BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#210
Negatif yüklü elektronlar atomun "dış" çemberinde olaşırken, pozitif yüklü protonlar ile yüksüz nötronların birlikte atom çekirdeğini oluşturması, bu manada önemli bazı açıklayıcılıklar içeriyor olabilir.

Yani pozitiflik ile nötrlük arasında önemli bir ilişki, uyum var. Nitekim, BH ile KH varlıkları arasındaki en büyük farkın şu olduğu söylenmişti: BH varlıkları (yani pozitif varlıklar) baktıkları şeyi olduğu gibi görürken, KH varlıkları (negatif varlıklar) baktıkları şeyi görmek istedikleri gibi görürler. Yani BH varlıkları "objektif" eğilimliyken, KH varlıkları "subjektif" eğilimli. Objektiflik dediğimiz şey zaten nötrlükle yakından alakalı.

Bilimde objektiflik/nötrlük çok önemlidir, esastır. Ama bu durum bilimcilerin "ahlaki" olarak "nötr" olmalarını gerektirmez (ki bu aslında mümkün de değildir); bilim insanı ideal olarak "pozitif" eğilimlidir. Bilim insanlığa "hizmet" etmek, sorunlarını çözmek için vardır temel olarak. Yani bilim, insanlığa hizmet etmek ile etmemek arasında "nötr" kalmaz, kalmamalıdır.

Ahlaki/vicdani/varoluşsal olarak "nötr eğilimli" olmak diye birşey yoktur. Ya pozitif, ya negatif eğilim vardır. Ortası, arası yoktur veya varsa da en berbat durum odur. Objektiflik pozitif eğilimin doğal olarak barındırdığı bir tavırdır.

Yine örneğin adalet heykelinde tasvir edilen kadının gözleri bağlıdır; "taraf tutmama" anlamında. Ama adalet temel olarak nötr değil, "pozitif" eğilimin ürünüdür. Adalet pozitifliğe (varlığın korunmasına) hizmet eder veya etmelidir prensip olarak.


sybleman

#211
Doğru noktalara değindin. 6y ye kadar pozitif ve negatif devam ediyor. 6kh düşünme merkezleri ibaresiyle K'lar iletmişti. Evet ilerlemek isteyen düşünme merkezinin bile bir noktada bh a geçmesi gerekiyor. Çünkü buradaki anlayış şundan kaynaklı bence. 7y ye ulaşan varlık kendi varlığından vazgeçiyor artık. KH anlayışı ile bir olmak veya o enerjide yok olmak mümkün görünmüyor. 6kh varlığı kh bakış açısıyla kendi düşünce bütünlüğünün en iyisi olduğunu düşünecektir muhtemelen en kaba haliyle. Ve üst boyutla birleşmek saçma ve gereksiz gelecektir. Dolayısıyla BH'a geçildiğini düşünüyorum. Bir bilinç halinde birleşme olgusunun gerekliliğinin algılanması sonucu. Maddenin ve antimaddenin 7y den bütün boyutlara yayılması gibi bence 7y hem pozitif hem negatifi içerisinde barındırıyor.

7y bakış açısı ve tasavvuf bakış açısı ile bakarsak. Allah kendini deneyimlemek için alt boyutları yaratıyor. Bu boyutlarda kendini deneyimlemesinin tek yolu da kendinden oluşan varlıklarla bu deneyimi sağlamak.

Eğer bütün boyutlar bir ise aslında. Bütün yoğunluklar bir ilüzyon ise o alan hem pozitif hem de negatif olmalıdır. Doğrulama açısından bakarsam. Sonuçta senaryoları yazan da oynayan da Bir olan.

İbnül arabi anlatışında da buna benzer olarak logosun aslında iki aynadan oluştuğunu söylüyor. Biri pozitif biri negatif olan ama bir. Yani yine aynı aslında ikisini de barındıran. Tasavvuftaki Allah'ın Cemal ve Celal sıfatı.

Ra'da veya K'larda bu enerji alanıyla/7y ile ilgili söylemlerine de baştan bir bakmak lazım yine de. Ben kendi fikrimi anlatmaya çalıştım.

sybleman

#212
Alıntı yapılan: bozadi - 31 Ocak 2024, 22:14:04 Negatif yüklü elektronlar atomun "dış" çemberinde olaşırken, pozitif yüklü protonlar ile yüksüz nötronların birlikte atom çekirdeğini oluşturması, bu manada önemli bazı açıklayıcılıklar içeriyor olabilir

O efsane bir örnek verdin kesinlikle. Ve sema hali ile atom...

gerçek tosun paşa

#213
7Y için bir ile birlik derken illa ki 7Y tek bir yerden tek bir kanal ile adeta kral/tanrı anlayışıyla oluşan bir mekanizmaya sahip olmak zorunda değil gibi geliyor bana bunu hiç bu şekilde de düşün(e)medim.

Bence kaynak/yaratıcı, 7Y içinde de tek bir surette değil. Bunun böyle olması bana her nedense imkansız geliyor.

Bu "suret" kelimesi tamamen kendi kullanımımdan türüyor. Farklı terimlerle karışmaması için belirtiyorum. Bir yere referans vermiyorum.

Bozadinin verdiği örnekle başlayayım gerçekten çok temel seviyede harika bir örnek olmuş. Kavrayışı çok kolaylaştırmış. Forumun kapısında bastırıp dağıtabiliriz gerçekten öyle güzel olmuş :)

Kainatın bazı mekanizmaları var. Bunlar 7Y için aynı oktav konusunda olduğu gibi (ya da buna benzer şekilde) belirli suretler şeklinde işlev gösteriyor gibi algılıyorum. Tamamen örnek veriyorum;

Bu suretler evrenin mekanizması olduğu için haliyle tüm bu kısa döngü, uzun döngü, dualite, oluşan logoslar buradan kaynaklanıyor. Evet tek bir kaynaktan ama tek bir kanaldan değil.

Bu suretler hem pozitif hem nötr olmanın bir dengesini de içinde barındırıyor gibi düşünürüm hep. Mesela bunlardan biri çoğalmacı dişil enerji. Bunun kaynağının gerçekten son derece yoğun bir pozitif,sevgi frekansına sahip olduğunu düşünüyorum. Bu suretlerden biri olabilir. 7Y'nin diğer alt yoğunluklarda sayısız persona şeklinde deneyimler yaşaması, çoğalması bu özelliğe bağlı. Bu ana hat bu canlı türlerin kaynağı.

Bir diğer örnek olarak daha eril enerjiye sahip bilincin ihtiyat ve kararlılığını temsil eden bir suret olmalı ki bunun da muhtemelen net biçimde nötr olması mantıklı geliyor. Sonuçta bunca canlılığın kendileri için bireyselden kolektife ve yine kolektifen bireysele sayısız kusursuz deneyim yaşaması için sürekli yeni gezegenler, galaksiler ve haliyle logoslar oluşmalı. Burada doğrudan pozitif veya negatiften öncelikli olarak "sürdürülebilir ihtiyaçlar" var gibi geliyor bana bir nevi.

Bunlardan bir diğer karma olabilir. Karma'da son derece nötr bence. Bu arada nötr demek kesinlikle pozitiflikten yoksun olmak anlamına gelmiyor.  Nasılını açıklamak çok zor. Mesela Kas.lar defalarca kez "bh olmanın ilgisizlik hali" olduğundan bahsetti. Bu ilgisizliğin "amaaan banane yansın roma" gibi bir yaklaşımla alakalı olmadığı çok açık. Bunu herhangi bir konuda arzulara ve kişisel isteklerin esiri olmama olarak değerlendirebiliriz fakat bu da çok fazla 2Y-3Y-4Y algısıyla sınırlı bir ifade olacak gibi duruyor.


Özgür irade kavramı da bana pozitif ve nötr olmanın uyumunu sezgisel olarak veriyor. Bu kavramı güzel bir örnek olarak görüyorum. Mesela özgür irade o kadar gerekli ve o kadar pozitif bir niyetle var ki adeta nötr olma gerekliliği bir ders halini almış gibi.

Denge de bu suretlerden biri olabilir. Alt başlığı da pekala dualite olacaktır. Belki tek alt başlığı yoktur. Fakat tüm kainatın muazzam bir denge unsurunu temele alarak devam ettiği oldukça açık görünüyor. Bu ikililik pozitif / negatif olarak ayrılırken aslında kendi içlerinde de ayrılıyorlar. Yani pozitifliğin kendi içinde de bir dengesi var. Bu çok ucu açık bir şey. Adeta tek gerçekliğin "bilinç" olabileceğine dair çok büyük bir ipucu.

Denge konusunu anlamadan ve bunu yaratanın kaynağı olarak görmeden işin içinden çıkamıyorum. Çünkü bizim "dil" kullanarak oluşturduğumuz iletişimdeki tüm kavramlar ister soyut ve somut olsun ister bir nesne doğrudan doğruya pozitif ve negatifle ilişkilendirilemiyorlar. Denge konusunu bitirmeden bu mümkün görünmüyor. Örneğin; bir soyut kavramdan bir de basit bir nesneden örnek vereyim.

Aşk; bir duygu olarak bilinen aşka kim pozitif diyebilir? Edebiyat romantizmine kapılmaya gerek yok. Aşk çoğu zaman acılı duyguların sonunda değer kazanan bir tutku nesnesidir. Bu aşk oluşumunun içerisinde ve etrafındaki kimselerin denge seviyesi bunun kutbiyet seviyesini belirler.

Araba; nesnelerden bir örnek olarak madde ve somut araba. İcat olarak devrimseldir. Sizi a noktasından b noktasına kısa süreler içerisinde götürür. Bir ulaşım aracıdır ama bu nesneye yüklenen anlamlar ulaşım aracının çok ötesindedir. Niyet bazında bir icat olarak son derece pozitiftir fakat ona yüklenen anlamlarla ne kadar kutbiyeti bellidir? Araba kazalarında dünyada bir yıla binlerce insan ölüyor ya da birilerini öldürüyor.

İşte tüm bu kavramların sindirilmesi için evren bir öğrenme laboratuvarıysa buna tek başına yalın bir pozitiflik yüklemenin işin "öğrenme" kısmında eksik bir kavram yaratacağını bir soru işareti doğuracağını düşünüyorum. Bu sebeple kaynağı 7Y'yi yalnızca monoteizmdeki gibi tek bir noktadan çıkan ve yayılan şeyler olarak düşünmüyorum. Çünkü bu kusursuz nizam tekliliği istemeyerek "var" gibi geliyor bana.


sybleman

Tek bir yerden tek bir kanal ile olmadığı konusuna katılıyorum. Biz 3y bilinciyle hala kuantum anlayışına alışamadık. Logos lari düşünürsek güneş veya üst Logos veya başka bir galaksinin logosu ayrı gibi ama aslında aynı kaynak. Kesinlikle hem aynı hem değil.

Karma konusu da bence deneyim sadece. Her olasılığı deneyimlemeye çalışıyoruz sadece. Kendimin ve başka bir kaç yakınımin hayatlarını izlerken şunu farkettim. Bir şeyi yaşadıysak biraz da onun tersini yaşamak istiyoruz ama bu sadece deneyimleri arttırmak için. Her duyguyu ve her hali yaşamak için. Elimizde bir kitap var gibi bütün duygu ve hallerin yazdığı. Her hayatta bütün bunları öğrenmeye çalışıyoruz gibi. Yoksa birini öldürdüm ben de diğer hayatta öldürülmeliyim gibi ceza tabanlı değil bence. Sadece öğrenmek amaçlı yapıyoruz. Eğer 4y ve üzeri vazife planı ise bütün duyguları vr durumlari öğrenmemiz lazım.

Mesela benim yaptığım şu bilinç izlemeleri hali. Anladım ki son evreyi kapatmadan almadığım dersleri ve duyguları tamamlama telaşım. O hale geçince kendim yaşıyor gibi oluyorum hatta daha fazlası. Psişik taraf da aktif olunca çok anlamlı bir yol benim için. Enkarnasyon için zaman kalmadı ama Bu şekilde tamamlayabilirim. Üst benliğin  güzel bir yolu. Anlayınca çok şaşırdım. Karma dediğimiz şey sadece duygu ve durumların öğrenilmesi. Sebep ve sonuçların bile anlamı yok.

Dediğin gibi karma.bile nötr aslında. Her hali ve onun tersini öğreniyoruz. İki tarafın açısından da durumu yaşıyoruz ve objektif olmayı öğreniyoruz.

bozadi

#215
Arkadaşlar, katkılarınız, eleştirileriniz önemli. Ben varlığı pozitiflikle adeta eşitliyorum ama bu yaklaşımımda hatalı veya eksik birşeyler olabilir. Bunun üzerinde düşünmeye devam edeceğim.

Pozitifin olabilmesi için negatifin de olması gerekiyor; hatta yarı yarıya. Ve tabi nötrlük meselesi de var, ki o daha çok pozitiflikle ilişkili gibi görünüyor (proton ve nötron örneğinde olduğu gibi).

Bana göre var'lık pozitifliktir ("pozitif" teriminin bilimdeki şu kullanım örneğinde görüldüğü gibi: "RH pozitif" = "RH var") ama varlığın devam edebilmesi için negativite ve nötürlüğün de olması gerekiyor. Bana göre bu üçlü temel olarak varlığın (+) sürmesine hizmet ediyor. Proton-Elektron kutbiyetinde "ortada" olması beklenebilecek olan nötronların protonlara yapışık olması da bana bunu çağrıştırıyor ama bu yaklaşımım mutlak bir bilgiye değil, büyük ölçüde tahmine dayalı ve tahminimde eksik-yanlış yönler olması mümkün ve hatta muhtemeldir.

Varoluşta pozitifliğin ve negatifliğin yarı-yarıya dengede olduğuna dair açıklama veya imalar var celselerde. Ama bir yandan da en üst yoğunluk seviyelerine doğru gidildikçe negatifliğin hükmünün giderek azalması, pozitifliğin mutlaklığa ulaşmasına dair de açıklamalar ve vurgular var, önceki mesajlarda dikkat çekmeye çalıştığım gibi. Yatay düzlemdeki (örneğin belki 3 ve 4y'deki) pozitif-negatif dengesi, en üst yoğunluğa yaklaştıkça pozitiflik lehine bozuluyor gibi görünüyor. Peki büyük resimde bu denge nasıl korunuyor? Sanıyorum ki bu sefer yatay düzlemde değil, dikey düzlemde sağlanıyor denge. Varlığın merkezine gidildikçe varlık (pozitiflik) mutlaklaşıyor ve özellikle en yüksek yoğunlukta mutlaklığa ulaşan bu var'lık durumunu dengeleyen şey, alt seviyelerdeki varlık (pozitiflik) eksikliği. Buna daha çok "bilinç" açısından bakmak gerekir sanırım. 1'den 3'e kadar olan yoğunluklardaki bilincin büyük ölçüde "uykuda" olduğu söyleniyor yanlış anlamıyorsam. 3'te yapılan seçime dayalı olarak ve BH açısından düşünecek olursak 4'te uyanış başlıyor ve bilinçteki bu uyanışın mutlaklığa ulaşması 7y'de gerçekleşiyor (%100 uyanıklık, %100 bilinç, %100 ışık). Sonuçta "yoğunluk" kavramı "bilinç/farkındalık" yoğunluğunu ifade ediyor ve en yüksek bilinç yoğunluğu da 7y. Ve bilinç ile varlık arasında da bir doğru orantı var. "Tanrı VAR olan herşeydir" deniyor, hem 7y, hem de 7y'nin kapsadığı diğer tüm yoğunluklar anlamında. İlk yoğunluk düzeylerindeki "uyuyan bilinç", nispi bir yokluk durumu oluşturuyor sanırım. Ve üst (5-6-7y) yoğunluk düzeylerinde giderek uyanan ve sonunda mutlak uyanıklığa ulaşan durumu dengeleyen şey, alt yoğunluk düzeylerindeki "uyku" durumu olabilir. Ama burada dengelenen zıt kutuplar mutlak manada pozitiflik ve negatiflik diye kabul edilebilir mi, emin değilim.

K'lar "mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" diyor ve mutlak varlığın "Tanrı" olduğunu söylüyor (Tanrı'nın da "var olan herşey" olduğunu söylemişlerdi). Karadeliklere giden KH enerjilerinin mutlak yokluğa gitmiş olduğunu söylüyorlar. Peki "mutlak yokluk" denen şey sadece KH enerjilerinin karadeliklere gitmesinden mi ibaret? Henüz var edilmemiş olan, yani bu anlamda "mutlak yoklukta" olan şeylerin de "mutlak yokluk" kavramına dahil olması mümkün mü? Belki de. Bu anlamda, 7y'nin "mutlak/sonsuz yaratıcı" işlevi (ki tüm yoğunluklarda var olan herşey bu potansiyeli belirli ölçülerde taşıyor sanırım) ve bu işlevinin sonsuza kadar devam edecek olması, "yokluğu" da çağrıştırıyor. Şu anda (veya geçmişte) var olmayan ama şu anda veya gelecekte var edilecek olan herşey, var olmadan / tasavvur bile edilmeden önce "yok"tu, belki bu anlamda "mutlak yokluk" kapsamındaydı. K'lar "mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" derken bunu mu kastediyor acaba (en azından kısmen)? Üzerinde düşünmeye devam ediyorum. Varlığı pozitiflikle, yokluğu negatiflikle eşanlamlı görüyorum. Negatifliğin %100'e ulaştırılması, karadeliğe girmek veya karadelik oluşturmak suretiyle yok olmak anlamına geliyor gibi görünüyor. Pozitifliğin %100'e ulaştırılması ise 7y'de büyük patlamayla tüm yoğunluk seviyelerine dağılma / varlığı besleme ve sürdürme işlevi gösteriyor gibi.

Örneğin Ra'da "logos" kavramından çok söz ediliyor, şimdiye kadar ayrıntılı incelememiş olsam da. Ve logosun / logosların 7y (veya belki 6y'nin en ileri aşamaları) olduğunu algılıyorum. Ve logos için aynı zamanda "sevgi" ifadesi kullanılıyor. Ama buradaki sevgi 4y sevgisi değil de 6y (ve 7y) sevgisi olduğunu düşünüyorum. Ve "çekim" denen şeyin de bu "sevgi" ile eşanlamlı olduğunu algılıyorum. K'lar çekimin ne olduğuyla ilgili bir soruya "Tanrı" demişlerdi. Bu anlamda Tanrı ile sevginin eşitlenmesi de mümkün görünüyor. Tanrı'nın çekimi, Tanrı'nın sevgisi. Makul görünüyor.

Şu anki yaklaşım şeklim itibariyle "pozitif" kavramını "varlık" ile eşanlamlı görüyorum ama pozitiflik diye birşey olabilmesi için negatiflik ve nötrlük de olması gerektiğini kabul ediyorum. %100 pozitiflik belki 7y'nin tamamında değil de "büyük patlama" aşamasında gerçekleşiyordur. Umarım konuyu netleştirmemize yardımcı olacak ipuçlarını buluruz veya hatırlarız.





bozadi

#216
Alıntı yapılan: sybleman - 01 Şubat 2024, 11:35:40 Karma konusu da bence deneyim sadece. Her olasılığı deneyimlemeye çalışıyoruz sadece. Kendimin ve başka bir kaç yakınımin hayatlarını izlerken şunu farkettim. Bir şeyi yaşadıysak biraz da onun tersini yaşamak istiyoruz ama bu sadece deneyimleri arttırmak için. Her duyguyu ve her hali yaşamak için. Elimizde bir kitap var gibi bütün duygu ve hallerin yazdığı. Her hayatta bütün bunları öğrenmeye çalışıyoruz gibi. Yoksa birini öldürdüm ben de diğer hayatta öldürülmeliyim gibi ceza tabanlı değil bence. Sadece öğrenmek amaçlı yapıyoruz. Eğer 4y ve üzeri vazife planı ise bütün duyguları vr durumlari öğrenmemiz lazım.
Karma nadiren "pozitif karma" (ödül) anlamı da taşıyabilir ama genellikle negatif ("ceza") anlamıyla kullanılıyor. Karma kesinlikle "öğrenmeye" hizmet eden birşey ama herşeyi öğreneceğim diye her türlü negatifliğe bulaşmak gerektiğini sanmıyorum; bu biraz da bizim öğrenme / anlama eşiğimize bağlı sanırım. Birşeyi bazen çok küçük bir örneğiyle anlamak mümkün olur. Örneğin egosallığa dayalı olarak birini incitmenin milyon türlü derecesi olabilir, nispeten masum olanlardan en psikopatik olanına kadar. Önemli olan kişinin buradaki basit ilkeyi kavrama "duyarlılığı" ve "istekliliği".

Alıntı yapılan: sybleman - 01 Şubat 2024, 11:35:40 Dediğin gibi karma.bile nötr aslında. Her hali ve onun tersini öğreniyoruz. İki tarafın açısından da durumu yaşıyoruz ve objektif olmayı öğreniyoruz.

Karma/denge yasasının nötr nitelikleri var tabi ki ama ben daha ziyade "pozitif" nitelikli olduğunu düşünüyorum. Yine Maharaj'ı alıntılayacak olursam: "Karma, doğruluk için çalışan bir yasadır; o Tanrı'nın şifa verici elidir." Bu anlamda pozitif olduğunu düşünüyorum. Ama tabi ki "denge" prensibi nötrlükle de yakından alakalıdır.

bozadi

Negatif anlamda karmanın her zaman %100 aynı şekilde bireye dönmesi gerekmiyor sanırım. Önemli olan dersin alınması, samimi pişmanlık vs. Ama dersin alınmasının başka yolu veya ihtimali kalmadıysa, yaşatılan şeyin birebir (veya buna yakın) biçimde yaşanması kaçınılmaz hale geliyor olabilir.

gerçek tosun paşa

Sanırım M.Newton'un kitabındaydı orada cesur ruhların tekamül süreçlerinde daha büyük "mükafatlar" elde edebilmek için yoğun karmik borçlara girdiklerinden bahsediliyordu.

Yani karma bir ruh için illa cezalandırıcı bir deneyim olmak zorunda değil. Bazı ruhlar bu karmik borcu önden önden taksitle ödeyerek seri bir ivme kazanmayı planlama konusunda opsiyonel bir hakka sahip gibi algılamıştım.

sybleman

Çok güzel tanımladın bence bozadi.

Bizi iyileştirdiği yönünde bakış açısıyla gidebilirsek başımıza ne gelirse gelsin aslında bu bizim için pozitif karma oluyor  :) Hayır da şer de ondan gelir. Ne gelirse hoş gelir. Dediğimiz gibi. Yaşadıklarımız öğrenmeye hizmet etmişse zaten pozitife hizmet etmişizdir onları yaşayarak. Dersleri aldığımız ölçüde.

Logoslar mevzusuna çok daldım bir ara Ra'da. Çok da mantıklı geldi bana açıklayamadığım şeylerin anlamını oturttu. Ve ibnül arabi ve tasavvufi bakış açısı ile de okuyunca uyduğunu gördüm sonradan. Burada bazen düşündüğüm ama anlamadığım şeyler var.

Mesela güneş bir alt logos ise üst logosu neresidir? Sirius neden önemlidir? O da bir logos mudur? 7y yi deneyimlediğim o anda galaksinin merkezi gibi bir enerji alanıydı. Karadelik diye gördüğümüz şeyler 7y de  merkezi ana logos olabilir mi? Ki karadeliklerin yuttukları maddeleri evrenin uzak köşelerine fırlattığını biliyoruz. Belki de yokluk olarak tanımlanan kh ı yok eden karadelik gibi bir yapı da bir logos ve onları yokedip başka bir yerde sıfırdan tekrar var ediyor. Döngüsel. Sonuçta hiç bir şey yok olamaz. Dönüşebilir.

Tasavvufi açıdan "Ol der olur" ayetindeki gibi aslında söz de demek islam ilmi açısından. Enerji alanındaki düşüncelerin dönüşmesi gibi. Ol der olur. Herşey sözdür düşüncedir.

Tasavvufta bazı şeyler de örtülü geçiyor. Tam anlamak için sadece yaşayanlar anlasın diye sanki kelimelerin ardına saklamışlar. Şiirlerde yazılarda. Anlıyorum onları o zamanda çıkıp Enel hakk diyen bestamiyi katlettikleri gibi. Anlamak zor. İnsanlar bilmediklerinden korkuyorlar.

Mesela logos dediğimiz şey tasavvufta HAKÎKAT-i MUHAMMEDİYYE olarak geçiyor. Muhammedin hakikati özü. Hz.Muhammed siz yaratılmadan önce ben vardım derken bence logosu kastediyor. Önce logos yaratıldı. Kadiri mutlak tarafından. Sonra logos'da bir insan sureti belirdi diye anlatır ibnül arabi. Sonra bu belirli belirsiz insan sureti maddeye dönüştü. İnsani kamil denilen yükselmiş insan da aslında logosla bir olduğu için Enel Hakk der Beyaziti bestami gibi. Ve ben sizden önce de vardım söylemi gibi. Çünkü o artık insani kamildir o yüzden logosla birdir. Sözü ol der olur emrindedir. Veya mevlananın sen yürüyen evrensin sözünde de "Aslını bil, sen insanı kamile ulaştığında logosla bir olacaksın, evren sensin zaten" demek istemiş bence.

Eski seyri-sülük öğretisinde dervişi bir mürşidi kamil götürürmüş bu aleme belirli bir aşamayı geçince. Bu alemi tadan derviş kendinden geçer. İmanı kesinleşir. Artık Allahın ne olduğunu bildiğini sanıp kavuşmak için yanar tutuşur işte. Hatta mürşidine yapışır beni tekrar götür dermiş. Metafizik alemin sırları.

Tasavvufta böyle geçiyor benim özümsediğim şekliyle. Ama işte logoslar mevzusunun üst logos kısmını da çok anlamış değilim doğrusu. Felekler mevzusunda İbnül arabi bunu güzel anlatır ama anlaşılması da zor bir mevzu.

Kendi anladığımca tasavvufi açıdan yazmaya çalıştım. Çok merak ettiğim ve dalıp dalıp çıkamadığım bir mevzu. Herşeyin özü son noktası ulaşacağımız yer. Deneyimleyince çok özlediğim gitmek için uğraştığım gidemediğim. Ama işte o son noktaya ulaşana kadar deli gibi özlediğim eter denizim, yıldızım. Düşününce bile hücrelerimin dağılmaya başladığı. Ona uçsam çekilsem tekrar dönmem diye düşündüğüm. Türklerin uçmağa varmak dediği de budur benim fikrim. Halbuki bir yanımız zaten orda işte ama. İlüzyon işte perdelerden perde. Ayrı sanıp duruyoruz.

sybleman

Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 01 Şubat 2024, 13:49:08 Sanırım M.Newton'un kitabındaydı orada cesur ruhların tekamül süreçlerinde daha büyük "mükafatlar" elde edebilmek için yoğun karmik borçlara girdiklerinden bahsediliyordu.

Yani karma bir ruh için illa cezalandırıcı bir deneyim olmak zorunda değil. Bazı ruhlar bu karmik borcu önden önden taksitle ödeyerek seri bir ivme kazanmayı planlama konusunda opsiyonel bir hakka sahip gibi algılamıştım.

Bu olabilir, dediğin gibi bir örnek hayat karması olan kızım var. Anlatmıştım daha önce kanal tartışmalarında sanırım. Önceki hayatlarını izlerken gözümden yaşlar geldi. Neden bir ruh bu kadar ağır bir hayat ister. Bütün zor dersleri önceden almak istemiş. Bu son hayata bırakmış sanki mutlu olmayı, sevilmeyi. İyi duyguları hiç yaşamamış. Hep üzgün, dışlanmış, sevgisiz kalmış, fakirlik, açlık, kölelik, yalnızlık, öldürülme. Güzellik seçmiş ama köle olmuş. Hep zor dersler. Çok ağır bir hayat zinciri. Sanırım dediğin gibi bir şey seçmiş.

bozadi

K'ların karadelikler hakkında söyledikleri:

Alıntı Yap
(L) KH bakımından, tabii alakalı olabilir de olmayabilir de ama, Kara Deliğin özelliğini söyleyebilir misiniz?

C: Büyük ölçekli KH.

S: (L) Yani bir varlık öylesine yüksek bir kendine hizmet seviyesine çıkıyor ki, resmen kendi içine doğru patlıyor, öyle mi?

C: Yakın bir benzetme.

S: (T) Yoksa bütün bir KH medeniyeti mi?

C: Hayır.

S: (L) Belki de bir medeniyet bunu yapamaz çünkü medeniyet birlikte çalışmayı ima ediyor. Tek bir varlık olması gerekir.

C: Kara Delikler KH Özgür İrade bilinç yapısının doğal birer yansımasıdır. Dikkat ederseniz Kara delikler, spiral enerji güçlerinin merkezinde bulunurlar, diğer herşey dışarı doğru yayılır.

S: (L) "Spiral" enerji güçleri dediniz, ve dalganın da bir spiral olduğunu söylemiştiniz. Bu dalganın merkezinde de bir kara delik mi var?

C: Hayır.

S: (L) Dışa yayılım gösteren bir dalga mı?

C: Yaratılıştaki herşey budur: yayılan bir dalga.

S: (L) Kara deliğin emdiği enerji nereye gidiyor?

C: Mutlak yokluğa.

S: (L) Peki eğer bir kara delik sürekli içine birşeyler almaya devam ederse sonunda tüm varoluşu emip bitirmesi mümkün olabilir mi?

C: Hayır.

S: (L) Neden?

C: Evren herşeyi kapsar. Kara delikler ise tüm KH enerjilerinin son durağıdır.

S: (F) Yani bu, biz veya KH olarak tanımlanan herhangi birinin, o yolda kalmaya devam etmesi durumunda en sonunda varacağı yerin bir Kara Delik olacağı anlamına mı geliyor?

C: Yakın.

S: (L) Çok hoş. Peki "mutlak yokluğa" giden enerjiye ne oluyor?

C: Mutlak yokluk, mutlak varlığı dengeliyor. Mutlak varlığın ne olduğunu tahmin edin.

S: (L) Bir tür dengeleyici güç mü?

C: "Tanrı."

S: (T) Pleiades Öğretileri'nde bahsedildiği şekliyle Baş Yaratıcı'dan mı bahsediyoruz?

C: Evet, Baş Yaratıcı.

S: (T) Baş Yaratıcı ile "Tanrı" arasındaki fark nedir?

C: Yok. Varolduğunuz sürece Baş Yaratıcı'nın bir parçasısınız.

S: (L) O halde Kara Deliklere giden şey Baş Yaratıcı'nın bir parçası olmuyor?

C: Doğru.

S: (L) Baş Yaratıcı kendisinin bir parçasını nasıl kaybedilir?

C: Baş Yaratıcı birşey "kaybetmez."

S: (L) Peki var iken Kara Deliğe gittiği için yok olan şeyler?

C: Yansıma olarak 1'inci seviyede tekrar üretilir.

S: (L) Yani Kara Deliğe giden enerji diğer taraftan çıkıyor mu?

C: Hayır.

S: (L) Primal atom gibi birşey mi oluyor?

C: Hayır.

S: (T) Tekrar döngüye mi giriyor?

C: Hayır. Yok olanın yerine yansıma olarak primal atomlar üretiliyor.

S: (T) Pozitif veya negatif enerji ürettiğimizde, diğer seviyelerde bu enerjiyle beslenen varlıklar var, bu doğru mu?

C: Evet.

S: (T) Tamam, ve Kertişlerin negatif enerjiyle beslendiklerini söylemiştiniz?

C: Evet.

S: (T) Peki pozitif enerjiyle kim besleniyor?

C: Siz.

S: (T) Pozitif enerjiyle nasıl besleniyoruz?

C: Bir'le yani 7'nci seviyeyle birliğe doğru ilerliyorsunuz.


...


S: (L) Bir süre önce transkriptleri tekrar okuyordum ve bir yerde, karadeliğin mutlak yokluk olduğu ve yok olan şeylerin birinci yoğunlukta tekrar  üretildiği  yazıyordu.  Veya  birinci  seviyedeki  tekrar  üretimin,  karadeliğin  bir  yansıması  olduğu  söyleniyordu.  Karadelik  birinci yoğunlukla mı yoksa yedinci yoğunlukla ilgili bir fenomen mi?

C: Yalnızca 1'den 4'e kadar.

S: (L) Karadelik fenomeninin, yani mutlak yokluğun, daha üst seviyelerde, yani 5'ten 7'ye kadar olan yoğunluklarda bir yansıması var mı?

C: Önceki yanıta bak.


...


S: (L) Thule ve Vril topluluklarındaki Almanlar'ın tartıştığı şeyler arasında "İçi Aydınlatan Siyah Güneş" de vardı. Bize "Siyah Güneş"in ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

C: KH yöneliminin nihai kaderi.

S: (L) Bu Siyah Güneş astronomik bir olay mı?

C: Temel olarak.

S: (L) Biz bu Siyah Güneş'i ne olarak biliyoruz? Kara delik mi?

C: Yüksek olasılık.


...


S: (L) Daha önce değişken çekim dalgalarından bahsederken bu dalgaların değişken hale gelmesine neden olan şeyin ne olduğunu sormuştum ve siz de "kullanım" olduğunu söylemiştiniz. Ayrıca BH'nin çekimi dağıtmak, KH'nin de çekimi "toplamak" olduğunu söylediniz. Bunun üzerinde biraz düşündüm ve şunu sormak istiyorum; diğerlerine verirken, ki örneğin bir yardımın yalnızca dersin uzamasına neden olacağını bildiğin için verdiğin şey bir yardımın kesilmesi şeklinde bile olsa, başkalarına vermek çekimin dağıtılması demek oluyor. Ve bunun tersi olarak da, örneğin kişi başkalarının enerjisini boşalttığının bilinçli bir şekilde farkında olmasa bile bir şekilde başkaları üzerinde zihinsel veya başka türlü kontrol uygulamak da çekimin toplanması oluyor. Doğru mu?

C: Yakın.

S: (L) Ve çekimi topladığın zaman karadelik gibi birşey mi oluyorsun, kendi içinde bir çukur mu oymuş oluyorsun?

C: Nihai olarak.


...


C: Nötron yıldızlarının, süper novaların, "kara deliklerin" vs özelliği nedir?

S: (L) Kara deliğe giren şey pulsar olarak mı çıkıyor?!

C: Hepsi madde/antimaddenin kesişim noktaları...


...


C: Kara delikler yalnızca 1'inci kadirden yıldızlardan meydana gelir. (ç.n.: 1'inci kadirden yıldızlar: en parlak yıldızlar)


...


S: (L) Son zamanlarda seyrettiğimiz "Sphere" (Küre) ve "Event Horizon" gibi bazı filmlerde karadeliklere giren ve sonra tekrar ortaya çıkan ama çok garip durumlrın olduğu uzay gemileri var. Bir karadeliğe giren uzay gemisi fikri zihnimi kurcalayan birşey. Bir karadeliğe giren bir birey veya uzay gemisinin deneyimleyeceği şeyin ne olacağını öğrenmek istiyorum.

C: Parçalanma ve anti-madde enerjisine çevrim.

S: (L) Yani başka bir evrende ortaya çıkmıyor, değil mi? (A) Çıkıyor.

C: Çıkıyor ama madde olarak değil.

S: (L) Birşey bir karadeliğe girdikten sonra parçalanmadan tekrar madde evreninde ortaya çıkabilir mi?

C: Hayır.

S: (L) Yani bir kez karadeliğe girince, sayonara, asta la vista, öyle mi?

C: Yıldızlar da bu nitelikte geçitlerdir.

S: (L) Yani bizim yıldız olarak algıladığımız şeyler anti-madde evrenindeki karadelikler olabilir mi?

C: Hayır, pencere.

S: (L) Peki eğer o diğer evrende, bize karadelik olarak görünen şeyin öbür tarafında yaşıyor olsan, karadelikler sana ne olarak görünürdü?

C: Açıklanamayacak kadar karmaşık.

S: (L) Bir referans verin...

C: Sorun da bu! Hiçbir referansın yok.


...


(A) Dünyanın merkezinde mini bir karadelik var mı?

C: Hayır.




bozadi


"Mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" ve "Mutlak varlık = Tanrı" açıklamaları üzerinde biraz durmak istiyorum.

Pozitifliği dengeleyen şeyin (karşıtının) Negatiflik olduğunu söylemiştik. Örneğin protonun (+) karşıtı elektron (-). İkisi de "mevcut".

Şimdi dikkat:

Pozitifliğin %100 hali = Mutlak Varlık (= 7y)

Negatifliğin %100 hali = Mutlak Yokluk (= ?)

Mutlak varlığın karşıtının (dengeleyicisinin) mutlak YOKLUK oluşunu düşünsenize!!!

Sürekli düaliteden bahsediyoruz. Herşeyin bir zıddının "var" olduğunu söylüyoruz. Peki ya varlığın zıddı? Varlığın zıddı = Yokluk!!! Şimdi bu durumda varlığın zıddı var mı, yok mu?







bozadi

#223
Beyin gıdıklayıcı, değil mi? :-)

Mutlak varlığın (Tanrı/7y) zıddı, mutlak yokluk. Bu durumda Tanrı'nın zıddı var mı, yok mu?

Hem elimizdeki kanal bilgilerinin hem de örneğin Maharaj'ın anlatımlarına göre, varoluşun özünde veya mutlaklığında kutupsallık yoktur. Yani sanki mutlaklık bir tür nötürlükmüş gibi durur. Bu tamamen yanlış değil ama tamamen doğru da değil. Diyorum ya, Ra-Kasyopya kozmolojisine göre "mutlağa" (7y) doğru giden yol, pozitifliğin (BH) sürekli artırılmasını, negatifliğin (KH) ise sürekli azaltılmasını gerektiriyor. Bu durumda mutlaklık ile pozitiflik arasında bir doğru orantı olduğu ortaya çıkıyor. Nitekim, bize tüm bu bilgileri sunan 6y varlıkları bize nötrlük önermiyorlar, "pozitiflik" öneriyorlar sürekli olarak. "Sevgi" deyip duruyorlar. Tanrı ve sevgi kavramları eşanlamlı gösteriliyor. Sevgi nötr bir faktör değildir, en ileri derecede "pozitif" bir faktördür. Tabi sevgi deyince, K'ların dikkat çektiği gibi, bunu dünyada biraz çarpık bir şekilde yorumlama eğiliminde olduğumuz gibi duygusal, adeta kimyasal birşey olarak düşünmemek lazım. Sevgi, birliğin doğal bir ifadesi. Birliğin kendini sürdürme, koruma iradesi. Sevgi ile çekim kavramları arasında önemli bir ilişki var. Birbirine aşık olan, çok seven bireylerin birbirlerine nasıl çekildiklerini düşünün. Tanrı'nın (Sevgi'nin) çekimi de böyle birşey. Bizi yaşatan ve ilerleten şey de bu neticede. Parça durumundayız, bütüne kavuşma arzusu, çekimi duyuyoruz.

Sevgi/pozitiflik ile nötrlük arasında önemli bir ilişki, uyum var. Nötralite gerçek pozitif eğilimin ve deneyimin önemli bir parçası. Pozitif varlıklar şeyleri olduğu gibi görürken, negatif varlıklar görmek istediği gibi görüyor. Pozitiflerde objektiflik eğilimi var, negatiflerde subjektiflik. Gerçek sevgide özgür iradeye sonsuz bir saygı vardır. Gerçek sevgi hapsedici, zorlayıcı değildir, tam tersine sonsuz özgürlük tanıyıcıdır. Gerçek Tanrı da (7y) budur. Gerçek sevgi.

İşte, bir yandan mutlaklık ile pozitiflik arasında çok önemli bir uyum ve birliktelik varken, neden ve nasıl oluyor da aynı zamanda mutlaklıkta "kutupsallık" olmadığı söyleniyor? Çünkü mutlaklık denen şey "mutlak varlık"tır ve onun zıddı "mutlak yokluk"tur. Dolayısıyla "mutlak varlığın zıddı yoktur" deseniz, yanlış olmuyor.

bozadi

#224
Mutlak varlığın kutupsuzluğu meselesinin bir yönü de "bireysizlik" meselesidir. Yani %100 mutlak varlık durumuna (7y'nin en ileri aşaması) erişildiğinde artık o noktada "bireysel" bir deneyim söz konusu olamıyor. Çünkü "birey" kavramı "çokluk" kavramıyla kaçınılmaz olarak ilişkilidir. Hiçbir zaman tek bir birey yoktur, birey o veya bu şekilde toplumsal bir realitenin parçasıdır. Ama mutlak varlıkta hiçbir şekilde "ikilik" kalmaz, kalamaz, dolayısıyla orada "birey" diye birşey de olamaz. Ama sonuçta mutlak varlık var olan herşeydir, dolayısıyla o aynı zamanda tüm bireylerdir.

Yerli anaakım ruhçuluğumuzun en ileri noktası veya ifadesi olarak kabul edilen "İlahi Nizam ve Kainat" eserinde, "Allah"ın varoluşun geri kalanından mutlak ayrılmışlığına ve "erişilmezliğine" yapılan vurgunun başlıca sebeplerinden biri de bu olabilir. 7y'de (en azından en ileri aşamasında) bireyselliğin tamamen geride bırakılmasının gerekmesi.

Ama Ra-Kasyopya kozmolojisine ve yine Maharaj'ın anlatımlarına bakıldığında, 7y'nin (Allah) varoluşun geri kalanından mutlak ayrılığından veya erişilmezliğinden bahsetmek yanlış duruyor çünkü, K'ların deyişiyle, "Tüm yoğunluklar 7. yoğunluk"tur. Var olan herşey odur. Ondan başka birşey yoktur. Bu durumda, K'ların dikkat çektiği "Monoteizm" dezenformasyonunun maalesef bu önemli esere de bulaştığı sonucu çıkarılabilir diye düşünüyorum. Tabi burada "monoteizm" derken kastedilen şey, "Yaratıcı ile yaratılan arasında mutlak ayrılık / erişilmezlik" olduğu düşüncesi. Bu durum yerli ruhçuluğumuzun zararlı veya faydasız olduğu anlamına gelmiyor tabi ki, tam aksine, bizim Ra-Kasyopya kozmolojisinde net denebilecek bilgiler edinme şansına sahip olduğumuz "yoğunluklar" kavramının, on yıllar öncesinden yerli spiritüel kaynaklarımızda farklı isimlendirmelerle mevcut olduğunu görmek beni çok şaşırttı ve sevindirdi. Bunun gibi daha nice paha biçilmez bilgi cevherlerinin yerli ruhçuluk kaynaklarımızda mevcut olduğundan şüphe duymuyorum ve belirttiğim gibi bundan büyük bir sevinç ve gurur duyuyorum. Ama "monoteist" vurgu kısmı kafama yatmıyor, Ra-Kasyopya kozmolojisinin, Maharaj'ın ve yine belli başlı sufilerin anlattıklarını benimsedikten sonra.

Yerli ruhçu akımda belki yanlış değil ama çok ciddi bir eksik olarak gördüğüm bir diğer husus ise "BH-KH" kutupsallığı konusunda son derece sığ kalınmış gibi görünmesi. "Müspet ve Menfi (pozitif ve negatif) tesirler"e oldukça güçlü bir vurgu yapılıyor olmasına rağmen, sanki tüm ruhlar bir şekilde "müspet"miş, "menfi ruh" veya "menfi varlık" diye birşey yokmuş gibi bir tavır sergileniyor gibi algıladım. Negatiflik sadece "gerilik" ile, "cehalet" ile açıklanmaya çalışılmış gibi. Önemsiz sayılabilecek, adeta görmezden gelinebilecek bir "istisna" gibi. Bu anlayış nihayetin gözünden bakıldığında bir ölçüde doğru ama tam olarak değil. Özellikle de bizimki gibi "ruhsal psikopatinin" onbinlerce, hatta yüzbinlerce yıldır ciddi bir egemenlik sağladığı bir 3y gerçekliğinde bu tavrı çok sorunlu buluyorum. (Neyse ki, daha önce de dikkat çekmeye çalıştığım gibi, Ruh ve Madde dergisinin bazı sayılarında KH nitelikli dünyadışı varlıkların ve dünyevi malum güçlerin karanlık faaliyetlerine dair en azından bazı atıflar yapılmış.)

Bu tavır nedeniyledir ki, Haktan Akdoğan ve Erhan Kolbaşı gibi "Gri Seviciler" meydanı boş buldular ve bir yandan "ruhçu" ahkamlar keserken bir yandan da "4y KH" varlıklarının insanlık üzerindeki şeytani faaliyetlerini "aklayıcı" bir dezenformasyon hareketinin yerli öncüleri oldular.

Anaakım yerli ruhçu camiamız Akdoğan ve Kolbaşı'lara pek itibar etmemesi bakımından, bu duruma az da olsa tepki gösterdi diye düşünüyorum. Örneğin ruhçu ahkamlar kesmede özellikle öne çıkan Kolbaşı, ruhçulukla alakalı uzmanları bünyesine davet edip seminerler sunduran Bilyay'dan itibar görmedi sanırım. "Reptilyanlar" ve onların psikopatik faaliyetleri hakkında önemli ifşalarda bulunan Farah Yurdözü Bilyay bünyesinde seminer verdi (o seminerlerin web'deki kayıtları sonradan kaldırılmış olsa da) ama çok "ruhçu" takılan, sürekli ruhçu camiaya ve kaynaklara atıf yapan, sanki ruhçu camianın onaylı bir sözcüsüymüş gibi caka satan Kolbaşı'nın adının-sanının geçtiğini duymadım Bilyay bağlamında. Kolbaşı sanki biraz da bu yüzden olsa gerek, yine Bilay'ın ne ölçüde tasvip ettiğinden şüphe duyduğum "Ruhsal Araştırmalar Enstitüsü" adlı (sanırım Ergün Arıkdal'ın oğlu Tarık Arıkdal tarafından kurulan) yeni bir ruhçu dernekle bağlantılı faaliyetlerde bulundu, hatta Grilerin faaliyetlerinin propagandasını yaptığı kitaplardan birini ("Mutatio") bu derneğin yayınevinden çıkardı. Bilyay bağlamında, örneğin Ruh ve Madde Yayınları çatısı altında çıkarabilmiş olsaydı çok daha havalı, çok daha itibarlı olacaktı kamuoyu nezdinde ama sanırım (bu konuda girişimlerde bulunduysa bile) bu mümkün olmadı, çok şükür.