BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#240
Tabi bunu söylerken, sırf "kendimizi bilmeye" odaklanalım, hiç dışsal/teknik bilgi edinmeye çalışmayalım demek değil bu, her ikisi de çok önemli. Konusu-içeriği ne olursa olsun, bilgi artışı eğilimi, özü itibariyle son derece pozitif bir eğilim.

Hatta, KH varlıklarının %95 KH kutuplaşmasına ulaşarak yok olmaya doğru tam gaz giderken bile 4'e mezun olmalarını sağlayan şey, bilgilerini artırmalarıdır. Ama onların uzmanlaşmaya çalıştığı bilgiler tüm varoluşu manipüle etme, tam kontrolleri altına alıp sömürme ve yok etme dar kapsamı içinde tıkanıp kaldığı için ve bunu da arzuladıkları ölçüde başarmaları imkansız gibi birşey olduğu için, K'ların deyişiyle "bilgi edinmekten ziyade takıntısal bir sabitleşme ve çürüme" durumuna giriyorlar. Eğer var olmaya devam etmek istiyorlarsa negatif eğilimlerini azaltıp pozitif eğilimlerini artırmaları gerekiyor ve bildiğiniz gibi en geç 6y'de tamamen BH'ye geçiyorlar.

bozadi

#241
"Olumluluğu artırma" konusunda şu an için aklıma gelen son bir-iki hususa daha değinmek istiyorum.

Bu çabayı gösterdiğiniz sırada, sanki hiç dünyaya, olağan hayata dönmeyecekmişsiniz, sırf bu yaptığınızı yapmaya kesintisiz bir şekilde devam edebilecekmişsiniz gibi düşünmenizin faydası olacaktır bence, kendi deneyimlerime göre. Bu öncelikle "konsantrasyon" sağlar ve daha da öncesinde "isteklilik" durumunuzu yoklamanızı sağlar. Elbette "normal" (!) hayatınıza döneceksiniz ve bunu bir şekilde bilirsiniz ama "olumlulaşma" (varlaşma) çalışmasına başladığınızda, sanki bunu bu şekilde (durduğunuz yerde durarak, rahatsız edilmeden) "istediğiniz" kadar, kesintisiz sürdürebilirmişsiniz gibi düşünmek, odaklanmanızı, derinleşmenizi, "adanmanızı" kolaylaştıracaktır.

Diyelim ki olumlulaşmaya başladınız, yavaşlıyorsunuz, sakinleşiyorsunuz, derin ve ferah soluyorsunuz, gevşiyorsunuz, bilinçsel ve bedensel olarak farkında olmadan kendinize vermekte olduğunuz zararları azaltıyorsunuz, kendinizi yavaş, hafif ama tatlı bir şekilde şifalandırmakta, iyileştirmekte olduğunuzun farkına varıp bunun keyfini almaya başlıyorsunuz. Bunu yapmaya "kesintisiz" bir şekilde devam edebileceğinizi hayal ettiğinizde (daha doğrusu bunu istediğinizde ve buna kısmen de olsa "inandığınızda"), kendinize şu an için çok hafif düzeylerde uygulamakta olduğunuz şifanın giderek derinleşeceğine olan inancınız da artar ve hatta bunu deneyimlemeye başlarsınız ufak ufak. Kendinizi iyileştirme gücünüze inanmaya başlarsınız. Birkaç saniyede veya dakikada bile az da olsa bir fark yaratabiliyorsanız, bunu giderek daha uzun süreli, daha kesintisiz hale getirdiğinizde olabilecek şeyleri düşünün. Ve aslında bu bir lüks değil, "hayati bir ihtiyaç". Ama işte, "hayat" dediğimiz şey, kendi kendimizi şifalandırma yeteneğimizi kullanmaktan, güçlendirmekten alıkoyuyor bizi çoğunlukla. Sonra da hayatımız neden böyle diye kasvetli bir şekilde sorguluyoruz!

OL'umluluğunuzu/VAR'lığınızı artırma çalışmasında Allah'la (Öz'ünüzle) aranıza dünyevi senaryoları sokmamaya çalışın. Merak etmeyin, siz olumlulaştıkça, varlaştıkça, bunun dünyevi hayat senaryolarınıza da olumlu etkileri olacaktır mutlaka ama bu konuda "çok beklentili", hele ki "acil beklentili" olmak, hayalkırıklığına neden olabilir. Sonuçta siz Öz'ünüzle birleşiyorsunuz, onunla birliğinizi hatırlıyorsunuz, böylece dünyada sadece bu enkarnasyonda onlarca yıldır ciddi oranlarda inandırıldığınız yalanların işkencehanesinden çıkıyorsunuz giderek. Bundan daha büyük bir ödül yoktur aslında. Ama genel bir kaide olarak (bazen istisnalar da olabilir) dışsal dönüşümden önce içsel dönüşümün gerçekleşmesi, ilerlemesi gerekir. İçte dönüşüm (yalandan gerçeğe geçiş) gerçekleştikçe, dış dünyada yapılan seçimler, verilen tepkiler de doğal olarak bazı değişimler gösterecek ve kendi yeni gerçekliğimize uygun, onu destekleyen (akıllıca) seçimler artacaktır. Bu da belki hemen değil ama uzunvadede faydalar sağlayacaktır.


bozadi

#242
Ben giderek derinleşen, güçlenen, büyüyen, yayılan bir iyiliğim

Dünyada kendimizi iyi olan veya iyi olduğunu düşündüğümüz veya umduğumuz şeylerle özdeşleştirmeye çalışmak yerine, iyiliğin "kendisiyle" özdeşleşmek, iyi olmak, iyilik olmak daha akıllıca değil mi?

Bunun bilgisi, apaçık sezgisi içimizde, varlığımızda var ama iyiliğe düşman bir hayatın, daha doğrusu düzenin içinde yaşıyoruz ve kendimizi bu hayata, bu düzene "ait" olmak zorunda hissediyoruz.

Hayatın, varlığın amacı daima daha iyi, daha iyi, daha iyi olmaktır. Daima daha iyi olmak istemez misiniz? Daha doğrusu ve öncelikle, şimdi ve burada iyi olmak istemez misiniz? Dünyevi hayata "ait" olarak yaşarken, "iyi"nin anlamı çok belirsizleşebiliyor. İyiliğe dair farkındalık ciddi oranda azalabiliyor, anlamını yitirebiliyor.

İyi olmak yasak dünyada. Dikkatle bakarsanız, sosyo-ekonomik-siyasi-dini-askeri dünyevi hayat düzeninde iyiliğin, iyi olmanın, iyi halde bulunmanın yasaklanmaya, engellenmeye, "kökünün kurutulmaya" çalışıldığını kolaylıkla görebilirsiniz.

bozadi

#243
İyi olmak çok karmaşık veya zor birşey olmasa gerek. İnsan kendi iyiliğini bilmez mi ve onu muhafaza etmek, eksikse tamamlamak, artırmak, güçlendirmek, yaymak istemez mi? Sevgi yayılan bir iyilikten başka nedir ki? Ve bizim kendimize karşı başlıca sorumluluğumuz olan "iyi oluş"u sağlamak ve artırmak, diğer insanlara karşı da sorumluluğumuz sayılabilecek olan iyiliği/sevgiyi mümkün kılan şey değil midir? "Küpte ne varsa, dışına o sızar." Biz iyi olacağız ve iyiliğimizi giderek güçlendireceğiz ki, onu rahatça yayabilelim. BH denen şey bu değil mi?


bozadi

Az-çok pozitif eğilimli bireyler olarak, insanlığın geri kalanına büyük ölçüde benzer şekilde dünyevi hayata hipnotik bir aşırı aidiyet (gaflet!) hali içinde yaşarken, içimizden, kalbimizin derininden en çok geçen duygu/düşünce muhtemelen şudur: "İyi değilim."

bozadi

#245
"İyilik" (iyi halde olma) deneyimi, tek bir fotoğraf karesi gibi sabit bir iyilik deneyimi değil sanırım. Sabit olan birşey deneyimlenemezmiş gibi geliyor şu anki bakış açımla. Gözlemin, deneyimin (ve sanırım farkındalığın) olması için "hareket" gerekiyor. İşte, "iyilik" deneyimi de sabit bir iyi oluş halinden / pozundan ziyade, "artan iyilik" halidir diye düşünüyorum.

Fiziksel olarak aşırı yorulduğunuzda durup dinlenirken "iyileşme" kendi kendine gerçekleşir (sadece durmanız, vücudunuzun içinde bulunduğu şiddetli dengesizlik halini giderek dengeye getirmesi için yeterli olur) ve dinlenme halinin özellikle başlarında, "evet, şu anda olması gereken bu; iyi oluyorum" şeklinde tatlı, güzel bir duygu vardır. Aşırı bir uykusuz kalıştan sonra uyuklama araları veya uykuya dalış da öyledir.

İşte, genel olarak da "iyi oluş" özel bir yetenek veya eğitim gerektiren birşey değil muhtemelen, büyük ölçüde kendi kendine gerçekleşir ve bunun "doğru" (olması gereken) olduğunu bilirsiniz.

Gel gelelim bizim "hayat" dediğimiz dünyevi düzende "iyi oluş"u engellemek için PROFESYONEL çabalar harcanıyor birileri tarafından, binlerce yıldır. Ha, "insanlar aslında melek gibi ama şeytanlar bizi mahvediyor" gibi bir durum olduğunu iddia etmiyorum. İnsanlar yeterince masum olsalardı, şeytanların hayatımıza bu kadar egemen olmasına da müsaade etmezlerdi. Ama burada "Hırsızın hiç mi suçu yok?" sorusu da meşru bir soru/düşünce. Yani insanlığın zaaflarından yararlanarak onun hayatını tamamen işkenceye çeviren güçler var.

İşkence mekanizmasını (Matrix'i) uzaklarda aramayın, tam şu anda, bu yazıyı okurken bile o makinenin içindesiniz.

bozadi

#246
Meditasyonu tekrar hatırlamama neden olan birşeylerin farkına vardım.

Yavaşlama, sakinleşme, rahatlama, yavaş ve derin soluma... Bunların "pozitifleşme" (varlaşma, iyileşme) denebilecek şeyle eşanlamlı olduğunu sezdim. Neredeyse pozitifleşme bundan ibaretmiş gibi.

Yani "Pozitifleşmek... ama nasıl?" diye düşünecek olursanız, bunun en basit uygulamalarından biri, meditasyon denen şeyin tarifi. Yavaşlayın... Şimdi daha yavaş... Daha yavaş... Sakinleyin... Daha sakin... Daha sakin... Rahatlayın... Şimdi daha rahat... Daha rahat...

Bunu ciddi ciddi yaparsanız, "pozitifleşmekte" olduğunuzu görüyorsunuz zaten. Deneyimliyorsunuz yani.

Bizim "olağan hayat" dediğimiz şey işte bunu yapmayı engellemek için yapılandırılmış gibi. Yani rahatlıkta, huzurda, güvende, sükunette, iyilikte, varlıkta sürekli derinleşmeyi önlemek için. Yani "hayatın amacını" engellemek için. Evet, görebildiğim kadarıyla hayatın amacı bu. Varlıkta giderek derinleşmek. Varlık pozitifliktir. Varlaşma, pozitifleşmedir. Bu nedenle, varlığın saf merkezine, yani 7y'ye doğru ilerlemek için pozitiflik (var'lık) düzeyinin sürekli artırılması gerekiyor. Ve meditasyonda yapılması gereken yavaşlama, rahatlama, sakinleşme, derin soluma gibi şeyler, hayatımızın açık ve örtülü negatifleştirici (aptallaştırıcı) çok sayıdaki faktörünün tesirinden kurtulup özümüzle bağlantı kurmayı sağlayan veya bunun imkanını artıran şey. K'lar "Tavşan gibi olmayın, kaplumbağa gibi olun" derken kastettikleri başlıca şeylerden biri bu sanırım.

İyi'leşmek (kendini iyi'leştirmek) bencillik değildir, tam aksine. Sizin iyilik/varlık şarjınız mümkün olduğunca bol ve bereketli bir şekilde dolacak, güçlenecek ki, onu başkalarıyla da paylaşabilesiniz ve negatifliklere direnciniz artabilsin.

Pozitifleşmeyle ilgili aklıma gelen ve ilham verici bulduğum bir diğer şeyse şu:

Hayatınız negatifliklerinizden kurtulma yolculuğu. Bizim problem olarak algıladığımız veya deneyimlediğimiz herşey temelde kendi negatifliklerimizle ilgili. Ve tüm yapmamız gereken, giderek tüm negatif düşüncelerimizden kurtulmak. Bu, negatifliğe, negatif deneyimlere, negatiflik içeren durumlara, olaylara, gerçeklere kapalı olmak, körlük taslamak, duyarsız olmak demek değil. Negatifliğe bakmak, görmek, etkileşmek negatifleşmeyi gerektirmez. Ama biz ciddi oranlarda "negatifleşme" ile sonuçlanan bir sürü şey deneyimledik. Yani negatifliğe asimile olduk, ciddi oranlarda. Bunu özellikle amaçlayan bir düzeni "olağan hayatımız" olarak normalleştiriyoruz.

Maddi-manevi, ruhsal-fiziksel tüm sorunlarımız temelde inatçı (epeyce devam eden, biriken) negatif duygu-düşünce kalıplarımızın ürünü. Varoluşun sonsuz pozitifliğine ve bizimle mutlak birliğine olan inancımızı zayıflatan, yani bizi gafilleştiren, saptıran, çıkmazlara, kabuslara sürükleyen düşünce kalıplarımız.

İşte, iyileşmek için tüm yapmamız gereken, bilinçli olarak farkında olduğumuz ve olmadığımız tüm negatifliklerimizden (negatif duygu-düşünce kalıplarımızdan) adım adım giderek kurtulmak. Özellikle de pozitifliğin bizim "öz benliğimiz" olduğu, açık ve örtülü negatifliklerimizin ise sahte benliğimiz (egomuz) olduğu bilinciyle.

Kendinizi özünüze, "gerçeğinize" dönüştürme yolculuğu bu. Bir yandan "düzen" size 7/24 negatiflik pompalamaya çalışmaya devam edecek ve bunda illa ki şu veya bu düzeyde başarılı olacak. Ama eğer siz pozitifleşmeyi (öz'leşmeyi, var'laşmayı, iyi'leşmeyi) tüm kalbinizle isterseniz ve yapmaya giderek adanırsanız, hiçkimse ve hiçbir şey bunu engelleyemez.

Kendinize dışarıdan baktığınızı imgeleyin ve benliğinizde bir sürü negatiflik kiri olduğunu fark edin. Hayat ışıltınızı zayıflatan, yer yer karartan bir sürü negatif duygu-düşünce kalıbı... fizikselliğinizde de ifade bulan.

Tüm yapmanız gereken, tüm benliğinizi tamamen pozitifleştirmeye ihtiyaç duyduğunuzu fark etmek. Bunu bir kerede tamamen, kalıcı bir şekilde yapamazsınız, öyle olması gerekmiyor da zaten. Hatta yavaş yavaş olması en doğrusu, en güzeli. Yavaş... Sabırlı... Ve kesin...

İmgeleyin. Negatifliklerinizin mevcudiyetinin farkına varın. Ve onlardan kurtulmaya niyet edin. Büyüüüük bir sabırla, nokta nokta pozitifleştirmeye başlayın kendinizi. Negatif/karanlık öbekleri nokta nokta pozitife çevirmek suretiyle, uzun vadede pırıl pırıl pozitif olacağınız bir duruma doğru ilerlemekte olduğunuzu fark edin. Bundan başka neye ihtiyacınız var ki?

sybleman

Düşünce kalıpları tanımın çok doğru bozadi bence de. O kalıpları çocukluktan itibaren edinip gizlediğimiz gerçek kişiliğimiz bizi bekliyor. Travma temizliği de bence bu yolda çok çok önemli. Bu kalıpları nerede oluşturduğumuzu da keşfetmemiz lazım. Gülmeyi ne zaman bıraktık? Eğlenmeyi ne zaman bıraktık? İnsanlara güvenmeyi ve sevmeyi ne zaman bıraktık? Tek bir olay bile değil. Aynı kalıbı yaşadıklarımızla tekrar tekrar kalınlaştırdık. Pozitifleşmeye giden yolda bu kalıplar bizi engelliyor.

Nasrettin hoca aklımda bir kaç gündür. Aslında bize farklı düşünmeyi kalıplarımızı kırmayı anlatmaya çalışmış :) Fıkralarda hep bir farklı düşünme hali mevcut. :) Ne alaka dersiniz belki ama bence Nasrettin hocanın hakkını vermemiz lazım. Eşeğe ters bindiği fıkrası örneğin en bilineni. Farklı düşünmek kalıpların dışına çıkmak için bizde işaret fişekleri yakmaya çalışmış.

Meditasyon konusuna katılıyorum. Düzenli yapmaya çalışıyorum. Nefes çalışmaları ile birlikte. Özellikle kalp çakrasına odaklanarak yapılan meditasyonun etkisi çok büyük. Kalp çakrası açılırsa diğerlerini dengeleyebilir. Öncelik ona verilmeli. Bence sırayla açılmalı dengelenmeli mevzusunu çok da doğru bulmuyorum. K'ların artık ruha odaklanın beden önemli değil demesi gibi. Bence önemli olan kalp. Diğerleri onun gücüyle zaten hizalanır ve pozitifliğe giden yolda bize enerjimizi geri kazanma fırsatı sağlar.

Travma temizliği için de niyetin önemi büyük bence. Buna niyet ederek ve sonrasında gözlemleyerek başlarsak önümüze çıkan işaretleri takip etmeye başlarsak. Bir çoğu çözülmeye başlayacak. Eski anılar düşmeye başlar bir bir. Sonra onların duyguları, sebepleri, sonuçları. Ve artık o duyguların ne kadar geçersiz olduğu.

Gerçek öz kişiliğin önündeki demirden parmaklıklar bir bir kalkar. Pozitifliğin özü gerçek öz kişiliğimizde çocukluğumuzda gizli.

Alıntı Yap(J) Bir saniye, size birşey okumak istiyorum. Korintliler 13... (D) Bunu kaldıramam...
(J) Sadece dinle. Bu Korintliler 13'ten ve sevgi hakkında. "Çocukken çocuk gibi konuşur, çocuk gibi anlar, çocuk gibi düşünürdüm. Yetişkin
biri olunca çocukça davranışları bıraktım. Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi
bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim." 3'üncüden 4'üncüye geçiş de bunun gibi olacak. (D) O kısım... (T) Sizce de öyle
mi? (Çaydanlığın sesi geliyor.)
C: Evet.
S: (J) Aynen öyle. Hepsini şimdi bilmemiz gerekmiyor. 3'ten 4'e geçiş, bilgi sürecinin bir parçası. (T) İlerlerken, sezgimiz de artıyor.
C: Evet.
S: (T) Ama anlamadığımız halde yaptığımız şeyleri öğrenmeye çalışabiliriz.
C: Yakın.


Çocukken çocuk gibi konuşur, çocuk gibi anlar, çocuk gibi düşünürdüm. Yetişkin biri olunca çocukça davranışları bıraktım. Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim.

Bu kısım gerçekten çok doğru. Çocukluğu küçük görmüyor aslında cümlede. Yetişkin olunca bıraktığımız davranışlarla silikleşen görüntüden algıdan bahsediyor. İşte o öze dönüş çocukluk karakterinde gizli. Henüz kalıplarla sıkıştırılmamış özüne en yakın hal.

bozadi

#248
"Kesintisiz pozitifleşme" (veya kesintisiz iyileşme) diyebileceğim bir yaklaşım üzerinde düşünüyor, çalışıyorum bazen. Tefekkür/meditasyon durumunda bilinç ve irade gücüyle pozitif bir hale veya düşünüş/deneyimleyiş durumuna eriştikten sonra, bu durumu sanki hiç bırakmayacakmışsınız, sanki bundan sonra hayatınız bu pozitiflik durumunu sürdürerek ve derinleştirerek geçecekmiş gibi bir niyet içeriyor bu çalışma. Evet, malum şartlar nedeniyle bu niyetin bu şekilde (kesintisiz) gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor ama ne kadar kesintiye uğrarsa uğrasın, istenirse bu çalışma her tekrarlandığında bu niyet, bu irade pekiştirilebilir, güçlendirilebilir.

Pozitifliğin sürdürülmesi (korunması) ve derinleştirilmesi, bana göre Tanrı'ya (Öz'e) doğru ilerleyişin ta kendisi. Bilincin artırılması demek bu. Ama elbette yaşayış sırasında, içinde bulunduğumuz ilüzyon okulunun konularına da ilgi duyacak, inceleyecek, keşfedecek ve öğrendiklerimizi öğretmeye de çalışacağızdır. Bu da bilinç artışı sürecinin doğal ve hatta ayrılmaz bir parçasıdır diye düşünüyorum ama esas bilinç artışı, pozitifliğin/varlığın artışıdır.

Benim kastettiğim şekliyle pozitifleşme, "dinsel" bir olgu aynı zamanda. Bir iman/itikat konusu. Çünkü sadece dünyevi hayatımıza değil, ebedi varoluş döngümüze ilişkin. Tanrısal, Özsel bir konu.

İnsan pozitifleştikçe bilinci de açılıyor, genişliyor, ilerliyor. Negatifleşmek bilinci daraltıyor. 3KH'nin 4KH'ye mezun olmasında bir bilinç artışı var ama içeriği çok dar, manipülasyona odaklanıyor ve bildiğiniz gibi mezuniyet için gereken %95 KH oranı yokoluşa da çok yakın.

Uzun zamandır yaşam koşullarımızın belirlenmesi konusunda olağanüstü bir kontrol gücüne sahip olan malum güçler, bizi negatifleştirmek için hayatımızı epeyce negatifleştirici katalizörlerle doldurdular. Adaletsizlikler, işkenceler kesintisiz bir şekilde devam ediyor. İşte, "pozitifleşmenin" dinsel, imansal, itikadi bir nitelik taşıması biraz da bununla ilgili. Yoğun ve ısrarlı bir şekilde maruz bırakıldığımız negatifleştirici şartlara rağmen pozitifliğimizi muhafaza etmek ve artırmak, güçlü bir inanç, adanış, iman gerektiriyor.

Bu pek alışık olduğumuz birşey değil. Pozitifliğin muhafaza edilip artırılmaya çalışılması meselesi. Aleyhteki koşullar o kadar ısrarlı, kesintisiz, yoğun ve şiddetle dayatılıyor ki, bizim "normalimiz" haline gelmiş durumda. İşte, pozitiflik/pozitifleşme konusunu ele elmanın başlıca zorluklarından biri bu. Bir doğa kanununa karşı savaşmayı andırıyor, bu şartlarda pozitifliği sürdürüp artırmanın gerekliliğinden bahsetmek, bunu savunmak. Veya sadece belirli bir dilin konuşulduğu bir yerde başka bir dil kullanarak toplumsal yaşamını, etkileşimlerini sürdürmeye çalışmak gibi. Ciddi bir uyuşmazlık var yani egemen şartlarla, normallerle. Açık veya örtülü biçimlerde "negatifçe" yaşamanın norm haline geldiği/getirildiği ve dayatıldığı bir yerde, "pozitifçe" düşünüp yaşamaya çalışmak, buna yönelmek, bunu amaç edinmek kolay şey değil.

bozadi

İster pozitif ister negatif yol seçilsin, bir yol seçildiğinde karmaşa ve belirsizliğin azaldığını veya tamamen ortadan kalktığını algılıyorum bazı deneyimlerimden çıkardığım sonuçlara göre. Negatif yolun seçimiyle ilgili çok net bir bilgim veya sezgim yok ama her iki durumda da, hayatınızın bundan sonraki kısmının "mutlak hedefinizle aranızdaki mesafenin giderek kısalması" şeklinde cereyan ettiğini tahmin ediyorum.

Pozitif yolun bilinçli bir şekilde seçildiğinin ayırt edilmesinin (anlaşılmasının, doğrulanmasının) en basit yollarından biri bu olabilir. Belirsizlik bitiyor. Hayatınızı niye yaşadığınıza dair basit ve net bir algınız oluyor. Bir hedef, bir amaç duygusu egemen oluyor. Herşeyin, tüm yaşamınızın, tüm vaktinizin, tüm faaliyetlerinizin o amaca hizmet etmesi gerektiğini hissediyorsunuz. Bu bir yolculuk. Temelde sükunet, basitlik, eminlik, huzur, güven var. "Çekime kapılmak" olarak ifade edilebilir bu. Varoluşun temel çekimine uymak. Öze çekim.


bozadi


Şimdiye kadar bir sürü negatiflik biriktirdik, yörüngemizde dönüp duran. Pozitifleşme yoluna girildiği zaman bunlar bir anda tamamen ortadan kaybolmayacak. Ama hem onları beslemeyi giderek azaltıyor olacağız, hem de pozitiflik irademiz güçlendikçe, bilinç çarkımızda devridaim halinde dönüp duran çeşitli negatif duygu-düşünce kalıpları spesifik olarak bilinç odağına girdikçe, bunlar üzerinde pozitifleştirici bazı tesirler yapıyor olacağız. Niyet pozitif olarak netleştikçe, şimdiye kadarki duygu-düşünce kalıplarımız arasında pozitifleşmeyi kolaylaştıran ve zorlaştıran şeyleri giderek net bir şekilde ayırt edebilmeye başlayacağız. Ve tabi ki pozitifleşmeyi (Öz'e doğru yolculuğumuzu) zorlaştıran düşünce kalıplarından yavaş yavaş arınma eğiliminde olacağız. Ve böylece tüm dertlerimizden (daha doğrusu bunların negatifleştirici tesir gücünden) giderek arınıyor olacağız.


sybleman

Katıliyorum bozadi. Hangi konuda olursa olsun en kötü ve bizi hedefimizden uzaklaştıran sebep kararsızlık yaşadığımız bütün mevzular.

Çatallı bir yol düşünün. Düz bir yoldan gelip çatallaniyor ve ilerde yine bir oluyor. Her kararsızlık anımız o catalin önünde beklemek demek.

Hangi yönü seçersek seçelim seçim yapmak bizi ileri taşır.

bozadi

Pozitifleşme konusunda yaşadığım kararsızlık veya irade yetmezliği durumlarını incelemeye çalışırken yaptığım birkaç çıkarım:

Pozitif düşünmenin/olmanın ne demek olduğunu iyice netleştirmek gerektiğini algılıyorum. İçime en çok sinen tanımlardan biri şu: Kendine zarar vermeme hali. Kendine sürekli fayda sağlama hali (başkalarına da yansıyacak, yayılacak şekilde). Yani açık veya örtülü bir negatif düşünüş/oluş halinden pozitife geçiş, kendine zarar vermeyi bırakmakla yakından ilgili gibi görünüyor bana.

bozadi

Bununla bağlantılı olarak şu husus gündeme geliyor: İçinde yaşadığımız, bolca KH'leştirici katalizörlerle dolu düzen / hayat, bizi kendimize (ve dolayısıyla çevremizdekilere) zarar vermeye zorluyor, açık ve örtülü biçimlerde.

bozadi

Komple yanlış bir hayat yaşadığımız sonucuna varıyorum.