BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

KH'liği azaltma, bırakma, BH'ye doğru ilerleme konusuyla birebir alakalı bu. Bana göre aynı şey.

Terazinin bir kefesinde iyi olma ihtiyacımız var, diğer kefesinde diğer herşey; dünyadaki hayatımız ve ilişkili olduğu herşey. Zamandan zamana, durumdan duruma değişir belki, emin olamıyorum şu an, ama "iyi olma" ihtiyacımızın bir önceliği olduğuna, olması gerektiğine inanıyorum. Ama bir de bakıyoruz ki iyi olmamızı, pozitif olmamızı engellemek veya mümkün olduğunca zorlaştırmak için kurulmuş bir düzenin içinde yaşıyoruz. Hayatımız dediğimiz şey o düzenin içinde geçiyor. Pozitifliği, iyiliği o düzendeki hayatımızın bağımlı bir parçası olarak algılama eğilimindeyiz. Dünyadan bağımsız bir iyilik/pozitiflik yokmuş gibi. Bildiğiniz gibi "iyilik" ile "varlık"ı aynı şey olarak görüyorum (bunun çeşitli yönlerini [negatifliğin bu denklemdeki yeri vs.] daha önce tartıştım, yeri geldikçe tekrar tartışırım). Dolayısıyla, dünyadan bağımsız bir "iyilik" olmadığını algılamak, dünyadan bağımsız bir "varlık" olmadığını algılamakla aynı şey. Bizim başımızı yakan şey dünyevilik yani. K'ların deyişiyle "3Y düşünüş". Allah'a inanç, evrene inanç, ruha-tekamüle inanç vs. iyi güzel ama 3Y (dünyevi) odaklı veya merkezli düşünüşü bırakmadıktan sonra, "ona inanıyorum, buna inanıyorum"un pek bir anlamı kalmıyor.

7Y demek varlık demek. Varlık demek pozitiflik demek (o yüzden yoğunluklarda yükselirken negatiflik giderek azalıyor, pozitiflik giderek artıyor; o yüzden KH'nin sonu mutlak yokluk, BH'nin sonu mutlak varlık). Bu pozitiflik ille dünya hayatından aşina olduğumuz, dünyevi çıkarlarımızın yolunda gitmesine gösterilen bir tepki anlamındaki pozitiflik değildir. O çok sığ bir pozitiflik anlayışı olur ve "ikilik" içerir. Benim bahsettiğim pozitiflik varlığın ta kendisi olduğu için, varlık ile pozitiflik arasında bir ikilik yoktur. Varlığın varlığı onun pozitifliğidir.


bozadi

#271
Benim kastettiğim şekliyle pozitif olmak, 3Y odaklı düşünüşü bırakıp 7Y odaklı düşünmek ve olmak demek. Bir tür "cehennem" olarak tasvir edilmesinde neredeyse hiçbir sakınca bulunmayan bu 3Y KH dünya hayatında, 7Y'nin bize en yakın parçası, özelliği, etkisi nedir? Tabi ki "pozitiflik"tir. İyiliktir. Varlıktır. Kendine zarar vermemek, kendini iyileştirmek, giderek daha iyi olmak ve tabi ki böylece giderek başkalarının iyiliğine, iyileşmesine katkıda bulunabilecek halde olmaktır. Kendi varlığını ve başkalarının varlığını artırmaktır. Ama kendimizi tamamen "dünya hayatı" dediğimiz filmin/senaryonun bir oyuncusu gibi görme (3Y düşünme) eğilimi, dünyanın dayattığı negatifliklere maruziyet ve etkilenme düzeyimizi çok artırıyor. Filme ne kadar çok gerçeklik atfedersek, filmin içeriğinin bizi etkileme/belirleme gücü de o kadar artıyor. Bu da filmin içerik durumu nedeniyle pozitif olmayı çok zorlaştırıyor ve hatta çoğu durumda imkansızlaştırıyor.

Pozitif olma, yani iyi olma ihtiyacımızın hayatiyetinin farkına ne kadar varırsak, dünya hayatına atfettiğimiz önemin, ciddiyetin, mutlaklığın bize neler kaybettiriyor olabileceğini de o ölçüde daha iyi anlarız.

Hepimiz istersek şimdi ve burada pozitifliği duyumsayabiliriz, onunla etkileşebiliriz, bu etkileşimle pozitifliğimizi (varlığımızı) giderek artırabiliriz. Ne de olsa herşey varlık, herşey 7Y, öyle değil mi? Ama dikkatimizi buna vermiyoruz, imanımızı buna odaklamıyor, adamıyoruz. Neden? Çünkü dünya hayatı diye bir film izliyoruz kitlesel olarak ve bu filme mutlak gerçeklik atfediyoruz farkında olarak ve olmadan. Ve böylece film (ve içeriği) bizim gerçekliğimiz haline geliyor.

İlüzyon da olsa hayatımızdan, hayatımızın koşullarından etkilenmek kadar doğal ve hatta gerekli birşey olamaz. Ama bence bu işte ciddi bir dengesizlik, ciddi bir ölçüsüzlük var. Tartışmaya, keşfetmeye, hatırlamaya, uyanmaya devam etmek niyetiyle.

bozadi

Son zamanlarda "ölüme yakın deneyimler" (ÖYD) hakkında çeşitli videolar izledim. Bana en etkileyici gelen açıklamaların birçoğu Ra-Kasyopya kozmolojisiyle genel olarak gayet uyumluydu. En önemli gördüğüm şeylerden biri de, deneyimi yaşayanlarda "3Y düşünüşün" ciddi şekilde azalmış olması. Yani bu şahısların çoğu, artık dünyanın olağan birer mensubu değil de, tümsel varoluşun mensubu olma bilinci taşıyorlar (dünyaya aidiyetten ziyade evrene/birliğe/tüme aidiyet) ve dünyada artık adeta sadece bir "temsilci", "hatırlatıcı" veya "uyandırıcı" göreviyle yaşamaya devam ediyor gibiler. Tüm ÖYD deneyimleri böyle değil tabi, hatta negatif deneyimlerden bahsedenler de oluyor anladığım kadarıyla ama izlediklerimin çoğunda "çok olumlu" izlenimler görüyorum. Ölüm korkusu tamamen ortadan kalkıyor, hatta neredeyse "yuvaya (öbür dünyaya) özlem" duygusu içindeler bu şahıslar. Ki K'lar da buna dair bir açıklama yapmıştı. Öbür tarafta, var olan herşeyle "birlik" duygusuna dair yapılan vurgular dikkat çekici. Tabi belki de en çok vurgulanan şey "pozitiflik".

bozadi

#273
Pozitifleşmenin doğallığından ve gerekliliğinden bu kadar çok bahsetmeme rağmen, günümün ve günlerimin (zamanın) çoğunda negatif duygu ve düşünceler içinde savrulup durduğumu şaşkınlık ve üzüntü içinde gözlemliyorum. Bu da sıkça eleştirdiğim "3Y düşünüşü" bırakmanın veya azaltmanın (yangını veya hastalığı kontrol altına almanın) göründüğünden çok daha zor olduğunu hissettiriyor bana. Hem hayatın olağan sorun bombardımanı, buna dair kesintisiz egosal arzu-korku silsileleri, üstüne görünür ve görünmez türlü türlü psişik saldırılar... Gerçekten kolay değil ama bu zorlu durum aynı zamanda bu durumdan kurtulma isteğimi ve irademi de kamçılıyor er veya geç. Kurtuluş pozitifliğe (iyiliğe, birliğe, varlığın gerçek ebedi doğasına) iman etmeyi gerektiriyor diye düşünüyorum.

Bir yanımızda olumsuzlukların tamamen değil ama epeyce ağır bastığı bir 3Y (dünya) hayatı var, diğer yanda ise ÖYD deneyimlerinin de güçlü bir şekilde işaret ettiği, son derece pozitif nitelikte, dayanışmanın, bütünlüğün, birliğin egemen olduğu bir ebedi gerçeklik. Bu resmen KH ile BH arasındaki fark gibi görünüyor.

sybleman

Yuvaya dönmek.. ne doğru bir tabir. Yuva.

K'Ların dediği kalbin gerçek arzusunu bulun deyimi. Kalbin tek ve gerçek arzusu yuvaya dönmek. Yuva o kişi için nasıl tezahür ettiyse.

Tgur

#275
Bu etkin düşüncelere şu son yorumumdaki bölüm yakışır,

Bütünlük zihin bereberliğini yaşamımızın her anında gösteriyor

"İllaki kesin hudutlarla ayrılmış kavramlara mı takılacağız yahut tarihsel kehanetlere mi , zihnimizin kabullerini kıyıya vuran deniz dalgalarının gel gitleri gibi illüzyon /eterik hayat standında mı tutmalıyız,

Bu iş tapu memurlarının araziye sınır çekmesi gibi değil ,
İdrak sınırlarının genişlemesi ile, K.lardan,

"Eğer ki şu an bulunduğunuz 3. Yoğunluk gerçekliğinin yüzeyi yakında yırtılıp, parçalara ayrılacaksa, bu size neden dert olsun ki, veya konumuzla daha ilgili olarak; neden sizi böyle korkutuyor ki ? Sizlerin bu 3. Yoğunluk KH düşünce tarzının ötesine geçiyor olmanız gerekiyor. "

(Bu son K deyimini çok kullanacağım.)

Gevşe ve tadını çıkar.."

bozadi

Alıntı yapılan: Tgur - 16 Haziran 2024, 16:18:05 "Eğer ki şu an bulunduğunuz 3. Yoğunluk gerçekliğinin yüzeyi yakında yırtılıp, parçalara ayrılacaksa, bu size neden dert olsun ki, veya konumuzla daha ilgili olarak; neden sizi böyle korkutuyor ki ? Sizlerin bu 3. Yoğunluk KH düşünce tarzının ötesine geçiyor olmanız gerekiyor. "

(Bu son K deyimini çok kullanacağım.)

Gevşe ve tadını çıkar.."

Muhteşem. ÖYD'lerin verdiği mesaj da tam olarak bu.

bozadi

#277
Olmak

Forumda siyasi tartışmaların bazılarında, forumun ruhsal/spiritüel niteliğine atıf yaparak siyasi tarafgirliğe (veya karşıtlığa) kendimizi fazla kaptırmamak gerektiğine dair bazı görüşler paylaşıyorum. Ruhsal tavrın ne olması gerektiği ile ilgili de zaman zaman bazı yorumlarda bulunuyorum ve şimdi yine bu konuda bazı düşüncelerimi elimden geldiğince toparlayarak ifade etmeye çalışacağım.

Nedense bu meseleyi "olmak" kavramı üzerinden düşünme eğilimindeyim son zamanlarda. Veya "olmaya doğru bilinçli adımlarla ilerlemek" şeklinde de ifade edilebilir belki. "Ne" olmak? Bu sorunun teorik cevabı "bir olmak" veya "herşey olmak" şeklinde ifade edilebilir belki ama benim şu anda temel motivasyonum iyi olmak, iyi'leşmek, negatifliği bırakmak, pozitifliğin, iyiliğin, ışığın, varlığın en saf merkezine doğru ilerlemek şeklinde.

Daha önce sanırım kısmen de olsa değinmişimdir; pozitifliğe odaklanmaya çalıştıkça hayatın negatif koşullarına duyarlılığımın/farkındalığımın artması sonucu öfke tırmanmaları yaşıyorum zaman zaman. Pozitifliğe odaklanmaya çalışmazken, hayatın olumsuzluklarını kabullenmek, görmezden gelmek veya tahammül etmek daha kolay olabiliyor genellikle.

Pozitifliğe odaklanmaya çalıştıkça bizi içten ve dıştan çepeçevre sarmış negatiflik okyanusunun iyice farkına varıp adaletsizlik, acizlik ve öfke hislerine kapılma sorununu ve bunun nasıl aşılabileceğini anlamaya çalışıyorum. Şu an için bu konuda farkına az veya çok varabildiğim şey, dünyayla ilgili tüm beklentileri, arzuları ve korkuları tamamen bırakabilmek gerektiğiyle ilgili (en azından şifa çalışması sırasında).

Bana öyle geliyor ki, durduğumuz yerde sadece ve sadece düşünmek ve olmak suretiyle, benliğimize veya bilincimize yapışmış tüm negatifliklerden arınmaya, yani "iyi'leşmeye" başlamak son derece basit birşey. En doğal şey ve hatta en basit şey. İnsan neden kendi iyiliğini, şifasını istemesin ve bunu yapmasın/olmasın ki, öyle değil mi? Peki bu son derece doğal, gerekli ve teorik olarak çok da basit olan şeyi yapmamızı engelleyen veya zorlaştıran nedir? Dünya. Çevre. Ortam. İnsanlar. Dünyevi yaşamın içerikleri, şartları, arzuları, korkuları vs.

Zaman zaman değindiğim gibi, önermeye çalıştığım şey hayattan veya toplumsal yaşamdan tamamen el-etek çekmek değil. Hatta belki klasik dünyevi yaşam şartlarımızda hiçbir devrimsel değişim olması gerekmiyor. Ama bilincimizde sabırla çok köklü bir değişim-dönüşüm başlatabiliriz.

Ölüme Yakın Deneyim (ÖYD) yaşayanların çoğunda ölümle ve hatta dünyevi hayatın herhangi bir yönüyle ilgili korku ve endişelerin ortadan kalktığının söylendiğini duymuşsunuzdur. Peki bu nasıl oluyor? Bu şahıslar neyi görüyor veya hatırlıyorlar da tüm korkular sona eriyor? Varlığın köklerini, birliğini, sevgisini, sonsuz kudretini görüyorlar. Biz dünyanın sınırlılığını, değişkenliğini, işkencelerini yaşarken, onlar adeta güneşin sonsuz sınırsız ışığını, kudretini, sevgisini yaşamaya başlıyorlar.

Peki bizim de öyle bir hale ulaşmak için ille bir ÖYD yaşamayı mı ummamız gerekiyor? Sanırım hayır.

Bu konuda ne yapabileceğimizle ilgili şu an için sahip olduğum ve test etmeye devam ettiğim en etkili veya en somut görüşüm: Olmak. İyi, daha iyi, daha daha iyi... olma yeteneğimize odaklanmak. Dünya hayatının içeriğiyle ilgili arzu ve korkularımız, buna dair sadece bu enkarnasyonda on yıllardır bilincimizin altında ve üstünde biriken negatiflik/hastalık katmanları... Bunlar kendi kendimizi iyileştirme (iyi olma) yeteneğimize güvenmekten, bu yeteneğimize odaklanmaktan, bu konudaki ustalığımızı giderek artırmaktan caydırıcı, cesaretsizleştirici, duyarsızlaştırıcı, aptallaştırıcı, hastalandırıcı etkiler yapıyor.

İnsanın iyi olması, kendi kendini iyileştirmesi aslında en doğal ve en basit şey. Ama dünya hayatı öylesine aklımızı alıyor ki, varoluşun en basit, en doğal, en gerekli şeyini yapmamayı alışkanlık haline getirmişiz. Hastalığı, çürümeyi normal kabul etmeye başlamışız.


bozadi

Açıklamaya, netleştirmeye, belirsizlikleri gidermeye çalışacağım.

bozadi

#279
Kastetmeye çalıştığım şekliyle "olmak", olmamız gereken tek şey, gibi geliyor bana. Yapmamız gereken tek şey, adeta. İyi olmak, giderek daha, daha, daha iyi olmak. Buna engel olan, zorluk çıkaran, çarpıtan, bulandıran herşeyi geçici bir şekilde de olsa yok saymak, silip atmak.

Hipnozcunun hipnotize ettiği kişiye yaptığı telkinlerin ne kadar şok edici biçimlerde etkili olabildiğiyle ilgili açıklamalara, gösterilere rastlamışsınızdır. Benim şu anda anlatmaya çalıştığım şey bağlamında bu tür telkinler arasında dikkatimi çeken temel husus, hipnozdaki kişiyi gevşetmeye, rahatlatmaya, kendisini çok iyi, hatta harika hissetmesine yönelik olanlardır. Bazen belki tek seansta veya az çok düzenli birkaç seansta kişinin bazı derin endişe-korku komplekslerinden arınması, olumsuz düşünce alışkanlıklarından  kurtulması mümkün olabiliyor.

Hipnoz terapisti bunu başarmak için bize bizde olmayan bir potansiyel yüklüyor değil. Bizde zaten olan ama bizim şahsen kendi kendimize etkinleştiremediğimiz bir potansiyelin etkinleşmesi için dış müdahaleyle yeni bir düşünce şekli programlaması yapmış oluyor. Aynı şeyi bizim kendi kendimize yapmamız önünde aşılmaz bir engel yok aslında.

Ruh ve beden (maddi ve manevi) sağlığınız, iyiliğiniz, sizin için ne kadar önemli? Bunu sağlamak için kendinizi adamaya ne kadar hazır veya isteklisiniz? Bu size bağlı (sizin elinizde) değil gibi mi geliyor? Dünyaya bağlı, değil mi? İnsanlara bağlı. Çevreye bağlı. Şartlara bağlı. Bazı şeylerin olup olmamasına bağlı. Kendi iyiliğimizi, kendimizi iyileştirme potansiyelimizi kendimiz dışındaki şeylerle şartlandırıyoruz genellikle. İşte, artık ne kadar yapıyorsak bunu, sanıyorum ki çok büyük, çok derin bir gaflet bu.

Dünyaya, dünya hayatı ilüzyonuna (rüyasına, filmine) o kadar aidiz, ona o kadar bağlıyız, kendimizi ona öylesine vermişiz ki, kendimizi iyi'leştirme potansiyelimizi kullanıp kullanmayacağımız veya ne ölçüde kullanacağımız bile bizim dışımızda olup biten, kontrolü büyük ölçüde bizim elimizde olmayan şeylere bağlı hale gelmiş/getirmişiz.

En basit şekliyle insan kendini iyi'leştirmeye nasıl başlar? Veya, insan kendine zarar vermeyi nasıl bırakır? Bu aslında kafa meselesi değil, bilim meselesi değil. Bu kalp meselesi, istemek, yapmak, olmak meselesi. İyi olmak isterseniz, gerçekten isterseniz, en çok veya sadece ve sadece bunu isterseniz, olursunuz. Bunun nedenini sormak, sorgulamak, uzun uzadıya düşünmek, ertelemek anlamlı değil. Neden mi iyi olmak gerekir? Çünkü iyilik iyidir.



bozadi

#280
"İyilik iyidir" derken ben esasen ve öncelikle ahlaki (başkalarına karşı gösterilen tavır) anlamında bir iyiliği kastetmiyorum. Onunla da çok çok yakından alakalı aslında, ama ben öncelikle ve esasen kendi kendine karşı gösterilen bir tavrı kastediyorum, kendi kendinin iyiliğini sağlamayı, kendini iyi'leştirme isteğini, yeteneğini ve sorumluluğunu kastediyorum. Bunu yapmakta ustalaşan kişi, başkalarına iyi'leştirici etkiler yapmada da giderek ustalaşacaktır sanırım. Önce ve esasen kendimizi iyi'leştirmekten sorumluyuz.

bozadi

Peki nasıl? Bunun akıldan ziyade gönül meselesi olmasına rağmen, devam eden deneme-yanılma-gözlem sürecime dayalı olarak bu işin mantığını, nasıllarını, nedenlerini anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. "Anlatmak" dediğim aslında "paylaşım yoluyla eleştiriye ve geliştirmeye açmak" olarak da düşünülebilir.

Bir insan kendi kendini iyileştirmeye nasıl başlayabilir? Bu aslında "sadece istemek ve olmak" kadar basit birşey aslında. Başlangıçta çok çok küçük bir derecede de olsa, insan durduğu yerde sadece bunu düşünmek, istemek ve olmak suretiyle kendini iyileştirmeye başlayabilir. "İyileşme"yi sadece "rahatsızlıkların şifalanması" anlamında kullanmıyorum, ondan daha önce ve esasen Varlık'ın, var olan herşeyin saf özüne (yani kendi öz be öz özümüze) giden yolda ilerlemek anlamında kullanıyorum.

Alıntı yapılan: S: (T) Pozitif veya negatif enerji ürettiğimizde, diğer seviyelerde bu enerjiyle beslenen varlıklar var, bu doğru mu?

C: Evet.

S: (T) Tamam, ve Kertişlerin negatif enerjiyle beslendiklerini söylemiştiniz?

C: Evet.

S: (T) Peki pozitif enerjiyle kim besleniyor?

C: Siz.

S: (T) Pozitif enerjiyle nasıl besleniyoruz?

C: Bir'le yani 7'nci seviyeyle birliğe doğru ilerliyorsunuz.

bozadi

İyi olmak istiyorum (çünkü iyilik iyidir). Bunun için kimseden bir komut beklememe gerek yok. Aslında, hatta, bunu yapmak benim en başta gelen sorumluluğum çünkü kendimdeki iyiliği sürekli artırmazsam, çevresel olarak boooolca mevcut olan olumsuzluklar hem beni hem de çevremdeki diğerlerini negatifleştirmeye, kötüleştirmeye, hastalandırmaya devam ediyor. Yani iyi'leşmek hem kendim ve çevremdekiler üzerindeki şiddetli olumsuzlaştırıcı faktörlerle mücadele için gerekli, hem de tüm olumsuzluklardan bağımsız olarak evrensel varlık özüme (var olan herşeyin bir olan özüne) doğru ilerleyiş yolculuğum için, yani varoluş yolculuğum için gereken tek şey bu; daima daha iyi'ye yönelmek, iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin, kudretin en saf haline doğru ilerlemek.

bozadi

#283
İşte, "olmak" derken bunu kastediyorum. Olmamız gereken tek şey bu. İçimizde bulabildiğimiz en iyi duyguya, düşünceye, hisse, sezgiye, titreşime, frekansa odaklanmak, o olmak, iyi olmak, daha iyi olmak, daha daha iyi olmak, böylece varoluş yolculuğunda ilerlemek. Bir güve/kelebek nasıl aleve/ışığa cezboluyorsa, onun etrafında "pervane" oluyorsa, biz de aleyhteki (içimizde ve dışımızda mevcut) tüm olumsuzluklara rağmen, yine kendi içimizde şu veya bu miktarda mevcut olan veya türeyen iyilik (huzur, güven, sevinç, sevgi, şifa) frekansına, duygusuna, hissine, ışığına cezboluyoruz esasen. Aradığımız şey o. Özümüz bizi çağırıyor. Herşeyin özü de o aslında. Dolayısıyla onu elbette sadece kendimizde aramayacağız, dışarıda da bulacağız ve elbette bunun da paha biçilmez bir değeri, bir lezzeti var (başkalarıyla yoldaşlığımızın, birliğimizin, eş-doğrusallığımızın keşfi ve sevinci) ama dışarıda bulmakta zorlandığımızda, dönmemiz gereken yer belli. Kendi özümüz, kendi varlığımız. O herkesle ve herşeyle birdir özünde.

Olmak demek "dönüşmek" demek biraz da. Dönüşmek büyük bir risktir bazı bakımlardan. Bildiğiniz birşeyleri bırakmak demektir. Yepyeni bir durumun içine girmektir. Orada herşeye sıfırdan başlamak demektir bazı bakımlardan. Bilinmeyene adım atmaktır, bir ölçüde.

İşte, "insan durduğu yerde kendi kendine nasıl iyi olur?" veya "küçük küçük de olsa kendini iyileştirmeye nasıl başlar?" sorusunun yanıtının bir parçası da, bunun bir "dönüşüm" meselesi olmasıdır. "İyiye dönüşmek". İyi değilken iyi olmak. Bu çok basit ama adeta imkansız görünecek kadar da zor bir iştir. Hayatımızdaki adeta sonsuz negatiflik baskılarının (baskıcılarının) bizde engellemeye çalıştığı şeydir bu: İyi değilken, dışarıdan teşvik veya destek alamama (hatta sabotaj ve saldırı alma) halinde bile iyi olmak, iyiye dönüşmeye başlamak. Azıcık, çok küçük bir derecede de olsa bunu yapmak, sürdürmek ve giderek artırmak.

Bu dünyanın/hayatın/varlığın en basit ve en gerekli şeyi, ama bizim koşullarımızda bu aynı zamanda en zor, en imkansız, en çekinilen şey aynı zamanda.

Ait olduğumuz filmin/ilüzyonun koşulları, senaryoları bu en basit, en doğal, en gerekli şeyi yapmayı engellemek üzerine kurulu adeta, veya birileri uzun zamandır bu engelleyici, saptırıcı, aptallaştırıcı, hastalandırıcı etkiyi var güçleriyle artırmaya çalıştı.

Çok fazla adeletsizlik, zorluk, işkence, kavga, suç, mağduriyet var. "Kendini iyileştirme", hayatımızda pek gündeme gelen, desteklenen, vurgulanan, öne çıkarılan birşey değil. Hatta "düzen" adeta bunu engellemeye, en basit ve bir bakıma en hayati şeyi gözden kaçırmaya yönelik yapılandırılmış.

Meselenin en zorlu kısmı şu: Mevcut yaşam şeklimizin o kadar çok yönü bu basit ama hayati yeteneği engelleyici veya zorlaştırıcı nitelikte ki, başlangıçta "aa ne kadar kolaymış, yapayım da olayım" gibi görünebilse de, süreç içinde zaman testinden geçerken, klasik hayatın dikkat saptırıcı, moddan moda sokucu, tanınmaz hale getirici etkileri nedeniyle, bu basit ve hayati şeyi sürdürmek bir o kadar zor ve hatta imkansız görünmeye başlayacaktır, kendi deneyimlerime göre. İşte, bu geliş-gidiş (deneme-yanılma) süreci devam ederken farkına vardığım şey, bu basit şeyi yapmayı gerçekten başarabilmek için, hemen bugünden yarına değil ama, sabırla bunu giderek hayatımızın tek amacı haline getirmek gerekiyor. Önem ve hayatiyet olarak başka hiçbir şeyin bunun önüne geçemeyeceği bir duruma doğru ilerlemek gerekiyor. Dünyayı bırakmak gerekiyor resmen. Herşeyi bırakmak gerekiyor. Tekrarlamam gerekirse, bu herşeyden elini eteğini tamamen çekmek anlamında değil, yani ille de öyle olmak zorunda değil. Hayatı olağan şekliyle yaşamaya devam ederken, düşüp kalkmalar, kaybedip tekrar bulmalar yoluyla, sabırla ısrarla bu tek, basit ve hayati yeteneğe ve iradeye odaklanmak suretiyle, bu irade hayatımızın tek odağı, tek konusu haline gelecek diye düşünüyorum. Yani kalbin ve aklın en temeli giderek buna uygun olarak şekillenecek, geri kalan herşey de ona göre yolunu bulacak.

bozadi

Dünyadan bağımsız olmak, dünyadan bağımsız düşünmek ne kadar zor!!! Kendimizle aramıza giriyor dünya. Ve kısmen insanların cehaleti ve egosu, kısmen de bu durumdan yararlanan büyük egoların hayatımıza kurdukları tezgahlar nedeniyle dünya öyle bir hale gelmiş ki, bu koşullarda "kendini iyi'leştirme" dediğim basit ve hayati yeteneği etkin bir şekilde kullanabilmek ve giderek güçlendirebilmek için, dünyadan tamamen vazgeçmeniz, "herkesten ve herşeyden" bağımsız olabilmeniz gerekiyor. İçinizdeki tanrıyı bulabilmeniz, olabilmeniz gerekiyor. Kendi varlığınızın sonsuz potansiyeline güvenerek, onu kendinizde bularak, ilüzyon/rüya alemlerindeki tüm arzu ve korkulardan tamamen bağımsız olabilmeniz gerekiyor.

Kendimizi iyileştirmemizi desteklemeyen, dahası köstekleyen birşey nasıl iyi olabilir? Böyle birşeye sarılmak, ondan medet ummak, onunla ilgili arzu ve korkularla dolup taşmak nasıl bir ahmaklık, nasıl bir gaflettir? Maalesef hepimiz böyle bir hastalıktan muzdaribiz gibi geliyor bana. Ama karamsarlık aşılamak için söylemiyorum bunu. Tam aksine. Kabustan uyanma zamanının yaklaştığına inanıyorum.