmiyor mu peki? Secimleriniz, alaninizin icindeki bütün bireyleri etkiliyorsa, kendiniz olabilmek , kendinize secebilmek icin yeterince özgürlüge sahip hissediyor musunuz kendinizi?
 

ivrin

#8
En büyük sorumluluğumuzun kotrol mekanizmamızı doğru kullanmak olduğunu düşünüyorum, yoksa böyle bir mekanizmanın varlığının ne anlamı olurdu??? Ve tabii ki derslerin de!

Bu bizim en büyük yetimiz!

Dolayısıyla daimi olarak, pozitif kalma seçimimizi kendi irade gücümüzle yapabileceğimize uyanık olmamız gerekiyor kanaatindeyim. Bu, durumu bilmek ve bildiğimiz şeyin kendisi olmak durumudur.

Bir kere seçimimizi yaptıktan sonra olabilecek saldırı algılarımızın sorumlu kahramanlarını aramak düşünmek ve sorumluluğu onlara yüklemek bir çeşit kaçış gibi geliyor bana. O sebeple bir saldırı hissi sezinlediğimde çatışıp duvar olmak yerine içsel alanıma çekiliyor ve seçimim konusunda ne kadar sorumluluk aldığımı gözden geçiriyorum. Bunu yapmadığım zamanlarda yenik düşmüş oluyorum ve çok sancılı süreçlere giriyorum tıpkı aylar önce yaşadığım zorlu deneyimimde olduğu gibi.. orada yeterince sorumluluğuma sahip çıkamamıştım. Ve inanın o algının geliştiği her seferinde sorumluluğun kendimizde olduğu idrakimi elden bırakmazsam o idrak bir o kadar daha büyüyor ve akışın içerisinde çözülmesi gerekenler çözülüp gidiyor.

Bu negatifi ret etme durumu değildir, tam tersine varlığını bilme sevgiyle kabulde kalma (direnç oluşturmama) ama tabii ki de en önemlisi direnç oluşturmayalım derken negatif yönde dönüşüm yaşamama ve onu yaşamış olmanın sorumluluğunu üstlenme idrakimizden asla vazgeçmememiz gerektiğine inanıyorum.
 

Tiversonus

#9
Ben geçenlerde bu konuyu şu açıdan düşündüm: Dr. M. Newton'un kitabında, ruh grubundan kişiler bir yaprak yaratmak üzere ortak olarak çalışma yaparlar. Denek anlatırken arkadaşının çok muzip/şakacı olduğundan iyi odaklanamadığından bir yaprağın damarlarının tam oluşturulamadığından bahseder. Bir baka denek ise yaratım dersleri için Dünya gezegeninden daha az çekişmenin bulunduğu bir gezegende kurbağa veya balık embriyoları üzerine çalıştığından bahseder. Tıpkı bir antrenman gibi.

Söylemek istediğim aslında yaratımı gücümüzün daima bir gelişim içerisinde olabileceğidir. Bunun sınırları olabilir, bu reailetede olabilir. Bu demek değildir ki, yaratım gücümüz yok; hayır bunun belirli sınırları olabileceğidir. Amaş zaten daha fazla parçalar ile birleşmek değilmi?

Ra bir savaştan bahseder. Muazzam bir yaratım makinası haline gelmiş zihinlerden, ancak bu zihinler tek bir zihin gibi birleşerek oluşur. Bu savaşa 4. yoğunluk Kendine Hizmet ve Başkalarına Hizmet güçleri katılır denilir. Zihinler tek bir zihin gibi birleşerek, muazzam bir yaratım makinası halini almıştır. Kendine Hizmet "esareti" sunar, Başkalarına Hizmet ise "verilen esareti kabul etmez"; durum beraberedir. Yani kutuplaşma kaçınılmazdır, ya Kendine Hizmet ile ya da Başkalarına Hizmet ile önce sevgi yasasını sonra bilgelik ve ışık yasalarını ve sonra da sonsuzluk yasalarını arayabiliriz.

Sonuç olarak bizler Başkalarına Hizmet yolunda zihinlerimizi birleştirince muazzam bir yaratım makinası haline geleceğiz; tek bir zihin gibi.

Bireysel yaratım daki sıkıntılarımızı ise, tıpkı Dr. M. Newton'un Ruhların Yolculuğu eserinde vurgulandığı gibi; toplumsallaşmış bir bellek olarak aşabiliriz diye düşünüyorum. Yani bir elin nesi var çok elin sesi var:))

Gülay

#10
Evet, arkadaşlar çok güzel tespitler, pınarın dediklerine katılıyorum ama tsunaminin tespiti, yani ''ne kadar kendimiz olabiliyoruz, yada olamadığımız yanımızla ne kadar özgürüz''..

Ne kadar özgür olduğumuz toplumun, ailenin,en kötüsü de kendi kendimizi ne kadar sınırlandırdığımızla ilgili bence...

Özgürlüğe sahip olabilmek önce inançta, sonra düşüncede, sonra eylemde gerçekleşirse mümkün olabilir..

Tabikide bizi kısıtlıyan en önemli şey 'korkularımız' zaten..

Özgürleştiğimiz her şeyde zaten anda olmaktasın, ve korku hissetmediğin için seçimlerinde kurban-eden veya kurban-olan durumu deneyimlemiyorsun...

Şimdi, bu durum hayatımızın tüm realitelerinde birden gerçekleşmesi mümkün olmaz bana göre, bunu kabul noktalarına getirmemiz bile benliklerimizde katman katman gerçekleşmekte...

devam edeceğim, ama sizlerde düşünceleriniz aktarın derim:)))
 

Pınar

#11
Okuduğum bir kitapta, "insanlar niçin ölüyorlar" sorusuna verilen cevap oldukça ilgimi çekmişti.Cevap basitti, çünkü insanlar tüm olarak doğum-yaşam-ölüme inanıyorlar.Eğer ölümün varlığına inanmasalar ve buna enerji yüklemeseler, ölüm diye bir şey olmazdı. İşte toplumsal bellek burada önemli, pozitife odaklanmak ve varolan negatifi de sevgiyle kabullenmek, ve kısıtlı da olsa yaratma gücümüzü olabilecek en iyi şeylere odaklamak.


"Insanlarin secimleri, sorumluluklariyla kisitlanmiyor mu peki? Secimleriniz, alaninizin icindeki bütün bireyleri etkiliyorsa, kendiniz olabilmek , kendinize secebilmek icin yeterince özgürlüge sahip hissediyor musunuz kendinizi?"

Bu soruda ise, akışa güvenmek ve onunla bir olmak geliyor hemen aklıma.Çünkü seçimlerimizde başkalarının etkilenmesinin bizi kısıtladığını düşünmek bizi akışa ters ya da bir yerlere takılı kalmaya iter.Bu nedenle aslında, bir kişiden ziyade, herkesin akışın güvenliğini duyumsaması gerekmektedir.Çünkü yoldaki tıkanıklık, akışı takip eden kişilerin de yola devam edememelerine sebep olacaktır.:)) Bizler domino taşları gibiyiz.Gideceğimiz yön belli, buna direnirsek akışı tümden bozarız ve oyunun da tadı kalmaz.:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

Sizin sozleriniz eszamanli olarak (3. kez tekrara okumaya basladigim) M.S 2150 deki su paragraf da yer aliyor:

\"Insanin ruhu, kusursuz bicimde dengeli makrokozmozun ayrilmaz bir parcasidir. Bu nedenle baslangicta her insanin ruhu kendi icnde kusursuz bir dengeyle erkek ve disi ozellikleri tasiyan pozitif ve negatif kutuplardan olusmus bir ana ruhun parcasiydi. Soz konusu dengeye karsin, her ana ruh dusuk farkindalik duzeyine gecisi ve mikrikozmik anlayisi deneyimlemek amaciyla kendini zihinsel olarak bu dunya gezegeninde belirli araliklarla insan biciminde cisimlenen ve erkek veya disi olarak islev yapan, guya bireysel varliklara boldu.\"

Yani parcalarimiza kavusabilmek cabasinda planladigimiz ilizyonun icinde yasananlari kurban edilen/eden olarak vasiflandirmamiz ne kadar dogrudur? Bunun farkinda olabilmemiz ise olma yolunda oldugumuzun kanitidir.
 

ivrin

#13
Sizinle yaratım konusunda bir deneyimimi paylaşmak istiyorum; sanırım bundan 3 ay kadar önce idi bir gurup şifacı dostum ile yaratım yapma konusunda çalışmalara girdik. (Bu dostlarımdan bir tanesi 1987 yılından beri tanıdığım değerli üstatlarımdan biridir ve benim gelişiminde emeği çoktur. Sevgili Altay hocama buradan sevgilerimi iletiyor ve o daima olan bitenden net haberdardır ondan izin alarak bu deneyimimimizi burada aktarıyorum). Bu gurupta yaratımlarında sürekli negatif saldırılarla geri düştüğünü iddia eden dostlarımız vardı ve onlarla bu durumun kendi sorumluluklarında olduğuna dair uzlaşamıyorduk. Zaten bu ortak çalışmaya karar verme nedenimiz de onların sorumlu kahramanlar arama çabaları idi. Yaratım sürecinden ve şeklinden bahsetmek istemiyorum zira bu tek kişilik bir karar ile açıklanabilecek bir şey değildir, bir gurup çalışmasıdır, detaylara inmeden özetle aktarmak istiyorum.. ancak tamamımız burada olsa idik detaylı açıklamayı yapabilirdim.

Sadede gelelim; çalışmalarımız esnasında negatif saldırı algılarıyla yaratımlarımıza engel olan enerjileri tespit için, herkes o anki düşüncelerini ve o düşüncelerden oluşan duygu durumlarını, hislerini ve algıladıkları enerji şiddetlerini yazacaktı. Böylece yaratıma engel olanın ne olduğunu tesbit etme fırsatımız olacaktı. Hepimiz ilk deneyimimizdeki çalışmada, şeffaf bir biçimde otomatik düşüncelerimizi ve diğer bilgileri not aldık. Sonra deneyim bittiğinde gerçekleştiremememizin sonucuna ulaşabilmek için, yazdıklarımızı okumaya başladık. Ama kimse o kağıttaki düşüncelerin kime ait olduğunu bilmeyecekti, zaten bu sebeple de aynı cins kağıtlara ve tek yazı karakteriyle bilgisayarda temize çekip, derin bir kabın içine atıp kağıtları iyice karıştırdıktan sonra okumaya başladık. Düşünceler okunurken herkes kendi düşüncesini biliyordu ama bir diğeri o düşüncenin sahibini bilmiyordu.. bunu yapma nedenimiz her hangi bir yargının oluşmasına engel olmaktı ve o yargılarla da ikinci çalışmayı etkilememekti.Ve okunan otomatik düşünce kalıplarındaki olumsuz enerjileri yayabileceğini düşündüğümüz düşünceleri değiştirdik. Onların yerine pozitif yönde olan olumlu düşünceleri ve ondan doğabilecek özgüveni not aldık. Ve ikinci çalışmada tam konsantrasyon ile yeni düşünce kalıplarına odaklandık. Bu kez yaratımımıza bir-iki adım yaklaşmıştık ama yine de istediğimiz olmamıştı.  Yeniden ikinci çalışma esnasında gelişen otomatik düşüncelerimizi kaleme aldık. Baktık ki yine fire veren tam konsantrasyon sağlanamamış düşünce kalıpları mevcut, onları da pozitif yönde dönüştürüp kullanmaya karar verdik. Sonunda üçüncü çalışmamızda hiçbir saldırı algısı olmadan yaratımımızı gerçekleştirebildik. Ve gördük ki her durumun yaratımı önce düşünce de başlıyor! Sonra o düşünceye inançta ve sonra da eylemde bitiyor.

Bu çalışmayı yapma nedenimiz, nasıl her durumdan kendimizin sorumlu olduğunu, net bir biçimde görme amaçlı idi.. yani fantastik bir yaratım çalışması değildi.

Paylaşmak istedim her ne kadar katkısı olursa.. bütünün en büyük hayrına!
 

ivrin